Merkez Bankası Yıl Sonu Enflasyon Beklentisini 37,72’ye Yükseltti

Merkez Bankası, yıl sonu enflasyonunu yüzde 37,72’e yükseltirken, 12 ay sonrası enflasyon beklentisini yüzde yüzde 31,63’e çekti. 24 ay sonrası enflasyon beklentisini ise yüzde 17,91 olarak belirledi.

Haber Merkezi / Banka, yıl sonu dolar kuru beklentisini ise 22,91’e yükseltti. Banka, yıl sonu büyüme beklentisini ise 4,4’e düşürdü.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB), Piyasa Katılımcıları Anketi İstatistikleri Mart 2023 verilerini açıkladı.

Buna göre, piyasa katılımcıları gelecek 12 ay için enflasyonun yüzde 31,63 artış göstereceğini öngördü. Merkez Bankası’nın bir önceki piyasa katılımcıları anketinde gelecek 12 ay için enflasyon beklentisi yüzde 30,75 olarak belirlenmişti.

2023 yılının sonuna ilişkin enflasyon beklentilerinde de yukarı yönlü bir revizyon gerçekleşti. Buna göre piyasa katılımcıları, bir önceki ankette yıl sonu enflasyon beklentisini yüzde 35,76 olarak açıklarken, mart ayı anketinde bu beklenti yüzde 37,72 oldu.

Faiz beklentisi

Katılımcıların BİST Repo ve Ters-Repo Pazarı’nda oluşan gecelik faiz oranı ile TCMB bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı cari ay sonu beklentileri bir önceki anket döneminde yüzde 9,00 iken, bu anket döneminde yüzde 8,50 olarak gerçekleşti.

Dolar tahmini

Katılımcıların cari yıl sonu döviz kuru (ABD Doları/TL) beklentisi bir önceki anket döneminde 22,84 TL iken, bu anket döneminde 22,91 TL olmuştur. 12 ay sonrası döviz kuru beklentisi ise bir önceki anket döneminde 23,10 TL iken, bu anket döneminde 23,52 TL oldu.

Büyüme beklentisi

Katılımcıların GSYH 2023 yılı büyüme beklentisi bir önceki anket döneminde 3,6 iken, bu anket döneminde yüzde 3,5 olarak gerçekleşmiştir. GSYH 2024 yılı büyüme beklentisi ise bir önceki anket döneminde 4,5 iken, bu anket döneminde yüzde 4,4 olarak gerçekleşti.

Paylaşın

Merkez Bankası Duyurdu: Konut Fiyatları Yüzde 153 Arttı

Ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 6,9 oranında artan Konut Fiyat Endeksi (KFE), bir önceki yılın aynı ayına göre nominal olarak yüzde 153, reel olarak ise yüzde 59 oranında arttı.

Haber Merkezi / İller bazında en çok artışın gerçekleştiği İstanbul, Ankara ve İzmir’de sırasıyla yüzde 154,4, 156,8 ve 149,9 oranlarında artış görüldü.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Konut Fiyat Endeksi (KFE) Ocak 2023 verilerini açıkladı.

Açıklanan verilere göre, 2023 Ocak’ta bir önceki aya göre yüzde 6,9 artan KFE, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 153,1 arttı.

Aynı dönemde İzmir’de konut fiyatları yüzde 149,9 artarken, bu artış İstanbul’da yüzde 154,4 ve Ankara’da yüzde 156,8 oldu. Ankara’da artış hızı, İstanbul’u geçmiş oldu.

En çok artış yüzde 195,3 ile Antalya, Burdur ve Isparta’da yaşandı. Bu artışı yüzde 174,4 ile Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ; yüzde 168,6 ile de Adana ve Mersin izledi.

Ülke genelinde metrekare fiyatları aralıkta 17 bin 752 TL iken ocakta 18 bin 682 TL’ye yükseldi.

Böylece ülke genelindeki 100 metrekare bir evin ortalama fiyatı ocak ayı itibarıyla 1 milyon 868 bin 200 TL’ye çıkmış oldu.

İstanbul’da ise metrekare fiyatları ocakta 28 bin 910 TL’ye çıktı. Yani İstanbul’da 100 metrekarelik bir konutun ortalama fiyatı ocak ayı itibarıyla 2,8 milyonu aştı.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Swap Hariç Net Rezervleri Eksi 44,3 Milyar Dolar

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) net uluslararası rezervleri 10 Mart haftasında 2 milyar dolar azalarak 18,62 milyar seviyesine düştü. Aynı hafta TCMB’nin swap hariç net rezervi eksi 44,3 milyar dolar oldu.

Haber Merkezi / Rezervler kasım ayından bu yana en düşük seviyeye geriledi. TCMB verilerine göre brüt rezervler 10 Mart haftasında 120 milyar dolara geriledi. 3 Mart haftasında TCMB’nin brüt rezervleri 120,4 milyar dolardı.

Brüt ve net döviz rezervi nedir?

Ekonomist Mahfi Eğilmez, brüt ve net döviz rezervi arasındaki farkı şu şekilde açıklıyor: Merkez Bankası, döviz rezervlerinin tamamının sahibi değil.

TCMB’nin rezervlerinin bir bölümü bankaların Merkez Bankası’nda tutmak zorunda olduğu zorunlu karşılıklardan oluşuyor. Bunları bir çeşit emanet döviz olarak görmek mümkün.

TCMB’nin son yıllarda rezerv opsiyon mekanizması aracılığıyla, TL mevduatlar karşılığında alması gereken zorunlu karşılıkları dövizle yatırma esnekliği tanımasıyla bu döviz rezervlerindeki emanet tutarda artış oldu.

Döviz rezervlerinin bir bölümünün emanet olması nedeniyle Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin toplamı brüt döviz rezervlerini gösteriyor. Merkez Bankası’nda emanet olarak duran miktarlar düşüldüğünde net döviz rezervine ulaşılıyor.

Net döviz rezervi nasıl hesaplanıyor?

Net döviz rezervi, TCMB verilerinde aktif kısımda yer alan dış varlıklardan, pasif kısımda bulunan toplam döviz yükümlülüklerini çıkardıktan sonra elde edilen rakamın o günün kuruna bölünmesiyle hesaplanıyor.

Formül şu şekilde: Net Rezerv = (Dış Varlıklar – toplam döviz yükümlülükleri) / Dolar-TL kuru

Swap hariç net rezerv ne demek?

Ekonomist Eğilmez’e göre net rezerv miktarı, swap işlemleriyle elde edilmiş (emanet) dövizleri de kapsadığı için bu rakam tam olarak net rezervi ifade etmiyor.

Bu yüzden net döviz rezervini emanet dövizleri çıkararak görebilmek için bu miktardan swap karşılığı elde edilmiş döviz tutarını düşmek gerekiyor. Swap hariç net rezerv ise şu şekilde hesaplanabiliyor:

Swap hariç net rezerv = Net rezerv – Swap işlemleri toplamı

Uluslararası rezerv nedir?

TCMB’nin (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) tanımına göre uluslararası rezervler; ülkelerin para otoriteleri tarafından kontrol edilen, kullanıma hazır, birbirlerine çevrilebilme özelliği bulunan ve uluslararası ödeme aracı olarak kabul edilen varlıklar.

Uluslararası rezerv olarak sayılan varlıklar şunlar:

  • Konvertibl (birbirlerine dönüştürülebilir) döviz varlıkları (euro, ABD doları, İngiliz sterlini vb.)
  • Uluslararası standartta altın
  • Özel Çekme Hakları
  • Uluslararası Para Fonu (IMF) Rezerv Pozisyonu

TCMB, rezervleri nasıl saklıyor?

Merkez Bankası, rezervlerin yönetiminde ülke menfaatine öncelik verdiğini aktarıyor. Bu amaçla, uluslararası rezervleri, anaparanın korunması ve gerekli likiditenin sağlanması için düşük riske sahip yatırım araçlarında değerlendiriyor.

Merkez Bankası, rezerv yönetimi sırasında karşılaşılabilecek risklerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve kabul edilebilir sınırlar içinde tutulabilmesi için risk yönetim stratejisi uyguluyor. Ayrıca elindeki rezervlerin seviyesini, düzenli aralıklarla internet sitesinde yayımlıyor.

Paylaşın

Ocak Ayında Cari Denge Rekor Açık Verdi

Türkiye ekonomisi ocak ayında ilk ayında aylık bazda 9,85 milyar dolar ile rekor cari açık verdi. 12 aylık cari açık da 51,7 milyar dolarla 2014 yılının şubat ayından bu yana en yüksek seviyeye çıktı.

Haber Merkezi / Daha önce 2011 yılının Mart ayında 9,4 milyar dolarlık cari açıkla rekor seviye kaydedilmişti.

Reuters ve Anadolu Ajansı, Ocak 2023 cari açık beklentileri için ekonomistlerle iki ayrı anket yapmış, Reuters anketine katılanlar ortalama 10 milyar dolar, AA anketine katılanlar ise 8,8 milyar dolar cari açık beklediklerini aktarmıştı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), ocak ayı ödemeler dengesi verilerini açıkladı. Açıklanan verilere göre, Türkiye ekonomisi ocak ayında cari denge 9,85 milyar dolar açık verdi.

Daha önce 2011 yılının Mart ayında 9,4 milyar dolarlık cari açıkla rekor seviye kaydedilmişti.

TCMB verilerine göre Ocak ayı itibariyle 12 aylık cari açık 51,7 milyar dolar oldu. Aralık ayında 12 aylık cari açık 48,7 milyar dolar olarak kaydedilmişti. Ocak’ta yıllıklandırılmış cari açık Şubat 2014’ten bu yana en yüksek seviyeye çıktı.

Çekirdek denge göstergesi olan altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı ise 2,6 milyar dolar fazla verdi. Verilere göre Ocak’ta ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı 12,4 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Hizmetler dengesi kaynaklı girişler 3,2 milyar dolar olurken bu kalem altında seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler 2,5 milyar dolar olarak kaydedildi.

Net hata noksanda çıkış

TCMB verilerine göre doğrudan yatırımlardan kaynaklanan net girişler Ocak’ta 223 milyon dolar oldu.

Portföy yatırımları 490 milyon dolar tutarında net giriş kaydetti. Alt kalemler itibarıyla incelendiğinde, yurt dışı yerleşiklerin hisse senedi piyasasında 486 milyon dolar net satış ve devlet iç borçlanma senetleri piyasasında 22 milyon doları net alış yaptığı görüldü.

Resmi rezervlerde bu ay 9,3 milyar dolar net azalış oldu. Net hata noksan tarafında ise 119 milyon dolarlık çıkış izlendi.

Cari açık, bir ülkenin dünya ile olan ekonomik ilişkilerinde, giderlerinin (ithalat, faiz ve kar transferleri gibi) gelirlerinden (ihracat, dış yardım ve işçi gelirleri gibi) yüksek olduğu anlamına gelir. Cari açığın oluşmasının temel nedeni ise dış ticaret açığı, yani ithalatın ihracattan fazla olmasıdır.

Paylaşın

Merkez Bankası’ndan İhtiyaç Kredileri İçin Yeni Düzenleme

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB), bankalara gönderdiği yazıyla, ticari kredilerin ardından ihtiyaç kredilerine de örtülü faiz üst sınırı getirdi. Mevcut durumda bankalar ihtiyaç kredilerine aylık 1.55 ile %2.00 arasında faiz uyguluyor.

Merkez Bankası, daha önce de kredi faizlerinin kendi politika faizine yakın yerde oluşmasını sağlamak adına ticari kredilerde faiz sınırı koymuş, bunun üzerinde kullandırılacak krediler için menkul kıymet tutma yükümlülüğü getirilmişti

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, ihtiyaç kredilerine dönük yeni bir düzenleme yaptı.

Bloomberg HT’nin haberine göre, Merkez Bankası’ndan bankalara gönderilen yazıda, ihtiyaç kredilerinde, ticari krediler için uygulanan şekle benzer bir faiz sınırı konulurken, bunun üzerine çıkılması halinde menkul kıymet tutma yükümlülüğü getirildi.

TCMB’nin gönderdiği yazıya göre, tüketicilere kullandırılacak ihtiyaç kredilerinde “faiz/kâr payı oranı Merkez Bankası tarafından ilan edilen bileşik referans oranının 1.8 ile 2.0 katı arasında olanlara birinci kademede, 2.0 katından yüksek olanlara ikinci kademede” menkul kıymet tutma zorunluluğu getirildi.

Böylelikle, oto ve konut kredileri haricinde verilecek ihtiyaç kredilerinde MK kapsamına girmeyecek en yüksek aylık faiz 1.37 seviyesinde olacak. Bu seviyenin (yıllık basit %16.56) üzerinde oluşacak kredi faizlerinde bankaların menkul kıymet tutma yükümlülüğü olacak.

Mevcut durumda bankalar ihtiyaç kredilerine aylık 1.55 ile %2.00 arasında faiz uyguluyor.

Bankalar referans faizin 1.8 ile 2.0 katı arasında faiz uygulaması halinde %20, 2.0 katının üzerinde faiz uygulanması halinde ise %90 menkul kıymet tutmak zorunda kalacak.

Merkez Bankası, daha önce de kredi faizlerinin kendi politika faizine yakın yerde oluşmasını sağlamak adına ticari kredilerde faiz sınırı koymuş, bunun üzerinde kullandırılacak krediler için menkul kıymet tutma yükümlülüğü getirilmişti.

Paylaşın

S. Arabistan’dan Merkez Bankası’na 5 Milyar Dolar Mevduat

Suudi Arabistan Kalkınma Fonu, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na (TCMB) fon aracılığıyla 5 milyar dolar mevduat yatırdı. Merkez Bankası’nın geçen Perşembe günkü verileri, net uluslararası rezervlerin 1,4 milyar dolar azalarak 20,2 milyar dolara indiğini gösteriyordu.

Türkiye’nin döviz rezervleri, piyasa müdahaleleri ve 2021 yılı Aralık ayındaki döviz krizi sonrasında hızla azalmıştı. Türk Lirası, geçen yıl dolar karşısında yüzde 30, 2021 yılındaysa yüzde 44 değer kaybetmişti.

Suudi Arabistan Kalkınma Fonu, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na (TCMB) fon aracılığıyla 5 milyar dolar mevduat yatırmak için Türkiye’yle anlaşma imzalandığını açıkladı.

Anlaşma, aynı zamanda Suudi Arabistan Turizm Bakanı olan Suudi Kalkınma Fonu Başkanı Ahmed Akil El Katip ve TCMB Başkanı Şahap Kavcıoğlu arasında imzalandı.

Suudi Arabistan Maliye Bakanı Muhammed Bin Abdullah El Cedan, ülkesinin TCMB’ye mevduat yatırma planını Aralık ayında açıklamıştı.

Türkiye’nin Merkez Bankası net döviz rezervleri, geçen yıl yaz aylarında son 20 yılın en düşük seviyesine gerilemişti. Net döviz rezervleri o dönemden bu yana 6 milyar doların biraz üzerine çıkmış olsa da 6 Şubat’ta meydana gelen deprem felaketinden sonra banka 8 buçuk milyar dolar kaybetti.

Merkez Bankası’nın geçen Perşembe günkü verileri, net uluslararası rezervlerin 1,4 milyar dolar azalarak 20,2 milyar dolara indiğini gösteriyordu.

Suudi Arabistan’ın TCMB’ye mevduat yatırımı, hem Ankara hem de Riyad’ın 2018 yılında gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda öldürülmesinden sonra bozulan ilişkileri onarma çabalarını izliyor.

Türkiye’nin döviz rezervleri, piyasa müdahaleleri ve 2021 yılı Aralık ayındaki döviz krizi sonrasında hızla azalmıştı. Türk Lirası, geçen yıl dolar karşısında yüzde 30, 2021 yılındaysa yüzde 44 değer kaybetmişti.

Paylaşın

Merkez Bankası’ndan Bankalara “Kur Korumalı Mevduat” Uyarısı

İktidarın Türk Lirası’ndaki birikimleri kurdaki değişimlere karşı korumak için uyguladığı KKM’de işler iyi gitmiyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB), bankalara Kur Korumalı Mevduat (KKM) işlemleri ile ilgili sözlü bir uyarı yaptığı belirtiliyor.

Bloomberg HT’nin haberine göre Merkez Bankası’ndan bankalara iletilen “sözlü uyarı”da, bazı bankaların Hazine karşı taraflı Kur Korumalı Mevduat’tan çıkan yatırımcıların TL’si ile Döviz aldırdığı, ertesi gün bu döviz ile Merkez Bankası’nın sağladığı Dövizli Kur Korumalı Mevduat ürünlerine geçtiği ifade edildi.

Bunu yapan bankaların TCMB tarafından uyarılarak, “Bu işlemlerin tespiti halinde bu işlemlerin TL dönüşüm payına sayılmayacağı” söylendiği vurgulanıyor.

Bankalar açısından Hazine karşı taraflı Kur Korumalı Mevduat ürünü, Merkez Bankası fonlaması haricinde en ucuz kaynak toplama yöntemi haline gelmişti. TL’si olanların Hazine ile yaptıkları KKM işlemlerinde “politika faizi +3 puan” olarak belirlenmiş olan faiz, son faiz indirimi sonrası yüzde 11,5 seviyesine kadar geriledi.

Düşük getirisi nedeniyle mevduat sahiplerinin önemli bir bölümü vadesi geldiğinde ürünü yenilemeyi tercih etmiyor.

Bankalar, zaten TL yatırımcısı olan bu mevduat sahibine düz vadeli mevduata geçmesi halinde yüzde 28-32 arasında faiz vermek zorunda kalıyor.

Merkez Bankası, 26 Ocak tarihinde yaptığı düzenleme ile, döviz karşılığı yapılan Kur Korumalı Mevduat işlemlerinde faiz sınırını kaldırmıştı. Bunun üzerine döviz KKM faizleri yükselerek bankadan bankaya değişmekle birlikte, yüzde 20’ler çevresine oturmuştu.

Dolayısıyla bazı bankaların, yüzde 30’larda yüksek faizli TL mevduat maliyetine katlanmak yerine, müşterilerini kendilerine maliyeti yüzde 20’lerde olan Merkez Bankası karşı taraflı KKM işlemlerine yönlendirdiği vurgulanıyor.

Merkez Bankası bankalara ayrıca, bilançolarındaki TL ağırlığını yüzde 50 ve yüzde 60 sınırlarının üzerine çıkarmaması halinde ek menkul kıymet tutma yükümlülüğü getirmişti. Faizi enflasyonun çok altında olan bu tahvilleri tutmak istemeyen bankalar, ellerindeki döviz mevduatlarını TL cinsi enstrümanlara dönüştürmek için farklı yollar denemeye başlamıştı. Kur Korumalı Mevduat ürünleri, bu dönüşümün sağlanmasının en önemli parçalarından birini oluşturuyor.

Dolayısıyla Merkez Bankası, yaptığı uyarıyla bu yolu tercih eden bankalara “döviz talebi yaratan bu harekete devam edildiği taktirde, bankanın maliyeti düşse de yaptığı işlem TL dönüşümü sayılmayacağı için menkul kıymet tutma yükünü azaltmayacağı mesajını vermiş oluyor.

Paylaşın

“Ekonomi Ve Döviz Kuru Üzerinde Stres Artıyor”

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın faizleri yüzde 8,5’a çekmesini değerlendiren Prof. Dr. Hurşit Güneş, Bankanın uzun zamandır Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “faiz sebeptir enflasyon sonuç” teorisi çerçevesinde hareket ettiğini, ancak gelinen aşamada zaten ekonomistlerin katılmadığı bu teorinin yaşanarak yanlışlandığını belirtti.

Hurşit Güneş, açıklamasının devamında, “Merkez Bankası 50 değil 150 baz faiz indirse de bir anlamı olmaz artık. Çünkü gerçeklikten kopuk bir tutum var. Bir buçuk yıldır faiz indiriyoruz. Hedef neydi? Üretim ve ihracat artışı. Bununla cari fazla verecektik. Geldiğimiz noktada cari işlemler açığı olumsuz gidiyor, dış ticaret açığı tarihi zirvelerde dolaşıyor. Dahası dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip ülkelerinden birisine dönüştük” dedi ve ekledi:

“Bu enflasyonun nedeni de dış kaynaklı değil, siyasi belirsizlik, aşırı maliyet artışları ve bunun getirdiği fiyat belirsizlikleri enflasyonu körüklüyor. Sanayi üretim düşmeye başladı, yatırımlar azaldı. İhracattaki artış yavaşladı, ithalattaki artış hızlandı. Kuru baskıyla ancak tutabiliyorlar, bu da ihracatçıyı olumsuz etkiliyor. Nasıl depremde fay hattı üzerindeki stresler artıyorsa ekonomide de döviz kuru üzerinde stres artıyor. Arka kapıdan döviz müdahaleleri ile bu stresi durdurmaya çalışıyorlar ama o fay kırıldığında döviz kurunda hızlı bir hareket olacak. Türkiye ekonomisi giderek yığılan büyüyen bir kırılganlığa savruluyor.”

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) geçtiğimiz ay yapılan Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı sonrasında yayınladığı metinde, “Kurul parasal aktarım mekanizmasının etkinliğini destekleyecek araçları kararlılıkla kullanmaya devam edecek ve fonlama kanalları başta olmak üzere tüm politika araç setini liralaşma hedefleriyle uyumlu hale getirecektir” ifadelerini kullanması, dün yapılan Şubat ayı toplantısı öncesi piyasada 100 baz puan indirim beklentisi yaratmış olsa da, indirim 50 baz puanda tutuldu.

18 Mart 2021’de politika faizini yüzde 17’den yüzde 19’a yükselttikten iki gün sonra görevden alınan Naci Ağbal’ın yerine göreve getirilen Şekip Kavcıoğlu’nun başkanlığındaki Merkez Bankası, Eylül 2021’den bu yana sekizinci indiriminde politika faizini yüzde 8,5’e düşürmüş oldu.

İndirim sonrası döviz kurunda hızlı bir hareket olmadı. Zaten 2022 yılının Ağustos ayında başlayan ikinci “politika faizi indirim rallisi”nde hiçbir zaman kurda ani bir atak görülmedi. Uzmanlar bunu “Kur Korumalı Mevduat Faizi” enstrümanının hala kullanımda olmasına ve “arka kapıdan döviz satışı mekanizması”nın hala aktif olmasına bağlıyor.

“Son iki haftada TCMB rezervlerinde 7 milyar dolar azalma var”

Altınbaş Üniversitesi İşletme Fakültesi öğretim üyesi Hayri Kozanoğlu, Türkiye’de faiz ile enflasyon arasındaki ilişkinin bozulduğu 2021 sonbaharından bu yana politika faizinin gösterge olmaktan çıktığını söylüyor. Profesör Kozanoğlu’nun sözünü ettiği Eylül 2021’de politika faizi yüzde 19’dan yüzde 18’e indirilirken TÜİK’in açıkladığı enflasyon yüzde 19,25’ten yüzde 19,58’e yükselmişti. Sonrasında Kasım 2022’ye gelindiğinde enflasyon TÜİK verilerine göre, yüzde 84,39’a yükselmişken politika faizi yüzde 9’a indirilmiş ve iki veri arasındaki fark neredeyse 75 puana yükselmişti.

VOA Türkçe’den Hilmi Hacaloğlu’nun konuştuğu Profesör Kozanoğlu, “Geçtiğimiz ay enflasyon yüzde 57,68 açıklandı. Ve beklentinin aksine yükseliş eğilimi olduğu da görülüyordu. Buna rağmen yine faiz indirildi. Cumhurbaşkanının bu konudaki fikri belli. Deprem sürecinde çok yoğun bir istişare olanağı olmadığından 50 baz puan indirim geldi belki de. Son iki haftada TCMB rezervlerinde 7 milyar dolar civarında bir azalma vardı. Belki de daha büyük düşüşe gibi ekonomik aktörleri seçim sürecindeyken daha fazla tedirgin etmek istemediler. PPK metninde Türkiye’deki enflasyonun yurtdışı kaynaklı olduğu da ileri sürülüyor. Halbuki Türkiye’nin kullandığı girdilerin enerji ve gıdanın dünya fiyatları düştü. Dünyadan Türkiye’ye bir enflasyon basıncı yok, böyle bir şey oluşmuyor. Türkiye’deki enflasyon kendisini besleyen bir enflasyon” dedi.

Altınbaş Üniversitesi öğretim üyesi enflasyonun yüzde 58 olduğu bir ortamda politika faizinin 8,5 olmasının bankaların yüksek kar yazmasını sağladığını, bu sayede hükümetin bankalara “tarım sektörüne düşük faizli kredi verin” ya da “devlet iç borçlanma senetleri alın” dediğinde bir itiraz yükselmediğini dile getirirken, aynı zamanda bu karlılığın kredi kartından nakit çekimlerinde ya da ihtiyaç kredilerinde düşük faiz uygulanmasını telafi ettiğinin de altını çiziyor.

“Nasıl depremde fay hattı üzerindeki stresler artıyorsa ekonomide de döviz kuru üzerinde stres artıyor”

Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat Fakültesi’nden Hurşit Güneş de Merkez Bankası’nın uzun zamandır Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “faiz sebeptir enflasyon sonuç” teorisi çerçevesinde hareket ettiğini, ancak gelinen aşamada zaten ekonomistlerin katılmadığı bu teorinin yaşanarak yanlışlandığını belirtti. Profesör Güneş, şöyle konuştu:

“Merkez Bankası 50 değil 150 baz faiz indirse de bir anlamı olmaz artık. Çünkü gerçeklikten kopuk bir tutum var. Bir buçuk yıldır faiz indiriyoruz. Hedef neydi? Üretim ve ihracat artışı. Bununla cari fazla verecektik. Geldiğimiz noktada cari işlemler açığı olumsuz gidiyor, dış ticaret açığı tarihi zirvelerde dolaşıyor. Dahası dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip ülkelerinden birisine dönüştük.

Bu enflasyonun nedeni de dış kaynaklı değil, siyasi belirsizlik, aşırı maliyet artışları ve bunun getirdiği fiyat belirsizlikleri enflasyonu körüklüyor. Sanayi üretim düşmeye başladı, yatırımlar azaldı. İhracattaki artış yavaşladı, ithalattaki artış hızlandı. Kuru baskıyla ancak tutabiliyorlar, bu da ihracatçıyı olumsuz etkiliyor. Nasıl depremde fay hattı üzerindeki stresler artıyorsa ekonomide de döviz kuru üzerinde stres artıyor. Arka kapıdan döviz müdahaleleri ile bu stresi durdurmaya çalışıyorlar ama o fay kırıldığında döviz kurunda hızlı bir hareket olacak. Türkiye ekonomisi giderek yığılan büyüyen bir kırılganlığa savruluyor.”

“Deprem kamu maliyesini sarsacak”

Her iki ekonomi profesörü de Kahramanmaraş merkezli 10 ili etkileyen depremin Türkiye ekonomisini ciddi sonuçları olacağına dikkat çekiyor.

Hurşit Güneş, “Aslında hükümetin planı şuydu, faiz indirimleriyle ekonomiyi hareketlendirmek ve mevcut sorunları halının altına süpürerek ötelemekti. Ancak deprem bu imkanı da ortadan kaldırdı. Televizyonlarda yayınlanan yardım kampanyasında yardımların yüzde 90’ı kamu kurumlarından geldi. Bunlar Hazine’ye aktaracakları kaynağı deprem yardımı olarak verdi. Diğer yüzde 10’da büyük ölçüde vergiden mahsup edecekler bu yardımları. Tüm bunlar birleştiğinde kamu maliyesini ciddi bir şekilde sarsacak. Zaten para politikası yok hükmünde. Buradan çok ciddi bir enflasyonist makro ekonomik denge çıkar. Bu hemen bir iki ay içinde enflasyona yansımayabilir ama mutlaka güçlü olarak orta vadede yansıyacaktır. Kurda hızlanma olduğu zaman kendisini iyiden iyiye gösterecekti” ifadelerini kullandı.

“Depremin ciddi maliyeti olacak, iktidar 14 Mayıs’ta seçim kararını değiştirmeyecek gibi”

Profesör Kozanoğlu da depremin enflasyonist baskıyı daha arttıracağı görüşüne katılırken, bu ortamda iktidarın bir an evvel seçime gitmeyi tercih edeceğini düşünüyor.

Altınbaş Üniversitesi öğretim üyesi, “Hatırlayın deprem öncesi seçim tarihi hemen hemen netleşmişti. 14 Mayıs’a çekme arzusu aslında kontrol altında tutmakta ne denli zorlandıklarının ispatı gibiydi. Depremin çok ciddi bir maliyeti olacak. Bu da ister istemez bütçeye yeni ve büyük bir yük getirecek. Yeniden imar ihtiyacı ithalatı körükleyecek, deprem bölgesindeki şehirlerde üretim ve ihracat azalacak. Döviz üzerindeki baskı daha da artacak. Enflasyonu mayıs ayında yüzde 40’a ya da altına çekmeyi istiyorlardı ocak ayı enflasyon oranına ve eğilimine baktığımızda belli ki o olmayacak. Ama yine de seçim sürecinde idare edebilecekleri bir oranda olacak. Bunları alt alta koyarsak iktidar bir an evvel seçime gitme yani 14 Mayıs’ta seçim kararını değiştirmeyecek gibi geliyor” diye konuştu.

Paylaşın

Merkez Bankası Faizi Yüzde 8,5’a Çekti; Karar Ekonomiyi Nasıl Etkiler?

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısının ardından, politika faizini 50 baz puan düşürerek yüzde 8,50’ye çekti. Faiz indirimi piyasalarca beklenen bir karardı.

Peki Merkez Bankası’nın son faiz indirimi ekonomiyi nasıl etkiler? Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, kararı BBC Türkçe’ye değerlendirdi.

Her ne kadar beklenti dahilinde olsa da anlamakta her zamankinden daha fazla zorlandığım bu faiz indirimi öncesinde aklıma şu sorular geldi:

Deprem sonrası döviz ihtiyacının zirve yaptığı noktada:

Merkez Bankası faiz indirip sonra elindeki kıt dövizi satarak kuru tutmaya çalışır mı?

Faiz inerse arzu edilen politika desteği sağlanır mı, yoksa uzun süredir devam eden “daraltıcı genişleme” mi gözlenir?

Bu soruların ikisine de evet cevabını verince, böyle bir maliyeti hele de deprem sonrası milyarlarca dolarlık bir fatura varken neden ödediğimizi anlamakta zorlanıyorum.

Merkez Bankası uzunca bir süredir faizleri düşük tutarak ekonomiyi desteklemeye çalışıyor.

Ancak düşük faiz ortamı enflasyonu ve dolarizasyonu tetikliyor. Bunun sonucu yükselen kuru tutabilmek için de rezerv satılıyor. “128 milyar dolar nerede?” şeklinde gündeme gelen sorunun altında bu mekanizma var.

Düşük faizle geçici olarak elde edilen büyüme rakamları altta yatan kırılganlıkları derinleştirdiği ve harcanan dövizi yerine koyacak bir döviz girişi yaratamadığı için merkez bankasının net döviz rezervleri yıllardır azalmaya devam ediyor. Son rakamlar swap hariç net rezervlerin -40 milyar dolar seviyelerine gerilediğini gösteriyor.

Son veriler geçtiğimiz iki haftada brüt rezerv kaybının 7 milyar dolar olduğunu gösteriyor. Peki yeniden yapılanmak için döviz rezervine bu kadar ihtiyacımız olduğu noktada bu düşük faiz ısrarı neden?

Felaket dönemlerinde para politikası

Doğal felaketler arzın azalıp fiyatların yükseldiği bir stagflasyonist şok yaratıyor.

Yakın zaman önce yapılmış bir çalışma bir taraftan fiyat istikrarı bir yandan da üretim kapasitesini vuran bu tür felaketlerden sonra merkez bankalarının verdikleri tepkilerin de farklılık gösterdiğine işaret ediyor.

Zira fiyat istikrarının önceliklendirip faiz artıran ülkeler de var, felaketin yarattığı resesyonu önceliklendirip faiz indiren de.

Önce fiyat istikrarı diyen merkez bankaları uzun soluklu bir arz şoku durumunda vatandaşları bir de enflasyona ezdirmeyelim, kurdan gelen ilave bir maliyet artışı yaşamayalım diye düşünerek hareket ediyor.

Faiz indiren merkez bankaları ise olağanüstü şartlarda verilecek bu desteğin uzun vadeli beklentileri bozmayacağına inanarak hareket ediyor. Şayet bu tür bir felaketten önce para politikasında önceliklerinizi doğru belirleyip fiyat istikrarı sağlamışsanız ve kur üzerinden daraltıcı bir etki beklemiyorsanız bu politikayı tercih edip yolunuza devam edebilirsiniz.

İhtiyaç halinde bu tür bir parasal genişlemeye gidip yan etkilerini yaşamadan ekonomiye net bir destek verebilmek, normal zamanlarda işini güzel yapmış merkez bankalarının sahip oldukları bir lüks.

Biz bu lükse sahip miyiz?

İyimser bir tahminle GSYH’dan yaklaşık iki puan kadar çalması beklenen büyük depremden sonra ekonominin desteklenmesi elbette çok önemli.

Ancak burada soru atılan taşın yerine gidip gitmeyeceği sorusu. Biz normal zamanlarda işimizi doğru yapıp beklentileri çıpalamış bir merkez bankası olsaydık tam da en çok ihtiyacımız olduğu noktada gönül rahatlığı ile faiz indirebilir ve indirdiğimiz faize karşılık da ekonomide canlanma yaratabilirdik.

Ama şimdi durum öyle mi?

Ekonomiyi desteklemek amacı ile faizi düşürdük, güzel. Peki yüzde 58 manşet enflasyona karşılık yüzde 8,5’e düşen politika faizi ekonomide genişleyici bir etki mi, yoksa daraltıcı bir etki mi yapar?

Daraltıcı genişlemeye devam

Politika faizi ile piyasa faizleri arasındaki ilişki uzunca bir süredir kopuk.

Enflasyonu ve riskleri artıran faiz indirimleri piyasa faizlerini azaltmayıp bilakis artırdığı için Merkez Bankası ve BDDK uzun süredir yeni düzenleme ve kontrollerle faizleri düşük tutmaya çalışıyor.

Ancak zorlama ile devam ettirilmeye çalışılan düzen piyasa fiyatlamalarını ve öngörülebilirliği daha da bozduğu için ekonomiyi desteklemekten ziyade daraltıcı etki yapıyor. Bu daraltıcı etki daha çok faiz indirimi ile bertaraf edilmeye çalışılsa da biriken kırılganlıkların ağır bastığı bir sürece giriyoruz.

Nitekim 2023’e dair deprem öncesi yapılan büyüme tahminlerinde bile yaygın olarak yansıtılan ivme kaybı bu etkiyi yansıtıyor.

‘Hataların maliyetini birisi ödemek zorundadır’

Politika hatalarının bedelleri en çok felaket zamanlarında ağırlaşıyor. Para politikası bacağında atılan hatalı adımlar deprem sonrası dönemde para politikasını maalesef etkisiz hale getirdi.

Maliye politikasının deprem öncesi dönemde görece daha ihtiyatlı hareket etmiş olması ve hareket edecek mali alanımız olması ise şu anda gerekli finansmanı elde edebilme konusunda en büyük şansımız olacak.

Paylaşın

Merkez Bankası, Politika Faizini Yüzde 8,50’ye Çekti

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısının ardından, politika faizini 50 baz puan düşürerek yüzde 8,50’ye çektiğini duyurdu. Banka, önceki iki toplantısında faizde bir değişikliğe gitmemişti.

Haber Merkezi / Merkez Bankası’ndan konuya ilişkin yapılan açıklamada, “Kurul, bu ölçülü indirim sonrası para politikası duruşunun deprem sonrası gerekli toparlanmayı desteklemek için yeterli olduğu görüşündedir” ifadeleri kullanıldı. Toplantı sonrası yapılan açıklamada şöyle denildi:

“Yakın dönemde iktisadi faaliyete ilişkin açıklanan veriler tahmin edilenden daha olumlu seviyelerde gerçekleşmesine rağmen, jeopolitik risklerin ve faiz artışlarının da etkisi ile gelişmiş ülke ekonomilerinde resesyon endişeleri sürmektedir. Türkiye’nin geliştirdiği stratejik nitelikte çözüm araçları sayesinde temel gıda başta olmak üzere bazı sektörlerdeki arz kısıtlarının olumsuz etkileri azaltılmış olsa da uluslararası ölçekte üretici ve tüketici enflasyonu yüksek seviyelerini sürdürmektedir. Yüksek küresel enflasyonun, enflasyon beklentileri ve uluslararası finansal piyasalar üzerindeki etkileri yakından izlenmektedir.

Ülkeler arasında farklılaşan iktisadi görünüme bağlı olarak gelişmiş ülke merkez bankalarının para politikası adım ve iletişimlerindeki ayrışma devam etmektedir. Finansal piyasalarda artan belirsizliklere yönelik merkez bankaları tarafından geliştirilen yeni destekleyici uygulama ve araçlarla çözüm üretme gayretlerinin sürdüğü gözlenmektedir. Ayrıca finansal piyasalar, durgunluk risklerine karşı faiz artışı yapan merkez bankalarının faiz artırım döngülerini yakında sonlandıracağını beklentilerine yansıtmaktadır.

Asrın felaketi öncesindeki öncü göstergeler 2023 yılının ilk çeyreğinde iç talebin dış talebe kıyasla daha canlı olduğuna ve büyüme eğiliminde artışa işaret etmekteydi. Depremin üretim, tüketim, istihdam ve beklentiler üzerindeki etkileri kapsamlı bir şekilde değerlendirilmektedir. Depremin yakın vadede ekonomik aktiviteyi etkilemesi beklenmekle birlikte orta vadede Türkiye ekonomisinin performansı üzerinde kalıcı bir etkide bulunmayacağı öngörülmektedir.

Büyümenin kompozisyonunda sürdürülebilir bileşenlerin payı artarken, turizmin cari işlemler dengesine beklentileri aşan güçlü katkısı yılın tüm aylarına yayılarak devam etmektedir. Bunun yanında, iç tüketim talebi, enerji fiyatlarındaki yüksek seviye ve ana ihracat pazarlarındaki zayıf iktisadi faaliyet cari denge üzerindeki riskleri canlı tutmaktadır. Cari işlemler dengesinin sürdürülebilir seviyelerde kalıcı hale gelmesi, fiyat istikrarı için önem arz etmektedir. Kredilerin büyüme hızı ve erişilen finansman kaynaklarının amacına uygun şekilde iktisadi faaliyet ile buluşması yakından takip edilmektedir.

Kurul, 2023 Yılı Para Politikası ve Liralaşma metninde belirttiği üzere, parasal aktarım mekanizmasının etkinliğini destekleyecek araçlarını kararlılıkla kullanmaya devam edecek ve fonlama kanalları başta olmak üzere tüm politika araç setini liralaşma hedefleriyle uyumlu hale getirecektir. Kurul, yaşanan felaketin etkilerinin en düşük seviyelere indirilmesi ve gerekli dönüşümün desteklenmesi amacıyla uygun finansal koşulların oluşmasını önceliklendirecektir.

Uygulanan bütüncül politikaların desteğiyle enflasyonun seviyesinde ve eğiliminde iyileşmeler görülmeye başlanmakla birlikte depremin yol açtığı arz-talep dengesizliklerinin enflasyon üzerindeki etkileri yakından izlenmektedir. Sanayi üretiminde yakalanan ivmenin ve istihdamdaki artış trendinin sürdürülmesi açısından finansal koşulların destekleyici olması daha da önemli hale gelmiştir.

Bu çerçevede Kurul, politika faizinin 50 baz puan düşürülmesine karar vermiştir. Kurul, bu ölçülü indirim sonrası para politikası duruşunun fiyat istikrarı ve finansal istikrarı koruyarak deprem sonrası gerekli toparlanmayı desteklemek için yeterli olduğu görüşündedir. Depremin 2023 yılının ilk yarısındaki etkileri yakından takip edilecektir.

TCMB, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda enflasyonda kalıcı düşüşe işaret eden güçlü göstergeler oluşana ve orta vadeli yüzde 5 hedefine ulaşıncaya kadar elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanmaya devam edecektir. TCMB, fiyat istikrarının kalıcı ve sürdürülebilir bir şekilde kurumsallaşması için Liralaşma Stratejisi’ni tüm unsurlarıyla uygulayacaktır.

Fiyatlar genel düzeyinde sağlanacak istikrar, ülke risk primlerindeki düşüş, ters para ikamesinin ve döviz rezervlerindeki artış eğiliminin sürmesi ve finansman maliyetlerinin kalıcı olarak gerilemesi yoluyla makroekonomik istikrarı ve finansal istikrarı olumlu etkileyecektir. Böylelikle, yatırım, üretim ve istihdam artışının sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde devamı için uygun zemin oluşacaktır.”

Paylaşın