Erdoğan Putin’den ‘Gaz İndirimi’ Bekliyor

Semerkant’ta Çarşamba günü başlayacak olan Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesi, Türkiye’nin Ukrayna savaşının ardından takip etmeye çalıştığı denge politikası için olduğu kadar, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yapacağı ikili görüşmenin gündemi açısından da önem taşıyor.

Çin, Rusya, Kırgızistan, Tacikistan ve Kazakistan tarafından üye ülkeler arasında güvenin arttırılması ve bölgesel işbirliği amacıyla “Şangay Beşlisi” adıyla 1996 yılında kurulan örgüt daha sonra genişleyerek 2001 yılında bölgesel bir örgüte dönüşmüştü. Türkiye, 2012 Pekin zirvesinde örgüte “diyalog ortağı” olarak kabul edilirken bu konum “gözlemci ülke” statüsünün altında, “misafir katılımcı” statüsünün ise üzerinde yer alıyor.

Ukrayna savaşının başlamasıyla denge politikası takip ettiğini belirten Türkiye’nin bu yılki ŞİÖ zirvesine katılımı hem Batı ile ilişkileri hem de Putin ile Erdoğan arasında gerçekleşecek ikili görüşmenin sonuçları açısından yakından takip ediliyor.

Eski diplomat, dış politika analisti Gülru Gezer, Türkiye’nin ŞİÖ’yle ilişkilerine konjonktürel değil daha geniş bir perspektiften ve uzun vadeli bakmanın faydalı olacağını belirterek “Türkiye coğrafi konumu nedeniyle Avrupa’nın, Balkanların, Ortadoğu’nun, Kafkasların ve Orta Asya’nın bir parçası. Türkiye’nin kuruluşundan bu yana yönelimi Avrupa-Atlantik kurumlarıyla bütünleşmek. Bölgesel başka örgütlerde yer almak ise bu yönelimine bir alternatif değil” diyor.

Gezer, Şangay örgütünün ne NATO gibi bir ortak savunma paktı ne de AB gibi devletler üstü bir ekonomik ve siyasi birlik olduğuna da dikkat çekerek Asya’nın yükselen güç olduğunu hatırlatıyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:

“21. yüzyılın değişen paradigmalarına Türkiye’nin kendisini adapte etmesi gerek. Son dönemde ŞİÖ’ye ilgi de artmakta. Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Ermenistan, Azerbaycan da diyalog ortakları arasında. Türkiye’nin bu oluşumda yer alması stratejik olarak önemli.”

Erdoğan’a Putin üzerinden davet gelmesi

Erdoğan, Semerkant zirvesine katılımını Ağustos başında Putin ile Soçi’deki görüşmesinin ardından açıklamış ve “Sayın Putin de rica etti; nasip olursa biz de inşallah oradaki toplantıya katılacağız” demişti.

Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serhat Güvenç’e göre de ŞİÖ Türkiye için eskiden beri önemli bir oluşum ancak bu kez Putin’in inisiyatifiyle Semerkant’a davet gelmesi zirveyi daha ilginç kılıyor. ŞİÖ’nün başat gücünün Çin olduğunu hatırlatan Güvenç, Türkiye’nin bir ara gözlemci üye olmak istediğini ancak Pekin’in hem Uygur meselesi hem de Batı ile olası komplikasyonlar nedeniyle buna sıcak bakmadığını belirtiyor.

Ukrayna savaşıyla birlikte dünyada yeni bir “saflaşma” ortaya çıktığına da işaret eden Güvenç, “Kimileri yeni soğuk savaş, kimileri ikinci soğuk savaş diyor. Saflar netleşirken belki bu sefer Türkiye’yi batı karşısında kendi saflarına çekmek için bir çaba olabilir” öngörüsünde bulunuyor.

Erdoğan’ın son dönemde aslında kategorik bir doğu ya da batı tercihi bulunmadığını ifade eden Güvenç “İçeride iktidarını sürdürmesine hangi taraf daha fazla katkı sağlayacaksa o tarafla yakınlaşmayı tercih ediyor. Denge politikası deniliyor ama bu dış politikadaki bir denge arayışından çok içerideki iktidar konumuna ilişkin bir denge arayışı” diye konuşuyor.

Putin’le görüşmenin gündeminde neler var?

Erdoğan’ın zirve marjında Putin’le yapacağı ikili görüşmenin gündemi ise yoğun. Ele alınacak konular arasında tahıl koridorunun geleceği, Suriye’ye yapılmak istenen operasyon ve yaklaşan kış öncesi Türkiye için doğalgazda bir indirimin olup olmayacağı bulunuyor.

Güvenç’e göre Erdoğan ile Putin’in gündemlerindeki konular şu an için aslında birbirini tamamlayıcı nitelikte. Erdoğan’a seçim öncesinde ekonomik olarak en azından geçici bir rahatlama için dışarıdan kaynak gerektiğini, Putin’in de yaptırımlar nedeniyle başının dertte olduğunu belirten Güvenç, Ukrayna savaşında sahadaki son gelişmelere dayanarak şöyle konuşuyor:

“Ancak şu ihtiyat payını da koymak lazım. Ukrayna’nın başlattığı taarruz savaşın kaderinin değişebileceğini ortaya koyuyor. Yani Rusya’nın elinde hala birtakım stratejik kozlar, imkanlar var ama rüzgâr terse dönüyormuş gibi. Dolayısıyla Ukrayna macerasından çok zayıflamış, hatta yenik olarak çıkma ihtimali olan bir Rusya’yla saflaşmak orta ve uzun vadede hem Türkiye’nin hem de Erdoğan’ın çok aleyhine olabilir.”

Tahıl koridoru anlaşmasının İstanbul’da 22 Temmuz’da imzalanmasının üzerinden yaklaşık 1,5 aylık bir süre geçerken 120 günlük sürenin ardından devam edip etmeyeceği dünya pazarları için önem taşıyor.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov son yaptığı açıklamada Moskova’nın anlaşmayla ilgili rahatsızlığını dile getirmişti. Lavrov “Batılı meslektaşlarımız, BM Genel Sekreterliği üzerinden bize vaat edilen hususları yerine getirmiyor, yani tahıl ve gübrelerin küresel pazarlara sorunsuzca erişimini engelleyen lojistik yaptırımlarının kaldırılmasına dair karar almıyor” demişti.

Erdoğan ise Rusya’nın tezlerine hak verdiğini söyleyerek “Gelen tahıllar maalesef zengin ülkelere gidiyor, fakir ülkelere değil. Yaptırımları yapan ülkelere tahıl sevkiyatının olması sayın Putin’i de rahatsız etmekte. Biz de Rusya’dan da tahıl sevkiyatı başlasın istiyoruz. Burada gecikme var” demiş ve Semerkant’ta Putin’le bu konuyu ele alacaklarını belirtmişti.

Gezer, Türkiye’nin bugüne kadar izlediği denge politikasının tahıl anlaşmasının imzalanmasına imkan tanıdığına işaret ederek bu nedenle anlaşmanın devam edebilmesi için Ankara’nın önümüzdeki dönemde de Ukrayna ve Rusya arasındaki denge politikasını yürütmesi ve tarafgir gözükmemesi gerektiğini vurguluyor. Gezer, Erdoğan’ın Putin ile görüşmesinin ABD Başkanı Joe Biden’la BM Genel Kurulu için hedeflenen görüşme öncesine denk gelmesi açısından da önemli olduğunu belirtiyor.

Gazda indirim olur mu?

Erdoğan ile Putin’in Semerkant’ta gaz indirimi konusunu de ele alması bekleniyor.

Balkan gezisi sonrası uçakta yaptığı açıklamada Erdoğan, Rusya’nın Avrupa’nın aksine Türkiye’ye enerjide bir yaptırım uygulamadığını ve fiyat konusunda Putin’le daha önce bir görüşmesi olduğunu anımsatarak “O konudaki yaklaşımını da bize müspet olarak gerçekleştirirse o zaman zaten ‘nurun ala nur’ olur” demişti.

Enerji Uzmanı, BOTAŞ Eski Genel Müdürü Gökhan Yardım, DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e Türkiye’nin gaz ithali ile ilgili son durumunu ve indirimin neden istendiğini şöyle anlatıyor:

“Geçen sene 8 milyar metreküp civarında Rusya’nın, batıdan aldığımız daha sonra Türk Akımı’na devredilen kontratı bitti. Biz bu kontratın uzatılmasını 5 milyar 750 milyon metreküp için yaptık, yani 8 milyarın hepsini uzatmadık. Uzatırken TTF (Hollanda sanal doğal gaz piyasası) oranlarını da yüzde 70 oranında dahil ettik.”

Yardım, 30 Aralık’ta Ukrayna savaşının öncesinde yapılan bu uzatmanın ardından Nisan ayından itibaren Mavi Akım’ın içine de TTF fiyatlarının girdiğinin ifade edildiğini ve bu durumda Türkiye’nin yıl içerisindeki ithal ettiği doğal gaz miktarları içinde TTF oranlarının yüzde 50’ye ulaştığına işaret ederek “Böyle olunca Türkiye’nin doğal gaz ithal faturası çok büyüdü. Dolar kurunun da artmasıyla yılın ilk altı ayında benim hesaplarıma göre 157 milyar liralık bir zarar oluştu doğal gaz alımından” diyor.

Yardım, bu hesaplamanın yıl sonuna kadarki dönem için yapılması durumunda zararın 450 milyar TL’yi geçerek 500-600 milyarı bulabileceğini söylüyor.

Rusya’nın kontratları kısa vadeli uzatmak yerine uzun vadeli uzatmayı her zaman için tercih edeceğini belirten Yardım, komünizm döneminden gelme planlama geleneğiyle uzun vadeli gaz satmak isteyebileceklerini kaydediyor.

“Bu sonuçta şimdi siyasi bir karar olacak. Putin indirim verir mi, vermez mi? Kredi açar mı açmaz mı?” sorusunu yönelten ve aslında bu tür teknik konulara siyasetin genel çerçeve dışında karışmaması gerektiğini söyleyen Yardım, milli paraların kullanılmasının da karşılıklı olması gerektiğine işaret ediyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Ukrayna İlerliyor, Rusya: Taktik Geri Çekilme

Cumartesi günü, Ukrayna birlikleri Rusya’nın elindeki hayati önemdeki ikmal kasabaları İzyum ve Kupiansk’a girdi. Kiev’deki yetkililer Ukrayna güçlerinin İzyum çevresindeki bazı yerleşim yerlerinin kontrolünü ele geçirmek için savaşmaya devam ettiğini söyledi.

Rusya Savunma Bakanlığı, Cumartesi günü askeri birliklerin Ukrayna’nın doğusundaki İzyum, Balakliya ve Kupiansk kasabalarından geri çekildiğini duyurmuştu. Bakanlık, Izyum’daki askerlerin “yeniden toparlanmak” için; Balakliya’daki askerlerin ise Donetsk cephesine destek oluşturmak için çekildiğini belirtti.

Ukrayna ordusu, ülkenin doğusunda gerçekleştirdiği karşı taarruzda 3.000 kilometrekareden fazla alanı Rusya’dan geri aldığını açıkladı.

Bu ilerleme, doğrulanması halinde, Kiev güçlerinin Rusya karşısında daha önce açıkladığı kazanımlarını birkaç gün içinde üç katına çıkardığı anlamına geliyor.

Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Perşembe akşamı geri alınan bölgelerin alanını bin kilometrekare, Cumartesi akşamı ise iki bin kilometrekare olarak açıklamıştı.

BBC, Ukraynalı yetkililerin verdiği rakamları doğrulayamıyor, çünkü gazetecilerin cephe hatlarına erişimine izin verilmiyor.

Cephe gerisindeki Harkov’a ise Rusya saldırısı geldi.

Harkov Belediye Başkanı, Rusya’nın kentteki su ve elektrik altyapısına büyük zarar veren saldırılar düzenlediği söyledi.

Kentte bulunan BBC muhabiri Orla Guerin, gece saatlerinde füze saldırısı sesi duyulduğunu aktarıyor.

Karşı saldırı ile gelen ilerleyiş, Ukrayna ordusunun işgal altındaki bölgeleri geri alma kapasitesini göstermesi açısından da önemli olarak niteleniyor. Bu Kiev’in Batılı müttefiklerinden daha fazla askeri yardım istemesi açısından önemli görülüyor.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Dimitro Kuleba da bunun altını çizerek, son gelişmelerin daha fazla Batılı askeri malzeme ile savaşın daha hızlı sonlanabileceğini gösterdiğini söyledi.

Rusya taktik geri çekilme diyor

Cumartesi günü doğudaki karşı saldırıda Ukrayna birlikleri Rusya’nın elindeki hayati önemdeki ikmal kasabaları İzyum ve Kupiansk’a girdi.

İngiltere savunma bakanlığı yetkilileri ise çatışmaların bu kasabaların dışında devam ettiği uyarısında bulundu. Kiev’deki yetkililer de Ukrayna güçlerinin İzyum çevresindeki bazı yerleşim yerlerinin kontrolünü ele geçirmek için savaşmaya devam ettiğini söyledi.

Rusya Savunma Bakanlığı, Cumartesi günü askeri birliklerin Ukrayna’nın doğusundaki İzyum, Balakliya ve Kupiansk kasabalarından geri çekildiğini duyurmuştu.

Bakanlık, Izyum’daki askerlerin “yeniden toparlanmak” için; Balakliya’daki askerlerin ise Donetsk cephesine destek oluşturmak için çekildiği belirtildi.

Harkov’dan Rusya’ya tahliyeler

Harkov bölgesinde Rusya tarafından kurulan yönetimin başkanı, halkın “hayatlarını kurtarmak için” Rusya’ya tahliye edilmesi tavsiyesinde bulundu.

Karşı saldırının hızlı olmasının Rusları hazırlıksız yakaladığı değerlendirmesi yapılırken, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in sadık destekçisi olan Çeçen lider Ramazan Kadirov, Rusların geri çekilmesini sorgular ifadeler kullandı.

Telegram’da paylaştığı mesajda Kadirov, Rusya’nın talihi dönmezse, durumu açıklaması için ülke liderliğini sorgulamak zorunda kalacağını söyledi. Kadirov “Rusya kazanacak” ve “NATO silahları ezilecek” ifadelerini paylaştı.

Ruslar hala Ukrayna’nın yaklaşık beşte birini elinde tutuyor ve savaşın yakında sona ereceği düşünülmüyor.

“Rus kuvvetleri büyük ölçüde gafil avlandı.”

Ukraynalı yetkililer ise birliklerin, ülkenin doğusunda Ruslar için hayati bir ikmal merkezi olan Kupiansk’a girdiğini söyledi.

Ukraynalı birliklerin ilerleyişi, devam etmesi durumunda, Nisan ayında Rusların başkent Kiev’den çekilmesinin ardından yaşanan en büyük gelişme olacak.

Rusya çekilmenin taktiksel olduğunu kaydediyor.

Moskova, “İzyum-Balaklıya birliklerinin geri çekilmesi ve organize bir şekilde Donetsk Halk Cumhuriyeti topraklarına sevkine yönelik üç günlük operasyon gerçekleştirildi.” açıklamasını yaptı.

Rus devlet haber ajansı TASS’ın aktardığına göre, bu açıklamadan kısa bir süre sonra Harkov’un Rusya tarafından kontrol edilen bölgesinin baş yöneticisi, bölgede halkın Rusya’ya tahliye edilmesini önerdi.

İngiliz savunma yetkilileri, Ukrayna’nın Rus kontrolündeki topraklara doğru 50km ilerlediğini söyledi.

İngiltere Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “Rus kuvvetleri büyük ölçüde gafil avlandı. Ukrayna birlikleri birkaç kasabayı ya ele geçirdi ya da kuşattı” dendi.

Zaporijya Nükleer Santrali tamamen durdu

Ukrayna Devlet Nükleer Enerji Şirketi Energoatom, Zaporijya Nükleer Santrali’nde çalışan son reaktörün faaliyetinin durdurulduğunu bildirdi.

Kurumdan yapılan yazılı açıklamada, Zaporijya Nükleer Santrali’nin Ukrayna şebekesiyle tüm bağlantılarının bölgedeki çatışmalar nedeniyle hasar gördüğüne işaret edildi.

11 Eylül’ün erken saatlerinde santrale tekrar elektrik sağlandığı belirtilerek, “Böylelikle santralde çalışan tek reaktörün faaliyetinin durdurulmasına ve soğutma işleminne geçirilmesine karar verildi” denildi.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) Pazar günü yaptığı açıklamada, santraldeki son reaktörün durduğunu teyit etti.

Avrupa’nın en büyüğü olan nükleer santral Rusya’nın kontrolüne geçmişti ve Ukraynalı ve Rus yetkililer santrale yöneltilen saldırılarda karşılıklı suçlamalarda bulunuyordu.

Güneydeki ilerleyiş

Bu hafta başlarında Ukrayna, doğu bölgelerine, karşı taarruz başlattı.

Uluslararası kamuoyu da güneydeki Herson şehri yakınlarında beklenen ilerlemeye odaklanmıştı.

Uzmanlara göre, Rusya bazı deneyimli askerlerini Herson’u savunmak için yönlendirdi.

Ukrayna ordusunun güney komutanlığının sözcüsü Nataliya Gumenyuk, Ukrayna’nın doğuda toprak kazanmanın yanı sıra benzer şekilde güneyde de kazanımlar elde ettiğini söyledi.

Gumenyuk, güneyde “iki ila onlarca kilometre arasında” ilerlediklerini ifade etti.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Ukrayna, Bazı Önemli Kasabaları Rusya’dan Geri Aldı

Rusya Savunma Bakanlığı, askeri birliklerin Ukrayna’nın doğusundaki Izyum ve Balakliya kasabalarından geri çekildiğini duyurdu. Bu hafta başlarında Ukrayna, doğu bölgelerine, karşı taarruz başlatmıştı.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, Izyum’daki askerlerin “yeniden toparlanmak” için; Balakliya’daki askerlerin ise Donetsk cephesine destek oluşturmak için çekildiği belirtildi.

Ukraynalı yetkililer ise birliklerin, ülkenin doğusunda Ruslar için hayati bir ikmal merkezi olan Kupiansk’a girdiğini söyledi.

Cumartesi günü bir konuşma yapan Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy de ülkenin güneyi ve doğusunda son bir haftada iki bin kilometrekarelik bir alanı Rusya’dan geri aldıklarını söyledi. Buna Harkov bölgesindeki 30 yerleşim yerinin de dahil olduğu açıklandı.

Ukraynalı birliklerin ilerleyişi, devam etmesi durumunda, Nisan ayında Rusların başkent Kiev’den çekilmesinin ardından yaşanan en büyük gelişme olacak.

Izyum, işgalin başlamasının ardından yoğun çatışmalara sahne oldu. Bölge, aynı zamanda Ruslar için önemli bir askeri birlik konumunda.

Rusya tarafından yapılan açıklamada, “İzyum-Balaklıya birliklerinin geri çekilmesi ve organize bir şekilde Donetsk Halk Cumhuriyeti topraklarına sevkine yönelik üç günlük operasyon gerçekleştirildi. Rus birliklerinin zarar görmesini önlemek üzere, düşman ağır bir topçu atışına maruz bırakıldı” ifadelerine yer verildi.

Rus devlet haber ajansı TASS’ın aktardığına göre, bu açıklamadan kısa bir süre sonra Harkov’un Rusya tarafından kontrol edilen bölgesinin baş yöneticisi, bölgede halkın Rusya’ya tahliye edilmesini önerdi.

Rusya tarafındaki Belgorod bölgesinin valisi de, sınırı geçmek için bekleyen insanlar için gıda, ısıtma ve tıbbi yardımın sağlanacağını söyledi.

İngiliz savunma yetkilileri, Ukrayna’nın Rus kontrolündeki topraklara doğru 50km ilerlediğini söyledi.

İngiltere Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “Rus kuvvetleri büyük ölçüde gafil avlandı. Ukrayna birlikleri birkaç kasabayı ya ele geçirdi ya da kuşattı” dendi.

Güneydeki ilerleyiş

Bu hafta başlarında Ukrayna, doğu bölgelerine, karşı taarruz başlattı.

Uluslararası kamuoyu da güneydeki Herson şehri yakınlarında beklenen ilerlemeye odaklanmıştı.

Uzmanlara göre, Rusya bazı deneyimli askerlerini Herson’u savunmak için yönlendirdi.

Ukrayna ordusunun güney komutanlığının sözcüsü Nataliya Gumenyuk, Ukrayna’nın doğuda toprak kazanmanın yanı sıra benzer şekilde güneyde de kazanımlar elde ettiğini söyledi.

Gumenyuk, güneyde “iki ila onlarca kilometre arasında” ilerlediklerini ifade etti.

‘Harkov’da bir kişi öldü’

Yerel yetkililere göre, Cumartesi günü Rus roketlerinin Harkov’a isabet etmesi sonucu bir kişi öldü ve birkaç ev de hasar gördü.

Ukraynalı yetkililerin sosyal medyada paylaştığı bir fotoğrafta ise, doğudaki Kupiansk’ta vilayet binası önünde Rusya bayrağını çiğneyen Ukrayna birliklere bağlı askerler, Ukrayna bayrağı açtığı görüldü.

Cuma günü Facebook’ta bir paylaşım yapan Ukrayna Silahlı Kkuvvetleri Komutanı General Valeriy Zaluzhnyi de “İlerleyişimizi sürdürüyoruz. Ne için savaştığımızı ve sonunda kazanacağımızı biliyoruz” diye yazdı.

Rusya’nın Harkov etrafında işgal ettiği bölgelere atadığı yönetici Vitali Gançev de Cumartesi günü, Ukrayna’nın “önemli bir zafer kazandığını” söyledi.

Rus televizyonuna konuşan Gançev, Ukrayna birliklerinin Rus savunma hattını aştığını belirtti, Harkov’un Rus işgali altındaki kısmında en büyük kentlerden Kupyansk ve iki diğer kentteki sivillerin tahliye edildiğini duyurdu.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken da, Cuma günü Brüksel’de, “saldırının gerçek bir ilerleme kaydettiği” yönünde bir değerlendirme yaptı:

“Ukrayna’nın güçlü bir planla, çok temkinli bir şekilde ilerlediğini söyleyebiliriz.”

Öte yandan Zelensky, konuşmasında polis güçlerinin de yeniden ele geçirilen bölgelere geri döndüğünü söyledi; sivilleri de Rusların şüpheli savaş suçlarını kendilerine bildirmeye çağırdı.

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock da Cumartesi günü Kiev’e sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdi. Baerbock, ziyaretin Berlin yönetiminin Ukrayna’nın savunmasına olan bağlılığını gösterme amacını taşıdığını dile getirdi:

“Bugün bize güvenmeye devam etmelerini göstermek için Kiev’i ziyaret ettim.”

Cuma günü de Zelenskiy, Ukrayna’ya insansız hava aracı tedarik eden Bayraktar şirketinin genel müdürü Haluk Bayraktar’a Liyakat Nişanı taktı.

Şirket tarafından üretilen TB2 isimli insansız hava aracı, Ukrayna direnişinin sembolü haline geldi.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Avrupa’nın Daralması Türkiye’deki Şirketleri Vurdu!

Rusya – Ukrayna savaşıyla birlikte, dünya ekonomisinde planlar yeniden yapılmaya başlandı. Türkiye’nin AB’ye en önemli çıkış kapısı olan Kapıkule’de, yakın bir döneme kadar 40 km’ye kadar çıkan TIR kuyruğu eridi. Sadece mevcut kuyruk erimedi, kapıdan çıkış yapan günlük araç sayısı da azaldı.

Avrupa ekonomisinde yaşanan daralmanın yanı sıra Türk TIR sürücülerinin Schengen vizesi almak konusunda yaşadığı zorluklar, sınırdaki yoğunluğun azalmasının iki ana nedeni olarak gösteriliyor.

Dünya Gazetesi’nden Aysel Yücel’in haberine göre Avrupa’ya yapılan ihracat taşımalarında karayolunun payı yüzde 50’yi geçiyor. Değer bazında ise bu oranın yüzde 70’in üzerinde olduğu belirtiliyor. Türkiye’den Avrupa’ya yıllık yaklaşık 500 bin TIR seferi yapılıyor. İki ay önce günlük ortalama 9 bin 300 TIR Kapıkule’den AB’ye çıkış yapıyordu.

Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Kapıkule temsilcisinin verdiği bilgiye göre; özellikle son haftalarda bu sayı 8 bin 500’lere kadar inmiş durumda. Sınır geçişlerinde yoğunluk nedeniyle oluşan kilometrelerce kuyruk, AB’ye çıkışlarda 5 güne varan beklemelere neden oluyordu. Şimdi ise 10 saatte Bulgaristan tarafına geçildiği belirtiliyor. Diğer Batı sınır kapılarında da benzer durum yaşanıyor.

“Lojistiğe de ciddi darbe vurur”

Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği (UTİKAD) Başkanı Ayşem Ulusoy, uluslararası karayolu trafiğinde hem ihracat hem de ithalat tarafında bir yavaşlama olduğuna dikkat çekerek, “Ancak asıl büyük endişemiz, Avrupa’daki enerji krizinin daha da derinleşmesi. Kriz sanayiye yayılır ve domino etkisi yaratırsa bu durum lojistiğe de ciddi darbe vurur” dedi. Diğer lojistik firmalarının yöneticileri de piyasada bir daralma olduğunu, mevcut müşterilerinin iş hacimlerinin azaldığını söyledi.

“Durgunluğun ayak sesleri”

Temmuz ve ağustos ayları yaz sezonu olması ve AB’de birçok fabrikanın kapanması nedeniyle genellikle uluslararası taşımacılığın nispeten zayıf olduğu bir dönemdir. Ancak otomotiv, çelik gibi bazı sektörlerde ağustos ihracatı geçen yılın da altında kaldı. Bu durum resesyonun ayak sesleri olarak yorumlandı. Ancak birçok ihracatçı sektör yetkilisi ve lojistik yöneticisi AB’deki daralmanın ve beklenen resesyonun etkilerinin eylül ayında daha net görüleceğini söylüyordu.

Uluslararası lojistik şirketi Rif Line’ın Türkiye Genel Müdürü Mehmet Serkan Erdem, korkulanın olduğunu ve eylül ayının ilk haftasının durgunluğun sinyallerini verdiğini dile getirdi. Serkan Erdem, konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı:

“Temmuz ve ağustos ihracatta, dolayısıyla taşımacılıkta zaman sessiz sakin geçer. Son 15 günden bu yana bütün piyasa endişeyle eylül ayını bekliyordu. Yurt dışı ortaklarım, müşterilerimiz eylül ayında tatil sakinliğinin biteceğini umuyorduk. Maalesef üzülerek söylüyorum ki, beklenen eylül dönüşü olmadı. Yurt dışındaki alıcı firmalarla da görüşüyorum. Hepsi aynı endişeyi taşıyor. Gördüğümüz kadarıyla bu durgunluğun ayak sesleri.”

“TIR şoförlerine yönelik de vize sorunu başladı”

AB’nin azalan siparişleri nedeniyle Türkiye’nin ihracat taşımalarında azalma yaşanırken, diğer yandan mevcut yükü göndermek de vize engelleri nedeniyle çileye dönüşmüş durumda. Şoförleri vize alamadığı için 50 TIR’ı yüküyle birlikte depoda bekleten firma var!

Türkiye vatandaşları Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte hem turistik hem de iş seyahati amaçlı Schengen vizesi almakta büyük zorluk yaşıyordu. Benzer şekilde Türk TIR şoförlerine yönelik de vize sorunu başladı. Şoförlere en erken 40 gün sonraya randevu veriliyor. Randevu alınsa da sonuç için eskisine göre çok daha fazla bekleniyor. Diğer yandan başvuru sürecini tamamlayan birçok sürücünün de ret aldığı belirtiliyor.

“AB bize daha fazla engel çıkarıyor”

UND Başkan Yardımcısı Fatih Şener, son dönemde Türk TIR şoförlerine Schengen vizesi konusunda çıkarılan zorlukların, hem Türkiye’nin hem de AB’nin ticaretine büyük sekte vurduğunu söyledi. Fatih Şener, ticaretin siyasete alet edilmemesi gerektiğine işaret ederek, şunları söyledi:

“Türkiye’den AB’ye taşınan ihraç yüklerinin büyük çoğunluğu Türkiye’de üretim yapan Avrupalı şirketlere ait. Dolayısıyla AB, vize engeli ile kendi ayağına sıkıyor. Pilotlar ve gemi adamlarının vize derdi yok. Biz Türk nakliyeciler olarak TIR şoförlerini de vizeden muaf tutmaya çalışırken AB bize daha fazla engel çıkarıyor.”

Paylaşın

Putin: Batı’nın Yaptırımları Dünya Ekonomisi İçin En Büyük Tehdit

Rusya Devlet Başkanı Başkanı Vladimir Putin, Batı’nın Moskova’ya uyguladığı yaptırımların dünya ekonomisi için en büyük tehdit olduğunu söyledi. Putin, Rusya’ya karşı uygulanan yaptırımların Moskova’yı tecrit etmek için beyhude ve saldırgan bir çaba olduğunu, ekonomik savaş ilanı anlamına geldiğini belirtti.

Rusya’nın Vladivostok kentinde düzenlenen Doğu Ekonomik Forumu’nda konuşan Putin günümüzde Asya’nın yükselişe Batı’nın ise düşüşe geçtiğini savundu.

Putin Batı ülkelerini kendi davranış modellerini başka milletlere dayatmak istemekle ve diğer ülkelerin egemenliklerini ihlal etmekle de suçladı.

Doğu Ekonomik Forumu’ndaki konuşmasının ardından yapılan panel tartışmasına katılan Putin, Ukrayna savaşının başlamasından bu yana Rusya’nın ne kazanıp ne kaybettiği yönündeki bir soruya da “Hiçbir şey kaybetmedik ve hiçbir şey kaybetmeyeceğiz” yanıtını verdi.

Putin sözlerini, “En büyük kazancımız ise egemenliğimizi perçinlemiş olmak,” diyerek sürdürdü.

Rusya lideri Moskova’nın Avrupa’ya gaz akışını durdurarak enerjiyi bir “silah” gibi kullandığı yönündeki eleştirilere de yanıt verdi.

Putin “Rusya’nın enerjiyi silah gibi kullandığını söylüyor. Bu nasıl bir saçmalık. Ne silahı kullanıyormuşuz? İthalatçıların talepleri doğrultusunda istedikleri miktarda arz ediyoruz” dedi.

Putin, ülkesinin 24 Şubat’ta başlattığı ve “özel bir askeri harekat” diye nitelendirdiği Ukrayna’nın işgalini Rusya’nın SSCB’nin yıkıldığı 1991 yılından bu yana devam eden “aşağılanmasını” tersine döndürecek tarihi bir dönüm noktası olarak resmetmeye çalışıyor.

Rusya’nın Ukrayna işgali nedeniyle Batı dünyasıyla arasının açılması, Kremlin’in yüzünü daha çok Asya ülkelerine, özellikle de dünyanın ikinci büyük ekonomisi konumundaki Çin’e çevirmesine yol açtı.

ABD ve müttefikleri Ukrayna’nın işgali nedeniyle Kremlin’e modern tarihinin en ağır yaptırımlarını uygulamaya başladı.

Doğu Ekonomik Forumu’nda yaptığı konuşmada Putin, “Batılı ülkeler tarihin akışını değiştirmek amacıyla yüz yıllar içinde inşa edilmiş olan küresel ekonomik sistemin temellerini baltalıyorlar” dedi ve dolar, euro ve sterline güvenin azaldığını ifade etti.

Doğu Ekonomik Forumu’na katılanlar arasında Çin Komünist Partisi’nin üçüncü ismi Li Zhanshu da bulunuyor.

Putin’in önümüzdeki hafta Özbekistan’da Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping ile bir araya gelmesi bekleniyor. Putin, Çin’in Gazprom’dan satın alacağı gaz için ödemesini Rus rublesi ve Çin yuanı üzerinden yapacağını açıklamıştı.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Rusya, Kuzey Kore’den Silah Satın Alıyor

ABD’nin önde gelen gazetelerinden New York Times’ın edindiği gizliliği kaldırılmış istihbarata göre Rusya, Kuzey Kore’den milyonlarca top mermisi ve roket satın aldı. ABD’li bir yetkili, savaş uzadıkça Moskova’nın Kuzey Kore’den daha fazla silah satın almak zorunda kalacağını söyledi.

Bir Amerikan istihbarat raporuna göre, Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna’daki savaşta kullanılmak üzere Kuzey Kore’den milyonlarca top mermisi ve roket satın alma sürecinde.

Raporu değerlendiren ve adının gizli kalması şartıyla konuşan bir ABD’li yetkili, Moskova’nın Kuzey Kore’ye yönelmesini, “Rus ordusunun Ukrayna işgalinden ötürü kısmi ihracat kontrolleri ve yaptırımlar nedeniyle ciddi tedarik sıkıntısı çekmeye devam ettiğini gösterdiğini” söyledi.

New York Times gazetesinin Washington’daki yetkililere dayandırdığı haberiyle ilgili e-posta yoluyla bilgi veren yetkili, bunu teyit edebileceklerini belirterek, “Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna’da cephede kullanmak üzere Kuzey Kore’den milyonlarca roket ve top mermisi satın alma aşamasında” ifadesini kullandı.

Aynı yetkili, alımların Rus ordusunun “kısmen ihracat kontrolleri ve yaptırımlar nedeniyle Ukrayna’da ciddi tedarik sıkıntısı çekmeye devam ettiğini” ortaya koyduğunu söyledi. Ancak ABD’li yetkili Rusya’nın izole haldeki Pyongyang’dan ne kadar silah satın almayı planladığına dair detay vermedi.

Bununla birlikte ABD istihbarat yetkilileri, Rusların bundan sonra da Kuzey Kore’den ilave askeri teçhizat satın almak isteyebileceğine inanıyor.

NYT’nin ABD hükümet yetkililerine dayandırdığı habere göre alımlar, Washington öncülüğündeki yaptırımların etkisini göstermeye başladığını ve Rusya’nın, Ukrayna işgalini sürdürme kabiliyetini azalttığını gösteriyor.

Rusya’nın geçen hafta da İran’dan insansız hava araçları satın aldığı bildirildi.

Batı’nın yaptırımlarına maruz kalan İran ve Kuzey Kore, Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’yı işgale başlamasından bu yana Rusya ile ilişkilerini derinleştirmeye çalışıyor.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Rusya-Ukrayna çatışmasından ABD’yi sorumlu tutup Batı’yı “hegemonik bir politika” izlemekle suçluyor ve Rusya’nın güç kullanımının bu nedenle haklı olduğunu savunuyor.

Geçtiğimiz ay Kuzey Kore, Ukrayna’nın doğusunda bağımsızlığını ilan eden ve Rusya tarafından tanınan Donetsk ve Luhansk Halk Cumhuriyetlerini tanıdığını açıkladı ve Moskova ile “yoldaşça dostluğunu” derinleştirme sözü verdi.

Kuzey Kore resmi medyasına göre, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin iki ülke arasındaki “kapsamlı ve yapıcı ilişkileri” geliştireceğini söyledi.

İstihbarat raporunda ortaya çıkan yeni silah teslimatlarının ne boyutta olduğu ise belirsizliğini koruyor.

ABD’li bir yetkili, Rusya’nın Kuzey Kore’ye yönelmesinin “Rus ordusunun ihracat kontrolleri ve yaptırımlar nedeniyle Ukrayna’da ciddi tedarik sıkıntısı çekmeye devam ettiğini” gösterdiğini söyledi.

Finlandiyalı düşünce kuruluşu Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi’ne göre, geniş kapsamlı ekonomik yaptırımlar Rusya’nın enerji ihracatından elde ettiği gelire fazla zarar vermedi.

Rusya’nın 6 aylık işgal döneminde yükselen fosil yakıt fiyatlarından 158 milyar euro kazandığı ve bunun yarısından fazlasını Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin ithalatının oluşturduğu tahmin ediliyor.

İran’dan SİHA’lar

Ancak ABD ve AB, Rusya’nın ordusunu yeniden ikmal etme kabiliyetinin zayıfladığına inanıyor.

Geçen hafta ABD’li yetkililer, İran yapımı insansız hava araçlarının ilk sevkiyatlarının Rusya’ya yapıldığını söyledi.

ABD istihbarat yetkilileri, Rus operatörlerin “Muhacir-6” ve “Şahid” serisi SİHA’lar konusunda eğitim almak üzere İran’a gittiğine inanıyor.

Ancak geçtiğimiz günlerde gazetecilere yaptıkları açıklamada, SİHA’ların birçoğunda teslimattan bu yana mekanik ve teknik sorunlar çıktığını belirttiler.

İran resmi olarak Ukrayna veya Rusya’ya silah tedarik edilidiğini reddetti.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ise Temmuz ayında, Tahran’ın Rusya’ya Ukrayna’daki savaş için yüzlerce SİHA satma planından söz etti.

İngiltere savunma bakanlığı yetkilileri de Rusya’nın önemli “muharebe kayıplarına” uğradığını ve SİHA tedarikini sürdürmekte zorlandığını ve bu durumun muhtemelen daha da kötüleşeceğini kaydetti.

Yetkililer, keşif İHA’larının sınırlılığı nedeniyle Rus komutanların genel durum değerlendirme kabiliyetinin muhtemelen azaldığını ve operasyonlarını giderek daha fazla engellediği değerlendirmesinde bulunuyor.

Paylaşın

OPEC+, Petrol Fiyatların Düşmemesi İçin Üretimi Azaltma Kararı Aldı

Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü ve Rusya (OPEC+) dünya ekonomisindeki yavaşlama endişesi karşısında fiyatların düşmemesi için petrol üretimini azaltma kararı aldı. Petrol üreticileri söz konusu kararla ekim ayında üretimi günlük 100 bin varil düşürecek. Bu miktar ekim ayı için küresel talebin yüzde 1’ine denk geliyor.

Üyeler ayrıca istikrarsızlığın sürmesi halinde OPEC lideri Suudi Arabistan’ın bir sonraki toplantının yapılacağı 5 Ekim tarihinden önce gerektiğinde olağanüstü toplantı çağrısı yapması üzerinde anlaştı.

Karar esas olarak OPEC’in petrol fiyatlarında önümüzdeki aylarda yaşanabilecek büyük dalgalanmaları gözlemlerken statükoyu korumasına imkan veriyor.

Dünyanın en büyük petrol üreticisi Suudi Arabistan geçen ay yaptığı açıklamada, yaşanabilecek yüksek fiyat dalgalanmalarına karşı üretimi kesme olasılığına işaret etmişti.

Brent ham petrolün varil başına fiyatı Batı’daki ekonomik yavaşlama ve resesyon korkularıyla 120 dolardan 95 dolara gerilemişti. OPEC+’nın kararı pazartesi günü fiyatları yüzde 4 civarında yükselterek Brent ham petrol fiyatını 96,40 dolara çıkardı.

İran mesajı

Rusya Başbakan Yardımcısı Alexander Novak OPEC+’nın üretim azaltmasının zayıf küresel ekonomik büyüme beklentilerinin bir yansıması olduğunu kaydetti.

Ancak, 2015 nükleer anlaşmasının yeniden canlanması halinde İran ham petrolünün yeniden piyasalara dönerek arzı arttırma olasılığı da petrol fiyatlarını aşağı çekiyor. Petrol aracı şirketi PVM uzmanı Tamas Varga petrol üretimini azaltma kararında siyasi bir açı bulunduğu ve Suudi Arabistan’ın Amerika Birleşik Devletleri’ne İran nükleer anlaşmasının canlandırılması konusunda mesaj vermeye çalıştığını düşünüyor.

İran nükleer anlaşmasının yeniden canlandırılması ve karşılığında yaptırımların hafifletilmesi halinde İran’ın arza günde 1 milyon varil eklemesi bekleniyor, bu da küresel tüketimin yüzde 1’ine denk geliyor.

Beyaz Saray’dan pazartesi günü yapılan açıklamada ABD Başkanı Joe Biden’ın enerji arzını ve düşük fiyatları desteklemek için gerekli bütün tedbirleri almayı taahhüt ettiği ifade edildi.

Uzmanlar ne diyor?

Enerji, danışmanlık ve analiz şirketi Energy Aspects uzmanı Matthew Holland Reuters haber ajansına yaptığı değerlendirmede OPEC+’nın “makro ölçekteki ekonomik zayıflığın yarattığı ve uzun süredir devam eden fiyat istikrarsızlığına, düşük ticaret hacmine, Çin’de Covid-19’a karşı yinelenen kapatmalara, olası İran-ABD nükleer anlaşmasına dair belirsizliklere ve Rus petrol fiyatlarına tavan uygulaması getirilmesine karşı” temkinli hareket ettiğini belirtti.

Yatırım bankası ve finansal hizmetler şirketi UBS’ten Giovanni Staunovo “Üretim kesintisi petrol fiyatlarının varil başına 90 doların üzerinde kalması amacına işaret ediyor” dedi.

Siyasi risk danışma danışmanlığı veren Eurasia Group’tan Raad AlKadiri ise “Bu bir niyet göstergesi… Üretim kesintisi kararı ‘bizi hafife almayın’ mesajını esaslı bir şey yapmadan güçlendiriyor” yorumunu yaptı.

Finansal hizmetler şirketi Oanda’dan Craig Erlam ise dünyanın hayat pahalılığı krizi ile karşı karşıya olduğu bugünlerde üretim artışının yeni dostluklar yaratmayacağı görüşünde.

Fiziksel piyasadan gelen işaretler arzın sıkı olduğunu ve Batı, Rus ihracatını yeni yaptırımlarla tehdit ederken, birçok OPEC ülkesinin hedeflenenden daha az ürettiğini gösteriyor

Ukrayna’daki savaş nedeniyle Rusya’dan enerji arzına tavan fiyat uygulaması getirilmesi fikrini destekleyen ülkelere petrol sevkiyatını durduracağını belirtmişti. Rusya, Avrupa’ya yönelik doğal gaz akışını da azaltmayı sürdürüyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’nin S-400’ü Test Ettiği Neden Gündemde Tutuluyor?

TASS haber ajansı, Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 savunma sistemlerini F-16 savaş uçaklarına karşı 2019 yılı kasım ayında düzenlenen bir askeri tatbikatta test ettiği iddiasını yine gündeme getirdi.

İsrail’de yayımlanan The Jerusalem Post gazetesi ise ilk kez 2020 yılında gündeme getirilen bu konuyu yeni unsurlar içermesine rağmen TASS’ın yine gündeme taşımasının anlamlı olduğunu yazdı.

Rusya’nın bu konuyu iki yıl aradan sonra yeniden gündeme getirmesi sorgulanan haberde, Putin yönetimi için en önemli konulardan birinin Türkiye ve ABD’nin daha yakın çalışma imkanını “suya düşürmek” olduğu yorumu yapıldı.

The Jerusalem Post, Rusya için S-400 savunma sistemlerinin ABD’nin ürettiği F-16 savaş uçaklarına karşı göstereceği performansı anlamının önemli olduğu yorumunu yaparak, bu savunma sistemlerinin eski modellerinin geçmişteki hatalarına ve Suriye ve İran’da yaşanan kazalardan örnek verdi.

Eski savunma sistemlerinin, “yaptığı hatalar nedeniyle ciddi bir şekilde sorgulandığını” aktarırken, Rusya için özellikle Amerikan üretimi F-16 savaş uçaklarına karşı bu savunma sisteminin nasıl performans göstereceği konusunun önemli olduğunu vurguladı.

Türkiye’nin satın aldığı ‘’S-400 savunma sistemini kendi F-16 savaş uçağı karşısında neden denemek isteyeceği ve bundan ne yarar sağlayacağı, Rusya’nın bunun için Türkiye’den talepte bulunup bulunmadığı’’ sorgulanan The Jerusalem Post haberinde, geçen yıl Türkiye’nin kendi jetlerini düşürmemek için yalnızca platformlar arasındaki iletişimi test etmek amacıyla bunu denediğini gerekçe gösterdiğini yazdı.

TASS’ın haberinde, S-400 savunma sistemlerinin F-16 savaş uçakları üzerinde denendiği haberini Türk savunma sanayinde çalışan bir kaynaktan doğrulattığı aktarılmıştı.

İsrail gazetesi, Rusya’nın 2019 yılındaki denemeyi tekrar gündeme getirmesinin nedeninin de “açık olmadığı” görüşünü dile getirerek, Türkiye’nin S-400’leri 2019 yılı temmuz ayında teslim almaya başladığını, denemelerin kasım ayında başlamasına rağmen sistemin 2020 nisan ayında hizmete sokulmasının öngörüldüğü, ancak şu anda hala bunun gerçekleşmediğini yazdı.

İsrail gazetesi haberin sonunda S-400 satışında Rusya’nın en büyük çıkarının Türkiye’yi ABD’de uzaklaştırmak olduğu yorumunu yaptı. ABD, Rusya’dan S-400 satın alan Türkiye’yi F-35 savaş uçağı programından çıkarmıştı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

NATO Üssünde Film Gibi Casusluk Hikayesi: Rus Ajan Yakalandı

Küresel Araştırmacı Gazeteciler Grubu “Bellingcat”, kendisini Perulu mücevher tasarımcısı olarak tanıtan bir Rus kadın askeri casusunun, Napoli’deki NATO üssünde bulunan subayları baştan çıkartarak, onlardan bilgi sızdırmaya çalıştığını iddia etti.

Etrafındakilere Alman babadan olma, Perulu anneden doğma olduğunu söyleyen ve yaklaşık 10 yıl kendisini mücevher tasarımcısı olarak tanıtan Maria Adela Kuhfeldt Rivera isimli kadının, gerçekte Rus Askeri İstihbarat (GRU) Servisi adına çalıştığı ve Napoli’deki NATO üssünde bulunan görevlilerin katıldığı partilere iştirak ettiği ortaya çıktı.

Bellingcat araştırmasına göre, Rus askeri istihbaratına çalışan kadın ajan, Napoli Müttefik Müşterek Kuvvet Komutanlığı’nın merkezi olan Napoli’de 2013 yılından “Serein” isimli mücevher mağazası açıp, bu kentteki sosyal faaliyetlere aktif olarak katılarak casusluk faaliyetlerine başladı.

Genç kadınını Napoli’ye yerleşmeden önce Roma, Mala ve Paris arasında gelip gittiği belirlendi.

Napoli’deki uluslararası Lions kulübünün sekreterliğini üstlenerek, kentteki sosyal yaşama daha aktif bir şekilde katılan Rus kadın casus, bu sayede çok sayıda NATO görevlisiyle arkadaşlık kurma imkanına sahip oldu.

Bir NATO görevlisi, araştırmacı gazetecilere, genç kadın ile “kısa süreli romantik ilişki yaşadığını” bildirdi.

Bellingcat CEO’su Christo Grozev, Belarus sınır muhafızları tarafından kaydedilen ve bu ülkedeki rejime muhalifi bir grup bilgisayar korsanı tarafından kendilerine verilen sınır geçişleri ile ilgili veri tabanını incelerken ilk kez Rus casus kadının izine rastladıklarını bildirdi.

GRU operasyonları için kullanılan Rus pasaportlarını inceleyen Grozev, burada ilk kez Maria Adela Kuhfeldt Rivera ismiyle karşılaştığını söyledi.

Daha dikkatli bir araştırma sonucu, genç kadının GRU operasyonlarında kullanılan çeşitli Rus pasaportlarıyla yolculuk yaptığı ortaya çıktı.

Grozev, 15 Eylül 2018’de Rivera’nın Napoli’den Moskova’ya uçtuğunu tespit etti.

Bellingcat ve Rusya’da iş birliği yaptığı Insider isimli site, bu tarihten bir gün önce yayınladıkları araştırmada, İngiltere’de Salisburg kentinde Sergey Skripal ve kızının zehirlenmesinden sorumlu olduğu iddia edilen kişilerin Ruslan Boshirov ve Alexander Petrov, sahte kimliğiyle yolculuk yaptığını açıklamıştı.

Bellingcat, daha sonra gerçek ismi Olga Kolobova olduğu belirtilen Rus kadın ajanın Moskova’nın deşifre olduğundan şüphe duyulduğu ve diğer casusluk operasyonlarını tehlikeye atmamak adına Moskova’ya hemen geri çekildiğini yazdı.

(Kaynak: Eurnews Türkçe)

Paylaşın

“Şam-Ankara Diyaloguna Suriye’den Çok Türkiye Ve Rusya Muhtaç”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Esad arasında görüşme söylentileri ve Dışişleri Bakanlığı seviyesindeki bazı temaslarla birlikte iktidar, Suriye politikalarının değiştiği sinyalini veriyor.

Peki, gerçekte değişen bir şey var mı? Zira Erdoğan’ın tüm bunlar çerçevesinde hala Suriye’ye saldırı politikası da devam ediyor. Hatta bu operasyon için Astana’dan Soçi’ye “yeşil ışık” aradı. En son Putin “Esad ile çözün” dedi ve Erdoğan da rotasını oraya çevirdi. Peki, rotasını Suriye’ye çeviren Türkiye’nin yakın bir gelecekte veya daha geniş bir tabloda “Kürtlere karşı” bir mutabakat sağlaması mümkün mü? Ya da Erdoğan’ın yeşil ışık yakılmayan temaslarından sonra yine de bir askeri harekata kalkışması olası mı?

İktidarın bu değişen ya da özünde değişmeyen politikalarını HDP Onursal Başkanı, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Onursal Üyesi Ertuğrul Kürkçü, ANF’ye değerlendirdi.

Aktarıyoruz.

Son zamanlarda Erdoğan’ın Suriye’ye yönelik bir ‘harekat’ için ‘yeşil ışık’ aradığı fakat istediğini bulamadığı bir süreç yaşandı. Ancak Erdoğan hala bu saldırıyı yapacağını söylüyor ve bir yandan Esad ile de ‘normalleşme’ sinyalleri veriyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Erdoğan, Suriye konusunda Astana ve Soçi’de hem İran hem de Rusya tarafından kuvvetle sıkıştırıldı. Erdoğan’a Suriye’ye yönelik bir askeri harekat izni verilmeyeceği açıkça ifade edildi ve bu konudaki görüşler de saklanmadı. Sadece Erdoğan’la da konuşmadılar, kamuoyuna da açıklama yaptılar. Diğer yandan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletler (BM), yani dünyanın bütün büyük güçleri Erdoğan’ı böyle bir hamleden kaçınması için uyardı.

Kuvvet dengesi önceki birkaç yıla oranla değişmişti, Suriye’nin, özellikle Türkiye’den gelecek saldırılar karşısında daha kararlı bir duruş sergileme zorunluluğu ortadaydı. Bütün bunları dikkate almadan Türkiye’nin bir askeri harekat yapması halinde kaotik bir durum doğacağı, bütün kuvvetlerin devreye gireceği ve bir anda Ortadoğu’nun, sonucu öngörülemez bir biçimde karışması ihtimali de gündemdeydi. O yüzden bütün güçler Erdoğan’ı bu konuda caydırmaya çalıştı.

Ancak Erdoğan, hem Putin’in gösterdiği sınırlar dahilinde hareket edeceğine söz vermiş olmasına, hem BM Güvenlik Konseyi’nin Suriye’deki çatışmaları durduran kararına hem de Astana süreçlerinden dolayı hukuken de eli bağlanmış olmasına rağmen “13’üncü Büyükelçiler Konferansı”nda kendini tutamadı ya da tutmadı ve önceden istila edilmiş olan Minbic, El-Bab, Efrîn, Gîre Spî, Serêkaniyê cephelerinin arasında kalan bölgeleri da alıp “bu cepheleri birleştirerek güvenlik kuşağını oluşturacağız” dedi.

Ben açıkçası Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un önceki gün Suriye Dışişleri Bakanı ile Moskova’daki ortak basın toplantısında yaptığı konuşmasından yola çıkarak, Türkiye’nin kuvvetinin Erdoğan’ın dediğini yapmaya yetmediği ve o açıdan bu hamleyi yapamayacağı kanısındayım.

İkincisi; Erdoğan Kürt meselesinin büyüklüğü, tarihsel boyutları, toplumsal kapsamı vesaire dolayısıyla da sözünü ettiği askeri harekatla burada stratejik bir sonuç elde etmeyi değil, bu harekatı, sürüncemede bırakarak bir siyasi fırsata çevirmeyi düşünmüştü. Seçimler öncesinde “oyun kurucu lider”, dünyanın merkezinde duran kahraman, Ukrayna-Rusya arasındaki “barış güvercini” imajına, şimdi de “savaş ustası” imajını eklemeyi umuyordu. Ama askeri olarak anlamsız ve yararsız bir harekatın getireceği politik, diplomatik külfetler, kayıplar ve olası büyük kargaşalıklar dolayısıyla büyük güçler, Erdoğan Türkiye’sinin önünü kesti, o da kendisine tanınmış sınırlı hareket alanıyla yetinmek zorunda kaldı.

Bu tamamen Türkiye’nin önünün kesildiği ve Suriye sahasının onun için değiştiği anlamına mı geliyor?

Suriye’de stratejik kuvvet dengesinin değişimi Türkiye için mümkün bütün taktik hatların değişmesi anlamına gelmiyor. Türkiye bu taktik hatları hep takip etti. Bu uluslararası yayınlarda da yer aldı. Bu yılın başından beri, birçok yorumda Türkiye’nin Suriye’ye büyük ölçekli bir askeri güç yığamayacağı, ancak bu “güvenlik kuşağı” dediği bölgede, “temizlik” gerçekleştirebilmek için SİHA ve topçu saldırılarına başvuracağı iddia edildi.

Öte yandan Türkiye’nin bu taktik konumlanışına Rusya’nın ve ABD’nin bir itirazı yok. Konuyu izleyen bütün uzmanlar Amerika’nın da, Rusya’nın da Ankara’ya SİHA ve obüslerle sürdürülen bu saldırılar için yol verdiğini düşünüyor. Yani Ankara’nın kara harekatı talebinin önünü kesmek, tabir yerindeyse “gazını almak” için bir önlem olarak bu yolun açıldığını düşünüyorlar. Şahsen ben de bunun gerçekçi ve durumu açıklayan bir yorum olduğunu düşünüyorum.

Nitekim geçtiğimiz günlerde PYD (Demokratik Birlik Partisi) yönetiminden Ahmet Hoca da Şarkulavsat’a verdiği demeçte bunları söyledi. Gerçi Hoca, ABD’den ziyade daha çok Rusya’ya yönelik eleştiriler dile getirdi. Bunda da kısmen haklı sayılabilir. Çünkü Fırat’ın doğusunda da batısında da hava sahası Rusya’nın kontrolünde; buna rağmen savaş uçakları Fırat’ın doğusunda hava saldırıları yaptılar ve Rusya bunlara ses çıkarmadı. Gerçi Lavrov’un son çıkışının bununla da ilgili olduğunu düşünebiliriz; çünkü bu saldırıda Suriye birlikleri de kayıp verdi. Öte yandan bu çerçevede bütün tarafların gördüğü gerçeği bizim de anlamamız icap ediyor.

Nedir bu gerçek?

Kuvvet dengesi yeniden elverişli hale gelinceye kadar Erdoğan ne kadar sınırlı imkanlarla yetinmek zorunda olursa olsun, “esip gürleme”lerini yine de ciddiye almak gerekirdi. Tezkereler Meclis’ten geçirildi, sadece Erdoğan’ın emriyle, başka bir meclis kararı gerekmeksizin de Suriye’ye asker sevk etme yetkisi elindeydi. Diyelim ki uluslararası güçlerin uyarıları dolayısıyla TSK güçleri sınırları geçmediler ama yığınak yaptılar sınıra. Hatta devşirme cihat ordusu da ateşkes hatlarının gerisinde epey yığınak yaptı. Fakat sadece saldırı emri gelmedi.

Ama bu kimseyi ferahlatmamalı. SİHA akınları dolayısıyla hem Güney Kürdistan’da hem Batı Kürdistan’da sivil halka yönelik kapsamlı suikastlar ve katliamlar gerçekleşti. Erdoğan’ın bu heyheylenmesinin bedeli hem sivil kayıplara hem de Suriye’de meşru varlığını sürdüren SDG’nin de kayıplarına yol açtı. Şu ana kadar Türkiye, SİHA saldırılarında “büyük ödül” listesine koyduğu insanlardan hiçbirini “tesirsiz hale” getiremedi ama hayatına kastedilenler “asıl hedef” olsun ya da olmasın, katledilen hiçbir insan ne geri gelir ne yeri doldurulur. Bu yüzden Kürt halkına ve mücadele güçlerine verilmiş ciddi bir kayıp var ortada. Yani bu taktik harekatın askeri açıdan kısa vadeli bir karşılığı olmasa da uzun ve orta vadede yıpratıcı bir sürecin parçası olmaya devam ediyor.

Putin’in Erdoğan’a “Esad ile çözün” dediği biliniyor. Zira Erdoğan da rotasını Esad’a çevirdi. Peki, kısa vadede değil ama uzun bir süre zarfında Esad ve Erdoğan’ın Kürtlere karşı bir mutabakat sağlaması olası mı sizce?

Nesnel olarak bütün devletler Kürtlere karşı mutabakat içinde. Kendini “asli millet”, “hakim millet” olarak kabul eden hiçbir devlet bu anlamda sınırlı bir özerkliğe bile hoşgörü ile bakmıyor. İran, Irak, Suriye ve Türkiye birbirleriyle savaşsalar da Kürtlerle savaşlarını sürdürmekten asla vazgeçmiyor. Bu çerçevede ben de “en kötü” zamanda bile Türk ve Suriye istihbaratlarının temasta olduklarını düşünüyorum. Elbette elimde bir kanıt yok ama, öngörüde bulunmak zor değil. Bu manada Türkiye’nin bütün fırsatları değerlendirdiğini anlıyoruz ve zaten Erdoğan da “görüşüyoruz” diyerek bunu teyit etti. Fakat şimdi Suriye güçlendi, ayaklanmayı bastırdı. Türkiye’nin kışkırttığı ve silahlandırıp donattığı “isyancılar”ı İdlib’e sıkıştırdı. Dünya kamuoyunun dikkati ve vicdanı bunu kaldıracak olsun, İdlib’de çok büyük bir sivil nüfusu da ortadan kaldırmaya hazır halde Suriye ordusu.

O yüzden eli güçlenmiş olan Şam, “Türkiye, Suriye topraklarını terk etmeden liderler düzeyinde bir müzakere yapmayacağız” dedi. Fakat bu el altından müzakerelerin olmayacağı anlamına gelmez. Nitekim Lavrov’un son açıklamalarında buna da değiniliyordu. “Bırakın Suriye Kuzey ve Doğu’daki özerk yönetim alanlarında kendisini yeniden kursun. Bu, sorunu sizin için çözer. Niçin kendinizi yoruyorsunuz” demeye getiriyordu Lavrov. Dolayısıyla Türkiye bir şekilde Suriye toprağındaki iddialarından vazgeçmedikçe Esad-Erdoğan seviyesinde bir görüşme olacağını ben düşünmüyorum. Nitekim Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu da “Şanghay İşbirliği zirvesinde görüşme olmayacak, zaten Esad oraya davetli değil” dedi. Yani kısa vadede böyle bir liderler arası mutabakat olmayacak.

Fakat Türkiye, Rusya’nın eline kalmış durumda. O açıdan baktığımızda özellikle seçim koşulları sıkıştırdıkça Rusya’nın ittirmesiyle Suriye’yi tanımaya, Suriye yönetimini pohpohlamaya, Suriye’yle ilişkileri iyileştirmeye yönelik kimi adımlara sürüklenmeye açık olacaktır. Ben böylesi temaslara Suriye’den çok Türkiye’nin ve Rusya’nın muhtaç olduğunu düşünüyorum. Çünkü Suriye artık sırtını sağlam yere dayamış durumda. Rusya’nın ise Batı’ya karşı, Türkiye’yi yanında göstermeye ihtiyacı var. O yüzden Türkiye’ye yardımcı olmaya mecbur. Türkiye açısından da başına almış olduğu büyük dert dolayısıyla Suriye’de Rusya’nın gösterdiği yoldan ilerlemek dışında önünde çok fazla seçeneği yok.

Paylaşın