Merkez Bankası’ndan Enflasyon Yorumu: Gıda Fiyatları Tarihsel Eğiliminin Üzerinde Arttı

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB), mart ayı enflasyonuna ilişkin değerlendirmesinde, gıda fiyatlarının ‘kırmızı et ve işlenmiş et ürünleri öncülüğünde tarihsel eğilimin üzerinde arttığını’ belirtti. Raporda, yıllık enflasyonun ise düşüş eğiliminde olduğu öne sürüldü.

Haber Merkezi / Raporda ayrıca, enerji grubu fiyatlarının, kur ve emtia fiyatlarındaki görünüme paralel olarak ılımlı seyretmeye devam ettiğine işaret edildi.

Raporda, gıda fiyatlarının ise bu dönemde temelde kırmızı et ve işlenmiş et ürünleri öncülüğünde tarihsel eğiliminin üzerinde bir oranda artış kaydettiği vurgulandı. Aylık tüketici fiyatlarının seyrinde gıda ile birlikte öne çıkan bir diğer kalem olan hizmetlerde büyük ölçüde kira, yemek hizmetleri, eğitim ve paket turların etkisinin hissedildiği ifade edildi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) dün mart ayı tüketici enflasyonu (TÜFE) verilerini açıklamıştı. TÜİK verilerine göre, TÜFE’deki değişim martta aylık yüzde 2,29, yıllık yüzde 50,51 olarak gerçekleşti.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB), Mart Ayı Fiyat Gelişmeleri raporunu yayınladı. Raporun tam metni şöyle:

“Mart ayında tüketici fiyatları yüzde 2,29 oranında artmış ve yıllık enflasyon 4,67 puan azalarak yüzde 50,51 oranına gerilemiştir. Yıllık değişim oranı B endeksinde 3,05 puan düşüşle yüzde 52,11, C endeksinde ise 3,22 puan azalışla yüzde 47,36 olmuştur.

Ana grupların yıllık tüketici enflasyonuna katkıları incelendiğinde, bu dönemde ana grupların tamamında düşüş yaşanmıştır. Bir önceki aya göre enerji, temel mallar, gıda ve alkolsüz içecekler, hizmet ve alkol-tütünaltın gruplarının katkıları sırasıyla 1,80; 1,37; 0,60; 0,53 ve 0,37 puan azalmıştır.

Mevsimsellikten arındırılmış verilerle incelendiğinde, aylık artışlar önceki aya kıyasla B ve C endeksinde bir miktar yavaşlamıştır. Fiyat artışları B endeksini oluşturan gruplardan işlenmiş gıdada daha belirgin olmak üzere hizmet ve temel mallarda zayıflamıştır.

Hizmet fiyatları mart ayında yüzde 3,08 oranında yükselmiş, grup yıllık enflasyonu 1,71 puan azalarak yüzde 59,93 olmuştur. Bu dönemde yıllık enflasyon ulaştırmada daha belirgin olmak üzere lokanta-otel, haberleşme ve diğer hizmetler alt gruplarında gerilerken, kirada yükseliş kaydetmiştir. Ulaştırma hizmetleri aylık artışı karayolu ile şehirlerarası yolcu taşımacılığındaki düşüşün etkisiyle yüzde 1,01 ile ılımlı gerçekleşmiş, alt grup yıllık enflasyonu 13,15 puan düşüşle yüzde 57,12 seviyesine gerilemiştir.

Kırmızı et fiyatlarının sürüklediği gıda fiyatlarının etkisiyle lokanta-otel fiyatlarındaki aylık artış oranı yüksek seviyesini korurken, diğer hizmetler alt grubundaki yükselişte paket tur ile özel okul ücretlerine istinaden eğitim hizmetleri kalemleri öne çıkmıştır. Kira alt grubunda aylık artış yüzde 4,89 ile bir önceki aya kıyasla güçlenirken, haberleşme fiyatları görünümünde internet ücretindeki yükseliş belirleyici olmuştur.

Temel mal grubunda aylık fiyat artışı emtia fiyatları ve Türk lirasındaki görünüme paralel olarak yavaşlamış ve bu grupta yıllık enflasyon 4,48 puan düşüşle yüzde 36,58 seviyesine gerilemiştir. Yıllık enflasyon mart ayında tüm alt gruplarda düşüş kaydetmiştir.

Dayanıklı mal fiyatları (altın hariç) aylık bazda yüzde 1,67 oranında yükselirken mobilya kalemi yüzde 5,22 oranındaki fiyat artışıyla bu gelişmede öne çıkmış, otomobil ve beyaz eşya kalemlerinde daha ılımlı fiyat hareketleri izlenmiştir. Bu gelişmeler sonucunda dayanıklı mal alt grubunda yıllık enflasyon 4,72 puan azalarak yüzde 40,21 olarak gerçekleşmiştir.

Diğer temel mallarda fiyatlar bu dönemde yüzde 2,52 oranında yükselmiştir. Yasal karlılık baremlerinde ay ortasında gerçekleşen düzenlenmeyi takiben ilaç fiyatları yüzde 5,38 oranında artarken, ev ile ilgili temizlik malzemeleri yüzde 4,47 oranında yükselmiştir. Giyim ve ayakkabı alt grubunda, sezon indirimlerinin mart ayında devam etmesiyle fiyatlar yüzde 2,02 oranında gerilemiş, yıllık enflasyon 4,45 puan düşerek yüzde 16,26 olarak gerçekleşmiştir.

Enerji fiyatları mart ayında yüzde 0,38 oranındaki artış ile ılımlı seyrini korumuştur. Böylelikle, bu grupta yıllık enflasyon 14,35 puan azalarak yüzde 35,66 seviyesine gerilemiştir. Bu gelişmede, şebeke suyu fiyatlarındaki artışa (yüzde 1,97) karşın, uluslararası ham petrol fiyatlarındaki geri çekilmeyi takiben akaryakıt fiyatlarında gözlenen düşüşün (yüzde -0,33) etkisi hissedilmiştir.

Gıda ve alkolsüz içecekler grubu fiyatları mart ayında yüzde 3,84 oranında artmış, yıllık enflasyon 1,44 puan azalarak yüzde 67,89 olmuştur. Yıllık enflasyon işlenmemiş gıdada 0,19 puan düşüşle yüzde 65,94’e, işlenmiş gıdada ise 2,19 puan düşüşle yüzde 71,68 seviyesine gerilemiştir. Mevsimsellikten arındırılmış veriler bu dönemde sebze grubunda daha belirgin olmak üzere taze meyve ve sebze fiyatlarında azalışa işaret etmiştir.

Gıda fiyatları mart ayı artışı önemli ölçüde kırmızı et (yüzde 18,47), beyaz et (yüzde 5,70) ve bunlara bağlı olarak işlenmiş et ürünlerinden (yüzde 14,35) kaynaklanırken, yumurta fiyatlarındaki artış da (yüzde 11,16) dikkat çekmiştir. Ekmek-tahıl ürünleri fiyatlarındaki artışlar bu dönemde de devam etmiştir.

Yurt içi üretici fiyatları mart ayında yüzde 0,44 oranı ile sınırlı bir artış kaydetmiş, yıllık enflasyon 14,16 puan azalarak yüzde 62,45 olmuştur. Ana sanayi gruplarına göre yıllık enflasyon alt grupların tümünde düşüş kaydederken, aylık bazda enerji fiyatları sanayi doğal gaz ve elektrik fiyatlarındaki gelişmelere istinaden belirgin bir azalış göstermiştir.

Aylık fiyat gelişmeleri sektörler bazında incelendiğinde, elektrik-gaz imalatı ile rafine petrol ürünleri fiyatlarında düşüş gözlenirken, gıda, fabrikasyon metal, ağaç-mantar ürünleri, basım-kayıt hizmetleri ve mobilya imalatı sektörleri fiyat artışları ile öne çıkmıştır.”

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Net Rezervi Eksi 41.6 Milyar Dolar

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) net rezervi eksi 41.6 milyar dolara kadar geriledi. 17 Mart’ta 126.9 milyar dolara yükselen brüt rezerv ise, 24 Mart’ta yeniden 124.7 milyar dolara düştü.

Merkez Bankası’nın verilerine göre son iki haftada yabancı yatırımcılar hisse senedi ve iç borçlanma piyasalarında net olarak 287 milyon dolarlık daha satış yaptı.

Hazine’nin borç stoku şubatta 30.9 milyar daha artarak 4 trilyon 211 milyar lirayı buldu. Faiziyle birlikte toplam borç yükü 7.8 trilyon lirayı buluyor.

Ekonomik göstergelerde yaşanan bozulma dikkat çekerken, bozulma CHP Meclis Grubu’nun güncel ekonomi raporunda da sıralandı.

Cumhuriyet’te yer alan habere göre, Merkez Bankası rezervlerindeki erimeden işsizliğe kadar güncel verilerin paylaşıldığı raporda şu değerlendirmeler yer aldı:

Net rezerv eksi 41.6 milyar dolar: Merkez Bankası’nın, Suudi Arabistan’ın 5 milyar dolarlık mevduat yatırması ve Hazine’nin uluslararası piyasalardan yaptığı 2 milyar 250 milyon dolarlık borçlanmanın hesaplara girdiği 17 Mart’ta 126.9 milyar dolara yükselen brüt rezervi, 24 Mart’ta yeniden 124.7 milyar dolara geriledi. Net rezerv ise eksi 41.6 milyar dolara kadar düştü.

7.9 milyon işsiz: Gerçek işsizlik AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılına göre 4.6 puan arttı. 2022’de 7 milyon 928 bin kişiye ulaştı.

Yabancı çıkıyor: Merkez Bankası’nın verilerine göre son iki haftada yabancı yatırımcılar hisse senedi ve iç borçlanma piyasalarında net olarak 287 milyon dolarlık daha satış yaptı.

Borç 7.8 trilyon: Hazine’nin borç stoku şubatta 30.9 milyar daha artarak 4 trilyon 211 milyar lirayı buldu. Faiziyle birlikte toplam borç yükü 7.8 trilyon lirayı buluyor.

Stok azalmadı: Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebati son yıllarda borç stokunun milli gelire oranının azaldığını iddia ediyor. Borç stokunun milli gelire oranı, 2017’de yani “tek adam rejimi”nden önce yüzde 28.2’ye kadar düşmüştü. Bu oran 2022’de yüzde 37.9’a çıktı.

Dolarizasyon arttı: Dövize endeksli olması nedeniyle kur korumalı mevduatlar da döviz mevduatlarına dahil edilerek hesaplanan gerçek dolarizasyon oranı yüzde 58’e çıktı.”

Paylaşın

Merkez Bankası’ndan Para Basma Rekoru: Kağıt Ve Mürekkep Yetişmedi

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) para basmak için banknot matbaasını gece gündüz çalıştırınca banknot kağıdı ve mürekkep alımı için yaptığı harcamalar yüzde 92 oranında, yani yaklaşık 2 kat birden artarak 508 milyon liraya fırladı.

Piyasadaki zamlardan kendisi de olumsuz etkilenen Merkez’in para basımı dışındaki genel faaliyet giderleri de bir yılda 3.7 kat artışla 740 milyona çıktı. Bu artışta İstanbul’a taşınma kapsamında yapılan yüklü harcamalar etkili oldu. Merkez’in maaş giderindeki artış da yüzde 72’yi buldu.

Enflasyonla mücadelede başarı sağlayamayan Merkez Bankası çareyi para basmakta buldu. Merkez Bankası banknot matbaasını gece gündüz çalıştırınca piyasadaki banknot miktarındaki artış yüzde 24’e yükselerek son 10 yıl ortalamasının iki katına ulaştı.

Emisyon hacmi de bir yılda 2.5 kata yakın arttı. Enflasyon paranın değerini düşürdüğü için Merkez Bankası 200 TL’lik banknotların basımına ağırlık verdi. Yıl boyunca basılan her 6 banknottan yaklaşık 5’i 200 TL’lik banknotlardan oluştu.

Merkez Bankası 2022 Faaliyet Raporu’na göre, 2022 yılına girildiğinde piyasada 2 milyar 855 milyon adet banknot bulunuyordu. 200, 100, 50, 20,10 ve 5 TL’lik kupürlerden oluşan bu banknotların sayısı yılın sonuna gelindiğinde 3 milyar 540 milyona yükseldi.

Sözcü gazetesinden Erdoğan Süzer’in haberine göre; Merkez Bankası bir yıl içerisinde tam 685 milyon adet yeni banknotu basıp piyasaya sürdü. Banknot matbaası geçen yıl neredeyse tüm mesaisini 200 TL basımına harcadı. Basılan 685 milyon adet yeni banknotun 493 milyonu 200 TL, 72 milyonu 100 TL olmak üzere 565 milyonu büyük banknottan oluştu.

50, 20,10 ve 5 TL’lik banknotlardan ise sadece 120 milyon adet basıldı. Son bir yılda piyasadaki 200 ve 100 TL’lik banknotların miktar olarak payı yüzde 55’ten 61’e; değer olarak payı da yüzde 40.3’ten yüzde 56.6’ya fırladı.

Kağıt ve mürekkep yetişmedi

Merkez Bankası para basmak için banknot matbaasını gece gündüz çalıştırınca banknot kağıdı ve mürekkep alımı için yaptığı harcamalar yüzde 92 oranında, yani yaklaşık 2 kat birden artarak 508 milyon liraya fırladı.

Piyasadaki zamlardan kendisi de olumsuz etkilenen Merkez’in para basımı dışındaki genel faaliyet giderleri de bir yılda 3.7 kat artışla 740 milyona çıktı. Bu artışta İstanbul’a taşınma kapsamında yapılan yüklü harcamalar etkili oldu. Merkez’in maaş giderindeki artış da yüzde 72’yi buldu.

Paylaşın

Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu: Enflasyonda Kalıcı Düşüş Sağlanacak

Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, enflasyonun genel görünümünde iyileşme olduğunu ve 2022 yılının ikinci yarısından itibaren ana eğilimde kademeli normalleşmenin başladığını söyledi.

Haber Merkezi / Liralaşma stratejisinin enflasyonda kalıcı iyileşmeyi sağlayacağını savunan Kavcıoğlu, “Önümüzdeki dönemde liralaşma stratejisi kapsamında uygulanan politika bileşimi, sağlıklı kredi büyümesi kanalıyla finansal istikrarı ve finansman maliyeti kanalıyla potansiyel üretimi desteklemeye devam edecektir. Arz talep dengesine de olumlu katkı verecektir. Bu doğrultuda fiyatlama davranışlarında ve enflasyon beklentilerinde iyileşmeyle enflasyonda kalıcı düşüş sağlanacaktır” dedi.

2022’de pandemi ve Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle küresel emtia ve gıda fiyatlarında artış yaşandığını ve enflasyonun küresel ölçekte arttığını söyleyen Kavcıoğlu, Türkiye’nin olumsuzluklara rağmen ekomik olarka büyümeye devam ettiğini belirtti.

“Tüketici fiyatları yıllık enflasyonu geçtiğimiz yılın ilk yarısında küresel enerji, emtia ve gıda fiyatlarındaki hızlı artışlar, tedarik sürecindeki aksaklıklar ve 2021 yılının son çeyreğinde döviz piyasalarında yaşanan ekonomik temellerden uzak fiyat oluşumlarının etkisiyle hızlı bir şekilde artış kaydetmiştir” diyen Kavcığolu, “Küresel arz şoklarının etkilerini yitirmesi ve döviz piyasalarında görülen istikrar ile birlikte 2022 yılının ikinci yarısından itibaren enflasyonun ana eğiliminde kademeli normalleşme süreci başlamıştır” diye konuştu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Şahap Kavcıoğlu, TCMB 2022 yılına ait 91. Hesap Dönemi Olağan Genel Kurul Toplantısı’nda konuştu. Kavcıoğlu’nun açıklamaları şöyle:

“2022 yılında pandeminin olumsuz etkileri henüz tam olarak giderilememişken, yakın coğrafyamızda meydana gelen Rusya-Ukrayna Savaşı sonucunda arz kısıtları tekrar belirginleşmiş; başta enerji olmak üzere küresel emtia ve gıda fiyatlarında hızlı artışlar yaşanmıştır. Savaş sonucunda ortaya çıkan jeopolitik belirsizliklerin yanı sıra pandemi sonrası devam eden arz-talep dengesizlikleri enflasyonun küresel ölçekte hızla artarak tarihi yüksek seviyelere çıkmasına neden olmuştur. Tüm bu gelişmelere ek olarak küresel finansal koşulların da sıkılaşması sonucunda, 2022 yılı gerek jeopolitik gerekse ekonomik ve finansal belirsizliklerin olağanüstü düzeyde yüksek seyrettiği bir yıl olarak kayıtlara geçmiştir.

2022 yılında küresel arz şoklarına ve Rusya-Ukrayna Savaşı kaynaklı olumsuz jeopolitik gelişmelere rağmen Türkiye ekonomisi kesintisiz olarak büyümeye devam etmiştir. İktisadi faaliyet, özellikle yılın ilk yarısında güçlü seyretmiş, yılın ikinci yarısında ise dış talepteki gerilemeye rağmen sağlam görünümünü korumuştur. Bu çerçevede, Türkiye ekonomisi 2022 yılında yüzde 5,6 oranında büyüyerek 2019 yılının son çeyreğinden bu yana gösterdiği büyüme performansıyla G20 ve OECD ülkeleri arasında üst sıralarda yer almıştır.

Buna ek olarak, satın alma gücü paritesine göre hesaplanan milli gelir esas alınarak yapılan sıralamada dokuzuncu sıraya yükselen ülkemiz, küresel ekonomi içerisindeki payını da ikiye katlamıştır. Dolar bazında ise Türkiye ekonomisi 2014 yılından bu yana gerçekleşen en yüksek milli gelir seviyesine ulaşmıştır.

Tüketici fiyatları yıllık enflasyonu geçtiğimiz yılın ilk yarısında küresel enerji, emtia ve gıda fiyatlarındaki hızlı artışlar, tedarik sürecindeki aksaklıklar ve 2021 yılının son çeyreğinde döviz piyasalarında yaşanan ekonomik temellerden uzak fiyat oluşumlarının etkisiyle hızlı bir şekilde artış kaydetmiştir. Küresel arz şoklarının etkilerini yitirmesi ve döviz piyasalarında görülen istikrar ile birlikte, 2022 yılının ikinci yarısından itibaren enflasyonun ana eğiliminde kademeli normalleşme süreci başlamıştır.

Önümüzdeki dönemde, Liralaşma Stratejisi kapsamında uyguladığımız politika bileşimi sağlıklı kredi büyümesi kanalıyla finansal istikrarı ve finansman maliyeti kanalıyla potansiyel üretimi desteklemeye devam edecek ve arz-talep dengesine olumlu katkı verecektir. Bu doğrultuda fiyatlama davranışlarında ve enflasyon beklentilerinde iyileşme ile enflasyonda kalıcı olarak düşüş sağlanacaktır.

2022 yılında, fiyat istikrarının sürdürülebilir bir çerçevede yeniden şekillenmesi amacıyla, tüm politika araçlarında Türk lirasını öncelikleyen geniş kapsamlı bir politika çerçevesi gözden geçirme sürecini yürüttük. Bu kapsamda, bütüncül bir yaklaşımla oluşturduğumuz Liralaşma Stratejisi’ni uygulamaya koyduk.

Liralaşma Stratejisi ile kısa vadede enflasyon ve fiyatlama davranışlarında döviz kuruna olan hassasiyeti gidermeye çalıştık. Orta vadede ise üretim ve ihracatı desteklemek suretiyle cari işlemler dengesini güçlendirmeyi hedefledik. Bu amaca yönelik olarak devreye aldığımız makroihtiyati araçlar ve kur korumalı mevduat ürünleriyle bankacılık sektörünün hem varlık hem yükümlülük tarafında liralaşma sürecini başlattık. Ülkemizde üretimi ve ihracatı arttırarak cari işlemler dengesinde kalıcı iyileşmeyi sağlayacak finansal koşulların oluşumu açısından ise hedefli kredi anlayışını benimsedik.

Liralaşma Stratejesini uygularken faiz indirimleri ile birlikte finansal istikrar ve fiyat istikrarı üzerindeki riskleri kontrol etmek için makroihtiyati politika setimizi hedefli kredi anlayışımız çerçevesinde güncelledik. Hedefli kredi anlayışımız ile kredilerin yatırımı, üretim ve istihdamı destekleyen faaliyet alanlarında kullanılmasına öncelik veren bir çerçeveyi esas aldık. Makroihtiyati araçlarımızı kullanarak yaptığımız uygulamalarla, kredi büyümesinin fiyat istikrarı ve finansal istikrar açısından oluşturabileceği risklerin de önüne geçtik.

Hedefli kredi anlayışımızın bir diğer ayağında ise ihracatın ve ithal ikamesi malların üretimine yönelik yatırımların artmasını teşvik etmek amacıyla 2 yılı anapara geri ödemesiz ve 10 yıla kadar vadeli yatırım taahhütlü avans kredilerini etkin olarak kullandık. Bugüne kadar, toplamda 67 İldeki 740 adet sanayi ve turizm yatırımlarına 111,47 milyar TL tutarında yatırım taahhütlü avans kredisi (YTAK) tahsis edilmiştir.

Buna ilaveten, ihracatçılar ile döviz kazandırıcı hizmet ve faaliyetlerde bulunan firmalara kullandırdığımız reeskont kredilerinde limitleri artırmak, faizleri düşürmek ve vadeleri uzatmak suretiyle söz konusu uygun finansman imkanını daha uygun ve erişilebilir hale getirdik. Buna ek olarak, Liralaşma Stratejimiz kapsamında firma bazında kredi limitlerini Liralaşma Stratejisi ile uyumlu olarak Türk lirasına dönüştürürken, bankalara tahsis edilen reeskont kredileri limitlerinin de 2023 yılından itibaren Türk lirası olarak güncellenmesine karar verdik.

2022 yılı içerisinde 346 milyar Türk lirası reeskont kredisini ihracatçılarımız kullanmıştır. Reeskont kredilerine erişimin kolaylaşması geçmiş yıllara göre KOBİ’lere tahsis edilen payda büyük bir artışa neden oldu. 2021 yılında yaklaşık 1.900, 2022 yılındaysa 5.972 KOBİ reeskont kredilerinden yararlandı.

Temel politika aracımız olan bir haftalık repo faiz oranını makroihtiyati politika araçlarımızla birlikte Liralaşma Stratejisi çerçevesinde kullandık. Bu doğrultuda, 2022 yılı ocak-temmuz döneminde politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 14 düzeyinde sabit tuttuk. Diğer taraftan, jeopolitik gelişmelerin ve küresel finansal koşulların etkisiyle küresel resesyona yönelik risklerin giderek yoğunlaşması karşısında ön alıcı bir anlayışla hareket ettik.

Söz konusu risklerin yurt içindeki arz, yatırım ve cari fazla kapasitesi üzerindeki etkilerini sınırlamak ve sanayi üretimi ile istihdamdaki yapısal kazanımların devamını sağlamak için ağustos ayından itibaren faiz indirim döngüsünü başlattık. Kasım ayı itibarıyla toplam 500 baz puanlık faiz indirimi gerçekleştirerek politika faizini yüzde 9 seviyesine indirdik. Bu kararlarımız sayesinde küresel ekonomide tedarik zinciri ve finansman sıkıntıları yaşanırken, Türkiye’nin konumunu güçlendirecek yatırımlara uygun maliyetli finansman ile devam edilmesi imkanını sağladık.

2022 yılında, uluslararası rezervlerimizi güçlendirmeye yönelik olarak da etkin bir rezerv yönetimi uyguladık. Kur dönüşümlü mevduat hesapları, yurtdışında yerleşik vatandaşlarımız için geliştirdiğimiz YUVAM hesapları, fiziki altının finansal sisteme kazandırılmasına yönelik FATSİ hesapları ve ihracat gelirlerinin bir kısmının Merkez Bankasına satılmasına yönelik düzenlemeler sayesinde kaynak çeşitliliği yarattık.

Tüm bu uygulamalarımız sonucunda, uluslararası rezervlerimiz 2021 yılı sonunda 111 milyar Dolar seviyesinden 2022 yılı sonunda 128,8 milyar Dolara ulaşarak yüzde 17 artmıştır. Öte yandan, 2022 yılında merkez bankalarının uluslararası rezervleri, küresel ölçekte yüzde 6 oranında azalmıştır.

Rezerv biriktirme araçlarımızdan biri olan Döviz ve Altından Dönüşümlü mevduatlar dahil Liralaşma politikası çerçevesinde atılan adımlar bankamızın bilançosu için nette bir maliyet oluşturmadan gerçekleştirilmiştir. Döviz ve Altından Dönüşümlü Mevduat hesapları, teminat politikasında yapılan değişiklikler çerçevesinde tutulan Türk lirası cinsi menkul kıymetler, Türk lirası cinsi zorunlu karşılıklarda değişen faiz maliyeti, yabancı para cinsi zorunlu karşılık komisyonların değişimleri ve Türk lirası reeskont senetlerinin reeskont kredilerindeki Liralaşma sonucu artışının bilanço üzerindeki toplam etkisi dengededir.

Bilişim teknolojileri alanındaki vizyonumuzla uyumlu olarak ihtiyaç duyulan teknolojik çözüm ve sistemlerin oluşturulmasını ve bu sistemlerin güvenliği ile sürekliliğinin sağlanması çalışmalarını sürdürdük. Bu çerçevede, ödemeler altyapımızı yenilikçi iş yapma modelleriyle destekledik. 2021 yılında uygulamaya koyduğumuz Fonların Anlık ve Sürekli Transferi uygulamamız FAST’in güvenliğini artırmak amacıyla önemli bir katman servis olan SİPER servisini geliştirerek hizmete sunduk.

Ödemeler alanında bir diğer önemli uygulama olan TR Karekod kullanımının yaygınlaştırılması amacıyla düzenleme, altyapı ve tanıtım çalışmalarımıza devam ettik. FAST sisteminin alışverişlerde alternatif bir ödeme yöntemi olarak kullanılabilmesi için sürdürülen FAST TR Karekod çalışmalarını başarılı bir şekilde tamamladık. Ayrıca, açık bankacılık hizmetlerini kullanıma açarak, bankalarımızın GEÇİT altyapısı üzerinden hizmet vermelerine olanak tanıdık. Sonuç olarak, ödeme ve para transferi işlemlerinin sorunsuz, hızlı ve güvenilir bir ortamda her an, her yerde gerçekleşebilmesine katkı sağlayan yenilikçi uygulamalarımızla Liralaşma Stratejimize teknolojik açıdan destek sağladık.

2022 yılında finansal inovasyon alanında da önemli adımlar atarak Bankamız öncülüğünde ilgili kurumlarla gerçekleştirdiğimiz mutabakatla Dijital Türk Lirası İşbirliği Platformu’nu oluşturduk. Buna ek olarak, Dijital Türk Lirası İşbirliği Platformu’nun 2023 yılında seçili bankalar ve finansal teknoloji firmalarının katılımıyla genişletilmesine yönelik çalışmalara başladık.

2022 yılında, küresel gündemin öncelikli konuları arasında yer alan iklim değişikliğine ilişkin gelişmeleri yakından izlemeye devam ettik. Ülkemizin “2053 Net Sıfır Emisyon” ve “Yeşil Kalkınma” hedefleri doğrultusunda iklim değişikliğiyle mücadelede Bankamız görev alanında yer alan başlıklarda katkı sağlamak amacıyla ulusal ve uluslararası platformlarda rol aldık. Önümüzdeki dönemde, iklim değişikliğinin ekonomi ve finansal sisteme olan yansımalarının takibini ve bu konuda ulusal ve uluslararası paydaşlarla yaptığımız iş birliğini sürdüreceğiz.

Merkez Bankası olarak, bu yıl yapımı tamamlanan olan İstanbul Finans Merkezi’nde, Cumhuriyetimizin 100. yılını yaşamanın gururu ve sorumluluk bilinciyle, başta para politikaları olmak üzere, fiyat istikrarı ve finansal istikrarla ilgili tüm konularda kalıcı başarı ve sürdürülebilirlik odaklı yoğun bir çalışma içinde olacağız.”

Paylaşın

Bireysel Kredi Kartlarıyla Harcamalar 525,8 Milyar Liraya Ulaştı

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre 17 Mart itibariyle bireysel kredi kartlarıyla yapılan harcama toplamı geçen yılın aynı haftasına göre yüzde 141 arttı. Bireysel kredi kartlarıyla 17 Mart itibariyle harcama toplamı 525 milyar 18 milyon liraya ulaştı. 10 Mart haftasına göre de artış yüzde 1,22 seviyesinde oldu.

Bankacılık sektöründe yükselen faizler ve Merkez Bankası faiz indirimleriyle makul seviyeye inen kredi kartı faizleri tüketiciyi kartlı harcamalara ağırlık vermeye itti. Merkez Bankası verilerine göre 17 Mart haftası itibariyle kredi ve banka kartıyla yapılan harcamalar geçen yılın aynı haftasına göre yüzde 131 arttı ve 114 milyar 443 milyon 806 liraya yükseldi. Geçen yıla göre en yüksek artış ise yüzde 165,6 ile yemek kategorisinde gerçekleşti.

Ekonomim gazetesinin aktardığı Merkez Bankası verilerine göre toplam kartlı harcamalarda 17 Mart haftasında 10 Mart’a göre artış yüzde 4,85 oldu. Akaryakıtta 10 Mart haftasına göre yüzde 1 daha fazla kartlı ödeme yapılırken çeşitli gıdalar için yüzde 4,21, giyim ve aksesuar için ise yüzde 6 daha fazla haftalık kartlı harcama gerçekleştirildi.

17 Mart haftasında 10 Mart haftasına göre en fazla haftalık artış konaklama kategorisinde oldu. Yüzde 10 haftalık artış ile konaklama sektörü 17 Mart haftasını karşılarken kuyumculara kartlı harcama haftada yüzde 7,16, mobilyada yüzde 7,13, içkili yerlerde ise yüzde 7,12 artış gösterdi. Yemek için kartlı harcamaya 17 Mart’ta 10 Mart’a göre yüzde 4 daha fazla ödenirken havayollarına yapılan ödemelerde ise haftalık artış yüzde 6,87 oldu.

17 Mart haftasında akaryakıt için kartlı harcamalar geçen yıla göre yüzde 86 arttı ve 6,4 milyar liraya yükseldi. Çeşitli gıdalar için yapılan kartlı harcamalarda yüzde 136,8’lik artış gözlendi. Kartlarla çeşitli gıdalar için 8,3 milyar liralık harcama yapıldı 17 Mart haftasında. Giyim ve aksesuarda ise yüzde 158,7’lik artış dikkat çekti.

Giyim ve aksesuara 8,2 milyar lira ödenirken havayollarına geçen yıla göre harcama miktarında artış yüzde 22,96’da kaldı. Konaklama için yüzde 93,1, içkili yerler için yüzde 128,27, market ve AVM alışverişleri için ise yüzde 121,97 daha fazla kartlı harcama yapıldı. Mobilya alışverişleri için kartlı harcama yüzde 126,3 artarak 3.3 milyara çıkarken internet üzerinden yapılan kartlı harcamalar ise yüzde 140 artarak 33 milyar liraya yükseldi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun haftalık verileri de bireysel kredi kartı harcamalarının ivme kaybetmeden artmaya devam ettiğini gösteriyor. Merkez Bankası faiz indirimleri sonrasında kredi kartı faizi yüzde 1,36, gecikme faizi ise yüzde 1,88 seviyesinde bulunuyor.

Bu durum da yüzde 30 seviyesinden ihtiyaç kredisi yerine tüketicilerin kredi kartına yönelmesine neden oluyor. BDDK verilerine göre 17 Mart itibariyle bireysel kredi kartlarıyla yapılan harcama toplamı geçen yılın aynı haftasına göre yüzde 141 arttı. Bireysel kredi kartlarıyla 17 Mart itibariyle harcama toplamı 525 milyar 18 milyon liraya ulaştı. 10 Mart haftasına göre de artış yüzde 1,22 seviyesinde oldu.

Kredili Mevduat Hesabı 11 haftada yüzde 75 artış gösterdi

Kredi kartının yanı sıra kredili mevduat hesaplarındaki kullanımlar da hız kesmeden artışını sürdürüyor. BDDK haftalık verilerine göre bireysel kredili mevduat hesabı kullanımı geçen yılsonuna göre artış yüzde 74,8 olarak hesaplandı. Ancak bireysel KMH hesaplarında 10 Mart haftasına göre 17 Mart haftasında sert bir gerileme dikkat çekti. 17 Mart’ta bireysel KMH büyüklüğü 115,9 milyar lira olurken, 10 Mart haftasında 117,8 milyar lira seviyesinde bulunuyordu.

Bireysellerin yanı sıra kurumsal kredi kartı harcamaları da hızla artıyor. Ticari kredili mevduat hesabı büyüklüğü de 80,8 milyar liraya ulaştı. Bu geçen yılsonuna göre yüzde 26,5’lik artışa işaret ediyor. Ticari kredi kullanımında zorlanan kurumsal müşterilerin de küçük harcamaları konusunda KMH hesaplarını kullandıklarını bankacılık kaynakları sık sık dile getiriyor.

Paylaşın

2022 Yılında Merkez Bankası’nın Kur Zararı 328 Milyar TL

2022 yılını 72 milyar 22 milyon lira kârla kapatan Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB), kurlardaki artış yüzünden 328.5 milyar lira zarar etti. Zarar henüz gerçekleşmediği için bilançoda göründü ancak kârını bozmadı.

Sözcü gazetesinin haberine göre; Merkez Bankası, genel kurul toplantısını önümüzdeki hafta salı günü gerçekleştirerek kâr dağıtım işlemini sonuçlandıracak. Resmi Gazete’de yayımlanan bilançoya göre Merkez Bankası bu yıl Hazine ve Maliye Bakanlığı’na 21.9 milyar lira civarında vergi ödeyecek.

Ayrıca yine Hazine’ye 7 milyar 799 milyon lira da ihtiyat akçesi ödemesi yapacak. Kâr üzerinden kötü günler için ayıracağı ihtiyat akçesi ise 9.4 milyar lira civarında olacak.

AFAD’a 30 milyar verilecek

Merkez Bankası 72 milyar liralık kârından ihtiyat akçesini ayırdıktan sonra geriye kalan 62.6 milyarı Hazine’ye kâr payı olarak gönderecek. Ancak bu yıl deprem için AFAD’a söz verildi. Bu nedenle 30 milyar liranın AFAD’ın hesabına aktarılması gerekiyor.

Bu aktarımdan sonra geriye kalan 32.6 milyar lira Hazine’ye ödenecek. Böylece 7.8 milyarlık ihtiyat akçesi ve 21.9 milyar liralık vergiyle birlikte bütçeye aktarılacak toplam kaynak 62.3 milyar lirayı bulacak. AFAD’a yapılacak ödemeyle birlikte Merkez’in seçim öncesi bütçeye katkısı 92.3 milyar liraya ulaşacak.

Yıllar sonra ilk kez kurdan zarar etti

Döviz varlıkları döviz yükümlülüklerini karşılayamadığı için net döviz açığı yaşayan Merkez Bankası geçen yıl kurlardaki artış nedeniyle 328.5 milyar lira kur zararı yaşadı. Bu zarar henüz gerçekleşmediği için bilançonun aktif tarafındaki değerleme hesabına yazıldı.

Yasa gereği gerçekleşmemiş değerleme farkı dönem kazancından düşülmediği için bu durum Banka kârını etkilemedi. Bugüne kadar kurdan kâr eden Merkez, yıllar sonra ilk kez kur zararı yaşadı. En son 2021 bilançosunda son ayda yapılan düzeltmeyle kur zararı kur kârına dönüşmüştü.

Paylaşın

Merkez Bankası, Faiz Oranını Yüzde 8,5’ta Sabit Tuttu

Merkez Bankası, politika faizini yüzde 8,5’ta sabit tuttu. Banka geçen yıl üst üste dört kez faiz indirimine gitmiş, geçen ayki toplantısında politika faizini 50 baz puan düşürmüştü.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Mart ayı Para Politikaları Kurulu (PPK) toplantısı Başkan Şahap Kavcıoğlu başkanlığında düzenlendi.

Toplantı sonrası yapılan açıklamada, “Yakın dönemde iktisadi faaliyete ilişkin açıklanan veriler tahmin edilenden daha olumlu seviyelerde gerçekleşmesine rağmen, jeopolitik risklerin ve faiz artışlarının da etkisi ile gelişmiş ülke ekonomilerinde resesyon endişeleri sürmekte, finansal istikrarı tehdit eden koşulların oluştuğu gözlenmektedir” denildi.

Açıklamada ayrıca şu ifadeler yer aldı:

“Kurul, 2023 Yılı Para Politikası ve Liralaşma Stratejisi metninde belirttiği üzere, parasal aktarım mekanizmasının etkinliğini destekleyecek araçlarını kararlılıkla kullanmaya devam edecek ve fonlama kanalları başta olmak üzere tüm politika araç setini liralaşma hedefleriyle uyumlu hale getirecektir…

“Uygulanan bütüncül politikaların desteğiyle enflasyonun seviyesinde ve eğiliminde iyileşmeler görülmeye başlanmakla birlikte, depremin yol açtığı arz-talep dengesizliklerinin enflasyon üzerindeki etkileri yakından izlenmektedir.

Sanayi üretiminde yakalanan ivmenin ve istihdamdaki artış trendinin sürdürülmesi açısından finansal koşulların destekleyici olması deprem sonrasında daha da önemli hale gelmiştir. Bu çerçevede Kurul, politika faizinin sabit tutulmasına karar vermiştir.

Kurul, para politikası duruşunun fiyat istikrarı ve finansal istikrarı koruyarak deprem sonrası gerekli toparlanmayı desteklemek için yeterli olduğu görüşündedir. Depremin 2023 yılının ilk yarısındaki etkileri yakından takip edilecektir.

TCMB, fiyat istikrarının kalıcı ve sürdürülebilir bir şekilde kurumsallaşması için Liralaşma Stratejisi’ni tüm unsurlarıyla uygulayacaktır.”

“Daha da düşüreceğiz”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu toplantı öncesi 1 Şubat’ta TRT’de yaptığı açıklamada, ”Dünyada faizi sürekli yükselttiler. Ben de tam aksine faizi indirmenin mücadelesini verdim. Şu anda bizde faiz yüzde 9, bunu daha da düşüreceğiz” demişti.

TCMB, geçen yıl dört toplantıda toplam 500 baz puanlık faiz indirimine gitmiş, Aralık ve Ocak aylarında ise politika faizini yüzde 9’da sabit bırakmıştı. Merkez Bankası, Şubat toplantısında ise faizi 50 baz puan aşağı çekerek yüzde 9’dan yüzde 8,5’e indirmişti.

Batı’da faiz artırımları sürüyor

Amerikan merkez bankası Federal Reserve (Fed), Çarşamba günkü toplantısında faizleri 0,25 puan artırarak yüzde 4,75’e yükseltmişti. Bugün de Norveç Merkez Bankası 0,25’lik artırımla faizleri yüzde 3’e, İsviçre Merkez Bankası da 0,5 puanlık artışla yüzde 1,5’e yükseltti.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Döviz Kurlarına Müdahaleleri 128 Milyar Dolara Ulaştı

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB), Aralık 2021 yılından bu yana döviz kuru piyasalarına 128 milyar dolar büyüklüğünde müdahale edildiği, aylık ortalama müdahalelerin de 2023 yılında hız kazandığı öne sürüldü.

Bloomberg’in haberine göre Merkez Bankası, Aralık 2021’den bu yana döviz kuru piyasalarına 128 milyar dolar büyüklüğünde müdahale etti.

Bloomberg Türkiye ve İsveç Ekonomisti Selva Baziki, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “TCMB’nin Aralık 2021’den bu yana döviz piyasasına arka kapıdan yaptığı müdahalelerin 128 milyar dolara ulaşmış olabileceğini tahmin ediyoruz. Bir dejavu hissi yarattı. Bu tahmin, ana muhalefet partisinin 2021’de TCMB’nin 2019-2020 döviz piyasası müdahaleleri hakkında yaptığı iddialarla eşleşiyor” dedi.

Baziki, aylık ortalama müdahalelerin de 2023 yılında hız kazandığını belirtirken, Suudi Arabistan’ın Merkez Bankası’na 5 milyar dolarlık mevduat yatırmasını ise “daha fazla müdahale için ek alan yaratabilecek başka bir hamle” olarak değerlendirdi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın ekonomi koltuğunda oturduğu dönemden bu yana dolardaki yükselişi durdurmak için piyasaya müdahale ediliyor.

Albayrak döneminden sonra başta CHP olmak üzere muhalefet partileri, Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinden 128 milyar doların satıldığını ve bu miktarın nereye gittiğinin bilinmediğini iddia etmeye başlamıştı.

Devam eden satışlar, yine doları durdurmak için devreye sokulan kur korumalı mevduatla da sürdü.

Paylaşın

“Kısa Vadeli Dış Borçlar Ekonominin Üzerinde Demokles’in Kılıcı Gibi”

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, kısa vadeli dış borç stoku, ocakta bir önceki aya kıyasla yüzde 3,5 artarak 152,8 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti.

Bu dönemde, bankalar kaynaklı kısa vadeli dış borç stoku yüzde 4,6 artışla 62,9 milyar dolar, diğer sektörlerin kısa vadeli dış borç stoku yüzde 2,8 yükselişle 56,2 milyar dolar oldu. Bankaların yurt dışından kullandıkları kısa vadeli krediler, ocakta bir önceki ay sonuna göre yüzde 2,3 azalışla 10,5 milyar dolara geriledi.

Birgün’e kısa vadeli borç istatistiklerini değerlendiren Prof. Dr. Cem Başlevent, “Gittikçe daha kısa vadeli borçlanma daha yüksek faizlerle borçlanmak zorunda kalıyoruz” dedi.

“Geleceğe dönük riskleri ve önümüzdeki yıllarda toplumun ödeyeceği maliyeti arttıran bir durum” diyen Başlevent, şöyle devam etti: “Çok farklı kaynaklardan borçlanma imkânı olduğu için IMF’e gitmesen de borç bulabiliyorsun. Bunu da politik malzeme haline getirebiliyorsun ama aslında yapmış olduğun şey daha büyük maliyetlerle ve daha büyük miktarlarda borçlanmak. Bu da siyasal çıkarlar ön planda olduğu için hükümetin tercih ettiği bir uygulama. Yüksek maliyetli borçlanıyor olduğumuz için de toplum refahını arttıracak yatırımlara ayrılacak kaynaklar daralacaktır.

12 aylık cari açığın da 51,7 milyar dolarla 2014 yılının şubat ayından bu yana en yüksek seviyeye ulaştığını belirten Başlevent, “Cari açık verdiğimiz için ülkede döviz kıtlığı var. Döviz kıtlığı olunca borçlanma ihtiyacı da ortaya çıkıyor. Yani cari dengeyi sağlamış olsaydık mevcut borçları yeni borçlanma yapmadan da bir şekilde çevirebilirdik” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Özgür Orhangazi de dünyada faizlerin yükseldiğini hatırlatarak “Daha yüksek faizlerle bu borçlar çevrilmek zorunda kalınacak” dedi.

İkinci bir riske dikkat çeken Orhangazi, “Seçim dönemine girdik” diyerek şu ifadeleri kullandı: “Seçimlerden sonra iktidara kim gelirse gelsin uluslararası kreditörlerle aralarını çok iyi tutması gerekecek. Böyle yüksek bir döviz ihtiyacının olduğu ekonomide döndürülmesi gereken borçlara her ay cari açıktan kaynaklanan döviz ihtiyacını da eklediğiniz zaman oldukça kırılgan bir dönemden geçiyoruz.”

Özel sektörün dış borçlarının kamuya transfer edildiğini söyleyen Orhangazi, borç yapısında kamu kesimin payının artmasını şöyle değerlendirdi:

“Dış borç içerisinde kamunun payının artması konusunda iki unsurdan söz edebiliriz birincisi özel sektör bir süredir yeni dış borç almamaya yahut dış borçlarını kapatmaya çalışıyor. Fakat ülkenin döviz ihtiyacı artarak devam ettiği için burada kamu devreye giriyor. Kamu dış borçlanmasında artış görüyoruz. Bir anlamda ihtiyaç olan dövizin bir kısmını oradan getiriyor diyebiliriz. Bir anlamda da aslında özel sektörün dış borçlarının kamuya transfer edilmesi demek oluyor.”

“Kısa vadeli dış borçlar ekonominin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanmaya devam ediyor”

Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu ise şu değerlendirmeleri yaptı: “2023 itibarıyla kısa süreli borçlar 196 milyar dolar gibi çok yüksek bir düzeye yükseldi. Orta vadeli programda 2023 ihracat hedefi 265 milyar dolar. Bu hedef gerçekleşse dahi ihracat gelirlerinin dörtte üçü dış borç ödemelerine gidecek.

196 milyar dolardan yabancıların döviz ve TL mevduatlarını çıkarsak bile geriye ödenmesi gereken 152,8 milyar dolar kalıyor. 2019 sonu ile karşılaştırılınca üç yılda merkez bankası dış borçlarının 8,5 milyar dolardan 33,6 milyar dolara, ticari kredilerin ise 32,9 milyar dolardan 53,2 milyar dolara sıçraması dikkat çekiyor. TCMB borçları Suudi Arabistan, Katar, BAE, Çin gibi ‘dost’ ülkelerle yapılan swap ve döviz depo anlaşmaları sonucu artmış durumda. Bunların kısa vadeli olması ve politik niteliği hemencecik iptal edilme tehlikesi taşıyor. Ticari krediler ise ithalatın artışı dolayısıyla dış ticaretin finansmanı kaynaklı.

Son üç yılda kamunun kısa süreli borçları 20,4 milyar dolardan 31,8 milyar dolara, özel sektörün ise 64,4 milyar dolardan 87 milyar dolara yükseldi. Bankaların kısa vadeli borçları fazla değişmezken reel sektör şirketlerinin 35 milyar dolardan 55 milyar dolara sıçradı.

Ülkedeki sıcak paranın borsa ayağı 27,5 milyar dolara, devlet iç borçlanma senetleri ise 1,3 milyar dolara kadar düşerek, çıkışları halinde önemli bir tehlike olma niteliğini yitirdi. Ancak sıcak paranın diğer bir unsuru yabancı kişi ve şirketlerin 21 milyar dolar döviz tevdiat hesabı, yurt dışı bankaların 17,2 milyar dolar banka mevduatı ve 14,2 milyar toplam dolar tüm yabancıların TL cinsi mevduatı toplam 52,4 milyar dolar ülkenin altında bir saatli bomba gibi duruyor.

Ödenmesi gereken dış borç miktarı ise kısa vadeli 6,1 ve uzun vadeli 57,3 toplam 63,4 milyar dolar. Bu borçların yenilenmesinde bir sorun yaşanması ve ya mevduatların çekilmesi durumunda TCMB’nin döviz rezervleri yeterli olmaz. Özetle kısa vadeli dış borçlar Türkiye ekonomisinin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanmaya devam ediyor.”

Paylaşın

Kısa Vadeli Dış Borç Rekor Tazeledi: 153 Milyar Dolar

Kısa vadeli dış borç stoku, ocakta bir önceki aya kıyasla yüzde 3,5 artarak 152,8 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Bu dönemde, bankalar kaynaklı kısa vadeli dış borç stoku yüzde 4,6 artışla 62,9 milyar dolar, diğer sektörlerin kısa vadeli dış borç stoku yüzde 2,8 yükselişle 56,2 milyar dolar oldu.

Haber Merkezi / Bankaların yurt dışından kullandıkları kısa vadeli krediler, ocakta bir önceki ay sonuna göre yüzde 2,3 azalışla 10,5 milyar dolara geriledi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Kısa Vadeli Dış Borç İstatistikleri Ocak 2023 verilerini açıkladı.

Buna göre, ocak sonu itibarıyla, kısa vadeli dış borç stoku, 2022 yıl sonuna göre yüzde 3,5 oranında artışla 152,8 milyar dolar oldu. Bu dönemde, bankalar kaynaklı kısa vadeli dış borç stoku yüzde 4,6 oranında artarak 62,9 milyar dolar olurken, diğer sektörlerin kısa vadeli dış borç stoku yüzde 2,8 oranında artarak 56,2 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti.

Bankaların yurt dışından kullandıkları kısa vadeli krediler, 2022 yıl sonuna göre yüzde 2,3 oranında azalarak 10,5 milyar dolar oldu. Banka hariç yurt dışı yerleşiklerin döviz tevdiat hesabı yüzde 3,7 oranında artarak 21,0 milyar dolar, yurt dışı yerleşik bankaların mevduatı da yüzde 2,0 oranında artışla 17,2 milyar dolar olarak gerçekleşti. Ayrıca, yurt dışı yerleşiklerin TL cinsinden mevduatları geçen yıl sonuna göre yüzde 15,8 oranında artışla 14,2 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Diğer sektörler altında yer alan ithalat borçları, 2022 yıl sonuna göre yüzde 2,3 oranında artarak 50,3 milyar dolara yükseldi.

Borçlu bazında incelendiğinde, tamamı kamu bankalarından oluşan kamu sektörünün kısa vadeli borcu 2022 yıl sonuna göre yüzde 10,0 oranında artarak 31,8 milyar dolara ulaşırken, özel sektörün kısa vadeli dış borcu yüzde 1,7 oranında artarak 87,4 milyar dolar oldu.

Alacaklı bazında incelendiğinde, özel alacaklılar başlığı altındaki parasal kuruluşlara olan kısa vadeli borçlar yıl sonuna göre yüzde 3,9 oranında artarak 76,6 milyar dolar, parasal olmayan kuruluşlara olan borçlar yüzde 3,0 oranında artarak 75,3 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti.

2022 yıl sonunda 676 milyon doları olan kısa vadeli tahvil ihraçları, 2023 Ocak sonu itibarıyla 804 milyon dolar oldu. Aynı dönemde resmi alacaklılara olan kısa vadeli borçlar 92 milyon dolar olarak gerçekleşti. 2023 Ocak sonu itibarıyla, kısa vadeli dış borç stokunun döviz kompozisyonu yüzde 45,2’si ABD doları, yüzde 25,8’i Euro, yüzde 10,5’i TL ve yüzde 18,5’i diğer döviz cinslerinden oluştu.

2023 Ocak sonu itibarıyla, orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine 1 yıl veya daha az kalmış dış borç verisi kullanılarak hesaplanan kalan vadeye göre kısa vadeli dış borç stoku, 196,0 milyar ABD doları düzeyinde gerçekleşti.

Söz konusu stokun 16,6 milyar ABD dolarlık kısmı, Türkiye’de yerleşik bankaların ve özel sektörün yurt dışı şubeleri ile iştiraklere olan borçlarından oluşmaktadır. Borçlu bazında değerlendirildiğinde, toplam stok içinde kamu sektörünün yüzde 21,9, Merkez Bankası’nın yüzde 17,2, özel sektörün ise yüzde 60,9 oranında paya sahip olduğu gözlemlendi.

Paylaşın