Ukrayna – Rusya Savaşı: Füze Saldırısında 20 Kişi Hayatını Kaybetti

Ukrayna’nın güneyindeki Dnipro’da bulunan dokuz katlı bir apartman roketli saldırıya hedef oldu. 20 kişinin hayatını kaybettiği ve şu ana kadar 38 kişinin enkaz altından çıkarıldığı apartmandaki arama çalışmaları sürüyor.

Rusya, Ukrayna’ya yönelik iki füze saldırısı gerçekleştirdi. Bir apartmanın isabet aldığı Dnipro’da aralarında 15 yaşında bir çocuğun da olduğu en az 20 sivil hayatını kaybetti.

AFP haber ajansının haberine göre, Dnipropetrovsk Valisi Valentyn Reznichenko, Telegram hesabından bir açıklama yaparak dokuz katlı apartmana yönelik füze saldırısında en az 20 kişinin öldüğünü duyurdu. Reznichenko, “49 kişinin akıbetinin ne olduğunun ise bilinmediğini” kaydetti.

Dnipropetrovsk Valisi, konuyla ilgili ilk açıklamasında, saldırıda 73 kişinin de yaralandığını, saldırının ardından olay yerine gelen arama kurtarma ekiplerinin bölgedeki çalışmalarının sürdüğünü söylemişti.

The Guardian gazetesinin aktardığına göre, Ukraynalı yetkililer Rusya’nın saldırılarının ülkenin enerji altyapısını hedef aldığını söyledi.

The Guardian muhabiri Isobel Koshiw de bölgeden görüntü paylaşarak saldırıda 20 kişinin öldüğünü, 73 kişinin yaralandığını, 37 kişinin kayıp olduğunu ve 400’den fazla kişinin evlerinden olduğunuz yazdı.

Arama kurtarma çalışmaları sürüyor

Dün öğle saatlerinde Ukrayna’nın güneyindeki Dnipro’da dokuz katlı bir apartmana roket isabet etti.

Saldırıyla ilgili açıklama yapan Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Başkan Vekili Kyrylo Tymoshenko, arama kurtarma ekiplerinin enkaz altında kalanları kurtarmak için çalışmalarını sürdürdüğünü kaydetti.

20 kişinin öldüğü ve şu ana kadar 38 kişinin enkaz altından çıkarıldığı apartmandaki arama çalışmaları sürüyor.

Zelenski’den saldırıya tepki

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Rusya güçlerinin dün Dnipro’ya düzenlediği saldırıya tepki gösterdi.

Saldırı sonucu dokuz katlı bir konutun yıkıldığını teyit eden Zelenski, füze saldırısını “terör saldırısı” olarak niteledi. Zelenski, Rusya kuvvetlerinin 14 Ocak’ta fırlattığı 30’a yakın füzeden 20’den fazlasının Ukrayna hava savunma kuvvetlerince imha edildiğini de kaydetti.

Rusya Kiev’e de saldırı düzenlemişti

Ukrayna’nın başkenti Kiev’in Belediye Başkanı Vitali Kliçko, Dnipro’da 14 Ocak’ta sabah saatlerinde patlama seslerinin duyulduğunu bildirmişti.

Kiev’in Holosiyiv semtine de füze parçalarının düştüğünü kaydeden Kliçko, bu semtte can kaybının olmadığını belirtmişti.

Rusya güçlerinin Ukrayna’nın çeşitli bölgelerine yönelik füze saldırılarında enerji altyapıları da hasar aldığı için özellikle Harkiv ve başkent Kiev bölgelerinde elektrik kesintileri meydana gelmişti.

Öte yandan bir Rus televizyonunda konuşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna’daki operasyonlarının planlandığı gibi ilerlediğini söyledi: Her şey Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı’nın hazırladığı gibi ilerliyor.

Paylaşın

Türkiye -Suriye Yakınlaşması: Esad’dan Görüşme İçin İki Şart

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Türkiye, Suriye ve Rusya toplantılarının verimli olabilmesi için Şam ile Moskova arasında önceden koordinasyon ve planlama yapılması gerektiğini söyledi.

Esad, Şam’ın beklediği somut sonuçlar arasında “Suriye topraklarındaki işgalin sona ermesi ve teröre desteğin kesilmesinin” yer aldığını vurguladı.

11 yıl sonra yeniden başlayan Türkiye-Suriye ilişkilerinde bakanlık düzeyindeki görüşmelerin ardından liderler düzeyindeki görüşmenin ne zaman olacağı tartışılırken, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın kritik iki şart geldi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev, bu görüşmenin planlanması aşamasında, Şam’da Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la görüştü.

Artı Gerçek’in Suriye devlet ajansı SANA’dan aktardığına göre, Esad, Rus temsilciyle görüşmesinde, Suriye’nin bu toplantılardan istediği somut hedefler ve sonuçları değerlendirdi.

Esad, bu toplantıların verimli olabilmesi için Suriye ile Rusya arasında önceden koordinasyon ve planlama yapılması gerektiğini söyledi. Esad, Şam’ın beklediği somut sonuçlar arasında “Suriye topraklarındaki işgalin sona ermesi ve teröre desteğin kesilmesinin” yer aldığını vurguladı.

Lavrentyev’in ise Moskova’nın üçlü görüşmeleri değerli bulduğunu, bu görüşmelerin sürmesinin ve dışişleri bakanları düzeyinde temasların kurulmasının önem arz ettiğini söylediği belirtildi.

Türkiye ile Suriye arasında bir süredir devam eden istihbarat görüşmelerinin ardından, iki ülkenin savunma bakanları 28 Aralık günü, Rus mevkidaşlarının da katılımıyla Moskova’da bir araya gelmişti. Bu görüşmenin ardından, dışişleri bakanları düzeyinde de üçlü bir toplantı planlandığı açıklanmıştı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, görüşmenin önce Ocak ayının ikinci yarısında yapılacağını söylemiş, daha sonra bu tarihi şubat başı olarak açıklamıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, “Gelişmelere göre liderler olarak bir araya geleceğiz” demişti.

Paylaşın

Türkiye – Suriye Yakınlaşması: İkinci Buluşma Türkiye’de Olabilir

Türkiye ile Suriye arasında normalleşme süreci Rusya’nın da girişimleriyle son 6 aydır yoğun bir hız kazandı. Türkiye, Suriye ve Rusya’nın ikinci toplantısının dışişleri bakanları düzeyinde planlandığı ifade edilirken toplantının yeri konusunda ise Türkiye, üçüncü ülke yerine Türkiye’de olması için yol aldı.

Toplantının yeri ve zamanınınsa henüz belli olmadığı vurgulanırken Şam yönetiminin üçüncü ülkelere veya Moskova’da toplantının olmasına sıcak baktığı ifade edildi. Ancak bu noktada Rusya’nın tavrı da etkili olacak. Rusya’nın Türkiye’nin talebine destek vermesi halinde Türkiye-Rusya-Suriye buluşmasının adresi Ankara olacak.

Türkiye, Suriye ve Rusya arasında 11 yıl sonra başlayan yeni “normalleşme” sürecinde ilk buluşma Milli Savunma Bakanları düzeyinde Moskova’da gerçekleşmişti.

DW Türkçe’den Kıvanç El’e bilgi veren kaynaklar, Şubat ayında planlanan ikinci toplantının Türkiye’de olması yönünde Türkiye’nin girişimlerinde yol alındığı bilgisini paylaştı.

Ankara ile Şam arasında normalleşme süreci Rusya’nın da girişimleriyle son 6 aydır yoğun bir hız kazandı. İstihbarat birimlerinin görüşmeleri devam ederken 11 yıl sonra bakanlar düzeyinde ilk somut adım 28 Aralık’ta atıldı.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve MİT Başkanı Hakan Fidan; Rusya Federasyonu Savunma Bakanı Sergey Şoygu ve Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ile Rusya Federasyonu ve Suriye istihbarat başkanlarıyla Moskova’da bir araya geldi.

Toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alındığı açıklandı.

İkinci toplantı Türkiye’de mi?

Türkiye, Suriye ve Rusya’nın ikinci toplantısının dışişleri bakanları düzeyinde planlandığı ifade edilirken toplantının yeri konusunda ise Türkiye, üçüncü ülke yerine Türkiye’de olması için yol aldı. Toplantının yeri ve zamanınınsa henüz belli olmadığı vurgulanırken Şam yönetiminin üçüncü ülkelere veya Moskova’da toplantının olmasına sıcak baktığı ifade edildi. Ancak bu noktada Rusya’nın tavrı da etkili olacak.

Rusya’nın Türkiye’nin talebine destek vermesi halinde Türkiye-Rusya-Suriye buluşmasının adresi Ankara olacak. Kaynaklar, “Şubat ayı içerisinde Türkiye’de toplantı olması yönünde yol alındı” derken bu adımı da “Sürecin en kritik gelişmelerinden biri olur ve Türkiye’nin son dönem bölgesel barış için attığı tüm adımların devamı olur” sözleriyle değerlendirdi.

Toplantının Türkiye’de gerçekleşmesi halinde, Suriye savaşının başladığı 2011’den bu yana Şam’dan Ankara’ya ilk resmi düzeydeki ziyaret ve toplantı olmuş olacak.

Esad görüşmesi olacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz haftalarda, Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğini açıklamıştı. Hükümete yakın kaynaklar, şu aşamada kısa vadede bunun zor olduğuna dikkati çekerken dışişleri bakanları buluşması sonrasına işaret ediyor. Öncelikle yüz yüze değil telefonda bir görüşme olabileceğine ve daha sonra üçlü müzakerelerde yol alınması halinde yüz yüze temasın da olabileceğine dikkat çekildi.

İlk görüşmeden ne çıktı?

İlk görüşmede Şam yönetimi, Türkiye’den topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nun “terörist” olarak tanınmasını istedi. Ancak bu talepler Türkiye tarafından geri çevrildi.

Middle East Eye internet sitesinde ilk görüşmenin ardından yer alan habere göre, 11 yılda yapılan ilk üst düzey görüşmelerde herhangi bir anlaşmaya varılamadı. Habere göre Erdoğan seçim öncesi, Türkiye’deki yaklaşık dört milyon Suriyeli mülteciden bazılarını ülkelerine geri gönderebileceğini seçmenlere göstermek istiyor.

Paylaşın

Rusya, Ukrayna Cephesi Komutanını Üç Ay İçinde İkinci Kez Değiştirdi

Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov, Ukrayna cephesi komutanı olarak atandı. Rusya Savunma Bakanlığı’ndan görev değişikliğine ilişkin yapılan açıklamada, General Gerasimov atamasının “silahlı kuvvetler içindeki farklı unsurların daha organize ve etkili şekilde hareket etmesi için” yapıldığı kaydedildi.

Genelkurmay Başkanı Valeri Gerasimov, Putin’in “özel askeri operasyon” olarak adlandırdığı savaşa liderlik edecek. General Gerasimov, Sergey Surovikin’in yerini aldı. General Surovikin’in göreve gelmesi sonrasındaki üç ayda Ukrayna’nın enerji altyapısına yönelik saldırılar yoğunlaşmıştı.

Bazı uzmanlar görev değişikliğini, Surovikin’in fazla güç kazanmış olabileceğinin işareti olarak değerlendiriyor…

Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov’u Ukrayna’daki harekatı yönetmesi için atadı. Hem Gerasimov hem Şoygu, Ukrayna’da savaş alanında atılan bir dizi geri adım nedeniyle Rusya’daki şahinlerin eleştirilerine hedef olmuştu.

Şoygu açıklamasında Gerasimov’un Ukrayna’daki özel askeri operasyonda yer alan birleşik güçlerin komutanı olarak atandığını bildirdi.

Rusya Ekim ayında Ukrayna’nın bir dizi karşı atakla savaşın seyrini değiştirmesinin ardından “Komutan Armageddon” lakaplı Sergey Surovikin’i Rusya’nın Ukrayna’daki askeri harekatına liderlik etmesi için atamıştı.

Savunma Bakanlığı Surovikin’in Gerasimov’un yardımcısı olarak görevine devam edeceğini belirtti. Açıklamada bu değişikliklerle Ukrayna’daki askeri operasyonların etkisinin arttırılmasının tasarlandığı belirtildi.

Ukrayna’da maden kasabası Soledar için yoğun mücadele

Soledar, Moskova’nın Donbas’ın tamamını ele geçirme mücadelesinde önemli bir mihenk taşı konumunda.

Paralı asker grubu Wagner dün başlayan saldırıya liderlik etti ve küçük tuz madeni kasabasında kontrolun ele geçirildiğini iddia etti ancak merkezde bazı yerlerde Ukrayna’nın direnişinin sürdüğünü belirtti.

Rusya Savunma Bakanlığı ise hava birimlerinin Soledar’ı kuzey, doğu ve güneyden kopardığını bildirdi.

Ancak Ukrayna ordusu Soledar’ın düştüğünü reddetti ve savunma hattının aşılmadığını açıkladı. Ukrayna’nın doğu bölüğü komutanı Serhiy Çerevatyi Ukrayna televizyonuna yaptığı açıklamada çatışmaların şiddetini İkinci Dünya Savaşı’na benzetti.

Kremlin de henüz Soledar’da zafer ilan etmedi ve ağır kayıplar verdiğini doğruladı.

Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, sahadaki durum hakkında “Acele etmeyelim, resmi açıklamaları bekleyelim. Pozitif dinamikler sürüyor” diye konuştu.

Reuters haber ajansı da Soledar’daki durumu bağımsız olarak doğrulayamadı. Ajansın muhabiri çok sayıda kasaba sakininin dondurucu soğukta yollara dökülerek kasabayı terk ettiğini bildirdi, kasabanın üstünden yükselen dumanların görüldüğünü ve topçu atışının durmadan sürdüğünü kaydetti.

Rus ordusu Bahmut’u hedefliyor

Rus komutanlar Soledar’ı, Ukrayna’nın doğudaki tedarik zincirlerinin merkezi konumundaki Bahmut kentine saldırmak için bir basamak olarak kullanmayı hedefliyor.

Reuters’ın foto muhabiri Soledar ve Bahmut arasındaki yolda ambulansların yaralıları toplamak için beklediğini ve saha hastanelerinde kaosun hakim olduğunu kaydetti.

Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov da sahadaki başarının askerlerin hayatına mal olduğunu doğruladı.

Peskov, Putin’in savaş yerine diplomasiyi tercih ettiğini ancak ufukta Ukrayna ve Batı’yla barış görüşmelerinin olmadığını ekledi. Ukrayna ve Batılı ülkeler, Rusya’nın barış görüşmesi açıklamalarının propaganda olduğu görüşünde.

RIA haber ajansı Wagner grubunun Soledar’ın tuz madenlerini ele geçirdiğini bildirdi. Grubun lideri ve Putin’in müttefiki Yevgeni Prigozhin, Telegram hesabından bir madenin içinde Wagner savaşçılarıyla fotoğraflarını paylaştı.

Soledar, Rusya’nın 2022’nin ikinci yarısındaki geri adımlarının ardından Ağustos ayından bu yana elde ettiği en önemli kazanım olacak.

Donetsk’in Rus lideri Denis Pushilin, Soledar’ın ele geçirilmesinin Bahmut ve Siversk kasabalarının alınma ihtimalini iki katına çıkaracağını, bunun Kramatorsk ve Sloviansk kentlerine köprü oluşturacağını söyledi ve bu durumun da Donetsk’in tamamen ele geçirilmesi için beklenen fırsatı yaratacağını ekledi.

Diğer tarafta Ukrayna’nın güneyindeki Herson’un askeri yönetiminin başkanı Rus kuvvetlerinin Kasım ayında boşalttıkları eyalet başkentini bombalamaya devam ettiklerini bildirdi.

Açıklamada son 24 saatte yaklaşık 40 altyapı tesisi ve çok sayıda evin yok edildiği, çocuk hastanesinin de ateş altında kaldığı belirtildi.

Öte yandan Lviv bölgesini ziyaret eden Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, Belarus sınırındaki duruma dikkat çekerek, henüz burada güçlü bir yapılanma görülmese de sınırda ve sınıra yakın bölgelerde teyakkuzda olunması gerektiğini kaydetti.

Paylaşın

Ukrayna – Rusya Savaşı: Zaman, Ukrayna’dan Yana Değil

24 Şubat 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili bir yazı kaleme alan Eski ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ve eski ABD Savunma Bakanı Robert Gates, savaşta zamanın Ukrayna’nın lehine olmadığını ifade ettiler.

The Washington Post’ta yayımlanan ve “Zaman, Ukrayna’dan yana değil” başlığını taşıyan yazıda Rice ve Gates savaşla ilgili şu an kesin olan tek durumun, “çatışma ve yıkımın devam etmesi” olduğunu ileri sürdü.

İkili, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bütün Ukrayna’yı kendi kontrolüne almayı, bunu başaramazsa ülkeyi yok etmeyi amaçladığını savundu. Eski bakanlara göre Putin, “Rus İmparatorluğu’nu tekrar kurma amacına inanıyor.”

Rice ve Gates şu ifadeleri kaleme aldı:

İkimiz de Putin’le birkaç kez görüştük. Putin’in, zamanın ondan yana olduğuna, Ukraynalıları ve ABD’yle Avrupa’nın birliğinin Ukrayna’ya desteğinin eninde sonunda parçalanacağına inandığını düşünüyoruz. Savaş devam ederken Rusya ekonomisi ve halkı tabii ki zarar görecek. Ancak Ruslar çok daha kötülerine katlandı.

Tecrübeli siyasetçiler, “Yenilgi Putin için bir seçenek değil” diye yazdı:

Putin, Rusya’nın bir parçası ilan ettiği doğudaki 4 bölgeyi Ukrayna’ya bırakamaz. Eğer Putin, bu yıl askeri başarı elde edemezse Ukrayna’nın doğu ve güneyindeki mevziler üzerindeki kontrolü koruması gerekir ve buralar, Ukrayna’nın Karadeniz kıyısının geri kalan kısmını almaya, tüm Donbass’ı kontrol altına almaya ve ardından batıya doğru ilerlemeye yönelik yeni saldırılar için köprübaşı görevi görebilir.

Kırım ilhakını hatırlatan Rice ve Gates, Putin’in sabırlı olacağını vurguladı.

Cumhuriyetçi Partili ikili bunun yanında, Ukrayna’nın istilaya kahramanca ve başarılı bir şekilde yanıt vermesine rağmen ülke ekonomisinin darmadağın olduğunu, milyonlarca insanın kaçtığını, altyapının yok edildiğini, madenlerinin, sanayinin ve tarım arazilerinin çoğunun Rusya kontrolünde olduğunu ileri sürdü.

Ukrayna’nın askeri potansiyeli ve ekonomisi artık neredeyse tamamen Batı’dan, özellikle de ABD’den gelen hayati öneme sahip yollara bağlı. Rus ordu birliklerine karşı başarı sağlanamazsa Batı’nın Ukrayna’ya ateşkes müzakeresi yapma baskısı, savaş alanındaki duruma bağlı olarak yoğunlaşacak.

Siyasetçiler “Mevcut koşullar altında müzakere edilen herhangi bir ateşkes, Rus güçlerini hazır olduklarında istilaya devam etmelerini sağlayacak güçlü bir pozisyona taşır. Bu kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

Rice ve Gates bundan kaçınmanın tek yolunun, Ukrayna’ya yapılan yardımlarda büyük bir artışa gidilmesi olduğunu iddia etti.

“Bu bizim savaşımız değil”

Politikacılar hem Kongre’de hem de halk arasında “Bize ne? Bu bizim savaşımız değil” söylemlerinin arttığını ancak ABD’nin dünya savaşları ve 11 Eylül saldırısıyla “Hukukun üstünlüğüne ve uluslararası düzene yönelik saldırıları göz ardı edilemeyeceğini” öğrendiğini yazdı:

Sonunda güvenliğimiz tehdit edildi ve çatışmanın içine çekildik. Bu kez, bizimki de dahil olmak üzere dünya ekonomileri, Putin’in saldırganlığının neden olduğu enflasyonist etkiyi ve büyüme üzerindeki engeli şimdiden görüyor. ABD ve bir bütün olarak NATO’dan daha fazlası talep edilmeden önce onu şimdi durdurmak daha iyi. Ukrayna’da savaşın sonuçlarına katlanmaya istekli kararlı bir ortağımız var. Böylece ileride kendimiz aynı şeyi yapmak zorunda kalmayacağız.

İkili, ABD Başkanı Joe Biden’ın Rusya’yla doğrudan karşı karşıya gelmeme politikasına katıldıklarını söylese de şu ifadeleri kullandı:

Ancak cesaret kazanmış bir Putin bize bu seçeneği sunmayabilir. Gelecekte Rusya’yla çatışmaktan kaçınmanın yolu, Ukrayna’nın istilacıları geri püskürtmesine hemen yardım etmektir.

Rice, 2005-2009’da eski ABD Başkanı George W. Bush döneminde dışişleri bakanlığı görevini yürütmüştü. ABD bu dönemde Irak’a, El Kaide ve Mehdi Ordusu’na karşı mücadelesinde destek vermiş ve 2006 Lübnan Savaşı’nda İsrail’in yanında yer almıştı. Washington’ın Irak ve Afganistan’daki operasyonları da devam ediyordu.

Yine Bush döneminde 2006’da savunma bakanlığına getirilen Gates, 2009’da Beyaz Saray’a oturan eski ABD Başkanı Barack Obama tarafından tekrar bu göreve layık görülmüştü. 79 yaşındaki siyasetçi Haziran 2011’e kadar bakanlık yapmıştı.

Washington, Gates savunma bakanıyken askerlerinin Irak’tan çekilmesinin ardından merkezi hükümete karşı başlayan ve 2013’te son bulan isyana karşı da Bağdat’a destek verdi. ABD, 2011’deki Birinci Libya İç Savaşı’nda da operasyon düzenlemişti.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Türkiye İle Suriye Zorlu Bir Dönemin Eşiğinde: Yeni Süreç Nasıl İlerleyecek?

İstanbul Gelişim Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ali Semin, Türkiye – Suriye arasındaki normalleşme sürecinin üç ayaklı olduğuna ve birinci ayağı olan istihbarat-güvenlik boyutlu görüşmelerin bir süredir yapıldığını söyleyerek, ikinci ayağı ise diplomasinin oluşturacağını söylüyor.

Diplomatik ilişki hemen kurulmasa da belki ilk başta özel temsilciler vasıtasıyla yol alınabileceğini ifade eden Semin, son ayakta ise liderlerin bir araya gelmesinin söz konusu olabileceğini belirtiyor. İstihbarat ve güvenlikle ilgili görüşmelerden bir sonuç alınması nedeniyle bir sonraki aşamaya geçilmeye karar verildiğini öngören Semin, şöyle konuşuyor:

“11 yıl sonra Türkiye ile Suriye ilişkilerine baktığımızda; ortak bir güvenlik tehdidinin oluştuğunu daha önce Türkiye tek taraflı hissediyordu. Ama şimdi bence artık Suriye’deki iktidar da bunu fark ediyor ve tehdit algısı açısından ortak bir görüşe yaklaştıkları söylenebilir.”

Türkiye ile Suriye arasında 11 yıl aradan ve bu süre içinde karşılıklı yapılan çok sert açıklamaların ardından yeni bir normalleşme süreci başlarken, barışı sağlamanın beklenti ve şartları bulunan iki başkent için çok kolay olmayacağı ve bu nedenle temkinli adımlarla ilerleneceği belirtiliyor.

2022 yılının son aylarında Türkiye Suriye’ye yönelik yeni askeri bir operasyon için Rusya ve İran’dan yeşil ışık bekler ancak bunu alamazken, yılın son günlerinde ise Şam yönetimi ile 11 yıllık düşmanlığa son vermek için önemli bir adım attı.

Bu kapsamda 2011’den bu yana ilk üst düzey siyasi temas aralık ayının sonunda Rusya’nın ev sahipliğinde gerçekleştirildi ve Türkiye-Rusya-Suriye üçlü mekanizmasının ilk toplantısı savunma bakanları arasında gerçekleştirildi. Daha önce istihbarat kurumları arasında ilk tohumları atılan sürece dair yeni yılın ilk günlerinde de önemli mesajlar geldi.

Erdoğan’ın dün Putin’le görüşmesinde PKK ve YPG’nin Türkiye’nin sınır bölgelerinden, özellikle de Tel Rifat ve Münbiç’ten temizlenmesi için “artık somut adım atılması gerektiğini” vurguladığı, “Suriye konusunda somut netice almak için rejimin yapıcı olması ve siyasi süreçte birtakım adımları hayata geçirmesinin gerekli olduğunu ifade ettiği” açıklandı.

Putin ile görüşmesinin ardından Erdoğan partisinin il başkanları toplantısında da konuya değinerek, Rusya-Türkiye-Suriye olarak bir sürecin başlatıldığını belirtti ve “Ardından inşallah dışişleri bakanlarımızı yine üçlü olarak bir araya getireceğiz. Daha sonra da gelişmelere göre liderler olarak bir araya geleceğiz. Derdimiz bölgedeki sükuneti, suhuleti sağlamak, bölgede barışı egemen kılmak” diye konuştu.

Ankara sürece nasıl bakıyor?

Pek çok uzmanın işaret ettiği gibi Ankara ile Şam arasındaki sorunlar uzun yıllar içinde çok çetrefilli bir hale gelmiş durumda ve sadece iki ülkenin değil bölge ülkelerinin yanı sıra büyük güçlerin de çıkarlarını doğrudan etkiler halde.

Peki Ankara sürece nasıl bakıyor?

DW Türkçe’nin Gülsen Solaker ve Kıvanç El’in konuyla ilgili yetkililerden edindiği bilgiye göre; Ankara Şam ile başlayan süreçte “terörle mücadele ve mültecilerin geri dönüşü” başlıklarını öncelikli olarak ele alıyor. Türkiye’nin PKK ve YPG konusunda uzun süredir devam eden sıkıntılarının Şam yönetiminin de istemesi durumunda ortak bir şekilde çözümlenmesi umuluyor.

Ancak kısa vadede bir sonuç beklemenin gerçekçi olmadığı da vurgulanan unsurlardan birisi. Şu anda sadece bir sürecin başında olunduğunu ifade eden Ankara’daki yetkililer, liderlerin en son noktada görüşeceğini ve bunun da yüz yüze mi yoksa telefonla mı olacağının ya da nerede olacağının şu an için belli olmadığını belirtiyor.

Mısır ile başlayan normalleşme süreci kapsamında Erdoğan, daha önce çok sert bir şekilde eleştirdiği Mısır Devlet Başkanı Sisi ile Katar’daki 2022 FIFA Dünya Kupası’nın açılışında el sıkışmıştı. Erdoğan ile Esad’ın ilk el sıkışması için de benzer bir durumun oluşturulabileceği ifade ediliyor.

Bu arada Türkiye’nin son dönemde ilişkilerini düzelttiği Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid Al Nahyan’ın da dün Şam’da Esad ile bir araya gelmesi dikkat çekti.

Bu aşamada iki başkentin de geri adım atmadığı konuların bulunduğunu söyleyen kaynaklar, bu konularda tarafların görüşlerinin birbiri ile uyumlaştırılmasının bir süreç olduğunu ve her diplomatik müzakerede olduğu gibi bunun zaman alabileceğini ifade ediyor.

Semin: Süreç üç ayaklı

İstanbul Gelişim Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ali Semin, iki ülke arasındaki normalleşme sürecinin üç ayaklı olduğuna ve birinci ayağı olan istihbarat-güvenlik boyutlu görüşmelerin bir süredir yapıldığını söyleyerek, ikinci ayağı ise diplomasinin oluşturacağını söylüyor.

Diplomatik ilişki hemen kurulmasa da belki ilk başta özel temsilciler vasıtasıyla yol alınabileceğini ifade eden Semin, son ayakta ise liderlerin bir araya gelmesinin söz konusu olabileceğini belirtiyor. İstihbarat ve güvenlikle ilgili görüşmelerden bir sonuç alınması nedeniyle bir sonraki aşamaya geçilmeye karar verildiğini öngören Semin, şöyle konuşuyor:

“11 yıl sonra Türkiye ile Suriye ilişkilerine baktığımızda; ortak bir güvenlik tehdidinin oluştuğunu daha önce Türkiye tek taraflı hissediyordu. Ama şimdi bence artık Suriye’deki iktidar da bunu fark ediyor ve tehdit algısı açısından ortak bir görüşe yaklaştıkları söylenebilir.”

PKK ve YPG ile mücadele kapsamında ortak bir operasyon olmasa bile Türkiye’nin sınır ötesi harekatına Suriye’nin de onayının olması gibi bir yöntemin devreye girebileceğini belirten Semin, Suriyeli muhalifler konusunda ise bir çeşit yumuşak geçiş düşünülebileceğini ifade ediyor.

Semin’e göre başlatılan süreçte sorunların çözümü “masada daha kolay, sahada ise daha zor bir şekilde” olabilir. “Suriye, artık sadece Suriye’den ibaret değil” diyen Semin, Suriye savaşının büyük güçlerin devrede olduğu bir vesayet savaşına dönüştüğüne ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasının oldukça zorlaştığına dikkat çekiyor.

Bu arada Türkiye ile Suriye arasındaki sürecin Suriye’nin kuzeydoğusunda YPG ile birlikte IŞİD ile mücadele eden ABD’ye ve Türkiye-ABD ilişkilerine etkisi de ayrı bir tartışma konusu. Türkiye ve Suriye arasında 28 Aralık’ta Moskova’da gerçekleşen üçlü toplantıya ilişkin ilk açıklama ABD Dışişleri Sözcüsü Ned Price’dan gelmiş ve Price soru üzerine “Politikamız değişmedi. Esad’ı eski durumuna döndürmek için ilişkilerini iyileştiren veya destek veren ülkeleri desteklemiyoruz” yanıtını vermişti.

Esad ile barış seçime mi ayarlı?

Öte yandan Erdoğan’ın uzun süre “katil” olarak nitelendirdiği Suriye lideri ile barışmasının seçim ile bağlantılı olduğunu düşünenler de bulunuyor. Esad’ın Erdoğan’a seçim kazandırmayı istemeyebileceği ve bu nedenle seçim öncesi ortak fotoğraf vermekten kaçınacağına ilişkin haberler de yayımlanmıştı.

Lübnan’da yayın yapan Annahar Gazetesi Türkiye Editörü Sarkis Kassargian, Şam’daki yetkililerle yaptığı görüşmelerden edindiği izlenimi aktararak, Erdoğan’ın aceleci tavrının nedeninin seçimler olduğunun bilindiğini söylüyor ve şöyle konuşuyor:

“Ama onlar ‘bizi ilgilendiren şartlarımızın yerine gelmesi. O şartlar yerine gelir, normalleşme olur ve normalleşme etkisinde Erdoğan kazanır ya da kaybederse o Türkiye’nin iç meselesi’ diyorlar. Yani onları ilgilendiren isteklerinin yerine getirilip getirilmeyeceği.”

Sürece dair sadece Ankara’nın değil Şam’ın da belli beklentileri ve şartları mevcut. Bunların başında Türkiye’nin askerlerini Suriye’den çekmesi ve Şam yönetime karşı savaşan silahlı gruplara olan desteğini tamamen kesmesi bulunuyor.

Geçtiğimiz günlerde Şam yönetimine yakın El Vatan gazetesinde yayımlanan bir haberde ise Ankara ve Şam’ın 4 ana konuda uzlaştığı iddia edilerek, bu konu başlıkları “Türkiye’nin Suriye’den çekilmesi ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı göstermesi, M-4 karayolunun açılması ile PKK’nın iki başkent tarafından da tehdit unsuru olarak kabul edilmesi” olarak sıralanmıştı.

Suriye siyasetini yakından takip eden gazeteci Kassargian “Esad şartları yerine gelmezse Erdoğan ile görüşmeyecektir. Bana göre bu kesin. Çünkü artık bu bir ilkesel sorun olur. Esad bunu kabul etseydi İsrail’le ya da Körfez ülkeleriyle aynı sürece dahil olabilirdi. Ama Esad her ne kadar pragmatik olarak ‘ülkem için yaparım’ diyorsa da çekilme şartı yerine gelmezse masaya oturmayacaktır diye düşünüyorum” diyor.

Sığınmacıların gitmesi kolay mı?

Seçim öncesi yapılan kamuoyu yoklamalarının toplumun önemli sorunlardan birisi olarak gösterdiği sığınmacılarla ilgili adım atmak da iktidarın öncelikleri arasında yer alıyor.

Semin, Suriye nüfusunun 12 milyonunun başka ülkelerde sığınmacı olarak yaşamasının Şam yönetimi için de aslında bir meşruiyet sorunu olduğunu söyleyerek, sağlanacak bir uzlaşı ile Türkiye’deki sığınmacıların yüzde 25-30’unun gönüllü şekilde dönüşü için iki ülkenin bir formül bulabileceğini ancak bunun seçime kadar tamamlanmasının saha gerçekleri açısından zor olacağını düşünüyor.

Kassargian ise mültecilerin büyük çoğunluğunun Suriye’ye dönmesi ile ilgili asıl zorluğun ekonomik nedenler olduğunu belirterek, “Bu insanlar arasında tabi ki Esad karşıtları da var. Ama her ne kadar siyasi uzlaşı, güvenceler, af kararları falan olsa bile bugünkü Suriye’nin ekonomik şartları mültecilerin dönmesi için uygun şartlar değil. Bence mültecilerin en önemli derdi döndüklerinde nasıl yaşayacakları” tespitinde bulunuyor.

Şam yönetimi ile sadece Türkiye’nin değil Körfez ülkelerinin de normalleşmeye gittiğini hatırlatan Kassargian, Esad muhaliflerinin dönüş için başkentlerden gelecek işaretlerle hareket etmesini beklediğini de ifade ediyor.

Paylaşın

Türkiye – Suriye Yakınlaşması: Erdoğan Ve Esat Seçimden Önce Görüşecek Mi?

Türkiye ve Suriye arasında geçtiğimiz hafta Moskova’da gerçekleşen savunma bakanı düzeyindeki teması değerlendiren uzmanlar, sürecin bu şekilde ilerlemesi halinde bahar aylarına kadar Erdoğan-Esat görüşmesinin gerçekleşebileceği; ancak Suriye liderinin Türkiye’deki seçim öncesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a siyasi avantaj kazandıracak bir adım atmak istemeyebileceği görüşünü dile getiriyor.

Türkiye ve Suriye arasında geçtiğimiz hafta Moskova’da gerçekleşen savunma bakanı düzeyindeki temasın ardından gözler bu kez iki ülkenin dışişleri bakanlarının yapması olası görüşmede. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bir tarih üzerinde çalışıldığını söyledi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esat’la seçim öncesi görüşüp görüşmeyeceği sorulduğunda, “Bu Sayın Cumhurbaşkanımızın vereceği bir karar” dedi.

VOA Türkçe’den Begüm Dönmez Ersöz’e konuşan uzmanlar sürecin bu şekilde ilerlemesi halinde bahar aylarına kadar Erdoğan-Esat görüşmesinin gerçekleşebileceği; ancak Suriye liderinin Türkiye’deki seçim öncesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a siyasi avantaj kazandıracak bir adım atmak istemeyebileceği görüşünü dile getiriyor.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan, Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ve Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ile Rusya’nın başkenti Moskova’da görüşmüştü.

Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada görüşmede Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topaklarında bulunan tüm terör gruplarına karşı ortak mücadele çabalarının ele alındığı belirtildi.

2011’de başlayan Suriye iç savaşında Esat rejimini devirmeyi amaçlayan muhalifleri destekleyen Türkiye ve Suriye hükümeti arasında ilk gayrı resmi temas iki ülkenin istihbarat yetkilileri arasında olmuştu. Savunma bakanlarının Moskova’daki görüşmesi Ankara’nın Şam’la diyalog çabasını arttırdığını ortaya koydu.

Görüşme, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde YPG’ye karşı yeni bir askeri harekat düzenleyebileceğini gündeme getirdiği bir döneme de rastladı.

ABD Dışişleri ve Savunma Bakanlığı yetkilileri, Suriye Demokratik Güçleri’nin ana omurgasını oluşturan YPG’ye yönelik operasyonun IŞİD’le mücadeleyi sekteye uğratabileceği ve bölgedeki Amerikan güçlerine zarar gelebileceği endişesiyle karşı olduklarını belirtti. Suriye’deki diğer oyuncular Rusya ve İran da böyle bir operasyona sıcak bakmadıklarını ifade etti.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar Moskova’daki görüşmeden önce basın mensuplarına yaptığı açıklamada olası bir askeri operasyon için Suriye hava sahasını kullanmak üzere Moskova ile görüştüklerini kaydetmişti.

Ortak çıkarlar ve YPG faktörü

2011-2014 arasında ABD’nin Suriye Büyükelçisi olan Robert Ford VOA Türkçe’ye yaptığı değerlendirmede, Ankara ve Şam’ın Suriye’nin kuzeyinde YPG/PYD’nin özerkliğini sınırlandırma konusunda ortak bir çıkarı olduğu ve yapılan görüşmelerin YPG konusunda tarafların ortak güvenlik endişelerini yansıttığı görüşünde.

Ortadoğu Enstitüsü (MEI) uzmanlarından Robert Ford, “Özellikle Tel Rıfat ya da Menbiç’te YPG’ye karşı koordine bir çabayı tamamen yok saymıyorum. Ankara bir ihtimal Moskova ve Şam’ın YPG’yi bu bölgeleri çatışmadan bırakmaya ikna etmesini ve Rus güçlerin desteğiyle bölgede yeniden Suriye hükümetinin denetiminin tesis edilmesini umuyor” sözleriyle değerlendirdi.

Emekli büyükelçi Robert Ford, Esat rejimi ve YPG’nin zor ilişkilere sahip olmalarına rağmen, Suriye Cumhurbaşkanı Esat’ın YPG/PYD’nin varlığını “kullanışlı” bulduğu için zaman zaman işbirliği yaptıklarına da dikkat çekiyor.

Ulusal Güvenlik ve Uluslararası Politika uzmanı Amerikan İlerleme Merkezi’nden Alan Makovksy de Ankara ve Şam arasındaki diyalog çabalarında YPG kaygısının etkili olduğu görüşüne katılıyor.

Merkezi Washington’da bulunan düşünce kuruluşunun Ulusal Güvenlik ve Uluslararası Politika uzmanı Makovksy, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın YPG’nin sınır bölgesinden çıkarılması için Suriye lideriyle ortak zemin arayışı içinde olduğu kanısında.

Seçim gündemi ve mülteci sorunu

Uzmanlar, Ankara’nın Şam’la ilişkileri normalleştirme çabasında Türkiye’nin seçime gidecek olmasının etkisine de dikkat çekiyor. 4 milyondan fazla Suriyeli mülteciye evsahipliği yapan Türkiye’de Haziran’da yapılması planlanan seçimler öncesinde mülteciler kamuoyunun gözünde önemli ve hassas konulardan.

Bu duruma atıfta bulunan Makovksy, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye lideri Esat’la diyalogun Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönmeleriyle sonuçlanacağı konusunda seçmeni ikna etmeyi umduğu görüşünü dile getirdi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu dün basın mensuplarına yaptığı açıklamada iki tarafın dışişleri bakanlarının görüşmesinin planlandığını, Rusya’nın bir tarih önerisinde bulunduğunu; ancak o tarihlerde uygun olmadıkları için başka tarih önerileri üzerinde çalıştıklarını kaydetti.

Çavuşoğlu, olası bir Erdoğan-Esat görüşmesi için, “En nihayetinde bu Cumhurbaşkanımızın vereceği bir karar. Ama Cumhurbaşkanımızın söylediği bir şey vardı: Aşamalı bir diyalog olacak” diyerek, bakanlar görüştükten sonra bunun değerlendirileceğini söyledi.

Reuters haber ajansı Aralık ayı başında konuyla ilgili bir haberinde Suriye’nin Türkiye ile lider düzeyinde bir zirveye karşı olduğunu aktarmıştı. Haberde Şam’ın böyle bir toplantının Türkiye’de seçim öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a siyasi avantaj kazandırabileceğini düşündüğü bildirilmişti.

Koşullar lider düzeyinde görüşmeye uygun mu?

Bazı uzmanlar da iki liderin biraraya gelebilmesi için siyasi düzeyde bir ilerleme olması gerektiği görüşünde. Bu kapsamda Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Miktad’la bu ayın ikinci yarısında sonra yapmayı planladığı görüşme önemli.

ABD’nin eski Suriye Büyükelçisi Robert Ford, “Erdoğan’ın seçimlerden önce konumu çok zora düşerse ve mülteci sorununa çözüm için köklü bir adım atmaya ihtiyaç duyarsa ya da Esat ülkelerine dönen mültecilerin güvenliği konusunda güvence vermek gibi önemli bir taviz vermeye hazır olursa böyle bir görüşme beklerim. Esat’ın da Erdoğan’a siyasi bir avantaj sunacak adım atması da pek olası değil” dedi.

Türkiye ve Suriye arasındaki diyalog süreci manşetlerde ve kamuoyundaki tartışmalarda öne çıkmayı sürdürüyor.

“Bahara kadar Erdoğan ve Esat birlikte fotoğraf verebilir”

İç siyaset dengeleri bağlamında görüşmeleri değerlendiren Alan Makovksy, önümüzdeki bahara kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Esat’ın birlikte fotoğraf vermesini beklediğini; diplomatik ivmenin buna işaret ettiğini söylüyor.

Anket şirketi Metropoll’ün Aralık ayındaki son araştırmasına dikkat çeken uzman, anket verilerinin Türkiye’de kamuoyunda hükümetin Suriye politikasında köklü bir değişiklik istediğini gösterdiği kanısında.

Makovsky, “Araştırmaya göre Türkler’in yüzde 59’u Esat’la görüşülmesine destek veriyor, yüzde 29’u desteklemiyor. Erdoğan (Esat’la) fotoğraf vermekten siyasi bir fayda sağlayabilir ancak Esat’ın muhtemelen Erdoğan’ın yeniden seçilmesine yardım etmek gibi bir niyeti de yoktur” diyor.

Türkiye’de ana muhalefet partisi CHP’nin Suriye’de iç savaşın başladığı 2011’den bu yana Esat’la diyaloga geçilmesi ve çatışmaya müdahil olunmaması çağrısı yaptığını anımsatan Makovsky, “Rusya’nın ise Erdoğan’ın yeniden seçilmesini istediği neredeyse kesin ve Esat’ı Türkiye Cumhurbaşkanı’yla görüşmeye ikna edebilecek konumda” ifadelerini kullandı.

ABD’den eleştiri ve Rusya endişesi

Ankara-Şam arasındaki görüşmelere ilişkin ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir sözcü, “ülkelerin Beşar El Esat gibi zalim bir diktatöre eski gücünü kazandırmak için ilişkilerini üst seviyeye taşımalarını desteklemediklerini” belirtmiş; Esat rejiminin “Suriye halkına uyguladığı zulmün dikkatle değerlendirilmesi” çağrısında bulunmuştu.

ABD’nin konuyla ilgili duruşunu değerlendiren uzmanlar, Washington’un Suriye’deki rejimin meşruiyet kazandığını ve güçlendiğini görmek istemediğine; çünkü böyle bir durumun Rusya için diplomatik ve jeopolitik bir başarı olarak algılanacağına dikkat çekiyor.

Uzmanlar ABD’nin Şam ve Ankara arasında YPG’yi IŞİD’le mücadele odağından çıkarabilecek ya da mücadeleyi zayıflatabilecek bir anlaşmaya sıcak bakmadığı görüşünü de dile getiriyor.

Rusya’nın Esat rejimiyle diyalog karşılığında Türkiye’ye Suriye’nin kuzeyine askeri operasyon için yeşil ışık yakabileceği görüşü dile getirilmişti. Alan Makovksy bu görüşe katılmadığını, Rusya’nın bu konudaki tavrının net olduğunu ifade etti. Alan Makovksy bu konuda Ankara’nın Washington’dan almayı talep ettiği F-16 savaş uçaklarına ilişkin sürecin de etkili olabileceği kanısında.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu dün 18 Ocak’ta başkent Washington’da ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’la görüşeceğini açıkladı ve Ankara’nın F-16 talebi dahil ikili konuların görüşüleceğini belirtti. ABD Dışişleri Bakanlığı dün yaptığı açıklamada görüşmenin yapılacağını doğruladı; ancak planlanan görüşmeye ilişkin başka bir ayrıntı vermedi.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu Şam’la diyalog konusunda Washington’un tutumuyla ilgili olarak, “ABD’nin normalleşmeye karşı olduğunu anlıyoruz. Ancak yıllardır izlenen politikaların bir neticeye varmadığını ABD’nin de görmesi lazım” demişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise konuyla ilgili önceki açıklamasındaki ifadeleri yineleyerek bu konudaki politikalarının değişmediğini kaydetti.

Paylaşın

Rusya, Kamikaze İHA’larıyla Ukrayna’da Korku Salıyor!

Rusya’nın Ukrayna cephesinde kullandığı İran yapımı Şahid-136’nın (Shahed-136) modern hava savunma sistemleri karşısında hiç şansı yok. Askeri uzmanlara göre bu insansız hava aracının cephede kullanılması da pek uygun değil.

Ancak Rus ordusunun Ukrayna savaşındaki amacı da bu değil zaten. Amaç kamu hizmetleri ve konutlar gibi sivil hedefleri vurmak ve halkı paniğe sürüklemek.

Yaklaşık 20 bin dolara mal olan kamikaze insansız hava araçlarının, diğer IHA’lara göre nispeten ucuz olması ve bileşenlerinin kolayca temin edilebilmesi nedeniyle Ukrayna ordusu şimdi zor bir soruyla karşı karşıya: Her biri bir kamikaze insansız hava aracından kat be kat daha pahalı olan son teknoloji uçaksavar füzelerini onlara karşı kullanmaya değer mi? Çünkü Rusya bu uçakları yoğun olarak kullanıyor ve her birinin vurulması büyük bir maliyeti beraberinde getiriyor.

Ayrıca insansız hava araçlarına yönelik savunma nedeniyle Ukrayna askerleri cephede yetersiz kalıyor. Bu da Rusya’nın bir hesabı gibi görünüyor.

Batılı askeri uzmanlar ise Rusya’nın elindeki kamikaze insansız hava araçlarını, sayıları azalmaya başlayan, çok daha pahalı olan güdümlü seyir füzelerinin yerine kullandığını belirtiyorlar. Basit, ucuz kamikaze insansız savaş uçakları cephede neredeyse hiçbir rol oynamıyor. Ancak anlaşılan Rusya, onların sivil halkı yıpratacak psikolojik etkilerine bel bağlamış durumda.

Çoğunlukla geceleri vuruyorlar. Ukrayna şehirlerinde yaşayanlar Rus kamikaze insansız hava araçlarının saldırılarına sıklıkla maruz kalıyor. Aslında kamikaze tanımlaması bir yanılgı içeriyor: İkinci Dünya Savaşı sırasındaki kamikaze saldırıları, genç Japon pilotlarının uçaklarını müttefik gemilerine çarptırarak düzenledikleri intihar saldırılarıydı. Pilotun ölümü konseptin bir parçasıydı.

Ancak insansız hava araçları adından da anlaşılacağı üzere pilotsuz uçuyor. Bu nedenle tek kullanımlık ya da tek yönlü insansız hava aracı olarak tanımlanabilirler. Zira gerçekleştirdiği saldırının sonunda kendisi de imha edilmiş oluyor. Bu özellikleriyle örneğin bombalama ve keşif uçuşları gerçekleştiren Türkiye yapımı Bayraktar insansız hava araçlarından ayrışıyorlar. Bayraktar İHA’ları, görevlerini tamamladıktan sonra havalandıkları noktalara sağlam olarak geri dönmek üzere geliştirildiler.

Ukrayna’da kullanılan kamikaze insansız hava araçlarının çoğunun İran yapımı Şahid-136 (Shahed-136) olduğu biliniyor. Ancak Rusya ve İran,aralarında söz konusu İHA’ların satışı ile ilgili bir durumun olmadığını ileri sürüyor.

Şahid 136 yaklaşık 3,5 metre uzunlunda ve 2,5 metre kanat açıklığı olan delta kanat olarak tanımlanan bir uçak tipi. 50 kilogram kadar patlayıcıyı taşıyabiliyor. Benzinle çalışan motoru kuyruktaki türbini çalıştırıyor. Bu nedenle çok gürültülü bir araç.

Saatteki hızı 200 kilometreyi geçmiyor, dolayısıyla benzerleriyle kıyaslandığında oldukça yavaş. Ancak menzilinin 2000 km’yi bulduğu belirtiliyor. Üretici firma tarafından verilen menzil tam olarak doğru olmasa bile en yakın rakiplerinin çok daha üstünde olduğu kesin. Menzilinin bu kadar uzun olması nedeniyle de Rusya’dan Ukrayna’ya düzenlenen saldırılarda tercih ediliyor.

Switchblade Şahid’e karşı

Bununla birlikte, Şahid 136’lar çok basit bir tasarıma sahipler. Örneğin Amerikan yapımı Switchblade’in aksine, Şahid önceden girilen ve sabitlenen hedefin dışına çıkamaz. Yani hedef bir kez girildikten sonra artık değiştirilemez.

Kamikaze insansız hava araçlarına “başıboş silahlar” da deniyor. Şahid’in aksine, Switchblade gibi sistemler önce görev alanı üzerinde tur atar, ardından yerdeki bir operatör veri bağlantısı aracılığıyla, hareket halinde de olabilen bir hedefi bildirir. Kamikaze İHA’sı bu verilen hedefe doğru yönelir ve çarparak hem hedefi hem de kendini imha eder.

Şahid cepheye uygun değil

Şahid’in modern hava savunma sistemleri karşısında hiç şansı yok. Askeri uzmanlara göre bu insansız hava aracının cephede kullanılması da pek uygun değil. Ancak Rus ordusunun Ukrayna savaşındaki amacı da bu değil zaten. Amaç kamu hizmetleri ve konutlar gibi sivil hedefleri vurmak ve halkı paniğe sürüklemek.

Yaklaşık 20 bin dolara mal olan kamikaze insansız hava araçlarının, diğer IHA’lara göre nispeten ucuz olması ve bileşenlerinin kolayca temin edilebilmesi nedeniyle Ukrayna ordusu şimdi zor bir soruyla karşı karşıya: Her biri bir kamikaze insansız hava aracından kat be kat daha pahalı olan son teknoloji uçaksavar füzelerini onlara karşı kullanmaya değer mi? Çünkü Rusya bu uçakları yoğun olarak kullanıyor ve her birinin vurulması büyük bir maliyeti beraberinde getiriyor.

Ayrıca insansız hava araçlarına yönelik savunma nedeniyle Ukrayna askerleri cephede yetersiz kalıyor. Bu da Rusya’nın bir hesabı gibi görünüyor.

Batılı askeri uzmanlar ise Rusya’nın elindeki kamikaze insansız hava araçlarını, sayıları azalmaya başlayan, çok daha pahalı olan güdümlü seyir füzelerinin yerine kullandığını belirtiyorlar. Basit, ucuz kamikaze insansız savaş uçakları cephede neredeyse hiçbir rol oynamıyor. Ancak anlaşılan Rusya, onların sivil halkı yıpratacak psikolojik etkilerine bel bağlamış durumda.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Türkiye Ve Suriye Yakınlaşması: Suriyeli Muhalifler Sürece Nasıl Bakıyor?

Suriye Geçici Hükümeti oluşumunun Başkanı Abdurrahman Mustafa, “Birçok bürokratla görüşmelerimiz oldu. Biz Türkiye’nin her zaman Suriye halkının yanında olduğunu zaten biliyoruz” dedi ve ekledi:

“Bizim bürokratlarla görüşmelerimizde, (Suriye-Türkiye arasındaki) bu görüşmelerin teknik görüşmeler olduğu; terörle mücadeleyle, PKK terör örgütüyle mücadeleyle ve Suriye’nin toprak bütünlüğüyle ilgili olduğu vurgulandı. Sayın bakanımız da (Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu) aynı şeyi vurguladı.”

Abdurrahman, önümüzdeki dönemde Türkiye ile Suriye’nin ilişkilerinin normalleşmesi ihtimali düşünüldüğünde, kendilerinin durumunun ne olacağına dair bir kaygılarının olup olmadığını sorusuna “Öyle bir durum yok” diye cevap verdi.

Türkiye, Suriye ile 2011’den sonraki ilk siyasi temasını 2022’in son günlerinde Rusya’nın ev sahipliğinde gerçekleştirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e önerdiği Türkiye-Rusya-Suriye üçlü mekanizmanın ilk toplantısında, Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan, Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ve Suriye istihbarat yetkileri ile bir araya geldi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu de önümüzdeki haftalarda Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile gerçekleştirecekleri üçlü görüşme için temasların sürdüğünü açıkladı.

BBC Türkçe’ye konuşan Abdurrahman Mustafa, bu süreçle ilgili olarak, Suriye Müzakere Komitesi Başkanı Bedir Camus ve Suriye Ulusal Koalisyonu Başkanı Salim Al Muslat’tan oluşan bir heyetin hafta içinde Ankara’da çeşitli temaslarda bulunduğunu belirtti ve bu görüşmelerle ilgili şunları söyledi:

“Birçok bürokratla görüşmelerimiz oldu. Biz Türkiye’nin her zaman Suriye halkının yanında olduğunu zaten biliyoruz. Bizim bürokratlarla görüşmelerimizde, (Suriye-Türkiye arasındaki) bu görüşmelerin teknik görüşmeler olduğu; terörle mücadeleyle, PKK terör örgütüyle mücadeleyle ve Suriye’nin toprak bütünlüğüyle ilgili olduğu vurgulandı. Sayın bakanımız da (Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu) aynı şeyi vurguladı.”

‘Biz de Suriyelilerin kendi memleketlerine dönmesi için çaba harcıyoruz’

Abdurrahman, önümüzdeki dönemde Türkiye ile Suriye’nin ilişkilerinin normalleşmesi ihtimali düşünüldüğünde, kendilerinin durumunun ne olacağına dair bir kaygılarının olup olmadığını sorusuna “Öyle bir durum yok” diye cevap verdi ve devam etti:

“Biz bugüne kadar her zaman siyasi çözümden yana olduğumuzu ifade ettik ve ister Cenevre, ister Astana olsun, isterse Anayasa Komisyonu olsun, bütün bu süreçlere pozitif olarak katkıda bulunduk. Maalesef yine tıkandı çünkü rejim ve müttefikleri; Ruslar, İranlılar her zaman askeri çözümden yanadır.

“Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendi egemenliği vardır, kararlarını kendi belirler ama biz şuna inanıyoruz ki sayın bakanla (Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu) görüşmemizde de bu vurgulandı; asla bu (süreç), Suriye halkının ve Suriye muhalefetinin çıkarlarının aleyhinde olmayacaktır. Kendisi tam tersine, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’in 2254 No’lu kararına bağlı olduğunu ve bunun için çaba harcadıklarını ifade etti.

“Biz zaten Türkiye’nin hiçbir zaman Suriye’nin geleceğiyle ilgili Suriye halkının beklentilerinin dışında bir şey yapmayacağa inanıyoruz, görüşmelerimizde de bu vurgulandı. 2254 No’lu kararla oluşacak herhangi bir çözümü zaten biz de baştan beri destekliyoruz. Sayın bakanımızın bize desteğinin sürdüğünü, bunda herhangi bir değişikliğin olmadığını, bizi endişeye sevk edecek bir durumun olmadığını gördük.”

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde 2015 yılında kabul edilen 2254 sayılı karar, Suriye’de ateşkesin sağlanmasını ve ülkedeki sorunlara siyasi çözüm getirilmesini içeriyor.

Abdurrahman, kendilerinin de Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana olduklarını ve Suriyelilerin ülkelerine dönmesini istediklerini savundu: “Terörle mücadeleyi zaten yapıyoruz. Türkiye ile birlikte baştan beri Suriye’nin bölünmesine karşıyız.

“Türkiye’nin, Türkiye’deki Suriyelilere veya bizim bölgemizdeki Suriyelilere desteği aynı devam ediyor. Tabii ki biz de Suriyelilerin kendi evlerine, kendi memleketlerine, kendi köylerine dönmesi için çaba harcıyoruz. Bu dönüşler ancak gönüllü, onurlu ve güvenli bir şekilde Birleşmiş Milletler çatısı altında sağlanır. Türkiye de bu hususta aynı görüştedir.”

Türkiye muhalefetten tutum değiştirmesini istedi mi?

Esad yönetimi ile mücadelelerinin sürdüğünü söyleyen Abdurrahman, “Türkiye sizden Suriye yönetimine dair tutum değiştirmenizi istedi mi?” sorusuna cevap olarak ise “Böyle bir şey hiç olmadı” dedikten sonra ekledi:

“Zaten bizim adil taleplerimiz var. Bu da Birleşmiş Milletler kararlarının uygulanması ve demokratik, insan haklarına dayalı, çoğulcu, herkesi kapsayan bir Suriye oluşturmaktır. Dolayısıyla bizden bunun dışında bir talepte bulunulmadı. BM’nin Suriye’deki çözümünü desteklediklerini vurguladılar.”

Harekât hazırlığı var mı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2022 yılının son kabine toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada, 2023’ün gündem başlıkları arasında “terörle mücadelenin üst sıralarda yer alacağını” söylemiş ve Suriye’nin kuzeyine dikkat çekmişti.

Erdoğan, “Özellikle Suriye’den ülkemize yönelik tehditleri tamamen yok etmek için 30 kilometre derinliğindeki güvenlik hattımızdaki boşlukları kapatacak yeni adımlar atacağız. Bu kapsamda terör örgütünün silahlı kapasitesi yanında güç ve destek aldığı tüm kaynaklarını, tüm altyapısını imha edecek yeni bir mücadele safhasına geçeceğiz” ifadelerini kullanmıştı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da 29 Aralık’ta düzenlediği basın toplantısında Suriye ile başlatılan sürecin askeri operasyonları engellemeyeceğini söylemişti.

Olası bir harekâta Suriyeli silahlı muhalif grupların çatı örgütü Suriye Milli Ordusu yapılanmasının da katılması bekleniyor.

Bu yapılanma, Suriye Geçici Hükümeti oluşuma bağlı olarak hareket ediyor.

Abdurrahman, söz konusu harekâtın ertelendiği yönündeki iddialarla ilgili soru karşısında ise diplomatik sürecin sürdüğünü söyledi:

“Sonuçta ilk önce diplomatik kanallarla çözülmeye çalışılır. Mutabakatlar vardı; 2019 mutabakatı vardı, Ruslarla da mutabakatlar vardı. Sonuçta illa olması gerekiyorsa bizim Milli Ordu zaten her zaman savaş durumundadır, bunun için özel bir hazırlık yapmasına gerek yoktur, zamanı geldiğinde gerekli operasyonları yapar ama şu anda diplomatik süreç devam ediyor.”

Abdurrahman, “Yani Suriye Milli Ordusu örgütlenmesinde şu an için harekât için özel bir hazırlık yok mu?” sorusuna da şu yanıtı verdi:

“Devamlı eğitim veriyoruz, yeniden yapılanmaya gidiyoruz, düzenlemeye çalışıyoruz, nizami orduya çevirmeye çalışıyoruz; bunlar zaten her zaman var. Bizim zaten mücadelemiz bitmedi ki. İster rejime karşı ister DAEŞ’e karşı, ister El Kaide’ye karşı, isterse PKK terör örgütüne karşı… Hepsine karşı mücadelemiz zaten devam ediyor yani hiçbir zaman durmadı.”

Paylaşın

Türkiye – Suriye Yakınlaşmasına ABD’den Tepki: Türkiye İki Kez Düşünmeli

Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanlarının aralık ayı sonunda Moskova’da yaptığı üçlü toplantının ardından gelmesi dikkat çekti. Moskova’daki toplantıda Suriye’de iç savaşın başlamasından 11 yıl sonra Suriye ve Türkiye bakan düzeyinde ilk kez bir araya gelmişti.

Haber Merkezi / Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Türkiye’yi üstü kapalı uyararak, bütün ülkelerin “acımasız” olarak tanımladığı Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile ilişkileri normalleştirmeden önce “iki kez” düşünmeye çağırdı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price basına yaptığı açıklamada, “Acımasız bir diktatör olan Beşar Esad’ı eski durumuna getirmek için ilişkilerini artıran ve bu yönde arzularını ifade eden ülkelere destek vermiyoruz” dedi.

Esad ile ilişkileri normalleştirme konusunda ülkelerin adım atmaması gerektiğini dile getiren Price, “Ülkeleri, Suriye halkına zulüm etmeye devam eden ve hayat kurtaran insani yardıma erişimi engelleyen Esad rejiminin son on iki yıldaki korkunç insan hakları sicilini dikkatli bir şekilde incelemeye davet ediyoruz” ifadesini kullandı.

ABD, 2020 yılından bu yana Şam rejiminin işlediği belirtilen zulümlerden sorumlu görülen Beşar Esad’a yaptırım uygulanmasına izin veriyor.

Suriyeli muhalifler Çavuşoğlu ile bir araya geldi

Öte yandan Türkiye ve Suriye arasında Rusya’da yapılan savunma bakanları seviyesindeki toplantının ardından Şam yönetimi karşıtı muhalif liderler ile Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu bir araya geldi. Türkiye ile Suriye arasında yapılacak ikinci toplantı için tarih kesinleşmezken Suriyeli muhaliflerin siyasi çözüm istedikleri belirtildi.

Anadolu Ajansı’nda yer alan habere göre, Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK), Türkiye’nin, Suriye muhalefetinin güçlü bir müttefiki olduğunu vurgulayarak siyasi çözüm için istekli olduklarını açıkladı.

SMDK Başkanı Salim el Muslat, Suriye Müzakere Komitesi Başkanı Bedir Camus ve SMDK Geçici Hükümeti Başkanı Abdurrahman Mustafa, Ankara’da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile bir araya geldi.

Görüşmenin ardından SMDK Başkanı Muslat, yazılı açıklama yaptı. Muslat açıklamada, “Türkiye, Suriye devriminin ve muhalif güçlerin güçlü bir müttefiki. 2118 ve 2254 sayılı Cenevre Kararları başta olmak üzere Suriye meselesine ilişkin tüm uluslararası kararlarda Türkiye’nin böyle kalacağını ümit ediyorum.” ifadelerini kullandı.

Beşar Esad rejiminin sözlerini yerine getirmeme konusunda “aldatmaca tavırlar sergilediğini” belirten Muslat, “Suriye muhalifleri, halkın acısını dindirmek için siyasi süreci harekete geçirme konusunda istekli. Adalet ve eşitliğe dayalı yeni bir dönem ve Suriye ile bölge ülkeleri için güvenlik ve istikrar tesis edilmeli.”değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’ye ve Suriyelilere ev sahipliği yapan tüm ülkelere teşekkür ederek yapılanların unutulamayacağını vurgulayan Muslat, şunları kaydetti: Suriye halkı, mülteci sorununun çözümü için siyasi geçiş konusunda kararlı. Zorla yerinden edilen sivillerin güvenli bir şekilde geri dönüşlerini garanti eden, (Suriye’de) güvenli ve istikrarlı bölge oluşturulması gerekmektedir.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Suriye muhalefet liderleriyle Dışişleri Bakanlığında yaptığı görüşmeye ilişkin, “Suriye bağlamındaki son gelişmeleri ele aldık. 2254 sayılı BMGK Kararı uyarınca Suriye muhalefetine ve halkına desteğimizi yineledik.” ifadelerini kullanmıştı.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK), Aralık 2015’te oy birliğiyle onayladığı 2254 sayılı karar, Suriye genelinde acil bir ateşkesin sağlanması ve buna paralel olarak siyasi müzakerelerin başlaması; iki yıl içerisinde bir “birlik hükümeti” kurulması ve ardından seçimlerin gerçekleştirilmesi için çağrı yapıyor.

Paylaşın