14 Mayıs Seçimleri: Yeşil Sol Parti Seçim Şarkısını Paylaştı

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kala Yeşil Sol Parti, seçimler için hazırladığı şarkıları, Türkçe ve Kürtçe olarak sosyal medya hesaplarından paylaştı.

Yeşil Sol Parti’nin seçim şarkısı için kurguladığı video klipte kadınların hak mücadelelerine, Gezi Direnişi eylemlerine, 2023 Newrozu görüntülerine, işçi ve emekçilere, Yeşil Sol Parti bayraklarına ve ülke genelinde yürütülen ekolojik tahribatlar ile onlara karşı verilen mücadelelere yer verildi.

Yeşil Sol Parti’nin seçim şarkısının Türkçesi şöyle:

Buradayız, birlikte değiştireceğiz, yine bizler buradayız,
Kadın, kadın, kadın,
Eşit, özgür yarınlara,
Haydi haydi ayaklanın, şimdi vakti kazanmanın,
Karşıyız biz savaşlara; gençlerle ve kadınlara,

Zorba ile mücadele,
Yine bizler buradayız,
Şimdi, şimdi, şimdi, buradayız hemen şimdi,
Özgür kadın, özgür toplum, yeni yaşam hemen şimdi,
Bizler, bizler, yine bizler,

Onlarca, milyonlarca bizler,
Kazanacak olan biziz,
Özgürlük biz, çözüm bizler,
Geliyoruz, geliyoruz, hep birlikte geliyoruz,
İşçi, köylü, emekçiyiz,

Çözüm biziz, geliyoruz,
Yalanın, talanın, nefretin ve karanlığın karşısında hep inatla yine bizler buradayız,
Buradayız, birlikte değiştireceğiz,
Yine bizler buradayız.

Paylaşın

MHP Ve AK Parti Seçimde Ortak Liste Çıkarabilir Mi?

14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri yaklaştıkça ittifaklarda seçimlerde en iyi sonucu almak için çalışmalarını devam ediyor. İttifaklar, cumhurbaşkanlığının yanı sıra Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) de çoğunluğu sağlayabilmeyi hedefliyor.

Hem CHP, İYİ Parti, DEVA Partisi, Demokrat Parti, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Millet İttifakı hem de AK Parti, MHP, BBP ve YRP’den oluşan Cumhur İttifakı, Meclis’te çoğunluğa yani en az 301 milletvekiline ulaşma hedefiyle seçimlere hazırlanırken bu noktada yapılan ince hesaplar arasında seçimlere ortak liste ile gitmek de yer alıyor.

Cumhur İttifakı’nın iki ana partisi AK Parti ve MHP arasında da ortak liste konusu çeşitli toplantılarda ele alınırken ve AK Partili yöneticilerden çeşitli dönemlerde “ortak liste konusunda çalışmaların sürdüğü” yönünde açıklamalar gelirken, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “ortak liste olmayacak” çıkışı yaptı.

Bahçeli Salı akşamı Twitter hesabından yaptığı açıklamada, Yeniden Refah ve BBP’ye işaret ederek “Cumhur İttifakı’nı teşkil eden 2 partinin kendi adıyla, amblemiyle ve adaylarıyla seçime katılmaları söz konusu iken, Milliyetçi Hareket Partisi’nin ortak liste hazırlığına teşne olması ve buna tevessül etmesi doğru, mantıklı ve makul bir seçenek olamayacaktır” ifadelerini kullandı.

AK Parti’nin Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, Meclis’te gazetecilerin soruları üzerine, “Diğer 3 parti de kendi listesinden seçime girme hazırlığı yapıyor. Devlet Bahçeli’nin ortaya koyduğu tavır da bizim aktardığımız durumun aynısı. Yeni seçim yasasına göre; zorlayan birtakım şeyler var; hem Millet İttifakı’nı hem bizi. Çünkü ‘en demokratik bir tablo gerçekleşsin’ dediğimizde, en kolayı olmuş olmuyor. Bazı zorluklar da yaşanıyor. Kim, hangi partiyi kastetmiş, oyunu vermişse; o partiden milletvekili çıkacak. Çıkartamıyorsa da o oylar yok sayılacak. Bunu hem Cumhur İttifakı’nın bileşenleri olarak hepimiz biliyoruz hem de Millet İttifakı’nın bileşenleri bence biliyordur” değerlendirmesi yaptı.

AK Parti “umutlu”

Seçimlerde partilerin kendi logosu ile yer alması için en az 41 ilde aday çıkarması şart. AK Parti’de MHP ile en az 10-15 ilde “ortak liste” yapılması gerektiği savunuluyor. Ancak iktidar partisi olması nedeniyle 81 ilde milletvekili çıkarmak isteyen AK Parti’de, MHP’nin 10-15 ilde çıkarmayarak AK Parti listelerine destek vermesi gerektiği görüşü hakim.

Edinilen bilgiye göre, MHP ise bu çerçevede bir “ortak liste” yapılmasına mesafeli. Bu arada hiçbir formülde MHP’li isimlerin AK Parti listelerinden yazılması gibi bir seçenek olmadığı da vurgulanıyor. Eğer ortak liste yapılırsa, hangi illerde ortak liste olması gerektiğine ilişkin olarak da iki parti arasında görüş ayrılığı bulunuyor.

MHP kurmayları, “Cumhur İttifakı’nın 4 partisinin de birlikte karar almasına dikkat çekerken bir partinin ortak listeye ‘hayır’ bir partinin ‘evet’ demesinin doğru olmayacağını” savunuyor. Kurmaylar, MHP’nin 50 yılı aşkın bir tarihi olduğuna ve “küçük bir parti” gibi değerlendirilemeyeceğini de ifade ediyor.

Milletvekili aday listelerinin Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) teslimi için son gün 9 Nisan Pazar. AK Parti yetkilileri 9 Nisan’a kadar yapılacak görüşmelere göre MHP, BBP ve Yeniden Refah ile ortak liste konusunda uzlaşmaya varılabileceği değerlendiriliyor. Bir kurmay, “9 Nisan’a kadar çok uzun süre var. O günü beklemek lazım” değerlendirmesi yaptı.

Liste tartışmaları yaşanırken, Cumhurbaşkanı ve Cumhur İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Adayı Recep Tayyip Erdoğan partilere ziyaretlerini sürdürüyor. Salı günü Yeniden Refah’ı ziyaret eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Çarşamba günü de BBP’ye bir ziyaret gerçekleştirerek BBP lideri Mustafa Destici ile görüştü. BBP de, seçimlere kendi parti logosu ile 81 ilde girileceğini açıklamıştı. Ancak BBP’de bazı kritik yerlerde ortak liste ile seçime girilebileceği görüşü de hakim.

Sencar: Ortak girmeleri mantıklı

Peki, AK Parti ve MHP’nin ortak liste ile seçime girmemesinin sonuçlara nasıl bir etkisi olur?

DW Türkçe’den Kıvanç El‘e konuşan Metropoll Araştırma’nın Kurucusu Özer Sencar “AK Parti ve MHP ortak liste ile girerlerse açık ve net daha fazla milletvekili çıkarırlar. MHP’nin şu anda yüzde 7-8 civarında oyu var ve İttifak olarak girdiği için baraj tehlikesi yok. Bazı illerde ortak girmeleri mantıklı olacaktır” tahmini dile getirdi. Sencar, MHP’nin seçime kendi logosuyla girmek istemesini de “MHP, 50 yıllık bir parti. ‘Küçük bir parti’ gibi başka listeden girmek itibar kaybettirici. Bahçeli’nin endişe ettiği de budur diye düşünüyorum” sözleriyle değerlendirdi.

“AK Parti tavizi göze almalı”

Sencar, AKP’nin 81 ilde girip MHP’nin bazı illerde aday çıkarmama fikrine ilişkin de, “Eski AK Parti yok, yüzde 50 alan bir AK Parti bugün yok, oyları yüzde 35’lerde. AK Parti bence bu tavizi göze almalı. Örneğin Osmaniye’den ve bazı illerden aday çıkarmamalı. Taviz vermek AK Parti için çok incitici olmaz. Ben AK Parti olsam bunu yaparım” görüşünü kaydetti.

MHP’nin bazı illerde vekil adayı çıkarmayarak AKP’ye destek verebileceğini kaydeden Sencar, “Burada sadece şöyle bir riskleri var. A ilinde MHP girmedi AK Parti girdi diyelim. MHP seçmeni kendini serbest hisseder. Başka partiye oy verebilir. MHP’li seçmen milliyetçi bir partiye oy verebilir. Parti tüm seçmenini bu şekilde kontrol edemez, bu nedenle kendi listesinden aday çıkarmak isteyebilir. İYİ Parti veya Memleket Partisi’ne kaymaları durdurmuş olurlar” değerlendirmesini yaptı.

Paylaşın

Bloomberg: Türk Lirası’nın Değer Kaybı Yaklaşıyor

Londra merkezli yatırım şirketi Carrhae Capital’dan baş yatırım yetkilisi Ali Akay, “Türkiye’de Türk Lirası’nın yaklaşan devalüasyonundan başka bir yatırım fırsatı yok” yorumunda bulunuyor.

Barclays PLC ve TD Securities, üçüncü çeyrekte Türk Lirası’nın yüzde 40 değer kaybıyla 27 dolara çıkmasını bekliyor.

Vadeli sözleşmeler de yatırımcıların kim kazanırsa kazansın TL’nin değer kaybetmesini beklediğini gösteriyor.

Bloomberg, Türkiye’de 14 Mayıs’ta düzenlenecek seçim sonuçlarına yönelik belirsizliğin hakim olduğunu, bu yüzden yatırımcıların Türk Lirası varlıklara ilişkin konum almaktan kaçtığını aktardı.

Bloomberg’e göre riskten korunma konusunda uzmanlaşan serbest yatırım fonu (hedge fon) şirketleri bile Türkiye ile ilişkili yatırım yapmaktan kaçınıyor.

Türkiye’nin de içinde olduğu gelişmekte olan ülkelere yönelen yatırım fonları, bundan sonra hangi senaryonun devreye gireceğini kestirmenin zor olduğunu ifade ediyor.

Diğer yandan Bloomberg’in haberine göre seçim sonuçlarının ne olacağından bağımsız olarak Türk Lirası’nın sonraki dönemde değer kaybetmesi bekleniyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın özellikle son haftalarda Türk Lirası’nın düşmesine engel olmak için “arka kapı müdahalelerini” devreye soktuğu aktarılıyor.

Ancak seçimlerden sonra sonucun ne olacağından bağımsız olarak devletin TL’ye desteğinin kalkacağı ve bu yüzden de TL’nin değer kaybedeceği tahmin ediliyor.

Londra merkezli yatırım şirketi Trium Capital’dan Peter Kisler, “Tamamen kontrol altında bir piyasa. Seçimlere kadar da böyle kalması beklenebilir. Ancak seçimlerden sonra çok büyük ihtimalle kim kazanırsa kazansın serbest kalacak” yorumunda bulundu.

Bloomberg’e konuşan Kisler’e göre “muhalefetin rahat bir şekilde kazanması takdirinde TL dışındaki bütün varlıkların yükselmesi” beklenebilir.

“TL’nin değer kaybı yaklaşıyor”

Londra merkezli yatırım şirketi Carrhae Capital’dan baş yatırım yetkilisi Ali Akay, “Türkiye’de Türk Lirası’nın yaklaşan devalüasyonundan başka bir yatırım fırsatı yok” yorumunda bulunuyor.

Barclays PLC ve TD Securities, üçüncü çeyrekte Türk Lirası’nın yüzde 40 değer kaybıyla 27 dolara çıkmasını bekliyor.

Vadeli sözleşmeler de yatırımcıların kim kazanırsa kazansın TL’nin değer kaybetmesini beklediğini gösteriyor.

Londra’daki gelişmekte olan ülkeler yatırım yönetimi şirketi North of South Capital’dan Kamil Dimmich, “Risk şu ki, kur kontrolleri ya da ani bir devaülasyon ile karşılaşabilirsiniz. Şu an Türkiye’ye kur etrafındaki riskler dolayısıyla direkt girmiş değiliz” dedi.

Bloomberg’in haberinde yabancıların da TL’den büyük ölçüde çıktığı belirtiliyor.

Merkez Bankası’nın verilerine göre bu ay yabancıların TL fonlarındaki sahipliğinin 1,2 milyar dolara düştüğü ifade edildi. Bu rakam 2013’te 72 milyar dolardı.

Helm Yatırım Ortaklığı’nın partnerlerinden Rejat Suri, “daha öngörülebilir politikaların yatırım atmosferini geliştirebileceğini ve yavaş da olsa yabancı yatırımın geri gelmesini sağlayabileceğini” belirtiyor.

Ancak böyle bir gelişmenin ufukta görünmesine rağmen Suri, siyasi belirsizlikler ve TL’yi bekleyen riskler yüzünden Türkiye piyasasından uzak kaldıklarını aktarıyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Kahramanmaraş Depremleri; Her Dört Kişiden Birinin Oy Tercihi Değişti

11 ilde büyük yıkıma ve 50 binden fazla can kaybına neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremler sonrası her dört seçmenden birinin oy tercihi değişti.

Kahramanmaraş merkezli depremlerin; sosyal, demografik, ekonomik ve siyasi etkilerine odaklanan Spectrum House Düşünce ve Araştırma Merkezi, 10-15 Mart 2023 tarihleri arasında 10 ilde araştırma yaptı.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın aktardığına göre, İstanbul, Diyarbakır, Ankara, Bursa, İzmir, Antalya, Samsun, Kayseri, Erzurum ve Trabzon’da bin 446 kişi ile yüz yüze yapılan araştırmanın sonucunda hazırlanan “Depremin Etkileri ve Siyasi Eğilimler Raporu”nda Maraş depremlerinin politik etkilerinin 14 Mayıs’taki seçimlerin sonuçlarına etki etme potansiyeli taşıdığı ifade edildi. Rapora göre depremden sonra her dört kişiden birinin oy tercihi değişti.

Yaşanan deprem ve afet süreci başta olmak üzere ülke gündemindeki son gelişmelerin oy verme tercihlerinde bir değişiklik yaratıp yaratmadığı sorusuna, katılımcıların 4’te 1’ine yakını, “evet, değişiklik yarattı” yanıtını verdi. Oy verme tercihi değişenlerin yüksek oranda genç ve düşük gelir grubunda olduğu gözlendi.

Deprem sonrası oy tercihleri

Katılımcılar ‘bu pazar seçim olması durumunda hangi partiye oy verecekleri’ yönündeki soruya yüzde 30.9 oranında AK Parti, yüzde 21.8 oranında CHP, yüzde 9.3 oranında HDP, yüzde 7.3 oranında İYİ Parti, yüzde 6.6 oranında MHP, yüzde 2.2 oranında Memleket Partisi, yüzde 1.1 oranında TİP yanıtını verdi. Bu oranlara kararsızlar ve oy kullanmayacağım diyenler dağıtıldıktan sonra ortaya çıkan tablo ise şöyle oldu:

AK Parti: Yüzde 37.6

CHP: Yüzde 26.5

HDP: Yüzde 11.3

İYİ Parti: Yüzde 8.8

MHP: Yüzde 8

Memleket Partisi: Yüzde 2.7

TİP: Yüzde 1.4

Bu tercihlerin ittifaklar bazında yansımasını da araştıran Spectrum House, bu pazar seçim olması durumunda kararsızlar dağıtılmadan Cumhur İttifakı’nın yüzde 38.1, Millet İttifakı’nın yüzde 30.5, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın ise yüzde 10.4 oranında oy aldığı sonucuna ulaştı. İttifakların kararsızlar dağıtıldıktan sonraki oy oranlarıysa şöyle sıralandı:

Cumhur İttifakı: Yüzde 46.3,

Millet İttifakı: Yüzde 37

Emek ve Özgürlük İttifakı: Yüzde 12.7

Spectrum House, katılımcılara depremden sonra oy verme tercihinin hangi yönde değiştiğine ilişkin sorular da yöneltti. Buna göre 2018’de AK Parti’ye oy vermiş seçmenin yüzde 75.7’si bu pazar seçim olsa yine AK Parti’yi tercih edeceğini söylerken, yüzde 6.8’i CHP’yi tercih edeceğini, yüzde 10.4’ü ise kararsız olduğunu belirtti.

2018’de CHP’ye oy vermiş seçmenin yüzde 79.9’u tekrar CHP’ye oy vereceğini söylerken yüzde 4.2’si AK Parti’yi, yüzde 4.6’sı Memleket Partisi’ni tercih edeceğini ifade etti. 2018’de HDP’ye oy vermiş seçmenlerin yüzde 78.6’sı tekrar HDP’yi, yüzde 10.3’ü ise CHP’yi tercih edeceğini belirtti.

2018’de MHP’ye oy vermiş seçmenlerin yüzde 63’ü tekrar MHP yönünde oy kullanacağını söylerken yüzde 11.6’sı kararsız olduğunu ifade etti.

2018’de İYİ Parti’ye oy veren seçmenlerin yüzde 67.5’i tekrar İYİ Parti’yi tercih edeceğini kaydederken yüzde 9.5’i bu seçimlerde CHP’yi, yüzde 4.8’i ise Memleket Partisi’ni tercih edeceğini belirtti.

Tüm bu sonuçların değerlendirildiği Spectrum House raporunda kendisini “kararsız” olarak tanımlayan ve oy kullanmayacağını beyan eden “gri alandaki” seçmenin oranının yüzde 17,8 olduğu belirtilirken, Cumhur ile Millet İttifakları arasındaki matematiği bu grubun çözeceği ifade edildi.

Muharrem İnce kilit pozisyonda

Cumhurbaşkanı adayı tercihleri de sorulan araştırmada, katılımcıların yüzde 37,7’si Recep Tayyip Erdoğan’ı, yüzde 31,1’i Kemal Kılıçdaroğlu’nu, yüzde 7,9’u HDP’nin adayını, yüzde 7’si de Muharrem İnce’yi destekleyeceklerini söyledi, yüzde 15,8’i de gri alanda (kararsız, oy vermek istemeyen, cevap vermek istemeyen) kaldı. ‘Erdoğan karşıtı’ blokun yüzde 55 bandında olduğu kaydedilen raporda, Cumhurbaşkanlığı seçim sonucunda gri alandaki seçmenin belirleyici olduğu, HDP’nin aday çıkarmama kararının Kılıçdaroğlu’nu avantajlı konuma getirdiği belirtilirken Muharrem İnce’nin, seçim sonuçlarının iktidar ya da muhalefet lehine sonuçlanmasında kilit pozisyona geçtiği değerlendirmesi yapıldı.

Kararsızlar dağıtıldıktan sonra ortaya çıkan sonuçsa şöyle oldu:

Recep Tayyip Erdoğan: Yüzde 44.7

Kemal Kılıçdaroğlu: Yüzde 36.9

HDP adayı: Yüzde 9.4

Muharrem İnce: Yüzde 8.2

Bir önceki cumhurbaşkanlığı seçimleriyle önümüzdeki seçimler arasındaki oy geçişkenliğinin de değerlendirildiği araştırmada 2018’de Recep Tayyip Erdoğan’a oy veren seçmenlerin yüzde 77.70’inin bugün yine Recep Tayyip Erdoğan’a, yüzde 8.30’unun Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vereceği, yüzde 7’sinin ise kararsız olduğu sonucuna ulaşıldı. 2018’de Muharrem İnce’ye oy veren seçmenin ise yüzde 73.30’unun bugün seçim olduğunda Kemal Kılıçdaroğlu’na, yüzde 15.20’sinin ise tekrar Muharrem İnce’ye oy vereceği tespit edildi. 2018’de Selahattin Demirtaş’a oy veren seçmenin yüzde 66’sı HDP adayını destekleyeceğini söylerken, yüzde 18.70’i Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceğini ifade etti.

İYİ Parti’nin Millet İttifakı’na itirazı ve daha sonra tekrar ittifaka dahil olmasına ilişkin sorular da yöneltilen araştırmada, katılımcıların yüzde 60’ı İYİ Parti’nin bu çıkışının yanlış olduğunu, yüzde 18’i doğru olduğunu, yüzde 22’si kararsız olduğunu söyledi. Bu soruya İYİ partili katılımcıların verdiği yanıtlara bakıldığında onaylamama oranı yüzde 52.40 olarak ölçüldü.

Depremler sonrası hükümet başarısız bulundu

Katılımcıların yüzde 52.5’i hükümetin deprem başta olmak üzere doğal afet yönetim hazırlığını yetersiz bulduğunu belirtirken, yüzde 52,6’sı hükümetin depremin ardından ilk 48 saat içinde yapılan çalışmalarını başarısız bulduğunu ifade etti. “Hükümetin depremin ardından ilk 48 saat içinde yaptığı çalışmaları başarılı buluyor musunuz” sorusuna daha önce Recep Tayyip Erdoğan’a oy vermiş katılımcıların yüzde 67.20’si başarılı bulduğunu söyleyerek cevap verdi. İlk defa oy kullanacak seçmenin yüzde 83.30’u, bu soruyu “başarısız bulduğunu” söyleyerek yanıtladı.

Araştırmada deprem sırasında ve sonrasında yapılan çalışmalar ve açıklamalara ilişkin sorular da yöneltildi. Buna göre katılımcıların 3’te 2’sinin deprem sonrası açıklanan ölü ve yaralı sayılarını güvenilir bulmadığını söyledi. Deprem verilerine güvensizliğin en yüksek olduğu seçmen grubunun da incelendiği araştırmaya göre AK Parti seçmeninin yüzde 50’sinin depremde açıklanan verileri güvenilir bulmadığı sonucuna ulaşıldı.

Araştırma grubunda yer alan katılımcıların yüzde 53.7’si deprem sonrasında üniversitelerde yüz yüze eğitime ara verilmesinin, yüzde 52’si Twitter’a erişimin sınırlandırılmasının doğru olmadığını söyledi. Depremden sonra daha etkin bir dayanışma ve yardımlaşma mekanizmasının kurulması konusunda katılımcıların yüzde 76,6’sı yerel yönetimlerin önemine işaret etti.

Yıkımdan hükümet ve müteahhitler sorumlu

Deprem sonrası ortaya çıkan yıkımdan kimi sorumlu tuttuğu sorusuna katılımcıların yüzde 32’si hükümeti, yüzde 30’u müteahhitleri, yüzde 29,9’u belediyeleri diyerek yanıt verirken yüzde 7.50’si ise ‘doğal afet olmasından kaynaklı’ dedi.

Spectrum House’un raporunda, “Türkiye’de müteahhitlerin siyaset ve bürokrasi ile ilişkileri göz önüne alındığında, katılımcıların yaklaşık 3’te ikisinin yıkımdan en çok hükümet ve müteahhitleri sorumlu tutması, depremi doğal bir afetten ziyade bir yönetim konusu olarak gördüklerini ortaya koymaktadır” tespiti yapıldı.

Paylaşın

Bakan Bozdağ: Erdoğan’ın Adaylığı Önünde Hiçbir Engel Bulunmuyor

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanı adayı olmasının önünde hiçbir anayasal ya da kanuni engel bulunmadığını söyledi. Seçim takvimine göre cumhurbaşkanı geçici aday listesine yapılan itirazların YSK tarafından karara bağlanması süreci yarın sona erecek.

Muhalefet partileri Erdoğan’ın üçüncü kez cumhurbaşkanı olmak için aday olduğu iddiasıyla Yüksek Seçim Kurulu’na itirazlarda bulunmuştu. Başvurularda Anayasa’da yer alan bir kişinin en fazla iki kez Cumhurbaşkanı olabileceğine yönelik maddelerine atıf yapıldı.

Ancak hükümet yetkilileri ve AK Parti mensupları, Erdoğan’ın 2018’deki hükümet sisteminin değişimiyle beraber yeni sistemle ilk kez cumhurbaşkanı olduğunu savunuyor.

Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adaylığına yönelik itirazlar üzerine yazılı açıklamada bulunan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, tartışmalara temel oluşturan ve bir kimsenin en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebileceğine işaret eden 101’inci maddenin 2017 yılında değiştirildiğini belirterek, “Anayasa’nın 101’inci maddesinin önceki hâli, baştan aşağı tamamen yeniden yazılarak tümü değiştirilmek suretiyle tamamen yürürlükten kaldırılmış, yerine yeni bir hüküm ihdas edilmiştir” dedi.

Anayasa koyucunun 101’inci maddeyi “tümüyle değiştirerek” yeni yetki ve görevlerle donatılmış Cumhurbaşkanının iki defa seçilebilmesi iradesini ortaya koyduğunu belirten Bozdağ, “Dolayısıyla 2017 yılında yapılan değişiklikle Anayasa’ya konulan bu hükmün 2017 yılından önce Cumhurbaşkanlığı yapmış kişileri de kapsayacak şekilde yeni bir seçme hakkı ortaya çıkardığı çok açıktır. Bir başka ifadeyle söz konusu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra daha önce Cumhurbaşkanlığı yapmış olup olmadığına bakılmaksızın şartları taşıyan herkese iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilme hakkı tanıdığı tartışmadan varestedir” diye ekledi.

Anayasa’nın “yeni 101’inci maddesinin” ilk uygulandığı seçimin 24 Haziran 2018 seçimleri olduğunu ifade eden Bozdağ, 14 Mayıs’taki seçimlerin de bu maddenin ikinci uygulaması olacağını, dolayısıyla Erdoğan’ın adaylığının da ikinci adaylığı sayılacağını belirtti.

Muhalefet partileri, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adaylığı nedeniyle Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) itirazda bulunmuştu. Muhalefet, Erdoğan’ın 2014 ve 2018 yıllarında iki defa Cumhurbaşkanı seçildiğini belirterek 2023’te üçüncü kez Cumhurbaşkanı adayı olamayacağı görüşünü savunuyor.

YSK itirazları bugün sonuca bağlayacak

YSK, 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanı seçimi için aday gösterme süresinin tamamlanmasının ardından adayların geçici listesini Resmi Gazete’nin dünkü sayısında yayımladı. Geçici listede, Cumhur İttifakı’nın adayı olan AKP Genel Başkanı Erdoğan, Millet İttifakı’nın aday gösterdiği CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce ve Ata İttifakı’nın adayı Sinan Oğan’ın isimleri yer aldı.

Geçici listede ismi bulunan adaylara, bugün TSİ 17’ye kadar itiraz edilebiliyor. YSK, itirazları değerlendirip karara bağladıktan sonra Cumhurbaşkanı adaylarının kesin listesini 31 Mart Cuma günü Resmi Gazete’de yayımlayacak.

2007 ve 2017 yıllarındaki değişiklikler

Anayasa’ya göre 2007 yılına kadar Cumhurbaşkanı seçimi doğrudan TBMM tarafından yapılıyordu. Yedi yıllığına, bir defalığına seçilen ve tarafsız bir konumda olan Cumhurbaşkanı ikinci defa aday olamıyordu.

Ancak 2007’de Abdullah Gül’ün adaylığı sürecinde yaşanan 367 krizi üzerine anayasa değişikliği yapılarak Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi uygulamasına gidildi. Görev süresi beş yıla indirilen Cumhurbaşkanı’na iki defa seçilme hakkı getirildi.

TBMM tarafından yedi yıllığına Cumhurbaşkanı seçilen son isim olan Abdullah Gül’ün görev süresi 2014’te doldu. Parlamenter sistemin uygulandığı bu dönemde Erdoğan, 2014 yılında halk tarafından seçilen ilk Cumhurbaşkanı oldu.

Erdoğan’ın görev süresinin dolmasına iki yıl kalmışken 16 Nisan 2017’de yapılan anayasa değişikliği referandumunda Başbakanlık kaldırılarak yerine Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi getirildi. Anayasa değişikliği kapsamında Cumhurbaşkanı’nın yetkileri artırıldı, Cumhurbaşkanı seçimi şartları ise değişmedi.

Anayasanın 101’inci maddesinde bu durum “Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim yapmış, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından, doğrudan halk tarafından seçilir. Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir” şeklinde yer aldı.

Paylaşın

Seçim Ve Sandık Güvenliği İçin Neler Yapılıyor?

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kala tartışılan konuda arasında “Seçim güvenliğini sağlamak için neler yapılıyor? Seçim sürecinde en riskli alanlar hangileri? Sığınmacı sayıları seçim güvenliği için risk mi?” yer alıyor.

Seçmen kütükleri seçim takvimi kapsamında 20 Mart’ta muhtarlıklar tarafından askıya çıkartılmıştı. Tüm partilerin elinde seçmen kütükleri bulunuyor ve adreslere göre karşılaştırmalar yapılıyor. Muhalefet partilerinin saptadığı seçimi etkileyecek boyutta bir usulsüzlüğe şu ana kadar rastlanmış değil.

Partiler kütüklerde tespit ettikleri anormal durumlar için 2 Nisan’a kadar düzeltme başvurusu yapıyor. Bu başvuruları vatandaşlar da kendi adresleri için yapabiliyor.

Yüksek Seçim Kurulu verilerine göre 14 Mayıs’taki cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinde yurt içinde toplam 190 bin 736 sandıkta 60 milyon 904 bin 499 kişi oy kullanabilecek. Yurt dışında kurulacak 4 bin 969 sandıkta ise oy kullanmaya haiz 3 milyon 286 bin 786 seçmen bulunuyor.

Millet İttifakı üyeleri de seçim güvenliğini sağlamaya yönelik hem ayrı ayrı hem de ittifak halinde hazırlıklarını sürdürüyor, seçim gecesi Yüksek Seçim Kurulu’ndan alınan sonuçların partiler tarafından karşılaştırılmasını sağlayacak yazılımda da sona gelindi.

Seçim ve sandık güvenliği için neler yapılıyor?

Seçim güvenliği genel olarak sadece oy verme günü ve sandık güvenliği ile sınırlı tutulmayarak seçim takviminin açıklanmasıyla başlayan ve itirazlar sona erip kesin sonuçlar açıklanıncaya kadar olan süreç olarak tanımlanıyor. Oy verme günü sandık güvenliğinin sağlanması da bu sürecin bir parçası.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in haberine göre, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel, seçim güvenliği meselesinin aslında normal şartlar altında siyasi partilerin sorumluluğunda olan bir mesele olmaması gerektiğini söyleyerek “Ancak maalesef Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) kurumları siyasallaştırmasıyla YSK da güvenilirliğini yitirdiği için seçim güvenliği meseleleri siyasi partiler üzerinden tartışılmaya başlandı” diyor.

Seçim güvenliği ile ilgili bir komisyon kuran ve rapor hazırlayan Millet İttifakı’ndaki partiler öncelikle kendi içlerinde çalışarak gerekli hazırlıklarını yapıyor ve ardından ittifakın diğer üyeleri ile ortaklaşıyor. İttifak içinde sandık kurullarına üye verme hakkı olan CHP ve İYİ Parti ile kısmen bazı sandıklar için Saadet Partisi var. Seçime girmeye hak kazanan diğer ittifak üyeleri ise sandıklara üye veremiyor ama müşahit bulundurabiliyor.

İYİ Parti Seçim İşleri Başkan Yardımcısı Burcu Akçaru, bu süreci partilerin hem kendi içlerinde hem de Millet İttifakı olarak üç bölüme ayırdıklarını belirterek bunları seçim öncesi hazırlık süreci, seçim günü yapılacaklar ve seçim günü sonrası kesin sonuçların ilanına kadar itiraz ve değerlendirmeleri kapsayan dönem olarak sıralıyor.

Akçaru’nun aktardığına göre partiler halen sandık kurullarına atamaları yapmakta ve bu üyelerin eğitimlerine de başlanmış durumda.

Bu arada Yüksek Seçim Kurulu henüz kesinleşmiş sandık listesini beyan etmediği için tüm partiler hazırlıklarını şu an 31 Mart 2019’da yapılan yerel seçim sandıklarını esas alarak yürütüyor. YSK’nın kesin sandık listesini paylaşmasıyla da yeni düzenlemeler yapılacak.

14 Mayıs’a dair en riskli alanlar neler?

Seçime giden süreçte partilerin sandık ve seçim güvenliği ile ilgili bazen öngördükleri bazen de şu an için öngöremedikleri riskli alanlar olabiliyor.

Kamuoyunda seçmen kütüklerinin de risk alanlarından biri olduğu konuşuluyor ancak muhalefet partilerinin saptadığı seçimi etkileyecek boyutta bir usulsüzlüğe şu ana kadar rastlanmış değil.

Seçmen kütükleri seçim takvimi kapsamında 20 Mart’ta muhtarlıklar tarafından askıya çıkartılmıştı. Tüm partilerin elinde seçmen kütükleri bulunuyor ve adreslere göre karşılaştırmalar yapılıyor.

14 Mayıs’ta sekizinci seçimini takip edecek olan Akçaru süreci şöyle aktarıyor:

“2018’deki seçmen kütükleri elimizde olduğu için onlarla karşılaştırarak seçim güvenliğini tehdit edecek herhangi bir taşıma seçmen var mı diye bakıyoruz. Bazı tespitlerimiz de oldu belirli illerde. Ama şu ana kadar seçim güvenliğini tehdit edecek, anormal rakamlarla karşılaşmadık. Bunu söyleyebilirim.”

Partiler kütüklerde tespit ettikleri anormal durumlar için 2 Nisan’a kadar düzeltme başvurusu yapıyor. Bu başvuruları vatandaşlar da kendi adresleri için yapabiliyor.

Muhalefet partilerine göre kamuoyunda da bazen haklı bazen de yanlış bilgilere dayalı olarak haklı endişeler oluşabiliyor ancak parti görevlilerinin sandık başlarında olması pek çok riski gidermeye yetecek kadar önemli.

Akçaru, halk arasındaki “Sandıkta hile yapacaklar, tutanakları değiştirecekler, oy çalacaklar” gibi çok sayıda uyarıya kendilerinin de rastladığını belirterek “Açık söylemek gerekirse bu sekizinci seçimim ve sandıklarda yaşananlar diye buradan Çin’e yol alacak bir liste verebilirim… Ama hepsinin çözümü tek; o da sandık başında olmak” diye konuşuyor.

İYİ Parti olarak 2018 seçimine kıyasla üye ve sandık kurulu yetkilisi sayıları açısından çok daha güçlü olduklarını belirten Akçaru, “Şimdiye kadar eksikler var mıydı? Tabii ki vardı. Ama şu an hep beraber ciddi bir çalışma içindeyiz. Altı siyasi parti bir aradayız. Hepimiz insan kaynağımızı doğru bir şekilde kullanmak üzere doğru adımları atıyoruz” diyor.

Adıgüzel de şu an için bütün senaryolara karşı çözümler üretmeye çalıştıklarını belirterek Türkiye’deki yaklaşık 195 bin yurt içi ve yurt dışı sandıkların her birinde en az bir CHP’li ve en az iki Millet İttifakı görevlisi olmasına dikkat ettiklerini kaydediyor.

Öte yandan seçim gecesi Yüksek Seçim Kurulu’ndan alınan sonuçların partiler tarafından karşılaştırılmasını sağlayacak yazılımda da sona gelinmiş durumda ve testler yapılıyor.

Adıgüzel, aslında tek bir tane değil riski dağıtmak için birkaç farklı yazılım kullanacaklarını söyleyerek “2018 ve 2019 seçimlerinde de aynı yazılımları kullandık. Tabii ki teknolojideki gelişmeler doğrultusunda bazı iyileştirmeler oluyor. İttifak bileşenleri olarak hangi sandıkta kaç kişiyiz, bunu da görebiliyoruz” diye konuşuyor.

Altı partinin birbirlerinin sisteme gönderdikleri sonuçları bu yazılım ile görebilmesi amaçlanıyor.

Akçaru da bu yazılımlarda artık sona gelinmiş olduğunu ve seçime kadarki sürede testlerin yapılacağını söyleyerek aksiliklere karşı yapılacakları ise şöyle anlatıyor:

“İnternet yavaşlatılır, bant daraltılır, elektrik gider veya trafoya kedi girerse, bunların hepsini bu ülkede yaşadığımız için o yüzden de ona göre de ek tedbirler alıyoruz. Son iki seçime de bu sistemle girdik ve sorun yaşamadık. Yine sorun yaşamayı beklemiyoruz.”

Akçaru, beklenmedik sorunlarla karşılaşılması durumunda il ve ilçelerde ekipler oluşturulduğunu ve seçim koordinasyon merkezleri kurulduğunu ifade ediyor.

Sığınmacı sayıları seçim güvenliği için risk mi?

Seçim güvenliği ile ilgili olarak en çok konuşulan başlıklardan birisi de vatandaşlığa hak kazanan ve seçmen olan sığınmacıların sayısı.

İçişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Çataklı iddialar üzerine geçen Aralık ayında yaptığı açıklamada Türk vatandaşlığını kazanan toplam Suriyeli sayısını 221 bin 671 olarak açıklarken seçimlerde oy kullanabilecek 18 yaş ve üzeri Suriyeli sayısının ise 125 bin 563 olduğunu belirtmişti.

Adıgüzel, sadece Suriyeli değil tüm yabancı seçmen sayılarını yakından takip ettiklerini söyleyerek “Bunu sadece bir aydır değil, son birkaç yıldır takip ediyoruz. Bu seçmen sayısındaki değişimi çapraz kontrollerle yakından izliyoruz” diyor.

CHP’li Adıgüzel’e göre Suriye, Afganistan, Irak, İran ve Libya’dan Türkiye’ye gelerek vatandaş olanlar içinde seçmen listelerinde yer almasını tahmin ettikleri sayı 240 bin civarında. Ancak bu sayının netleşmesi için askıya çıkan listelerin kesinleşmesi gerekiyor.

Seçim takvimine göre yurt içi ve yurt dışı seçmen kütükleri 12 Nisan’da kesinleştirilecek.

Akçaru da kendilerinin toplumdaki kaygıları dikkate alarak bu konuyu ciddi şekilde analiz ettiklerini söyleyerek “Şu anda İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı rakamların üzerinde anormal bir yabancı uyruklu seçmen kaydı görmedik açıkçası” diyor.

Vatandaşlar ne yapabilir?

Muhalefet partilerinin işaret ettiği bir başka unsur da seçmenlerin de seçim güvenliği sürecinde etkin olabilecekleri.

Adıgüzel seçim güvenliğinin en önemli unsurunun aslında oy kullanan her seçmen olduğunu ve bu konunun sadece siyasi partilerle çözülecek bir mesele olmadığını söyleyerek “Çünkü kişi orada oy kullanırken eğer prosedürler doğru şekillendirilmiyorsa bunu da aslında denetleyebilir. Sonrasında her seçmenin kendi sandığında sayımları izlemek anayasal bir hakkıdır” diyor.

Akçaru da halka sosyal medyada ya da kendi aralarında dolaştırılan kaygıları bir kenara bırakıp oy vermek üzere sandığa gitme çağrısı yaparak “Öncelikle herkesin oy kullanmaya gitmesi lazım. Oy kullanan vatandaşlarımız müsterih olsunlar. Altı parti güçlerimizi seçim güvenliği için birleştiriyor ve gerekli tedbirleri alıyoruz” diyor.

Paylaşın

“Bakan Koca, Seçimde Aday Olmak İstemiyor” İddiası

14 Mayıs’ta yapılacak seçimlere sayılı günler kala partilerin milletvekili listelerine ilişkin bilgiler kulislere düşmeye başladı. Son olarak Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın seçimde aday olmak istemediği öne sürüldü.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, katıldığı bir televizyon programında kabinedeki tüm bakanları milletvekili adayı göstereceğini söylemişti.

Cumhuriyet yazarı Barış Pehlivan, bugünkü köşesinde, AK Parti’nin yayın organlarında 14 Mayıs’taki seçimnde bakanların hangi kentten aday olacağının yazıldığı, kaynağının Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya dikkat çektiğini ifade etti.

Koca’nın ya Adıyaman’dan ya da Hatay’dan AK Parti’nin adayı olacağı iddiasının dillendirildiğini ifade etti.

Pehlivan şunları yazdı: “Ne yani, doğru değil mi? Anlatıyor kaynağım: ‘Önce şunu düşünmelisiniz… 2024’te yerel seçimler var ve birileri ince hesaplar peşinde. O sebeple Koca’nın adını özellikle Anadolu’da geçiriyor, İstanbul’dan uzak tutuyorlar akıllarınca. Hatta, Çevre Bakanı Murat Kurum’un İstanbul’dan aday olacağı iddiası da bu nedenle sızdırılıyor. Zira, Kurum’un da gözü İBB’de.’

‘Affını istedi’

Ben not alırken bir süre sessizlik oldu. ‘Ancak’ dedi ve ekledi karşımdaki: ‘Aslına bakılırsa, Fahrettin Koca yoruldu siyasetten. Hatta kısa bir süre önce sayın cumhurbaşkanı ile gizli bir buluşma da gerçekleştirdi.

Ben heyecanlı bir şekilde dinliyordum. Sahi, ne konuşmuşlardı o görüşmede? Yanıt çok çarpıcıydı: ‘Fahrettin Koca 2023 için listelerde olmayı arzulamadığını, söyledi. Ve affını istedi.’

Şaşırmıştım. Peki, Cumhurbaşkanı Erdoğan ne dedi bu talebe? Şöyle dedi AK Parti’deki kaynağım: ‘Bakın, orasını tam bilmiyorum. Duyduklarım var ama sizi yanıltmak istemem.’

‘Ersoy da siyasetten çekilmek istiyor’

Ben tam konuşma bitti, derken ‘Dahası da var’ diye de ekliyordu: “Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un da siyasetten çekilmeyi istediği biliniyor. Ancak unutmayın ki hem Koca hem Ersoy konusunda son söz reisin olacak.”

Görülen o ki… AK Parti’deki aday listesi rahatsızlığı İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan ibaret değil. Öyle ki iktidarın etkili isimleri aday gösterilecekleri yerleri beğenmiyor. Yetmiyor…

Fulya Öztürk teklifinden rahatsızlar

Gazeteci Fulya Öztürk’e milletvekilliği teklifi gitmesi bile, AK Parti’nin medyadaki kalemlerini oldukça rahatsız etmişe benziyor. Öyle ki içlerinden ’21 yıldır sokakta küfür yiyen biziz ama depremde popüler olan birini milletvekili yapıyorlar’ diyen bile çıkmış.

Demem o ki Cumhurbaşkanı Erdoğan partide ‘3 dönem kuralını’ da hayata geçirse iktidar içindeki hiç ummadığımız kişilerin vedasına şahit olacağız.”

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri: Bankalar, Şoklarına Karşı Stres Testi Yapmaya Başladı

14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerine haftalar kaldı. Ekonomi piyasalarının önemli aktörleri de seçimin olası sonuçlarına göre hazırlıklar yapıyor: Büyük bankalar piyasa şoklarına karşı stres testi yapmaya başladı.

Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters’in dört sektör kaynağına dayandırdığı haberine göre bankalar, geçmiş dönemlerde yürürlüğe giren idari düzenlemelerin de etkisinin görülmesiyle kârlarının düşmesini bekliyor.

Banka yöneticileri, yeni ekonomi politikaları kapsamında 2021 yılı sonundan beri yürürlüğe sokulan yüzden fazla yeni kuralın etkilerinin ölçülmesinin hedeflendiğini belirtti.

14 Mayıs’taki seçimlerinin sonucunun kestirilmesi zor olsa da bankalar mevduatlara uygulanan yüksek faizle kredilere uygulanan düşük faiz arasındaki farkın yılın ikinci yarısında bilançoları vuracağından emin.

Bu da geçtiğimiz yıl büyük oranda enflasyona endeksli tahviller sayesinde rekor karlar açıklayan bankalar için alarm zillerinin çalmasına neden oluyor.

İsimlerinin açıklanmasını istemeyen bankacılar, ekonomik sıkıntılar taşma noktasına geldiği için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden kazanması halinde ekonomik programı değiştirmesi gerekeceğini belirtti.

Büyük bir bankanın üst düzeyli yöneticisi “Olası kur, faiz ve kredi şoklarına karşı bankalar stres testleri uygulamaya başladı,” ifadelerini kullandı.

Bir diğer yönetici de firmaların olası market çalkantıları ve bunun halihazırdaki kredilere etkilerini görmek için bilançolarını test ettiklerini belirtti. Yönetici “her bankanın uyguladığı testin senaryosu farklı,” sözlerini kullandı.

Dört bankacının tamamı da düşük faiz politikasının sürdürülemez olduğunu ve uzaması halinde piyasalarda felakete yol açabileceğini vurguladı.

Bankacılık sektörünün geçen yıl düzgün işlemediğini söyleyen Bluebay Varlık Yönetimi Yükselen Piyasalar Şefi Polina Kurdyavko “Kredi kaynağını yönetmek için 200 düzenlemeyi geleneksel olmayan para politikası ortamında getirirseniz…bu işe yaramaz,” ifadelerini kullandı.

Kuryavko seçimleri kim kazanırsa kazansın ekonomi alanında işinin zor olacağını vurguladı.

Paylaşın

The Economist: Erdoğan, Oyları Azalınca Batı’ya Göz Kırptı

14 Mayıs’ta yapılacak seçimlere haftalar kala uluslararası basında Türkiye ile ilgili haberlerini sürdürüyor. Son olarak The Economist dergisinde seçimlere dair yayınlanan yazıda Millet İttifakı adayı Kılıçdaroğlu ile Cumhurbaşkanı Erdoğan anketlerde ‘kafa kafaya gittiğini’ ifade edildi.

Yazının devamında, “Kahramanmaraş merkezli depremler ve ekonomik durum, 20 yıldır iktidarda olan Erdoğan’a görülmemiş şekilde oy kaybettirdi. Erdoğan, oyları azalınca Batı’ya göz kırptı, ‘Tekrar anlaşabiliriz’ mesajı vermeyi denedi.

Finlandiya’nın NATO üyeliğine yeşil ışık yakıldı, Batı yaptırımına tabi Rus mallarına gümrük engeli getirildi. Hatta Recep Tayyip Erdoğan, Mehmet Şimşek’ten de ekibe geri dönmesini istedi. Sayın Şimşek, AKP’nin ekonomide en başarılı olduğu yıllarda maliye bakanıydı. Fakat Mehmet Şimşek, bu teklifi geri çevirdi.” ifadelerine yer verildi.

Birleşik Krallık merkezli haftalık haber dergisi The Economist, 14 Mayıs’taki seçime ilişkin ‘Kritik seçim öncesi Türkiye ekonomisinin vakti daralıyor’ başlıklı bir yazı yayınladı.

ODA TV’nin aktardığına göre yazıdan öne çıkanlar şöyle:

“Türk lirasının yüzde 80’den fazla değer kaybetti, enflasyon resmi olarak açıklanan yüzde 55’ten daha fazla hissedildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan sıklıkla marketlerin ve restoranların doluluğundan bahsediyor. Evet, Türkiye’de bir tüketim var ama bu tüketim bir balon. İnsanlar enflasyon yüzünden yatırım yapamıyor. Enflasyon sebebiyle yatırımlarının eriyeceğinden korkan orta gelir grubu, kendisini tüketime veriyor. Tüketimin fazla olma sebebi bu.

Erdoğan’ın yerli üretimi ve ihracatı desteklemeye dayalı politikası tepetaklak oldu. İthalatın yanında ihracat oranları devede kulak kaldı. Kur değişimi ilk başta ihracatçıları sevindirse de giderek kazançları azalmaya başladı. İnsanlar kur oranlarını takip etme bağımlısı oldu adeta. Üstelik yerel üretim, enflasyon karşısında fiyatları ucuzlatmaya yetmedi.

Her iki ülke de (Yunanistan ve Türkiye) seçime giriyor. Bir sürtüşme yaşanması muhtemel. Bu en hafif haliyle liderlerin atışması şeklinde olur. En ağır ihtimal de yer yer silahlı sınır çatışmalarının yaşanması şeklinde cereyan edebilir.

‘Oyları azalınca Batı’ya göz kırptı’

(Dergi, Millet İttifakı adayı Kemal Kılıçdaroğlu ile Cumhurbaşkanı Erdoğan anketlerde ‘kafa kafaya gittiğini’ ifade etti).Kahramanmaraş merkezli depremler ve ekonomik durum, 20 yıldır iktidarda olan Erdoğan’a görülmemiş şekilde oy kaybettirdi. Erdoğan, oyları azalınca Batı’ya göz kırptı, ‘Tekrar anlaşabiliriz’ mesajı vermeyi denedi. Finlandiya’nın NATO üyeliğine yeşil ışık yakıldı, Batı yaptırımına tabi Rus mallarına gümrük engeli getirildi. Hatta Recep Tayyip Erdoğan, Mehmet Şimşek’ten de ekibe geri dönmesini istedi. Sayın Şimşek, AKP’nin ekonomide en başarılı olduğu yıllarda maliye bakanıydı. Fakat Mehmet Şimşek, bu teklifi geri çevirdi.

Türk ekonomisi en fazla seçimlere kadar bu şekilde devam edebilir. Bir yerden sonra bu sistem patlayacak ve ekonomi çökecek. Türk Lirası, yepyeni bir kriz yaşayacak ve değerini kaybedecek. Açıkçası yeni seçilecek hükümet bile enflasyonu düşürmekte çok güçlük çekecek. Şu noktada enflasyonu tek haneli rakamlara düşürmek mümkün gözükmüyor.

Paylaşın

Seçim Kampanyasını Başlatan Kılıçdaroğlu’ndan Yeni Video

Seçim kampanyasını sosyal medya hesabından paylaştığı bir video ile başlatan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan yeni video geldi.

Haber Merkezi / “#SanaSöz” etiketi ve “Bay Kemal sözünden dönmeyecek…” notuyla paylaşılan videoda, Kılıçdaroğlu’nun şu sözleri yer aldı:

“Yıkıldın, usandın, bunaldın. Her defasında bu son olsun istiyorsun. Al benden de o kadar. O zaman sana şunu söyleyebilirim. Sana söz! Bu güzel ülkenin insanları hayal kurabilsin diye geliyoruz. Sadece bu boş çantayı doldurmak için değil, evladının gözlerine bakabilmen için geliyoruz.

Dünyanın bir ucundan “Anne ben dönmem diye evlat” sana söz içinde öyle bir umutla döneceksin ki, geliyoruz. Ben Kemal sana söz veriyorum. Kaybettiğin her yıl, her an, her kuruş her gülüş sana fazlasıyla dönsün istiyoruz. Sana söz yine baharlar gelecek. Bay Kemal sözünden dönmeyecek”

Kılıçdaroğlu, daha öncede resmi hesabından “Sana Söz yine baharlar gelecek…” notuyla bir video yayınlamıştı.

Videoda, Kılıçdaroğlu’nun şu sözleri yer almıştı:

“Sana söz…  Birbirini incitmeyen, farklı olanı olduğu gibi seven, sayan; uzaklaşan değil, kucaklaşan bir Türkiye. Karnı tok, gönlü bol; yaşamayı seven bir Türkiye. Bilime, sanata, geleceğe inanan; ayakları yere sağlam basan, uzmanlığa saygı duyan bir Türkiye. Seyirci kalmayan, korkusundan susmayan, sözü dinlenen, kıymeti bilinen, en güzel şarkılarını bağıra çağıra söyleyebilen, neşesi çocuklarının gözünden okunan bir Türkiye için geliyoruz. Sana söz yine baharlar gelecek. Bay Kemal sözünden dönmeyecek.”

Paylaşın