Nasıl Uyuduğunuz ‘Ne Zaman Öleceğinizin’ En Güçlü Göstergesi Olabilir

Yeni bir incelemeye göre, artan uyku bölünmesi “ölümün en güçlü belirtisi”. Yakın zamanda Digital Medicine akademik dergisinde yayımlanan araştırma, bireylerin çene ve bacak hareketi, nefes alma ve kalp atışı dahil uyku sırasındaki özelliklerini araştıran 12 bin çalışmayı değerlendirdi.

Stanford Üniversitesi’nden Emmanuel Mignot’nun da aralarında bulunduğu bilim insanları, bir kişinin “uyku yaşını” tahmin etmek ve ölümle en yakından bağlantılı uyku türlerini belirlemek için makine öğreniminden faydalanarak bir sistem geliştirdi.

Bilim insanları uyku yaşının bir kişinin sağlığıyla ilintili uyku kalitesine dayanan tahmini yaşı olduğunu söylüyor.

Önceki araştırmalar uykunun birçok hastalıkta ilk bozulan şeylerden biri olduğunu belgeledi.

Parkinson hastaları örneğine atıfta bulunan bilim insanları, çoğu vakada hastaların diğer semptomlar ortaya çıkmadan yaklaşık 5 ila 10 yıl önce rüyalarını şiddetle dışa vurduklarını söyledi.

Bireylerin uykusunun farklı özelliklerini değerlendiren yeni çalışma, kişilerin geceleri sonradan hatırlamadan birkaç kez uyandıkları uyku bölünmesinin ölümün “en güçlü belirtisi” olduğunu ortaya koydu.

Araştırmacılar, bu tür bir uyku bozukluğunun, bir kişinin uyandığını fark ettiğini bildirdiği insomnia ve uyku apnesi gibi uyku bozukluklarından farklı olduğunu belirtiyor.

Ancak bilim insanları, uyku bölünmesinin ölüm riskiyle bağlantısının belirsiz olduğunu söylüyor.

Dr. Mignot yaptığı açıklamada, “Uyku bölünmesinin sağlığa neden bu kadar zararlı olduğunu belirlemek gelecekte üzerinde çalışmayı planladığımız bir şey” dedi.

Bilim insanları araştırmada belirli bir yaşta ortalama uykunun nasıl göründüğünü belirledi.

Daha sonra araştırmacılar, 12 bin çalışmadaki bireylerin verilerinde bulunan örüntüleri değerlendirmek için bir makine öğrenimi sisteminden yararlandı ve bunu bireylerin uyku yaşlarını tahmin etmek için kullandı.

Kişilerin kronolojik yaşıyla uyku yaşı arasındaki farkı kullanan araştırmacılar, daha sonra daha yüksek uyku yaşının bir sağlık sorununun göstergesi olduğu varsayımına dayanarak ölüm ihtimalini tahmin etti.

Araştırmada bilim insanları, daha yüksek uyku yaşının çoğunlukla “artan uyku bölünmesine” yol açtığını ve bunun gelecekteki sağlığın göstergesi olduğunu öne sürdü.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Vegan Olmak Sağlığa Yararlı Mı?

Et ve süt ürünlerini yemeyi azaltan, hatta bunlardan tamamen vazgeçip vegan olanların sayısı giderek artıyor. Örneğin İngiltere’de yapılan bir araştırma, 2006 ile 2018 arasında veganların sayısının dört kat arttığını gösterdi.

Bunun nedenlerinden biri, vegan beslenmenin sağlığa yararlı olduğu kanısı. Hayvansal gıdaları yiyenlere göre veganlar daha çok lifli besin tüketiyor. Aldıkları kolesterol, protein, kalsiyum ve tuz oranının da daha düşük olduğu düşünülüyor.

Ancak et, balık, yumurta ve süt ürünlerini tamamen kesmenin sonuçları hakkında bazı yanlış anlamalar ve kaygılar da bulunuyor.

Başlıca kaygılardan biri, vegan beslenme ile yeteri kadar B12 vitamini alınamayacağı.

Sinirlerin zarar görmesini önlemeye yardımcı olan B12 vitamini, et, balık, yumurta ve süt ürünlerinde bulunuyor, ancak sebze ve meyvelerde yok.

Yetişkinlerin günde 1,5 mikrogram B12 tüketmeleri öneriliyor.

İngiltere’deki Leeds Üniversitesi’nin Gıda Bilimi ve Beslenme Fakültesi’nden Janet Cade, “B12 eksikliği, uyuşma gibi nörolojik semptomlara yol açabilir ve çok uzun süre devam ederse etkisini gidermek mümkün olmaz” diyor.

Kısa bir süre önce 18 yaş üstü 48 bin kişi üzerinde yapılan bir araştırmada, et yiyenler, balık ve süt ürünleri tüketen ancak et yemeyen peskataryenler ve aralarında bazı veganlar da bulunan vejetaryenlerin sağlığı karşılaştırıldı.

Vegan ve vejetaryen beslenenlerin kalp hastalığı riskinin daha düşük, ancak kısmen B12 eksikliğinden kaynaklanan felç riskinin daha yüksek olduğu ortaya çıktı.

B12 vitamini eksikliği olur mu?

Oxford Üniversitesi’nde beslenme epidemiyoloğu olan araştırmacı Tammy Tong, veganlarda hemorajik felç ya da inme riskinin daha yüksek olmasının birkaç nedenden kaynaklanabileceğini söylüyor.

Hemorajik felç, beyindeki kanamadan kaynaklanıyor. Kan damarlarının tıkanması sonucunda beyine kan gitmemesi veya giden kanın azalmasıyla oluşan inmeye ise iskemik felç deniyor.

Vegan ve vejetaryen diyetiyle ilişkilendirilen düşük kolesterol, iskemik felce karşı koruma sağlasa da, az da olsa hemorajik felç riski yaratabileceğini gösteren bazı bulgular var.

Tammy Tong, vegan ve vejetaryenlerde felç riskinin daha fazla olmasını, B12 vitamini eksikliğiyle bağlantılı olabileceğini söylüyor.

Ancak, Oxford Üniversitesi’nde çevresel sürdürülebilirlik ve halk sağlığı uzmanı olan araştırmacı Marco Springmann’a göre, besin mayası veya bitki bazlı sütler gibi güçlendirilmiş gıdalardan ihtiyacımız olan “azıcık” B12 miktarını almak mümkün.

Springmann, yiyeceklere B12 katkısı yapılmayan ülkelerde vitamin takviyesi alınmasını öneriyor.

Besin mayası veya diğer adı ile beslenme mayası, bir maya türünün inaktif hali. Ancak, Beslenme ve Diyetetik Akademisi, besin mayasının yeterli bir B12 kaynağı olmadığını ve veganların takviye alması ya da zenginleştirilmiş yiyecekler yemesi gerektiğini belirtiyor.

Janet Cade de veganların B12 takviyesi almaları ve vegan beslenen tüm çocuk ve bebeklere yeterli miktarda B12 verilmesi gerektiğine katılıyor.

Protein eksikliği olur mu?

Vegan olmak isteyenlerin bir diğer kaygısı da, yeteri kadar protein alıp alamayacakları.

Springmann, meyve ve sebzelerde çok fazla protein olmamasına rağmen, bunun için kaygılanmaya gerek olmadığını söylüyor.

“Protein eksikliği ile ilgili hiç sorun görmedik, sadece yeteri kadar kalori almayanlarda sorun oluyor” diyor. “Protein her şeyde var.”

Soya sütü, inek sütü ile kabaca aynı oranda protein içeriyor.

Demir eksikliği olur mu?

Springman, diyetiniz her renkten meyve ve sebze içerdiği sürece, vegan bir diyetin demir eksikliğine neden olma ihtimalinin de düşük olduğunu söylüyor.

“Zamanla vücut, beslenmemizdeki demir oranına uyum sağlayabilir ve daha düşük oranda demir alıyorsak, bu demiri daha verimli kullanabilir” diyor.

Springman, dengeli bir vegan diyetin en sağlıklı diyetlerden biri olduğunu söylüyor.

“Vegan beslenmenin en sağlıklı diyetlerden biri olabileceğini, peskataryen ve vejetaryen beslenme tarzlarında daha iyi olduğunu gördük” diyen Springman, vegan diyette meyve, sebze ve baklagiller ağırlıkta olduğu için bunların sağlığa faydalarının diğer her şeyi telafi ettiğini anlatıyor.

Springman, değişik renklerde meyve ve sebzeler, kuruyemişler, kepekli tahıllar, fasulye ve mercimek ile omega 3 içeren chia, kenevir ve keten tohumlarının bol bol tüketilmesini tavsiye ediyor.

Peki ya yeteri kadar çeşitli yiyecek var mı?

Vegan diyette yenilebilecek fazla çeşit olmadığından kaygılananlara ise, 2018’de yapılan bir araştırmada, daha çok çeşit içeren bir diyetin daha sağlıklı olduğuna dair bir kanıt bulunamadığı söylenebilir.

Tam tersine, daha çeşitli yiyecekler yiyenlerin, daha fazla işlenmiş gıda ve şekerli içecek tüketme eğiliminde olduğu görüldü.

Springman, sağlıksız vegan atıştırmalıkların giderek yaygınlaşmasından endişe duyuyor. “Vegan abur cubur alternatifleri, et yiyen ama sağlıksız beslenen biriyle aynı duruma gelmenize neden olabilir” diyor.

Ama böyle olmak zorunda değil. Vegan olmayan, ancak bitkisel gıda oranı yüksek bir diyetin etkilerini inceleyen araştırmacılar, insanları tükettikleri hayvansal gıda oranına göre sıralayan endeksler kullandılar.

En çok bitkisel gıda tüketenlerin bile biraz süt, balık ve et de yediği görüldü.

En fazla bitkisel gıda tüketen ve az et yiyenlerin, sağlık göstergeleri daha iyi çıktı.

Yaş, cinsiyet, ırk, eğitim ve sigara ya da alkol kullanımı ve egzersiz gibi faktörlerin etkisi de hesaplandıktan sonra ortaya çıkan veriler, en fazla bitkisel gıda tüketen grupta kardiyovasküler hastalık riskinin yüzde 32’ye kadar azaldığını gösterdi.

Araştırmayı kaleme alan bilim insanlarından ABD’nin Baltimore kentindeki John Hopkins Bloomberg Halk Sağlığı Okulu’nda yardımcı doçent olan Casey Rebholz, “Diyet eğilimleri ile önemli sağlık riskleri arasında çarpıcı bir ilişki bulduk” diyor.

Casey Rebholz, daha fazla meyve ve sebze tüketenlerin genelde daha az kırmızı ve işlenmiş et, süt ürünleri ve balık yediğini gözlemledi.

Ancak araştırmada katı bir vegan diyetin, çoğunlukla meyve ve sebzelerden oluşan, ama bazı hayvansal ürünlere de yer veren bir diyetten daha faydalı olduğuna dair bir bulguya da rastlanmadı.

Veganlar genelde daha sağlıklı alışkanlıklara sahip.

Kopenhag Üniversitesi’nin beslenme, egzersiz ve spor bölümünde doçent olan Faidon Magkos, “Veganlar genelde daha az sigara içiyor, daha az alkol kullanıyor ve daha fazla egzersiz yapıyor” diyor.

Kalp hastalığını olasılığını azaltan bu tercihler, vegan beslenmenin olduğundan daha sağlıklı görünmesine de yol açabilir.

Faidon, vegan olmakla ilgili verilerin çoğu gözleme dayalı olduğu için özellikle de uzun vadeli sonuçlarının hala belirsiz olduğunu kaydediyor.

Örneğin kan şekerinin yüksek olması, diyabet olma riskinin daha yüksek olduğunu gösterse bile, mutlaka böyle olacağı anlamına gelmiyor.

Faidon, diyet değişikliğinin sağlığı etkileyip etkilemediğini görmek için, katılımcıları yeterince uzun süre izlemek gerektiğine dikkat çekiyor.

Bitkisel gıdaların metabolik yararlarını inceleyen Evelyn Medawar da, “Potansiyel gıda eksiklikleri nedeniyle vegan beslenmeye kuşkuyla yaklaşan birçok kişi var, ancak şimdi araştırmacılar hem bunu ve hem de uzun vadeli fayda ve riskleri araştırıyor” diyor.

“Vegan diyet, kemik yoğunluğu ve kırıklar hariç, genel sağlığın daha iyi olmasını sağlıyor gibi görünüyor” diye de ekliyor.

Özel olarak vegan diyetiyle ilgili veri bulunmamasına rağmen, araştırmacılar mevcut bilgilerin genelde birkaç eğilime işaret ettiğini söylüyor.

Vegan beslenme genelde sağlığa yararlı, ancak alınan kalsiyum oranı düşük ve B12 eksikliğine yol açması mümkün.

Veganların vücuttaki kilo-yağ oranını gösteren boy-kilo endeksi, ya da yaygın adıyla vücut kitle indeksi daha düşük. Bu da kolesterol seviyelerinin daha iyi, tansiyonlarının da daha düşük olmasını sağlıyor.

Sonuçta vegan diyeti de diğerleri gibi bir diyet. Yediğiniz yiyeceklere bağlı olarak hastalık riskini düşürebilir de artırabilir de.

Faidon, “Bitkisel gıdalara dayalı bir diyet, içinde et de olan sağlıksız bir diyetle karşılaştırıldığında, kesinlikle daha iyi” diyor.

“Fakat meyve, sebze, baklagiller açısından zengin, ama ete az yer veren Akdeniz diyeti gibi bir beslenme tarzının da en az vegan beslenme kadar sağlıklı olduğunu gösteren bulgular var” diye de ekliyor.

Vegan diyetin diğer beslenme tarzlarından daha sağlıklı olup olmadığını anlamak için daha birçok araştırma yapılması gerekiyor.

Uzmanlar o zamana kadar, veganlara bol meyve, sebze ve B12 takviyesi içeren bir beslenme tarzı benimsemelerini ve vegan abur cubur alternatiflerinden kaçınmalarını tavsiye ediyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Ekranlardan Gelen ‘Mavi Işık’ Yaşlanmayı Hızlandırıyor

Araştırmacılar televizyon, bilgisayar ve akıllı telefonlar gibi cihazlardan gelen mavi ışığa çok fazla maruz kalmanın yaşlanma sürecini hızlandırabileceğini öne sürdü. Mavi ışığın ayrıca obezite ve psikolojik hastalıkları tetikleyebileceği belirtildi. 

Frontiers in Aging dergisinde önceki gün yayımlanan çalışmaya göre, her gün kullanılan cihazlardan yansıyan mavi ışığa aşırı maruz kalmak, deri ve yağ hücrelerinden duyu nöronlarına kadar vücuttaki çeşitli hücrelere zarar verebiliyor.

Uzmanlar yapılan deneylerde mavi ışığın, insanlarla benzer hücresel özelliklere sahip meyve sineklerini etkilediği sonucuna ulaştı.

Araştırma ekibinden Oregon Eyalet Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden Profesör Dr. Jadwiga Giebultowicz, “Sinek ve insan hücrelerinde sinyal veren kimyasallar aynı. Dolayısıyla mavi ışık insanlar üzerinde de olumsuz etkiler yaratma potansiyeline sahip.” ifadelerini kullandı.

Sineklerde erken yaşlanmaya yol açan kimyasal değişimler gözlendi

Dr. Giebultowicz, mavi ışığın yaşlanmayı hızlandırıcı etkisini anlamak için 2 hafta boyunca mavi ışığa maruz bırakılan meyve sinekleriyle tamamen karanlıkta bırakılanların metabolit seviyelerinin karşılaştırıldığını söyledi.

Giebultowicz çalışmaya ilişkin, “Mavi ışığa maruz kalan meyve sineklerinde hücrelerin doğru çalışması için gerekli belirli kimyasalların seviyelerinde değişim yaşandığını ilk kez göstermiş olduk.” değerlendirmesini yaptı.

Uzmanlar mavi ışığa maruz kalan sineklerde bazı hücrelerin uygun şekilde çalışmadığını ve bunun da erken ölümlere neden olabileceğini belirtti. Mavi ışıkta bırakılan sineklerin beyinlerinde yapılan incelemede, glutamat seviyelerinin azaldığı tespit edildi.

Düşük glutamat seviyelerininse beyin fonksiyonlarında azalmaya ve erken yaşlanmaya yol açabileceği ifade edildi. Araştırmacılar mavi ışığın insan hücreleri üzerindeki etkisini incelemek için yeni çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

Paylaşın

Uzun ve Mutlu Bir Hayat İçin ‘Dokuz Alışkanlık’

ABD’li uzmanlar, daha uzun ve mutlu bir hayat yaşamayı sağlayacak 9 önemli alışkanlığı paylaştı. Uzmanlar, uyku düzeninin, egzersizin ve stresten uzak durmanın önemini vurguladı.

Önde gelen yayın kuruluşlarından CNN’e konuşan Minnesota Üniversitesi’nden William Roberts, “sağlığı etkileyen iyi ve kötü alışkanlıkların etkisinin zamanla ortaya çıktığına” dikkat çekti.

CNN’in tıp analisti Leana Wen de egzersizin ve düzenli muayenenin, kötü alışkanlıkları değiştirmek için iyi bir başlangıç noktası olduğunu vurguladı.

İşte uzmanların kazanılmasını tavsiye ettiği 9 alışkanlık:

1 – Düzenli muayene olun

Wen, düzenli muayenenin ciddi hastalıklara karşı önlem almakta etkili olduğunu belirterek, “Örneğin, muayenede diyabet başlangıcınız olduğu ortaya çıkarsa, bunun diyabete dönüşmesini önlemek için adım atabilirsiniz” dedi.

Analist, düzenli muayenelerin iyi bir hasta-doktor ilişkisi sağlanması için de önemli olduğunu belirtti.

2 – Sürekli fiziksel aktivite yapın

Uzmanlar, düzenli egzersizin diyabet, obezite, kalp hastalığı ve yüksek tansiyon gibi rahatsızlıklara yakalanma riskini azalttığını söyledi.

New York Üniversitesi’nden Nieca Goldberg, “Düzenli aerobik egzersizin daha uzun yaşamayı ve geç yaşta bilişsel fonksiyonların sağlam kalmasını sağladığını gösteren epey araştırma var” dedi.

Dünya Sağlık Örgütü, yetişkinlerin haftada en az 150 dakika orta ve ileri seviyede egzersiz yapmasını öneriyor.

3 – Vücut kitle indeksine dikkat edin

Vücut kitle indeksi, kişinin boy ve kilo ölçümünden yola çıkarak vücuttaki tahmini yağ oranını gösteren ve sağlıklı kilonun belirlenmesini sağlayan bir sistem.

2018’de yapılan bir çalışmada, vücut kitle indeksi sonuçları sağlıklı seviyede olan kişilerin ömürlerinin 10 yıl daha uzayabileceği belirtilmişti. Ayrıca bunun kanser ve kardiyovasküler rahatsızlıkların oluşma riskini düşürdüğü de ifade edilmişti.

4 – Düzgün beslenin

Uzmanlar, kırmızı et ve işlenmiş et ürünlerinin azaltılması gerektiğini belirterek, bunun yerine sebze ağırlıklı beslenmenin önemini vurguladı.

Goldberg, bitki bazlı gıdaların antioksidan üretimi sağladığına, bunun da strese ve yaşlanmaya karşı koruyucu etkisi olduğuna dikkat çekti.

Şubatta yayımlanan bir çalışmada, bu şekilde beslenmeye başlayan 20 yaşındaki bir kadının ömrünün en az 10 yıl, aynı yaştaki bir erkeğinse 13 yıl uzayabileceği ortaya konmuştu.

5 – Akıl sağlığınıza özen gösterin

Wen, akıl sağlığının genelde fiziksel sağlığa kıyasla ikinci plana atıldığını fakat kişinin genel sağlığına önemli etkisi olduğunu söyledi.

Stres ve kaygının yemek seçimlerini etkilediğini, alkol tüketimini artırdığını ve uyku düzenini bozduğunu belirten uzmanlar, günde 15 dakikalık derin nefes egzersiziyle akıl sağlığının korunabileceğini ifade etti.

6 – Uykuya dikkat

Goldberg, günde 7 saatten az uyuyan kişilerde stres ve yüksek tansiyon riskinin artma eğilimi gösterdiğini söyledi.

Uzmanlar, düzenli egzersizin yanı sıra yatak odasının karanlık ve sessiz olmasının da uyku hijyeni açısından önemli olduğunu belirtti.

7 – Alkolü azaltın

Aşırı alkol tüketiminin kan şekerini yükseltip kilo alımına neden olduğuna dikkat çeken uzmanlar, bunun kalp rahatsızlıklarına da yol açabileceğini ifade etti.

2020’de yapılan bir çalışmada, aşırı alkol tüketiminden kaçınmanın kardiyovasküler hastalıklara, kansere ve diyabete yakalanma riskini azalttığı tespit edilmişti.

8 – Sigarayı bırakın

Wen, sigaranın sadece akciğer kanseri değil meme kanserini de tetikleyebileceğine dikkat çekerek, bunun kişinin yaşam kalitesini düşüren önemli faktörlerden biri olduğunu belirtti.

9 – Güçlü ilişkiler oluşturun

Uzmanlar, pozitif duygular sağlayan yakın ilişkilerin stresi azalttığı gibi mutluluk ve huzuru artırdığını söyledi.

Harvard Üniversitesi’nde yayımlanan bir çalışma, arkadaşlarıyla, ailesiyle ve içinde yaşadığı topluluktaki kişilerle tatmin edici ilişkiler kuranların, depresyona girme ve hastalanma oranlarının daha az olduğunu gösteriyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Araştırma: Fazla Haber Okumak Hasta Ediyor

Yeni bir araştırmaya göre haber okumaya fazla kaptırmak, hem fiziksel hem de zihinsel açıdan hasta edebilir: Haber bağımlılarının yüzde 61’i fiziksel rahatsızlıklardan mustarip.

ABD’deki Teksas Teknoloji Üniversitesi’nden araştırmacılar, haberleri takıntılı şekilde takip eden yurttaşların sağlık durumunu inceledi.

Hakemli bilimsel dergi Health Communication’da yayımlanan bulgular, bu kişilerin kaygı ve stres de dahil olmak üzere, hem zihinsel hem de fiziksel sağlık sorunlarından mustarip olma riskinin daha yüksek olduğunu gösterdi.
Bulgulara göre, son gelişmeleri sürekli kontrol edenler, “önemli ölçüde daha fazla fiziksel rahatsızlıktan” şikayetçi oldu.

Araştırma ekibi, son gelişmelerden sürekli haberdar olma isteğinin, insanları kısır döngüye sokabileceğini ifade etti.

Ekibe göre bu kişiler pandemi, Rusya-Ukrayna savaşı ve iklim krizi gibi küresel olaylara dair haberler karşısında güçsüz ve sıkıntılı hissedebiliyor.

Araştırmada 1100 ABD’li yetişkinle çeşitli anketler yapıldı. Anket soruları arasında “Haberlere o kadar kaptırıyorum ki dünyayı unutuyorum”, “aklım sık sık haberlerle ilgili düşüncelerle meşgul” gibi ifadeler yer alıyordu. Katılımcılardan bu ifadelerin kendileri için ne kadar doğru olduğunu belirtmeleri istendi.

Daha sonra katılımcılara yorgunluk, ağrı, dikkat eksikliği ve mide-barsak rahatsızlıkları, stres veya kaygı gibi sorunlardan mustarip olup olmadıkları soruldu.

Katılımcıların yaklaşık yüzde 16,5’i (yaklaşık 6 kişiden 1’i) ciddi derecede sorunlu haber tüketimi kategorisine girdi. Bu yetişkinler orta, minimal ve problemsiz haber tüketimi sınıfında yer alanlara kıyasla daha fazla rahatsızlık çekiyordu.

Orta derecede sorunlu kategorisine girenlerse toplam sayının yüzde 27,3’ünü oluşturdu. Bu kişiler de alt kategorilerdekilere göre kıyasla önemli ölçüde daha fazla rahatsızlıktan mustaripti.

Araştırmada ayrıca, haber bağımlılarının yüzde 61’inin fiziksel rahatsızlık deneyimlediği tespit edildi.

Makalenin ortak yazarı Bryan McLaughlin, “Haberlerde görülen bu olaylara tanık olmak, bazı insanların sürekli alarm durumunda kalmasına sebebiyet verebilir” diye konuştu: Gelişmeleri izleme motivasyonunu aşırı hale getirebilir ve dünyayı karanlık ve tehlikeli bir yer gibi gösterebilir.

Araştırma ekibi, “sorunlu haber tüketimi” diye niteledikleri bu davranışı bir tür bağımlılık diye tanımladı.

Bu bağımlılığın belirtileri arasında kişinin haberlerle aşırı meşgul olması, aynı zamanda haberleri okumanın ve izlemenin kaygıyı azalttığını düşünmesi yer alıyor.

McLaughlin’, “bu bireylerin, duygusal sıkıntılarını hafifletmek için günün her saatinde haberlere bakmayı saplantı haline getirdiğini” belirtiyor: Ancak bunun bir faydası olmuyor ve haberleri ne kadar çok kontrol ederlerse, yaşamlarının diğer yönleri de bundan etkilenmeye başlıyor.

Ekip, haber tüketimi ve rahatsızlıklar arasındaki ilişkiyi daha net biçimde belirleyebilmek için ileri araştırmalara ihtiyaç olduğunu vurguluyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Uykusuzluk İnsanları Bencil Ve Asosyal Yapıyor

ABD’deki Berkeley’den (Kaliforniya Üniversitesi) uzmanlar, uykusuz kalmanın insanları daha bencil ve asosyal yaptığını belirledi: Ne kadar az uyursan o kadar bencil olursun.

PLOS Biology adlı hakemli bilimsel dergide yayımlanan bulgulara göre yetersiz uyku, bireylerin bir başkasına yardım etme ihtimalini kötü yönde etkiliyor.

Araştırmacılar, 24 kişiyi 8 saatlik uykudan ve uykusuz bir gecenin ardından sonra inceledi. Katılımcıların başkasına el uzatma isteğinde, yorgun olduklarında yüzde 78’lik bir düşüş olduğu ortaya kondu.

Bu kişilerin beynini inceleyen uzmanlar uykusuz kalmayı, beynin sosyallikle ilgili bölgesinde aktivitenin azalmasıyla ilişkilendirdi.

Ekip, 2001-2016’da ABD’de yaz saati uygulamasından önce ve sonra yapılan 3 milyonu aşkın bağışı da inceledi. Zira yaz saati uygulaması, daha kısa uyku anlamına geliyor. Yaz saati uygulamasına geçildikten sonra bağışların yüzde 10 azaldığı belirlendi.

100’den fazla kişide 3-4 gün boyunca yapılan çalışmada, bencilliği ölçmede uyku kalitesinin uyku miktarından daha önemli olduğu bulundu.

Araştırmayı yöneten sinirbilimci Eti Ben Simon, “Uykuda sadece bir saatlik kayıp bile başkasına yardım etme tercihini etkilemek için fazlasıyla yeterliydi” ifadesini kullandı.

Araştırma ekibinde yer alan bir diğer sinirbilimci Matthew Walker şöyle konuştu:

Uyku kaybının asosyal davranışları tetiklediğini ve insanların, doğuştan gelen birbirlerine yardım etme arzusunu azalttığını keşfettik.

“Yani bir bakıma ne kadar az uyursan o kadar az sosyal ve çok bencil olursun” diyen Walker, yeterli uyku alındığında başkalarına yardım eli uzatma arzusunun geri kazanıldığını vurguladı.

Paylaşın

Sağlık Açısından En Riskli Akıllı Telefonların Listesi Açıklandı

Bankless Times, son raporunda SAR değeri en yüksek akıllı telefonları derledi. Specific Absorption Rate (SAR) Özgül Soğurma Oranı olarak da adlandırılan SAR değeri, akıllı telefonların insan vücuduna yaydığı radyasyon miktarı anlamına geliyor.

Bu radyasyon, belirli bir zaman sonra insan vücuduna zarar vermeye başlıyor. SAR değeri 1 gramlık doku başına düşen değerlerle ölçülüyor. W / Kg ölçü birimiyle ifade edilen bu ölçü oldukça dikkat edilmesi gereken bir nokta.

Bu nedenle bir cihaz satın alırken her zaman bilinen teknoloji şirketlerini tercih etmenizi öneririz. Ancak bazen bilinen üreticilerin cihazları da yüksek SAR değerlerine sahip olabiliyor.

ShiftDelete’in haberine göre; BanklessTimes, son raporunda SAR değeri en yüksek akıllı telefonları derledi. Listede FCC’nin maksimum 1.6W / Kg sınırını aşan sadece bir model bulunuyor. Bu cihaz da 1,79W / Kg radyasyon oranıyla 2020’de kullanıcıların beğenisine sunulan Motorola Edge. Listedeki diğer modellerin radyasyon miktarı belirlenen sınırın altında kaldı.

Örneğin 2019’da tanıtılan Galaxy Note 10+ gibi modellerin 0,19W / Kg seviyelerinde olan SAR değerlerini göz önüne aldığımızda listedeki rakamların yine de yüksek olduğu söylenebilir.

SAR değeri en yüksek akıllı telefonlar;

  • Motorola Edge – 1,79W / Kg
  • ZTE Axon 11 5G – 1,59W / Kg
  • OnePlus 6T – 1,55W / Kg
  • Sony Xperia XA2 Plus – 1,41W / Kg
  • Google Pixel 3 XL – 1,39W / Kg
  • Google Pixel 4a – 1,37W / Kg
  • OPPO Reno5 5G – 1, 37W / Kg
  • Sony Xperia XZ1 Compact – 1,36W / Kg
  • Google Pixel 3 – 1,33W / Kg
  • OnePlus 6 – 1,33W / kG

Yüksek radyasyonun vücuda verdiği zararlar;

  • Görüş alanında daralma
  • Kalp rahatsızlıkları v kalp pilinin bozulma riski
  • Hafıza zayıflaması ve beyin tümörü riski
  • Yoğun stres ve yorgunluk hissi
  • Kalıcı işitme bozuklukları
Paylaşın

Aşırı Sıcaklıklar En Çok Hangi Organlarımıza Zarar Verebilir?

Son yıllarda küresel çapta yaşanan aşırı sıcaklar insan sağlığını da olumsuz yönde etkiliyor. Bir yandan kavurucu sıcaklar yangınlara neden olup binlerce kişilerin evlerini terk etmesine neden olurken diğer yandan da yoğun dumandan dolayı yaşanan hava kirliliği aşırı ısı artışları ile beraber vücudun hayati organlarına zarar verebiliyor.

Bu hastalıklar kanser, felç ve kalp krizi gibi tehlikelere  davetiye çıkarıyor. Vücudun adeta şok olmasına neden olmasına yol açan bu durumlardan en fazla hangi organlarımız zarar görebilir? İşte aşırı sıcaklardan öncelikli olarak korunması gereken gereken dört organ.

1) Deri

Aşırı sıcak günlerde güneş ışınlarına doğrudan maruz kalmak ultraviyole ışınlarının (UV) cilde önemli zararlar vermesine neden olabilir. Vücut ne kadar fazla güneş yanığına maruz kalırsa, kişinin cilt kanserine yakalanma olasılığı da o kadar artar.

2) Beyin

Yapılan son araştırmalar beyin fonksiyonlarının aşırı sıcaklıklarda yavaşladığını ortaya koydu. Net bir şekilde düşünmenin zorlaşmasının yanı sıra muhakeme hataları sayısının arttığı ve bilişsel işlevlerin gerilediği görüldü. Ayrıca aşırı sıcaklıklar nedeniyle kan ile beyin arasındaki bariyerin parçalanabilmesi riskinin artması beyinde protein ve iyon birikmesine neden olarak iltihaplanmalara yol açabilir. Aşırı sıcakların ruh sağlığını da olumsuz etkilediği ve bu tür günlerde kişilerin kendilerini daha sinirli hissedebileceği de uzmanların altını çizdiği diğer önemli bir konu.

New York’ta yakın zamanda yapılan bir araştırma, sıcak günlerde madde bağımlılığı, ruh hali ve anksiyete bozuklukları, şizofreni ve bunama şikayetleri ile hastanelere başvuran kişi sayısında artış olduğunu işaret etti. Diğer bir çalışma ise intihar oranları ile aşırı sıcaklıklar arasında doğru orantı olabileceğini gözler önüne serdi.

3) Akciğerler

Sıcak havanın diğer bir olumsuz etkisi de akciğerlerde yaşanabilir. Yüksek sıcaklıklara genelde durgun hava eşlik eder. Bu tabloya araçlar, enerji santralleri ve fabrikalardan havaya karışan zararlı dumanlar eklendiğinde insan için çok zararlı olan ozon seviyesi yükselir.

2008 yılında yapılan bir çalışma, sıcaklıklarda yaşanacak her bir derecelik artışta ozon kirliliğinin dünya çapında 22 bin kişinin ölümüne neden olacağını ortaya koydu. Kirlilik nedeniyle akciğer fonksiyonlarının azalması astım riskini de yükseltebilir.

4) Kalp

Vücut ısındıkça kan damarları genişler ve bu da kan basıncını düşürür. Beyinde kalp atışı, nefes alma ve kan basıncı gibi hayati süreçleri kontrol eden medulla oblongata, kalbin pompalanan kan miktarını artırmasını ister. Ancak kan basıncı düştüğünde, kalbin kanı vücutta dolaşımını sağlayabilmesi için daha fazla çalışması gerekir, bu nedenle kalp atışı hızlanır.

Kalbin bu süreçte yorulması kalp krizi yaşanmasına neden olabilir.

Uzmanlar, küresel sıcaklıklar arttıkça ölüm oranlarının da artacağını ve bu ölümlerin büyük ölçüde aşırı sıcakların kardiyovasküler sistem üzerinde yarattığı stresten kaynaklanacağını söylüyor.

Ayrıca aşırı miktarda UV, deri hücrelerinin DNA’sına zarar verebileceği gibi hasar arttıkça hücreler kontrol dışı büyümeye başlayabilir ve bu da cilt kanseri ile sonuçlanabilir.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Alkol, 40 Yaş Altındakilerin Sağlığı İçin İyi Değil

ABD’deki Washington Üniversitesi’nde görev yapan bilim insanları, dünyadaki hastalık ve ölüm nedenlerine ilişkin yapılmış en geniş kapsamlı araştırmanın sonuçlarını yayınladı.

Alkolün gençlerin sağlığına hiçbir yararı olmayıp aksine ciddi sağlık sorunları meydana getirebildiğini vurgulayan bilim insanlarına göre, 40 yaş ve üzeri insanlarda az miktarda alkol tüketimi kimi faydalar sağlayabiliyor.

Dünyadaki hastalık ve ölüm nedenlerine ilişkin en kapsamlı verileri üreten Global Burden of Diseases (Hastalıkların Küresel Yükü) isimli proje kapsamında dört yıl önce yürütülen incelemeler, ara sıra içki içmenin bile sağlığa zararlı olduğunu göstermiş ve uzmanlar, hükümetlerin insanlara alkolden tamamen uzak durmalarını tavsiye etmesi gerektiğini ileri sürmüştü.

Ancak küresel çapta toplanan verileri analiz eden uzmanlar, genç insanların alkol tüketiminden yaşlı insanlara göre daha fazla zarar gördüğünü belirledi. Buna göre, herhangi bir kronik rahatsızlığı bulunmayan 40 yaş üzeri bireylerde günde bir küçük bardak kırmızı şarap gibi sınırlı bir miktarda alkol tüketimi, kalp damar hastalıklarından korunmada, felç ve diyabet riskini azaltmada faydalı olabilir.

Lancet dergisinde yayınlanan araştırma sonuçları, alkol tüketiminin neden olduğu hastalık risklerine dair coğrafi bölge, yaş, cinsiyet ve yıla göre veri sağlayna ilk bulgular oldu.

Bilim insanları, alkol tüketimine dair dünya çapında yapılacak uyarıların, alkolden zarar görme konusunda en büyük risk altında olan 15-39 yaş arası erkekler için en katı şeklide, yaş ve yaşanılan yer faktörleri de gözetilerek yapılması gerektiğini belirtti.

‘Gençler içki içmemeli, ancak yaşlılar az miktarda içkiden fayda görebilir’

Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görev yapan, araştırmanın baş yazarı Dr Emmanuela Gakidou, “Mesajımız basit: Gençler içki içmemeli, ancak yaşlılar az miktarda içkiden fayda görebilir. Genç yetişkinlerin içki içmekten kaçınacağını düşünmek gerçekçi olmasa da, herkesin kendi sağlığı hakkında bilinçli kararlar alabilmesi için en doğru ve güncel bilgileri edinmesinin önemli olduğunu düşünüyoruz” dedi.

204 ülkedeki içki alışkanlıklarını inceleyen araştırmaya göre dünyada 2020 yılında 1.34 milyar insan zararlı sayılabilecek miktarda alkol tüketti. Zararlı miktarda içki içenlerin yüzde 59’u 15-39 yaş arasındaki kişlerden oluştu. Raporda söz konusu gruba alkol tüketiminin hiçbir fayda sağlamakla kalmayıp, yaralanma, trafik kazası, intihar ve cinayet gibi riskleri de beraberinde getirdiği vurgulandı. Zararlı miktarda içki içenlerin dörtte üçünü erkekler oluşturdu.

Paylaşın

‘Beyaz Kod’a Başvuran Sağlıkçı Sayısı 101 Bine Yükseldi

Konya Şehir Hastanesi’nde çalışan Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ekrem Karakaya’yı bir hasta yakınının öldürülmesi üzerine (6 Temmuz 2022) Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Milletvekili Tekin Bingöl, sağlıkçılara yönelik şiddet verilerini derledi.

Bingöl çalışmasında, sağlık çalışanlarının “Beyaz Kod” çağrılarına ve Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi (SABİM) başvurularına yer verdi.

Her yıl artıyor

Bingöl’ün çalışmasına göre, şiddete maruz kaldığı gerekçesiyle “Beyaz Kod”a başvuran sağlıkçı sayısı her geçen yıl artıyor.

Beyaz Kod’a ilişkin ilk veriler, Sağlık Bakanlığı’nn 2017 Faaliyet Raporu’nda yer alıyor.

Rapora göre “Beyaz Kod” çağrıları:

  • 2017’de 7 bin 751,
  • 2018 raporlarında herhangi bir veri yok,
  • 2019’da 46 bin 274,
  • 2020’de 72 bin 158,
  • 2021’de ise 101 bin 984.

Sınırlı hukuki destek

Sağlık Bakanlığı 2021 Faaliyet Raporu’na göre: Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi’ne (SABİM), 2021 yılı içerisinde sağlık çalışanları hakkında tehdit ve şiddet ifadeleri içeren 27 bin 560 adet başvuru bırakıldı. Bakanlığın bu tehdit ve şiddet çağrılarına karşı hukuki girişimleri hakkında veri, raporlarda yer almadı.

Bakanlığın sağlıkçılara verdiği hukuki destek ise 2021 yılında yüzde 10’da kaldı.

Sağlık Bakanlığı 2019 ve 2020 Kurumsal Beklentiler Raporu’na göre, 2019’da Beyaz Kod sistemine yapılan sadece 7 bin 358 başvuru savcılığa intikal etti.

2020’de ise sadece 7 bin 530 başvuru hukuki yardım kapsamında değerlendirildi.

Bakanlığın 2016 yılında yayınladığı genelge ile taşeron çalıştırılanlar, stajyerler ve intörn hekimler de hukuki destek kapsamı dışında tutuldu.

“Veriler verilmiyor”

27 Mayıs 2022’de bianet’ten Ruken Tuncel’e konuşan TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, Beyaz Kod çağrılarıyla ilgili şunları kaydetmişti:

“Sağlık Bakanlığı, Beyaz Kod ile ilgili tüm verileri vermiyor. 2020 verilerini alabilmiştik ve orada şiddetin en çok acil servislerde, polikliniklerde ve daha çok kamu hastanelerinde yaşandığını gördük. Demek ki, buralarda aksayan bir durum var.”

Beyaz Kod nedir, nasıl kullanılır?

Sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti önlemek için kullanılan acil durum yönetim aracı.

Sağlık çalışanları şiddet olaylarına maruz kaldıklarında yeterli müdahale ve dış güvenlik gücü desteği sağlanarak, gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması ve gerçekleşen olayların analizinin yapılarak ilgili sağlık kurumuna özgü tedbirlerin alınması için çalışma yapılması amacıyla oluşturuldu.

Sağlık çalışanları şiddet olaylarının bildirmek için 24 saat hizmet veren “113” numaralı telefonu veya www.beyazkod.saglik.gov.tr adresindeki bildirim formunu kullanabilir.

Eğer şiddete maruz kalan kişiler beyaz kod bildirimini kendileri yapmadılar ise olayla ilgili tutanaklarına istinaden kurum yetkilisi tarafından www.beyazkod.saglik.gov.tr adresindeki bildirim formu doldurulur.

Eş zamanlı olarak olayın ilgili kurumun hukuk birimine ve adli mercilere intikal ettirilmesi sağlanır. İlgili birimlerden gelen değerlendirmeler sonucu şiddete maruz kalan çalışanlarını avukatlık hizmetleri birimiyle iletişime geçmesi sağlanır.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın