Erdoğan’ın BAE Ziyareti: 50,7 Milyar Dolarlık Anlaşma

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Şeyh Muhammed Bin Zayed Al Nahyan, El Vatan Sarayı’nda heyetlerarası görüşmeye başkanlık etti.

Haber Merkezi / İletişim Başkanlığı, görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada toplam 50.7 milyar dolar değerinde anlaşma yapıldığıifsde etti. Açıklamada, farklı alanlarda 13 imza atıldığı kaydedildi.

Açıklamada “Birleşik Arap Emirlikleri’yle ilişkilerimiz stratejik ortaklık seviyesine çıkartılmıştır.” ifadesi de yer aldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Körfez ülkelerini kapsayan gezisinin üçüncü gününde bugün Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Şeyh Muhammed Bin Zayed Al Nahyan ile El Vatan Sarayı’nda biraraya geldi. İki lider baş başa ve heyetler arası görüşmeler gerçekleştirdi.

Konuyla ilgili açıklama yapan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Türkiye ile BAE arasında muhtelif alanlarda 13 anlaşmanın imzalandığını açıkladı.

Açıklamada, Türkiye Cumhurbaşkanı ve Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı’nın başkanlık edeceği bir “Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey” kurulması konusunda mutabakata varıldığı ve söz konusu Ortak Mutabakat’la BAE ile ilişkilerin stratejik ortaklık seviyesine çıkartıldığı belirtildi.

50,7 milyar dolarlık anlaşma

BAE ile enerji, ulaştırma, altyapı, lojistik, e-ticaret, finans, sağlık, gıda, turizm, emlak, inşaat, savunma sanayisi, yapay zeka ve ileri teknolojiler gibi alanlarda mevcut işbirliğinin derinleştirilmesinin kararlaştırıldığı bildirilen açıklamada, “Söz konusu alanlarda imzalanan anlaşmaların toplam tutarı 50,7 milyar dolardır” denildi.

Bugün imzalanan anlaşmanın maddeleri arasında “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşik Arap Emirlikleri Devleti Hükümeti Arasında Suçluların İadesine Dair Antlaşma” da var.

Anlaşmanın yürürlüğe girmesinin ardından Türkiye’nin BAE’de yaşayan ve hakkında açılan birçok dava bulunan Sedat Peker’in iadesini isteyebileceği belirtiliyor.

Öte yandan, görüşmenin ardından Erdoğan, Al Nahyan’a, bir Togg hediye etti.

Türkiye – BAE ilişkileri

Türkiye ile BAE arasındaki ilişkiler, Arap Baharı’ndan sonra bozulmuştu. Mısır darbesinden Yemen savaşına, Suriye iç savaşından Libya’daki çatışmalara kadar birçok alanda iki ülkenin karşı karşıya geldi.

Türk medyasında, Birleşik Arap Emirlikleri’nin 15 Temmuz 2016’da darbe girişiminde bulunanlara mali destek sunduğu ve Fethullah Gülen Hareketi’yle yakın ilişki geliştirdiği iddiaları da yer alıyordu.

Bir ara ‘düşmanlık’ noktasında değerlendirilen iki ülke ilişkileri 2021’de Türk dış politikasındaki yumuşama ve restorasyon süreci ile doğru orantılı olarak düzeldi.

Paylaşın

Erdoğan’ın Körfez Beklentisi: Başlangıç Olarak 10 Milyar Dolar…

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) ziyaret etti. Erdoğan’ın bölgeyi ziyareti sonrası Basra Körfezi ülkelerinin başlangıç olarak yerli varlıklara yaklaşık 10 milyar dolar büyüklüğünde yatırım yapmalarını beklediği belirtildi.

Geçen ay Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek mevkidaşları ile “ekonomik işbirliği fırsatlarını” görüşmek üzere BAE’yi ziyaret etmiş ve BAE Devlet Başkanı Muhammed Bin Zayed Al Nahyan ile görüşmüşlerdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, zayıflayan lira, ağır borçlar ve yüksek seyrini sürdüren enflasyon ile zor durumda olan ülke ekonomisini canlandırmak hedefiyle Basra Körfezi ülkelerine düzenlediği gezi kapsamında Birleşik Arap Emirliklerini (BAE) ziyaret etti.

Erdoğan, Suudi Arabistan’ın Cidde ve Doha kentlerini de içeren turun son durağı olarak Abu Dabi’yi ziyaret etti. Diplomatik çabaların karşılık vermesiyle Suudi Arabistan Türkiye’den insansız hava aracı (İHA) satın almayı kabul etti ve böylece Türkiye tarihindeki en büyük savunma anlaşması imzalanmış oldu.

Cumhurbaşkanı, son iki yıldır Riyad ve Abu Dabi ile Ankara’nın siyasi İslam ve demokrasi yanlısı hareketleri desteklemesi nedeniyle kötüleşen ilişkileri düzeltmek için çabalıyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve BAE 2017 yılında Katar’a abluka uyguladığında Doha’ya asker göndermişti.

İlişkiler düzeldikçe ticaret yeniden başladı. Abu Dabi, geçen yıl değer kaybeden TL’ye destek sağlamak üzere Ankara ile yerel para birimleri cinsinden 5 milyar dolar büyüklüğünde bir swap anlaşması imzalamış, BAE merkezli şirketler de Türkiye’de yaptıkları yatırımları duyurmuşlardı.

Şimşek Ve Yılmaz’ın ziyaretleri

Geçen ay Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek mevkidaşları ile “ekonomik işbirliği fırsatlarını” görüşmek üzere BAE’yi ziyaret etmiş ve BAE Devlet Başkanı Muhammed Bin Zayed Al Nahyan ile görüşmüşlerdi.

Ekonomilerinde petrol dışında da çeşitlilik sağlamak üzere planlarını açıklayan Basra Körfezi ülkeleri Türkiye’nin yerel endüstrileri ve teknoloji transferlerini geliştirmede kendilerine destek olmasını umuyor. Suudi Arabistan ile imzalanan İHA anlaşması kapsamında ortak üretim de yer alıyor.

Cumhuriyet’in Reuters’tan aktardığı habere göre, İki üst düzey yetkili, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bölgeyi ziyareti sonrası Basr Körfezi ülkelerinin başlangıç olarak yerli varlıklara yaklaşık 10 milyar dolar büyüklüğünde yatırım yapmalarını beklediğini belirttiler.

Paylaşın

Erdoğan: Biz Neyin Satılacağını, Neyin Satılmayacağını İyi Biliriz

Cumhurbaşkanı Erdoğan, turu öncesi havalimanında yaptığı açıklamada, “Bu ziyaretin iki ana başlığı var. Bir yatırımlar boyutu var bir diğeri de finans. Her ikisinden de tabii umudumuz çok çok var. Oralarda yatırım söz konusu. Aynı zamanda ülkemizde yatırımlar söz konusu. Bu konuda gerek Cevdet Bey’in, gerek Mehmet Bey’in birlikte yapmış olduğu ziyaretlerde bunun sinyallerini aldık. Ve inşallah bu yaptığımız ziyaret bu sinyallerin devamı olacaktır” dedi be ekledi:

Haber Merkezi / “Bildiğiniz gibi şu anda Mehmet Bey Hindistan’da Hazine Bakanları toplantısına, Merkez Bankası başkanıyla beraber katıldılar. Oradan Suud’taki katılıma veyahut da Katar’a kendisi de yetişecek. Orada beraber devam edeceğiz. Bu konularla ilgili olarak tabii şu anda savunma sanayinde, bunun yanında altyapı, üst yapı yatırımlarında bu üç ülkeye Türkiye’nin ciddi bir inşallah yatırım imkanı olacak.”

Erdoğan, açıklamasının devamında, “Bu ziyaretlerimizde bunu görüyorum ama bunun yanında da, bu ülkelerin Türkiye’den belli assetleri satın alma durumları da olacak. Ama bazı cambazların söylediği gibi yok BOTAŞ’ı satıyorlar, şu oluyor bu oluyor.  Öyle bir şey yok. Biz neyin satılacağını, neyin satılmayacağını çok iyi biliriz. Ve 21 yıldır bu tecrübeyle hamdolsun bugünlere geldik. Bundan sonra da yine aynı tecrübeyle yolumuza devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Suudi Arabistan ardından Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) ziyaret edecek olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’dan hareketi öncesi Atatürk Havalimanı’nda açıklamalarda bulundu, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan’ın açıklamaları şöyle:

Köklü tarihi ve kardeşlik bağlarına sahip olduğumuz Körfez ülkeleriyle ilişkilerimizde son dönemde önemli mesafeler kaydettik. 6 Şubat’ta yaşanan deprem felaketi sonrasında, bu kardeşlerimizin maddi manevi her türlü desteğini yanımızda gördük. Bu vesileyle bu dost ve kardeş ülkelerden konteyner temininden, insani yardıma kadar pek çok alanda Türkiye’yle tam bir dayanışma sergilediler. Ülkem ve milletim adına bir kez daha kardeşlerimize teşekkür ediyorum.

Türkiye’nin çevresinde bir barış, istikrar ve refah kuşağı oluşturma hedefimiz doğrultusunda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bunun en kritik adımını bölge ülkeleriyle ilişkilerimizi güçlendirmek teşkil  ediyor. 2023 yılını bu bakımdan bir fırsat yılı olarak görüyoruz. Bu sene hem Katar hem de Birleşik Arap Emirlikleri ile diplomatik ilişkilerimizin tesisinin 50’nci dönümünü kutluyoruz. Suudi Arabistan’la diplomatik ilişkilerimiz de malum 1929 yılında tesis edilmişti. İlişkilerimizin dayandığı sağlam temelleri geniş bir iş birliği alanına yaymayı arzu ediyoruz. Ziyaretlerimiz esnasında öncelikli gündemimiz bu ülkelerle önümüzdeki dönemde yürüteceğimiz ortak yatırım ve ticari faaliyetler olacak.

Kazan kazan anlayışıyla neler yapabileceğimizi değerlendireceğiz. Körfez ülkeleriyle ikili ticaret hacmimiz son 20 yılda 1,6 milyar dolardan yaklaşık 22 milyar dolara yükseldi. Düzenlenecek iş forumlarıyla bu rakamın çok daha ileriye taşımanın yollarını arayacağız. Özellikle İslam dünyasında yaşanan krizler, Türkiye ve Körfez ülkeleri arasında yakın istişare ve iş birliğini gerekli kılıyor. Ziyaretlerimiz esnasında kardeş ülkelere nasıl yardımcı olacağımızı da enine boyuna konuşma fırsatı bulacağız.

Bölgemizin en önemli ülkelerinden biri olan Suudi Arabistan ticaret, yatırımlar, müteahhitlik hizmetleri gibi alanlarda özel bir konuma sahip. Müteahhitlerimizin 20 yılda Suudi Arabistan’da üstlendiği projelerin toplam rakamı yaklaşık 25  milyar dolardır. Suudi Arabistan’ın büyük çaplı projelerinde Türk firmalarının daha fazla rol oynamasını arzu ediyoruz. Bu sene hamdolsun Covid-19 salgınından sonra Hac ibadeti yeniden hiçbir kısıtlama olmadan yapılabildi. Son olarak Diyanet İşleri Başkanı’ndan da aldığım rakamla 88 bin hacımız bu yıl Hacca gidebildi.

Suudi Arabistan makamları depremzede vatandaşlarımızın Hac farizasını yerine getirebilmeleri için ülkemize ilave kota sağladığı gibi, organizasyondaki başarısı sebebiyle de Diyanet İşleri Başkanlığımız orada ödül almaya hak kazandı. Kendilerine verdikleri ilave kota için müteşekkir olduğumuzu tekrar ifade etmek istiyorum. Rabbim tüm hacılarımızın ibadetlerini katında kabul eylesin diyorum. Cidde’nin ardından stratejik ortağımız ve yakın iş birliği içinde olduğumuz dost ve kardeş Katar’ı ziyaret edeceğiz. Katar’la ilişkilerimiz her düzeyde mükemmel şekilde seyrediyor.

Ziyaretimiz vesilesiyle ikili münasebetlerimizin yanı sıra mevcut bölgesel meseleler hakkında fikir teatisinde bulunacağız. Körfez turumuzun son durağı ilişkilerimizin her alanda gelişme gösterdiği Birleşik Arap Emirlikleri olacak. Birleşik Arap Emirlikleri, Körfez Bölgesi’nde ticaretimizin son dönemde en yüksek seyrettiği ülkedir. Bu rakamı iki ülkenin gerçek potansiyeline yaraşır bir seviyeye çıkarmak istiyoruz. Bu üç ülkeyi ziyaretimizde ayrıca Türkiye’nin gurur kaynağı olan elektrikli otomobilimiz Togg’un muhataplarımıza hediye olarak verilmesi teşkil edecek.

Abu Dabi’deki temaslarımızın ardından Kıbrıs Barış Harekatı’nın 49’uncu yıl dönümü münasebetiyle düzenlenecek 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı törenlerine katılmak üzere Lefkoşa’ya geçeceğiz. Ziyaretim vesilesiyle Cumhurbaşkanı Sayın Ersin Tatar’la bir araya gelerek Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilişkilerinin daha da güçlendirilmesi amacıyla atılacak adımları ele alacağız. Ercan Havalimanı’nın yeni terminal ve pistinin açılışını gerçekleştireceğiz.

Dünya gündemini meşgul eden bir hususa değinmek istiyorum. Biliyorsunuz Rusya, Ukrayna arasındaki çatışmaların daha fazla yıkıma, gözyaşı ve drama yol açmaması için yoğun çaba harcıyoruz. İlk günden itibaren savaşın kazananı, barışın kaybedeni olmaz diyoruz. Birinci yılına girmek üzere olduğumuz Karadeniz Girişimi insani mülahazaların çatışma dinamiklerine galebe çaldığının ispatlayan bir projedir. Bu girişim önemli bir diplomatik başarı olarak şimdiden tarihe geçmiştir.

Girişim sayesinde dünya piyasalarına 33 milyon tondan fazla tahıl ürünü sevk edildi. Böylece gelir seviyesi düşük birçok ülkenin gıda krizine sürüklenmesinin önüne geçildi. Karadeniz Girişiminin devam etmesine atfettiğimiz önemi farklı vesilelerle dile getirdik. Bu amaçla diplomatik gayretlerimizi son günlerde yoğunlaştırdık. Girişimin bu noktaya gelmesine katkıda bulunan ilgili tüm taraflara tekrar teşekkür ediyorum.

Bugün yapılan açıklamaya rağmen Rusya Federasyonu Devlet Başkanı dostum Putin’in bu insani köprünün devamını istediğine inanıyorum. Bu arada Dışişleri Bakanım muhatabıyla görüşmelerini yapacak. Biz de seyahatten döner dönmez Sayın Putin’le ben de görüşmelerimi yapacağım. Kendisiyle Ağustos ayında ülkemizde bir araya geldiğimizde tüm bu hususları görüşme fırsatını da bulacağız. Ayrıca Rus tahıl ve gübresinin sevkinin önünün açılması noktasında nasıl hareket edebileceğimizi de istişare edeceğiz.

Yangınlar  ülkemizi şu anda yine sarmış durumda. Dün itibariyle ağırlıklı olarak gerek Muğla gerek Mersin gerek Çanakkale bütün buralarda beş ayrı noktada yangınlar oldu. Bunlar büyük oranda kontrol altına alındı. Ben İçişleri Bakanımla, Orman Bakanımla görüşmelerimi yaptım. Onlar da yoğun bir şekilde çalışıyorlar. Şu anda bütün gece görüşlü helikopterlerimiz, uçaklarımız hepsi yoğun çalışma içerisinde kontrol altına alma, soğutma, bu çalışmalarını devam ettiriyorlar.

Bütün bunların yanında ayrıca yine Rusya’yla görüşme yapıp onlardan özellikle Antonov  bu yangın söndürmeyle ilgili büyük gövdeli uçaklardan temin etme yoluna gideceğiz. Onlarla da bunu hallettiğimizde inanıyorum ki bu yaz sezonu içerisinde bu işleri çok daha seri, çok daha yoğun şekilde halletme imkanına kavuşacağız. Bu düşüncelerle kritik bir dönemde yaptığımız ziyaretlerimizin gerek ikili ilişkilerimiz, gerek bölgesel istikrar bakımından hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Bu ziyaretlerimizde özellikle gerek konteyner noktasında başta Katar olmak üzere çok ciddi bize konteyner desteği verdiler. Bu konteynerleri da bizler deprem bölgelerine taksim ettik, buralara yerleştirdik. Şimdi de son olarak bir hafta öncesine göre bizde 80 bin çadır vardı. Şimdi de bu 80 bin çadırı tamamen kaldırıp onların yerlerine de konteyner yerleştirme çalışmalarını inşallah başlatıyoruz. Bu konuyla ilgili gerek yerli gerek ithal, burada Kızılay’ımızı da devreye sokmak suretiyle inşallah tamamıyla çadırların yerlerine konteyner yerleştirelim diyoruz. Tabii kalıcı konutların inşası bir taraftan devam ediyor. Köy konutlarının inşası bir taraftan devam ediyor. Ama biz öyle de olsa, böyle de olsa hiç olmazsa diyoruz konteynerle çadırları değiştirelim. Artık çadır bu bölgelerde kalmasın.

Bu ziyaretin iki ana başlığı var. Bir yatırımlar boyutu var bir diğeri de finans. Her ikisinden de tabii umudumuz çok çok var. Oralarda yatırım söz konusu. Aynı zamanda ülkemizde yatırımlar söz konusu. Bu konuda gerek Cevdet Bey’in, gerek Mehmet Bey’in birlikte yapmış olduğu ziyaretlerde bunun sinyallerini aldık. Ve inşallah bu yaptığımız ziyaret bu sinyallerin devamı olacaktır.

Bildiğiniz gibi şu anda Mehmet Bey Hindistan’da Hazine Bakanları toplantısına, Merkez Bankası başkanıyla beraber katıldılar. Oradan Suud’taki katılıma veyahut da Katar’a kendisi de yetişecek. Orada beraber devam edeceğiz. Bu konularla ilgili olarak tabii şu anda savunma sanayinde, bunun yanında altyapı, üst yapı yatırımlarında bu üç ülkeye Türkiye’nin ciddi bir inşallah yatırım imkanı olacak.

Bu ziyaretlerimizde bunu görüyorum ama bunun yanında da, bu ülkelerin Türkiye’den belli assetleri satın alma durumları da olacak. Ama bazı cambazların söylediği gibi yok BOTAŞ’ı satıyorlar, şu oluyor bu oluyor.  Öyle bir şey yok. Biz neyin satılacağını, neyin satılmayacağını çok iyi biliriz. Ve 21 yıldır bu tecrübeyle hamdolsun bugünlere geldik. Bundan sonra da yine aynı tecrübeyle yolumuza devam edeceğiz.

Tahıl Anlaşması

İstanbul’da Tahıl  Koridoruyla ilgili çalışmaları yürüten bir heyet var. Bunlar şu an itibariyle Milli Savunma Üniversitemizde bu çalışmayı birlikte yürütüyorlar. Biz bugün gerek Dışişleri Bakanım muhatabıyla bir görüşme yapacak ve bu görüşmeyle birlikte temenni ediyorum ki süratle bir mesafe alırız ve aralık vermeden yolumuza devam ederiz. Belki bu arada bizler Ağustos’u beklemeden Sayın Putin’le de bir telefon  görüşmesiyle adımlarımızı atarız.

Suriye

Biliyorsunuz bizim Suriye’yle kapıyı kapama gibi bir durumumuz söz konusu değil. Kapı açık. Bu dörtlü zirvelerle ilgili de biz yine hem bu dörtlü zirveler yapılsın ama biz Beşşar Esad’la da görüşme noktasında kapalı değiliz. Görüşürüz. Tüm mesele onların bize yaklaşım tarzı önemli. Şu anda tabii Suriye’de Esad maalesef Türkiye’nin Kuzey Suriye’den çıkmasını istiyor.

Böyle bir şey olamaz. Çünkü biz orada terörle mücadele ediyoruz, sınırlarımızdaki teröristlerle mücadele ediyoruz. Yani sınırlarımızda bu teröristler varken nasıl çıkarız? Devamlı oradan tehdit altında olan bir Türkiye var. Aynı ifadeyi farklı ülkelere kullanabiliyor mu? Kullanamıyor. Onun için de adil yaklaşım arıyoruz. O adil yaklaşım olduktan sonra mesele yok. Bunların hepsini aşarız.

Paylaşın

Erdoğan Körfez Turuna Çıkıyor; Dış Kaynak İhtiyacına Çözüm Olabilir Mi?

Ekonomist Mustafa Sönmez, iktidarın Körfez sermayesiyle ilgili yarattığı beklentinin potansiyel olarak karşılığı olmadığı görüşünde. Sönmez, “Körfez sermayesiyle ilgili bir top gürültüsü kopsa da kayıtlarda durum öyle değil” diyor.

Doğrudan yabancı sermaye, portföy ve kredi-mevduat yatırımları olarak üç kanaldan bakıldığında, Körfez sermayesinin Türkiye’nin kullandığı dış kaynak içerisinde ciddi bir payının bulunmadığını söyleyen Sönmez, “Dolar/TL’nin son hali dikkate alındığında Türkiye’deki doğrudan yabancı sermaye tutarı yaklaşık 100 milyar dolar. Körfez’in bunun içerisindeki payı ise 7 buçuk milyar dolar civarında kalıyor” diye konuşuyor.

İktisatçı Prof. Dr. Uğur Emek de Körfez sermayesinin Türkiye ekonomisi için kurtarıcı olmayacağı görüşünde. Emek, doğrudan yabancı yatırım için gelecek sermayenin en az 30 yıllık bir perspektife sahip olması gerektiğini, Türkiye’de ise bir öngörülebilirlik olmadığını ifade ediyor.

Türkiye’ye doğrudan yabancı sermaye yatırımları son yıllarda belirgin biçimde azaldı. Ekonominin can damarlarından biri sayılan net yabancı doğrudan yatırımlar geçen yıl 6 milyar doların altına gerilerken iktidarın umudu Körfez sermayesinde.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’e konuşan iktisatçılara göre ise Körfez sermayesi, cari açığın finansmanı, ekonomik büyüme ve gelişme için kritik olan dış kaynak ihtiyacına çare olmayacak. İktisatçılar, Türkiye’de hukukun temel ilkelerinin işlediği, öngörülebilir, şeffaf, eşit ve hesap verebilir bir yönetim olmadıkça yatırım ortamının iyileşmesinin mümkün olmadığına dikkat çekiyor. Bunu sağlayacak politikaların ise kısa vadede hayata geçmesi beklenmiyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in ekonominin dümenine geçmesiyle yabancı yatırımcıların Türkiye’ye döneceği beklentileri artmıştı. Bu beklentilerin yakın zamanda gerçekleşeceğine dair güçlü belirtiler bulunmazken iktidar yönünü yine Körfez ülkelerine çevirdi.

Şimşek, seçim sonrasında Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’la birlikte Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) bir ziyaret gerçekleştirmiş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da NATO liderler zirvesi sonrası BAE’ye gideceğini, ziyaret kapsamında yatırım anlaşmalarının imzalanacağını bildirmişti.

Erdoğan, 17-19 Temmuz’da yapacağı ziyaretlerde Suudi Arabistan, Katar ve BAE’nin liderleriyle görüşecek. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre söz konusu ülkelerden Türkiye’nin enerji, altyapı ve savunma sektörlerine yatırım bekleniyor.

Peki Körfez sermayesi, Türkiye’de fiili ve potansiyel olarak nasıl bir tablo çiziyor?

En fazla yatırım Hollanda’dan

Uluslararası Yatırımcılar Derneği’nin (YASED) verilerine göre bu yılın ilk çeyreğinde bir önceki çeyreğe kıyasla yüzde 31’lik bir düşüşle 2,3 milyar dolarlık uluslararası doğrudan yatırım girişi gerçekleşti. Avrupa Birliği ülkelerinin gelen yatırım sermayesinde yüzde 80 payı bulunurken Körfez sermayesinin de içinde yer aldığı Ortadoğu’nun payı yüzde 2’de kaldı. Gelen yatırımlarda ilk sırayı alan Hollanda’yı Fransa, Almanya ve İrlanda takip etti.

2002-2022 yılları esas alındığında ise Türkiye’deki toplam doğrudan yabancı yatırımlarda AB’nin yüzde 59, Ortadoğu’nun yüzde 8 payı bulunuyor.

Ekonomist Mustafa Sönmez, iktidarın Körfez sermayesiyle ilgili yarattığı beklentinin potansiyel olarak karşılığı olmadığı görüşünde. Sönmez, “Körfez sermayesiyle ilgili bir top gürültüsü kopsa da kayıtlarda durum öyle değil” diyor.

Doğrudan yabancı sermaye, portföy ve kredi-mevduat yatırımları olarak üç kanaldan bakıldığında, Körfez sermayesinin Türkiye’nin kullandığı dış kaynak içerisinde ciddi bir payının bulunmadığını söyleyen Sönmez, “Dolar/TL’nin son hali dikkate alındığında Türkiye’deki doğrudan yabancı sermaye tutarı yaklaşık 100 milyar dolar. Körfez’in bunun içerisindeki payı ise 7 buçuk milyar dolar civarında kalıyor” diye konuşuyor.

Son dönemde portföy yatırımlarının da çok azaldığını, hisse senedi piyasasında 23 milyar dolarlık bir yabancı yatırım stoku bulunduğunu ifade eden Sönmez, Körfez sermayesinin bu alandaki payının da oldukça düşük olduğuna dikkat çekiyor. Swap işlemlerinin de yer aldığı kredi-mevduat alanında ise “hatır gönül ilişkisi” ile Körfez ülkelerinden birtakım yatırımlar yapıldığının bilindiğini, bunların ise kısa vadeli olduğunu vurguluyor.

“Türkiye için kurtarıcı olamaz”

Devlet Planlama Teşkilatı eski uzmanı, iktisatçı Prof. Dr. Uğur Emek de Körfez sermayesinin Türkiye ekonomisi için kurtarıcı olmayacağı görüşünde. Türkiye’deki doğrudan yabancı yatırımların dağılımına bakıldığında yatırımların büyük büyük bölümünün Avrupa’dan geldiğinin görüldüğünü, Körfez sermayesinin ise çok küçük bir oranı temsil ettiğini dile getiren Emek, “Bir de gelenlerini de gördük. Türk Telekom’u gördük, Tank Palet Fabrikasını gördük. Öylesi de gelmesin zaten” diyor.

Uğur Emek, Türk Telekom’un yüzde 55 hissesinin 2005 yılında özelleştirilerek Lübnanlı Hariri ailesine ait olan Saudi Oger’e bağlı Oger Telecom’a satıldığını, devlet bankalarından kullanılan kredi ile kamunun zarara uğratıldığını hatırlatıyor. Emek, sonuç itibariyle ödenmeyen kredi borçları nedeniyle şirket hisselerinin Varlık Fonu’na devredildiğini ifade ediyor. Tank Palet Fabrikası’nın Katarlılara satıldığına ilişkin tartışmalara da değinen Emek, bu konunun halen belirsizliğini koruduğuna işaret ediyor.

Doğrudan yatırım neden önemli?

Doğrudan yabancı sermeye yatırımları, küresel yatırımcıların bir ülkeye fabrika ve üretim tesisleri kurarak, şube açarak veya var olan bir şirketi tamamen veya kısmen satın alarak yaptıkları yatırımları kapsıyor. Uzun vadeli olan bu yatırımlar, Türkiye gibi dış kaynak ihtiyacı olan ülkelerde cari açığın sağlıklı finansmanı ve ödemeler dengesi açısından büyük önem taşıyor.

Doğrudan yabancı yatırımlar, ülkeye yeni teknoloji girmesi, yeni istihdam alanları açılması ve yeni ihracat imkânları ortaya çıkarması nedeniyle ekonomik büyüme açısından önemli bir unsur. Türkiye’de ise son yıllarda ise net doğrudan yatırım girişlerinin giderek azaldığı gözleniyor.

Merkez Bankası verilerine göre geçen yıl net doğrudan yabancı sermaye yatırım girişi, 5 milyar 900 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Net yabancı girişi 2007’de 18 milyar 394 milyon dolar olurken küresel krizin etkisiyle 2008’den itibaren gerilemeye başlamış, izleyen iki yılda 6 milyar dolar dolayında gerçekleşmişti. Yabancı doğrudan yatırım girişleri, 2011 ve 2012 yıllarında yeniden 10 milyar doların üzerine çıkarken pandemi yılı olan 2020’de 4 milyar 401 milyon dolara kadar düştü. Bu rakam 2021’de ise 6 milyar 873 milyon dolar oldu.

Körfez’den gelen sermayenin teknoloji transferi ya da istihdama katkı gibi bir yönü olmadığını, katkılarının sadece finansal anlamda olduğunu dile getiren Sönmez, bu anlamda Körfez sermayesinin doğrudan yatırımcı profili olmadığını vurguluyor.

Türkiye’deki sermaye de kaçıyor

Türkiye’de dışardan gelen doğrudan yatırımlar azalırken, resmi rakamlar aynı dönemde Türkiye’den yurt dışına sermaye göçünün de hızlandığına işaret ediyor.

Merkez Bankası verilerine göre 2007’de yaklaşık 2 milyar dolarlık bir sermaye Türkiye’den yurtdışına giderken, geçen yıl 4,5 milyar doları aştı. Doğrudan yatırım için giden yerli sermayenin bu amaçla gelen yabancı sermayeye oranı yaklaşık yüzde 80’e ulaştı.

Mustafa Sönmez, Türkiye’de küresel firma olma iddiasıyla yurtdışına yatırım yapan firmaların bulunduğunu, ancak bunların yanı sıra oturum izni ya da vatandaşlık almak, B planı olarak alternatif bir yaşam tasarlamak amacıyla yurtdışına giden sermayenin de olduğunu vurguluyor. Sönmez, B planı amacıyla yurtdışına gidenlerin ağırlıkta olduğu görüşünü paylaşıyor.

Türkiye’de ise 40’lı 45’li yıllarda ampul üretimi, ilaç, otomotiv gibi alanlara yatırım yapan yabancı sermayenin halen toplam stok içerisinde büyük payı olduğunu söyleyen Sönmez, en son telekomünikasyon alanında yatırımların olduğunu, bunun dışında Tekel, Petkim, Türk Telekom’un da aralarında olduğu özelleştirmelerle yabancı yatırımcıların Türkiye’ye geldiğini aktarıyor. Türk Telekom’u satın alan Saudi Oger’in bu yatırımının daha sonra çürük çıktığını ifade eden Sönmez, özelleştirmelerin dışında en son Volkswagen’in Türkiye’ye yatırım yapma kararı aldığını ancak şirketin bu karardan daha sonra vazgeçtiğini hatırlatıyor.

Avrupalı yatırımcı neden gelmiyor?

Prof. Dr. Uğur Emek, doğrudan yabancı yatırım için gelecek sermayenin en az 30 yıllık bir perspektife sahip olması gerektiğini, Türkiye’de ise bir öngörülebilirlik olmadığını ifade ediyor. Meclis’te yapılan son oylamada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a vergileri artırabilme yetkisi verildiğine dikkat çeken Emek, “Bankalara diyorsunuz kâr payı almayın, BDDK’nın bu yetkisi var. Kira sözleşmesi yapıyorsunuz, yüzde 25 sınır geliyor. Marketlere Karter anlaşması yapıp fiyatları yükseltiyorsun deniyor. Böyle bir ortama yabancı doğrudan yatırım gelir mi” diye konuşuyor.

“Mahkemeye gittiğinizde ne olacağını bilmiyorsunuz” diyen Emek, Can Atalay ve Osman Kavala’nın tutukluluklarını hatırlatıyor.

Emek, hukukun üstünlüğü olmadan, ekonomik özgürlük olmadan, sağlam bir para ve maliye politikanız olmadan yabancı sermayenin Türkiye’ye gelmeyeceği görüşünde. Yabancı yatırımcılar için Avrupa Birliği’nin temel kurallarından olan öngörülebilirlik, şeffaflık, eşitlik ve hesap verebilirliğin önemli olduğuna işaret eden Emek, Türkiye’de ise yetkilerin tek kişide toplandığı mevcut sistemde kurumların kalitesinin giderek azaldığını, bunun yabancı yatırımcılar tarafından devlet kurumlarının bizzat kendi sitesinde yer alan İngilizce raporlar üzerinden okunabildiğini vurguluyor.

Doğrudan yabancı yatırım açısından Türkiye’nin riskli bulunduğuna işaret eden Mustafa Sönmez de “Mehmet Şimşek’in gelişiyle beraber bir yatırım ortamı ikliminin oluşması kolay değil. Siyaseten Erdoğan’ın tekrar iktidara gelmesi yatırımcı açısından beklenen bir şey değildi. İktisadi olarak da bir rasyonel dönüşüme henüz geçiş yok. Şu anda yapılanlar kozmetik. Yerel seçimler kadar da böyle gidecek gibi gözüküyor. Ekonomik rasyonaliteyi dikkate alan yabancı kaynak girişi o yüzden hale uzak. Onu gördükleri için Körfez’den yatırım getirebilir miyiz diye çabalıyorlar” ifadelerini kullanıyor.

“Ciddi dış kaynak sıkıntısı olacak”

Türkiye’de şu anda doğrudan yatırım olarak görünen yatırımların önemli bir kısmının da gayrimenkul satışından kaynaklandığına işaret eden Sönmez, gayrimenkul satışı çıkarıldığında doğrudan yatırım girişinin durmuş vaziyette olduğuna dikkat çekiyor.

Portföy yatırımlarından da çıkış olduğunu, kredi temininde ise Türkiye’nin risk primi yükseldiği için dışarıdan kaynak kullanmanın kolay olmadığını vurgulayan Sönmez, “İktidar bu nedenle politik ilişkilerle kaynak bulmak derdine düşüyor. Ama politik ilişkilerle de bu çark dönmez. Türkiye önümüzdeki zaman diliminde ciddi bir dış kaynak sıkıntısı yaşayacak. Bu, hem büyümeye etki edecek hem de içeride döviz fiyatlarını yukarı çekerek ciddi bir enflasyon sorunu yaratmaya devam edecek” yorumunu yapıyor.

Paylaşın

Erdoğan Körfez Yolcusu: Ekonomik Yatırımlar Beklentisi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 17-19 Temmuz tarihleri arasında Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) yapacağı ziyaretlerde ekonomik ilişkilerin ve yatırımların ağırlıklı olacağı bekleniyor.

Ziyaretlerin siyasi açıdan da Türkiye’nin son birkaç yılda bölgeye yönelik izlediği normalleşme politikası ile uyumlu olması bekleniyor. Erdoğan’ın ziyaretleri öncesi Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek bölgeye giderek temasların altyapısını hazırlamıştı.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in hükümet kaynaklarından edindiği bilgiye göre ekonomik açıdan yüksek beklentilerle gidilen ziyaretler kapsamında önemli anlaşmalara imza atılması bekleniyor. Bu anlaşmalara ilişkin teknik hazırlıkların tamamlandığı ve sorun olmadığı ifade ediliyor.

Anlaşmalara ilişkin detaylı bilgi vermeyen yetkililer, masada olan sektörler arasında enerji, ilaç, teknoloji ve tarım gibi alanların olduğunu belirtiyor. Aynı zamanda doğrudan yatırımlarla ilgili gelişmelerin de beklendiği ziyaret kapsamında, tarımda Türkiye’nin üretim üssü gibi olacağı, istihdam ağırlıklı projelerin gerçekleşmesi hedefleniyor.

Reuters’ın son bir haberinde Körfez ülkelerinden sağlanması beklenilen toplam yatırım miktarı için 30 milyar dolar rakamı ifade edilirken, 10 milyar dolar değerindeki doğrudan yatırımların ise kısa vadede gelmesinin yetkililer tarafından Türkiye ekonomisi için önemli görüldüğü kaydedilmişti.

Bloomberg’de yer alan haberde de iş birliği yapılacak alanlarda doğrudan yatırımın yanı sıra özelleştirmeler ve şirket alımları formüllerinin de masada olacağı; yetkililerin bu anlaşmalardan ilk etapta en az 25 milyar dolarlık yatırım beklediği yazılmıştı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da NATO zirvesi dönüşünde uçakta yaptığı açıklamada Cevdet Yılmaz ve Mehmet Şimşek’in ön ziyaretlerinde belli bilgilendirmelerin yapıldığını söyleyerek, ziyaretlere ilişkin şunları kaydetti:

“Yapacağımız ziyarette Türkiye’ye verecekleri destekleri bizzat görme, yaşama imkânımız olacak. Daha önce yaptığım görüşmelerde kendileri söyledi. ‘Türkiye’ye ciddi yatırımlar yapmaya biz hazırız.’ Bunu bu ziyaretle birlikte de inşallah noktalamış olacağız. Bu yatırımlar belki bizde olacak, belki Suudi Arabistan’da, Katar’da, Birleşik Arap Emirlikleri’nde olacak.”

Erdoğan ayrıca Şimşek’in uyguladığı ekonomi politikasına bağlı olduğuna yönelik işaret vererek, “Uluslararası rezerv birikimini artırmak için rasyonel politikaları hayata geçiriyor, uluslararası yatırımları ülkeye çekmek için çalışıyoruz” dedi. Körfez turu uluslararası yatırımları çekme politikasının bir parçası olarak önemli görülüyor.

Bu arada Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK), Körfez turu kapsamında Erdoğan’ın katılımıyla üç ülkede de iş forumları düzenleyecek. Suudi Arabistan-Türkiye İş Forumu 17 Temmuz’da Cidde’de, Katar-Türkiye İş Forumu 18 Temmuz’da Doha’da, BAE-Türkiye İş Forumu da 19 Temmuz’da Abu Dabi’de gerçekleştirilecek.

DEİK üyelerine çağrı yaparak, “İnşaat & Müteahhitlik, Enerji, Sağlık, Gıda, Tarım, Turizm, Yapı Malzemeleri, Bilgi Teknolojileri, Dijital Teknolojiler, Akıllı Şehirler, Gayrimenkul, Lojistik, Finans ve Bankacılık, Danışmanlık, Madencilik, Mimarlık, Mobilya, Uluslararası Teknik Müşavirlik, Tekstil, Kimyevi Ürünler, Demir ve Metal Ürünleri, İlaç, Tıbbi Malzeme, Otomotiv ve Yedek Parçaları” sektörleri başta olmak üzere tüm sektörlerde faaliyet gösteren firmaların katılımını istedi.

Öte yandan bu ziyaretlerin ana ekseni ekonomi, ticaret ve yatırım çekme amaçlı olmasının yanı sıra Türkiye’nin bir dönem sorunlar yaşadığı Suudi Arabistan ve BAE de dahil Körfez’e açılımının devamı olarak da yorumlanıyor.

Suudi Arabistan ile yeni ortaklığa doğru

Erdoğan’ın Körfez duraklarından birisi ilişkilerin inişli çıkışlı seyrettiği Suudi Arabistan olacak.

Arap Baharı döneminde zıt kutuplara savrulan Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri, gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın 2 Ekim 2018’de İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğunda öldürülmesiyle gerilimli bir döneme girmişti.

Karşılıklı olarak sert açıklamalar yapılırken, ABD Başkanı Donald Trump’ın görevden ayrılması ve ABD’nin bölgeye dönük politikalarının da değişmesinin etkisiyle gerek Türkiye gerekse Suudi Arabistan ilişkileri yeniden rayına oturtmaya karar vermişti.

Ekonomik açıdan darboğazda olan Türkiye ile uluslararası toplumdaki imajını yeniden toparlamak isteyen Suudi Arabistan arasında temaslar yeniden kurulmuş ve karşılıklı ziyaretlerle ilişkiler restore edilmişti. Türkiye bu amaçla Kaşıkçı cinayeti dosyasını da Suudi Arabistan’a devretmişti.

Kaşıkçı cinayeti ile sorumlu tutulan Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, 22 Haziran 2022’de Ankara’ya resmi bir ziyaret yaparken, bu ziyaret sırasında yapılan ortak açıklamada “iki ülke arasındaki ikili ilişkilerde yeni bir iş birliği döneminin başlamasına yönelik ortak kararlılık” vurgulanmıştı.

Katar ile stratejik ortaklığa devam

Erdoğan’ın duraklarından bir diğeri de iktidarın en yakın ilişki kurduğu ülkelerin başında gelen Katar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamid Al Sani’nin yakın ilişkileri kapsamında iki ülke ilişkileri “stratejik ortaklık” olarak nitelendiriliyor.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından Erdoğan’ı arayarak destek veren ilk ülkelerden birisi de Katar olmuştu.

2014’de kurulan Yüksek Stratejik Komite şimdiye kadar toplam 8 kez bir araya gelirken, farklı alanlarda toplam 95 anlaşma ve çeşitli belgeye imza atıldı. Katarlıların Türkiye’de önemli şirketlerin yanı sıra Boğazlarda aldıkları arsa ve mülkler zaman zaman basına yansıyan konular arasında.

Türkiye-Katar ilişkileri sadece ekonomi ve yatırımlarla sınırlı değil. Savunma sanayi ve askeri eğitim gibi alanlarda da ilerleme sağlanmış durumda. Halen Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) bir üssü Katar topraklarında bulunuyor.

BAE ile düzelen ilişkiler

Uzun bir dönem gerilimli ilişkiler yaşanan Birleşik Arap Emirlikleri de diğer önemli durak.

Türkiye’nin Arap Baharı sırasında Müslüman Kardeşler kuşağına olan yakınlığı, o dönemde Suudi Arabistan, BAE ve Mısır’ın başını çektiği eksenle bir çeşit “soğuk savaş” yaşamasına neden olmuştu. Ancak geçen yıllar içinde bölgedeki dengelerin değişmesiyle Türkiye ve Körfez ülkeleri farklı pozisyonlar almaya başlamıştı.

Bu kapsamda BAE ve Suudi Arabistan’ın Türkiye’nin en önemli bölgesel müttefiklerinden olan Katar’a 2017’de uygulamaya başladıkları ambargoyu 2021’de bitirmesi de Ankara için önemli bir etken olmuştu.

Geçmiş dönemde Türkiye’den bazı üst düzey yetkililer, BAE’yi Gülen yapılanmasına destekle ve 15 Temmuz 2016 darbe girişimi nedeniyle suçlamıştı. Suç örgütü lideri Sedat Peker’in BAE’den yayımladığı videolar da bir dönem ilişkileri etkileyen bir unsur olarak gündemde önemli yer tutarken, Peker bir süre sonra BAE yetkilileri tarafından uyarıldığını belirterek yayınlarını durdurmuştu.

Erdoğan bundan önce en son Şubat 2022’de Abu Dabi’ye giderken, BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan ise son olarak 10 Haziran’da Türkiye’ye resmi ziyarette bulundu.

Paylaşın

AK Parti’de Kadro Değişimi: 2 İl Başkanlığına Atama

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararıyla Tokat ve Osmaniye il başkanlıklarına yeni atamalar yapıldı. Daha öncede Gaziantep, Kilis, Ardahan, Kayseri, Samsun, Malatya, Adıyaman, Erzincan, Kars, Kırıkkale, Muğla, Niğde ve Uşak atanmıştı.

Haber Merkezi / AK Parti Teşkilat Başkanlığının sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı veAK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararıylaTokat İl Başkanlığına Ali Özer ve Osmaniye İl Başkanlığına Servet Alibekiroğlu’nun atandığı belirtildi.

6 il başkanı değişmişti

Yakın zamanda, 6 il başkanlığına atama yapıldığı duyurulmuştu. Paylaşımda, Kayseri İl Başkanlığına Fatih Üzüm, Samsun İl Başkanlığına Mehmet Köse, Gaziantep İl Başkanlığına Murat Çetin, Kilis İl Başkanlığına Zihni Serhan Diyarbakırlı, Ardahan İl Başkanlığına Ersin Yılmaz ve Malatya İl Başkanlığına Namık Gören’in atandığı bildirilmişti.

Söz konusu atamalarda vekaleten görev yapan il başkanlarından bazılarının başkanlığa atanması dikkat çekerken, yine vekaleten görev yürüten Mehmet Metin Karakuş, Ertuğrul Teymur, Nuri Ayduğan, Bahadır Kılıç ve Abdulkadir Sarıdağ’ın yerine yeni il başkanları atandı.

7 il başkanı değişmişti

Daha öncede Adıyaman, Erzincan, Kars, Kırıkkale, Muğla, Niğde ve Uşak il başkanlıklarına da atama yapılmıştı.

Adıyaman İl Başkanlığına Emrah Erkan Bulucu, Erzincan İl Başkanlığına Mehmet Cavit Şireci, Kars İl Başkanlığına Muammer Sancar, Kırıkkale İl Başkanlığına Engin Pehlivanlı, Muğla İl Başkanlığına Gültekin Akça, Niğde İl Başkanlığına Mustafa Özdemir, Uşak İl Başkanlığına Himmet Yaşar’ın atandığı bildirilmişti.

14 ve  28 Mayıs’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerinde başarılı olamayan il ve ilçe başkanlarının değişeceği kulislere yansımıştı.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Avrupa Birliği” Açıklaması: Olumlu Adımlar Bekliyoruz

Cuma namazı çıkışı basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu anda beklentimiz AB kanadından beklentilerin cevabını almak. Görüşme yaptığım tüm AB ülkelerinin liderleriyle etraflıca konuştuk. Kendilerinden bu konuda artık 52 yıldır kapıda bekletilen Türkiye’ye yönelik olumlu adımların atılmasını istiyoruz dedik” dedi.

Haber Merkezi / Erdoğan ayrıca Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in önümüzdeki ay Türkiye’ye geleceğini belirterek, “Karadeniz Tahıl Koridoru’nun uzatılması konusunda hemfikiriz. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Putin’e bir mektup gönderdi.

Temenni ediyorum ki bu mektupla bizim ve Rusya’nın müşterek gayretleri ile tahıl koridoru çalışmasının uzatılmasını temin ederiz. Böylece az gelişmiş, fakir Afrika ülkelerinin problemlerini süratle Putin’le müşterek kaldığımız gibi devam ederiz” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’da Hz. Ali Camii’nde cuma namazının ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.  Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

“Sayın Putin’i ağustos ayı içerisinde Türkiye’de misafir etme hazırlığımız var. Karadeniz Tahıl Koridoru’nun uzatılması konusunda hemfikiriz. BM’den de Sayın Guterres, Sayın Putin’e bir mektup gönderdi. Temenni ediyorum ki bu mektupla bizim ve Rusya’nın müşterek gayretleri ile tahıl koridoru çalışmasının uzatılmasını temin ederiz.

Şu anda beklentimiz AB kanadından beklentilerin cevabını almak. Görüşme yaptığımız tüm AB liderleriyle bunu etraflıca konuşma yaptık. Kendilerinden bu konuda 52 yıldır kapıda beklenilen Türkiye’ye yönelik olumlu adımlar bekliyoruz dedik.

Biz iki komşu ülkeyiz. Miçotakis ve biz yeni bir Seçim geçirdik. Seçim kazanan iki lider olarak adımlarımızı olumlu istikamette atalım istiyoruz. Kendilerinden özellikle istediğim en önemli konu başlıkları bir Batı Trakya ile ilgili konular bunları aşalım istedik.

Müftülerle ilgili konu bunları aşalım istedik. Özellikle büyükelçilerimizin bu konuda karşılıklı yapacakları görüşmelerle ön hazırlıkları yapacaklar, Dışişleri bakanları hazırlıkları yapacaklar, daha sonra biz liderler olarak bir araya gelerek atılması gereken adımları atacağız.”

Paylaşın

İsveç’in NATO Üyeliği: Türkiye IMF Kredisi Karşılığında Onaylayacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yapılan NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde İsveç’in NATO üyeliğine destek vermeyi kabul ettiğini açıklamıştı.

Erdoğan, zirve sonrası yaptığı basın açıklamasında, “Ülkemizin beklentilerini İsveç’in taahhütlerini yerine getirmesi konusunu ele aldık. İsveç’in üyelik konusuyla ilgili önümüzdeki süreçlerin nasıl şekilleneceğini ele aldık. İsveç, bizim AB’ye tam üyeliğimize ve gümrük anlaşmasının yenilenmesine destek verecek. İsveç üzerine düşeni yapmayı sürdürecek” demiş ve eklemişti:

“Bu yol haritasını şu anda İsveç makamları pazartesi akşamı yaptığımız görüşme kapsamında bize sunacaklar. Biz de bunu TBMM’ye sunacağız. Şu anda meclisimiz kapalı, açıldığı zaman TBMM başkanımızın öne çıkaracağı sözleşme bu olacaktır. Birinci derecede onay makamı TBMM’dir. Bir an önce bu sürecin bitmesini istiyoruz.”

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Gazeteci Seymour Hersh, ABD Başkanı Joe Biden’ın Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini onaylaması halinde, ülkeye 11-13 milyar dolarlık bir Uluslararası Para Fonu (IMF) kredisi sözü verdiğini iddia etti.

‘Erdoğan’ın dönüşü hakkında kendisine farklı ve gizli bir hikaye anlatıldığını’ söyleyen Hersh, “Biden, Türkiye’ye çok ihtiyacı olan 11-13 milyar dolar bandında IMF kredisi sözü vermiş. Konuyla ilgili doğrudan bilgisi olan bir yetkili bana ‘Biden’ın bir zafer kazanması gerekiyordu ve Türkiye ciddi bir ekonomik darboğazda’ dedi” ifadelerini kullandı.

Konuya ilişkin haberinde ABD’de 2024 yılında yapılacak Başkanlık Seçimi’nin yaklaştığını ve Cumhuriyetçilerin adayının eski başkan Donald Trump, Trump’ın başkan yardımcısı adayının ise Robert F. Kennedy Jr. olma olasılığının Demokratlarda paniğe sebep olduğunu kaydeden gazeteci Seymour Hersh, “Demokratların akut anksiyetesinin gerçek işaretlerine gelecek olursak; Joe Biden, bu hafta, NATO zirvesinden önce, bir şekilde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın altını üstüne getirdi ve İsveç’in NATO üyeliğine desteğini açıklayarak Vladimir Putin ile ters düşmesini sağladı” ifadelerini kullandı.

Bunun nasıl mümkün olduğuyla ilgili kamuoyuna anlatılan hikayenin ABD’nin Türkiye’ye F-16 savaş uçakları ve mevcut uçaklar için modernizasyon kiti satışını kabul etmesi olduğunu, fakat kendisine ‘daha farklı ve gizli bir hikaye anlatıldığını’ yazdı. Seymour Hersh, “Biden, Türkiye’ye çok ihtiyacı olan 11-13 milyar dolar bandında IMF kredisi sözü vermiş. Konuyla ilgili doğrudan bilgisi olan bir yetkili bana ‘Biden’ın bir zafer kazanması gerekiyordu ve Türkiye ciddi bir ekonomik darboğazda’ dedi” iddiasında bulundu.

“Ekonomik krizden kaçınmak için…”

“Erdoğan’ın, NATO ve Batı Avrupa ile daha iyi durumda olduğunu fark etmesinden daha iyi ne olabilir?” diye soran gazeteci Seymour Hersh, The New York Times gazetesinde yayınlanan bir habere atıfla, Biden’ın 9 Temmuz Pazar günü Avrupa’ya uçarken Erdoğan’ı aradığını ve böylelikle Putin’in ‘tam da istemediği bir şeyle, yani genişlemiş ve daha doğrudan bir NATO ittifakı ile karşı karşıya kaldığını söyleyebildiğini’ aktardı.

Hersh, The Council on Foreign Relations’tan Brad W. Setser’ın haziran ayında kaleme aldığı bir analizi de hatırlatarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimi kazandığını, fakat şimdi yaklaşan ekonomik krizden kaçınmak için bir yol bulması gerektiğini ifade etti. Buna göre, döviz rezervleri tamamen bitmek üzere olan Türkiye, ‘altınlarını satma, önlenebilir bir temerrüt ya da ekonomi politikalarını tamamen tersine çevirme ve muhtemelen bir IMF programının acı hapını yutma’ seçenekleri arasında kalmış durumda.

Paylaşın

“Erdoğan, Faiz Düzenlemesinden Hoşlanmadı” İddiası

Gazeteci Nuray Babacan, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında ekonomi çevrelerinin yetersiz bulduğu faiz düzenlemesinden hoşlanmadığını dile getirdiği” iddia etti.

Babacan, iddiasının devamında,  “Erdoğan’ın ‘Benim lafımı yere düşürüyorsunuz’ tepkisi gösterdiği. Ancak ekonomi yönetiminin pek geri kalmadığı, faiz artışının beklentilerin altında kaldığını, dengeli şekilde bu artışların devam edeceğini anlattığı” ifadelerine yer verdi.

Gazete Pencere yazarı Nuray Babacan, “O brifingde ne dediler?” yazısında ekonomi yönetiminin Erdoğan’ı yeni ekonomi politikaları için ikna etmeye çalıştığı toplantılara ilişkin kulis bilgilerini aktardı. Babacan’ın yazısının konuya ilişkin bölüm şöyle:

“Cumhurbaşkanın genellikle sessizce dinlemeyi tercih ettiği bu toplantılarda, son PPK toplantısında ekonomi çevrelerinin yetersiz bulduğu faiz düzenlemesinden hoşlanmadığını dile getirdiğini de öğrendik. Hatta, ‘Benim lafımı yere düşürüyorsunuz’ tepkisi gösterdiği anlatılıyor. Ancak ekonomi yönetiminin pek geri kalmadığı, faiz artışının beklentilerin altında kaldığını, dengeli şekilde bu artışların devam edeceğini anlattığı belirtiliyor.

“Cumhurbaşkanını ikna etme süreci devam ediyor”

Yani anlayacağınız, Cumhurbaşkanını ikna etme süreci devam ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bazı yeni öneriler için “Bunu bir de danışmanlarımla konuşayım” demesinin yeni ekonomi yönetiminin hoşuna gitmediğini de ekleyelim. Zira biliniyor ki bir süreden beri devre dışı kalan ekonomi danışmanları hem Şimşek’e hem de yeni yönetime karşı.

Bu nedenle daha dengeli, kademeli bir faiz politikası ve esnek adımlar atılacak. Bakan Şimşek, ekonomi alanında daha net önlemler alınmasından yana, her şeyin kitabına göre yapılmasını istiyor. Siyaset ve hayatın gerçekleri öyle değil. Önce emekliye refah payı, ardından Cumhur İttifakı’nın küçük ortaklarının ısrar ettiği yeni emekli düzenlemesiyle ilgili verilmesi gereken karar, tam da böyle bir konu. Sadece Erdoğan değil, Şimşek de sıkışıyor. Seçim nedeniyle çok fazla radikal adımlar atılamayacak anlaşılan.

Bu nedenle, bu ay yapılacak Para Politikası Kurulu toplantısında yeniden faiz artırımı olacak ama kimse 20 puanı geçmesini beklemiyor. Bu rakam önemli; çünkü beklenen Batılı sermaye Türkiye’ye giriş yapmadı. Hâlâ uzaktan izliyorlar.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Erdoğan: 6 Şubat Depremlerinin Maliyeti 104 Milyar Dolar

6 Şubat’taki depremlere ilişkin açıklamada bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Enkazın tamamını kaldırdık. Deprem riski olmayan alanlarda kalıcı konutların inşasına süratle başladık. Ekim, kasım aylarından itibaren yapımı tamamlanan konutların teslimatını peyderpey gerçekleştireceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “İlk bir yılda 319 bin konutun inşasını bitirip hak sahiplerine teslim edeceğiz. Toplamda 650 bin konut inşa etmeyi hedefliyoruz. Şehirlerimizi eskisinden daha güvenli, dayanıklı hale getirmekte kararlıyız. Depremin ülkemiz ekonomisine maliyeti toplam 104 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Bu ağır yükün altından, siz dostlarımızın da desteğiyle inşallah hep birlikte kalkacağız.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve Alman Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği (DIHK) organizasyonunda, düzenlenen “Türk-Alman Konferansı: Depremden Etkilenen Bölgelerde İş Dünyasının Yeniden Güçlendirilmesinde Avrupa Özel Sektörünün Rolü” başlıklı konferansa video mesaj gönderdi.

6 Şubat’ta Kahramanmaraş merkezli iki büyük depremde 50 binden fazla vatandaşın hayatını kaybettiğini hatırlatan Erdoğan, depremin vurduğu 11 ilde, 872 bin bağımsız bölümün olduğu 311 bin binanın kullanılamaz hale geldiğini söyledi.

İş yerleri, tarım alanları, ticarethaneler ve fabrikaların zarar gördüğünü, 14 milyon insanın depremin olumsuz etkilerini bizzat yaşadığını belirten Erdoğan, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin yardım ve inşa sürecinin en önemli aktörleri arasında yer aldığını kaydetti.

Erdoğan deprem döneminde Türkiye’nin yanında olan herkesi şükranla hatırlayacaklarını belirterek şöyle konuştu:

“Enkazın tamamını kaldırdık. Deprem riski olmayan alanlarda kalıcı konutların inşasına süratle başladık. Ekim, kasım aylarından itibaren yapımı tamamlanan konutların teslimatını peyderpey gerçekleştireceğiz. İlk bir yılda 319 bin konutun inşasını bitirip hak sahiplerine teslim edeceğiz. Toplamda 650 bin konut inşa etmeyi hedefliyoruz. Şehirlerimizi eskisinden daha güvenli, dayanıklı hale getirmekte kararlıyız. Depremin ülkemiz ekonomisine maliyeti toplam 104 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Bu ağır yükün altından, siz dostlarımızın da desteğiyle inşallah hep birlikte kalkacağız.”

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Alman Ticaret ve Sanayi Odası tarafından düzenlenen konferansı memnuniyetle karşıladığını söyleyen Erdoğan, “Konferansa video mesajı göndererek destek sağlayan kıymetli dostum Sayın Şansölye Olaf Scholz’a teşekkür ediyorum. Türkiye ve Almanya’ya ilaveten Avrupa’nın birçok ülkesinden konferansa iştirak eden firmaların varlığı bizleri ayrıca sevindirmiştir. Katılan ve katkı sağlayan herkese teşekkür ediyorum” dedi.

Erdoğan’dan Avrupa Birliği açıklaması

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde yeni bir sürecin başlama ihtimaline ilişkin, “Avrupa Birliğinden göreceğimiz olumlu çalışmalar neticesinde biz de verdiğimiz sözleri hayata geçirmek için çalışmalara başlarız” dedi.

Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta düzenlenen NATO Zirvesi dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, AB ile yeni dönem üzerine görüşmeler yapmak üzere danışmanını Brüksel’e gönderdiğini söyledi.

Erdoğan, “Gerek Gümrük Birliği konusu gerekse vize serbestisi konularını görüşecek. Bunların Türkiye lehine olacağına inanıyorum. Bugün Ursula von der Leyen de bununla ilgili bize olumlu bazı şeyler de söyledi. Danışmanım Çağatay Bey de oradan olumlu gelişmelerle dönecektir diye düşünüyorum” diye konuştu.

Geçen yıl üzerinde mutabık kalınan konuların hayata geçmediği için sürecin bugüne geldiğini vurgulayan Erdoğan, “Bundan sonra da verilen sözlerin hayata geçirilmesine göre biz de harekete geçeriz. Netliğimizi, bu konuda tavizsiz olduğumuzu muhataplarımıza anlattık” dedi.

Paylaşın