İncir Sirkesi Kalbe İyi Geliyor

Hafif, tatlı-ekşi bir tada ve zengin bir aromaya sahip olan incir sirkesi, elma sirkesi veya balzamik sirke kadar bilinmesine rağmen, dünya genelinde hızla popülerlik kazanıyor.

Haber Merkezi / İncir, potasyum, magnezyum ve lif açısından oldukça zengin bir meyvedir.

Potasyum, kan basıncını düzenleyerek kalp sağlığını desteklerken, lif ise kolesterol seviyesini düşürmeye yardımcı olabilir, ki bu da damar tıkanıklığı riskini azaltabilir.

İncir ayrıca, antioksidanlar (polifenoller) da içerir; bunlar serbest radikallerle savaşarak damar sağlığını koruyabilir.

İncir sirkesinin kalbe iyi gelmesi:

Kan basıncını dengeleme: İncirin potasyumu ve sirkenin potansiyel damar gevşetici etkisi, hipertansiyonu kontrol altına alabilir.

Kolesterol yönetimi: Lif ve antioksidanlar, kötü kolesterolü (LDL) düşürebilir, bu da kalp krizi riskini azaltabilir.

Antioksidan koruma: Damar duvarlarında oksidatif stresi azaltarak aterosklerozu (damar sertliği) önleyebilir.

Kan şeker kontrolü: Dengeli kan şekeri, diyabetle bağlantılı kalp komplikasyonlarını azaltabilir.

İncir sirkesinin diğer faydaları:

Sindirimi iyileştirir: İncir sirkesi probiyotik özellikleri sayesinde bağırsak sağlığını destekleyebilir. İyi bakterilerin üretimini teşvik ederek sindirimi ve besin emilimini iyileştirebilir.

Kilo vermeye yardımcı olur: İncir sirkesi iştahı azaltabilir ve metabolizmayı hızlandırabilir. Bu da sağlıklı bir kiloyu korumaya yardımcı olabilir.

İncir sirkesi seçerken, katkı maddesi veya renklendirici içermeyen doğal ürünleri tercih edin. Özelliklerini koruyabilmesi için serin ve karanlık bir yerde saklayın.

Paylaşın

Bel Bölgesindeki Yağları Eritmek İçin 5 Çay

Sağlıklı bir kiloyu korumak, her şeyden önce bedene karşı sevgi ve özen gerektirir. En zor eritilen yağların başında bel bölgesindeki yağlar gelir. Karın bölgesinde aşırı yağ birikmesi sadece kötü hissetmeye neden olmaz, aynı zamanda kalp damar hastalıkları riskini de beraberinde getirir.

Haber Merkezi / Bel çevresi kalınlığını artıran içeceklerin olduğunu biliyoruz; bunlara gazlı içecekler, kutu meyve suları, alkol ve diğerleri dahildir. Şimdi, bel çevresi kalınlığını azaltamaya yardımcı olduğu bilinen sağlıklı çayların hangileri olduğuna bir bakalım.

Yeşil Çay: Yeşil çay, içerdiği kateşinler (özellikle EGCG) sayesinde metabolizmayı hızlandırır ve yağ yakımını destekler. Araştırmalar, yeşil çayın egzersizle birleştiğinde karın bölgesindeki yağ kaybını artırabileceğini gösteriyor. Günde 2 ila 3 fincan (3 – 4 dakika demlenmiş) içmek faydalı olabilir, ancak kafein hassasiyeti varsa dikkatli olunmalı.

Zencefil Çayı: Zencefil, termojenik etkisiyle vücut ısısını artırarak kalori yakımını hızlandırır. Aynı zamanda sindirimi kolaylaştırır ve ödem atımına yardımcı olur. Bir bardak kaynar suya taze zencefil dilimleri ekleyip 5 ila 10 dakika demleyerek tüketebilirsiniz.

Mate Çayı: Güney Amerika kökenli mate çayı, metabolizmayı hızlandıran matein içerir ve iştahı baskılayabilir. Mate çayı, yağ yakımını desteklerken enerji de verir. Günde 1 ila 2 fincan içmek yeterlidir; fazla tüketim uykusuzluğa neden olabilir.

Biberiye Çayı: Biberiye, antioksidan içeriğiyle sindirim sistemini destekler ve yağ metabolizmasını hızlandırabilir. Bir tatlı kaşığı kuru biberiyeyi kaynar suda 5 ila 10 dakika demleyip içebilirsiniz. Düşük kalorili olması diyet sürecinde avantaj sağlar.

Oolong Çayı: Yeşil çay ve siyah çay arasında bir tada sahip olan oolong çayı, yağ yakımını teşvik ederek, vücutta biriken yağların azalmasına yardımcı olabilir. Günde 1 ila 2 fincan tüketimi önerilir.

Bu çaylar “mucize” bir çözüm değildir. Bel çevresi kalınlığını azaltmak için kalori açığı oluşturmak (aldığınızdan fazla kalori yakmak), kardiyo egzersizleri (yürüyüş, koşu gibi) ve karın kaslarını güçlendiren hareketler (plank, crunch gibi) yapmak şarttır. Çaylar, bu süreçte yalnızca destekleyici bir rol oynar.

Uyarı: Hamilelik, emzirme dönemi veya kronik bir rahatsızlığınız varsa doktorunuza danışın.

Paylaşın

Yaşlılarda Kan Basıncını Yönetmek İçin En İyi Diyetler

Yaşlandıkça, genel sağlığı korumak ve kalp hastalığı, felç ve böbrek sorunları riskini azaltmak için kan basıncını kontrol altında tutmak giderek daha önemli hale gelmektedir.

Haber Merkezi / Araştırmalar, belirli diyetlerin kan basıncını düşürmede ve kalp sağlığını iyileştirmede özellikle etkili olduğunu göstermiştir.

Yaşlılarda kan basıncını yönetmek için en iyi diyetler genellikle düşük sodyum, yüksek potasyum ve sağlıklı yağlar içeren beslenme düzenlerini kapsar. İşte bu konuda etkili olduğu bilinen bazı diyetler:

DASH Diyeti: DASH diyeti, tuz alımını azaltır (günlük 1500-2300 mg sodyum), sebze, meyve, tam tahıl, yağsız protein (örneğin balık ve tavuk) ve düşük yağlı süt ürünlerini teşvik eder. Diyet, kan basıncını düşürmede kanıtlanmış bir yöntemdir ve yaşlılarda kalp – damar sağlığını destekler.

Akdeniz Diyeti: Akdeniz diyeti, zeytinyağı, balık, kuruyemiş, sebze ve meyve ağırlıklıdır; kırmızı et ve işlenmiş gıdalar sınırlıdır. Diyet, anti – inflamatuar etkisiyle kan basıncını düzenler ve yaşlılarda genel sağlığı iyileştirir.

Düşük Sodyumlu Diyet: Düşük sodyumlu diyet, tuzlu atıştırmalıklar, konserve gıdalar ve işlenmiş etlerden kaçınılır. Baharatlar ve taze otlar lezzet için kullanılır. Diyet, sodyumun kan basıncı üzerindeki doğrudan etkisini azaltır, özellikle yaşlılarda sıvı tutulumu riskini düşürür.

Ek ipuçları:

Yaşlılarda sıvı alımı da önemli; yeterli su tüketimi kan basıncını dengede tutmaya yardımcı olur.
Kafein ve alkolü sınırlamak, özellikle hassas bireylerde faydalı olabilir.
Herhangi bir diyete başlamadan önce, özellikle kronik hastalığı olan yaşlılar için bir doktora danışılması önerilir.

Paylaşın

Vegan Beslenme Kilo Vermeye Yardımcı Olabilir Mi?

“Vegan beslenme kilo vermeye yardımcı olabilir mi?” Evet, vegan beslenme kilo vermeye yardımcı olabilir, ancak iyi bir sonuç, vegan beslenmenin nasıl uygulandığına ve kişinin yaşam tarzına bağlıdır.

Haber Merkezi / Vegan besleme, hayvansal ürünleri (et, süt, yumurta, bal vb.) tamamen ortadan kaldırarak bitkisel bazlı gıdalara odaklanır. Bilimsel çalışmalar ve gözlemler, vegan beslenmenin kilo verme üzerindeki potansiyel etkilerini destekler.

İşte bu konudaki temel bilgiler:

Düşük kalori yoğunluğu: Sebzeler, meyveler, tam tahıllar ve baklagiller gibi vegan gıdalar genellikle daha düşük kalorilidir. Bu, daha az kalori alarak doygunluk hissi elde etmenizi sağlar. Örneğin, bir tabak brokoli veya mercimek, aynı hacimdeki peynir veya etten çok daha az kalori içerir.

Yüksek lif içeriği: Bitkisel besinler lif açısından zengindir. Lif, tokluk hissini artırır, sindirimi yavaşlatır ve kan şekerini dengeler. Bu da aşırı yemeyi ve atıştırma isteğini azaltabilir.

Daha az yağ ve işlenmiş gıda: Vegan diyette doymuş yağ oranı genellikle düşüktür (özellikle hayvansal yağlar olmadığından). Eğer işlenmiş vegan gıdalardan (örneğin vegan cips veya tatlılar) uzak durulursa, kalori alımı daha da azalır.

Metabolik avantajlar: Araştırmalar, vegan beslenmenin insülin duyarlılığını artırabileceğini ve yağ yakımını destekleyebileceğini gösteriyor.

Enerji harcaması: Bitkisel diyetler, termik etki (yiyeceklerin sindirimi için harcanan enerji) açısından avantaj sağlayabilir, çünkü lifli gıdaların sindirimi daha fazla enerji gerektirir.

Dikkat edilmesi gerekenler

İşlenmiş gıdalar: Vegan kurabiye, patates kızartması veya şekerli içecekler gibi yüksek kalorili seçenekler kilo aldırabilir.

Porsiyon kontrolü: Fındık, avokado, tahin gibi sağlıklı ama kalorisi yüksek gıdaları aşırı tüketmek kalori fazlasına neden olabilir.

Besin eksiklikleri: B12 vitamini, demir veya protein eksikliği, enerji düşüklüğüne yol açarak egzersizi zorlaştırabilir ve kilo vermeyi yavaşlatabilir.

Bütün gıdalara odaklanın: İşlenmiş gıdalar yerine sebze, meyve, tam tahıl, baklagil ve tohumları tercih edin.

Protein alımını dengede tutun: Mercimek, nohut, tofu, kinoa gibi bitkisel protein kaynakları kas kütlesini koruyarak metabolizmayı destekler.

Kalori açığı yaratın: Kilo vermek için harcadığınızdan daha az kalori almanız gerekir. Vegan olsanız bile porsiyonlara dikkat edin.

Egzersizle destekleyin: Haftada 150-300 dakika orta yoğunlukta egzersiz, kilo kaybını hızlandırır.

Planlama yapın: Besin eksikliklerini önlemek için bir diyetisyene danışarak B12, D vitamini ve omega-3 takviyesi düşünebilirsiniz.

Paylaşın

Sağlıklı Bir Kalp İçin En İyi İlkbahar Meyveleri

Zararlı meyve yoktur ve her türlü meyve kalp sağlığına faydalıdır. Ancak ilkbahar meyveleri, antioksidanlar, vitaminler, mineraller ve lif açısından zengin olanlarla öne çıkar.

Haber Merkezi / Bu besinler, kolesterolü düşürmeye, kan basıncını düzenlemeye ve damar sağlığını desteklemeye yardımcı olabilir. İşte ilkbaharda bulunan ve kalp sağlığı için en iyi meyveler:

Çilek: C vitamini, folat ve antosiyanin gibi antioksidanlar açısından zengindir. Bu bileşenler, iltihabı azaltır ve damar sertliğini (ateroskleroz) önlemeye yardımcı olur. Araştırmalar, düzenli çilek tüketiminin LDL (“kötü”) kolesterolü düşürdüğünü ve kalp hastalığı riskini azalttığını gösteriyor.

Kiraz: Potasyum, C vitamini ve polifenoller içerir. Potasyum kan basıncını düzenlerken, polifenoller oksidatif stresi azaltır. Araştırmalar, kirazın antienflamatuar etkisinin, kalp krizi riskini düşürebileceğini öne sürüyor.

Kayısı: A ve C vitaminleri ile beta-karoten içeren kayısı, ayrıca lif açısından da zengindir, bu da kolesterol seviyelerini dengeler. Kayısıdaki potasyum, kalp ritmini düzenler ve hipertansiyonu önler.

Böğürtlen: Flavonoidler ve magnezyum açısından zengindir. Flavonoidler damar sağlığını korurken, magnezyum da kan dolaşımını destekler. Düzenli böğürtlen tüketimi, kalp damarlarında plak oluşumunu azaltabilir.

Erik: Lif, potasyum ve antioksidanlar (özellikle kırmızı-mor eriklerdeki antosiyaninler) içerir. Erik, kan şekerini ve kolesterolü düzenleyerek kalp üzerindeki yükü hafifletir.

Bu meyveler, sağlıklı bir diyetin parçası olarak kalp sağlığını destekler, ancak tek başına mucize yaratmaz. Düzenli egzersiz, düşük tuz alımı ve stresten uzak durmak da kalbinizi korumak için kritik önem taşır.

Paylaşın

Brezilya Diyeti: 7 Günde 7 Kilo Verin

Brezilya Diyeti, Brezilya kültürüyle doğrudan bağlantılı geleneksel beslenme planından çok, popüler diyet trendleri arasında yer alan ve özellikle hızlı sonuç almak isteyenler tarafından tercih edilen bir diyet yaklaşımdır.

Haber Merkezi / Vücudun enerji için yağ yakımına yönelmesi amaçlanan Brezilya diyetinde, protein ağırlıklı beslenmeye odaklanılır ve karbonhidrat alımı ciddi şekilde kısıtlanır.

Brezilya diyetinin temelleri:

Yüksek protein: Yumurta, tavuk, balık, yağsız et gibi protein kaynakları diyetin ana bileşenleridir.

Düşük karbonhidrat: Ekmek, makarna, pirinç, patates gibi karbonhidrat kaynakları büyük ölçüde sınırlandırılır veya tamamen çıkarılır.

Sebze ağırlıklı: Yeşil yapraklı sebzeler ve düşük şekerli sebzeler (örneğin brokoli, ıspanak) diyette önemli bir yer tutar.

Meyve kısıtlaması: Şeker içeriği yüksek meyveler yerine, genellikle düşük glisemik indeksli meyveler (örneğin elma, armut) tercih edilir.

Kısa süreli uygulama: Diyet genelde 2 ila 4 hafta gibi kısa bir süre uygulanır ve hızlı kilo kaybı vaat eder.

Örnek bir Brezilya diyeti planı:

Kahvaltı: 2 haşlanmış yumurta, 1 dilim tam buğday ekmeği (bazı versiyonlarda ekmek tamamen çıkarılır), şekersiz kahve veya çay.

Öğle yemeği: Izgara tavuk göğsü, buharda pişmiş brokoli, yeşil salata (zeytinyağı ve limon sosu ile).

Akşam yemeği: Izgara balık, ıspanak sote, şekersiz bitki çayı.

Ara öğünler: Az miktarda çiğ badem veya şekersiz yoğurt.

Brezilya diyetinin avantajları:

Hızlı kilo kaybı: Düşük kalori ve karbonhidrat alımı sayesinde kısa sürede kilo kaybı sağlanabilir.

Basitlik: Diyet, karmaşık tarifler veya egzotik malzemeler gerektirmez. Günlük hayatta kolayca bulunabilen yiyeceklerle uygulanabilir.

Tokluk hissi: Yüksek protein içeriği, açlık hissini azaltabilir ve diyetin uygulanmasını kolaylaştırabilir.

Brezilya diyetinin dezavantajları ve riskleri:

Besin eksiklikleri: Karbonhidratların ciddi şekilde kısıtlanması, enerji düşüklüğüne, baş dönmesine ve konsantrasyon sorunlarına yol açabilir. Ayrıca, uzun süreli uygulamada vitamin ve mineral eksiklikleri görülebilir.

Sürdürülebilirlik sorunu: Bu tür kısıtlayıcı diyetler, sosyal hayatı ve uzun vadeli beslenme alışkanlıklarını olumsuz etkileyebilir. Diyet sona erdikten sonra verilen kiloların geri alınması (yo-yo etkisi) sık görülen bir durumdur.

Metabolik etkiler: Düşük kalorili diyetler, metabolizma hızını yavaşlatabilir ve uzun vadede kilo vermeyi zorlaştırabilir.

Herkese uygun değildir: Diyabet, böbrek hastalığı, hamilelik veya emzirme gibi özel sağlık durumları olan bireyler için bu diyet uygun olmayabilir. Bu nedenle, diyete başlamadan önce bir sağlık uzmanına danışılması kritik öneme sahiptir.

Popüler kültür ve gerçeklik: Bu tür diyetler, genellikle ticari çıkarlar doğrultusunda abartılı vaatlerle sunulabilir.

Sağlıklı kilo vermek ve iyi bir yaşam tarzı sürdürmek için, kısıtlayıcı diyetlerden ziyade dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve profesyonel sağlık danışmanlığı tercih edilmelidir.

Unutmayın, herhangi bir diyete başlamadan önce bir doktora veya diyetisyene danışmak, olası riskleri en aza indirmenin en güvenli yoludur.

Paylaşın

Böbrekleri Korumak İçin Uzak Durulması Gereken Yiyecekler

Böbrekleri korumak, özellikle böbrek hastalığı riski taşıyan veya böbrek sorunları olan kişiler için oldukça önemlidir. Böbreklerin düzgün çalışması için bazı yiyeceklerden uzak durmak veya tüketimlerini sınırlamak gerekebilir.

Haber Merkezi / Aşağıda, böbrekleri korumak için genellikle uzak durulması veya dikkatli tüketilmesi önerilen yiyecekler listelenmiştir. Ancak, bu önerilerin kişiye özel olduğunu ve bir doktor veya diyetisyenle görüşülmeden uygulanmaması gerektiğini unutmayın.

Aşırı derecede sodyum (tuz) içeren yiyecekler: Tuz, böbreklerin sıvı ve elektrolit dengesini düzenlemesini zorlaştırabilir, kan basıncını artırabilir ve böbrek hasarını kötüleştirebilir.

Aşırı derecede potasyum içeren yiyecekler: Böbrekler potasyumu kandan süzer ve fazlasını idrar yoluyla atar. Ancak, böbrek fonksiyonları bozulduğunda potasyum kanda birikebilir ve bu durum kalp ritim bozuklukları gibi ciddi sorunlara yol açabilir.

Aşırı derecede fosfor içeren yiyecekler: Fosfor, böbrek fonksiyonları azaldığında, kanda birikebilir ve bu durum kemik sağlığını olumsuz etkileyebilir, damarlarda kalsiyum birikmesine neden olabilir.

Aşırı derecede protein içeren yiyecekler: Protein, sağlıklı bir beslenmenin önemli bir parçasıdır, ancak böbrek hastalığı olan kişilerde fazla protein tüketimi böbreklerin iş yükünü artırabilir ve atık ürünlerin birikmesine neden olabilir.

Aşırı derecede şeker içeren yiyecekler ve içecekler:
Fazla şeker tüketimi, diyabet riskini artırarak dolaylı yoldan böbrek sağlığını olumsuz etkileyebilir. Diyabet, kronik böbrek hastalığının en yaygın nedenlerinden biridir.

Aşırı derecede oksalat içeren yiyecekler: Oksalat, böbrek taşı oluşum riskini artırabilir, özellikle kalsiyum oksalat taşları olan kişilerde dikkatli olunmalıdır.

Gazlı ve asidik içecekler: Gazlı içecekler, yüksek miktarda fosfor ve şeker içerebilir, bu da böbrek sağlığını olumsuz etkileyebilir.

Alkol: Alkol, böbreklerin sıvı dengesini koruma özelliğini olumsuz etkileyebilir ve böbreklere ekstra yük bindirebilir.

Kafeinli içecekler: Kafein, bazı kişilerde böbrek taşları veya idrar yolu tahrişi riskini artırabilir. Ayrıca, fazla kafein tüketimi susuzluğa neden olarak böbrek fonksiyonlarını zorlayabilir.

Genel öneriler:

Su tüketimi: Böbrek sağlığını korumak için yeterli su içmek kritik önem taşımaktadır. Sağlıklı bireyler için genellikle günde 1.5-2 litre su önerilir, ancak böbrek hastalığı olan kişilerde bu miktar doktor tarafından belirlenmelidir.

Kişiselleştirilmiş diyet: Böbrek hastalığı evresi, kişinin yaşı, kilosu, kan değerleri ve diğer sağlık koşulları diyet planını etkiler. Bu nedenle, yukarıdaki öneriler genel bilgiler olup, bir nefrolog veya diyetisyenle görüşülerek kişiselleştirilmiş bir plan oluşturulmalıdır.

Düzenli kontroller: Böbrek fonksiyonlarının düzenli olarak kontrol edilmesi, olası sorunların erken teşhis edilmesini sağlar.

Paylaşın

Araştırma: Tereyağı Yaşam Sürenizi Önemli Ölçüde Azaltabilir

Yeni yayınlanan bir araştırma, doymuş yağlar açısından zengin bir besin olan tereyağının bitki bazlı yağlara kıyasla daha yüksek ölüm riski taşıdığını ortaya koyuyor.

Euronews Türkçe‘nin aktardığı JAMA Internal Medicine dergisinde yayınlanan araştırmaya ABD’de yaşayan orta yaş ve üzeri yaklaşık 221.000 kişi dahil edildi. Bu kişilerin 30 yıllık beslenme alışkanlıkları ve sağlık çıktıları mercek altına alındı.

Bu süre zarfında, tereyağını çok tüketen kişilerin ölüm riski, daha az tüketenlere kıyasla yüzde 15 daha yüksekti. Daha çok bitki bazlı yağ tüketenlerin ölüm riski ise, daha az bitki bazlı yağ tüketenlere kıyasla yüzde 16 daha düşüktü.

Araştırma, tereyağı tüketimi yerine bitki bazlı yağ tüketimine geçmenin, yüzde 17 daha düşük ölüm riskiyle ilişkili olduğunu öne sürüyor. ABD’deki Brigham and Women’s Hastanesi’nde araştırma görevlisi olan çalışmanın başyazarı Yu Zhang, “Bu durum, sağlık üzerinde oldukça büyük bir etkiye sahip” dedi.

Öte yandan tüm bitki bazlı yağlar eşit özellikte değil. Zeytinyağı, soya fasulyesi yağı, kolza tohumu, kanola yağı, kanser ve kalp hastalıklarında genelde daha düşük ölüm riskiyle ilişkilendirildi. Fakat mısır yağı ya da aspir yağı gibi türlerle ölüm riski arasında bir benzer bir bağ kurulamadı.

Ayrıca, kalp rahatsızlıklarıyla bağlantılı, doymuş yağ oranı yüksel palmiye (palm) yağı veya hindistan cevizi yağı da analiz edilmedi.

Özellikle, bu bitki bazlı yağların bazıları tohum yağları olarak kabul edilmekte olup, son yıllarda sağlık alanında etkili kişilerin ve bazı politikacıların tepkisini çekti. Tohum yağları, yağ çıkarma işlemi sırasında bütün tohumların işlenmesiyle elde ediliyor.

Mısır, pamuk, soya, aspir, ayçiçeği, üzüm çekirdeği, pirinç kepeği yağlarının tip 2 diyabet ve kalp hastalıkları gibi kronik rahatsızlıkların arkasında olduğunu iddia edenler de var. Fakat fast food gıdalar gibi tohum yağlarının kullanıldığı pek çok besin, aynı zamanda yüksek sodyum ve işlenmiş karbonhidrat içerirken, bu da onları başka nedenlerle sağlıksız hale getiriyor.

Araştırmada yer almayan King’s College London’dan beslenme ve diyetetik profesörü Tom Sanders, “Sosyal medyada bitkisel yağlar hakkında, potansiyel zararlı etkilere ilişkin asılsız iddialara dayanan çok sayıda yanıltıcı reklam yapıldı” dedi.

Yeni araştırma, ölüm risklerine odaklanarak tartışmaya bir miktar açıklık getiriyor, ancak bazı sınırlamaları da var. Tüketilen yağların ölüm riskiyle ilişkilendirildiği çalışma, İskandinav ve Baltık ülkelerinde diyet önerilerinde bulunan bir araştırma ekibinin bulgularıyla da örtüşüyor.

Zeytinyağı ve kolza yağı gibi doymamış yağ bakımından zengin yağların, tereyağı, palmiye ve hindistancevizi yağı gibi doymuş yağ bakımından zengin yağlara göre sağlık açısından daha verimli olduğunu belirtmişlerdi. Doymuş yağ çoğunlukla hayvansal kaynaklardan gelir ve yüksek seviye kolesterol ile ilişkilendirilir. Bu da kalp hastalıkları ve felç riski ile bağlantılı.

Bu arada, bitkisel yağlar daha fazla aside sahiptir. Bunun bir türü, iltihabı azaltmaya yardımcı olabilen omega-3’tür. Diğeri ise omega-6’dır ve daha düşük kardiyovasküler hastalık, tip 2 diyabet ve kanser riskiyle ilişkilendirilir fakat daha yüksek iltihaplanma riski taşır.

Tereyağı veya bitkisel yağın diğer faktörlere kıyasla sağlığı ne kadar etkilediğini belirlemek zor olabilir. Araştırmaya göre, daha fazla tereyağı tüketen kişilerin obez olma ve sigara içme olasılığı daha yüksekti ve bitkisel yağ tüketenlere kıyasla egzersiz yapma olasılıkları daha düşüktü.

Araştırmanın yazarları, analizlerinde bu farklılıkları dikkate almaya çalıştılar, ancak bağımsız araştırmacılar bu farklılıkların yine de sonuçları çarpıtabileceği konusunda uyarıda bulundu. Ayrıca, araştırmaya katılan kişilerin büyük çoğunluğu sağlık çalışanlarından oluşuyordu ve bu kişiler genel nüfusu temsil etmiyor olabilir.

Sanders, bu sınırlamalara rağmen bitkisel yağlardaki yağ asitlerinin “çeşitli mekanizmalarla” sağlık risklerini azaltmış olmasının “mümkün” olduğunu söyledi. Beslenme ve diyetetik profesörü, “Buradan çıkarılacak ders, tereyağından ziyade doymamış bitkisel yağları seçmenin daha sağlıklı olduğudur” dedi.

Paylaşın

2050’ye Kadar Gençlerin Yüzde 31’i Obez Veya Aşırı Kilolu Olabilir

Yeni yayınlanan iki çalışmaya göre, 2050 yılına kadar dünya genelinde yetişkinlerin yüzde 60’ının, çocuk ve gençlerin ise yüzde 31’inin aşırı kilolu ya da obez olması bekleniyor.

Artan obezite salgını dünya genelinde milyonlarca insan için tip 2 diyabet, yüksek tansiyon, kardiyovasküler hastalıklar ve bazı kanser türleri riskini artırıyor.

Yeni araştırmalar, insanların aşırı kilolu ya da obez olma ihtimalinin otuz yıl öncesine kıyasla çok daha yüksek olduğunu ve büyüyen krizin sağlık ve refah için “benzersiz bir tehdit” oluşturduğunu ortaya koyuyor.

Lancettıp dergisinde yayınlanan iki çalışmaya göre, 2050 yılına kadar dünya genelinde yetişkinlerin yüzde 60’ının, çocuk ve gençlerin ise yüzde 31’inin aşırı kilolu ya da obez olması bekleniyor. Bu da 3,8 milyar yetişkin ve 746 milyon gence tekabül ediyor.

Buna göre, 2050 yılına kadar dünyada her 10 yetişkinden yaklaşık altısının obez veya aşırı kilolu olacağı tahmin ediliyor.

Bu rakam, 1990’da 731 milyon yetişkin ve 198 milyon genç iken, yeni nesillerin daha hızlı ve daha erken kilo almasıyla birlikte artış gösterdi.

Örneğin yüksek gelirli ülkelerde, 1960’larda doğan erkeklerin yaklaşık yüzde 7’si 25 yaşına geldiğinde obezdi. Rapora göre bu oran 1990’larda doğan erkekler için yüzde 16’ya yükseldi ve 2015’te doğanlar için yüzde 25’e ulaşması bekleniyor.

Artan obezite salgını dünya genelinde milyonlarca insan için tip 2 diyabet, yüksek tansiyon, kardiyovasküler hastalıklar ve bazı kanser türleri riskini artırıyor.

Çalışmanın yazarlarından ve ABD merkezli Sağlık Ölçümleri ve Değerlendirme Enstitüsü’nün (IHME) kurucularından Emmanuela Gakidou, “Eşi benzeri görülmemiş küresel aşırı kilo ve obezite salgını derin bir trajedi ve muazzam bir toplumsal başarısızlıktır” dedi.

Küresel araştırma ekipleri, çocuk ve gençleri 5-24 yaş, yetişkinleri ise 25 yaş ve üstü olarak kategorize etti.

Analizler neredeyse her ülkeyi kapsıyor ve bugüne kadarki en kapsamlı obezite tahminlerinden bazılarını sunuyor.

Bazı ülkelerde diğerlerine göre daha büyük değişimler görülse de, obezitenin dünyanın her köşesinde daha fazla kişiyi etkilediği tespit edildi.

2021 yılında aşırı kilolu veya obez yetişkinlerin yarısından fazlası sadece sekiz ülkedeki insanlardan oluşuyordu: Çin (402 milyon), Hindistan (180 milyon), ABD (172 milyon), Brezilya (88 milyon), Rusya (71 milyon), Meksika (58 milyon), Endonezya (52 milyon) ve Mısır (41 milyon).

Rapora göre, önümüzdeki 25 yılda Asya ve Sahra altı Afrika’daki nüfus artışı buralarda obezitenin artmasına neden olacak. Yüksek gelirli ülkeler arasında en yüksek obezite oranlarının Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Şili ve Arjantin’de olacağı öngörülüyor.

Analize göre Yunanistan, 2050 yılında kadınlar arasında yüzde 48 ve erkekler arasında yüzde 41’lik oranlarla en obez yüksek gelirli Avrupa ülkesi olacak.

Lancet araştırmacıları, obeziteye bağlı sağlık komplikasyonlarındaki artışın bazı Avrupa ülkelerinde, ABD’de ve Avustralya’da yaşam beklentisini ve sağlıklı yaşlanmayı şimdiden olumsuz etkilediğini belirtiyor.

Araştırmacılar, 2050 yılına kadar dünya genelinde her dört obez yetişkinden birinin 65 yaş ve üzerinde olacağını, bunun da özellikle düşük gelirli ülkelerde sağlık sistemlerini daha da zorlayabileceğini sözlerine ekledi.

Dünya Obezite Federasyonu İcra Kurulu Başkanı Johanna Ralston yaptığı açıklamada, “Avrupa ve Kuzey Amerika’da bazı yerlerde ilerleme kaydediyor olsak da, orta gelirli ve düşük gelirli ülkelerde tam tersi bir gidişat görüyoruz” dedi.

Grubun yayınladığı ayrı bir analize göre, küresel olarak ülkelerin sağlık sistemlerinin sadece yüzde 7’si obeziteyle bağlantılı sağlık sorunlarındaki artışla mücadele etmeye hazır.

Obezitenin halihazırda diyabet, kanser, kalp hastalığı ve felç gibi nedenlerle her yıl 1,6 milyon erken ölüme yol açtığı belirtiliyor.

Lancet çalışmasının yazarları gençleri, “5 ila 14 yaş arası gençler” ve “15 ila 24 yaş arası daha büyük gençler ve genç yetişkinler” olmak üzere iki gruba ayırdı.

Gençlerin 2050 yılında aşırı kilolu olma olasılığı obez olma olasılığından daha yüksek. Yine de araştırmaya göre, obezite rakamlarının önümüzdeki yıllarda yüzde 121 oranında artması bekleniyor.

Bölgelere göre de büyük farklılıklar olacaktır. Kuzey Afrika ve Orta Doğu’nun yanı sıra Latin Amerika ve Karayipler’de obezitede hızlı artışlar bekleniyor.

ABD ve Çin gibi büyük nüfusa sahip ülkelerde de kayda değer artışlar görülecek.

Zengin ülkeler arasında Şili, 5-14 yaş arası çocuklar arasında en yüksek obezite oranlarına sahip olurken, ABD 15-24 yaş arası çocuklar arasında en yüksek obezite oranına sahip olacak.

Yüksek gelirli Avrupa ülkeleri arasında Yunanistan, 2050 yılına kadar erkek çocuklar ve genç erkekler için en yüksek obezite oranlarına sahip olacak.

San Marino 5-14 yaş arası kızlarda en yüksek orana sahip olurken, Grönland 15-24 yaş arası kızlarda en yüksek orana sahip olacak.

Araştırmacılar, fazla kilodan obeziteye geçişin birçok Avrupa ülkesi de dahil olmak üzere bazı bölgelerde daha yavaş olmasının beklendiğini ve bunun da bu bölgelerde çocuk obezitesini azaltmak için bir fırsat sunduğunu söyledi.

Çalışmanın yazarlarından ve Avustralya’daki Murdoch Çocuk Araştırma Enstitüsü’nde araştırmacı olan Dr. Jessica Kerr yaptığı açıklamada, “Şimdi harekete geçersek, çocuklar ve ergenler için küresel obeziteye tam bir geçişi önlemek hâlâ mümkündür” dedi.

Çalışma, obeziteyi, küresel bir uzman panelinin kısa süre önce kilo dağılımının ve bunun sağlık üzerindeki etkisinin daha kesin ölçütleriyle değiştirilmesini önerdiği vücut kitle endeksini (VKİ) kullanarak hazırlandı.

Ayrıca GLP-1 reseptör agonistleri olarak bilinen gişe rekorları kıran zayıflama ilaçlarının obezite krizinin gidişatını yeniden şekillendirmede oynayabileceği rol de dikkate alınmadı.

Dünya Obezite Federasyonu İcra Kurulu Başkanı Johanna Ralston, bu ilaçların “dönüştürücü tedaviler” olabilmelerine rağmen, daha sağlıklı gıda sistemleri ve egzersizi destekleyen toplumlar yaratan politika değişiklikleri olmadan obezite salgınının gidişatını durdurmak için yeterli olmayacağı konusunda uyarıda bulundu.

Dünya Obezite Federasyonu gıda etiketlemesi, vergilendirme ve sağlık sisteminde iyileştirmeler yapılması için baskı yapıyor. Ancak grup, şu ana kadar çok az ülkenin “tüm toplumu kapsayan” bir yaklaşım benimsediğini söyledi.

Ralston, “Sadece tedavi ederek bundan kurtulamayız. Sadece engelleyerek bundan kurtulamayız. Birden fazla şeyi birlikte yapmak zorundayız” yorumunu yaptı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Sağlıklı Kilo Almak İçin Beş Besin Kombinasyonu

Kilo aldıran besin kombinasyonları genellikle yüksek kalori içeriğine sahip, karbonhidrat, yağ ve protein açısından zengin gıdaların bir araya gelmesiyle oluşur.

Haber Merkezi / Eğer amacınız sağlıklı bir şekilde kilo almaksa, enerji yoğunluğu yüksek ama aynı zamanda besleyici gıdaları tercih etmek önemlidir.

İşte bazı etkili kilo alma kombinasyonları:

Fıstık ezmesi ve tam tahıllı ekmek: Fıstık ezmesi sağlıklı yağlar ve protein sağlarken, tam tahıllı ekmek ise kompleks karbonhidrat sağlar. Üzerine biraz bal ekleyerek kalori oranını artırabilirsiniz.

Muz ve yoğurt: Muz hızlı enerji veren karbonhidrat içerir, tam yağlı yoğurt ise protein ve yağla bu kombinasyonu dengeler. Bir avuç ceviz ya da badem eklemek kaloriyi daha da yükseltir.

Avokado ve yumurta: Avokado sağlıklı tekli doymamış yağlarla doludur, yumurta ise protein ve ek kalori sağlar.

Kuruyemiş ve kuru meyve: Badem, fındık, kaju gibi kuruyemişler ile kuru üzüm, incir veya kayısı birleştiğinde hem kalori hem de besin değeri açısından güçlü bir atıştırmalık olur.

Peynir ve zeytinyağlı makarna: Zeytinyağı ve peynir ile desteklenmiş tam buğday makarnası, karbonhidrat, yağ ve protein dengesiyle kilo alımına destek olur.

Bunların yanında, porsiyonları artırmak ve gün içinde sık sık yemek yemek de kilo alımını destekler. Eğer daha spesifik bir hedefiniz varsa (mesela kas kütlesi artışı), protein ağırlıklı kombinasyonlara odaklanabilirsiniz.

Paylaşın