NATO Üyeliği: İsveç’ten Türkiye’ye “Ekim” Hatırlatması

NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyeliğine onay için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ekim ayına işaret ettiğini hatırlatan İsveç Dışişleri Bakanı Billström, “Verilen sözde değişen bir şey olmadı. Umudumuzu sürdürüyoruz” mesajı verdi.

Finlandiya ve İsveç, Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgalinin ardından onlarca yıldır sürdürdükleri askeri tarafsızlık ilkesinden vazgeçerek NATO’ya katılmak için Mayıs 2022’de ortak başvuruda bulunmuştu.

İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billstrom, Türkiye’nin ülkenin NATO üyeliğini Ekim ayında onaylayacağı konusunda umutlu olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Temmuz ayındaki NATO zirvesinde İsveç’in üyeliğinin TBMM’nin açılacağı Ekim ayında meclis gündemine alınması konusunda mutabık kaldıklarını hatırlatan Billström, aradan geçen zamanda NATO zirvesinde uzlaşılan noktalar ve verilen sözlerin geçerliliğini yitirdiğine dair bir işaret bulunmadığını söyledi.

ABD Kongre üyelerinin ziyareti sonrasında düzenlenen basın toplantısında konuyla ilgili soruyu yanıtlayan Billström, parlamentonun bağımsız bir kurum olduğunu, ancak Türk hükümetinin Vilnius’taki NATO liderler zirvesinde onay sürecinin hızlı bir şekilde işletileceği sözünü verdiğini belirtti. İsveçli Bakan, “Bu, Türk hükümetinin onay taahhüdünde bulunduğu anlamına geliyor” dedi.

Vilnius’taki NATO zirvesinin başlamasına saatler kala Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsveç Başbakanı Ulf Kristersson ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg arasında yapılan üçlü görüşme sonrasında, TBMM’nin İsveç’in üyeliğini hızla onaylamasına dair uzlaşmaya varıldığı bildirilmişti.

Finlandiya ve İsveç, Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgalinin ardından onlarca yıldır sürdürdükleri askeri tarafsızlık ilkesinden vazgeçerek NATO’ya katılmak için Mayıs 2022’de ortak başvuruda bulunmuştu.

Türkiye ve Macaristan’daki onay süreçlerinin tamamlanması sonrasında Finlandiya Nisan ayında 31’inci üye olarak İttifak’a katılmış, ancak Türkiye ve Macaristan’ın İsveç konusundaki çekinceleri sürmüştü. Bir ülkenin NATO’ya üye olabilmesi için tüm İttifak üyelerinde hükümetlerin onayının ardından meclis onayının da bulunması gerekiyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

NYT: Karadeniz, Tehlikeli Bir Gerilim Merkezine Dönüştü

Türkiye’nin Karadeni’deki politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan EDAM (Ekonomi ve Dış Politikalar Araştırma Merkezi) Direktörü Sinan Ülgen, “Türkiye, Karadeniz’de herhangi bir NATO misyonuna çok olumsuz bakıyor. Bölgedeki NATO varlığının artmasının Rusya’yla çatışma riskini de artıracağı düşünülüyor” diye konuştu.

Türkiye’nin NATO müttefiklerininden boğazlara savaş gemisi göndermemelerini istediğini hatırlatan Ülgen şunları söyledi: Bu konunun altında yatan gerilim ABD ve Türkiye’nin Karadeniz’e nasıl baktığı ve konuyu NATO şemsiyesi altında nasıl ele alacaklarıyla ilgili. Ancak şimdiye kadar Türkiye, boğazları Rus savaş gemilerine kapadı ve ABD de Türkiye’yi köşeye sıkıştıracak bir hamle yapmadı.

ABD merkezli New York Times gazetesi, 18. ayını geride bırakmaya hazırlanan Ukrayna savaşında “bugüne kadar gözden kaçan” Karadeniz’in tehlikeli bir gerilim merkezi haline dönüştüğünü yazdı.

Rusya’nın tahıl koridoru girişiminden çekilmesinin ardından bölgedeki gerilimin arttığına dikkat çekilen haberde, Rus güçlerinin Karadeniz kıyısındaki bölgeleri vurmaya başladığı, Ukrayna’nın ise Rus gemilerine yönelik peş peşe saldırılar düzenlediği hatırlatıldı.

Geçen günlerde deniz drone’larıyla gerçekleşen saldırılarda Ukrayna güçleri kendi kıyılarından yüzlerce kilometre uzaktaki Rus limanlarını hedef almış ve Rusya’nın Karadeniz’deki 6 limanına yaklaşan gemiler için uyarı yayımlamıştı.

New York Times’ın haberinde Karadeniz’in kontrolü için verilen savaşın küresel enerji piyasaları ve gıda tedarik rotaları için önemli olduğu belirtilirken, NATO’nun da Rus güçleriyle doğrudan bir çatışmaya çekilmeden seyrüsefer özgürlüğünü sağlamaya çalıştığına dikkat çekildi.

Haberde, Putin’in uzun yıllardır bölgedeki Rusya etkisini artırmak için Karadeniz kıyılarında limanlar ve tatil kentleri inşa ettiği ve Rus donanmasının güney filosunun da Moskova’nın bölgedeki askeri gücünü yansıttığı belirtildi.

Karadeniz’de NATO Rusya rekabeti

Kırım’ın 2014’teki ilhakından itibaren Karadeniz’de kontrolü sağlamanın Rusya için kesin bir savaş hedefi olduğu vurgulanan haberde bölgede Türkiye, Bulgaristan ve Romanya gibi üç NATO ülkesinin de bulunduğuna dikkat çekildi ve bölgenin NATO için Ukrayna kadar önemi olduğuna dikkat çekildi.

Rus güçleri savaşın başından bu yana Karadeniz kıyısındaki üç büyük Ukrayna limanını ele geçirmiş ve bu kıyılara deniz mayınları döşeyerek Ukrayna donanmasını bölgede etkisiz hale getirmişti. New York Times, bölgedeki NATO ülkelerinin havada ve denizde keşif görevleri yürütse de çatışmanın içine çekilmemek adına daha dikkat hareket etmek zorunda kaldığını aktardı.

Türkiye’nin bölgedeki politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan EDAM (Ekonomi ve Dış Politikalar Araştırma Merkezi) Direktörü Sinan Ülgen, “Türkiye, Karadeniz’de herhangi bir NATO misyonuna çok olumsuz bakıyor. Bölgedeki NATO varlığının artmasının Rusya’yla çatışma riskini de artıracağı düşünülüyor” diye konuştu.

Türkiye’nin NATO müttefiklerininden boğazlara savaş gemisi göndermemelerini istediğini hatırlatan Ülgen şunları söyledi: Bu konunun altında yatan gerilim ABD ve Türkiye’nin Karadeniz’e nasıl baktığı ve konuyu NATO şemsiyesi altında nasıl ele alacaklarıyla ilgili. Ancak şimdiye kadar Türkiye, boğazları Rus savaş gemilerine kapadı ve ABD de Türkiye’yi köşeye sıkıştıracak bir hamle yapmadı.

Ukrayna savaşında Karadeniz’in yeni gerilim noktalarından biri haline gelmesi petrol fiyatlarının artacağı yönündekli endişeleri de yeniden gündeme taşıdı.

Küresel petrol ve petrol ürünü tedarikinin yüzde 3’ünden fazlasının Karadeniz üzerinden dünyaya açıldığı biliniyor. Normal şartlarda Rusya günde 750 bin varil petrolü Karadeniz üzerinden geçirse de bu rakam 400 bin ila 575 bin varile kadar gerilemiş durumda.

Ukraynalı yetkililer ise savaşı Rus limanlarına doğru genişleterek Moskova’nın ekonomik kayıplarını artırmak istiyor. ABD yönetimi, Karadeniz’den çıkarılamayan Rus petrolünün ikame edilememesi durumunda petrol fiyatlarında varil başına 10 ila 15 dolarlık bir artış bekliyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Türkiye – Rusya İlişkileri; Denge Politikasında İbre Kayıyor Mu?

Türkiye’nin geçen hafta İsveç’in NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyeliğine ilişkin gösterdiği tutum değişikliği ve ardından Rusya’nın Türkiye’nin arabuluculuğunda sağlanan Tahıl Koridoru Anlaşması’ndan çekilmesi Ankara – Moskova ilişkilerini tartışmaya açtı.

Rusya uzmanı Aydın Sezer, Türkiye’nin İsveç için aldığı kararın tam bir onay anlamına gelmediğini ve şu an için “sarı ışık” olarak görülebileceğini belirterek şöyle devam ediyor:

“Bu gelişme ‘Rusya’dan uzaklaşılıyor mu?’ anlamına bence gelmez. Çünkü kıyaslanacak boyutta konular değiller. Rusya’yla iktisadi anlamdaki karşılıklı işbirliği Türkiye’nin hiçbir zaman bozmayı ya da tehlikeye atmayı düşünebileceği bir konu değil. Yazın tam ortasında turizm sezonundasınız. İkincisi de kış geliyor ve siz Rusya’ya en az 12 milyar dolar doğal gaz borcuyla giriyorsunuz.”

Sezer, İsveç’e onay verilmesinin ardındaki görünür nedenin F-16’lar olduğunu, ancak ABD ve Batı’dan beklenen sıcak paranın da önem taşıdığını düşünüyor.

Türkiye’nin eski Moskova Büyükelçisi ve aynı zamanda 2010-2013 arasında NATO Genel Sekreter Yardımcılığı da yapmış olan Hüseyin Diriöz de Türkiye’nin gerek süreçsel olarak Batı ile Rusya gerekse son savaşta Ukrayna ile Rusya arasında izlediği politikalarına atıfla Türkiye’nin aslında tarafsız olmadığı tespitini yapıyor:

“Türkiye, evet, dengeli bir politika izliyor ama bu tarafsız olduğu anlamına gelmez. Çünkü bir NATO ülkesi olan Türkiye taraftır. Dengeli olmak demek tarafsız olmak demek değildir.”

NATO’nun Vilnius zirvesi öncesinde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Türkiye ziyareti ile başlayan bir dizi adım, geçen haftadan bu yana Türkiye – Rusya ilişkilerinin nereye evrildiği ve ekonomik zorluklar yaşayan Türkiye’nin “Rusya’dan uzaklaşarak daha çok Batı’ya mı yaklaşmak istediği” sorularına yol açtı.

Bazı dış politika uzmanları, Türkiye’nin ekonomik zorlukların da etkisiyle kendisini yavaş yavaş Batı’ya yaklaştırmakta olduğu görüşünde, kimileri de Ankara’nın Batı ile Rusya arasında takip ettiği denge politikasında temel bir değişim beklemiyor.

Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya’ya Batı tarafından uygulanan ambargolar ve yaptırımlar Türkiye’yi Rusya’nın gözünde önemli bir pozisyona getirmiş, Batı ülkeleri ve Batılı örgütlerden istediğini alamadığını düşünen Ankara da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yaklaşmıştı. Savaşın ardından denge politikası gözeteceği mesajını veren Ankara, BM Güvenlik Konseyi kararı olmadıkça yaptırımlara uymayacağını açıklamış, Tahıl Koridoru Anlaşması’nda da etkin rol üstlenerek iki tarafla da konuşabilen ülke konumunu sürdürmeye çalışmıştı. Hatta Türkiye’deki seçim sürecinde Rusya’nın yaptığı bazı jestler Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a destek olarak da yorumlandı.

İsveç’in üyeliğine onayın etkisi ne olabilir?

Ancak Türkiye’nin geçen hafta İsveç’in NATO üyeliğine ilişkin gösterdiği tutum değişikliği ve ardındanRusya’nın Türkiye’nin arabuluculuğunda sağlanan Tahıl Koridoru Anlaşması’ndan çekilmesi Ankara – Moskova ilişkilerini tartışmaya açtı.

NATO’nun geçen hafta yapılan Vilnius zirvesinde Türkiye, son 15 aydır üye olmaya çalışan İsveç’e yeşil ya da Sezer’e göre “sarı ışık” yakarken TBMM’den onayın geçmesi için İsveç’in şartları yerine getirmesini ve Avrupa Birliği (AB) kurumlarının da bazı adımlar atmasını talep etti. İttifak başkentlerinde zirvenin ilk birkaç gününde heyecanla karşılanan bu onay, TBMM sürecinin en iyi ihtimalle Ekim ayına bırakılmasıyla yerini tanıdık bir belirsizliğe bıraktı.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov ise zirvenin ardından “Türkiye’nin NATO’ya karşı yükümlülükleri var, bu konuda hayal görmüyoruz. Türkiye ile farklılıklarımız var aynı zamanda ortak çıkarlarımız da var. Moskova, Ankara ile ilişkilerini geliştirmeye daha da istekli” şeklinde bir açıklama yaptı.

Rusya’nın Türkiye’nin bu adımını olumsuz açıdan değerlendirmeyeceğini düşünen Rusya uzmanı Aydın Sezer, Rusya’nın gelişmelerden faydalanacağını söylüyor:

“Bilakis Türkiye’nin NATO’yla ilişkileri ne kadar güçlü olursa Rusya bundan o kadar fayda elde eder. Çünkü Türkiye her zaman NATO içerisinde sorun çıkartma potansiyeli olan bir ülke. S-400’den tutun, İsveç’in üyeliğinin geciktirilmesine kadar.”

Sezer, Türkiye’nin İsveç için aldığı kararın tam bir onay anlamına gelmediğini ve şu an için “sarı ışık” olarak görülebileceğini belirterek şöyle devam ediyor:

“Bu gelişme ‘Rusya’dan uzaklaşılıyor mu?’ anlamına bence gelmez. Çünkü kıyaslanacak boyutta konular değiller. Rusya’yla iktisadi anlamdaki karşılıklı işbirliği Türkiye’nin hiçbir zaman bozmayı ya da tehlikeye atmayı düşünebileceği bir konu değil. Yazın tam ortasında turizm sezonundasınız. İkincisi de kış geliyor ve siz Rusya’ya en az 12 milyar dolar doğal gaz borcuyla giriyorsunuz.”

Sezer, İsveç’e onay verilmesinin ardındaki görünür nedenin F-16’lar olduğunu, ancak ABD ve Batı’dan beklenen sıcak paranın da önem taşıdığını düşünüyor.

Türkiye’nin eski Moskova Büyükelçisi ve aynı zamanda 2010-2013 arasında NATO Genel Sekreter Yardımcılığı da yapmış olan Hüseyin Diriöz de Türkiye’nin gerek süreçsel olarak Batı ile Rusya gerekse son savaşta Ukrayna ile Rusya arasında izlediği politikalarına atıfla Türkiye’nin aslında tarafsız olmadığı tespitini yapıyor:

“Türkiye, evet, dengeli bir politika izliyor ama bu tarafsız olduğu anlamına gelmez. Çünkü bir NATO ülkesi olan Türkiye taraftır. Dengeli olmak demek tarafsız olmak demek değildir.”

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e konuşan Diriöz, Türkiye’nin NATO ile ilişkilerine ve eskiden Sovyetler Birliği ardından Rusya ile kurduğu denge tarihsel perspektiften bakıldığı zaman 1960’lardan sonra dış politikanın çeşitlendirildiğini ancak temel ayağın her zaman için sağlam şekilde Batı ve kurumları üstünde olduğuna işaret ediyor.

Diriöz, 1970’lerden ve özellikle de Kıbrıs harekâtından sonra konulan ambargoyla Sovyetlerle ilişkilerin geliştiğini ve Türkiye’nin de Almanya, Fransa, İtalya gibi o dönemde Batı içinde olan ama Sovyetlerle ilişkilerde daha rahat olan ülkeler arasında yer aldığını anımsatıyor.

Diriöz, NATO’nun Vilnius zirvesinde İsveç’in katılımı ile ilgili verilen onayın da Türkiye’nin temelde ayağının nereye bastığının görülmesi açısından önemli olduğunu ifade ediyor:

“Bazı uluslararası analistler, Batı’nın Suudi Arabistan ile ilişkisini ‘contractual’ yani ‘parça başı’ olarak tanımlar. Bizim Batı’yla ilişkilerimizin ise Batı’nın Suudi Arabistan’la olan ilişkilerinden farklı olarak aynı zamanda, biraz ortak değerlere dayalı ve ortak geleceğe yönelik olarak görülmesi önem taşır.”

Tahıl Koridoru Anlaşması’nın geleceği

Rusya’nın askıya aldığı ve süresi dolan Tahıl Koridoru Anlaşması’nın uzatılması için uluslararası toplumdan çağrılar birbiri ardına gelirken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan ziyareti öncesinde havaalanında yaptığı açıklamada iyimser konuştu ve Putin ile konuyu telefonla görüşeceğini belirtti.

Ancak Rusya uzmanı Aydın Sezer’e göre Erdoğan’ın bu konuda asıl konuşması gereken kişi Putin değil ABD Başkanı Joe Biden ve Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri olmalı. Sezer, Ukrayna ve Rusya ile ayrı ayrı imzalanan ve Ukrayna tahılının dış pazarlara ulaşması protokollerinin uygulaması ile ilgili bir sıkıntı bulunmadığına, asıl sıkıntının Rusya’nın tahıl ve gübre ile ilgili BM’yle imzaladığı anlaşmada çıktığına dikkat çekiyor.

“Bu anlaşmayla Batı ve Birleşmiş Milletler verdiği sözleri yerine getirmedi” diyen Sezer, bu nedenle Erdoğan’ın Rusya ile değil asıl Batı ülkeleri ve BM ile görüşmesi gerektiğini çünkü Putin’in ikna edilecek bir durumu olmadığını belirtiyor.

Öte yandan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın bugün Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiği açıklandı. Türk Dışişleri’nin açıklamasında Tahıl Anlaşması çerçevesindeki gelişmelerin ele alındığı görüşmede orman yangınlarında kullanılmak üzere Rusya’dan büyük gövdeli bir yangın uçağı temin edilmesinin de gündeme geldiği belirtildi.

Fidan dün gece de BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı telefon görüşmesinde tahıl anlaşmasına ilişkin son gelişmeleri ele aldı. Ancak görüşmeye ilişkin detay verilmedi. Ukrayna lideri Zelenskiy ise yaptığı son açıklamada, Tahıl Anlaşması’nın Rusya olmadan da devam edebileceğini belirterek “Ukrayna, BM ve Türkiye gıda koridorunun güvenliğini ve gemi denetimlerini sağlayabilirler” ifadelerini kullandı. Zelenskiy’nin bu önerisine ilişkin Ankara’dan henüz bir değerlendirme gelmedi.

Azov komutanlarının serbest bırakılması

Zelenski’nin ziyareti sırasındaAzov komutanlarının serbest bırakılması da son dönemin önemli gelişmelerinden.

Türkiye, varılan uzlaşma ile kendi topraklarında tutulan, Rusya’nın “savaş suçluları” olarak gördüğü, Ukrayna’nın ise Mariupol kentini savunması nedeniyle çok önem verdiği Azov Taburu’ndan beş komutanı ziyaret sırasında Zelenksiy’e iade etmişti.

Sezer, Rusya için “terörist” olarak tanımlanan bu komutanların teslim edilmesinin ardından Moskova’dan ilk başta bazı serzenişler geldiğini, ancak ertesi günlerde Dışişleri Bakanı Fidan’ın Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından bu tepkinin çok sertleşmediğine dikkat çekiyor.

“Resmi düzeyde Rusya bu konuda daha ileri gitmedi. Fakat medyada ve kamuoyunda hâlâ devam eden bir Türkiye karşıtlığı söz konusu” diyen Sezer, Zelenski’nin ziyaretiyle ortaya bir sorun yumağı çıktığını düşünüyor ama bunun çok ciddi hasar bırakmayacağı görüşünde.

Putin Ağustos’ta Türkiye’ye gelir mi?

Erdoğan’ın Ağustos ayı için duyurduğu Putin’in Türkiye ziyaretinin olup olmayacağı da şu an için tam net değil.

Rusya’nın henüz planlanmış bir ziyaret olmadığını söylediğini belirten Sezer, ona gelen duyumlara göre şu an için tüm seçeneklerin masada olduğunu, iki liderin belki üçüncü bir ülkede bir araya gelmesinin de söz konusu olabileceğini belirtiyor.

Paylaşın

İsveç’in NATO Üyeliği: Türkiye IMF Kredisi Karşılığında Onaylayacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta yapılan NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde İsveç’in NATO üyeliğine destek vermeyi kabul ettiğini açıklamıştı.

Erdoğan, zirve sonrası yaptığı basın açıklamasında, “Ülkemizin beklentilerini İsveç’in taahhütlerini yerine getirmesi konusunu ele aldık. İsveç’in üyelik konusuyla ilgili önümüzdeki süreçlerin nasıl şekilleneceğini ele aldık. İsveç, bizim AB’ye tam üyeliğimize ve gümrük anlaşmasının yenilenmesine destek verecek. İsveç üzerine düşeni yapmayı sürdürecek” demiş ve eklemişti:

“Bu yol haritasını şu anda İsveç makamları pazartesi akşamı yaptığımız görüşme kapsamında bize sunacaklar. Biz de bunu TBMM’ye sunacağız. Şu anda meclisimiz kapalı, açıldığı zaman TBMM başkanımızın öne çıkaracağı sözleşme bu olacaktır. Birinci derecede onay makamı TBMM’dir. Bir an önce bu sürecin bitmesini istiyoruz.”

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Gazeteci Seymour Hersh, ABD Başkanı Joe Biden’ın Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini onaylaması halinde, ülkeye 11-13 milyar dolarlık bir Uluslararası Para Fonu (IMF) kredisi sözü verdiğini iddia etti.

‘Erdoğan’ın dönüşü hakkında kendisine farklı ve gizli bir hikaye anlatıldığını’ söyleyen Hersh, “Biden, Türkiye’ye çok ihtiyacı olan 11-13 milyar dolar bandında IMF kredisi sözü vermiş. Konuyla ilgili doğrudan bilgisi olan bir yetkili bana ‘Biden’ın bir zafer kazanması gerekiyordu ve Türkiye ciddi bir ekonomik darboğazda’ dedi” ifadelerini kullandı.

Konuya ilişkin haberinde ABD’de 2024 yılında yapılacak Başkanlık Seçimi’nin yaklaştığını ve Cumhuriyetçilerin adayının eski başkan Donald Trump, Trump’ın başkan yardımcısı adayının ise Robert F. Kennedy Jr. olma olasılığının Demokratlarda paniğe sebep olduğunu kaydeden gazeteci Seymour Hersh, “Demokratların akut anksiyetesinin gerçek işaretlerine gelecek olursak; Joe Biden, bu hafta, NATO zirvesinden önce, bir şekilde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın altını üstüne getirdi ve İsveç’in NATO üyeliğine desteğini açıklayarak Vladimir Putin ile ters düşmesini sağladı” ifadelerini kullandı.

Bunun nasıl mümkün olduğuyla ilgili kamuoyuna anlatılan hikayenin ABD’nin Türkiye’ye F-16 savaş uçakları ve mevcut uçaklar için modernizasyon kiti satışını kabul etmesi olduğunu, fakat kendisine ‘daha farklı ve gizli bir hikaye anlatıldığını’ yazdı. Seymour Hersh, “Biden, Türkiye’ye çok ihtiyacı olan 11-13 milyar dolar bandında IMF kredisi sözü vermiş. Konuyla ilgili doğrudan bilgisi olan bir yetkili bana ‘Biden’ın bir zafer kazanması gerekiyordu ve Türkiye ciddi bir ekonomik darboğazda’ dedi” iddiasında bulundu.

“Ekonomik krizden kaçınmak için…”

“Erdoğan’ın, NATO ve Batı Avrupa ile daha iyi durumda olduğunu fark etmesinden daha iyi ne olabilir?” diye soran gazeteci Seymour Hersh, The New York Times gazetesinde yayınlanan bir habere atıfla, Biden’ın 9 Temmuz Pazar günü Avrupa’ya uçarken Erdoğan’ı aradığını ve böylelikle Putin’in ‘tam da istemediği bir şeyle, yani genişlemiş ve daha doğrudan bir NATO ittifakı ile karşı karşıya kaldığını söyleyebildiğini’ aktardı.

Hersh, The Council on Foreign Relations’tan Brad W. Setser’ın haziran ayında kaleme aldığı bir analizi de hatırlatarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimi kazandığını, fakat şimdi yaklaşan ekonomik krizden kaçınmak için bir yol bulması gerektiğini ifade etti. Buna göre, döviz rezervleri tamamen bitmek üzere olan Türkiye, ‘altınlarını satma, önlenebilir bir temerrüt ya da ekonomi politikalarını tamamen tersine çevirme ve muhtemelen bir IMF programının acı hapını yutma’ seçenekleri arasında kalmış durumda.

Paylaşın

İsveç’ten Yeni Kriz Yaratabilecek Karar: Türkiye’nin İade Talebine Ret

Türkiye, İsveç’in NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyeliğine aylardır yükselttiği itirazı Litvanya’da düzenlenen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde kaldırırken, İsveç’ten yeniden kriz yaratabilecek bir karar geldi.

İsveç Anayasa Mahkemesi, İsveç’te göçmen statüsünde bulunan iki kişinin Türkiye’ye iadesiyle ilgili talebi değerlendirdi. Mahkeme konuya ilişkin olarak verdiği karara dair açıklamada, “Çifte suç şartı oluşmamıştır” ifadesine yer vererek bahsi geçen eylemlerin İsveç yasalarına göre suç teşkil etmediğine hükmetti. Bu sebeple de Türkiye’nin iade talebini reddetti.

Türkiye, söz konusu iki kişiyi FETÖ terör örgütü üyesi oldukları ve Bylock isimli örgüt içi haberleşme yazılımını yükleyip kullandıkları gerekçesiyle suçluyor ve iadelerini talep ediyordu. Mahkeme kararında, “Bir mobil uygulamayı telefonuna indirmek ve kullanmak Terör Suçları Yasası kapsamında tek başına bir suç olarak değerlendirilemez” ifadesine yer verdi.

İsveç, NATO üyeliğine Türkiye’nin onay vermesi amacıyla Mayıs ayında yaptığı düzenlemelerle terörle ilgili yasalarında sıkılaştırma ve yeni düzenlemeler yaptı. Yeni düzenlemelerle ülke genelinde terör örgütlerine destek verme yada propagandasını yapma eylemi 4 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacak. Bu cezanın suçun niteliğine göre 8 yıla kadar arttırılabilmesi de mümkün.

Ancak mahkeme son olayda, Türkiye’nin iadesini talep ettiği kişilerle ilgili bir suç olmadığına hükmederken, söz konusu kişilerin Türkiye’ye verilmeleri durumunda kötü muamele görme riskiyle karşı karşıya olduklarına değindi ve bu kişilerin İsveç’te göçmen statüsünde bulunduklarını hatırlattı.

İsveç’te iade kararlarında karar verme yetkisi hükümete ait. Yüksek Mahkeme iki Türk vatandaşının durumunda iadenin yasal olmadığına hükmetmiş oldu.

Türkiye İsveç’in NATO üyeliğine aylardır yükselttiği itirazı Litvanya’da düzenlenen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde kaldırmıştı. İsveç’in NATO üyeliğine onayın 15 Temmuz’da tatile girecek Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine Ekim ayında gelmesi bekleniyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan konuyla ilgili dün Litvanya’da yaptığı açıklamada “2 aylık bir Meclis tatili var. Tabii ekim ayında bu tatilden çıkma durumu söz konusu değil. Zira birçok uluslararası sözleşmeler var, birçok görüşülmesi gereken yasa önerileri var. Bunların önem sırasına göre bu attığımız adım da burada yerini alacak ama mümkün olduğu kadar kısa zamanda bu işi bitirmek bizim hedefimiz” demişti.

Paylaşın

Türkiye – Rusya İlişkilerinde Kırılma Mı Yaşanıyor?

Uzmanlar son dönemde yaşanan gelişmelerin Türkiye – Rusya ile ilişkilerde çok ciddi bir kırılma olmasa da “hafif düzeyli bir ayar” olduğu kanısında. Jim Townsend, “Putin hafife almaya çalışsa da İsveç’in NATO’ya üye olması büyük bir darbe ve işgal amaçları bakımından Putin için korkunç bir sonuç. Ancak bu durumun Erdoğan ve Putin arasındaki ilişkiye zarar vereceğini sanmıyorum. Her zaman aynı fikirde olmasalar da birbirlerini ABD ve Avrupa’ya sinyal göndermek için kullanıyorlar” diyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ve NATO’yu da Rusya’yı da kendisinden uzaklaştırmak istemediğini söyleyen Jim Townsend, “Kendisinin ya da Türkiye’nin çıkarına olduğunu hissettiğinde ilişkileri yeniden dengelemeye çalışacaktır. (Erdoğan) İsveç ve ABD ile de köprüleri yıkmak istemedi. Bu nedenle Batı ile ilişkilerini tehlikeye atmadan mümkün olduğu kadar son dakikaya kadar elinden geldiğinde bastırdı, taviz almaya çalıştı” sözleriyle durumu değerlendirdi.

Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine yeşil ışık yakması, NATO zirvesi kapsamında yapılan Biden-Erdoğan görüşmesi ve Moskova-Ankara arasında yaşanan gelişmeler, “Türkiye yeniden Batı’ya mı yaklaşıyor?” sorusunu gündeme getirdi. Uzmanlar gelişmelerin Rusya ile ilişkilerde ciddi kırılma olmasa da “hafif düzeyli bir ayar”a işaret ettiği kanısında.

İsveç’in NATO üyeliğine ilişkin son ana kadar olumsuz sinyal veren Türkiye haftalardır devam eden diplomasinin ardından yeşil ışık yaktı. ABD Başkanı Joe Biden, Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta “tarihi” olarak nitelediği NATO zirvesi kapsamında Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaptığı görüşmede “Diplomasi çabanız ve cesaretiniz için teşekkür ederim” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Başkan Biden’la yaptığı görüşmenin basına açık bölümünde yeni bir süreci başlattıklarını söyleyerek, “Stratejik mekanizma kapsamında sıranın devlet başkanları düzeyinde istişarelere geldiği kanaatindeyim” diye konuştu.

İsveç düğümü nasıl çözüldü?

Vilnius’tan gelen haberlerin hemen ardından Washington’da Türkiye’nin F-16 talebine ilişkin gündem hareketlendi.

Türkiye’ye F-16 satışında anahtarı elinde tutan ABD Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu’nun Demokrat Partili Başkanı Bob Menendez, Yunanistan’ı işaret ederek, “Biden yönetimi Türkiye’nin komşularına saldırganlığının durması konusunda bir yol bulabilirse, ki son aylarda durum sakin, çok iyi olur ama bunun kalıcı bir gerçeklik olması gerekir” dedi. Menendez bu konuda önümüzdeki bir hafta içinde karar alabileceğinin sinyalini verdi.

VOA Türkçe’den Begüm Dönmez Ersöz’e konuşan uzmanlara göre, Rusya’nın Ukrayna işgalinden sonra NATO’ya üyelik başvurusu yapan İsveç konusunda Türkiye’nin daha fazla ayak dirememe kararında, iki liderin hem telefonla hem yüz yüze görüşmesi; Yunanistan ve Türkiye ile birlikte Akdeniz ve güvenlik konularına eğilme imkanı ve Biden yönetiminin Türkiye’nin F-16 talebi konusunda Kongre ile çalışma vaadi etkili oldu.

NATO Zirvesi’nin yapıldığı Vilnius’tan Biden-Erdoğan görüşmesini değerlendiren ABD Savunma Bakanlığı eski NATO Politikasından Sorumlu Bakan Yardımcısı Jim Townsend, “Bana kalırsa Biden’ın Erdoğan’la diyalog kurması seyrin değişmesine yardımcı oldu” diyor.

“Türkiye ekonomik zorluk yaşadığı dönemde Batı’dan yatırım istiyor”

Washington’daki düşünce kuruluşu Center for American Progress’in Türkiye uzmanı Alan Makovksy VOA Türkçe’ye verdiği röportajda Türkiye’nin kararında ekonomik sorunların da rol oynadığına dikkat çekti.

Makovksy, “Türkiye pragmatik bir karar aldı. Erdoğan bu konunun Başkan Biden ve diğer müttefikler için önemli bir konu olduğunu bliyordu. Türkiye ekonomik zorluk yaşadığı bir dönemde Batı’dan yatırım istiyor’’ sözleriyle durumu değerlendirdi.

Her iki uzman da Türkiye’ye F-16 satışına uzun süredir itiraz eden ve süreçte kilit rolü bulunan Senato Dış İlişkiler Komisyonu’nun Demokrat Partili Başkanı Bob Menendez’in vetosunu kaldıracağı görüşünde.

Zirve öncesinde İsveç’in NATO üyeliğinde ilerleme olması halinde F-16’lar konusunda hareketlilik olacağı öngörüsünde bulunan Jim Townsend, “Menendez Biden’ın buradan kazançlı çıkması için gerekeni yapacaktır. Kongre ile birlikte Kongre’nin kendi hızında çalışacaklardır’’ diyor.

Rusya ile ilişkilerde kırılma mı yaşanıyor?

Türkiye’nin S-400 füze savunma sistemi satın aldığı Rusya ile son yıllarda derinleşen ilişkileri uzun bir süre ve özellikle Ukrayna işgalinin ardından başta ABD olmak üzere Batı’da rahatsızlığa yol açtı.

Batı’nın Ukrayna işgali sebebiyle Moskova’ya uyguladığı yaptırımlara katılmayan Ankara diğer yandan Kiev’e silahlı insansız hava aracı sağlamıştı. Vilnius’taki kritik NATO zirvesinden önce Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski Türkiye’deydi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya’nın “sonuçlarını yakından izliyoruz” dediği Ukrayna lideri Zelenski ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada Ukrayna’nın “şüphesiz NATO’da olmayı hak ettiğini” söyledi.

Türkiye geçen yıl Rusya’nın Türkiye’de kalmaları koşuluyla medyada “Azov komutanları” adıyla bilinen Ukraynalı beş komutanın serbest kalması sürecinde rol üstlenmişti. Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski Türkiye ziyaretinin ardından ülkesine beraberinde komutanları da alarak döndü. Rusya Türkiye’yi anlaşmanın koşullarını ihlal etmekle suçladı.

Zelenski’nin Türkiye’den Azov komutanlarını alarak ayrılması, NATO zirvesi sırasında gerçekleşen Biden-Erdoğan görüşmesi ve Türkiye’nin İsveç kararının ardından, uluslararası basında Türkiye’nin Batı’yla ilişkilerini yeniden düzenlediği yönünde yorumlar yer aldı.

NATO’nun genişlemesini kendisine yönelik bir tehdit olarak gören Kremlin ise, Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesinin ardından gelen açıklamada, “Türkiye’nin Rusya’dan uzaklaşıp Batı’ya yaklaştığı” yorumlarını hafife aldı.

Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov, “Türkiye kendisini Batı’ya yönlendirebilir. Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde Batı’ya yoğun şekilde ve daha az yoğun şekilde yöneldiği dönemler oldu. Ancak kimsenin Türkiye’yi Avrupa’da görmek istemediğini de biliyoruz. Türk ortaklarımız da pembe gözlük takmamalı” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin NATO üyesi olarak İsveç konusunda yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini anladıklarını belirten Kremlin sözcüsü, Moskova’nın Ankara ile “tüm anlaşmazlıklara rağmen karşılıklı fayda sağlayan ilişkileri devam ettirmek istediğini” söyledi.

Uzmanlar yaşanan gelişmelerin Rusya ile ilişkilerde çok ciddi bir kırılma olmasa da “hafif düzeyli bir ayar” olduğu kanısında.

Jim Townsend, “Putin hafife almaya çalışsa da İsveç’in NATO’ya üye olması büyük bir darbe ve işgal amaçları bakımından Putin için korkunç bir sonuç. Ancak bu durumun Erdoğan ve Putin arasındaki ilişkiye zarar vereceğini sanmıyorum. Her zaman aynı fikirde olmasalar da birbirlerini ABD ve Avrupa’ya sinyal göndermek için kullanıyorlar” diyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ve NATO’yu da Rusya’yı da kendisinden uzaklaştırmak istemediğini söyleyen Jim Townsend, “Kendisinin ya da Türkiye’nin çıkarına olduğunu hissettiğinde ilişkileri yeniden dengelemeye çalışacaktır. (Erdoğan) İsveç ve ABD ile de köprüleri yıkmak istemedi. Bu nedenle Batı ile ilişkilerini tehlikeye atmadan mümkün olduğu kadar son dakikaya kadar elinden geldiğinde bastırdı, taviz almaya çalıştı” sözleriyle durumu değerlendirdi.

Rusya tarafından henüz teyit edilmemiş olsa da, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in Türkiye’yi ziyaret etmesinin planlandığına atıfta bulunan Alan Makovksy, “Batı ülkelerinin yaptırım uyguladığı bir sırada Rusya açısından Türkiye önemli bir ekonomik çıkış yolu. Ne olacağını göreceğiz ama Türkiye’nin daha öncekine göre Rusya konusunda biraz daha güvenli hissettiğini algılıyorum’’ diyor.

Paylaşın

Türkiye Vetosunu Kaldırdı; İsveç’in Üyeliği NATO’ya Ne Kazandıracak?

İsveç ve NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) halihazırda pek çok açıdan yakın iş birliği yapıyor. NATO üyeliği durumunda İsveç için en hayati değişiklik, İttifak Antlaşması’nın 5’inci maddesinin güvencesi altına girmesi olacak.

Kuzey Atlantik İttifakı’nın can damarı niteliğindeki bu maddeye göre, bir NATO ülkesine karşı yapılan silahlı saldırı, tüm NATO ülkelerine karşı yapılmış sayılıyor. İttifak üyeleri böyle bir durumda, saldırıya uğrayan ülkeye derhal yardım etmeyi taahhüt ediyor.

Finlandiya gibi İsveç de geçen yıl Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşın ardından, NATO üyeliği için başvuruda bulunmuştu.

Finlandiya, Kuzey Atlantik İttifakı’na hızlı bir şekilde katılırken, İsveç’in üyeliği Türkiye ve Macaristan engeline takıldı. Rusya ile dirsek teması bulunan Macar hükümeti, katılım protokolünü henüz parlamentonun onayına sunmadı.

Türkiye ise İsveç’in özellikle PKK/PYD ve Gülen yapılanmasını desteklemesini öne sürerek, İskandinav ülkesinin üyeliğini veto ediyordu. Ancak Vilnus’taki NATO Zirvesi’nden önce Türkiye’nin endişeleri giderildi.

Ayrıca Stockholm, başta vize serbestisi ve gümrük birliği konuları olmak üzere Ankara’nın AB üyeliği sürecine destek sözü verdi. Neticede Recep Tayyip Erdoğan, İsveç’in üyeliğine yeşil ışık yaktı. Gerek NATO gerekse İsveç’in üyelikten birtakım beklentileri var.

İsveç’in üyeliği, Rusya kıyıları ve Kaliningrad eksklavı hariç, tüm Baltık Denizi sahil şeridini NATO toprağı haline getirecek. Böylece olası bir Rus saldırısı durumunda, Baltık ülkelerinin savunulması daha kolay hale gelecek.

Bu kapsamda Estonya, Letonya ve Litvanya’ya askerî birlik, silah, mühimmat ve teçhizat sevkiyatı, İsveç üzerinden gemilerle rahatça yapılabilecek. Ayrıca İsveç’in Gotland adası da stratejik bir öneme sahip olacak.

Friedrichshafen’daki Zeppelin Üniversitesi’nde Uluslararası Güvenlik Politikası Kürsüsü Başkanı olan Simon Koschut, bu durumu şöyle açıklıyor: Baltık Denizi’nin ortasındaki bu büyük ada sayesinde, İsveç son derece elverişli bir stratejik üsse sahip. Buradan neredeyse tüm Baltık Denizi’ni kontrol edebilirsiniz.

Alman uzmana göre ülkenin coğrafi konumu, İsveç’in üyeliğinin NATO için bu kadar cazip olmasının en temel nedeni.

İsveç ordusu ne durumda?

İsveç’in silahlı kuvvetleri ve askerî teçhizatı da NATO’ya değerli bir katkı sağlayabilir. Kuşkusuz İsveç küçük bir ülke ve buna bağlı olarak sayıca da oldukça küçük bir orduya sahip.

Küresel Ateş Gücü Endeksi’ne göre, toplam asker sayısı 38 bin civarında. Uzman Simon Koschut, “İsveç çok modern bir orduya sahip. Özellikle de kendi üretimleri olan modern bir hava kuvvetleri var” diyor. Aynı zamanda denizaltılara sahip önemli bir deniz gücü ve her daim savaşa hazır.

Geçmişte Afganistan gibi çeşitli NATO görevlerinde yer alan İsveç, gayri safi yurtiçi hasılasının yaklaşık yüzde 1,3’ünü savunmaya harcıyor. Birkaç yıl öncesine göre oldukça yüksek olan bu oranın, önümüzdeki yıllarda daha da artması bekleniyor.

Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından pek çok Batılı ülke gibi İsveç de savunma harcamalarını önemli ölçüde kıstı. Ancak 2008’deki Gürcistan savaşıyla başlayan ve 2014’te Kırım’ın ilhakıyla devam eden güvenlik tehditleri, geçen yıl Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasıyla doruğa ulaştı. Tüm bu gelişmeler İsveç’in, savunma stratejisini yeniden gözden geçirmesine neden oldu.

Avantajlar neler?

İsveç ve NATO halihazırda pek çok açıdan yakın iş birliği yapıyor. NATO üyeliği durumunda İsveç için en hayati değişiklik, İttifak Antlaşması’nın 5’inci maddesinin güvencesi altına girmesi olacak.

Kuzey Atlantik İttifakı’nın can damarı niteliğindeki bu maddeye göre, bir NATO ülkesine karşı yapılan silahlı saldırı, tüm NATO ülkelerine karşı yapılmış sayılıyor. İttifak üyeleri böyle bir durumda, saldırıya uğrayan ülkeye derhal yardım etmeyi taahhüt ediyor.

Bunun yanı sıra İsveç, savunma ittifakının ana karar alma organı olan NATO Konseyi’nin de veto hakkına sahip eşit üyesi olacak.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İsveç’in NATO Üyeliği: Erdoğan: Bir An Önce Bitmesini İstiyoruz

NATO Liderler Zirvesi’nin ardından basın toplantısı düzenleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemizin beklentilerini İsveç’in taahhütlerini yerine getirmesi konusunu ele aldık. İsveç’in üyelik konusuyla ilgili önümüzdeki süreçlerin nasıl şekilleneceğini ele aldık. İsveç, bizim AB’ye tam üyeliğimize ve gümrük anlaşmasının yenilenmesine destek verecek. İsveç üzerine düşeni yapmayı sürdürecek” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu yol haritasını şu anda İsveç makamları pazartesi akşamı yaptığımız görüşme kapsamında bize sunacaklar. Biz de bunu TBMM’ye sunacağız. Şu anda meclisimiz kapalı, açıldığı zaman TBMM başkanımızın öne çıkaracağı sözleşme bu olacaktır. Birinci derecede onay makamı TBMM’dir. Bir an önce bu sürecin bitmesini istiyoruz.”

Erdoğan, toplantının soru cevap kısmında ABD’nin Türkiye’ye F-16 satışına dair görüşleri sorulduğunda Erdoğan, “her zamankinden daha umutlu” olduğunu söyledi.

ABD Başkanı Joe Biden ile görüşmesine değinen Erdoğan, “Bizlere ifade etiği konu, onlarda da Kongre’nin bağlayıcı oluğunu söylüyorlar. Kendisi elinden gelen her şeyi yapacağını bizlere söyledi, takipçisi olacağım ve umutluyum dedi ama aynen işte bizde de nasıl parlamentodan geçmesi gerekiyorsa orada da Kongre’den geçmesinin gerektiğini ve bazı zaman zaman Demokratlar’dan bazen Cumhuriyetçiler’den engel çıktığını ifade ettiler. Temennimiz odur ki olumlu bir neticeyi alırız. Her zamankinden ben de daha umutluyum” diye konuştu.

Erdoğan gazetecilerin sorusu üzerine Türkiye’nin demokrasi, hak ve özgürlükler konusunda bir sıkıntısı olmadığını söyledi. Cumhurbaşkanı, “Dünyada yüzde 90’a yakın bir katılımla seçim yapıldığını hangi ülkede gördünüz? Ama bakın bizim son seçim yüzde 88 katılımla neticelendi ve ben oradan seçildim. Hak ve özgürlükler konusunda eksik olan bir şey söz konusu değil” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta gerçekleşen NATO Liderler Zirvesi’nin ardından açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Türkiye olarak müttefiklerimizle dayanışma içinde hareket ederken aynı zamanda savaşın sona ermesi için yoğun çaba sarf ediyoruz. İlk günden itibaren Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni titizlikle uyguladık. Savaş gemilerinin Türk boğazlarından geçmesine müsaade etmedik. Böylece çatışmaların diğer bölgelere sıçramasının önüne geçtik. İstanbul süreciyle başlayan temas trafiği, Ukrayna tahılının sevkine izin Karadeniz Girişimi ve esir takaslarıyla devam ediyor. Yaptığımız görüşmeler neticesinde Tahıl Anlaşması iki kez uzatıldı.

Mutabakat kapsamında bugüne kadar 33 milyon tondan fazla tahıl ürünü dünya pazarlarına ulaştırıldı. Ancak söz konusu mekanizmanın süresi 17 Temmuz’da doluyor. Yüz milyonlarca insana umut olan Karadeniz Girişimi’nin tekrar uzatılması için görüşmelerimiz devam ediyor. Ukrayna Devlet Başkanı sayın Zelenski’nin geçen cuma günü ülkemize yaptığı ziyarette diğer meselelerle beraber bu konuyu ele aldık. Sayın Zelenski girişimin devamından yana. Sayın Putin’in de bazı önerileri oldu. Bu önerileri de dikkate alarak çözüm odaklı çalışıyoruz.

Zirvenin ilk oturumunda müttefiklerin savunulmasını ilgilendiren konuları ele aldık. Türkiye’nin müttefiklerinin savunma taahhüdüne bağlı olduğunu, ittifak dayanışması çerçevesinde sorumluluklarını her zaman yerine getirdiğini bir kez daha vurguladık. Tabii dayanışma sadece bizim değil, tüm müttefiklerin içselleştirilmesi ve rehber edinmesi gereken bir ilkedir.

Bazı müttefiklerimizin bilhassa PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD, YPG ile kurdukları çarpık ilişki ittifakın birlik ve bütünlüğüne zarar veriyor. Bu yaklaşımın makul ve mantıklı hiçbir açıklaması yoktur. Son yıllarda yaşadığımız onca acıya rağmen terörle mücadele konusunda hâlen bunları konuşuyor olmak gerçekten düşündürücüdür.

Terörle amansız ve amasız mücadele bizim kırmızı çizgimizdir. Artık tüm müttefiklerimizden kararlı ve net bir tavır bekliyoruz. Bu konudaki mesajımızı açık bir şekilde mevkidaşlarıma ilettim. NATO tarihinde ilk defa Genel Sekreter tarafından Terörizmle Mücadele Özel Koordinatörü atanacağı duyuruldu. 10 yılı aşkın süredir güncellenmeyen rehber ilkelerin gözden geçirilmesi çalışmalarına başlanması kararı alındı. Ayrıca aramızda konuşup mutabakat sağlanan ilave pek çok husus var. Bunların ittifakın terörizme karşı duruşunu teyit ve tahkim eden adımlardır. Bu kararların alınmasına Türkiye’nin yürüttüğü çalışmaların büyük tesiri olmuştur.

AB üyelik sürecimizde yarım asırdan fazla süredir karşılaştığımız çifte standartlar herkesin malumudur. Biz haksızlığa, hukuksuzluğa maruz bırakılsak da başkalarına haksızlık yapmadık. Ne tutamayacağımız sözleri verdik ne de bize verilen sözlerin kulak arkası edilmesine rıza gösterdik. Finlandiya’nın üyeliği NATO ilkelerine riayet eden müttefiklik hukukunu içselleştiren ülkelere yönelik tavrımızı teyit etmiştir. Türkiye ittifakın genişlemesine verdiği ilkeli desteği böylece bir kez daha ortaya koymuştur. Zirve toplantılarımızda ve ikili görüşmelerimizde İsveç’in NATO’ya katılımı meselesi gündemimizde yer aldı.

Yaptığımız ortak açıklama ile İsveç’in üyelik süreciyle ilgili önümüzdeki dönemde atılacak adımları tespit ettik. Buna göre Üçlü Daimi Ortak Mekanizma’nın yanı sıra, İsveç ile Bakan düzeyinde kurulmasına karar verilen İkili Güvenlik Mekanizması ile terörle mücadelede iş birliğini arttıracağız. İsveç, tüm terör örgütleriyle mücadele başta olmak üzere Üçlü Muhtıra’da kayıtlı hususların uygulanmasını içeren bir yol haritası sunacak.

Ayrıca İsveç ülkemizin AB üyelik sürecine, ekonomimiz açısında kritik öneme haiz Gümrük Birliği Anlaşması’nın güncellenmesine ve vize serbestisine Birlik üyesi sıfatıyla aktif destek verecek. Türkiye’ye uygulanan özellikle savunma sanayi alanındaki kısıtlamaların kaldırılması noktasında İsveç üzerine düşeni yapmayı sürdürecek. Bu temel üzerinde yapılacak mütalaalara göre biz de İsveç’in katılımıyla ilgili süreci bir sonraki safhasına geçeceğiz.

İsveç’in NATO’ya katılım protokollerini onaylayacak mercii milli iradenin temsilcisi olan TBMM’dir. Bizim gibi milletvekillerimiz de süreci yakından takip edecek. İsveç’ten mutabakata varılan maddelerde somut ilerlemeler göreceğimize inanıyorum.

Zirvenin NATO’nun caydırıcılığını arttırma yanında bizim açımızdan en önemli çıktısı gerek terörizmle mücadele gerek AB üyelik sürecimiz gerekse ülkemize yönelik yaptırımların kaldırılması noktasında yeni başlangıçlara, kritik kararların alınmasına vesile olmasıdır.”

Soru – Cevap

Erdoğan ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Rus askerinin Karabağ bölgesindeki varlığına ilişkin Erdoğan, “Bizim tutumumuzdan çok bildiğiniz gibi buradaki anlaşma 2025’e kadar Rusya’nın belirlenen yerlerde kalmasıdır. 2025 yılında ise Rusya buraları terk edecektir. Anlaşma bu istikamettedir. Rusya’nın bu anlaşmaya sadık kalacağına inanıyorum. İlham Aliyev kardeşim de bunu zaten yakından takip ediyor” dedi.

İsveç’in NATO üyelik başvurusunun onaylanması sürecinde takvimin nasıl işleyeceğine ilişkin soruyu Erdoğan şöyle yanıtladı:

“İsveç bize yol haritasını sunacak. Bu yol haritasını bize sunduktan sonra biz de bunu TBMM Başkanlığı’na sunacağız. Çünkü bir draft (İngilizce: taslak) pazartesi akşamı ortaya çıktı. 7 maddelik draftı bizler Meclis’imize göndermek suretiyle, şu anda Meclis’imiz kapalı böyle bir sürede. Açıldığı zaman biz de bunu süratle Meclis Başkanımız inanıyorum uluslararası sözleşmelerde öne çıkaracağı sözleşme bu olacaktır. Tabii ki onay makamı birinci derecede Meclis’tir. Meclis’ten geçtikten sonra da benim onayıma gelir. Bunları da bizler yakın takipte takip edeceğiz. Bir an önce bu sürecin bitmesini de istiyoruz, isteyeceğiz.”

AB üyelik sürecinin ikili görüşmelerde yansıması ve AB ile vize serbestisi ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesine ilişkin yeni adımlar atılıp atılmayacağı sorusuna Erdoğan şu cevabı verdi: “Biz bunu tüm liderlerle görüştük gerek gümrükler ile ilgili güncelleme gerekse vize serbestisi. En son von der Leyen ile de konuyu görüştük. Kendilerinden olumlu bir yaklaşımı bekliyoruz. Bu konuyla ilgili de şu anda Büyükelçi Çağatay Bey bu işin takipçisi, görev onda. Temenni ederim ki yarın Brüksel’de yapılacak görüşmelerde tekrar bu ele alınacak.”

Erdoğan, ABD Başkanı Joe Biden ile yaptığı görüşme ve F-16 satışına ilişkin, “Sayın Başkan’ın özellikle bizlere ifade ettiği konu, onlarda da Kongre bağlayıcı olduğunu söyledi. Kendisi elinden gelen her şeyi yapacağını bizlere söyledi. ‘Takipçisi olacağım, umutluyum’ dedi. Ama aynı işte bizde de nasıl parlamentoda geçmesi gerekiyorsa, orada da Kongre’de geçmesinin gerektiğini ve zaman zaman bazen Demokratlardan bazen Cumhuriyetçilerden engel çıktığını ifade ettiler. Fakat gerek sayın Başkan’ın gerek Dışişleri Bakanı’nın bu konuyla ilgili takipçisi olacağını bizlere söylediler. Temennimiz odur ki bu süreç içerisinde olumlu bir netice alırız. Her zamankinden ben de daha umutluyum.

Erdoğan savaş esirlerinin takasına ilişkin ise, “Ağustos ayı içinde Putin ile yüz yüze görüşmemiz olacağı kanaatindeyim. Orada da bunları tekrar yeniden tabii ele alacağız” dedi.

İsveç’in başvurusunun Meclis’te ne zaman ele alınacağına ilişkin Erdoğan, “İki aylık bir Meclis tatili var. Ekim ayında bu tatilden çıkma durumu söz konusu değil. Zira birçok uluslararası sözleşmeler var, birçok görüşülmesi gereken yasa önerileri var. Bunların önem sırasına göre attığımız adım da burada yerini alacak. Ama mümkün olduğu kadar kısa zamanda bu işi bitirmek bizim hedefimiz” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, Kongre’nin F-16 satışı konusunda Türkiye ile ilgili şartları kabul etmeye hazır olup olmadığının yanı sıra demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına yönelik kaygılar dolayısıyla uzun süredir durmuş olan AB üyelik görüşmelerinin canlandırılması için yapılacak reformlara ilişkin soruyu da şöyle yanıtladı:

“Bu soruda tabii şunlar yatıyor. Görüyorum ki birinci derecede Türkiye’yi tanımıyorsunuz. Türkiye’nin demokrasi, hak ve özgürlükler konusunda bir sıkıntısı yok ki. Dünyada yüzde 90 yakın bir katılımla seçim yapıldığını hangi ülkede gördünüz? Herhalde şöyle parmak sayılarını bulmaz. Ama bakın bizim bu son seçim yüzde 88 katılımla neticelendi ve ben oradan seçildim. Hak ve özgürlükler noktasında eksik olan hiçbir şey söz konusu değil. Terör örgütü istediği gibi, bakıyorsunuz her yerde, kendine göre ne yazık ki istediklerini yapıyorlar, istedikleri gibi at koşturuyorlar. Ama bunlara karşı tabii herhalde devlet, devlet olmanın gereğini yapacaktır.

Yunanistan ve Kuzey Kıbrıs’a yönelik F-16’ların gelmesiyle, biz bugün Miçotakis ile görüşme yaptık. Bizim düşman kazanmak gibi bir derdimiz yok. Erdoğan’ın hedefi düşmanları arttırmak değil, dostları arttırmaktır. Bizim hedefimiz budur. Bugüne kadar biz hep bunu yaptık. Bugünkü görüşmemizde de bu dostluğumuzu nasıl daha fazla perçinleyeceğiz, nasıl bu dostluğumuzu daha da güçlendireceğiz, onun görüşmelerini yaptık. Bugünkü görüşme adeta temellerin yeniden atıldığı bir görüşme oldu. Asla F-16’ların bu istikamette kullanılması diye bir şey söz konusu olamaz, bugüne kadar olmadığı gibi.”

Son olarak Erdoğan, Türkiye’nin Irak’tan petrol alımına ilişkin, “Bizim Irak’tan petrol alımına yönelik bir sıkıntımız söz konusu değil. Bu tamamen Irak içinde merkezi yönetimle Kuzey Irak arasındaki sıkıntıdan kaynaklanan bir şey. Bu konuda da ilgili arkadaşlarım görüşmelerini yapıyorlar. Bizim de bu konuyla ilgili attığımız adım, Kuzey Irak yönetimi ile merkezi yönetimin arasındaki sıkıntıyı aşmalarıdır. Aştıkları anda biz zaten petrol hatlarının, borularının bu konuda açılmasından yanayız” dedi.

Paylaşın

Reuters: Erdoğan, ABD’yi Memnun Etti, Rusya’yı Üzdü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne katılmak üzere gittiği Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ve İsveç Başbakanı Ulf Kristersson bir araya geldi. Üçlü görüşmede İsveç’in üyeliği için mutabakata varıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirve kapsamında ABD Başkanı Joe Biden ile bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede, Türkiye ve ABD arasındaki siyasi, ekonomik ve ticari ilişkiler, güvenlik alanındaki iş birliği imkanları ve bölgesel konuların ele alındığı kaydedildi.

Erdoğan, zirvede NATO üyesi bir çok ülke lideriyle de görüşme gerçekleştirdi. Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters, tüm gelişmeler sonrası Türkiye’yle ilgili dikkat çeken bir analize yer verdi.

Reuters, analiz haberinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’yi Batılı müttefiklerinden uzaklaştırdıktan sonra taktik değiştirerek Amerika’yı memnun edecek, Rusya’yı ise üzecek adımlar attığını kaydetti. Ajans, Erdoğan’ın bu yön değişikliğinin amacının kısmen Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik zorlukları hafifletmek ve yabancı yatırımları körüklemek olduğu yorumu yaptı.

Habere göre dış siyasetteki değişim, yeniden cumhurbaşkanı seçilmesinden altı hafta sonra Erdoğan’ın yaptığı geniş kapsamlı ayarlamaların bir parçası. Erdoğan’ın ekonomide de yön değişimine giderek Türkiye’de enflasyonun kontroldan çıkmasının ve liranın değerinin düşmesinin sorumlusu olarak görülen olağandışı mali politikaları geri çevirdiği gözleniyor.

Erdoğan’ın Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin ile olan bağları, Türkiye’nin geleneksel müttefikleri olan Batılı ülkelerle olan ilişkilerde uzun yıllardır bir yük olarak algılanıyor. Erdoğan’ın giderek daha çok otoriterleşmesi gibi erkenlerin yarattığı kaygılar da Batı’yla olan ilişkileri olumsuz etkiliyor.

Ancak Erdoğan’ın aylar boyunca direndikten sonra İsveç’in NATO üyeliğine yeşil ışık yakması, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında ittifakı güçlendirmenin yollarını arayan Batılı liderler tarafından memnunlukla karşılandı.

Batı’nın Türkiye’ye karşı daha yumuşak bir tavır takınması, Ankara’nın geçen hafta Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’nin Türkiye’de bulunan beş Azov Taburu askeriyle birlikte ülkesine dönmesine izin verilmesi sonrasında Moskova’dan gelen sert tepkiyle tezat oluşturdu.

Azov Taburu komutanlarının Ukrayna’ya gitmelerine izin verilmesini tutuklu takası anlaşmasının ihlali olarak niteleyen ve kınayan Rusya, Ankara’nın bu komutanları Türkiye’de tutma sözü verdiğini, karar değişikliği konusunda bilgilendirilmediğini kaydetti.

Uzmanlar, Ukrayna’nın NATO’ya girmesine destek açıklaması yapmak dahil Erdoğan’ın attığı adımların tesadüfi olmadığı görüşünde.

Düşünde kuruluşu Chatham House’dan Galip Dalay, “Türk-Rus ilişkisinin fazla ileri gittiği şeklinde son yıllarda bir algı oluşmuştu. Son gelişmeler açık bir yeniden dengelenme olduğunu gösteriyor” dedi.

Dalay, ana motivasyonlardan birinin Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılardan çıkma ve yabancı yatırımları yeniden canlandırma çabası olduğunu kaydetti ve Batı’yla olan gerilmiş ilişkilerin ekonomiyi ve yatırım akışını olumsuz etkilediğini belirtti.

Türkiye Körfez Arap yatırımlarını kendine çekmeye başlamış olsa da daha fazlasına ihtiyaç olduğunu söyleyen Dalay, “Türkiye, Türk-Rus ilişkilerinin ağır hasar almasını istemiyor, ancak bunun (Azov Taburu komutanlarının Ukrayna’ya geri dönmesine izin verilmesi) ilişkiler üzerinde bir etkisi olması kaçınılmaz. Erdoğan, seçimden sonra kendisine daha fazla manevra alanı açıldığını hissediyor” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, konuya ilişkin görüş bildirmesi talebini yanıtsız bıraktı.

F-16’lar ve vizesiz seyahat

Ankara’nın İsveç’in NATO üyeliğine yeşil ışık yakmasından bir gün sonra Washington, Kongre’yle yapılacak danışmalar çerçevesinde F-16 savaş uçaklarının satışında gelişme sağlanması için adım atacağını bildirdi. Türkiye, 2021 yılı Ekim ayında F-16 savaş uçağı ve mevcut uçakları için yaklaşık 80 modernizasyon kiti satın almak istediğini bildirmişti.

Ancak hem Türk yetkililer hem de Biden yönetimi, Ankara’nın İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesiyle F-16 satışının birbiriyle bağlantılı olduğu iddiasını reddetti.

Reuters’a konuşan üst düzey bir Türk yetkili, Türkiye’nin Batı’yla ilişkilerini iyileştirirken Rusya’yla olan bağlarına zarar vermeyeceğini belirtti ve Batı’nın Türkiye’yi mali ihtiyaçlarını karşılamada desteklemesi gerektiğini söyledi.

Erdoğan’ın Rusya Cumhurbaşkanı Putin ile olan bağları, Ukrayna’daki savaşa ilişkin diplomaside rol oynamış ve Erdoğan, Ukrayna’nın Karadeniz’deki limanlarından tahıl ürünlerini güvenli şekilde ihraç etmesi için anlaşmaya varılmasını sağlamıştı.

Ancak tahıl anlaşmasının süresi, 17 Temmuz’da doluyor. Moskova, Batı’nın Rus tahıl ve gübresinin ihracatının önündeki engelleri kaldırma sözünü tutmadığı gerekçesiyle anlaşmadan çıkma tehdidinde bulunuyor.

Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, şu anda anlaşmanın yenilenmesi için Putin ve Erdoğan arasında bir görüşme yapılmasına ilişkin plan olmadığını, Putin’in ne zaman Türkiye’yi ziyaret edeceğinin de bilinmediğini söyledi.

Ankara, Erdoğan’ın Batılı ülkelerin Ukrayna işgali nedeniyle Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara katılmayı reddetmesi nedeniyle Moskova açısından önemli bir konumda. İki ülke arasındaki tarifeli uçak seferlerine devam edildiği bu dönemde Türkiye, Rus doğalgazının da önemli bir alıcısı.

Moskova da ticaret ortağı ve turizm gelirinin büyük bir kaynağı olarak Ankara için önem taşıyor.

Moskova, Mayıs ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde 4 milyar dolarlık doğalgaz faturasını erteleyerek değer kaybeden Türk Lirası üzerindeki baskının azaltılmasına yardımcı olmuştu.

“Pembe gözlükler”

Kremlin, “tüm anlaşmazlıklara rağmen” Türkiye ile olan ilişkileri geliştirme niyetinde olduğunu kaydetti. Kremlin Sözcüsü Peskov, “Türkiye Batı’ya yönelebilir, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Batı’ya güçlü yönelmeler olduğunu biliyoruz, bu yönelmelerin hafiflediği dönemler de var” dedi.

Peskov, sözlerine, “Ancak şunu da biliyoruz, Türkiye’yi hiç kimse Avrupa’da görmek istemiyor, Avrupalılar’ı kastediyorum. Türk ortaklarımız pembe gözlük takmamalı” ifadeleriyle devam etti.

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılma planı, üyelik müzakerelerinin başlatıldığı 2005 yılından sonra uzun yıllar boyunca rafa kaldırılmıştı. 2009 yılında Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkiye’nin AB müzakerelerinin parçası olan 35 başlığın altısını engellemişti.

Uzmanlar, demokrasi ve diğer alanlarda ilerleme kaydedilmesine bağlı olan üyeliğin uzak bir ihtimal olarak kalmasına rağmen Erdoğan’ın Türk vatandaşları için vizesiz seyahat dışında AB ile daha yakın ticaret ilişkileri de istediği görüşünde.

Birçok Avrupa hükümeti, Türkiye’nin AB müzakere sürecinin canlanması konusunda fazla isteklilik göstermiyor.

Özyeğin Üniversitesi’nden uluslararası ilişkiler profesörü Evren Balta, “Türkiye, Avrupa Birliği’nin ekonomik iyileşmede rol oynamasını istiyor. ‘Türkiye-AB ilişkilerini yeniden canlandıralım’ demek, bunu dolaylı biçimde ifade etmektir” şeklinde konuşuyor.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan – Biden Görüşmesi: ABD İle Yeni Bir Süreci Başlatıyoruz

Litvanya’nın başkenti Vilnius’taki NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) Zirvesi kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Joe Biden’ın görüşmesi sona erdi.

Haber Merkezi / Görüşmenin başında, yeniden cumhurbaşkanı seçilmesi dolayısıyla kendisini arayarak ilettiği tebrik mesajı için ABD Başkanı Biden’a teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Stratejik mekanizma kapsamında sıranın artık devlet başkanları düzeyinde istişarelere geldiği kanaatindeyim.

Bugün NATO marjında bu görüşmeyi bunun ilk adımı olarak görüyorum. Bundan önceki buluşmalarımız adeta ısınma turları gibiydi ama şimdi yeni bir süreci başlatıyoruz. Tabii benim için bu yeni süreç beş yıllık bir süreç, şimdi sizde de seçim hazırlıkları var. Bu seçim hazırlıklarıyla birlikte şimdiden başarılar diliyorum” dedi.

ABD Başkanı Joe Biden ise, “Teşekkür ederim. Biz de 5 yıl sizle beraber olmayı arzu ediyoruz” şeklinde cevap verdi.

İletişim Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada görüşmede, Türkiye ve ABD arasındaki siyasi, ekonomik ve ticari ilişkiler, güvenlik alanındaki iş birliği imkanları ve bölgesel konuların ele alındığı kaydedildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da kişisel sosyal medya hesabından “NATO Liderler Zirvesi marjında ABD Başkanı Joe Biden ile bir görüşme gerçekleştirdik” dedi.

Erdoğan iletisinde, “Görüşmemizde ikili ilişkilerimizi ve güvenlik alanındaki iş birliği imkânlarımızı ele aldık. Temaslarımızın ülkemiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın, Biden ile görüşmesinde, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün ile Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Büyükelçi Akif Çağatay Kılıç da yer alıyor.

Paylaşın