NATO’da Uzlaşma İşareti: Türkiye Önemli Bir Müttefik

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreter Yardımcısı Mircea Geoana, Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılmasına yönelik endişe ve itirazlarının üstesinden gelebileceklerine inandıklarını açıkladı.

Geoana, “Türkiye önemli bir müttefik. Dostları ve müttefikleri tarafından ele alınacak endişelerini dile getiren bir üye devlettir” dedi. Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, NATO’nun Finlandiya ve İsveç’in üyeliğini hızla onaylamaya hazır olduğunu söyledi.

NATO’ya üye 30 ülke dışişleri bakanları, Cumartesi ve Pazar günü iki günlük bir toplantı için Almanya’nın başkenti Berlin’de bir araya geldi. Dışişleri Bakanları toplantısının ilk gün yapılan çalışma akşam yemeğinde büyük ölçüde, tam üye olarak kabul edilmek için başvurmaları beklenen Finlandiya ve İsveç’e odaklanıldı. Ukrayna Dışişleri Bakanı Dimitro Kuleba, NATO ülkelerine Ukrayna’daki gelişmeler ve NATO’nun ülkeye verdiği destek hakkında bilgi vermek üzere Pazar günkü toplantılara davet edildi. Dışişleri bakanları ayrıca ittifakın temel askeri doktrini etrafında NATO için yeni bir “Stratejik Konsept’in” ilk taslağı hakkında konuşacaklar. Konsept’in, Haziran ayı sonunda Madrid’de yapılacak NATO zirvesinde kabul edilmesi planlanıyor.

Akşam yemeğinin ardından, ikinci gün toplantılar öncesi açıklama yapan Genel Sekreter Yardımcısı Geoana, Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine itirazı konusunda, “Toplantımızın ilk turunda bu tartışmayı yaptık ve NATO’da her zaman olduğu gibi samimi ve yapıcı bir tartışma oldu. Türkiye önemli bir müttefik. Dostlar ve müttefikler, karşılıklı ele alınan ve tartışılan endişelerini dile getirdiler. Ve eminim ki, bu iki ülke önümüzdeki birkaç gün içinde NATO’ya üyelik başvurusu yapmaya karar verirlerse, NATO onları memnuniyetle karşılayabilecek ve uzlaşma için tüm koşulları bulabilecek durumdadır” diye konuştu.

Genel Sekreter Yardımcısı Geoana, “Türkiye’ye lisans ihracatı ne durumda?” şeklinde yöneltilen soruya da, “Müttefiklerin ulusal kararı hakkında yorum yapmıyoruz. Bunlar egemen bir şekilde alınan kararlardır. Söyleyebileceğim şey, İttifak’ın özellikle son birkaç ayda, tarihsel olarak zaman içinde, ancak özellikle Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden bu yana geçen bu son birkaç ayda ‘kusursuz’ olduğudur. Ve bu yaptığımız her şeyin gücünü gösteriyor. NATO ve G7 arasındaki kusursuz koordinasyona bakın, dün burada Almanya, AB, NATO ve G7 toplantıları yapıldı. Diğer ortaklara bakın, Ukrayna’yı desteklemek için koordine olan 40’tan fazla ülkenin bulunduğu Ramstein’a bakın. Yani sorunlar oluyor, ama bizler demokrasileriz, egemen kararlara saygı duyuyoruz. Ama birlik ruhunu ve ortak aidiyet ruhunu da yeniden vurguluyorum. Müttefiklerin ortak bir amaç etrafında bir araya gelmelerinden büyük gurur duyuyoruz” yanıtını verdi.

Çavuşoğlu, Fin ve İsveçli mevkidaşlarıyla görüştü

Toplantıya katılmak üzere Berlin’e giden Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, dün Finlandiya ve İsveçli mevkidaşlarıyla üçlü bir görüşmede bir araya geldi. Görüşme öncesi açıklama yapan Çavuşoğlu, yeniden Türkiye’nin “Müttefik bir ülkenin, açıkça terör örgütleri PKK/YGP’ye destek vermesinden duyduğu kaygıyı” dile getirdi. Toplantının ardından Twitter hesabından kısa bir mesaj paylaşan Çavuşoğlu, ” NATO Dışişleri Bakanları gayrıresmi toplantısı marjında İsveçli ve Finlandiyalı mevkidaşlarımla Berlin’de görüştük” demekle yetindi.

İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde de, Twitter hesabından aynı fotoğrafı paylaşarak, “Fin ve Türk meslektaşlarımla önemli görüşme. Kötüleşen güvenlik durumunu ve NATO’nun açık kapı politikasını ele aldık” ifadelerini kullandı.

Baerbock: “Finlanda’yı hızla almaya hazırız”

NATO Genel Sekreter Yardımcısı Geoana, “Dün akşam İsveç ve Finlandiya Dışişleri Bakanları bize katıldı. Bu iki canlı demokraside yer alan demokratik süreçleri biliyoruz ve buna tamamen saygı duyuyoruz ve üyelik aramaya karar verirlerse, Müttefiklerin bu İttifaka üyeliklerine yapıcı ve olumlu bakacağından eminim” dedi. Finlandiya ve İsveç’in zaten NATO’nun en yakın müttefikleri olduğunu vurgulayan Geoana, “Bu iki ülke canlı demokrasilerdir. Kusursuz hukuk kurallarına sahipler. Güçlü orduları var, zaten NATO güvenliğine katkıda bulunuyorlar ve ayrıca NATO’nun geri kalanıyla çok uyumlular” diye konuştu.

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock da, Almanya’nın bu iki ülkenin NATO’ya üyelik başvurusunu “hızlı, çok hızlı şekilde onaylayacağını” ifade ederek İsveç ve Finlandiya’nın başvurusunun ardından bir “kesinti” olmaması gerektiğini ifade etti. “NATO savunmaya dayalı bir ittifak ve öyle kalacak” diyen Baerbock, “Ancak aynı zamanda açık kapı politikası yürüten bir ittifak ve İsveç ile Finlandiya’nın parlamentolarının ve toplumlarının üyelik yönünde bir karar alması halinde biz de onlara hoş geldin deriz” şeklinde konuştu. Baerbock, bu iki ülkenin katılımıyla NATO’nun daha da güçlü olacağını savunarak, “Bu ülkelere güvenlik garantilerini hızlı bir şekilde sağladığımızı açıkça belirtmeliyiz. Durumlarının belirsiz olduğu hiçbir ara faz veya gri bölge olmaması gerekiyor” ded,.

“Rusya’nın acımasız işgali ivme kaybediyor”

NATO Toplantısının ikinci gününde Ukrayna’daki son gelişmelere odaklanacaklarını belirten Geoana, “Rusya’nın acımasız işgali ivme kaybediyor. Müttefiklerin ve ortakların milyarlarca dolarlık önemli desteğiyle, askeri destekte, mali destekte, insani destekte, Ukrayna halkının ve ordusunun cesaretiyle ve bizim yardımımızla Ukrayna’nın bu savaşı kazanabileceğini biliyoruz” dedi. Toplantının bir başka gündeminin de Haziran ayında Madrid’de yapılacak NATO zirvesine hazırlık olduğunu belirten Genel Sekreter Yardımcısı Geoana, Madrid’de NATO Stratejik Konsepti’nin görüşüleceğini, Stratejik Konsept ile, “Bugün Berlin’deki Dışişleri Bakanlarımız, Madrid’de NATO’nun birliğini, NATO’nun uygunluğunu ve NATO’nun uygunluğunu tekrar gösterecek sağlam, ileriye dönük bir belgeye sahip olduğumuzdan emin olmak için daha fazla siyasi rehberlik sağlayacaktır” dedi.

Ukrayna’nın Eurovision zaferi

Toplantı girişinde gazetecilerin de kısaca sorularını yanıtlayan Genel Sekreter Yardımcısı, “Eurovision şarkı yarışmasını Ukrayna kazandı. Putin’e bu konuda ne mesaj verirdiniz?” sorusu üzerine, “Ukrayna’yı Eurovision yarışmasını kazandığı için tebrik etmek istiyorum. Ve bu sıradan bir kutlama değil. Çünkü dün Avrupa’nın her yerinde ve Avustralya’da Ukrayna halkının cesaretine gösterilen büyük ilgi ve verilen desteği gördük. Elbette şarkı güzeldi. Çok güzeldi” dedi. Geoana, Putin’e gönderdikleri mesaj hakında da, “Sayın Putin’e göndermek istediğimiz mesaj, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en acımasız ve alaycı savaşı başlattıklarıdır. Muhtemelen kendisi de Ukrayna halkının cesaretine ve Batının birliğine içtenlikle şaşırmıştır. O yüzden yeniden söylüyorum; Birliğiz, güçlüyüz ve Ukrayna’nın bu savaşı kazanmasına yardım etmeye devam edeceğiz. Müttefiklerin ve ortakların milyarlarca dolar, askeri, ekonomik ve insani destek şeklinde önemli desteğiyle, Ukrayna halkının ve ordusunun cesareti ve bizim yardımımızla Ukrayna’nın bu savaşı kazanabileceğini biliyoruz” dedi.

Gürcistan Haziran zirvesine davet edildi

Geoana, soru üzerine, Haziran zirvesine Gürcistan’ın da davet edileceğini vurgulayarak, “Açık kapı politikası NATO için kutsal olmaya devam ediyor. Ve Gürcistan’ın çok önemli bir ortak olduğunu söyleyebilirim. Karadeniz daha önemli hale geliyor. Rusya’nın Ukrayna ekonomisini boğma ve dünyanın birçok yerinde gıda güvensizliği yaratma girişiminde Karadeniz’e yönelik ablukanın etkisini görüyoruz. Ayrıca Moldova, Bosna Hersek gibi ortakları desteklemek için yollar arıyoruz” dedi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’den Geri Adım

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılmalarına kapıları kapatmadıklarını ancak ulusal güvenlik meseleleriyle ilgili söz konusu ülkelerle müzakerelerde bulunmak istediklerini söyledi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine kapıları kapatmadığını ancak İskandinav ülkeleriyle müzakereler yapmak ve Ankara’nın terörist faaliyetler olarak gördüğü faaliyetlere, özellikle de İsveç’tekilere, kısıtlama getirilmesini istediğini söyledi.

Reuters’e röportaj veren Kalın, “Kapıyı kapatmıyoruz. Ama temelde bu konuyu Türkiye’nin ulusal güvenlik meselesi olarak gündeme getiriyoruz” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cuma günü yaptığı açıklamada iki ülkenin NATO üyeliğine mesafeli olduklarını söylemişti.

Erdoğan, “İsveç ve Finlandiya ile ilgili gelişmeleri takip ediyoruz ama olumlu bir düşünce içerisinde değiliz. Çünkü daha önce Yunanistan’la ilgili NATO konusunda yanlış yaptı bizden önceki yönetimler. Yunanistan’ın, Türkiye’ye karşı NATO’yu da arkasına alarak takındığı tavrı biliyorsunuz. Bu konuda ikinci bir yanlışı Türkiye olarak işlemek istemiyoruz” diye konuştu.

“Terör örgütlerinin misafirhanesi gibi”

“Kaldı ki İskandinav ülkeleri ne yazık ki terör örgütlerinin adeta misafirhanesi gibi. PKK’sı, DHKP-C’si İsveç’te Hollanda’da yuvalanmış durumdalar. Ve oraların, hatta daha da ileri gidiyorum, parlamentolarında da yer alıyorlar” ifadelerini kullanan Erdoğan, bu durumda iki ülkenin NATO üyeliğine olumlu bakmalarının mümkün olmadığını söyledi.

Almanya’dan Erdoğan’a tepki

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Cumhurbaşkanı  Erdoğan’ın İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılmasına yönelik itirazlarını reddetti. Baerbock Cumartesi günü, Berlin’deki NATO dışişleri bakanları toplantısından önce yaptığı açıklamada, her demokratik ülkenin, güçlü savunma kapasitesine sahip demokrasilerin ittifaka katılmasından memnun olması gerektiğini söyledi.

Baerbock, “İsveç ve Finlandiya, komşularıyla on yıllardır barış içinde yaşayan sağlam demokrasilerdir” diye konuştu. Baerbock ayrıca her ülkenin sadece müttefiklerini değil aynı zamanda savunma ittifaklarını seçme konusunda da “özgürce karar verebileceğini” belirtti.

Putin ve Niinistö arasında görüşme

Diğer yandan Rusya lideri Vladimir Putin’in, telefonda görüştüğü Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö’ye, tarafsızlığı terk ederek NATO’ya katılmalarının bir hata olacağını ve iki arasındaki ilişkileri bozacağını söylediği bildirildi.

Kremlin’den yapılan açıklamaya göre, Putin’in mevkidaşına Finlandiya’nın güvenliğini tehdit eden bir unsur olmadığı halde geleneksel tarafsızlık politikasını bırakmasının yanlış olacağını söyledi

Finlandiya Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada ise “Rusya’nın 2021 yılı sonlarından itibaren NATO’ya katılımları önleme girişimlerinin ve Ukrayna’yı işgalinin Finlandiya’nın güvenlik ortamını değiştirdiğinin” Putin’e iletildiği kaydedildi.

Cumhurbaşkanı Niinistö’nün komşu ülke Rusya ile ilişkileri “doğru ve profesyonel bir yöntemle” ele almaktan yana olduklarını söylediği kaydedildi.

Paylaşın

NATO’nun Savunma Harcamaları Yüzde 5 Arttı

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyelerinin savunma harcamaları 2021 yılında bir önceki yıla göre yüzde 5,8 artarak 1,18 trilyon doları buldu. Rusya’nın 24 Şubat’ta başlayan Ukrayna işgali nedeniyle savunma harcamalarının 2022’de önemli artış kaydetmesi bekleniyor.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg tarafından bugün Brüksel’de kamuoyuna açıklanan 2021 Yıllık Raporuna göre savunma harcamalarında ABD yine başı çekti. ABD geçen yıl, diğer 29 ittifak üyesinin neredeyse iki katı kadar; toplam 811 milyar dolar savunma harcaması yaptı. NATO ülkelerinin savunma harcamaları, ABD’nin harcamaları haricinde geçen yıl yüzde 11,6 artmış oldu.

Harcamalarda ABD ve Yunanistan başı çekiyor

ABD’nin savunma harcamalarının Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’ya (GSYİH) oranıysa yüzde 3,6 ile diğer ittifak üyelerinin çok daha ilerisinde yer aldı. ABD’yi, yüzde 3,59’luk oranla, son yıllarda savunma harcamalarını katlayan Yunanistan izledi. Yüzde 2 hedefini aşan diğer NATO üyeleriyse yüzde 2,34 ile Polonya, yüzde 2,25 ile İngiltere, yüzde 2,16 ile Hırvatistan ve üç Baltık ülkesi Estonya, Letonya ve Litvanya oldu. Türkiye’nin savunma harcamalarının GSYİH’ya oranı ise yüzde 1,6 olarak kaydedildi.

NATO üyeleri 2014 yılında, on yıllık bir süreçte savunma harcamalarını GSYİH’nın yüzde 2’si oranına yükseltme, savunma harcamalarının ise yüzde 20’sini ana silah sistemleri tedarikine ayırma hedefini belirlemişti.

NATO ülkelerinin toplam savunma harcamaları, en önemli hasımlar olarak görülen Rusya ve Çin’in savunma bütçesinden çok daha fazla. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün (IISS) tahminlerine göre Rusya’nın savunma bütçesi 62,2 milyar dolarlık bir hacme sahipken Çin’in savunma harcamaları da 207,3 milyar dolar seviyesinde. Ancak uzmanlar, bu ülkelerin farklı maliyet yapıları nedeniyle yatırdıkları para karşılığında daha fazla etki gücüne sahip olabildiğine işaret ediyor.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de bugün yaptığı açıklamada, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaş için, “Yeni bir güvenlik politikası gerçeği ile karşı karşıyayız” diye konuştu.

Stoltenberg, Rusya’nın Kiev ve kuzey Ukrayna’daki askeri operasyonlarını azaltacağına dair son açıklamalarına değinerek “Bu açıklamaları duyduk. Ancak Rusya, niyetleri hakkında defalarca yalan söyledi. Dolayısıyla Rusya’yı sözlerine göre değil, sadece eylemlerine göre değerlendirebiliriz” diye konuştu. “İstihbaratımıza göre, Rus birlikleri geri çekilmiyor, yeniden konumlanıyor” diyen Stoltenberg, Rusya’nın savaşı derhal durdurması çağrısını da yineledi.

Türkiye’ye teşekkür

Stoltenberg, İstanbul’da Rus ve Ukraynalı heyetler arasında düzenlenen müzakerelerle ilgili DW’nin sorusu üzerine, “Türkiye’deki son görüşmeler de dahil olmak üzere, bu acımasız, anlamsız savaşa siyasi bir çözüm bulmaya yönelik tüm çabaları memnuniyetle karşıladığını” söyledi. “Bu görüşmelere ev sahipliği yapan Türkiye’ye de teşekkür ediyorum” diyen NATO Genel Sekreteri, aynı zamanda savaşın devam ettiğine dikkat çekerek Rusya tarafında siyasi bir çözüm konusunda isteksizlik olduğunu söyledi.

Paylaşın

NATO Zirvesinin Türkiye İçin Yansıması Ne Oldu?

NATO’nun Brüksel’deki olağanüstü zirvesinden Ukrayna’ya destek ve doğu kanadının güçlendirilmesi kararları çıkarken, bu çerçevede Türkiye’nin ve Karadeniz’in İttifak için öneminin arttığı, diğer yandan Ankara’nın ince bir çizgi üstünde sürdürdüğü denge politikasının ileride zorlayıcı olabileceği belirtiliyor.

İttifak’a üye devlet ve hükümet başkanlarını Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından ilk kez yüz yüze getiren dünkü zirveden birlik görüntüsünün yanı sıra caydırıcılığı artırıcı bazı yeni tedbir kararları da çıktı.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, “Bugün müttefik ülke liderleri, Ukrayna’ya daha fazla destek verme konusunda anlaştı” diyerek, Ukrayna’nın kendini savunma hakkına yardım edeceklerini vurguladı. Stoltenberg ayrıca, NATO’nun yeni bir güvenlik gerçeği ile karşı karşıya olduğunu belirterek, özellikle ittifakın doğu kanadında daha fazla ekipman ve malzemeyle NATO’nun varlığının güçlendirileceğini ifade etti.

Doğu kanadının güçlendirilmesi ve Türkiye

NATO Zirvesi ile birlikte aynı gün içinde AB ve G7 zirvelerinin de gerçekleştirilmesi de Rusya’ya karşı “birlik ve sağlam duruş” mesajı olarak yorumlanıyor.

Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM) Direktörü Sinan Ülgen, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesiyle Avrupa’nın jeopolitik ve güvenlik çerçevesinde çok ciddi ve kalıcı bir değişim olduğunu vurguluyor.

Peki bu değişim Türkiye’yi nasıl etkiler ve NATO’nun doğu kanadının güçlendirilmesi kararı Türkiye’nin önemini artırır mı?

Ülgen, bu soruları “Bu değişim Rusya’yı yeniden bir tehdit olarak gören ve bu tehdide cevap için strateji arayan bir Avrupa’yı karşımıza çıkardı. Bu açıdan baktığımızda muhakkak ki Türkiye gibi NATO içindeki en güçlü ordulardan birine sahip ve coğrafi olarak da kritik konumdaki bir ülkenin önemi bu olaylar sonrasında arttı” diye yanıtlıyor.

Bunun son dönemde Türkiye’ye yönelik artan diplomasi trafiğiyle de görülebileceğini belirten Ülgen, doğu kanadının güçlendirilmesi ve Türkiye’nin İttifak için öneminin artmasının Ankara’nın şimdiye kadar takip ettiği denge politikasını nasıl etkileyeceği sorusuna karşılık ise şunları söylüyor:

“Türkiye’nin politikası zaten buydu. Yani Türkiye, Rusya ile NATO arasında eşit uzaklıkta olan bir ülke değil, Türkiye zaten bir NATO ülkesi. Ama tabii Türkiye’yi diğer NATO üyelerinden Rusya politikasında ayıran bir boyut vardı; o da Türkiye hala Rusya ile diplomatik ilişkilerini koruyan ve yaptırım uygulamayan bir İttifak üyesi.”

Ülgen, bunun kısmen NATO’ya da bir faydası olduğunu ve Türkiye üzerinden Rusya ile bir diyalog imkanına kavuşulduğunu, ancak uzun vadede Türkiye’nin bu durumu sürdürmekte zorlanabileceğine işaret ediyor. Sinan Ülgen, Türkiye’nin bu dikkatli tutumunun ve bir taraftan da Rusya’yı gözetmesinin ne kadar sürdürülebilir olduğu sorusunun önemli olduğunu söyleyerek, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Türkiye’nin takip etmesi gereken ince bir çizgi var. Türkiye yaptırım uygulamıyor ve evet, şu anda Türkiye üzerinde (yaptırım için) çok büyük bir baskı da yok. Türkiye’nin niye bu politikayı izlediği anlayışla karşılanmış gibi duruyor. Ama tabii ki Türkiye’nin Rusya’nın yaptırımları delmesine yardımcı olan bir ülke olarak görülmemesi de lazım. Burada ince bir çizgi var ve buna dikkat etmek gerekecek.”

Güvenliğin bölünmezliği ilkesi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın zirvenin ardından düzenlediği basın toplantısında dikkat çektiği, “güvenliğin bölünmezliği ilkesi” ve savunma sanayi alanında Türkiye’ye yönelik kısıtlamaların kaldırılması çağrısı da Türkiye-NATO ilişkilerinin geleceği açısından önemli bir husus olarak görülüyor.

Erdoğan, “Türk savunma sanayi ürünlerinin başarıları ortadayken bu alanda karşılaştığımız engellemelerin hiçbir makul gerekçesi olamaz. Savunma sanayimizin önüne bizzat bazı müttefiklerimiz tarafından konan kısıtlamaların artık kaldırılması ortak menfaatimizedir” demişti. Erdoğan ayrıca “Müttefikler arasında gizli-açık ambargoların bırakın uygulanmasını, gündeme dahi gelmemesi gerekir” diyerek, bu konudaki beklentilerini liderlerle paylaştığını ifade etmişti.

Türkiye’nin, Rusya’dan S-400 hava savunma sistemini alması ABD’nin CAATSA kapsamında Türkiye’ye yönelik yaptırımları hayata geçirmesine yol açmıştı. Buna ek olarak Almanya, Kanada, Fransa gibi İttifak ülkelerinin de halen Türkiye için savunma alanında bazı örtülü ve açık ambargoları bulunuyor.

İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca, kısıtlamaları uygulayan NATO ülkelerini eleştiriyor ve Türkiye’nin özellikle zayıf olduğu uzun menzilli hava savunma sistemi için yeterli destek alamadığı için S-400’lere yöneldiğini ve sonucunda yaptırımlara maruz kaldığını söylüyor.

“Türkiye kim? Türkiye bir NATO üyesi ve doğu kanadının da en ön savunucusu” saptamasında bulunan Karaca, ortada bir ikilem bulunduğunu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da bunu ortaya koyduğunu belirtiyor.

Karaca, NATO’nun temel kuruluş felsefesinin “caydırıcılık, dayanışma ve herkesin eşit olduğunu gösteren oydaşma” ilkelerine dayandığını hatırlatarak, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) YPG’ye verdiğini söylediği desteğin bu felsefeyi zedelediğini belirtiyor. Karaca ayrıca, “Cumhurbaşkanı ‘benim güvenliğim, senin de güvenliğin. Sen nasıl bunlara destek verirsin’ diyor. Eğer güvenliği bölecekseniz üçlü ana felsefenin dışına çıkmış olursunuz” yorumu yapıyor.

Bu arada Erdoğan’ın zirve kapsamında yaptığı ikili görüşmelerden Türkiye-Fransa-İtalya üçlü iş birliği platformunun tekrar canlandırılması kararı da çıktı. Bu platformun yeniden işler olacağını İtalya Başbakanı Mario Draghi açıkladı.

Karadeniz’in önemi artıyor

NATO zirvesinin ortak bildirisinde Ukrayna’ya desteğin ve bu kapsamda tanksavar ve İHA (insansız hava aracı) yardımının da artırılacağı belirtildi.

Buna ek olarak Stoltenberg, İttifak’ın “Baltık denizinden Karadeniz’e kadar” güçlendirileceğini ifade ederken, “NATO liderleri caydırıcılığı artırmak için anlaştı. Doğu kanadında daha fazla askerimiz olacak. Denizaltı ve hava filomuzu güçlendireceğiz. Savaş gemileri kalıcı olarak görevde olacak” diye konuştu.

Bu açıklamaların Karadeniz açısından anlamının ne olabileceği sorusu üzerine Ülgen, Türkiye’nin şu anda Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni titizlikle uyguladığını belirterek, durumu şöyle aktarıyor:

“Şu anda Montrö’nün 19. Maddesi uygulanıyor. Bu madde savaşan tarafların gemileri ve denizaltılarına bir yasak getirir. Yani Rusya ve Ukrayna’ya yönelik bir yasak bu. NATO ülkeleri açısından ise iki farklı kategori var; kıyıdaş ülkelere bir kısıtlama yok, kıyıdaş olmayan ülkelerin gemilerine ise hem süre hem tonaj kısıtlaması var. Bunlar değişmeyecektir. Dolayısıyla NATO Karadeniz’de ilave varlık göstermek isteyebilir ama bu da Montrö kurallarına tabi olacaktır.”

Bu arada NATO’nun uzun dönemli yol haritası niteliğinde olan ve yaklaşık her 10 yılda bir gözden geçirilen Stratejik Konsepti Haziran ayında Madrid’de gerçekleştirilecek zirvede karara bağlanacak.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Avrupa Basını: NATO, Putin’le Doğrudan Karşı Karşıya Gelmemeli

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, son yıllarda eşi benzeri görülmemiş tehlike ve endişelere neden olurken, Avrupa basınında Rusya’nın Ukrayna’nın Polonya sınırına yaptığı saldırıyla Batı’ya verdiği gözdağı ve savaşın genişlemesi senaryoları ele alınıyor.

Hollanda gazetesi De Telegraaf, NATO’nun Ukrayna krizindeki tutumunu konu eden bir yoruma yer veriyor:

“En büyük ikinci nükleer güçle NATO’nun doğrudan karşı karşıya gelmesi geniş kapsamlı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle sert yaptırımlar ve Ukrayna’ya silah gönderilmesi daha iyi bir seçenek. Ne var ki Batı, bunun Rusları durdurmaya yetmeyeceğini önceden de biliyordu. Şimdi, çaresiz mültecilerin ve yıkılmış şehirlerin görüntüleri işleri iyice kızıştırırken daha fazlasını yapma yönündeki baskı da büyüyor.

Sinik gerçeklik ise Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı NATO müdahalesi olmadan zorlaştırmanın ‘en az kötü olan’ senaryo gibi görünmesi. Ekonomik ve askeri açıdan yorulmuş bir Rusya, Başkan Putin ve ekibini Büyük Rus İmparatorluğu rüyasından uyandırmalı. Bu şekilde başka askeri maceraların da önünde geçilmiş olur. Siyasiler için bu, (kamuoyunu ikna açısından) zor bir argüman. Dışardan seyretmek dayanışma gibi görünmüyor. Ancak, bu çatışmaların büyümesini ve çok daha fazla kan dökülmesini engeller.”

İngiliz The Times, Ukrayna’nın Polonya sınırındaki Yavoriv’de askeri üsse balistik füzelerle yapılan saldırıyı şöyle yorumluyor:

“Şu ana kadar yapılan en Batıdaki Rus saldırısı Polonya ve Batıya da bir mesajdı. Batı’nın Ukrayna direnişine sinsi şekilde müdahale etmesi olarak yorumladıkları duruma misilleme olarak Ruslar, savaşı NATO sınırlarına ve ötesine genişletmekten çekinmeyecekler. Bu, gerilimi daha da tırmandırmaya yönelik bir adım ve Başkan Putin’in Ukrayna’ya müdahalesi halinde Batı’nın sonuçlarıyla yüzleşeceği tehdidini de güçlendiriyor. Ancak bu, Batı’nın hem kendini hem de yakında binlerce vatandaşını kaybedebilecek Ukrayna halkını savunma konusunda artan kararlılığını sarsmaya yetmedi.”

Belçika’da yayımlanan De Standaard, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline ilişkin şu satırlara yer veriyor:

“NATO hiçbir şekilde savaşa çekilmek istemiyor. Bu yüzden de Putin’in İttifak ülkelerine saldırabileceği bir durumun önüne geçmeli; zira böyle bir durumda NATO cevap vermek durumunda kalır. Dolayısıyla, ihtiyatlı hareket etmek elzem. (…) Ne var ki, Ukraynalılar yalnızca kendileri için savaşmıyor, aynı zamanda Putin’in bir sonraki hedefi olmaktan korkan ülkeler için de savaşıyor. Ne kadar uzun savaşırlar ve Rus ordusuna ne kadar fazla darbe vururlarsa, Putin’in eski bir Sovyetler Birliği ülkesinde yeni bir maceraya atılmayı ve bir NATO üyesine saldırmayı göze alamama şansı da o kadar yükselir.”

Zürih merkezli Tages-Anzeiger’da yer alan yorumda, Almanya’nın Rusya’ya enerji bağımlılığını azaltma çabaları ve Federal Hükümet’in enerji politikalarındaki olası dönüşüm senaryoları ele alınıyor:

“Habeck’in Ekonomi Bakanlığı’nda şimdilerde Rus gazına bağımlılık hızlı ve radikal biçimde nasıl azaltılır yönünde senaryolar geliştiriliyor. Katar ve ABD’den ithalat için yeni LPG terminalleri yapılmasından bellekte daha yüksek dolum seviyelerinin sabitlenmesine, yeni gazlı ısıtıcıların yasaklanmasından çatılarda güneş enerjisi zorunluluğuna ya da sanayide atık ısısı mecburiyetine kadar çeşitli tedbirler söz konusu. Bu tür önlemlerle Avrupa Birliği’nin çabaladığı bağımlılığı üçte iki oranında azaltmak mümkün olur mu, öngörebilmek olası değil.

Almanya’nın gaz ve petrol yaptırımlarını genişletip genişletmeyeceği sorusundan bağımsız olarak, Rusya’dan ithalatın kısıtlanacağı öngörüsü, hükümetin planladığı enerji dönüşümünü temel itibarıyla sorgulamaya açık hale getiriyor. Yeşiller partili Habeck, belki de gelecekte tüm yakıtlar arasında iklime en zararlı olan yerli linyit kömüründen daha fazla enerji elde etmeye mecbur kalacak. Almanya’nın 10 gün içinde devreye sokulabilecek kömür santrali rezervleri var. Ne var ki bu, trafik ışığı hükümetinin iklim politikaları için son derece acı bir sinyal olur.”

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

NATO, Ukrayna’da Neden Uçuşa Yasak Bölge İlan Etmiyor?

Rusya’nın Ukrayna’daki Zaporijya Nükleer Santrali’ne saldırıları NATO’ya yönelik Ukrayna’yı uçuşa yasak bölge ilan etme çağrılarını yeniden gündeme getirdi. Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, cuma günü Ukrayna semalarının acilen kapatılması gerektiğini söyleyerek Batı Avrupa halklarından, liderlerine baskı yapma talebinde bulundu.

Radyasyonun Rusya sınırının nerede olduğunu bilmediğini söyleyen Ukrayna Devlet Başkanı, olası bir nükleer tehlikenin tüm kıtanın güvenliğini riske atacağını belirtti. Zelenskiy’nin Ukrayna’yı uçuşa yasak bölge ilan etmeye yönelik çağrıları NATO tarafında karşılık bulmadı. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Ukrayna’da uçuşa yasak bölge oluşturulmayacağını ve asker gönderilmeyeceğini yineledi.

Askeri strateji uzmanları Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Avrupalı müttefiklerinin Rusya ile NATO’yu karşı karşıya getirerek savaşın boyutunu değiştirecek bu hamleye hiçbir şekilde sıcak bakmayacağını söylüyor.

Uçuşa yasak bölge nedir?

Ukrayna’yı uçuşa yasak bölge ilan etmek, tüm yetkisiz hava araçlarının Ukrayna üzerinde uçmasını engellemek anlamına geliyor. NATO tarafı daha önce 1991’de Körfez Savaşı’nda Irak’ta, 1993-95 Bosna Savaşı’nda ve 2011 Libya iç savaşında uçuşa yasak bölgeler belirlemişti.

NATO neden Ukrayna’da bu adımı atmıyor?

NATO yetkilileri ve uzmanlara göre, İttifak, nükleer silahlı süper güç Rusya ile doğrudan bir askeri çatışmaya girerek savaşın Avrupa’da daha geniş alanlara yayılması riskini almak istemiyor.

Ukrayna’yı uçuşa yasak bölge ilan etmek NATO pilotlarını Ukrayna’daki Rus uçaklarını düşürmeye zorlayabilir. Bunun dışında NATO böyle bir durumda görevi desteklemek için yakıt ikmali tankerleri ve elektronik gözetleme uçakları kullanmak zorunda kalabilir. NATO’nun bu nispeten yavaş, yüksekten uçan uçakları korumak için Rusya ve Belarus’daki karadan havaya füze bataryalarını ihmal etmesi gerekebilir.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg de nitekim cuma günü yaptığı açıklamada, “Uçuşa yasaklamak ancak NATO savaş uçaklarını Ukrayna hava sahasına göndermek ve Rus uçaklarını vurarak bu kararı uygulamakla olur. Yaşanan durumun umutsuzluğunu anlıyoruz ancak bunu yaparsak Avrupa’da tam teşekküllü bir savaşla sonuçlanabilecek bir durumu beraberinde getireceğine inanıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Ukraynalı yetkililer ve halk ne istiyor?

Ukraynalılar ülkeyi uçuşa yasaklı bölge ilan etmenin sivilleri ve nükleer santralleri Rusya’nın hava saldırılarından kurtaracağına inanıyor.

İngiltere’deki savunma ve güvenlik araştırmaları enstitüsünden araştırma görevlisi Justin Bronk, Ukraynalıların NATO’dan tıpkı 2011’de Libya’daki iç savaş sırasında hükümet mevzilerine yaptığı saldırılar gibi daha geniş çaplı bir müdahale beklediğini söylüyor. Bronk’a göre Ukraynalılar Batılı güçlerin Ukrayna şehirlerini bombalayan roketleri tamamen süpürüp attığını görmek istiyor.

Ukrayna hava sahasında ne yaşanıyor?

Rusya’nın Ukrayna hava sahasını hızlı bir şekilde kontrol altına alacağına yönelik tahminler henüz gerçekleşmedi. Uzmanlara göre, Rusya’nın büyük kara saldırısında sabit kanatlı savaş uçaklarının çoğunu neden yerde bıraktığı merak konusu. Bazıları bu durumu Rus pilotlarının hızlı hareket ve koordinasyon gerektiren geniş çaplı kara operasyonları için yeterince iyi eğitimli olmamasıyla açıklıyor.

Notre Dame Üniversitesi’nde ders veren emekli ABD Hava Kuvvetleri tümgenerali Robert Latif, Rusya tarafının kısıtlı bir alanda hareket ettiği için havadan müdahale konusunda endişeli olduğunu düşünüyor. Latif, “Ukrayna havada dolaşmak için her türlü alanın olduğu Orta Doğu gibi değil. Sınırları çok kolay aşabilirler.” şeklinde konuşuyor.

Paylaşın

Savaş Makinesi NATO, Rusya Kadar Savaşın Sorumlusu

Demokrasi İçin Birlik, “Ukrayna’ya silah yığarak Rusya’yı sıkıştırmaya çalışan, halkı katleden Neonazileri finanse eden ABD de; Soğuk Savaş sonrasında dağıtılmayarak ısrarla genişletilmek istenen emperyalizmin savaş makinesi NATO da, Rusya kadar savaşın sorumlusudur” açıklamasını yaptı.

Demokrasi İçin Birlik (DİB), Rusya’nın Ukrayna’ya başlattığı ve bugün dördüncü gününe giren işgal harekatıyla ilgili açıklama yaptı.

“Emperyalist çıkarlar için başlatılmış bir savaş olduğu” vurgusu yapılan açıklamada “Halkların hayatı kararırken, savaş tacirlerine gün doğuyor” denildi.

“Irak’ta, Yemen’de, Suriye’de olduğu gibi Ukrayna’da yaşanan işgalin de karşısındayız” diyen DİB,  açıklamanın devamında şu ifadelere yer verdi:

“Yine, yeniden emperyalist çıkarlar uğruna, enerji ve petrol kaynaklarına egemen olmak için girişilen bir savaşla karşı karşıyayız. Hepimizin ortak evi olan dünyanın bir bölgesinde insanlar öldürülüyor, göçe zorlanıyor, diğer canlılar ve doğa yok ediliyor.

Savaşların insani, toplumsal, ekonomik, ekolojik yıkım yarattığını, savaşın bedelini en çok kadın, çocuk, emekçi ve yoksulların ödediğini biliyoruz.

Ülkemizde ve dünyanın her bölgesinde barış istiyoruz. Emperyalist devletlerin çıkarları için dünyanın yok edilmesine göz yummayacağız. Bölgede kan dökülmesine neden olan Rusya’nın işgal ve savaş politikasından derhal vazgeçmesi, halkların kendi geleceklerine kendilerinin karar vermesi için sesimizi yükseltiyoruz.

“Bombardıman altındaki halkla birlikteyiz”

Ukrayna’ya silah yığarak Rusya’yı sıkıştırmaya çalışan, halkı katleden Neonazileri finanse eden ABD de; Soğuk Savaş sonrasında dağıtılmayarak ısrarla genişletilmek istenen emperyalizmin savaş makinesi NATO da, Rusya kadar savaşın sorumlusudur.

Emperyalist ve işbirlikçi devletlerle değil bombardıman altındaki Ukrayna halkıyla, barış için sokağa çıkan Rus savaş karşıtlarıyla; Türkiye’de ve dünyada barış, demokrasi ve kardeşlik mücadelesini yükselten herkesle aynı safta ve dayanışma içinde olduğumuzu ilan ediyoruz.”

Paylaşın

NYT’den Dikkat Çeken Yazı: ABD Ve NATO Masum Seyirciler Değil

NATO ve ABD’nin Rusya’yı kışkırtan hareketlerinin bugünkü duruma giden yolda hatalı adımlar olduğu belirten The New York Times yazarı Thomas L. Friedman’a göre, bu süreçte yangını körükleyen iki olay var. Birincisi, Sovyetler Birliği’nin çözülüşünden sonra ABD’nin NATO’yu genişletme yönündeki kötü düşünülmüş kararı. İkincisi ise Putin’in Rusya’yı komşularıyla yakınlaştıracak ve kendi insanlarını tutabilecek bir ekonomik model inşa edemese dahi NATO’nun Rusya sınırlarında genişlemesini birleştirici bir faktör olarak kullanması.

The New York Times yazarı Thomas L. Friedman “Bu Putin’in Savaşı. Lakin ABD ve NATO da masum seyirciler değiller” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Sol’un aktardığı yazıya göre, Putin’in savaşında ABD de yangını körükledi ve tamamen masum olduğu söylenemez. Putin’in Ukrayna’daki etki alanını terk etmeyi hem stratejik bir kayıp hem de kişisel ve ulusal bir aşağılama olarak gördüğünü öne süren Friedman, Putin’in pazartesi günü yaptığı konuşmayı hatırlatarak Ukrayna’nın Rusya’nın ayrılmaz bir parçası olduğunu söylediğini belirtiyor.

Friedman, Ukraynalıların NATO’dan çok AB’ye katılmak istediğini belirterek, Putin’in bir analoji kurulacak olsa aslında “Yanlış adama aşık oldunuz. Ne NATO’yla ne de AB’yle kaçabilirsiniz. Eğer hükümetinizi ölümüne dövüp eve geri getirmem gerekiyorsa da yaparım” diyerek Ukrayna’ya bağlılığını belirttiğini yazdı.

‘Yangını körükleyen iki olay’

Friedman’a göre, bu süreçte yangını körükleyen iki olay var. Birincisi, Sovyetler Birliği’nin çözülüşünden sonra ABD’nin NATO’yu genişletme yönündeki kötü düşünülmüş kararı. İkincisi ise Putin’in Rusya’yı komşularıyla yakınlaştıracak ve kendi insanlarını tutabilecek bir ekonomik model inşa edemese dahi NATO’nun Rusya sınırlarında genişlemesini birleştirici bir faktör olarak kullanması.

‘Rusya ile daha yakın çalışıyorduk ve NATO’nun düşman değil de dost olabileceği fikrine alışmaya başlamışlardı’

Friedman, Clinton hükümetinde savunma bakanı olan William Perry’nin 2016’daki, “Son birkaç yılda, suçun çoğu Putin’in eylemlerine atılabilir. Ancak başlangıçta ABD’nin suçlamaların çoğunu hak ettiğini söyleyebiliriz. Bizi gerçekten kötü yola sokan ilk eylemimiz, NATO’nun genişlemeye başlaması ve Rusya’nın sınır komşusu olan Doğu Avrupa ülkelerinin NATO’ya katılmasıydı. O zamanlar Rusya ile daha yakın çalışıyorduk ve NATO’nun düşman değil de dost olabileceği fikrine alışmaya başlamışlardı, ama NATO’nun hemen sınırlarında olmasından rahatsız oldular ve ilerlememiz için güçlü bir çağrıda bulundular” sözlerini anımsattı.

Friedman, Mayıs 1998’de ABD Senatosu’nun NATO’nun genişlemesini onayladıktan sonra, ‘Sovyetler Birliği’nin kontrol altına alınmasının mimarı’ olarak tanımladığı George Kennan’ı aradığını, Kennan’ın da, “Bence bu yeni bir soğuk savaşın başlangıcı. Rusların kademeli olarak olumsuz tepkiler vereceğini ve bu kararın politikalarını etkileyeceğini düşünüyorum. Bence bu trajik bir hata. Bu karar için hiçbir sebep yoktu. Kimse kimseyi tehdit etmiyordu. Bu genişleme, bu ülkenin kurucu babalarını mezarlarında ters çevirecek.

Her ne kadar ne ciddi bir kaynağımız ne de niyetimiz olmamasına rağmen bir dizi ülkeyi korumak için imza attık. NATO’nun genişlemesi, dış ilişkilerle gerçek bir ilgisi olmayan bir Senato tarafından yapılan tasasız bir eylemdi. Beni rahatsız eden, tüm Senato tartışmasının ne kadar yüzeysel ve yanlış bilgilendirilmiş olduğu. Batı Avrupa’ya saldırmak için can atan bir ülke olarak Rusya’ya yapılan göndermeler beni özellikle rahatsız etti. İnsanlar anlamıyor mu? Soğuk Savaş’taki farklılıklarımız Sovyet Komünist rejimiyleydi.

Ve şimdi, o Sovyet rejimini ortadan kaldırmak için tarihin en büyük kansız devrimini gerçekleştiren insanlara sırtımızı dönüyoruz. Ve Rusya’nın demokrasisi, Rusya’ya karşı savunmak için imza attığımız bu ülkelerden herhangi biri kadar, hatta daha da ileri düzeydedir. Tabii ki Rusya’dan kötü bir tepki gelecek ve ardından NATO’yu genişletenler, size her zaman Rusların böyle olduğunu söylediğimizi söyleyecekler. Ama bu tamamen yanlış” diyerek alınan karara tepki gösterdiğini belirtti.

Şu anki durumun tam olarak Kennan’ın söylediklerini doğruladığını, “İşte TAM OLARAK yaşananlar budur.” diye belirtti.

Friedman, Putin’in başlangıçtan 2008’e kadar NATO’nun genişlemesi konusunda sadece homurdandığını ama daha fazla bir şey yapmadığını hatırlattı. Bu dönemde Rusya ekonomisinin de canlanmasının bir neden olduğunu ama sonrasında Rusya ekonomisi durgunlaştıkça harekete geçtiğini belirtti. Putin’in Rusya halklarını NATO genişlemesi tehdidi etrafında topladığını belirtilen yazıda, aynı Çin’in uzun yıllarca Batı tarafından küçük düşürülmesinin ardından Deng Şioping’in yaptığı gibi Batı’ya karşılık harekete geçtiği belirtildi.

Friedman yazısını, “Bu Putin’in savaşı. Lakin ABD ve NATO, onun gelişimini izleyen masum seyirciler değiller.” diyerek bitirdi.

Paylaşın

NATO: Henüz Rusya’nın Geri Çekildiğini Görmedik

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Moskova’dan gelen diyaloğun devamına yönelik sinyallerin ihtiyatlı bir iyimserlik için temel oluşturduğunu; ancak şu ana kadar bölgede gerilimi düşürmeye yönelik bir işaret görmediklerini ifade etti. 

NATO’dan Rusya’nın birliklerinin bir kısmını Ukrayna sınırından çektiği yönündeki duyurusuna yönelik açıklama geldi. NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, “Ukrayna sınırında Rus askeri varlığının azaldığı yönünde bir işaret görmedik. Ancak Rusya’nın ne yaptığını yakından izlemeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

NATO Genel Sekreteri, birliklerin yeniden ilerletilmesinin de mümkün olduğuna dikkat çekerek; gerilimin düşürüldüğü yönünde ciddi bir değerlendirme yapılabilmesi için hem birliklerin hem de ağır silahların belirgin ve kalıcı geri çekilişinin gözlenmesi gerektiğini belirtti.

Stoltenberg, mevcut durumun hala Avrupa’da onyıllardır karşılaşılan en ciddi güvenlik krizi olma niteliği taşıdığını sözlerine ekledi.

Rusya’dan “Birliklerimizi çekiyoruz” duyurusu 

Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna sınırındaki bazı birliklerin askeri faaliyetlerini tamamlamalarının ardından üslerine döndüklerini duyurmuştu.

Savunma Bakanlığı tarafından yayımlanan bir videoda, bakanlık sözcüsü büyük çaplı bazı tatbikatların ülke çapında devam ettiğini güney ve batı askeri bölgelerindeki birliklerin ise tatbikatları tamamlayarak üslerine döndüğünü belirtmişti. Videoda bazı tankların ve diğer zırhlı araçların açık yük vagonlarına yüklendiği görülmüştü.

Interfax Ukrayna haber ajansına göre, Ukrayna Dışişleri Bakanı Dimitro Kuleba, Kiev’in ancak Rusya’nın çekildiğini gördükten sonra gerilimin düşebileceğini inanacaklarını ifade etti.

Haberde, Kuleba’nın, “Sürekli Rusya Federasyonu’ndan farklı açıklamalar duyuyoruz. Bir kuralımız var, gördüğümüze inanırız. (Ancak) Geri çekilme görürsek gerilimin düştüğüne inanırız” şeklindeki ifadelerine yer verildi.

Açıklama piyasaları rahatlattı

Rusya Savunma Bakanlığı’nın açıklamasının ardından Rus piyasasında da toparlanma yaşandı. Bir süredir Batı’dan gelen yaptırım tehdidinin baskısı Rus ekonomisinde kendini hissettirirken, açıklamanın ardından Ruble, Dolar karşısında yüzde 1,5 değer kazandı.

Rusya’nın Ukrayna sınırında konuşlandırdığı 100 bini aşkın birlik ve Belarus’la düzenlenen ortak askeri tatbikatlar Moskova’nın ülkeye gireceğine ilişkin endişeleri artırmıştı. Rusya işgal planlarına yönelik iddiaları geri çevirirken Batı’dan Ukrayna’nın ve eski Sovyet ülkelerinin NATO’ya alınmayacağının teminatının yanı sıra, komşusuna silah sevkiyatının durdurulmasını ve Batılı müttefiklerin birliklerini Doğu Avrupa’dan çekmesini talep ediyor.

Paylaşın

AB Ve NATO’nun Türkiye’ye İhtiyacı Var

“Euobserver” haber sitesinde Koert Debeuf tarafından kaleme alınan bir analizde, AB ve NATO’nun kendi güvenliği için Türkiye’ye ihtiyacı olduğu yorumu yapıldı. Yazıda, AB ve Türkiye arasında stratejik ilişkilerin son yıllarda kötüleştiği hatırlatıldı.

Balkanlar, Suriye, Afganistan, Karadeniz bölgelerinin istikrarı ve göç konusunda AB ve NATO’nun Türkiye’ye mutlaka ihtiyacı olduğu ifade edilen analizde, “Avrupalıların, Türkiye’nin cumhurbaşkanından daha fazlası olduğunu kabul etmesi gerekiyor.” denildi.

Türkiye olmadan Suriye sorunu nasıl çözülecek?

Ankara’nın Suriyeli göçmenlere kapısını açıp en fazla göçmeni ağırlayan ülke olduğu kaydedilen analizde Türkiye’nin Suriye’nin içindeki göçmen kamplarına yine en fazla insani yardım yapan ülke olduğu hatırlatıldı.

AB ve ABD’nin hala Suriye ile ilgili barış sürecine taraf olamadığı, buna karşılık AB’nin ‘ortağı’ Türkiye’nin müzakere masasında olduğu kaydedilen yazıda, Suriye’den gelecek göçün ve bu ülkedeki katliamın durdurulması için AB’nin mutlaka Türkiye’ye ihtiyacı olduğu uyarısı yapıldı.

Batı Balkanlar ve Türkiye

AB’nin Batı Balkanlarda itibarının son yıllarda giderek azaldığı değerlendirmesi yapılan yazıda, Makedonya, Kosova, Arnavutluk ve Bosna-Hersek’te yaşanan son krizlere atıfta bulunuldu.

AB’nin Balkanlar‘daki genişleme sürecinin durmasıyla bu bölgedeki etkisinin azaldığı hatırlatılan yazıda, bununla birlikte tarihi ve kültürel bağları olan Türkiye’ye buradaki halkların daha fazla güvendiği ifade edildi.

Analizde, Bosna-Hersek, Sırbistan ve Kosova’daki krizlerin aşılmasında AB’nin Türkiye’nin uzmanlığına daha fazla ihtiyacı olabileceği yorumu yapıldı.

Karadeniz bölgesindeki istikrara Türkiye’nin katkısı ne olur?

İngiltere’nin AB’den ayrılmasıyla Brüksel’in askeri kapasitesi ve stratejisinin azaldığı hatırlatılan yazıda, son dönemde Türkiye ve Fransa arasında Doğu Akdeniz, Libya ve Ermenistan konusunda yaşanan krizlere atıfta bulunuldu.

Yazıda bu görüş ayrılıklarının bir tarafa bırakılarak, Türkiye’nin Karadeniz’de bir ortak olarak görülmesi gerektiği yorumu yapılırken, Brüksel ve Ankara arasındaki stratejik iş birliğinin Rusya’nın genişlemesinin önündeki tek yol olduğu vurgulandı.

Yazıda, göç dalgasının güvenlik sorunu olmadığı, güvenlikten doğan bir sorun olduğunun anlaşılması gerektiğinin altı çizilerek, “Suriye’de savaş olmasıydı, IŞİD gücünü artırmasaydı, Esad rejimi halkını bombalamasıydı, 2015 yılındaki göç krizi yaşanmazdı” dendi.

Libya’dan örnek verilen yazıda, “Libya siyasi olarak 2013 yılında çökmeseydi, binlerce göçmenin Akdeniz’i aşarak Avrupa’ya geldiğini görmezdik” ifadelerine yer verildi.

“Suriye ve Libya’daki krizler önlenebilir, uçuşa yasak bölgeler binlerce insanı kurtarabilir, IŞİD’in Suriye’nin önemli bir bölümünü ele geçirmesiydi bu kaos ortamı olmazdı” denilen yazıda, bu hatalarla ilgili Batı ülkelerinin de kendilerini sorgulamasın zamanın geldiği yorumu yapıldı.

Son olarak Türkiye’nin Afganistan’da da önemli rol oynadığı, çatışma riski olan Irak’ın Türkiye’nin komşusu olduğu hatırlatılan yazının sonuç bölümünde, AB ve Türkiye için stratejik işbirliğinin geliştirilmesinden başka çözümün olmadığı uyarısı yapıldı.

(Kaynak: euronews)

Paylaşın