Politico’dan Çarpıcı Analiz: Soğanlar Ve Seccadeler…

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, dünya basını da seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor. Son olarak haber sitesi Politico, Avrupa Birliği baskısında seçimlere dair bir analize yer verdi.

“Soğanlar ve Seccadeler: Türkiye Demokrasi İçin Verdiği Kararlı Mücadelesine Yaklaşıyor” başlıklı Christian Oliver imzalı analiz haberde, gıda fiyatlarının ve dini değerlerin başabaş giden seçim sürecinde gündemi oluşturduğunu, muhalefet kanadının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlık sistemine son vermek istediği yazıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir zamanlar tüm İslam dünyası için bir model oluşturabilecek “Müslüman demokratlığın” en iyi örneği olarak alkışlandığını unutmanın şimdi kolay olduğunun kaydedildiği yazıda, Erdoğan’ın 2000’li yılların başında yeni bir vaatle öne çıktığı belirtildi. Yazıya göre, bu, nihayet, İslamcılığı, parlamenter demokrasiyi, ilerici sosyal refahı, NATO üyeliğini ve Avrupa Birliği doğrultusundaki reformları dengeleyebilecek bir siyasetçinin olduğu vaadiydi.

Ancak şimdi bu iyimserlik havasının, giderek otoriterleşen ve kutuplaştıran bir liderin iktidar gücünü elinde toplamasıyla ilgili tartışmaların damga vurduğu 14 Mayıs seçimlerinin yaklaştığı bu ortamdan artık çok uzak olduğu yorumu yapıldı. Politico, önemli muhalif isimlerin hapiste olduğunu, medya ve yargının Erdoğan’ın elinde bulunduğunu, Kasımpaşalı çocuğun 85 milyonu 1150 odalı sarayından yönettiğini yazdı.

Bu nedenle Erdoğan’ın 2017’de getirdiği başkanlık sistemini kaldırma ve yeni bir çoğunlukçu parlamenter sisteme geçme sözü veren muhalefetin seçim kampanyasını “tek adam rejimini” sona erdirmeye odaklanması, sürpriz değil. Politico’nun yayınladığı Anketlerin Anketi’ne (Poll of Polls) göre 14 Mayıs seçimleri başabaş gidiyor ve 28 Mayıs’ta ikinci tur seçimlerin yapılması olasılığı yüksek görünüyor. Ankete göre ilk turda Millet İttifakı adayı Kemal Kılıçdaroğlu yüzde 47, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yüzde 46, Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce yüzde 3, ATA ittifakı adayı Sinan Oğan ise yüzde 2 oranında oy topluyor.

Kılıçdaroğlu’nun 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada ”Gazi Meclisimizin yasama gücü tek adam rejiminin tahakkümüne teslim edilmiştir. Bu çerçevede, yargı bağımsızlığı, fikir ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve diğer tüm özgürlüklerle bilimsel, laik eğitim yerle yeksan edilmiştir” dediğini hatırlatan Politico, Kılıçdaroğlu’nun Türk demokrasisini yeniden inşa etmenin gerekliliğini vurguladığını yazdı ve şu soruyu sordu: “Peki demokrasiyi yeniden inşa etmek, özünde soğanın ve salatalığın fiyatıyla ilgili olan bu seçimlerde ilgi uyandıracak mı?”

Soğan meselesi

Politico, Türkiye’deki ağır hayat pahalılığı krizinin seçimlerin bir numaralı gündem maddesi olduğunu, Kılıçdaroğlu’nun evinin mütevazı mutfağında elinde soğanla yaptığı bir konuşmasında Erdoğan’ın iktidarda kalması durumunda soğanın kilosunun 30 liradan 100 liraya çıkabileceği uyarısının seçmende karşılığı olduğunu yazdı. Erdoğan’ın buna “Bu ülkede ne soğan, ne patates, ne salatalık derdi var, dert olan ne varsa biz onları çözdük zaten” şeklinde karşılık verdiğini hatırlatan Politico, çoğu Türk vatandaşının hesap uzmanı olan Kılıçdaroğlu’nun ortaya koyduğu aritmetiği abartılı bulmadığını kaydetti.

Politico ayrıca muhalefetin seçim manifestosunda cumhurbaşkanının veto yetkisinin sonlandırılması, cumhurbaşkanının partilerüstü olması ve tek dönemliğine seçilmesinin yer aldığını yazdı. Partilerin grup kurmak için sahip olması gereken milletvekili sayısının düşürülmesi ve meclis komisyonlarında daha fazla bağımsız uzmana yer verilmesiyle parlamentonun güçlendirilmesinin amaçlandığı da hatırlatıldı.

Bu önemli reformların seçmenlerde karşılık bulabileceğini belirten Politico, İspanya’daki Carlos III de Madrid Üniversitesi’nden Profesör İlke Toygür’ün anayasal reformların “gündelik konuşmalarda” geniş yer tutmuyor olabileceği, ancak tek adam rejimi ve Türkiye’nin TBMM’yle olan tarihsel bağının seçmenlerde yansıması olduğunu söylediğini yazdı.

Tek adam rejiminin ekonominin kötü yönetilmesi ve hızla yükselen fiyatlarla bağlantılı olduğunu söyleyen Profesör İlke Töygür, “Tek adam rejimini hayat pahalılığı ve demokrasi krizine, dış siyasetteki tüm sorunlara bağlarsanız o zaman bu sistemi tanımlamış ve bir alternatif sunmuş olursunuz” şeklinde konuştu. “Parlamentonun Türkiye’de çok güçlü simgesel bir değeri vardır. Şu anki en büyük şikayetlerden biri, insanların karar verici adaylarla olan bağını kaybetmiş olması” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun kamuoyu önünde Alevi olduğunu açıklayarak kapsayıcı bir lider olduğu imajını daha da öteye taşıdığını kaydeden Politico, bu adımın, Sünni çoğunluğa mensup popülist bir cumhurbaşkanına karşı oynanmış riskli bir kumar olduğu yorumunu yaptı. Ancak Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’ın kutuplaştırıcı politikaları karşısında çoğunlukçu bir lider olarak öne çıktığını kaydetti ve “74 yaşındaki mütevazı Kılıçdaroğlu, şu anki aşındırıcı lidere kıyasla sıkıcı olabilir, ancak muhalefetin oynadığı kumar, bunun tam da Türkiye’nin ihtiyaç durduğu unsur olduğu yönünde” ifadesini kullanıyor.

Erdoğan için otoriterliğe geçişte dönüm noktası Gezi Parkı protestoları

Politico’ya göre birçok gözlemci, 2013’teki Gezi Parkı protestolarını, Erdoğan’ın iktidar gücünü elinde merkezileştirmeye karar vermesinde rol oynayan en önemli etken olarak görüyor.

Belçika’daki Brüksel Yönetişim Okulu’ndan Profesör Demir Murat Seyrek’e göre Gezi eylemleri, Erdoğan’ın ilk kez “tehdidin AK Parti’ye değil, kendisine yönelik olduğunu” hissettiği dönem oldu. Politico, “etrafındaki gerçeklerin hala anlaşılmaz olduğu” şeklinde tanımladığı 2016’daki darbe girişiminin Erdoğan açısından “bardağı taşıran son damla” olduğunu belirterek, bunun sonrasında 2017 yılı Nisan ayındaki referandumla cumhurbaşkanlığı sistemine geçildiğini hatırlattı.

Erdoğan’ın uzun yıllardır olduğu gibi şimdi de İslamcı ve ailevi değerlerin altını çizdiğini, rakiplerinin “teröristlerle, emperyalist Batı’yla, uluslararası finans çevreleriyle ve LGBTQ+ kurumlarıyla işbirliği yaptığını” vurguladığını kaydeden Politico, Kılıçdaroğlu’nun seccadeye yanlışlıkla ayakkabılarıyla bastığını gösteren fotoğrafta “kan kokusu” alan Erdoğan’ın rakibini Fethullah Gülen’den talimat almakla suçladığını hatırlattı.

Politico’ya göre muhalif partilerin liderleri, Erdoğan tarafından kolaylıkla eski elit sistemin tutucu sesleri olarak tanımlanacaklarını iyi bildikleri için getirdikleri anayasa değişikliği önerilerinin eski günlere dönüşe değil, yeni bir başlangıca işaret ettiğini vurguluyor.

Seçimler adil ortamda yapılacak mı?

Politico, Erdoğan’ın giderek daha fazla otoriterleşmesinin yarattığı korkular nedeniyle seçimlerin ne kadar adil olacağına ilişkin şüphelerin ve Erdoğan’ın seçimlerde hile yapıp yapamayacağı sorusunun yoğun olduğunu da belirtti. Politico’ya göre devletin tüm imkanlarını ve medyayı elinde tutan Cumhurbaşkanı’nın orantısız nüfuz elde etmesi mümkün.

Ancak Brüksel Yönetişim Okulu’ndan Demir Murat Seyrek, Türkiye’deki oy verme sürecinin Rusya ya da Belarus’la asla karşılaştırılmaması gerektiğinin altını çiziyor. Her oy sandığının tüm siyasi partiler ve sivil gözlemciler tarafından yakından izleneceğini söyleyen Seyrek, “Türkiye’de hala, seçim sonuçlarına karşı yapabileceklerinizin çok kısıtlı olacağını düşünüyorum” diyor.

Ortak kanı, Erdoğan’ın ciddi bir yenilgi karşısında seçim sonuçlarını hileyle değiştirmesinin mümkün olmayacağı yönünde. Bazı uzmanlarsa sonucun yakın çıkması durumunda Erdoğan’ın yüksek riskli bir manevrayla oyların yeniden sayımını talep edebileceği ya da dikkatleri başka bir yöne çekebilecek bir “olay” durumunda olağanüstü hal ilan edebileceği olasılığını gündeme getiriyor. Ancak Politico’ya göre bu, Ankara’nın tam da yabancı yatırımcıları cezbetmek ve ekonomiyi canlandırmak için istikrara ihtiyaç duyduğu bu ortamda ülkedeki hararetli siyasi ortamı daha da alevlendirir.

Politico’ya göre “daha gerçeküstü, ancak şimdi inanması güç olmayan bir senaryo” da Erdoğan’ın taktiksel olarak muhalefete liderlik etmenin tam zamanı olduğunu düşünerek Kılıçdaroğlu’nun olası yeni hükümetine saldırması.

Dergi, ekonomik kriz ortamında her an bölünmeye meyilli koalisyonu birarada tutmaya çalışan yeni cumhurbaşkanının, Erdoğan’ın sert söylemlerine karşı savunmasız olabileceği yorumunu yaptı. Profesör Seyrek, bu aşamada bir çelişkiye dikkat çekiyor ve muhalefetteki bir AK Parti’nin cumhurbaşkanlığını sarsacak reformları savunabileceğini, kendi çıkarlarına olacak basın özgürlüğü garantisi verebileceğini söylüyor. Bu da anayasa değişikliği için ciddi bir meclis çoğunluğu gerektiği düşünüldüğünde önem kazanıyor.

Politico, 14 Mayıs seçimlerine ilişkin değerlendirmesini şu soruyla tamamlıyor: “Peki Erdoğan seçim yenilgisine içerleyip ülkeyi terk eder mi? Profesör Seyrek’e göre bu imkansız çünkü ‘Erdoğan, kendisini ikinci Atatürk olarak görüyor, kaçmaktansa ölür’.”

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri: Demirtaş, Kılıçdaroğlu’na Desteğini Açıkladı

Sosyal medya hesabından açıklama yapan Demirtaş, “Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı Sayın Kılıçdaroğlu, Allah yolunuzu açık etsin. Ayrışmayı bitireceğinize, toplumsal barışı sağlayacağınıza, Türkiye’yi refaha, huzura kavuşturacağınıza yürekten inanıyorum. Benim oyum sizedir, Sayın #CumhurbaşkanıKılıçdaroğlu” dedi.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla, 14 Mayıs Seçimleri’nde, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na destek vereceğini duyurdu.

Demirtaş, mesajında, “Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı Sayın Kılıçdaroğlu, Allah yolunuzu açık etsin. Ayrışmayı bitireceğinize, toplumsal barışı sağlayacağınıza, Türkiye’yi refaha, huzura kavuşturacağınıza yürekten inanıyorum. Benim oyum sizedir, Sayın #CumhurbaşkanıKılıçdaroğlu” ifadelerini kullandı.

HDP, Yeşil Sol Parti ve Türkiye İşçi Partisi’nin de dahil olduğu Emek ve Özgürlük İttifakı da, 28 Nisan’da yaptığı açıklamada, Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığına destek vereceğini duyurmuştu.

İttifak’ın açıklamasında, “Türkiye’nin siyasi, toplumsal ve ekonomik krizlerin bir arada yaşandığı çoklu kriz şartları altında tarihinin en önemli seçimine doğru ilerlediği” belirtilerek, “Bu tarihi seçimde; Türkiye halklarını bir kez daha milletvekilliği seçimlerinde Emek ve Özgürlük İttifakı’na, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vermeye çağırıyoruz” denilmişti.

İttifakın cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday çıkarmama ve parlamento seçimlerine de ittifak çatısı altında girme kararı aldığına işaret edilen açıklamada, “Türkiye siyasetinin bu kırılma aşamasında, üzerimize düşen tarihi görevi hem geleneğimize hem de gelecek kuşaklara borcumuz kapsamında yerine getirme konusunda mutabık kaldık. Bu kapsamda 14 Mayıs 2023’te yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleme kararımızı tüm kamuoyu ile paylaşıyoruz” ifadeleri kullanılmıştı.

Paylaşın

Bloomberg’den Dikkat Çeken Yazı: Erdoğan Ve AK Partili İsimlerde Çaresizlik Havası Var

14 Mayıs Pazar günü yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, dünya basını da seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor.

Son olarak ABD merkezli medya kuruluşu Bloomberg, Türkiye’de 14 Mayıs’a sayılı günler kala seçim süreciyle ilgili bir analiz yayınlandı. “Türkiye’deki seçim Batı’nın hayallerini gerçekleştirmeyecek” imzalı analizde Bloomberg yazarı Bobby Gosh, seçimlerin ardından Batı ile ilişkilerin nasıl şekillenebileceğini değerlendirdi.

“Modası geçmiş söylemler”

“AK Partili Cumhurbaşkanı ve üst düzey isimlerin seçim konuşmalarına bir çaresizlik havası sızmış durumda” ifadelerini kullanan Gosh, şöyle devam etti: “Seçmenleri, kötü yönettikleri ekonomiden uzaklaştırmak ve seçmenlerle bağ kurmak için modası geçmiş söylemleri kullanıyorlar. Mide rahatsızlığı nedeniyle üç günlük bir aradan sonra işbaşı yapan Erdoğan, LGBT topluluğuna sövüyor ve muhalefetin teröristler tarafından desteklendiğini iddia ediyor.”

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun 14 Mayıs seçimlerine ilişkin ‘darbe’ iddiasına değinen Gosh, söz konusu açıklamaların ‘kabak tadı vermeye başladığını’ yazdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Batı’yı hedef aldığı açıklamalarına da işaret eden Bloomberg yazarı, “Batılı komplolarla ilgili bu tür histerik beyanlar, olası bir yenilgiye karşı bahane niteliğinde” dedi.

Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçimleri kazanması ihtimalini de değerlendiren Gosh, “Batılı liderler Kılıçdaroğlu’na çok fazla bel bağlamamak adına dikkatli olmalılar” ifadelerini kullandı ve şöyle devam etti: “Batı, Kılıçdaroğlu’nun dış politikada esnek olmasını istiyorsa, Erdoğan’ın Türkiye ekonomisinde yarattığı karmaşayı temizlemesine yardım etmeli. Eğer yardım edemiyorsa da, bu zorlu görevi yerine getirirken sabırlı olmalı.”

“İYİ Parti’nin varlığı, Kürt meselelerinde Kılıçdaroğlu’nu frenleyecektir”

Kılıçdaroğlu’nun da Rusya-Ukrayna savaşında ‘arabulucu’ rolünü üstlenmek istediğini yazan Gosh, “Kılıçdaroğlu’nun büyük bir değişiklik bekleyen Batı’yı hayal kırıklığına uğratacağı bir başka alan da, özellikle IŞİD’e karşı mücadelede Batı’ya yardım eden Kürt gruplarla ilişkilerinde Suriye’dir. Esneklik eğilimi olsa bile, Kılıçdaroğlu’nun ittifakındaki milliyetçi İYİ Parti’nin varlığı, Kürt meselelerinde onu frenleyecektir.”

Paylaşın

Le Temps: Erdoğan İçin Oyun Daha Bitmedi

14 Mayıs Pazar günü yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, dünya basını da seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor.

İsviçre merkezli Le Temps, rakibinin aldığı artan desteğe rağmen Erdoğan için henüz kaybedilmiş bir şey olmadığını yazdı.

Associated Press’te Suzan Fraser imzasıyla yayınlanan analizde AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki farklar ele alındı.

“Otoriter Erdoğan’a karşı köprü kurucu Kılıçdaroğlu”

Analizde, “Erdoğan büyüleyici bir hatipken, mütevazı Kemal Kılıçdaroğlu yumuşak konuşuyor. Kılıçdaroğlu mutfağında kaydettiği videolarda seçmenlerle konuşurken, Erdoğan aynı zamanda destekçilerine ulaşmak için devlet kaynaklarını ve olayları kullanan usta bir kampanya yürütücüsüdür. Kutuplaşan Erdoğan giderek otoriterleşirken, Kılıçdaroğlu bir köprü kurucu olarak itibar kazandı ve demokrasiyi yeniden tesis etme sözü verdi” ifadeleri yer aldı.

“Değişim vakti”

Erdoğan’ın sağlık sorunları nedeniyle seçim kampanyasına ara vermek zorunda kalması Londra merkezli haftalık gazete The Observer’a göre bir “işaret”:

“Erdoğan, 20 yıllık başbakanlığı ve cumhurbaşkanlığı süresince yetkisini acımasızca kullandı. Özenle geliştirilmiş, sert ve sağlam bir lider imajına sahipti. Ama birden, onun da çökebileceği görüldü. Hakikat ne olursa olsun bu son olay, Türkiye’de yaşamın neredeyse her alanına hükmeden otoriter figürün hesap vermeye yakın olduğu ve değişim vaktinin geldiği yönündeki algıyı daha da artırıyor.”

“Erdoğan için oyun daha bitmedi”

İsviçre merkezli Le Temps, rakibinin aldığı artan desteğe rağmen Erdoğan için henüz kaybedilmiş bir şey olmadığına inanıyor:

“Giderek dışlayıcı bir İslamcılık anlayışına dönmesi, tuhaf U dönüşleri, son yıllarda entelektüeller, muhalifler, medya ve kendisini gölgede bırakabilecek herkes üzerinde kurduğu baskı, muazzam popülaritesini azaltmaya yetmiyor. Hükümetin gizlemeye çalıştığı hayli kötü ekonomik sonuçlar da üzerine eklenmesine rağmen, sayıları ne kadar çok olursa olsun tüm bu sorunlar yeterli olmayabilir.”

“Başarılar dış politikayla sınırlı”

Tarihçi Mihály Dobrovits, Macaristan merkezli haftalık gazete Élet és Irodalom’un görüşü şöyle:

İkinci Karabağ savaşı, Rusya-Ukrayna çatışması ve Finlandiya ile İsveç’in NATO üyeliği, Ankara’nın eline hiç olmadığı kadar iyi kartlar verdi. İç politika ve ekonomideki hatalar ile şubat ayındaki deprem felaketinin bu başarılar arasında sayılmaması ise başka bir mesele. Seçimi kim kazanırsa kazansın, gelecek vaat eden bir dış politika pozisyonu ve derin ekonomik kriz içindeki bir ülkeyi devralmak zorunda kalacak.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Erdoğan: Bay Bay Kemal, Senin Arkadaşın Kandil

Antalya Kepez’de halka seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Her şeyiyle terörist Selo 51 kardeşimizin ölümüne neden oldu. Bu Selo, cezaevinde. Şimdi ne diyorlar? Selo’yu çıkaracağız. Selo’yu Öcalan’ın yerine getireceklermiş. Bay bay Kemal’in parlamentoda yaptığı görüşme işte buydu. Açıkla dedik kaç kere. Açıklayamaz… Her şey fırıldak. Düzgün bir şey yok. Eğer gerçek siyasetçiysen çıkar açıklarsın ama hayatı yalan” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kandil’de ne diyordu birisi… Bunların bayrağı var mı? Bunların ezanı var mı? Bunların dini var mı? Ne diyor? Bizim desteğimiz Kılıçdaroğlu’nadır. Dini olmayan, diyaneti olmayan, bayrağı olmayan, ezanı olmayan kimler destekliyor bay bay Kemal’i, bu teröristler. Söyle bana arkadaşını, söyleyeyim sana kim olduğunu. Bay bay Kemal, senin arkadaşın Kandil.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “Bu zat yaptığımız her şeyi yıkacağını, kurumları kapatacağını, bürokratını, polisini tasfiye edeceğini söylüyor. Bay bay Kemal, HDP ve PKK ne diyorsa kendisi de onu söylüyor. FETÖ ve gizli açık tetikçileri ne diyorsa Kılıçdaroğlu onu söylüyor. Amerika’da ve Avrupa’da kulağına ne üflenmişse onu söylüyor. Arada bir kendi söylediklerini de mizah niyetine izliyoruz. Bu zatın kendisini ciddiye almıyoruz. Bizim ilgilendiğimiz, bu zatın hangi hesabın temsilcisi olarak karşımıza dikildiğidir. Masa etrafında oturanlar ve çevresinde dönenlere bakınca hepsi ayan beyan ortaya çıkıyor” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçim çalışmaları kapsamında Antalya Kepez’de miting düzenledi. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

“Birileri ülkenin birikimlerini önce altılı masada paylaşmaya niyetlendi. Sonra pazarlığın kızıştığı anda ortaklardan biri yerinden kalkıp geri otururken, masanın altındaki gizli ortak HDP de bu cümbüşte yerini aldı. Baktılar yedi ortakla da bu iş olmayacak iki büyükşehir belediye başkanını dahil edip ortak sayısını 9’a çıkardılar. Masada kendileri için yer olduğunu gören, ülkenin ve milletin yeminli düşmanları FETÖ ve PKK da seslerini yükselttiler. Oldu mu size 11 ortak.

Daha DHKP-C’sini, Avrupa ve Amerika’da masanın akıl hocalığına soyunan tefecileri, STK görünümlü istihbarat aygıtlarını saymıyorum. Türkiye, siyasetine ve yönetimine yönelik böyle bir oyunu hak etmiyor.

Kılıçdaroğlu’nu cumhurbaşkanı adayı olarak karşımıza diken bir mekanizma var. Bu mekanizma CHP tabanının da ittifaktaki diğer partilerin de hassasiyetlerini umursamıyor.

Ne diyordu bay Kemal, tıpış tıpış gidip oy vereceksiniz. Bunların derdi Türkiye’yi en az yarım asır daha kendine gelemeyecek bir bataklığa saplamaktır. Ama başaramayacaklar.

“Selo’yu çıkarıp Öcalan’ın yerine getireceklermiş”

Her şeyiyle terörist Selo 51 kardeşimizin ölümüne neden oldu. Bu Selo, cezaevinde. Şimdi ne diyorlar? Selo’yu çıkaracağız. Selo’yu Öcalan’ın yerine getireceklermiş. Bay bay Kemal’in parlamentoda yaptığı görüşme işte buydu. Açıkla dedik kaç kere. Açıklayamaz… Her şey fırıldak. Düzgün bir şey yok. Eğer gerçek siyasetçiysen çıkar açıklarsın ama hayatı yalan.

Kandil’de ne diyordu birisi… Bunların bayrağı var mı? Bunların ezanı var mı? Bunların dini var mı? Ne diyor? Bizim desteğimiz Kılıçdaroğlu’nadır. Dini olmayan, diyaneti olmayan, bayrağı olmayan, ezanı olmayan kimler destekliyor bay bay Kemal’i, bu teröristler. Söyle bana arkadaşını, söyleyeyim sana kim olduğunu. Bay bay Kemal, senin arkadaşın Kandil.

Bu zat yaptığımız her şeyi yıkacağını, kurumları kapatacağını, bürokratını, polisini tasfiye edeceğini söylüyor. Bay bay Kemal, HDP ve PKK ne diyorsa kendisi de onu söylüyor. FETÖ ve gizli açık tetikçileri ne diyorsa Kılıçdaroğlu onu söylüyor. Amerika’da ve Avrupa’da kulağına ne üflenmişse onu söylüyor. Arada bir kendi söylediklerini de mizah niyetine izliyoruz. Bu zatın kendisini ciddiye almıyoruz. Bizim ilgilendiğimiz, bu zatın hangi hesabın temsilcisi olarak karşımıza dikildiğidir. Masa etrafında oturanlar ve çevresinde dönenlere bakınca hepsi ayan beyan ortaya çıkıyor.

Hangi insan kendi ülkesine, devletine, milletine bu kadar büyük kin duyabilir? Bay bay Kemal ABD’de bir benzin istasyonunda bir restorana giriyor. Orada neler çevirdi belli değil, açıklayamıyor. Pensilvanya’nın uzantıları ile orada sohbetini koyulaştırıyor.

Ülkeyi yatırımlarla donatırken kimsenin kökenini, mezhebini sormadık. Bay bay Kemal ben Aleviyim diyor. Eyvallah, biz sana Alevi misin değil misin sormadık ki? Bugüne kadar bunu niye söylemedin de şimdi söylüyorsun? Demek bu buradan bir şey bekliyor. Bu ülkeyi Alevi-Sünni diye ayrıma tabi tutanlara lanet olsun!

Bay bay Kemal, TOKİ’yi kapatacakmış. Neyi kapatıyorsun? Ben göreve gelmeden önce TOKİ’deki üretim sayısı 40 bin konuttu. Şimdi 1 milyon 300 bin konutu biz yaptık. 40 bin nere 1 milyon 300 bin nere?”

Paylaşın

Dev Bankadan TL Uyarısı: Seçim Öncesi Pozisyonları Kapatın

İsviçre merkezli bankacılık grubu Swissquote, müşterilerine Türk Lirası uyarısında bulundu: Seçim öncesi pozisyonları kapatın, 5-15 Mayıs arası Türk Lirası alım-satımı yapmayacağız.

Banka, Türkiye’de 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi nedeniyle oynaklığın artabileceği beklentisiyle 5-15 Mayıs tarihleri arasında Türk Lirası ile diğer para birimleri arasında alım-satım yapmayacağını duyurdu.

Bloomberg ajansının haberine göre müşterilere gönderilen yazıda, “Bu dönemde piyasa dalgalanmalarına bağlı riskleri azaltmak için, tüm TL pozisyonları 5 Mayıs’a (17:00 CET) kadar kapatmanızı rica ederiz. Swissquote, bu kapanış saatinden sonra kalan tüm açık pozisyonları kapatacak” denildi.

Swissquote’a göre Türkiye’de yıllardır uygulanan düşük faiz politikası, derin negatif faizler ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından TL’nin değerini sabit tutmak için piyasaya yapılan ciddi müdahale, TL’nin olması gereken yerden daha yukarıda ticaretinin yapılmasına neden oluyor.

Bankadan yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimleri kaybedeceği senaryonun piyasalarda fiyatlandığı belirtildi.

Böyle bir durumda yeni hükümetin gevşek para politikasına ve sıkı döviz müdahalesine son vermesinin ve TL’yi serbest bırakmasının beklendiği aktarıldı.

Bunun da TL’nin ani ve büyük bir değer kaybı yaşamasına yol açabileceği aktarıldı.

Swissquote Group Holding SA, çevrimiçi finans ve ticaret hizmetleri sağlama konusunda uzmanlaşmış bir İsviçre bankacılık grubudur.

Grubun hisseleri 29 Mayıs 2000 tarihinden beri SIX Swiss Exchange’de “SQN” sembolü ile işlem görmektedir. Grubun merkezi İsviçre’nin Gland şehrinde bulunmaktadır. Grubun Aralık 2022 itibarıyla 1040 çalışanı bulunmaktadır.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

The Times’dan Dikkat Çeken “Kemal Kılıçdaroğlu” Analizi

Dünya basını, 14 Mayıs Pazar günü yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor.

Son olarak Birleşik Krallık’ın en önemli yayın kuruluşlarından The Times, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na ilişkin bir analiz yayınladı. The Times gazetesi Nevşehir Hacıbektaş’a giderek nabız yokladı.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘Alevi’ başlığıyla geçtiğimiz hafta paylaştığı videonun ardından Hacıbektaş’a giden Hannah Lucinda Smith, “Kılıçdaroğlu bir tabuyu yıktı” diye yazdı.

“Sünni seçmen artık Erdoğan’ı daha seküler bir vizyon sunan rakibi karşısında kurtarmaya yetmeyecektir” ifadelerine yer verilen analizde, şöyle devam edildi: “Kılıçdaroğlu, sosyal medya videosunda bu konuyu gündeme getirdi. Ana akım medya bunu görmezden gelirken, video Twitter’da 30 milyon görüntülendi.”

“Son 20 yılda Erdoğan, kendisini Anadolu toplumunun dokusuna yerleştirmek için tarikatları ve refah bölüşümünü kullandı” denilen “Rakip hacı, Erdoğan’ın muhafazakarlar üzerindeki hakimiyetini azaltıyor” başlıklı analizde, ‘Alevi mahallelerin ihmal edildiği’ belirtildi: “Yardımlar, AK Parti’ye oy veren, büyük ölçüde nüfusun muhafazakar Sünni olduğu bölgelere yönlendiriliyor. Muhalefete oy verme eğilimindeki Alevi mahalleleri ihmal ediliyor.”

‘Zorlu  bir mücadele ile karşı karşıya olduklarını’ söyleyen CHP Nevşehir İl Başkanı Tayfun Ceyhan, “Vatandaş korkuyor, çok korkuyor. Sokağa çıktığımızda bizimle konuşmaya çekiniyorlar” dedi ve şöyle devam etti: “İşlerini kaybedeceklerini veya bulamayacaklarını düşünüyorlar. İnsanların hapse girdiğini görüyorlar. Gazeteciler, politikacılar… Son on yıldır bu tek parti devletine dönüşüyor.”

Gazeteye konuşan Selçuk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Nezir Akyesilmen de, Erdoğan’ın ‘Sünni seçmene güvendiğini’ söyledi: “Birçoğunu kamuda üst düzey pozisyonlara yerleştiriyor. Ve bu döngü tekerrür ediyor.”

Adana Üniversitesi’nden Volkan Ertit ise şu ifadeleri kullandı: “Erdoğan, özellikle 2010’lu yıllardan itibaren daha dindar bir nesil ve toplum yetiştirmek için aktif bir politika izledi. Bu politikalardan bazıları kesinlikle ona oy veren dini grupları memnun etmek içindi. Ancak geldiğimiz noktada yeni neslin Erdoğan’ın istediği gibi dönüşmediğini düşünüyorum.”

“Tek liderle yirmi yıl çok fazla” diyen Hacıbektaş’ta çalışan bir taksici, “Ekonomi kötü. Yeni fikirleri olan birine ihtiyacımız var” değerlendirmesinde bulundu.

Paylaşın

YSK, Seçim Günü Uygulanacak Yasakları Duyurdu

14 Mayıs Pazar günü yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) da, seçim günü uygulanacak yasakları açıkladı.

Haber Merkezi / YSK’nın yaptığı açıklamaya göre, 14 Mayıs’ta saat 18.00’e kadar herhangi bir yayın organından seçim sonucuna yönelik tahmin içeren yorumlar yapılamayacak.

Yayın yasağı, saat 21.00’e kadar sürecek. Öte yandan seçim günü içki satışı yapılamayacak.

Karar şöyle:

298 sayılı Kanun’un 80’inci maddesi gereğince;

a) Oy verme günü saat 18.00’e kadar radyolar ve her türlü yayın organları tarafından seçimler ve seçim sonuçları ile ilgili haber, tahmin ve yorum yapılmasının yasak olduğuna,

b) Saat 18.00 ile 21.00 arasında radyolarda ve her türlü yayın organlarında ancak Yüksek Seçim Kurulu tarafından seçimlerle ilgili olarak verilecek haber ve tebliğlerin yayınlanabileceğine,

c) Saat 21.00’den sonra bütün yayınların serbest olduğuna, ancak Yüksek Seçim Kurulunca gerek görülmesi halinde saat 21.00’den önce de yayınların serbest bırakılmasına karar verilebileceğine, 4- Cumhurbaşkanı seçiminin ikinci tura kalması halinde aynı hükümlerin 28 Mayıs 2023 tarihinde de uygulanacağına,

5- Karar örneğinin; a) Adalet Bakanlığına, b) İçişleri Bakanlığına, c) Seçime katılma yeterliliği tespit ve ilân edilen siyasi parti genel başkanlıklarına,

ç) “Sonuç” bölümünün, Yüksek Seçim Kurulu duyurusu olarak ilân edilmek üzere Türkiye Radyo Televizyon Kurumuna, T.C. YÜKSEK SEÇİM KURULU Karar No: 2023/94 3 gönderilmesine,

d) Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğünce Kurulumuzun www.ysk.gov.tr adresinde yayınlanmasına,

e) Seçim Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile il ve ilçe seçim kurulu başkanlıklarına gönderilmesine,

f) Resmî Gazete’de yayımlanmasına, 11.03.2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Paylaşın

İktisatçı Mahfi Eğilmez’den “Seçimden Bir Gün Sonra” Uyarısı

14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kalırken, seçimlerin olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmeler de gelmeye devam ediyor. İktisatçı Mahfi Eğilmez, Türkiye’nin seçimlerden sonra karşı karşıya kalacağı ekonomik manzarayı yorumladı.

Mahfi Eğilmez, kişisel blogunda yayımladığı “Seçimden Bir Gün Sonra” başlıklı yazısında, “Bugün içinde bulunduğumuz kriz, bu yaşadıklarımızın hiçbirine benzemiyor. Her şeyden önce insanlar bir kriz yaşandığının farkında değil” dedi.

“Kriz var deseniz, AVM’lerdeki alış verişe, yollardaki trafiğe, restoran ve kafelerin doluluğuna, tatile gidenlerin yoğunluğuna değinerek ‘ne krizi’ diye soruyorlar. Aynı durum krizin tam ortasındaki Arjantin’de görülüyor” diyen Eğilmez şöyle devam etti:

“Sürekli ve hızlı değer kaybeden ulusal paradan kaçış eylemiyle tüketimin zirveye çıkması, bir çeşit refah göstergesi olarak algılanıyor. Hastalığın farkında olmamak işin en tehlikeli yanıdır. Önceki krizlerde hastalığın farkındaydık, IMF programlarının da desteğiyle önlem alarak kısa sürede hastalığı tedavi etmeyi başardık. Bu kez hastalığın farkında olmadığımız için işimiz çok daha zor.”

Eğilmez’in kişisel blogunda yayımlanan yazısı şöyle:

“Seçimden Bir Gün Sonra

Seçim bittiğinde kim kazanmış olursa olsun karşımızda şöyle bir manzara bulacağız:

Hukukun üstünlüğünü ve adalet kavramını neredeyse tümüyle yitirmiş durumdayız. Eğitim sistemimiz sürekli geriye gidiyor. Avrupa Birliği’ne girme hedefinden uzaklaşmış bir konumdayız. Göçmenlerle ilgili pek çok sorunumuz var. Liyakat gözetilmeksizin yapılmış atamalarla doldurulmuş devlet kadroları hizmet veremez durumda. Giderek bozulan bir gelir dağılımı dolayısıyla orta sınıf yok olmuş. 100 – 120 milyar dolarlık bir deprem ve afet faturasıyla karşı karşıyayız.

6,5 milyon konutu kentsel dönüşüme sokmak zorundayız. Yılın ilk yarısından ötesini çıkarması zor olan, GSYH’nin yüzde 5’ini aşacak bir açığa ulaşması beklenen bütçeye sürekli yeni yükler bindiriyoruz. Merkez Bankası’nın swaplar hariç net rezervi eksi 40 – 45 milyar dolar dolayında bulunuyor. Dış borç stokumuz 450 milyar dolar dolayına ulaşmış. Yükümlülükleri bilinmeyen Varlık Fonu’nun nasıl tasfiye edilebileceği başlı başına bir sorun oluşturuyor.

Değer kaybeden paradan sürekli kaçtığı ve eline geçen parayı harcadığı için enflasyona olumsuz katkı yapan bir tüketici topluluğuyla birlikte yüzde 50 dolayında (muhtemelen gerçekte iki katı) bir enflasyon karşımızda dağ gibi duruyor. Tasfiyesi gereken büyük bir Kur Korumalı Mevduat yükü mevcut. Yüzde 22 dolayında bir geniş (gerçek diye okuyun) işsizlik oranına sahibiz.

GSYH’nin yüzde 5,5 – 6’sı dolayında bir cari açık var ve bu cari açığın yarısını nereden geldiği bilinmeyen paralarla (net hata ve noksan kaleminin önemli bir kısmı) finanse etmeye çabalıyoruz. Ülkenin risk primi (CDS primi) 500 baz puanın üzerine çıkmış (300 baz puanın üzeri aşırı riskli kabul ediliyor.) Dış borçlanmada yüzde 10’lara gelip dayanmış bir dolar faizi maliyetine katlanmak zorundayız. İnanılmayacak derecede şişmiş konut satış fiyatları ve kiralar söz konusu.

Bankacılık kesimi, her gün çıkan yeni düzenlemelerden ve sözlü talimatlardan ne yapacağını bilemez durumda bulunuyor. Konut alımı veya portföy yatırımı dışında ülkeye yabancı sermaye gelmiyor. Pek çok sorunun kaynağı olan düşük Merkez Bankası politika faizi, enflasyonun çok altında belirlendiği için hızla düzeltilmesi mümkün görünmüyor. Tutulması imkânsız görünen harcama vaatleri verilmiş bulunuyor ve bu vaatler devam ediyor (son olarak bedava doğalgaz verilmesi sözü de verildi.)”

Yazının devamı için TIKLAYINIZ

Paylaşın

İçişleri Bakanı Soylu’nun “Siyasi Darbe Girişimi” Açıklaması Tepki Çekti

14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kaldı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun seçimlere ilişkin “siyasi darbe girişimi” olarak tanımlaması tepkilere neden oldu.

bianet’e konuşan siyasi parti temsilcileri İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun açıklamalarını “seçimi kaybetmenin korkusu” olarak nitelendirdi.

“Toplumda bir karşılığı yok”

Kendilerinin bir iktidar partisiyle yarışmadığını söyleyen HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, “Biz bürokratından uçaklarına dek devletin bütün aygıtlarıyla yarışıyoruz. Bunu özellikle ifade etmek istiyorum. Bu söylemi, kaybettiklerinin itirafıdır. Biz kaybedersek darbedir diyerek kendilerince psikolojik bir hazırlık yapıyorlar. Ama bunun toplumda bir karşılığı yok” dedi.

HDP’ye yapılan operasyonu anımsatan Beştaş, “Aslında 4 Kasım 2016’dan beri onların yürüttüğü kesintisiz bir darbe girişimi yaşıyoruz. Biz seçimlere gölge düşürmelerine izin vermeyeceğiz. Düşürtmeyiz. Gidişiniz sandıktan çıkan oylarla halkın gücüyle olacak. Kafa bulandıramayacaksınız” tepkisini verdi.

“Konuşmaya değmez”

Saadet Partisi Sözcüsü Birol Aydın, Soylu’nun sözleri için “konuşmaya bile değmez” dedi ve devam etti: “AKP, Türkiye’de kendisine muhalif olan herkesi ‘hain’ kategorisine koymayı gelenek haline getirdi. Bu açıklamada bunun bir parçası fakat 14 Mayıs Türkiye’de ne ilk ne de son seçimdir.

“Türkiye’de Turgut Özel, Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Necmettin Erbakan, Bülent Ecevit iktidarı döneminde de partiler bir araya geldi ve iktidarı değiştirmek istedi.

“Bugün de çok doğal bir süreç olarak partiler bir araya geldi. Halk 14 Mayıs’ta iktidarı değiştirmek için oy kullanacak. Doğal bir durumu terekeye düşürmek istiyorlar. Halk 14 Mayıs’ta Türkiye’nin yeni bir döneme ihtiyacı olduğunu sandıkta gösterecek. İktidar da halkın kararına saygı duymak zorundadır.”

“Tek adam düzeninin son bulacağının korkusu”

Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, “Diyarbakır’da Kürt gazetecileri ve siyasetçileri hedef alan siyasi bir operasyonla seçim sonuçlarına doğrudan müdahale eden Soylu, 14 Mayıs’a farklı mana vermeye çalışıyor. Oysa kendileri her gün böyle darbeler yapıyorlar. Taksim’de 1 Mayıs kutlamasını engellemek de bunlardan biri” dedi.

Aslında “kendi aynalarına bakarak” konuştuklarını belirten Akdeniz, “Tek adam düzeninin son bulacağının korku ve endişesidir. Ayaklarının altındaki seçmen desteği kayınca, gerici söylem ve zora başvuruyorlar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar, bu gidişatı engelleyemeyecekler” şeklinde konuştu.

“Soylu istirahate çekilmeli”

DEVA Partisi Sözcüsü İdris Şahin ise; “iktidarın ve Bakan Soylu’nun toplumla bağını kopardığını” belirtti ve ekledi:

“Milletle bağını koparan insanlar, milletin iradesine ‘darbedir’ diyor. Yegane olan milletin iradesidir. Böyle bir açıklama Süleyman Soylu’nun ne kadar yorgun olduğunu gösteriyor, bir an önce istirahate çekilmeli.”

“Baskıcı zihniyetin bir ifadesi bu”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, İçişleri Bakanı’nın açıklamaları için “Bu darbeci kafanın ifadesi. Demokrasiye inanmayanların, halkın iradesine saygı göstermeyenlerin, baskıcı zihniyetin bir ifadesi bu” değerlendirmesinde bulundu.

ANKA Haber Ajansı’na konuşan CHP Ordu Milletvekili Torun, “Sonuçta 14 Mayıs’ta vatandaşımız hür iradesiyle sandığa gidecek ve bundan sonra ülkeyi kimin yöneteceğini, Meclis’te kimin olacağına karar verecek. Bunu siz “darbe” olarak ifade ediyorsanız, demek ki sizin vatandaşın iradesine hiç saygınız yok. Vatandaş sizi destekliyorsa sorun yok ama sizi desteklemiyorsa, eğer size onay vermiyorsa darbe ve farklı şekilde ifade edilmesi. Bu anlaşılır gibi bir şey değil” dedi.

“Şu anda devletin bütün imkanlarını kullanıyorlar. Kamunun bütün imkanlarını kullanıyorlar. Yetmedi, şimdi 14 Mayıs’ta milletin iradesine hakaret ediyorlar. Milletin iradesini gasp etmeye çalışıyorlar, milletin iradesini tehdit ediyorlar. Bunların anlayışı bu” ifadelerini kullanan Torun, “Kaybetmenin verdiği bir panik ve korku hâli. Kaybedeceklerini bildikleri için de bunu o seçim gününü, milli iradenin tecelli edeceği, vatandaşın hür iradesiyle oyunu darbe olarak nitelendiriyor” diye ekledi.

“Seçim darbe girişimiyse YSK darbe yöneticisi”

CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin ise Twitter’dan yaptığı açıklamada “Seçim darbe girişimiyse YSK darbe yöneticisi, sandık kurulları örgüt üyesi, oy kullanan 85 milyon da darbeci mi? Egemenlik milletindir. 14 Mayıs bu sözün ne demek olduğunu öğrendiğiniz gün olacak” dedi.

“Seçimi kaybetme korkusu”

Gelecek Partisi Sözcüsü Serkan Özcan da “Gün geçmiyor ki Millet İttifakı’nın 14 Mayıs’ta yapılacak seçimi açık farkla kazanacağına dair umudumuz daha da büyümesin 🙂 Seçimi kaybetme korkusu ile 14 Mayıs’a ‘siyasi darbe’ bile diyebilecek raddeye gelmeleri tek kelimeyle trajikomik” diye tweet attı.

“Cumhurbaşkanı tarafından görevden alınmalıdır”

Ata İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Sinan Oğan, “Demokratik bir seçimi darbe girişimi olarak niteleyen bu şahıs İçişleri Bakanlığı koltuğunda 1 dakika bile oturamaz, oturmamalıdır. Onuru varsa istifa etmeli, yoksa da Cumhurbaşkanı tarafından görevden alınmalıdır. Bu şahısın İçişleri Bakanı olarak gireceğimiz bu seçim ve sonrasında yaşanacaklar ülkemiz için tehdittir, tehlikedir, beka sorunudur. #soyluistifa” diye tweet attı.

“Demokrasimiz, hiç olmadığı kadar büyük bir tehdit altındadır!”

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ da Soylu’nun görevden alınması gerektiğini söyledi. Soylu’nun “Türk Milleti’nin oy kullanma hakkını darbe, Türk seçmenini ise darbeci ilan ettiğini” söyleyen ve “#Soyluİstifa” etiketiyle paylaşımda bulunan Özdağ “Demokrasimiz, hiç olmadığı kadar büyük bir tehdit altındadır!” dedi.

“O kadar hapishane yok”

Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 14 Mayıs’ı “siyasi darbe girişimi” olarak tanımlayan Soylu’ya “O halde seçimde oy kullanan herkesi, darbe girişimi gerekçesiyle tutuklaman gerekecek Kirli!” diye seslendi:

“O halde seçimde oy kullanan herkesi, darbe girişimi gerekçesiyle tutuklaman gerekecek Kirli! Fakat o kadar hapishane yok. Neyse ya. Bu problemi çözmek için hapiste düşünecek çok zamanın olacak!”

Soylu ne demişti?

AK Parti’nin İstanbul ikinci bölge, birinci sıra milletvekili adayı da olan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Nur cemaatine bağlı İstanbul İlim ve Kültür Vakfı’nın düzenlediği toplantıda batı için “15 Temmuz onların fiili darbe girişimiydi. 14 Mayıs da ‘siyasi darbe’ girişimleridir. Bu kadar açık ve net ” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın