Rusya’dan Ukrayna’ya “Nükleer Saldırı” Tehdidi

Rusya Federasyonu Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcı Dmitri Medvedev, Ukrayna’nın uzun menzilli füzeler kullanması olasılığına ilişkin, Kiev’i “dev bir erimiş noktaya” dönüştürebilecekleri uyarısında bulundu.

Dmitri Medvedev, “Kendini beğenmiş Anglo-Sakson p**ler bir şeyi kabul etmek istemiyor: Her sabrın bir sonu vardır. Ve sonra işte bu. Rus kentlerinin anasının yerinde erimiş dev bir gri nokta. Vay canına! Bu imkansız ama oldu…” dedi.

Medvedev, nükleer bir çatışmaya gerçekten kimsenin ihtiyacı olmadığını kabul ederek, böyle bir kararın geri döndürülemez sonuçlarına dikkat çekti. Medvedev, kararın alınmasının “son derece zor” olacağını da belirtti.

Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yakın bir zamanda yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın uzun menzilli füzeler kullanmasına izin verilmesi olasılığına ilişkin, “Bu kararın alınması, NATO, ABD ve Avrupa’nın Ukrayna’daki savaşa katıldığı anlamına gelecek ” demişti.

Vladimir Putin, ayrıca “Bu da çatışmanın özünü ve doğasını önemli ölçüde değiştirecek. Bu, NATO ülkeleri, ABD ve Avrupa ülkelerinin Rusya ile savaş halinde olduğu anlamına gelecek. Böyle olursa, bizim için oluşacak tehditlere göre gerekli kararları alacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Ayrıca NATO Askeri Komite Başkanı Amiral Rob Bauer, Ukrayna’nın Batı yapımı uzun menzilli füzelerle Rusya’nın içlerine saldırmasına izin verilip verilmemesinin “siyasi bir tartışma” olduğunu, ancak askeri açıdan bakıldığında bunun Ukrayna’nın yasal hakkı olduğunu söylemişti.

Amirali Rob Bauer, uzun menzilli füzelerle ilgili kısıtlamaların kaldırılmasının NATO’nun görüştüğü bir konu olmadığını, ancak bir askeri lider olarak cevabının evet olacağını düşündüğünü söylemişti.

Bauer, “BM tüzüğü ve silahlı çatışma yasası uyarınca, bir devlet tarafından saldırıya uğrarsanız, kendinizi savunmanıza izin verilir” demiş ve eklemişti: “Bu savunma sınırlarınızda durmaz. Size saldıranlara kendi topraklarında saldırma izni verir.”

Paylaşın

NATO’dan Rusya İle Savaş Çıkaracak Açıklama

NATO Askeri Komite Başkanı Amiral Rob Bauer, Ukrayna’nın Batı yapımı uzun menzilli füzelerle Rusya’nın içlerine saldırmasına izin verilip verilmemesinin “siyasi bir tartışma” olduğunu, ancak askeri açıdan bakıldığında bunun Ukrayna’nın yasal hakkı olduğunu söyledi.

Haber Merkezi / Amirali Rob Bauer, uzun menzilli füzelerle ilgili kısıtlamaların kaldırılmasının NATO’nun görüştüğü bir konu olmadığını, ancak bir askeri lider olarak cevabının evet olacağını düşündüğünü söyledi.

NATO’nun (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) en yüksek askeri organı olan Askeri Komite, 13 – 14 Eylül 2024 tarihleri ​​arasında Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’da toplandı.

NATO Askeri Komite Başkanı Amiral Rob Bauer, Ukrayna’nın Batı yapımı uzun menzilli füzelerle Rusya’nın içlerine saldırmasına izin verilip verilmemesinin “siyasi bir tartışma” olduğunu, ancak askeri açıdan bakıldığında bunun Ukrayna’nın yasal hakkı olduğunu söyledi.

Amirali Rob Bauer, uzun menzilli füzelerle ilgili kısıtlamaların kaldırılmasının NATO’nun görüştüğü bir konu olmadığını, ancak bir askeri lider olarak cevabının evet olacağını düşündüğünü söyledi.

Bauer, “BM tüzüğü ve silahlı çatışma yasası uyarınca, bir devlet tarafından saldırıya uğrarsanız, kendinizi savunmanıza izin verilir” dedi ve ekledi: “Bu savunma sınırlarınızda durmaz. Size saldıranlara kendi topraklarında saldırma izni verir.”

Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yakın bir zamanda yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın uzun menzilli füzeler kullanmasına izin verilmesi olasılığına ilişkin, “Bu kararın alınması, NATO, ABD ve Avrupa’nın Ukrayna’daki savaşa katıldığı anlamına gelecek ” demişti.

Vladimir Putin, ayrıca “Bu da çatışmanın özünü ve doğasını önemli ölçüde değiştirecek. Bu, NATO ülkeleri, ABD ve Avrupa ülkelerinin Rusya ile savaş halinde olduğu anlamına gelecek. Böyle olursa, bizim için oluşacak tehditlere göre gerekli kararları alacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Putin’den NATO’ya “Savaş Hali” Uyarısı

Ukrayna’nın uzun menzilli füzeler kullanmasına izin verilmesi olasılığını değerlendiren Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Bu kararın alınması, NATO, ABD ve Avrupa’nın Ukrayna’daki savaşa katıldığı anlamına gelecek ” dedi ve ekledi:

“Bu da çatışmanın özünü ve doğasını önemli ölçüde değiştirecek. Bu, NATO ülkeleri, ABD ve Avrupa ülkelerinin Rusya ile savaş halinde olduğu anlamına gelecek. Böyle olursa, bizim için oluşacak tehditlere göre gerekli kararları alacağız”

Rossiya-1 devlet televizyon kanalına konuşan Putin’in açıklamaları, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İngiltere Dışişleri Bakanları Antony Blinken ile David Lammy’nin çarşamba günkü Kiev ziyaretinin ardından geldi.

Konunun ABD Başkanı Joe Biden ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın Washington’da cuma günü gerçekleşecek görüşmesinde de ele alınması bekleniyor.

Öte yandan, cuma günü stratejik gelişmelerin masaya yatırılacağı Askeri Komite Toplantısı için NATO ülkeleri Parag’da bir araya gelecek.

İki ülkenin dışişleri bakanlarının Kiev’i ziyareti sırasında Ukraynalı yetkililer Batı tarafından sağlanan füzelerin Rusya’nın derinliklerindeki hedeflere karşı kullanılması yönündeki taleplerini yinelediler.

ABD Başkanı Joe Biden Ukrayna’nın kendini savunmak için ABD tarafından sağlanan füzeleri sınır ötesinden Rusya’ya ateşlemesine izin verdi ancak ateşlenebilecekleri mesafeyi büyük ölçüde sınırladı.

Zelenskiy bu sınırlamalarda değişiklik yapılmasını umduğunu belirterek, “En azından bazı güçlü kararlara güvenelim,” dedi. “Bizim için bu çok önemli.”

Bu ay içinde Biden ile konuşmayı umduğunu söyleyen Zelenskiy, ABD’nin askeri ve mali desteğinin çok önemli olduğunu belirtti. Zelenskiy, “Buna büyük ölçüde güveniyoruz ve açıkçası, onsuz başarılı olamayız,” dedi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise açıklamasında, söz konusu silahların Rusya topraklarını hedef almasının savaşın “seyrini değiştireceğini” belirtti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’nin BRICS Üyelik Başvurusu: Rusya’dan Ukrayna Şartı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov Türkiye’nin BRICS üyelik başvurusuyla ilgili koşulları sıralarken Ukrayna vurgusu yaptı. Türkiye’nin üyeliğinin 22 – 24 Ekim’de Rusya’nın Kazan şehrinde yapılacak zirvede ele alınacağı belirtiliyor.

BRICS, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika ekonomilerini kastetmek için kullanılır. 2011 yılında Güney Afrika Cumhuriyeti’nin birliğe katılmasına kadar orijinal dört üye BRIC (ya da İngilizce “the BRICs”) olarak adlandırılmıştı.

Aynı yıl Çin’in Sanya kentinde düzenlenen zirveye Güney Afrika Cumhurbaşkanı Jacob Zuma’nın da katılımı ile BRIC grubu adını BRICS olarak değiştirdi. BRICS ülkeleri, bulundukları bölgelerin bölgesel ilişkileri üzerindeki önemli nüfuz potansiyeliyle tanınırlar ve beş ülkenin hepsi G20 üyesidir.

BRICS, 2001’de dönemin Goldman Sachs’ın baş ekonomisti Jim O’Neill tarafından kaleme alınan ve Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’in büyüme potansiyellerini değerlendiren bir araştırma makalesinden ilham alarak kuruldu.

İlk etapta Güney Afrika’nın üye olmadığı grup, 2009’da Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Batılı müttefiklerin dünya düzeni hegemonyasına karşı bir platform oluşturmak amacıyla, Rusya’nın girişimiyle kuruldu.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov Türkiye’nin BRICS üyelik başvurusuyla ilgili koşulları sıralarken Ukrayna vurgusu yaptı. Lavrov 9’uncu Doğu Ekonomik Forumu’na katılmak üzere geldiği Rusya’nın Vladivostok şehrinde Rus medya grubu RBC’ye mülakat verdi.

Türkiye’nin NATO üyeliği ve uzun süredir askıda bulunan Avrupa Birliği (AB) adaylık süreine işaret eden Lavrov, bunun katılım önünde engel olmadığı mesajını verdi, “BRICS’te belirli örgütlere üye olanlarla ilişki kurulmasını yasaklayan bir kural yok” dedi.

Ancak Rus Bakan üyelik için “Avrupa Birliğinin Ukrayna’da öne sürdüğü değerleri değil, üyelerin ortak değerlerini paylaşmanın temel olduğunu” ifade etti.

“AB, Ukrayna’nın Avrupa değerlerini savunduğunu ve bu nedenle söz konusu ‘Avrupa değerleri’nin arkasında durmakla yükümlü olduklarını söylüyor” diyen Lavrov, Ukrayna’nın ise ifade özgürlüğü, ulusal diller, kültür ve gelenekleri yasaklayarak, yerel kiliseleri kapatarak “Nazi uygulamalarına başvurduğunu” öne sürdü.

BRICS üyelerinin AB’nin bu tutumu yerine Birleşmiş Milletler Antlaşmasının hükümlerini benimsemesi gerektiğini kaydeden Lavrov, antlaşmanın başka ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeyi şart koştuğunu hatırlattı. Ancak Lavrov, Kiev rejiminin meşru olmadığını ve topraklarındaki halkların tümünü temsil etmediğini de iddia etti.

NATO üyesi Türkiye, Rusya ile yakın ilişkileri olsa da Ukrayna işgali karşısında Kiev’e açık destek vermişti. BM Genel Kurulunda yapılan oylamalarda Rusya’nın işgalini kınayan Türkiye, Kiev ordusuna insansız hava araçları temin etti. Türkiye savaşa rağmen Ukrayna donanması için gemi inşaatını da sürdürdü.

Lavrov, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da katılması beklenen 22-24 Ekim tarihlerinde Rusya’nın Kazan şehrinde yapılacak zirvede Türkiye ile üyelik imzasının atılıp atılmayacağı sorusuna, bunun için diğer “tüm üyelerin konsensüsunun gerektiği” yanıtını verdi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in danışmanlarından Yuri Uşakov hafta ortasında yaptığı açıklamada “Türkiye tam üyelik başvurusunda bulundu, değerlendireceğiz” demişti. Hafta içinde AKP Sözcüsü Ömer Çelik’den de “Üye olmak istediğimizi Sayın Cumhurbaşkanımız çeşitli defalar ifade etti. Bu konudaki talebi açıktır. Süreç işlemektedir. Ancak somut bir gelişme yoktur” açıklaması gelmişti.

Üyeleri arasında ekonomik işbirliğini güçlendirmeyi önceleyen BRICS bir gümrük birliği anlaşmasına veya ortak paraya sahip değil. Bu yıl başında dört ülkenin katılımıyla genişleyen örgütün Çin, Rusya ve Hindistan’ın güdümünde olduğuna dikkat çeken ekonomistler, üye ekonomiler arasındaki eşitsizliklerin gümrük birliği ve ortak para adımlarını zorlaştırdığını söylüyor.

BRICS ile G20 rekabet iddiaları ve kıyaslamalara konu olsa da Hindistan, Rusya, Güney Afrika ve Çin halihazırda her iki topluluğa üyeler. Örgüt mevcut haliyle üyelerine somut hedefler doğrultusunda hukuki bağlayıcılığı bulunan ödevler vermiyor, daha çok istişare ve diyalog ortamı sunuyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Rusya Açıkladı: Türkiye BRICS İçin Başvurdu Değerlendirileceğiz

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in danışmanlarından Yuri Ushakov, “Türkiye tam üyelik başvurusunda bulundu, değerlendireceğiz” dedi. Türkiye’nin üyeliğinin 22 – 24 Ekim’de Kazan’da yapılacak zirvede ele alınacağı belirtiliyor.

BRICS, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika ekonomilerini kastetmek için kullanılır. 2011 yılında Güney Afrika Cumhuriyeti’nin birliğe katılmasına kadar orijinal dört üye BRIC (ya da İngilizce “the BRICs”) olarak adlandırılmıştı.

Aynı yıl Çin’in Sanya kentinde düzenlenen zirveye Güney Afrika Cumhurbaşkanı Jacob Zuma’nın da katılımı ile BRIC grubu adını BRICS olarak değiştirdi. BRICS ülkeleri, bulundukları bölgelerin bölgesel ilişkileri üzerindeki önemli nüfuz potansiyeliyle tanınırlar ve beş ülkenin hepsi G20 üyesidir.

BRICS, 2001’de dönemin Goldman Sachs’ın baş ekonomisti Jim O’Neill tarafından kaleme alınan ve Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’in büyüme potansiyellerini değerlendiren bir araştırma makalesinden ilham alarak kuruldu.

İlk etapta Güney Afrika’nın üye olmadığı grup, 2009’da Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Batılı müttefiklerin dünya düzeni hegemonyasına karşı bir platform oluşturmak amacıyla, Rusya’nın girişimiyle kuruldu.

Sputnik’te yer alan habere göre; Uşakov, Türkiye’nin tam üyelik için başvurduğunu ve Ankara’nın talebinin BRICS ülkeleri tarafından değerlendirileceğini söyledi. 9’uncu Doğu Ekonomik Forumu’nda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Uşakov; başvuru yapıldığını teyit etti.

ABD merkezli Bloomberg haber sitesi, 2 Eylül’de Türkiye’nin BRICS’e katılmak üzere aylar önce resmi olarak başvuruda bulunduğu iddiasını dile getirdiği haberinde, Türkiye’nin ‘Batı’nın ötesinde ittifaklar kurmak için’ böyle bir yol izlemek istediğini yazmıştı.

Türkiye’nin BRICS’e katılmak için başvuru yaptığı iddialarına ilişkin Avrupa Birliği’nden (AB) açıklama gelmişti. Avrupa Komisyonu Dışişleri ve Güvenlik Politikası Sözcüsü Peter Stano, “Aday ülkelerin AB’nin değerlerini paylaşmalarını ve dış politikalarını bizimkiyle uyumlu hale getirmelerini bekliyoruz” diye konuşmuştu.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de “Üye olmak istediğimizi Sayın Cumhurbaşkanımız çeşitli defalar ifade etti. Bu konudaki talebi açıktır. Süreç işlemektedir. Ancak somut bir gelişme yoktur. Somut bir gelişme olursa, BRICS’in aldığı bir karar gibi, sizinle paylaşırız” açıklamasını yapmıştı.

Çelik resmen bir başvuru yapılıp yapılmadığı veya böyle bir adım atıldıysa ne zaman gerçekleştiğine dair ayrıntı vermezken, “Somut bir gelişme yok” demekle yetinmişti.

Türkiye’nin üyeliğinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılması beklenen 22-24 Ekim’de Rusya’nın Kazan şehrinde yapılacak zirvede ele alınacağı belirtiliyor.

Paylaşın

Türkiye’den BRICS Hamlesi: Katılmak İçin Başvuru Yaptı

Türkiye, önde gelen gelişmekte olan ülkelerin oluşturduğu BRICS grubuna katılmak için resmen başvuruda bulundu. BRICS, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika ekonomilerini kastetmek için kullanılır.

2011 yılında Güney Afrika Cumhuriyeti’nin birliğe katılmasına kadar orijinal dört üye BRIC (ya da İngilizce “the BRICs”) olarak adlandırılmıştı. Aynı yıl Çin’in Sanya kentinde düzenlenen zirveye Güney Afrika Cumhurbaşkanı Jacob Zuma’nın da katılımı ile BRIC grubu adını BRICS olarak değiştirdi. BRICS ülkeleri, bulundukları bölgelerin bölgesel ilişkileri üzerindeki önemli nüfuz potansiyeliyle tanınırlar ve beş ülkenin hepsi G20 üyesidir.

Bloomberg’in haberine göre, BRICS, ekim ayında Rusya’da düzenlenecek zirvede genişlemeyi görüşecek. Haberde, Türkiye’nin BRICS grubuna katılma girişiminin, küresel nüfuzunu artırma ve geleneksel Batılı müttefiklerinin ötesinde yeni ittifaklar kurma çabalarının bir parçası olarak görülüyor.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye, bu hamle ile çok kutuplu bir dünyada hem Doğu hem de Batı ile ilişkilerini güçlendirmek istiyor.

Türkiye’nin bu yeni diplomatik hamlesi, Avrupa Birliği’ne (AB) katılma sürecindeki ilerlemenin yavaşlaması ve NATO üyesi ülkelerle yaşanan bazı gerilimler sonrasında gelirken, özellikle 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini sürdürmesi, NATO içinde bazı çatışmalara yol açmıştı. Türkiye, BRICS üyeliği ile Rusya ve Çin gibi ülkelerle ekonomik iş birliğini artırmayı ve AB ile Asya arasında bir ticaret köprüsü olmayı hedefliyor.

BRICS, Batı’nın hâkim olduğu kurumlara, özellikle Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi kuruluşlara alternatif olarak kendini konumlandırıyor. BRICS üyeliği, Türkiye’ye bu kuruluşlar aracılığıyla finansmana erişimini, siyasi ve ticari ilişkilerini genişletme fırsatları sunabilir.

Erdoğan, Türkiye’nin hem Doğu hem de Batı ile aynı anda ilişkilerini geliştirmesi gerektiğini vurgulayarak, ülkenin BRICS’e katılmasının, küresel ekonomik sistemde farklı yaklaşımlar, kimlikler ve politikalar geliştirmesine katkı sağlayacağını belirtti. Erdoğan ayrıca, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde reform yapılması çağrısını yineleyerek, Türkiye’nin NATO’nun rakibi olarak görülen Şanghay İşbirliği Örgütü’ne de katılma isteğini dile getirdi.

Türkiye’nin BRICS’e katılma girişimi, ülkenin Batı ile olan ilişkilerini tamamen koparmak istemediğini, aksine bu ilişkileri daha dengeli ve çeşitlendirilmiş bir dış politika ile güçlendirmek istediğini gösteriyor. Aynı zamanda, AB ile üyelik görüşmelerini canlandırma çabaları da devam ederken, bu da stratejik hedeflerden biri olmaya devam ediyor.

Paylaşın

Rusya’dan Suriye Açıklaması: Türkiye, Çekilmeyi Konuşmaya Hazır

Ankara – Şam hattındaki normalleşme sürecini değerlendiren Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “Türkiye’nin Suriye’den asker çekmeyi görüşmeye hazır olduğunu ama müzakerelerin ana parametrelerinde henüz uzlaşma sağlanmadığını” dedi ve ekledi:

“Sığınmacıların dönüşü, terör tehdidini bastırmak için gerekli önlemler -ki bu, Türk birliklerinin varlığını gereksiz hale getirecek- bunlar üzerinde konuşuyoruz. Tüm bunlar görüşmeler kapsamında.”

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın, Türkiye’nin ülkesinden asker çekmesini istediğini ancak bunun normalleşme görüşmeleri için bir ön şart olmadığını söylemesinin ardından, Rusya’dan dikkat çekici bir açıklama geldi.

Artı Gerçek’in aktardığına göre; Russia Today kanalı ile “Doğu’ya Köprüler” belgeseli için bir söyleşi gerçekleştiren Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Suriye hükümeti açısından “ilişkilerde normalleşme için Suriye’deki Türk askerlerinin nihayetinde çekileceğine dair açık bir karar alınmasının şart olduğunu” söyledi. Türkiye’nin de çekilmeyi görüşmeye hazır olduğunu savunan Lavrov, şu ifadeleri kullandı:

“Türkler buna hazır ama ayrıntılı parametreler üzerinde henüz uzlaşma sağlanmadı. Sığınmacıların dönüşü, terör tehdidini bastırmak için gerekli önlemler -ki bu, Türk birliklerinin varlığını gereksiz hale getirecek- bunlar üzerinde konuşuyoruz. Tüm bunlar görüşmeler kapsamında.”

Lavrov, Rusya, Türkiye, Suriye ve İran arasında Şam-Ankara hattındaki normalleşmeyi görüşmek için yakın gelecekte bir görüşmenin planlandığını da açıkladı: “Geçen sene savunma ve dışişleri bakanlıkları ile özel kurumların katılımıyla toplantılar düzenlemek için büyük çaba sarf ettik.

Bu toplantıları Suriye Arap Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ilişkilerin normalleşmesine yol açabilecek koşulları ele almak için kullandık. Bu toplantılara Suriye, Türkiye, Rusya ve İran’ın temsilcileri katıldı. Şimdi yeni bir toplantı hazırlamanın mantıklı olacağına inanıyoruz. Öngörülebilir bir gelecekte bunun gerçekleşeceğinden eminim.”

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını vermişti.

Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

16 Temmuz’da yapılan kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, Beşar Esad’a isim vermeden çağrıda bulunarak, “Karşılıklı saygı ve müşterek menfaatler temelinde daha önce karşımızda konumlanan ülkelerle dahi ilişkilerimizi güçlendirdik. Tüm bunları malum çevrelerin körüklediği eksen tartışmasına rağmen başardık” demiş ve eklemişti:

“Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Bunun için sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğunu görüyoruz.”

Suriye Halk Meclisi’nde konuşan Devlet Başkanı Beşar Esad, “Egemenlik ve uluslararası hukuk, ilişkilerin onarılması konusunda ciddi olan tüm tarafların ilkeleriyle tutarlıdır ve terörle mücadele her iki tarafın da ortak çıkarıdır” demiş ve eklemişti:

“Komşu ülkenin topraklarını oradan çekilmek için işgal etmedik, teröre desteğimizi durdurmak için de destek vermedik … Çözüm açık sözlü olmak ve kibri değil hatayı tespit etmektir… Gerçek nedenlerini göremediğimiz bir sorunu nasıl çözebiliriz? İlişkiyi yeniden tesis etmek için öncelikle bu ilişkinin bozulmasına neden olan sebeplerin ortadan kaldırılması gerekir ve biz hiçbir hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz.”

Paylaşın

Ukrayna Savunması Çökebilir: Rusya, Kritik Şehri Almaya Çok Yakın

Ukrayna ordusu Kursk harekatında ilerleyişini sürdürürken Rusya da doğu cephesinde stratejik öneme sahip Pokrovsk’a yaklaşıyor. Rus ordusunun, şehre 10 kilometreden daha kısa bir mesafede olduğu bildirildi.

Pokrovsk, Ukrayna ordusunun askeri merkezleri arasında önemli bir ikmal yolu üzerinde yer alıyor. Donetsk bölgesinin halen Kiev kontrolü altındaki kısmında Ukrayna savunmasının bel kemiğini oluşturuyor.

ABD merkezli Military Watch Magazine sitesinin haberinde, Ukrayna ordusunun, ABD’nin gönderdiği M1 Abrams tanklarının yaklaşık üçte ikisini 6 ay içinde kaybettiği savunuluyor.

Amerikan ordusunun Ukrayna’ya tedarik ettiği 31 tanktan yaklaşık 20’sinin, bu yıl ocak ila nisanda gerçekleşen çatışmalarda Rus askerleri tarafından imha edildiği öne sürülüyor.

Haberde, Ukrayna ordusunun Rus toprağı Kursk’a 6 Ağustos’ta başlattığı harekatta, Sovyet döneminden kalma T-80’lerin yanı sıra Britanya üretimi Challenger 2, Alman yapımı Leopard ve ABD üretimi M1 Abrams tanklarını kullandığı bildiriliyor.

M1 Abrams’ların genellikle doğu cephesindeki Donetsk Oblastı’nda yer alan Avdiyivka’da kullanıldığı fakat son harekatla bunların Kursk’ta da görüldüğü ifade ediliyor. 22 Ağustos’ta düzenlenen bir saldırıda Amerikan tanklarından birinin yok edildiği savunuluyor.

Ukraynalıların, M1 Abrams’ları patlayıcılara karşı daha dayanıklı hale getirmek amacıyla ek zırhlarla donattığı ancak Rus askerlerinin yarı otomatik lazer güdümlü tanksavar füzesi Kornet’lerle bunları etkisiz hale getirebildiği iddia ediliyor.

Haberde, Ukrayna’nın kullandığı ve imha edilen Leopard’ların yerine Avrupa Birliği ülkelerinden yeni tanklar gönderilebileceği belirtilirken, ABD’nin yeni Abrams tankı göndermeyi planladığına dair bir işaret olmadığına dikkat çekiliyor.

Diğer yandan Amerikan medya kuruluşu CNN’in mayıstaki haberinde, M1 Abrams’ların Ukrayna cephesinde beklenen performansı gösteremediği yazılmıştı.

Haberde, tanesi yaklaşık 10 milyon dolar değerindeki M1 Abrams’ların, Amerikan ordusu tarafından Irak işgalinde kullanıldığı fakat aracın zırhının modern silahlara karşı güçsüz kaldığı ifade edilmişti.

Ukrayna ordusu Kursk harekatında ilerleyişini sürdürürken Rusya da doğu cephesinde stratejik öneme sahip Pokrovsk’a yaklaşıyor.

CNN, Rus ordusunun şehre 10 kilometreden daha kısa bir mesafede olduğunu ve binlerce kişinin Pokrovsk’u terk ettiğini yazıyor.

Pokrovsk, Ukrayna ordusunun askeri merkezleri arasında önemli bir ikmal yolu üzerinde yer alıyor. Donetsk bölgesinin halen Kiev kontrolü altındaki kısmında Ukrayna savunmasının bel kemiğini oluşturuyor.

Pokrovsk yetkililerinden Serhiy Dobriyak, günde yaklaşık bin kişinin şehri terk ettiğini belirtiyor. Dobriyak, yetkililerin çocuklu aileleri tahliye ettiğini de söylüyor.

Rusya Savunma Bakanlığı’nın cumartesi yaptığı açıklamada, Kursk harekatında Ukrayna’nın toplamda 5 bin 500 askeri ve 71’i tanktan oluşan 100’den fazla askeri aracı kaybettiği savunulmuştu. Kiev ise kayıplara dair bilgi paylaşmıyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Rusya’dan Ukrayna’ya Yönelik “Büyük” Hava Saldırısı

Rusya, Ukrayna’nın enerji altyapısını İnsansız Hava Aracı (İHA) ve füzelerle vurdu. Bu, Rusya’nın haftalardır gerçekleştirdiği en büyük hava saldırısı olarak kayıtlara geçti. 

Gece yarısı başlayan ve gün ağardıktan sonra da devam eden saldırılarda, en az üç kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

Ukrayna Hava Kuvvetleri’ne göre, çok sayıda Rus insansız hava aracı grubu ve ardından çok sayıda seyir ve balistik füze, Ukrayna’nın doğu, kuzey, güney ve orta bölgelerine yöneldi.

Başkent Kiev’de patlama sesleri duyuldu. Kiev Belediye Başkanı Vitali Klitschko, saldırı nedeniyle kentteki elektrik ve su kaynaklarının kesintiye uğradığını söyledi.

Yaylım ateşinin ardından şehir yönetimi, enerji kesintileri sırasında insanların cihazlarını şarj edebilecekleri ve içecek alabilecekleri sığınak tipi yerler olan “yenilmezlik noktaları” açmayı planladığını duyurdu. Bu tür noktalar Ukrayna’da ilk kez 2022 sonbaharında, Rusya’nın ülkenin enerji altyapısını haftalık barajlarla hedef aldığı dönemde açılmıştı.

Ukrayna’nın batısındaki Lutsk’un belediye başkanı Ihor Polishchuk, çok katlı bir konut binasının ve belirtilmeyen bir altyapı nesnesinin vurulduğunu ve bir kişinin öldüğünü söyledi.

Dnipropetrovsk Bölge Başkanı Serhii Lysak da, saldırının birden fazla yangına yol açtığı, bir düzine evin hasar gördüğü ve iki evin tamamen yıkıldığı bölgesinde bir kişinin öldüğünü kaydetti. Lysak, bir kişinin enkaz altından kurtarıldığını ekledi.

Güneydoğuda kısmen işgal altındaki Zaporijya Bölgesi Başkanı Ivan Fedorov de bir kişinin öldüğünü söyledi. Fedorov’a göre bir altyapı tesisi isabet aldı ve alev aldı.

Güneydeki Mykolaiv bölgesinde ise Bölge Başkanı Vitalii Kim üç kişinin yaralandığını bildirdi. Kim ayrıca bölge sakinlerini bölgedeki “yenilmezlik noktalarını” kullanmaya çağırdı.

Bölge Başkanı Ruslan Kravchenko, dış Kiev bölgesinde, belirtilmemiş altyapı nesnelerini ve konutları vuran bir saldırıda bir kişinin yaralandığını söyledi.

Ukrayna’nın özel enerji şirketi DTEK, internet üzerinden yaptığı açıklamada “ülke genelindeki enerji çalışanlarının Ukraynalılar’ın evlerini yeniden aydınlığa kavuşturmak için 7/24 çalıştığını” söyleyerek acil durum kesintileri başlattı.

Komşu Polonya’da ordu, saldırı sonucunda Polonya ve NATO hava savunma sistemlerinin ülkenin doğu kesiminde aktif hale getirildiğini söyledi.

Bu arada Rus yetkililer gece boyunca ve sabah Ukrayna’ya ait bir insansız hava aracının saldırdığını bildirdi.

Rusya’nın merkez bölgesi Saratov’da dronların iki şehirdeki konutları vurması sonucu dört kişi yaralandı. Yerel yetkililer, bir insansız hava aracının Saratov kentinde yüksek bir konuta çarptığını, bir diğerinin de daha önce saldırıya uğrayan bir askeri havaalanına ev sahipliği yapan Engels kentinde bir konuta çarptığını söyledi.

Rusya Savunma Bakanlığı gece ve sabah saatlerinde Rusya’nın orta kesimlerindeki Saratov ve Yaroslavl bölgeleri de dahil olmak üzere sekiz Rus bölgesi üzerinde toplam 22 Ukrayna insansız hava aracının yakalandığını açıkladı.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Çözülemeyen Tarihi Gizem: Sibirya’daki “Çin Sarayı”

Arkeologlar, 1940’lı yıllarda, Sibirya’nın güneyinde yer alan görkemli Altay – Sayan Dağları’nda bulunan ve tarihi binlerce yıl öncesine dayanan Abakan şehri yakınlarında beklenmedik bir şey buldular: Çin’deki Han Hanedanlığına özgü 2 bin yıllık bir Çin sarayının kalıntıları.

Haber Merkezi / Bu keşfin dışı yanı, sarayın sadece Han İmparatorluğu’nun yüzlerce kilometre uzakta olması değil, aynı zamanda Han İmparatorluğu’nun baş düşmanları olan Hun İmparatorluğu ait topraklarda yer almasıydı. Hun İmparatorluğu, MÖ 3. yüzyıldan MS 2. yüzyıla  kadar Orta Asya’nın büyük bir bölümüne hakim olan göçebe bir halktı.

Saray, ilk olarak 1941 yılında Abakan’da bir yol inşaatı sırasında inşaat işçileri tarafından bulundu. Ardından sarayın kalıntıları arkeologlar tarafından ortaya çıkarıldı. Sarayın uzunluğu 45 metre, genişliği ise 35 metre idi. Sarayın merkezinde 12 x 12 metre boyutlarında büyük bir kare oda bulunuyordu.

Saray yirmi oda ve bir salondan oluşuyordu. Sarayın zemini ve duvarları çamurdan yapılmıştı. Orta kısımda duvarlar 2,2 metreye kadar kalınlığa ulaşırken, yan odaların duvarları biraz daha inceydi. Binanın bir diğer özelliği de odaların zemininin altında bulunan ısıtma sistemiydi.

Sarayda yapılan kazılarda yeşim vazo parçaları, altın küpeler, bronz eşyalar, çanak çömlek, bıçaklar, kemer tokaları, saban ipleri, fil ve hayvan başlarının taş oymaları ve yapımında kullanılmış olabilecek bir dizi alet bulundu. Bu eserlerin şu anda nerede olduğu ise bilinmiyor.

Sarayın keşfi, tarihsel bir tartışmayı da beraberinde getirdi. SV Kiselev ve LR Kyzlasov gibi Rus bilginler, sarayın Hun İmparatorluğu tarafından yenilmiş ve muhtemelen bunun sonucunda onlara sığınmış olan Çin Generali Li Ling’e ait olduğunu ileri sürmüşlerdir.

Li Ling, MÖ 99’da Hun İmparatorluğu akıncılarına karşı 30 bin Han savaşçısından oluşan bir kuvvete liderlik etmiş ve ordusunun tamamen yok olmasına yol açmıştır. Li Ling’in ordusundan sadece 400’ü Han topraklarına sağ salim dönebilmiştir.

Teoriye göre; Başlangıçta Li Ling’in savaş meydanında öldüğüne inanılıyordu, ancak daha sonra Li Ling’in Hun İmparatorluğu’na teslim olduğu ortaya çıktı. Bu iddiayı destekleyecek çok az tarihsel kanıt var. Li Ling’in yaşadığı ve Hun İmparatorluğu’na teslim olduğu bilgisi Han Hanedanlığı İmparatoru Wu’ya ulaştığında, İmparator, Li ailesinin ağır şekilde cezalandırılmasını istedi.

Ailesine yönelik sert muamele haberi hapse atılan Li Ling’e ulaştığında, o da İmparator’a karşı bir intikam olarak Hun İmparatorluğu savaşçılarına Han savaş teknikleri konusunda eğitim vermeye başladı. Muhtemelen, Li Ling sonunda Hun İmparatorluğu yönetimi tarafından kabul edildi ve sarayını inşa etmesine izin verildi.

Bu görüş popülerliğini korurken, saraya ilişkin başka görüşler de dile getirilmekte. Örneğin, AA Kovalyov, sarayın MS 1. yüzyılda Guangwu döneminde Han tahtına talip olan Lu Fang’ın ikametgahı olduğunu iddia etmiştir. Kayıtlara göre; Han İmparatoru’nun soyundan geldiğini iddia eden Lu Fang, imparator olmak için isyan etti, ancak başarılı olamadı. Lu Fang, isyandan sonra Hun İmparatorluğu’na sığındı.

Fan Ye (MS 5. yüzyıl) tarafından derlenen Geç Han Hanedanlığının resmi kayıtları olan Hou Han Shu’da, Lu Fang’ın ölümüne kadar ailesiyle birlikte Hun İmparatorluğu’nda yaşadı ifade edilmekte. Bu teori, Çinli bilgin Chen Zhi tarafından da desteklenmekte.

Her iki teori de oldukça makul görünse de, Çin mimarisiyle yapılmış sarayının kime ait olduğu ve Hun İmparatorluğu topraklarında ne işe yaradığı hala gizemini koruyor.

Paylaşın