Türkiye, NATO’ya Üye Olmak İsteyen Finlandiya Ve İsveç’ten Ne İstiyor?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Finlandiya ve İsveç’in NATO üyelikleriyle ilgili ‘olumlu bir görüşe sahip olmadıklarını’ açıklaması dünyada ‘şaşkınlıkla’ karşılandı. Ankara, İskandinav ülkelerinin Atlantik Konseyi’ne üye olmalarını açıkça veto etme tehdidinde bulunmasa da bu durum, Türkiye ile Batı arasında yeni bir krize dönüşme potansiyeli taşıyor.

NATO komitelerinde kararlar oybirliği ile alınıyor. Bu nedenle Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üye olabilmeleri için tüm üye ülkelerin onayı gerekiyor.

Finlandiya ve İsveç yetkilileri ile Türk mevkidaşları, bu konudaki ilk teması cumartesi günü Berlin’deki gayri resmi NATO toplantısında gerçekleştirdi. İki taraf arasındaki müzakereler önümüzdeki günlerde detaylı şekilde ele alınacak.

Stockholm Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Paul Levin, Türkiye’nin istediği F-16 savaş uçaklarını almak ya da resmi olmayan silah ambargosunun kaldırılması için mevcut durumu bir fırsat olarak gördüğünü söylüyor.

Benzer görüşü dile getiren Ekonomi ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi Direktörü (EDAM) Sinan Ülgen de, Türkiye’nin silah ambargosunun kaldırılması talebinin meşru olduğunu söylüyor.

Ülgen, “Bir NATO ülkesi olup aynı ittifak içinde bir başka müttefiğe silah ambargosu uygulamak çok savunulabilir bir tutum değil” dedi.

Türkiye’nin son çıkışının sadece İsveç’le sınırlı olmadığını düşünen Paul Levin, “Türkiye, Rusya’dan S-400 savunma sistemleri aldıktan sonra F-35 programından çıkarıldı ve Türkiye’ye yönelik diğer NATO ülkelerinin de resmi olmayan silah ambargosu var. Türkiye de bunu (Finlandiya ve İsveç’in NATO üyelik süreci) bir koz olarak kullanmak istiyor olabilir.” görüşünü dile getirdi.

Finlandiya ve İsveç PKK’ya destek mi veriyor?

Finlandiya Güvenlik ve İstihbarat Servisi’ne (SUPO) göre, PKK’nın Finlandiya’da teşkil ettiği tehdit unsuru ‘düşük’ düzeyde. İstihbarat Servisi’nin yayımladığı bir raporda PKK için şu ifadelere yer veriliyor:

“Finlandiya’da PKK daha çok maddi destek toplama faaliyetlerine yoğunlaşmış durumda. Bu aşırı sol grubun aktiviteleri, çoğunlukla aşırı sağ kampına karşı şiddet içermeyen bir karşıtlık ve Kürtlerin faaliyetleriyle işbirliği üzerine kurulu. Finlandiya’da bu aşırı sol kesimde şiddete destek minimum seviyede ve faliyetleri genel olarak daha çok Finlandiya dışında”

Finlandiya ve İsveç’in PKK’ya bakışında bir benzerlik söz konusu ancak EDAM Direktörü Sinan Ülgen’e göre burada asıl sorun İsveç.

Ülgen, Türkiye’nin, AB’nin de terör örgütü olarak gördüğü PKK’ya yönelik İsveç’in daha faal olmasını isteyeceğini belirtiyor ve ekliyor:

“İsveç’in YPG’ye silah ve finansman yardımını durdurması da istenecektir. Çünkü Türkiye YPG’yi PKK’nın kontrolünde olan bir örgüt olarak görüyor. Ve bu örgütle İsveç makamlarının görüşmemesini isteyecektir. Onlarla birlikte fotoğraf vererek onlara bir kamusal destek sağlanmasına yönelik politikalarını gözden geçirmesini isteyecektir. Bütün bunlar terörle mücadele kapsamına giren konular.”

“İsveç, PKK konusunda Türkiye ile aynı görüşü paylaşmıyor”

PKK ile ilgili rahatsızlığın “Türk hükümetinin gerçek kaygısı olduğuna inandıracak nedenler olduğunu” söyleyen Paul Levin, “Çünkü Türkiye’de PKK tehdidi, ana güvenlik kaygısı olarak algılanıyor.” diyor.

Levin ayrıca, Türkiye ile İsveç arasında yaşanan görüş ayrılığını da, İsveç’in PKK konusunda Türkiye ile aynı görüşü paylaşmamasına bağlıyor.

İsveç’in Türkiye dışında PKK’yı terör örgütü olarak kabul eden ilk ülkelerden biri olduğunu vurgulayan Paul Levin, “1980lerde İsveç’te bazı suikastler yaşandı ve bu olaylar, PKK’nin tehlikeli bir örgüt olarak algılanmasına neden oldu ve bu hala bu şekilde algılanıyor. PKK hala terör örgütü olarak sınıflandırılmış durumda ve özgürce hareket etmesine izin verilmiyor.” dedi.

İsveç’te aynı zamanda büyük bir Kürt diasporası olduğunu kaydeden Levin, söz konusu diasporanın PKK tarafından domine edilmediğini söylüyor. İsveç’in siyasi baskıdan kaçanlar için önemli bir sığınma merkezi olduğunu dile getiren Levin, Stockholm hükümetinin, ülkedeki azınlıkların özgürlüğünü NATO üyeliği ile değişmeyeceği mesajını veriyor.

Sinan Ülgen, Türkiye bakımından mevcut durumun artık temel özgürlükler meselesinin ötesinde olduğuna dikkat çekiyor:

“Burada İsveç’in kendi anayasası siyasi kültürü itibariyle temel hak ve özgürlüklere çok dğer verdiği açık. Türkiye’nin talepleri bu özgürlüklerin kısıtlanması olmayacaktır.  Bütün bunlar terörle mücadele kapsamına giren konular. Bu artık temel özgürlükler meselesi olması ötesinde bir durum teşkil ediyor Türkiye bakımından”

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg: Türkiye’nin Güvenlik Endişeleri Giderilmeli

Finlandiya’nın ardından İsveç de NATO’ya üyelik başvurusu yapacağını açıkladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Her iki ülkenin de terör örgütlerine karşı açık, net bir tavrı söz konusu değil” dedi. Jens Stoltenberg açıklama sonrası Çavuşoğlu ile telefon görüşmesi yaptı.

Sosyal medya hesabından açıklama yapan Stoltenberg, görüşmede Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine başvurma kararlarının ele alındığını belirtti, “Türkiye değerli bir müttefik ve güvenlik endişeleri giderilmeli.” ifadesini kullandı.

Stoltenberg, “böyle tarihi bir zamanda” birlikte olunması gerektiğini de açıklamasına ekledi.

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun’un ziyaretinin ardından ortak basın açıklaması yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir soru üzerine, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği konusunda “NATO’ya girmelerine biz ‘Evet’ demeyiz” demişti.

“Her iki ülkenin de terör örgütlerine karşı açık, net bir tavrı söz konusu değil. Bu süreç içerisinde bu terör örgütlerine biz karşıyız deseler bile, teslim etmeleri gereken bazı teröristleri teslim etmeyeceklerine dair açıklamaları var.”

“İsveç, terör örgütlerinin kuluçka merkezi. PKK yanlısı teröristler var parlamentolarında. Biz bunların neyine güveneceğiz?”

“Türkiye’ye geleceklermiş. Bizi ikna etmeye mi gelecekler? Kusura bakmasınlar, hiç yorulmasınlar.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen hafta da bu iki ülkenin NATO üyeliği konusunda “Olumlu bir düşünce içinde değiliz” açıklaması üzerine, İsveç Savunma Bakanı Peter Hultqvist, görüşmeler yapmak üzere Türkiye’ye bir heyet göndereceğini açıklamıştı.

İsveç Devlet Televizyonu SVT’ye konuşan Hultqvist, “(Sorunun) ne olduğunu ve nasıl çözülebileceğini anlamak üzere görüşmeler yapmak için Türkiye’ye diplomatlardan oluşan bir heyet göndereceğiz” demişti.

Erdoğan, Türkiye’nin savunma sanayine yönelik yaptırımlara da değinerek “Türkiye’ye yaptırım uygulayan ülkelerin, bir güvenlik örgütü olan NATO’ya girmelerine biz ‘evet’ demeyiz. Bir sokulduğumuz yerden bir daha sokulamayız, kusura bakmasınlar.” dedi.

Türkiye’nin 2019’da Suriye’de Fırat Nehri’nin doğusunda başlattığı (Barış Pınarı Harekatı) operasyonun ardından, İsveç ve Finlandiya da dahil bazı Batılı ülkeler Ankara’ya silah satışını kısmen veya tamamen durdurmuştu.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini de Rusya da tepki gösteriyor

Pazar günü Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto, resmi olarak NATO üyeliğine başvuracaklarını açıkladı.

İsveç Başbakanı Magdalena Andersson da, Pazartesi günü hükümetinin NATO üyeliği için resmi başvuruda bulunma kararı aldığını açıkladı.

Andersson, “İsveç ve İsveç halkı için en iyi şey NATO’ya katılmaktır” ifadesini kullandı, ancak ülkesinin topraklarında kalıcı NATO üsleri veya nükleer silahlar istemediğini söyledi.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişiminin en önemli sonuçlarından biri de askeri olarak tarafsız statüde olan bu iki İskandinav ülkesinin olası bir Rus saldırısına karşı NATO’ya katılmayı gündemlerine alması oldu.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise ülkesinin Finlandiya ve İsveç ile herhangi bir sorunu olmadığını, bu ülkelerin NATO’ya katılmalarının kendi başına Rusya’ya doğrudan bir tehdit olmayacağını söyledi.

Vladimir Putin, askeri altyapının genişletilmesi halinde ise Rusya’nın tepki göstereceği uyarısında bulundu.

Putin, NATO’nun Rusya’nın güvenliğini tehdit edecek şekilde ABD tarafından yapay olarak genişletildiğini söylüyor.

Pazar günü Berlin’de yapılan NATO dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Finlandiyalı mevkidaşı Sauli Niinistö ile telefonda görüşen Putin, “Finlandiya’nın tarafsızlığını kaybetmesinin hata olacağını” söylemiş, ancak alınacak tutumla ilgili detay vermemişti.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı’ndan ise aynı gün, NATO birliklerinin ve silahlarının nereye konuşlandırılacağı ve kapsamına bağlı olarak savunma önlemleri alınacağı açıklaması gelmişti.

Çavuşoğlu ABD’ye gidiyor

Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki, Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Cuma günü gerçekleştirdiği basın toplantısında, Washington’ın “Türkiye’nin pozisyonunu netleştirmeye çalıştığını” söyledi.

Bu açıklamalarla aynı günlerde Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal da Washington’daydı. Önal, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman’la görüştü. ABD tarafından yapılan açıklamada Türkiye ile ABD’nin “stratejik ilişkisinin ve birçok alandaki işbirliğinin önemine vurgu yapıldığı” belirtildi.

Sherman’ın Önal’a Türkiye’nin Ukrayna’ya verdiği destek için teşekkür ettiği de belirtilen açıklamada, “Rusya’nın Ukrayna saldırısı karşısında NATO müttefiklerinin birlikteliğine olan ihtiyacın konuşulduğu” bilgisine yer verildi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Çarşamba günü ABD’li mevkidaşı Antony Blinken’la “Türkiye-ABD Stratejik Mekanizması” kapsamında görüşmesi planlanıyor. Bu görüşmede Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine yaklaşımının da masaya yatırılması bekleniyor. İki bakan, cumartesi günü Berlin’de yapılan NATO dışişleri bakanları toplantısında bu konuyu görüşmüştü.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Türkiye, İsveç Ve Finlandiya’nın Üyeliğini Engellemeyecek

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, NATO Dışişleri Bakanları’nın Almanya’nın başkenti Berlin’deki toplantısında Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği ve Türkiye’nin konuya ilişkin yaklaşımı hakkında konuştu. 

Stoltenberg, “Türkiye’nin dile getirdiği endişeler üzerine üyelik konusunda nasıl hareket edeceğimize ilişkin bir anlaşmaya varacağımıza eminim” dedi. Stoltenberg, “Türkiye’nin niyeti Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliklerini engellemek değil. Bunu açık açık söylediler” ifadesini kullandı.

Blinken: Fikir birliğine varacağımızdan eminim

Stoltenberg’in ardından ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken de konuya ilişkin açıklamalarda bulundu. Blinken, “Türkiye, Finlandiya ve İsveç konusunda devam eden bir görüşme var. Sonuç şu ki, NATO’ya üyelik süreci söz konusu olduğunda, fikir birliğine varacağımızdan eminim” dedi.

Blinken, “Dışişleri bakanıyla (Mevlüt Çavuşoğlu) ya da NATO oturumlarında yaptığımız özel konuşmayı açığa vurmak istemiyorum, ancak şu kadarını söyleyebilirim: Neredeyse her kesimden çok güçlü bir desteğin (İsveç, Finlandiya için) katıldığını duydum” açıklamasında bulundu.

‘Yaptırımları sürdüreceğiz’

Öte yandan Blinken, tüm NATO üyelerinin “gerekli olduğu sürece” Rusya karşıtı yaptırımları yürürlükte tutmaya kararlı olduklarını söyledi.

“İttifakın her üyesi bu savaşı mümkün olan en kısa sürede sona erdirmek istiyor. Ukrayna’ya yönelik güvenlik yardımımızı, yaptırımlarımızı ve Rusya üzerindeki diplomatik baskımızı gerektiği kadar sürdürmeye açıkça kararlıyız” diye konuşan Blinken, ülkesinin ve NATO müttefiklerinin “Ukrayna’ya savaş alanında ve müzakere masasında mümkün olduğunca güçlü destek vermeye odaklandıklarını” da sözlerine ekledi.

Erdoğan’dan iki ülkeye ‘teröre destek’ suçlaması

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine olumlu bakmadıklarını söylemişti.

Erdoğan, “”Gelişmeleri takip ediyoruz ama olumlu bir düşünce içinde değiliz. Çünkü bizden önceki yönetimler daha önce Yunanistan ile ilgili bir yanlış yaptılar. Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı NATO’yu da arkasına alarak takındığı tavrı biliyorsunuz. Bu konuda ikinci bir yanlışı Türkiye olarak işlemek istemiyoruz.” dedi.

İskandinav ülkelerinin terör örgütleri için misafirhane hale geldiğini ileri süren Erdoğan, PKK, DHKP-C’nin buralarda yuvalandığını belirterek bu ülkelerde örgüt üyelerinin parlamentoya milletvekili olarak girdiğini ifade etti ve “Bu noktada bizim olumlu bakmamız mümkün değil” dedi.

Paylaşın

NATO’da Uzlaşma İşareti: Türkiye Önemli Bir Müttefik

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreter Yardımcısı Mircea Geoana, Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılmasına yönelik endişe ve itirazlarının üstesinden gelebileceklerine inandıklarını açıkladı.

Geoana, “Türkiye önemli bir müttefik. Dostları ve müttefikleri tarafından ele alınacak endişelerini dile getiren bir üye devlettir” dedi. Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, NATO’nun Finlandiya ve İsveç’in üyeliğini hızla onaylamaya hazır olduğunu söyledi.

NATO’ya üye 30 ülke dışişleri bakanları, Cumartesi ve Pazar günü iki günlük bir toplantı için Almanya’nın başkenti Berlin’de bir araya geldi. Dışişleri Bakanları toplantısının ilk gün yapılan çalışma akşam yemeğinde büyük ölçüde, tam üye olarak kabul edilmek için başvurmaları beklenen Finlandiya ve İsveç’e odaklanıldı. Ukrayna Dışişleri Bakanı Dimitro Kuleba, NATO ülkelerine Ukrayna’daki gelişmeler ve NATO’nun ülkeye verdiği destek hakkında bilgi vermek üzere Pazar günkü toplantılara davet edildi. Dışişleri bakanları ayrıca ittifakın temel askeri doktrini etrafında NATO için yeni bir “Stratejik Konsept’in” ilk taslağı hakkında konuşacaklar. Konsept’in, Haziran ayı sonunda Madrid’de yapılacak NATO zirvesinde kabul edilmesi planlanıyor.

Akşam yemeğinin ardından, ikinci gün toplantılar öncesi açıklama yapan Genel Sekreter Yardımcısı Geoana, Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine itirazı konusunda, “Toplantımızın ilk turunda bu tartışmayı yaptık ve NATO’da her zaman olduğu gibi samimi ve yapıcı bir tartışma oldu. Türkiye önemli bir müttefik. Dostlar ve müttefikler, karşılıklı ele alınan ve tartışılan endişelerini dile getirdiler. Ve eminim ki, bu iki ülke önümüzdeki birkaç gün içinde NATO’ya üyelik başvurusu yapmaya karar verirlerse, NATO onları memnuniyetle karşılayabilecek ve uzlaşma için tüm koşulları bulabilecek durumdadır” diye konuştu.

Genel Sekreter Yardımcısı Geoana, “Türkiye’ye lisans ihracatı ne durumda?” şeklinde yöneltilen soruya da, “Müttefiklerin ulusal kararı hakkında yorum yapmıyoruz. Bunlar egemen bir şekilde alınan kararlardır. Söyleyebileceğim şey, İttifak’ın özellikle son birkaç ayda, tarihsel olarak zaman içinde, ancak özellikle Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden bu yana geçen bu son birkaç ayda ‘kusursuz’ olduğudur. Ve bu yaptığımız her şeyin gücünü gösteriyor. NATO ve G7 arasındaki kusursuz koordinasyona bakın, dün burada Almanya, AB, NATO ve G7 toplantıları yapıldı. Diğer ortaklara bakın, Ukrayna’yı desteklemek için koordine olan 40’tan fazla ülkenin bulunduğu Ramstein’a bakın. Yani sorunlar oluyor, ama bizler demokrasileriz, egemen kararlara saygı duyuyoruz. Ama birlik ruhunu ve ortak aidiyet ruhunu da yeniden vurguluyorum. Müttefiklerin ortak bir amaç etrafında bir araya gelmelerinden büyük gurur duyuyoruz” yanıtını verdi.

Çavuşoğlu, Fin ve İsveçli mevkidaşlarıyla görüştü

Toplantıya katılmak üzere Berlin’e giden Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, dün Finlandiya ve İsveçli mevkidaşlarıyla üçlü bir görüşmede bir araya geldi. Görüşme öncesi açıklama yapan Çavuşoğlu, yeniden Türkiye’nin “Müttefik bir ülkenin, açıkça terör örgütleri PKK/YGP’ye destek vermesinden duyduğu kaygıyı” dile getirdi. Toplantının ardından Twitter hesabından kısa bir mesaj paylaşan Çavuşoğlu, ” NATO Dışişleri Bakanları gayrıresmi toplantısı marjında İsveçli ve Finlandiyalı mevkidaşlarımla Berlin’de görüştük” demekle yetindi.

İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde de, Twitter hesabından aynı fotoğrafı paylaşarak, “Fin ve Türk meslektaşlarımla önemli görüşme. Kötüleşen güvenlik durumunu ve NATO’nun açık kapı politikasını ele aldık” ifadelerini kullandı.

Baerbock: “Finlanda’yı hızla almaya hazırız”

NATO Genel Sekreter Yardımcısı Geoana, “Dün akşam İsveç ve Finlandiya Dışişleri Bakanları bize katıldı. Bu iki canlı demokraside yer alan demokratik süreçleri biliyoruz ve buna tamamen saygı duyuyoruz ve üyelik aramaya karar verirlerse, Müttefiklerin bu İttifaka üyeliklerine yapıcı ve olumlu bakacağından eminim” dedi. Finlandiya ve İsveç’in zaten NATO’nun en yakın müttefikleri olduğunu vurgulayan Geoana, “Bu iki ülke canlı demokrasilerdir. Kusursuz hukuk kurallarına sahipler. Güçlü orduları var, zaten NATO güvenliğine katkıda bulunuyorlar ve ayrıca NATO’nun geri kalanıyla çok uyumlular” diye konuştu.

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock da, Almanya’nın bu iki ülkenin NATO’ya üyelik başvurusunu “hızlı, çok hızlı şekilde onaylayacağını” ifade ederek İsveç ve Finlandiya’nın başvurusunun ardından bir “kesinti” olmaması gerektiğini ifade etti. “NATO savunmaya dayalı bir ittifak ve öyle kalacak” diyen Baerbock, “Ancak aynı zamanda açık kapı politikası yürüten bir ittifak ve İsveç ile Finlandiya’nın parlamentolarının ve toplumlarının üyelik yönünde bir karar alması halinde biz de onlara hoş geldin deriz” şeklinde konuştu. Baerbock, bu iki ülkenin katılımıyla NATO’nun daha da güçlü olacağını savunarak, “Bu ülkelere güvenlik garantilerini hızlı bir şekilde sağladığımızı açıkça belirtmeliyiz. Durumlarının belirsiz olduğu hiçbir ara faz veya gri bölge olmaması gerekiyor” ded,.

“Rusya’nın acımasız işgali ivme kaybediyor”

NATO Toplantısının ikinci gününde Ukrayna’daki son gelişmelere odaklanacaklarını belirten Geoana, “Rusya’nın acımasız işgali ivme kaybediyor. Müttefiklerin ve ortakların milyarlarca dolarlık önemli desteğiyle, askeri destekte, mali destekte, insani destekte, Ukrayna halkının ve ordusunun cesaretiyle ve bizim yardımımızla Ukrayna’nın bu savaşı kazanabileceğini biliyoruz” dedi. Toplantının bir başka gündeminin de Haziran ayında Madrid’de yapılacak NATO zirvesine hazırlık olduğunu belirten Genel Sekreter Yardımcısı Geoana, Madrid’de NATO Stratejik Konsepti’nin görüşüleceğini, Stratejik Konsept ile, “Bugün Berlin’deki Dışişleri Bakanlarımız, Madrid’de NATO’nun birliğini, NATO’nun uygunluğunu ve NATO’nun uygunluğunu tekrar gösterecek sağlam, ileriye dönük bir belgeye sahip olduğumuzdan emin olmak için daha fazla siyasi rehberlik sağlayacaktır” dedi.

Ukrayna’nın Eurovision zaferi

Toplantı girişinde gazetecilerin de kısaca sorularını yanıtlayan Genel Sekreter Yardımcısı, “Eurovision şarkı yarışmasını Ukrayna kazandı. Putin’e bu konuda ne mesaj verirdiniz?” sorusu üzerine, “Ukrayna’yı Eurovision yarışmasını kazandığı için tebrik etmek istiyorum. Ve bu sıradan bir kutlama değil. Çünkü dün Avrupa’nın her yerinde ve Avustralya’da Ukrayna halkının cesaretine gösterilen büyük ilgi ve verilen desteği gördük. Elbette şarkı güzeldi. Çok güzeldi” dedi. Geoana, Putin’e gönderdikleri mesaj hakında da, “Sayın Putin’e göndermek istediğimiz mesaj, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en acımasız ve alaycı savaşı başlattıklarıdır. Muhtemelen kendisi de Ukrayna halkının cesaretine ve Batının birliğine içtenlikle şaşırmıştır. O yüzden yeniden söylüyorum; Birliğiz, güçlüyüz ve Ukrayna’nın bu savaşı kazanmasına yardım etmeye devam edeceğiz. Müttefiklerin ve ortakların milyarlarca dolar, askeri, ekonomik ve insani destek şeklinde önemli desteğiyle, Ukrayna halkının ve ordusunun cesareti ve bizim yardımımızla Ukrayna’nın bu savaşı kazanabileceğini biliyoruz” dedi.

Gürcistan Haziran zirvesine davet edildi

Geoana, soru üzerine, Haziran zirvesine Gürcistan’ın da davet edileceğini vurgulayarak, “Açık kapı politikası NATO için kutsal olmaya devam ediyor. Ve Gürcistan’ın çok önemli bir ortak olduğunu söyleyebilirim. Karadeniz daha önemli hale geliyor. Rusya’nın Ukrayna ekonomisini boğma ve dünyanın birçok yerinde gıda güvensizliği yaratma girişiminde Karadeniz’e yönelik ablukanın etkisini görüyoruz. Ayrıca Moldova, Bosna Hersek gibi ortakları desteklemek için yollar arıyoruz” dedi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’den Geri Adım

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılmalarına kapıları kapatmadıklarını ancak ulusal güvenlik meseleleriyle ilgili söz konusu ülkelerle müzakerelerde bulunmak istediklerini söyledi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine kapıları kapatmadığını ancak İskandinav ülkeleriyle müzakereler yapmak ve Ankara’nın terörist faaliyetler olarak gördüğü faaliyetlere, özellikle de İsveç’tekilere, kısıtlama getirilmesini istediğini söyledi.

Reuters’e röportaj veren Kalın, “Kapıyı kapatmıyoruz. Ama temelde bu konuyu Türkiye’nin ulusal güvenlik meselesi olarak gündeme getiriyoruz” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cuma günü yaptığı açıklamada iki ülkenin NATO üyeliğine mesafeli olduklarını söylemişti.

Erdoğan, “İsveç ve Finlandiya ile ilgili gelişmeleri takip ediyoruz ama olumlu bir düşünce içerisinde değiliz. Çünkü daha önce Yunanistan’la ilgili NATO konusunda yanlış yaptı bizden önceki yönetimler. Yunanistan’ın, Türkiye’ye karşı NATO’yu da arkasına alarak takındığı tavrı biliyorsunuz. Bu konuda ikinci bir yanlışı Türkiye olarak işlemek istemiyoruz” diye konuştu.

“Terör örgütlerinin misafirhanesi gibi”

“Kaldı ki İskandinav ülkeleri ne yazık ki terör örgütlerinin adeta misafirhanesi gibi. PKK’sı, DHKP-C’si İsveç’te Hollanda’da yuvalanmış durumdalar. Ve oraların, hatta daha da ileri gidiyorum, parlamentolarında da yer alıyorlar” ifadelerini kullanan Erdoğan, bu durumda iki ülkenin NATO üyeliğine olumlu bakmalarının mümkün olmadığını söyledi.

Almanya’dan Erdoğan’a tepki

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Cumhurbaşkanı  Erdoğan’ın İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılmasına yönelik itirazlarını reddetti. Baerbock Cumartesi günü, Berlin’deki NATO dışişleri bakanları toplantısından önce yaptığı açıklamada, her demokratik ülkenin, güçlü savunma kapasitesine sahip demokrasilerin ittifaka katılmasından memnun olması gerektiğini söyledi.

Baerbock, “İsveç ve Finlandiya, komşularıyla on yıllardır barış içinde yaşayan sağlam demokrasilerdir” diye konuştu. Baerbock ayrıca her ülkenin sadece müttefiklerini değil aynı zamanda savunma ittifaklarını seçme konusunda da “özgürce karar verebileceğini” belirtti.

Putin ve Niinistö arasında görüşme

Diğer yandan Rusya lideri Vladimir Putin’in, telefonda görüştüğü Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö’ye, tarafsızlığı terk ederek NATO’ya katılmalarının bir hata olacağını ve iki arasındaki ilişkileri bozacağını söylediği bildirildi.

Kremlin’den yapılan açıklamaya göre, Putin’in mevkidaşına Finlandiya’nın güvenliğini tehdit eden bir unsur olmadığı halde geleneksel tarafsızlık politikasını bırakmasının yanlış olacağını söyledi

Finlandiya Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada ise “Rusya’nın 2021 yılı sonlarından itibaren NATO’ya katılımları önleme girişimlerinin ve Ukrayna’yı işgalinin Finlandiya’nın güvenlik ortamını değiştirdiğinin” Putin’e iletildiği kaydedildi.

Cumhurbaşkanı Niinistö’nün komşu ülke Rusya ile ilişkileri “doğru ve profesyonel bir yöntemle” ele almaktan yana olduklarını söylediği kaydedildi.

Paylaşın

NATO’nun Savunma Harcamaları Yüzde 5 Arttı

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyelerinin savunma harcamaları 2021 yılında bir önceki yıla göre yüzde 5,8 artarak 1,18 trilyon doları buldu. Rusya’nın 24 Şubat’ta başlayan Ukrayna işgali nedeniyle savunma harcamalarının 2022’de önemli artış kaydetmesi bekleniyor.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg tarafından bugün Brüksel’de kamuoyuna açıklanan 2021 Yıllık Raporuna göre savunma harcamalarında ABD yine başı çekti. ABD geçen yıl, diğer 29 ittifak üyesinin neredeyse iki katı kadar; toplam 811 milyar dolar savunma harcaması yaptı. NATO ülkelerinin savunma harcamaları, ABD’nin harcamaları haricinde geçen yıl yüzde 11,6 artmış oldu.

Harcamalarda ABD ve Yunanistan başı çekiyor

ABD’nin savunma harcamalarının Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’ya (GSYİH) oranıysa yüzde 3,6 ile diğer ittifak üyelerinin çok daha ilerisinde yer aldı. ABD’yi, yüzde 3,59’luk oranla, son yıllarda savunma harcamalarını katlayan Yunanistan izledi. Yüzde 2 hedefini aşan diğer NATO üyeleriyse yüzde 2,34 ile Polonya, yüzde 2,25 ile İngiltere, yüzde 2,16 ile Hırvatistan ve üç Baltık ülkesi Estonya, Letonya ve Litvanya oldu. Türkiye’nin savunma harcamalarının GSYİH’ya oranı ise yüzde 1,6 olarak kaydedildi.

NATO üyeleri 2014 yılında, on yıllık bir süreçte savunma harcamalarını GSYİH’nın yüzde 2’si oranına yükseltme, savunma harcamalarının ise yüzde 20’sini ana silah sistemleri tedarikine ayırma hedefini belirlemişti.

NATO ülkelerinin toplam savunma harcamaları, en önemli hasımlar olarak görülen Rusya ve Çin’in savunma bütçesinden çok daha fazla. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün (IISS) tahminlerine göre Rusya’nın savunma bütçesi 62,2 milyar dolarlık bir hacme sahipken Çin’in savunma harcamaları da 207,3 milyar dolar seviyesinde. Ancak uzmanlar, bu ülkelerin farklı maliyet yapıları nedeniyle yatırdıkları para karşılığında daha fazla etki gücüne sahip olabildiğine işaret ediyor.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de bugün yaptığı açıklamada, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaş için, “Yeni bir güvenlik politikası gerçeği ile karşı karşıyayız” diye konuştu.

Stoltenberg, Rusya’nın Kiev ve kuzey Ukrayna’daki askeri operasyonlarını azaltacağına dair son açıklamalarına değinerek “Bu açıklamaları duyduk. Ancak Rusya, niyetleri hakkında defalarca yalan söyledi. Dolayısıyla Rusya’yı sözlerine göre değil, sadece eylemlerine göre değerlendirebiliriz” diye konuştu. “İstihbaratımıza göre, Rus birlikleri geri çekilmiyor, yeniden konumlanıyor” diyen Stoltenberg, Rusya’nın savaşı derhal durdurması çağrısını da yineledi.

Türkiye’ye teşekkür

Stoltenberg, İstanbul’da Rus ve Ukraynalı heyetler arasında düzenlenen müzakerelerle ilgili DW’nin sorusu üzerine, “Türkiye’deki son görüşmeler de dahil olmak üzere, bu acımasız, anlamsız savaşa siyasi bir çözüm bulmaya yönelik tüm çabaları memnuniyetle karşıladığını” söyledi. “Bu görüşmelere ev sahipliği yapan Türkiye’ye de teşekkür ediyorum” diyen NATO Genel Sekreteri, aynı zamanda savaşın devam ettiğine dikkat çekerek Rusya tarafında siyasi bir çözüm konusunda isteksizlik olduğunu söyledi.

Paylaşın

NATO Zirvesinin Türkiye İçin Yansıması Ne Oldu?

NATO’nun Brüksel’deki olağanüstü zirvesinden Ukrayna’ya destek ve doğu kanadının güçlendirilmesi kararları çıkarken, bu çerçevede Türkiye’nin ve Karadeniz’in İttifak için öneminin arttığı, diğer yandan Ankara’nın ince bir çizgi üstünde sürdürdüğü denge politikasının ileride zorlayıcı olabileceği belirtiliyor.

İttifak’a üye devlet ve hükümet başkanlarını Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından ilk kez yüz yüze getiren dünkü zirveden birlik görüntüsünün yanı sıra caydırıcılığı artırıcı bazı yeni tedbir kararları da çıktı.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, “Bugün müttefik ülke liderleri, Ukrayna’ya daha fazla destek verme konusunda anlaştı” diyerek, Ukrayna’nın kendini savunma hakkına yardım edeceklerini vurguladı. Stoltenberg ayrıca, NATO’nun yeni bir güvenlik gerçeği ile karşı karşıya olduğunu belirterek, özellikle ittifakın doğu kanadında daha fazla ekipman ve malzemeyle NATO’nun varlığının güçlendirileceğini ifade etti.

Doğu kanadının güçlendirilmesi ve Türkiye

NATO Zirvesi ile birlikte aynı gün içinde AB ve G7 zirvelerinin de gerçekleştirilmesi de Rusya’ya karşı “birlik ve sağlam duruş” mesajı olarak yorumlanıyor.

Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM) Direktörü Sinan Ülgen, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesiyle Avrupa’nın jeopolitik ve güvenlik çerçevesinde çok ciddi ve kalıcı bir değişim olduğunu vurguluyor.

Peki bu değişim Türkiye’yi nasıl etkiler ve NATO’nun doğu kanadının güçlendirilmesi kararı Türkiye’nin önemini artırır mı?

Ülgen, bu soruları “Bu değişim Rusya’yı yeniden bir tehdit olarak gören ve bu tehdide cevap için strateji arayan bir Avrupa’yı karşımıza çıkardı. Bu açıdan baktığımızda muhakkak ki Türkiye gibi NATO içindeki en güçlü ordulardan birine sahip ve coğrafi olarak da kritik konumdaki bir ülkenin önemi bu olaylar sonrasında arttı” diye yanıtlıyor.

Bunun son dönemde Türkiye’ye yönelik artan diplomasi trafiğiyle de görülebileceğini belirten Ülgen, doğu kanadının güçlendirilmesi ve Türkiye’nin İttifak için öneminin artmasının Ankara’nın şimdiye kadar takip ettiği denge politikasını nasıl etkileyeceği sorusuna karşılık ise şunları söylüyor:

“Türkiye’nin politikası zaten buydu. Yani Türkiye, Rusya ile NATO arasında eşit uzaklıkta olan bir ülke değil, Türkiye zaten bir NATO ülkesi. Ama tabii Türkiye’yi diğer NATO üyelerinden Rusya politikasında ayıran bir boyut vardı; o da Türkiye hala Rusya ile diplomatik ilişkilerini koruyan ve yaptırım uygulamayan bir İttifak üyesi.”

Ülgen, bunun kısmen NATO’ya da bir faydası olduğunu ve Türkiye üzerinden Rusya ile bir diyalog imkanına kavuşulduğunu, ancak uzun vadede Türkiye’nin bu durumu sürdürmekte zorlanabileceğine işaret ediyor. Sinan Ülgen, Türkiye’nin bu dikkatli tutumunun ve bir taraftan da Rusya’yı gözetmesinin ne kadar sürdürülebilir olduğu sorusunun önemli olduğunu söyleyerek, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Türkiye’nin takip etmesi gereken ince bir çizgi var. Türkiye yaptırım uygulamıyor ve evet, şu anda Türkiye üzerinde (yaptırım için) çok büyük bir baskı da yok. Türkiye’nin niye bu politikayı izlediği anlayışla karşılanmış gibi duruyor. Ama tabii ki Türkiye’nin Rusya’nın yaptırımları delmesine yardımcı olan bir ülke olarak görülmemesi de lazım. Burada ince bir çizgi var ve buna dikkat etmek gerekecek.”

Güvenliğin bölünmezliği ilkesi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın zirvenin ardından düzenlediği basın toplantısında dikkat çektiği, “güvenliğin bölünmezliği ilkesi” ve savunma sanayi alanında Türkiye’ye yönelik kısıtlamaların kaldırılması çağrısı da Türkiye-NATO ilişkilerinin geleceği açısından önemli bir husus olarak görülüyor.

Erdoğan, “Türk savunma sanayi ürünlerinin başarıları ortadayken bu alanda karşılaştığımız engellemelerin hiçbir makul gerekçesi olamaz. Savunma sanayimizin önüne bizzat bazı müttefiklerimiz tarafından konan kısıtlamaların artık kaldırılması ortak menfaatimizedir” demişti. Erdoğan ayrıca “Müttefikler arasında gizli-açık ambargoların bırakın uygulanmasını, gündeme dahi gelmemesi gerekir” diyerek, bu konudaki beklentilerini liderlerle paylaştığını ifade etmişti.

Türkiye’nin, Rusya’dan S-400 hava savunma sistemini alması ABD’nin CAATSA kapsamında Türkiye’ye yönelik yaptırımları hayata geçirmesine yol açmıştı. Buna ek olarak Almanya, Kanada, Fransa gibi İttifak ülkelerinin de halen Türkiye için savunma alanında bazı örtülü ve açık ambargoları bulunuyor.

İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca, kısıtlamaları uygulayan NATO ülkelerini eleştiriyor ve Türkiye’nin özellikle zayıf olduğu uzun menzilli hava savunma sistemi için yeterli destek alamadığı için S-400’lere yöneldiğini ve sonucunda yaptırımlara maruz kaldığını söylüyor.

“Türkiye kim? Türkiye bir NATO üyesi ve doğu kanadının da en ön savunucusu” saptamasında bulunan Karaca, ortada bir ikilem bulunduğunu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da bunu ortaya koyduğunu belirtiyor.

Karaca, NATO’nun temel kuruluş felsefesinin “caydırıcılık, dayanışma ve herkesin eşit olduğunu gösteren oydaşma” ilkelerine dayandığını hatırlatarak, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) YPG’ye verdiğini söylediği desteğin bu felsefeyi zedelediğini belirtiyor. Karaca ayrıca, “Cumhurbaşkanı ‘benim güvenliğim, senin de güvenliğin. Sen nasıl bunlara destek verirsin’ diyor. Eğer güvenliği bölecekseniz üçlü ana felsefenin dışına çıkmış olursunuz” yorumu yapıyor.

Bu arada Erdoğan’ın zirve kapsamında yaptığı ikili görüşmelerden Türkiye-Fransa-İtalya üçlü iş birliği platformunun tekrar canlandırılması kararı da çıktı. Bu platformun yeniden işler olacağını İtalya Başbakanı Mario Draghi açıkladı.

Karadeniz’in önemi artıyor

NATO zirvesinin ortak bildirisinde Ukrayna’ya desteğin ve bu kapsamda tanksavar ve İHA (insansız hava aracı) yardımının da artırılacağı belirtildi.

Buna ek olarak Stoltenberg, İttifak’ın “Baltık denizinden Karadeniz’e kadar” güçlendirileceğini ifade ederken, “NATO liderleri caydırıcılığı artırmak için anlaştı. Doğu kanadında daha fazla askerimiz olacak. Denizaltı ve hava filomuzu güçlendireceğiz. Savaş gemileri kalıcı olarak görevde olacak” diye konuştu.

Bu açıklamaların Karadeniz açısından anlamının ne olabileceği sorusu üzerine Ülgen, Türkiye’nin şu anda Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni titizlikle uyguladığını belirterek, durumu şöyle aktarıyor:

“Şu anda Montrö’nün 19. Maddesi uygulanıyor. Bu madde savaşan tarafların gemileri ve denizaltılarına bir yasak getirir. Yani Rusya ve Ukrayna’ya yönelik bir yasak bu. NATO ülkeleri açısından ise iki farklı kategori var; kıyıdaş ülkelere bir kısıtlama yok, kıyıdaş olmayan ülkelerin gemilerine ise hem süre hem tonaj kısıtlaması var. Bunlar değişmeyecektir. Dolayısıyla NATO Karadeniz’de ilave varlık göstermek isteyebilir ama bu da Montrö kurallarına tabi olacaktır.”

Bu arada NATO’nun uzun dönemli yol haritası niteliğinde olan ve yaklaşık her 10 yılda bir gözden geçirilen Stratejik Konsepti Haziran ayında Madrid’de gerçekleştirilecek zirvede karara bağlanacak.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Avrupa Basını: NATO, Putin’le Doğrudan Karşı Karşıya Gelmemeli

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, son yıllarda eşi benzeri görülmemiş tehlike ve endişelere neden olurken, Avrupa basınında Rusya’nın Ukrayna’nın Polonya sınırına yaptığı saldırıyla Batı’ya verdiği gözdağı ve savaşın genişlemesi senaryoları ele alınıyor.

Hollanda gazetesi De Telegraaf, NATO’nun Ukrayna krizindeki tutumunu konu eden bir yoruma yer veriyor:

“En büyük ikinci nükleer güçle NATO’nun doğrudan karşı karşıya gelmesi geniş kapsamlı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle sert yaptırımlar ve Ukrayna’ya silah gönderilmesi daha iyi bir seçenek. Ne var ki Batı, bunun Rusları durdurmaya yetmeyeceğini önceden de biliyordu. Şimdi, çaresiz mültecilerin ve yıkılmış şehirlerin görüntüleri işleri iyice kızıştırırken daha fazlasını yapma yönündeki baskı da büyüyor.

Sinik gerçeklik ise Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı NATO müdahalesi olmadan zorlaştırmanın ‘en az kötü olan’ senaryo gibi görünmesi. Ekonomik ve askeri açıdan yorulmuş bir Rusya, Başkan Putin ve ekibini Büyük Rus İmparatorluğu rüyasından uyandırmalı. Bu şekilde başka askeri maceraların da önünde geçilmiş olur. Siyasiler için bu, (kamuoyunu ikna açısından) zor bir argüman. Dışardan seyretmek dayanışma gibi görünmüyor. Ancak, bu çatışmaların büyümesini ve çok daha fazla kan dökülmesini engeller.”

İngiliz The Times, Ukrayna’nın Polonya sınırındaki Yavoriv’de askeri üsse balistik füzelerle yapılan saldırıyı şöyle yorumluyor:

“Şu ana kadar yapılan en Batıdaki Rus saldırısı Polonya ve Batıya da bir mesajdı. Batı’nın Ukrayna direnişine sinsi şekilde müdahale etmesi olarak yorumladıkları duruma misilleme olarak Ruslar, savaşı NATO sınırlarına ve ötesine genişletmekten çekinmeyecekler. Bu, gerilimi daha da tırmandırmaya yönelik bir adım ve Başkan Putin’in Ukrayna’ya müdahalesi halinde Batı’nın sonuçlarıyla yüzleşeceği tehdidini de güçlendiriyor. Ancak bu, Batı’nın hem kendini hem de yakında binlerce vatandaşını kaybedebilecek Ukrayna halkını savunma konusunda artan kararlılığını sarsmaya yetmedi.”

Belçika’da yayımlanan De Standaard, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline ilişkin şu satırlara yer veriyor:

“NATO hiçbir şekilde savaşa çekilmek istemiyor. Bu yüzden de Putin’in İttifak ülkelerine saldırabileceği bir durumun önüne geçmeli; zira böyle bir durumda NATO cevap vermek durumunda kalır. Dolayısıyla, ihtiyatlı hareket etmek elzem. (…) Ne var ki, Ukraynalılar yalnızca kendileri için savaşmıyor, aynı zamanda Putin’in bir sonraki hedefi olmaktan korkan ülkeler için de savaşıyor. Ne kadar uzun savaşırlar ve Rus ordusuna ne kadar fazla darbe vururlarsa, Putin’in eski bir Sovyetler Birliği ülkesinde yeni bir maceraya atılmayı ve bir NATO üyesine saldırmayı göze alamama şansı da o kadar yükselir.”

Zürih merkezli Tages-Anzeiger’da yer alan yorumda, Almanya’nın Rusya’ya enerji bağımlılığını azaltma çabaları ve Federal Hükümet’in enerji politikalarındaki olası dönüşüm senaryoları ele alınıyor:

“Habeck’in Ekonomi Bakanlığı’nda şimdilerde Rus gazına bağımlılık hızlı ve radikal biçimde nasıl azaltılır yönünde senaryolar geliştiriliyor. Katar ve ABD’den ithalat için yeni LPG terminalleri yapılmasından bellekte daha yüksek dolum seviyelerinin sabitlenmesine, yeni gazlı ısıtıcıların yasaklanmasından çatılarda güneş enerjisi zorunluluğuna ya da sanayide atık ısısı mecburiyetine kadar çeşitli tedbirler söz konusu. Bu tür önlemlerle Avrupa Birliği’nin çabaladığı bağımlılığı üçte iki oranında azaltmak mümkün olur mu, öngörebilmek olası değil.

Almanya’nın gaz ve petrol yaptırımlarını genişletip genişletmeyeceği sorusundan bağımsız olarak, Rusya’dan ithalatın kısıtlanacağı öngörüsü, hükümetin planladığı enerji dönüşümünü temel itibarıyla sorgulamaya açık hale getiriyor. Yeşiller partili Habeck, belki de gelecekte tüm yakıtlar arasında iklime en zararlı olan yerli linyit kömüründen daha fazla enerji elde etmeye mecbur kalacak. Almanya’nın 10 gün içinde devreye sokulabilecek kömür santrali rezervleri var. Ne var ki bu, trafik ışığı hükümetinin iklim politikaları için son derece acı bir sinyal olur.”

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

NATO, Ukrayna’da Neden Uçuşa Yasak Bölge İlan Etmiyor?

Rusya’nın Ukrayna’daki Zaporijya Nükleer Santrali’ne saldırıları NATO’ya yönelik Ukrayna’yı uçuşa yasak bölge ilan etme çağrılarını yeniden gündeme getirdi. Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, cuma günü Ukrayna semalarının acilen kapatılması gerektiğini söyleyerek Batı Avrupa halklarından, liderlerine baskı yapma talebinde bulundu.

Radyasyonun Rusya sınırının nerede olduğunu bilmediğini söyleyen Ukrayna Devlet Başkanı, olası bir nükleer tehlikenin tüm kıtanın güvenliğini riske atacağını belirtti. Zelenskiy’nin Ukrayna’yı uçuşa yasak bölge ilan etmeye yönelik çağrıları NATO tarafında karşılık bulmadı. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Ukrayna’da uçuşa yasak bölge oluşturulmayacağını ve asker gönderilmeyeceğini yineledi.

Askeri strateji uzmanları Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Avrupalı müttefiklerinin Rusya ile NATO’yu karşı karşıya getirerek savaşın boyutunu değiştirecek bu hamleye hiçbir şekilde sıcak bakmayacağını söylüyor.

Uçuşa yasak bölge nedir?

Ukrayna’yı uçuşa yasak bölge ilan etmek, tüm yetkisiz hava araçlarının Ukrayna üzerinde uçmasını engellemek anlamına geliyor. NATO tarafı daha önce 1991’de Körfez Savaşı’nda Irak’ta, 1993-95 Bosna Savaşı’nda ve 2011 Libya iç savaşında uçuşa yasak bölgeler belirlemişti.

NATO neden Ukrayna’da bu adımı atmıyor?

NATO yetkilileri ve uzmanlara göre, İttifak, nükleer silahlı süper güç Rusya ile doğrudan bir askeri çatışmaya girerek savaşın Avrupa’da daha geniş alanlara yayılması riskini almak istemiyor.

Ukrayna’yı uçuşa yasak bölge ilan etmek NATO pilotlarını Ukrayna’daki Rus uçaklarını düşürmeye zorlayabilir. Bunun dışında NATO böyle bir durumda görevi desteklemek için yakıt ikmali tankerleri ve elektronik gözetleme uçakları kullanmak zorunda kalabilir. NATO’nun bu nispeten yavaş, yüksekten uçan uçakları korumak için Rusya ve Belarus’daki karadan havaya füze bataryalarını ihmal etmesi gerekebilir.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg de nitekim cuma günü yaptığı açıklamada, “Uçuşa yasaklamak ancak NATO savaş uçaklarını Ukrayna hava sahasına göndermek ve Rus uçaklarını vurarak bu kararı uygulamakla olur. Yaşanan durumun umutsuzluğunu anlıyoruz ancak bunu yaparsak Avrupa’da tam teşekküllü bir savaşla sonuçlanabilecek bir durumu beraberinde getireceğine inanıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Ukraynalı yetkililer ve halk ne istiyor?

Ukraynalılar ülkeyi uçuşa yasaklı bölge ilan etmenin sivilleri ve nükleer santralleri Rusya’nın hava saldırılarından kurtaracağına inanıyor.

İngiltere’deki savunma ve güvenlik araştırmaları enstitüsünden araştırma görevlisi Justin Bronk, Ukraynalıların NATO’dan tıpkı 2011’de Libya’daki iç savaş sırasında hükümet mevzilerine yaptığı saldırılar gibi daha geniş çaplı bir müdahale beklediğini söylüyor. Bronk’a göre Ukraynalılar Batılı güçlerin Ukrayna şehirlerini bombalayan roketleri tamamen süpürüp attığını görmek istiyor.

Ukrayna hava sahasında ne yaşanıyor?

Rusya’nın Ukrayna hava sahasını hızlı bir şekilde kontrol altına alacağına yönelik tahminler henüz gerçekleşmedi. Uzmanlara göre, Rusya’nın büyük kara saldırısında sabit kanatlı savaş uçaklarının çoğunu neden yerde bıraktığı merak konusu. Bazıları bu durumu Rus pilotlarının hızlı hareket ve koordinasyon gerektiren geniş çaplı kara operasyonları için yeterince iyi eğitimli olmamasıyla açıklıyor.

Notre Dame Üniversitesi’nde ders veren emekli ABD Hava Kuvvetleri tümgenerali Robert Latif, Rusya tarafının kısıtlı bir alanda hareket ettiği için havadan müdahale konusunda endişeli olduğunu düşünüyor. Latif, “Ukrayna havada dolaşmak için her türlü alanın olduğu Orta Doğu gibi değil. Sınırları çok kolay aşabilirler.” şeklinde konuşuyor.

Paylaşın

Savaş Makinesi NATO, Rusya Kadar Savaşın Sorumlusu

Demokrasi İçin Birlik, “Ukrayna’ya silah yığarak Rusya’yı sıkıştırmaya çalışan, halkı katleden Neonazileri finanse eden ABD de; Soğuk Savaş sonrasında dağıtılmayarak ısrarla genişletilmek istenen emperyalizmin savaş makinesi NATO da, Rusya kadar savaşın sorumlusudur” açıklamasını yaptı.

Demokrasi İçin Birlik (DİB), Rusya’nın Ukrayna’ya başlattığı ve bugün dördüncü gününe giren işgal harekatıyla ilgili açıklama yaptı.

“Emperyalist çıkarlar için başlatılmış bir savaş olduğu” vurgusu yapılan açıklamada “Halkların hayatı kararırken, savaş tacirlerine gün doğuyor” denildi.

“Irak’ta, Yemen’de, Suriye’de olduğu gibi Ukrayna’da yaşanan işgalin de karşısındayız” diyen DİB,  açıklamanın devamında şu ifadelere yer verdi:

“Yine, yeniden emperyalist çıkarlar uğruna, enerji ve petrol kaynaklarına egemen olmak için girişilen bir savaşla karşı karşıyayız. Hepimizin ortak evi olan dünyanın bir bölgesinde insanlar öldürülüyor, göçe zorlanıyor, diğer canlılar ve doğa yok ediliyor.

Savaşların insani, toplumsal, ekonomik, ekolojik yıkım yarattığını, savaşın bedelini en çok kadın, çocuk, emekçi ve yoksulların ödediğini biliyoruz.

Ülkemizde ve dünyanın her bölgesinde barış istiyoruz. Emperyalist devletlerin çıkarları için dünyanın yok edilmesine göz yummayacağız. Bölgede kan dökülmesine neden olan Rusya’nın işgal ve savaş politikasından derhal vazgeçmesi, halkların kendi geleceklerine kendilerinin karar vermesi için sesimizi yükseltiyoruz.

“Bombardıman altındaki halkla birlikteyiz”

Ukrayna’ya silah yığarak Rusya’yı sıkıştırmaya çalışan, halkı katleden Neonazileri finanse eden ABD de; Soğuk Savaş sonrasında dağıtılmayarak ısrarla genişletilmek istenen emperyalizmin savaş makinesi NATO da, Rusya kadar savaşın sorumlusudur.

Emperyalist ve işbirlikçi devletlerle değil bombardıman altındaki Ukrayna halkıyla, barış için sokağa çıkan Rus savaş karşıtlarıyla; Türkiye’de ve dünyada barış, demokrasi ve kardeşlik mücadelesini yükselten herkesle aynı safta ve dayanışma içinde olduğumuzu ilan ediyoruz.”

Paylaşın