ABD: Washington’un İsteği Türkiye’nin Rusya’yla Ticaretinin Azalması

Rusya – Ukrayna savaşı sırasında hem Moskova hem de Kiev ile iyi ilişkilerini sürdürmeye çalışan Ankara prensip olarak yaptırımlara karşı çıksa da yaptırımların Türkiye’de delinemeyeceğini ve gönderilen hiçbir ürünün Rusya ordusu tarafından kullanılamayacağını bildirmişti.

Aralarında ABD Maliye Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo’nun da bulunduğu çok sayıda üst düzey Amerikalı yetkili Ukrayna işgalinden bu yana Türkiye’ye giderek, iş dünyası ve bankalara, ABD’nin Rusya’ya yaptırımlarını uygulamaları yönünde uyarılarda bulunmuştu.

ABD Dışişleri Bakanlığı Yaptırımlar Koordinasyon Ofisi Başkanı James O’Brien, G7 ülkelerinin baskısı üzerine, Türkiye’nin yaptırım uygulanan Batı mallarının Rusya’ya geçişini durdurmayı kabul ettiğini söyledi. O’Brien, Washington’un Ankara’nın Moskova ile ticaret verilerini, düşüş beklentisiyle takip edeceğini vurguladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi James O’Brien, Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada Türk yetkililerin, yaptırım uygulanan malların Rusya’ya yeniden ihracatına yasak getirdiklerini çeşitli hükümet ve kurumlarla “çok açık” bir şekilde paylaştıklarını söyledi.

Ancak O’Brien, Washington’un bu değişimin etkisini henüz görmediğini söyledi.

“Bunu görmemiz biraz zaman alacak. Mart ve Nisan aylarındaki ticaret verilerini göreceğiz ve bu ticaretin dramatik bir şekilde düştüğünü görmeyi bekleyeceğiz” diyen Amerikalı yetkili, tek önemsediğinin bu rakamlar olduğunu kaydetti.

ABD ve müttefikleri, Ukrayna’yı işgalinin ardından Rusya’ya kapsamlı yaptırımlar uyguladı. Ancak Karadeniz komşusu Türkiye ve Hong Kong dahil diğer ticaret merkezlerinden Rusya’ya tedarik kanalları açık kaldı.

İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği’nin geçen ay yaptığı açıklamaya göre, Türk hükümeti şirketlere yasaklı yabancı malların bir listesini gönderdi ve 1 Mart’tan itibaren bu malların Rusya’ya aktarılmaması talimatı verdi.

Bu politika, Washington ve diğer zengin G7 bloğu ülkelerinin, Rusya’nın savaş alanında yeniden değerlendirebileceği ürünlerin satışını kısıtlamaları için, üçüncü ülkeleri ikna çabalarını izledi.

NATO üyesi Türkiye, savaş sırasında hem Moskova hem de Kiev ile iyi ilişkilerini sürdürmeye çalıştı.

Ankara prensip olarak yaptırımlara karşı çıksa da yaptırımların Türkiye’de delinemeyeceğini ve gönderilen hiçbir ürünün Rusya ordusu tarafından kullanılamayacağını bildirmişti.

Aralarında ABD Maliye Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo’nun da bulunduğu çok sayıda üst düzey Amerikalı yetkili Ukrayna işgalinden bu yana Türkiye’ye giderek, iş dünyası ve bankalara, ABD’nin Rusya’ya yaptırımlarını uygulamaları yönünde uyarılarda bulundu.

ABD Maliye Bakanlığı’nın Terörizm ve Mali İstihbarat Müsteşarı Brian Nelson Şubat ayı başlarında Türkiye’de temaslarda bulunmuştu.

Hükümet yetkilileri ve bankacılık sektörü temsilcileriyle biraraya gelen Nelson, yaptırım listesindeki Rus kurumlarla iş yapmaları halinde Türk şirketlerinin ve bankalarının yaptırım riskiyle karşı karşıya kalabilecekleri uyarısı yapmıştı.

Amerikalı yetkili Türk şirketleri ve bankalarının, Rus askeri endüstriyel kompleks tarafından kullanılabilecek çift kullanımlı teknoloji transferine ilişkin işlemlerden kaçınmak amacıyla daha fazla önlem almaları gerektiğini vurgulamıştı.

Kazakistan ve BAE’den de beklentiler aynı

ABD Dışişleri Bakanlığı Yaptırımlar Koordinasyon Ofisi Başkanı James O’Brien, Kazakistan’ın da yaptırımları ihlal edebilecek ticareti inceleme ve tespit etme politikası açıkladığını söyledi ve Washington’un bu konuda gelişmeler görmeyi beklediğinin altını çizdi.

O’Brien, Birleşik Arap Emirlikleri’nin de Rusya ile ticaretini gözden geçireceğini ancak harekete geçme taahhüdünde bulunmadığını söyledi. Washington daha önce Birleşik Arap Emirlikleri’nde “yaptırımlara uyumun zayıf olduğunu” açıklamıştı.

“Rusya bu malları silah yapmak için kullanıyor. Bu mesele G7 için çok yüksek bir öncelik’’ diyen O’Brien, ürünlerin nihai olarak Rus ordusuna gidecek olması nedeniyle, BAE’deki işlemlerle bağlantılı olan herkesin yaptırımları ihlal ediyor olabileceğini de belirtti.

Amerikalı yetkili, “Yani bu ticareti desteklemeye devam ediyorlarsa, işlerinin geleceğiyle kumar oynuyorlar” ifadesini kullandı.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Türkiye – Suriye Normalleşmesi: Kazanan Kim?

Türkiye, Suriye ve Rusya’nın savunma bakanları ve milli istihbarat teşkilatı başkanları, Aralık 2022 yılında Moskova’da bir araya geldi. Bu, Türkiye ve Suriye arasında çatışmaların başladığı 2011 yılından bu yana en üst düzey ilk görüşmeydi.

Son olarak Rusya’nın başkenti Moskova’da Türkiye, Rusya, İran ve Suriye’nin dışişleri bakan yardımcıları bir araya geldi. Taraflar, Suriye’nin siyasi geleceğiyle ilgili bir görüşmeler gerçekleştirdi. Görüşmeye Türkiye Dışişleri Bakan Yardımcısı Burak Akçapar, Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayman Susan, İran Dışişleri Bakanı’nın Siyasi İşler Danışmanı Ali Asgar Hacı ve Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov katıldı.

Görüşmelerin kapsamıyla ilgili kamuoyuna ayrıntılı bir açıklama yapılmadı. Ancak haber ajansı Reuters’ın Rus ve Suriyeli kaynaklarına dayandırdığı haberinde, söz konusu görüşmeyi yakın gelecekte dışişleri bakanları düzeyinde bir görüşmenin izleyebileceğini, uzun vadede de devlet başkanları düzeyinde bir görüşmenin mümkün olduğu ihtimali vurgulandı. Rus basınına yansıyan bazı haberlere göre de görüşmede Türkiye ve Suriye dışişleri bakanları arasında ikili bir görüşme yapılmasına ilişkin bir tarih ve mekan belirlenmesinin ele alındığı kaydedildi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yılın başında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la görüşebileceği mesajını vermişti. Ancak Şam’dan bu konuda açık bir yanıt gelmedi. Suriye lideri Esad, Türkiye ile görüşmelerde bulunulmasına topyekün karşı olmasa da Ankara ile masaya oturmak bazı şartlar öne sürdü. Bunun başında da Türk askerlerinin Esad karşıtlarının kontrolünde olan Suriye’nin kuzeyindeki bölgeden çekilmesi yer alıyor. Türkiye’nin aynı zamanda muhaliflerin son kalesi olarak tanımlanan ve kısmen El Kaide bağlantılı Heyet Tahrir Şam’ın kontrolü altında bulunan İdlib vilayetinde askeri varlığı bulunuyor.

Türkiye ve Rusya’nın çıkarı ne?

Peki canlandırılmaya çalışan bu ilişkilerden kim ne fazla sağlıyor?

Erdoğan’ın Şam’la temas kurmak istemesinin altında büyük ölçüde yaklaşan seçimler yatıyor. Türkiye’deki Suriyeli mülteciler, seçim kampanyalarının önemli bir konusu. Muhalefet, başlattığı seçim kampanyasında Suriyeli mültecileri evlerine göndereceğini vadediyor.

Ankara’da mültecilerle ilgili devam eden tartışmayı değerlendiren Hessen Barış ve Çatışma Araştırmaları Vakfı’nın Suriye uzmanı Regine Schwab, Erdoğan’ın da bugünlerde mültecileri Suriye’ye göndermekle uğraştığını göstermek istediğine dikkat çekiyor. Erdoğan’ın ayrıca Suriye’de Kürtlerin nüfuzunu ve özerkliğini bastırmak için de çaba sarf ettiğini belirten Schwab, “Erdoğan görüşmelerde bu amacını da hayata geçirmek için çabalayabilir” diyor.

Uzmanlara göre, Moskova’da yapılan görüşmelerden uluslararası ortamda Ukrayna savaşı nedeniyle giderek yalnızlaşan Rusya hükümeti aslında önemli ölçüde fayda sağlıyor. Alman Yeşiller partisine yakınlığıyla bilinen Heinrich Böll Vakfı’nın Ortadoğu Bente Scheller, yaptığı değerlendirmede, Rusya’nın bu görüşmelerle Suriye’de oynadığı önemli role dikkat çekmeye çalıştığını vurguluyor. Scheller, “Moskova aslında kendi görüşme formatlarıyla kendi hakikatini kurmak istiyor” saptamasını yapıyor.

Rusya ayrıca geçmişteki tutumunun aksine Suriye rejiminin temsilcilerinin Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında Cenevre’de yapılan görüşmelere katılmasına onay verdi. Scheller bu gelişme ile ilgili olarak da “Rusya bu tavrıyla, Suriye’de ne olduğuna nihai olarak kendilerinin karar verdiğini, uluslararası ortamda yeniden teyit etmiş oldu” diyor.

Görüşmenin asıl kazananı: Esad

İran’daki hükümet karşıtı protesto eylemleri nedeniyle baskı altında bulunan İran hükümeti ise gelecek dönemde Suriye’deki varlığını artırmak ve istikrarlı hâle getirmek isteyecek gibi görünüyor.

Tahran yönetimi, birkaç hafta önce de Suudi Arabistan ile yeniden diplomatik ilişkilere başlanması konusunda mutabakata varmıştı. Böylesine bir adım, Suriye ve Yemen’de şu ana kadar birbirleriyle savaşan grupları destekleyen iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesi anlamına gelebilir. Schwab, “İlişkilerdeki olası bir rahatlama, İran’ı, Suriye’deki varlığını daha da artırmaya ve askeri araçlar vasıtasıyla ABD ve İsrail ile sürdürdüğü çatışmalara odaklanmaya itebilir” değerlendirmesini yapıyor.

Moskova’daki görüşmelerin gizli kazananını ise Beşar Esad. Suriye hem Moskova hem de Tahran’ın dış politika hesaplarında önemli bir rol oynuyor. Suriye sayesinde her iki ülke de Akdeniz’de önemli bir varlık sağlamış oluyor.

Birkaç gün önce, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Suriye’yi Mayıs ayında Riyad’da yapılacak Arap Ligi zirvesine davet etti. Bu davet, Esad açısından son derece önemli bir diplomatik başarı olma niteliğini taşıyor. Tüm bu gelişmelerin, 2011 yılında patlak veren “Arap Baharı’nın” beraberinde getirdiği liberal atmosferin bölgede giderek zayıflamasına paralel gerçekleştiğini de unutmamak gerekiyor. Ancak Esad’ın söz konusu başarıdan ekonomik açıdan fayda sağlayıp sağlayamayacağı belirsiz.

İsrail zor durumda

ABD’nin de şu anda Suriye’de IŞİD’le mücadele etme amacı taşıyan yüzlerce askeri bulunuyor. Hatta geçen hafta, Amerikan güçlerinin üst düzey bir IŞİD üyesini öldürdüğü bildirildi. Söz konusu kişinin, Avrupa’da terör eylemleri planladığı ve IŞİD’in mevcut yönetiminin oluşturulmasında önemli bir rol oynadığı belirtiliyor.

ABD hükümeti, Suriye’de Amerikan askerlerine düzenlenen saldırılardan İran destekli grupları sorumlu tutuyor: Örneğin 23 Mart’ta Haseke’deki bir üsse düzenlenen İHA saldırısından. Basına yansıyan haberlere göre, söz konusu saldırıda, bir Amerikalı hayatını kaybederken beş Amerikalı ise yaralandı.

İran aynı zamanda Suriye’de, kendisini bir tehdit olarak tanımlayan İsrail ile de çatışıyor. Örneğin geçen Salı günü İsrail Şam’ın yakınlarında çeşitli hedeflere hava saldırısı düzenledi. Ancak İsrail, Suriye’deki çatışmalarda giderek izole hâle geliyor.

Son yıllarda çeşitli Arap devletleriyle yakınlaşma içerisinde bulunan İsrail, 2020 yılında ABD arabuluculuğunda, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ile Abraham Mutabakatı’nı imzalamıştı. Suudi Arabistan mutabakatı imzalamasa da anlaşmaya sıcak baktığı biliniyor. Ancak şimdi Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, İran ile bir yakınlaşma içerisinde.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

ABD’den Ukrayna’ya 2,6 Milyar Dolarlık Yeni Silah Yardımı

ABD’nin Ukrayna’ya 2,6 milyar dolarlık askeri yardım yapacağı açıklandı. ABD, Rusya işgalinin başladığı 24 Şubat 2022’den beri Ukrayna’ya 35,2 milyar dolardan fazla güvenlik yardımı sözü verdi.

Almanya ve Portekiz tarafından söz verilen Leopard 2 muharebe tankları da geçen ay Ukrayna’ya ulaştı. Salı günü açıklanan pakette 61 adet ağır yakıt tankeri ve bozuk tanklar gibi ağır ekipmanları taşımaya yardımcı olacak kurtarma araçları yer alıyor.

Silah yardımı paketi, Başkan Joe Biden yönetiminin ABD silah stokları yerine sektörden silah satın almasını mümkün kılan Ukrayna Güvenlik Yardımı Girişimi (USAI) fonundan sağlanan 2,1 milyar dolardan oluşuyor.

Rusya, Ukrayna’da bahar taarruzuna hazırlanırken Pentagon’dan yapılan açıklamada ABD’nin Kiev’e üç hava gözetleme radarı, tanksavar roketler ve yakıt kamyonlarını içeren 2,6 milyar dolarlık askeri yardım yapacağı belirtildi.

ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Büyükelçi Julianne Smith dün yaptığı açıklamada, Ukraynalılar’ın gelecek haftalarda kendi bahar harekatını başlatmasını beklediklerini söyledi.

ABD’nin bugün açıkladığı silah yardımı paketi, Başkan Joe Biden yönetiminin ABD silah stokları yerine sektörden silah satın almasını mümkün kılan Ukrayna Güvenlik Yardımı Girişimi (USAI) fonundan sağlanan 2,1 milyar dolardan oluşuyor.

USAI paketi, eğitim ve bakım masraflarının yanısıra ABD ve müttefiklerinin Kiev’e verdiği NASAMS hava savunması için ek mühimmat, hassas hava mühimmatı, Sovyet dönemi GRAD roketleri, tanksavar roketleri, zırhlı köprü sistemleri ve 105 yakıt römorkunu içeriyor.

Kalan 500 milyon dolarsa, başkanın acil durumda Kongre onayı gerektirmeden ABD’nin mevcut stoklarından teçhizat alımına izin veren özel yetkisi üzerinden sağlandı.

Yardım paketinin bu kısmına Patriot hava savunma sistemleri, tank mühimmatları ve Yüksek Hareketli Topçu Roket Sistemleri (HIMARS) için mühimmatın da aralarında olduğu yarım düzine mühimmat türü dahil.

Paylaşın

Rusya’dan NATO’ya Finlandiya Uyarısı

Dışişleri Bakan Yardımcısı Alexander Grushko, NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) güçlerinin ve kaynaklarının Finlandiya’ya konuşlandırılması halinde, “Rusya’nın askeri güvenliğini sağlama almak için ek adımlar atılacağını” söyledi.

Bir gün önce Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov da Finlandiya’nın üyeliğinin NATO’daki Rusya karşıtı trendin yükselişinin göstergesi olduğunu söyledi ve Moskova’nın NATO müttefiklerinin Fin topraklarına yerleştireceği silahlara bağlı olarak uygun yanıtı vereceği konusunda uyardı.

Ancak Peskov açıklamasında Rusya’nın Finlandiya ile herhangi bir toprak anlaşmazlığı olmadığını da belirterek üyeliğin Rusya’ya olan etkisinin önemsiz ve etkisiz olduğu mesajını da vermeye çalıştı.

Rusya’nın Finlandiya sınırına hangi ek askeri kaynakları gönderebileceği henüz net değil. Ancak Moskova’nın en yetenekli askeri birliklerini Ukrayna’ya konuşlandırdığı biliniyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, hali hazırda ittifakın Finlandiya’ya herhangi bir ek asker veya teçhizat konuşlandırması halinde sınır boyunca savunmaları güçlendireceğini belirtmişti.

Finlandiya’nın üyeliği NATO’nun Rusya’ya doğru genişlemesi noktasında Putin’e stratejik ve siyasi bir gövde gösterisi olarak algılanıyor. Ancak NATO yetkilileri durumun Moskova için bir tehdit oluşturmadığını söylüyor.

Finlandiya’nın attığı bu adımın “daha önce dünyanın en istikrarlı bölgelerinden biri olan Kuzey Avrupa’daki durumda temel bir değişikliği” işaret ettiği de belirtilerek, üstü kapalı istikrarın bozulmuş olduğunun sinyali verildi.

NATO hakkında

Açık kapı politikası izleyen NATO, 74 yılı geride bırakırken 9. kez genişledi. 1949’da 12 üyeyle kurulan ittifak, 31’inci üyesini kabul etti.

ABD, Belçika, İngiltere, Danimarka, Fransa, Hollanda, İtalya, İzlanda, Kanada, Lüksemburg, Norveç ve Portekiz’in imzalarıyla kurulan NATO’ya 1952’de Türkiye ve Yunanistan dâhil oldu.

Almanya 1955’te ve İspanya 1982’de NATO’ya katılırken, 1999’daki genişlemede Çekya, Macaristan ve Polonya ittifaka girdi.

2004’teki genişlemede Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya dâhil olurken, 2009’da Arnavutluk ve Hırvatistan, 2017’de Karadağ, 2020’de Kuzey Makedonya, NATO üyeleri haline geldi.

İsveç ne zaman girecek?

Finlandiya’nın NATO’ya üyeliği 74 yıllık tarihinde kayda geçen en hızlı üyelik süreci oldu. Hem Finlandiya hem de İsveç başvuruyu geçen yıl Mayıs ayında yapmıştı.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Finlandiya’nın üyeliğinin ardından ülkenin batısındaki komşusu İsveç’in de yakında üye olmasını umduğunu belirtiyor. Stoltenberg, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bir kez daha çağrıda bulunarak İsveç’in üyeliğine itiraza da son vermesini talep ediyor.

Stoltenberg, İsveç’in verdiği sözleri yerine getirdiğini de savunuyor. Ankara, İsveç’ten “terörist” olarak nitelendiği ve terör örgütüne üye olduğunu iddia ettiği kişilerin iadesini talep ediyor.

Askeri uzman Jacob Westberg’e göre İsveç’in NATO’ya üyeliği sadece güvenlik politikaları açısından bir kazanım olmakla kalmayacak, askeri açıdan da büyük bir getirisi olacak.

Westberg, “Rusya için Baltık Denizi’nde operasyonlar düzenlemek zor hale gelecek” diyor ve “İsveç’in beş tane modern denizaltısı var ve onlarla NATO’nun Polonya ve Almanya’dan oluşan gücünü tamamlayabilir” diye ekliyor.

Paylaşın

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov: Avrupa’ya Tavrımız Sertleşebilir

Rusya’nın Avrupa ve Çin ile olan ilişkileri hakkında açıklamalarda bulunan Dışişleri Bakanı Lavrov, AB’nin Moskova’ya “düşmanca tavrının ve duruşunun” anlamının “AB’nin Rusya’yı kaybetmiş olması” olduğunu söyledi.

Bakan Lavrov, açıklamasının devamında, “Rusya’nın ulusal çıkarları ve diplomasideki mütekabiliyet prensibi gereğince, gerekirse Rusya Avrupa ile daha sert bir tavırla mücadele eder” ifadelerini kullandı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Argumenty i Fakty isimli Rus haber sitesine açıklamalarda bulundu.

Lavrov, Avrupa Birliği’nin (AB) Moskova ile kötü ilişkisinin, AB’nin Ukrayna’daki “suçlu rejime” silah yardımı sağladığı için kendi hatası olduğunu belirtti. Lavrov konuya ilişkin, “AB, Rusya’yı kaybetti. Ancak bu onların hatası. AB üye ülkeleri ve AB liderleri, kendi tabirleriyle Rusya’ya stratejik bir kayıp yaşatılması gerektiğini açıkça söylüyor” dedi.

Lavrov, AB’nin Moskova’ya “düşmanca tavrının ve duruşunun” anlamının “AB’nin Rusya’yı kaybetmiş olması” olduğunu söyledi ve “Rusya’nın ulusal çıkarları ve diplomasideki mütekabiliyet prensibi gereğince, gerekirse Rusya Avrupa ile daha sert bir tavırla mücadele eder” ifadelerine yer verdi.

Lavrov’un bu açıklaması, Finlandiya’nın Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü’nün (NATO) resmi olarak 31’inci üyesi olacağı günün sabahında geldi. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgale başlamasının ardından Mayıs ayında NATO’ya üyelik için başvuran, aylar süren görüşmelerin ardından Türkiye’den de onay alan Finlandiya’nın NATO’ya üyeliğinin Salı günü gerçekleşeceğini söylemişti. Bu adım, Batı ile Rusya’nın arasındaki gerilimi daha da tırmandırıyor.

“Batı, Rusya ile Çin’in arasını açmaya çalışıyor”

Lavrov ayrıca Rusya ve Çin ilişkileri hakkında da konuştu. “Batı, Rusya ve Çin arasındaki eşitsiz ilişki hakkında ve Moskova’nın Pekin bağımlılığından bahsederek iki ülkenin arasını açmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı. Lavrov, söz konusu “eşit olmayan ilişkinin, düşmanca davranan ülkeler tarafından uzun süredir abartıldığını” söyledi, bu adımın da “iki ülkenin ilişkilerini zora sokmaya çalışmak” olduğunu belirtti.

Lavrov geçen ay Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in on saat süren görüşmelerinin, Rusya ve Çin arasındaki “stratejik ortaklığı” ileriye götürdüğünü belirtti. Lavrov, Rusya ve Çin arasındaki bu ortaklığın, “omuz omuza durup, birbirlerinin temel çıkarlarını savunmayı” da içerdiğini ifade etti.

Ne olmuştu?

Rusya Devlet Başkanı Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi, Moskova’da yaptıkları görüşme sonrasında 21 Mart tarihinde ortak bildiri imzalamış, bu bildiride, ikili işbirliği, Rusya-Çin ilişkilerinin kapsamlı ortaklık ve yeni bir çağda stratejik etkileşiminin geliştirilmesi hakkında detaylı görüş alışverişinde bulunulduğu hatırlatılmıştı. Bu bildiri, Batı’nın tepkisine neden olmuştu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Moskova’da Dörtlü Suriye Zirvesi Nisan’da

Türkiye, Rusya, İran ve Suriye dışişleri bakan yardımcıları Nisan ayında Moskova’da biraraya gelecekleri bildirildi. Dört ülkenin dışişleri bakan yardımcılarının bu ay yapılması planlanan toplantısı ise ertelenmişti.

Rusya, Aralık ayında Suriyeli ve Türk savunma bakanlarının biraraya geldiği bir toplantıya evsahipliği yapmıştı. O tarihten bu yana üçlü görüşmeler, Esat’ın müttefiki ve yakınlaşmayı açıkça destekleyen İran’ı da kapsayacak şekilde genişletilmişti.

Suriye, Türkiye, İran ve Rusya dışişleri bakan yardımcılarının, Suriye savaşı sırasında yıllarca süren düşmanlıkların ardından Ankara ve Şam arasındaki temasları geliştirmek için Nisan ayında Moskova’da biraraya gelecekleri bildirildi. Reuters haber ajansı iddiasını Türk ve İranlı yetkililere dayandırdı.

Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esat’ın müttefiki Rusya’nın teşvikiyle, 12 yıldır süren çatışmanın karşı taraflarında yer alan Suriye ve Türkiye’den yetkililer, ilişkileri normalleştirme amacıyla geçen yıl toplantılar düzenlemişti.

Ancak Esat bu ay, işgalci güçler olarak nitelediği Türk ordusu Suriye’nin kuzeyinden çekilene kadar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmeyi reddetti.

Reuters’a bilgi veren üst düzey bir Türk yetkili, Suriye’deki durumun 3-4 Nisan’da Moskova’da yapılacak görüşmede ele alınacağını söyledi.

Yetkili, “Bu toplantının, normalleşme sürecinde başlayan bakanlar düzeyindeki görüşmelerin bir devamı olması bekleniyor. Ancak bakanlar düzeyinde bir katılım olmayacağı ve toplantı teknik düzeyde yapılacağı için önemli kararlar alınması beklenmiyor” dedi.

İran Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili de toplantının Nisan ayının ilk haftasında Moskova’da yapılacağını doğruladı.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi olan Suriyeli bir kaynak da, dışişleri bakan yardımcıları arasında yakında bir toplantı yapılacağını doğruladı ancak tarih belirtmedi.

Türk Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, toplantı haberleriyle ilgili henüz yorum yapmadı.

Rusya, Aralık ayında Suriyeli ve Türk savunma bakanlarının biraraya geldiği bir toplantıya evsahipliği yapmıştı. O tarihten bu yana üçlü görüşmeler, Esat’ın müttefiki ve yakınlaşmayı açıkça destekleyen İran’ı da kapsayacak şekilde genişletilmişti.

Dört ülkenin dışişleri bakan yardımcılarının bu ay yapılması planlanan toplantısı ise ertelenmişti.

Rus devlet haber ajansı RIA hafta başında Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikhail Bogdanov’a dayandırdığı haberinde Rusya, Türkiye, İran ve Suriye dışişleri bakan yardımcılarının Nisan ayı başında Moskova’da istişarelerde bulunabileceğini bildirmişti.

Paylaşın

Ukrayna’ya Silah Desteği ABD’nin Füze Ve Cephane Stoklarını Tüketti

Rusya’nın bölgesel bir operasyon olarak adlandırdığı Ukrayna’nın ise ‘Batı’lı güçlerin desteğiyle devam ettirdiği savaşın bir yılı geride kalırken, Ukrayna’ya silah desteği sağlayan ABD’nin füze ve cephane stoklarını tüketti yazıldı.

ABD’nin önde gelen gazetelerinden The New York Times’ın haberine göre, ABD’nin Ukrayna’ya gönderdiği Stingerlar kadar yeni füze üretmesi 13 yıl sürecek. Benzer şekilde, Javelin füze sistemlerinin savaştan önceki stok seviyesine gelmesinin de en az 5 yıl alacağı hesaplandı.

Mühimmat üretiminde yaşanan sıkıntılar ve eksikliklerin savunma sanayi profesyonelleri arasında da endişe yarattığı ifade edildi.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi tarafından yayınlanan bir raporda, “Bu bir kriz olabilir. Ön cephe hareketsiz bir hale gelmişken, toplar en önemli savaş silahına dönüştü. Ukrayna asla 155 milimetrelik mühimmattan mahrum kalmaz ama top birlikleri sadece öncelikli hedeflere ateş etmek zorunda kalabilir” ifadelerine yer verildi.

Biden yönetimi mart başında Savunma Bakanlığı için 842 milyar dolarlık rekor bütçe önermiş ve bu bütçenin 19,2 milyar dolarının üretim tesislerini yenilemek ve füze üretimini artırmak için kullanılacağını belirtmişti.

ABD’nin bir ayda ürettiği, Ukrayna’da 48 saatte tükeniyor

ABD elindeki mevcut kapasiteyle bir ayda 155 milimetrelik 14 bin top mermisi üretebilirken, Ukrayna güçleri bu sayıda mermiyi 48 saat içinde tüketiyor. ABD’li yetkililer ocak ayında bir öneri sunmuş ve talebi karşılayabilmek için üretim kapasitesinin günde 90 bin mermiye kadar çıkarılmasına karar verilmişti. Ancak bu rakamın 2025’e kadar yakalanması beklenmiyor.

Konuyla ilgili geçen aralıkta Dış Politika Araştırma Enstitüsü (Foreign Policy Research Institute) için bir makale yazan savunma uzmanları Michael Kofman ve Rob Lee, “Mühimmat erişimi, 2023’te savaşın gidişatını belirleyecek en önemli ve tek faktör olabilir” ifadelerini kullanmıştı.

Daha önce Körfez Savaşı gibi yüksek yoğunluklu ve kısa süreli ya da Afganistan Savaşı gibi düşük yoğunluklu ve uzun süreli çatışmalarda bulunan Amerika Birleşik Devletleri bu savaşlarda cephane sıkıntısı yaşamamıştı. Bu savaşların yoğunluğu ve süresi, ABD’nin stoklarını ihtiyaç duyduğu şekilde tazelemesine fırsat sunmuştu.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Putin: Belarus’a “Taktik Nükleer Silahlar” Konuşlandıracağız

Rusya devlet televizyonuna açıklama yapan Devlet Başkanı Vladimir Putin, Belarus’a taktik nükleer silahlar konuşlandıracağını söyledi. Putin, Moskova’nın silahların kontrolünü Minsk yönetimine bırakmayacağını da sözlerine ekledi.

Haber Merkezi / Vladimir Putin, söz konusu hamlenin nükleer silahların yayılmasını önleme anlaşmalarını ihlal etmeyeceğini söylerken; ABD’nin de silahlarını Avrupa ülkelerinde konuşlandırdığını hatırlattı.

Putin, Belarus Devlet Başkanı Aleksander Lukaşenko’nun Belarus’ta taktik nükleer silah konuşlandırma meselesini uzun süredir gündeme getirdiğini söyledi.

“Burada da olağan dışı bir şey yok” diyen Putin şunları söyledi: ABD bunu onlarca yıldır yapıyor. Taktik nükleer silahlarını müttefik ülkelerinin topraklarında uzun süredir konuşlandırıyor.

Bu hareketle birlikte Moskova, 1990’ların ortasından bu yana ilk kez yurt dışında nükleer silaha sahip olacak.

Sovyetler Birliği’nin 1991’deki çöküşüyle beraber silahlar Rusya, Ukrayna, Belarus ve Kazakistan olmak üzere dört yeni bağımsız ülkeye nakledilmişti. Tüm savaş başlıklarının Rusya’ya transferi 1996’da tamamlandı.

Belarus hükümeti, Kremlin’in sıkı bir müttefiki ve aynı zamanda Ukrayna işgalini de destekliyor.

Rusya, gelecek hafta itibarıyla silahları kullanabilecek personelin eğitimine başlayacak. Putin, Belarus’ta taktik nükleer silahlar için kurulacak depolama tesisi inşaatının da 1 Temmuz’a kadar tamamlanacağını söyledi.

Putin, nükleer silahları kullanmak için kullanılabilecek İskender taktik füze sisteminin Belarus’a transfer edildiğini söyledi.

Silahların ne zaman gönderileceğini belirtmedi.

Ukrayna BM’yi acil toplantıya çağırdı

Ukrayna Rusya’nın Belarus’a taktik nükleer silah konuşlandırma planını kınayarak, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyini acil toplantıya çağırdı.

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada Rusya’nın hareketi “başka bir provakatif adım” olarak nitelendirilerek Moskova’nın “uluslararası güvenlik sistemini külliyen tehlikeye attığı” vurgulandı.

Açıklamada “Rusya bir kez daha, bir tehdit ve aşağılama aracı değil de caydırıcılık ve savaşı engelleme aracı olarak nükleer silahlara sorumlu şekilde hamilik yapmaya kronik kabiliyeti olmadığını gösterdi” denildi.

Ukrayna, Güvenlik Konseyi’nin toplanmasını talep ederek G7 ülkeleri ve Avrupa Birliği’nden (AB) Belarus’u Rus nükleer silahlarını kabul etmesi durumunda bunun sonuçları olacağı konusunda uyarmasını istedi.

NATO’dan Rusya’ya kınama

NATO, Putin’in açıklamasını kınadı. İttifaktan yapılan açıklamada Rusya’nın taktik nükleer silahları Belarus’a konuşlandırma planı “tehlikeli ve sorumsuz” olarak nitelendirildi.

NATO Sözcüsü Oana Lungescu, Batılı müttefiklerin “Rusya’nın nükleer duruşunda kendi duruşlarında değişikliğe gitmelerine neden olacak bir değişikliği henüz görmediklerini” söyledi.

Gerginlik tırmanıyor

Ukrayna Savaşı’nda gerginlik Batılı ülkelerin Kiev’e silah göndermesinden sonra tırmanıyor. Moskova da Ukrayna’nın askeri olarak silahsızlandırılması söyleminden komşu ülkede Batılı ülkeler ile topyekûn mücadele söylemine kaymaya başladı.

Taktik nükleer silahlar büyük şehirleri yok etmek için değil savaş alanında belirli taktik kazanımlar elde etmek için kullanılıyor. Rusya’nın sahip olduğu silah sayısı bilinmiyor.

Paylaşın

NATO: Putin Barış Değil Savaşı Uzatma Planı Yapıyor

“Putin barış değil savaşı uzatma planı yapıyor” diyen NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Kremlin’in askeri sanayi üretimini artırdığını ve İran’la Kuzey Kore gibi “otoriter rejimlerle” görüşerek daha fazla silah almaya çalıştığını söyledi.

Stoltenberg, bu nedenle Batılı ülkelerin sanayisinin de Ukrayna’yı uzun süreli bir savaşta desteklemeye hazır olması gerektiğini söyleyerek, şu ifadeleri kullandı:

“Bu ihtiyaç sürmeye devam edecek çünkü bu bir yıpratma savaşı. Bu, desteği sürdürmek için endüstriyel kapasiteyle ilgili.”

NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Birleşik Krallık’ın önde gelen gazetelerinden Guardian’a konuştu.

Stoltenberg, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ukrayna’yla kısa vadede barış sağlanmasını istemediğini ve bir “yıpratma savaşı” sürdürdüğünü savundu.

Stoltenberg, Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta temmuzda düzenlenmesi planlanan NATO zirvesinde, ittifaktaki tüm ülkelerin gayri safi yurtiçi hasılalarının en az yüzde 2’sini savunma bütçesi olarak kullanmayı onaylaması gerektiğini belirtti.

“Putin barış değil savaşı uzatma planı yapıyor” diyen NATO lideri, Kremlin’in askeri sanayi üretimini artırdığını ve İran’la Kuzey Kore gibi “otoriter rejimlerle” görüşerek daha fazla silah almaya çalıştığını öne sürdü.

Stoltenberg, bu nedenle Batılı ülkelerin sanayisinin de Ukrayna’yı uzun süreli bir savaşta desteklemeye hazır olması gerektiğini söyleyerek, şu ifadeleri kullandı:

Bu ihtiyaç sürmeye devam edecek çünkü bu bir yıpratma savaşı. Bu, desteği sürdürmek için endüstriyel kapasiteyle ilgili.

NATO lideri, Ukrayna günde 4 bin ila 7 bin havan mermisi harcarken, bu sayının Rusya için 20 bine çıktığını da iddia etti. Batının silah sanayisindeki üretimin, Ukrayna ordusunun harcadığı mermi miktarına yetişemediğini de sözlerine ekledi.

Avrupa Birliği ülkeleri bu hafta Ukrayna’ya 12 ay içinde toplamda bir milyon top mermisi gönderilmesini kararlaştırmıştı.

Öte yandan Stoltenberg, ABD’nin Çin’in Rusya’ya silah satmayı planladığında dair iddialara da değindi. NATO lideri, Pekin yönetiminin böyle bir hamle yapmaktan caydırılması gerektiğini ifade etti.

Çin’in savaştaki arabuluculuk çalışmalarında Ukrayna’nın yaklaşımının anlaşılmasının yanı sıra ülkenin lideri Volodimir Zelenski’yle doğrudan görüşme sağlanmasının önemli olacağını da vurguladı.

Stoltenberg, Kiev yönetimine savaş jeti gönderilmesine dair henüz net bir karar verilmediğini de belirtti. ABD Başkanı Joe Biden, Ukrayna’ya F-16 gönderilmeyeceğini söylemişti. Öte yandan Polonya ve Slovakya, Ukrayna ordusuna MiG-29 savaş jetleri sevk edeceklerini duyurmuştu. Tam olarak kaç uçak gönderileceği henüz bilinmiyor.

NATO lideri, salı günkü açıklamasında da ittifaktaki ülkelerin savunma harcamalarını artırması gerektiğini belirtmişti. “Dünya daha tehlikeli halde, savunma yatırımlarımızı da artırmalıyız” diyen Stoltenberg, NATO ülkelerine silah üretimini hızlandırma çağrısı yapmıştı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Rusya, Otomobil Devi Volkswagen’in Ülkedeki Tüm Varlıklarını Dondurdu

Rusya’da mahkeme, Batılı ülkelerin Moskova’ya karşı yaptırımlarının ardından Rusya’daki faaliyetlerini askıya alan Volkswagen Group’un (VW) tüm varlıklarını dondurdu.

Volkswagen, geçen yıl Rusya’da yaklaşık 42 bin otomobil ve 1.500 ticari araç satmış, grubun satışları 2021 yılına göre yüzde 80 gerilemişti.

Rusya’da mahkeme kararıyla, Alman otomobil üreticisi Volkswagen’in ülkedeki tüm varlıkları donduruldu. Reuters haber ajansı karara ilişkin mahkeme dokümanını gördüklerini duyurdu.

Volkswagen, Rusya’da üretim yapan Avrupalı otomobil üreticilerinden biri ancak Rusya’nın Ukrayna’ya saldırılarının başlamasının ardından devreye giren yaptırımlar nedeniyle şirket Rusya’daki üretimini durdurmuştu.

Volkswagen’in Rusya’daki üretim ortağı GAZ isimli Rus otomotiv şirketi, Alman şirket hakkında sözleşme şartlarını ihlal ettiği gerekçesiyle dava açtı.

Fabrikasında Volkswagen araçların üretildiği şirketler Alman Volkswagen firması sözleşmesini geçen yıl Ağustos ayında yaptırımlar gerekçesiyle fesh etmişti.

GAZ şirketinin anlaşmanın feshi nedeniyle yaklaşık 208 milyon dolar kayba uğradığı tahmin ediliyor.

Volkswagen anlaşmayı sonlandırmasının ardından ilk olarak Rusya’nın Kaluga şehrindeki fabrikayı satmayı denemişti.

Yıllık 225 bin otomobil üretim kapasitesine sahip şirketin çalışanları da 2022 yılının Mart ayından bu yana ücretsiz izine gönderilmiş durumda.

Volkswagen, geçen yıl, Rusya’da yaklaşık 42 bin otomobil ve 1.500 ticari araç sattı. Grubun satışları 2021 yılına göre yüzde 80 geriledi.

Paylaşın