Keratoplasti (kornea nakli) nedir? Detaylar

Keratoplasti (Kornea Nakli), zarar görmüş veya hastalıklı bir korneanın, bağışlanan başka bir kornea dokusu (greft) ile değiştirilmesi durumudur. Kornea, gözün renkli kısmı olan iris tabakasının önündeki şeffaf tabakaya denir.

Korneanın başlıca iki görevi vardır. Birincisi, gözün içindeki yapıları korumak, ikincisi ise dışarıdan gelen ışığı kırarak retina adı verilen ve görmeyi sağlayan sinir tabasına net bir şekilde odaklamaktır. Gözün en yüksek kırıcılığı kornea tabakasındadır, bu yüzden korneadaki bir bulanıklık veya şekil bozukluğu görmeyi ileri derecede bozar.

Hangi durumlarda kornea nakli yapılır?

  • Göz cerrahisi sonrası korneanın şeffaf kalmasını sağlayan hücreler hasar görürse ve kornea bulanıklaşırsa
  • Korneanın kubbe şekli bozulursa, örneğin konikleşirse (keratokonus)
  • Kalıtsal geçiş gösteren bazı kornea hastalıklarında
  • Enfeksiyon nedeni ile korneada yara dokusu ve yeni damarlanma olursa (örneğin, Herpes -uçuk virüsü- keratiti sonrası)
  • Kazalar nedeniyle kornea bulanıklaşırsa veya bütünlüğü ağır derecede bozulursa
  • Kornea nakli sonrası vücut dokuyu reddederse

Kornea nakli nasıl gerçekleştirilir?

Cerrahiden önce:

Siz ve doktorunuz kornea nakli ameliyatına karar verdiğinizde, isminiz kornea bankasına bildirilir ve bekleme listesine alınırsınız. Bağışlanan kornea dokuları göz bankaları tarafından yeterli hücre sayısı, doku kalitesi ve şeffaflık açısından değerlendirilirken; hepatit, HIV gibi testlerle bulaşıcı hastalıklar yönünden taranır. Size uygun doku bulunduğunda (bekleme süresi birkaç ay sürebilir), birkaç gün içerisinde nakil ameliyatı için çağırılırsınız.

Ameliyat günü:

Yaşınız, genel sağlık durumunuz ve gözünüzdeki ek hastalıklarla ilgili olarak ameliyat lokal veya genel anestezi altında yapılabilir. Ameliyat günü genellikle kahvaltı yapmadan, düzenli kullandığınız ilaçları az suyla almanız önerilecektir. Aspirin gibi kan sulandırıcı ilaç kullananlar bu ilaçları doktorlarının önerileri doğrultusunda 1 hafta önceden kesmektedirler.

Kornea nakli ameliyatı (keratoplasti) ve sonrası

Kornea nakil ameliyatı bir ameliyat mikroskobu yardımıyla, steril koşullarda yapılmaktadır. Kornea dokusu haricinde ameliyatta kullanılacak ekipman ve teknoloji yapılan nakil tekniğine göre farklılıklar göstermektedir.

DSEK (dikişsiz kornea nakli) operasyonunda ise verici kornea dokusu mikrokeratom adı verilen özel cihazlarla hazırlandıktan sonra, alıcı alıcı göz iç yüzeyine dikişsiz olarak yerleştirilir. Greftin sabitlenmesinde göz içine enjekte edilen kücük bir hava baloncuğundan da yararlanılmaktadır. Sadece cerrahi giriş yerine, 1 hafta sonra alınmak üzere dikiş konulmaktadır. Ameliyattan birkaç gün sonra görme hedeflenen seviyeye gelir.

Kornea nakli ameliyatından sonra enfeksiyonu ve red reaksiyonunu önlemek amacıyla hastalar bir süre göz damlası kullanırlar. Ağır egzersiz ve göze darbeden kaçınma dışında günlük hayatınızı değistiren bir şey olmayacaktır. Ameliyattan sonra bir hafta içerisinde normal yaşantınıza dönebilirsiniz. Kontroller genellikle ameliyattan sonra 1. gün, 1. hafta, 1. Ay ve daha sonra 6 ayda bir kez şeklinde yapılmaktadır.

Kornea nakli ameliyatının riskleri var mıdır?

Hiç bir cerrahi girişim risksiz değildir. Olabilecek komplikasyonlar (istenmeyen sonuçlar) arasında enfeksiyon, kanama, retina tabakasının yerinden ayrılması (retina dekolmanı), göz içi basıncının artması (glokom), göz merceğinin şeffaflığını yitirmesi (katarakt oluşumu) sayılabilir. Bazı durumlarda hastanın gözü yeni nakledilen dokuyu reddedebilir ve kornea bulanıklaşabilir.

Ayrıca ameliyat dışında, lokal veya genel anesteziye bağlı komplikasyonlar gelişebilir. Bu tür komplikasyonlar, ameliyat öncesi hastanın genel durumunun iyi değerlendirilmesi ve eğer varsa, kalp hastalığı, şeker hastalığı, akciğer ya da böbrek hastalığı gibi hastalıklarının öncelikle tedavi edilmesi ile en aza indirilir.

Kornea naklinde olası sorunlar;

Organ reddi;

Vücudun bağışıklık sisteminin nakledilmiş dokuyu orada olmaması gereken bir şey olarak gördüğü ve ondan kurtulmaya çalıştığı zamandır. Reddetme, kornea nakli geçiren her 10 kişiden 3’ünde yaşanan bir problemdir.

Kornea naklinin reddedildiğine dair vücuttaki uyarı işaretleri şunlardır:

  • Göz ağrısı
  • Işığa karşı ekstra duyarlı olmak
  • Göz kızarıklığı
  • Bulutlu veya puslu görme

Bu belirtilerden herhangi birine sahipseniz hemen göz doktorunuza bildirin. İlaç kornea reddini durdurabilir.

Bazen kornea nakli, diğer göz problemlerine de neden olabilir;

  • Enfeksiyon
  • Kanama
  • Retinanın ayrılması (burada gözün arkasını kaplayan doku gözden uzaklaşır)
  • Glokom (göz içindeki artan basınçla)

Bazı insanlar birden fazla kornea nakline ihtiyaç duyabilir. İlk nakil reddedilebilir veya başka sorunlar ortaya çıkabilir. Bununla birlikte, bir tekrar nakli ilkinden daha yüksek bir reddetme oranına sahiptir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kegel egzersizi nedir, nasıl yapılır?

Kegel egzersizleri, pelvik tabanınızın kaslarını güçlendirmek için yapabileceğiniz basit sıkma ve gevşetme egzersizleridir. Pelvisiniz, üreme organlarınızı tutan kalçalarınızın arasındaki alandır. Pelvik taban, pelvisinizin altında bir askı veya hamak oluşturan bir dizi kas ve dokudur. Bu askı organlarınızı yerinde tutar. Zayıf bir pelvik taban, bağırsaklarınızı veya mesanenizi kontrol edememe gibi sorunlara yol açabilir.

Kegel egzersizi, 1940’lı yılların sonlarında Amerikalı bir jinekolog olan Dr. Arnold H. Kegel tarafından kadınların idrar kaçırmasını önlemek için cerrahi olmayan bir yol olarak geliştirilmiştir. Kegel egzersizlerinin günümüzde idrar kaçırma rahatsızlığı olan erkekler için de işe yarayabileceği gözlemlenmiştir.

Neden Kegel egzersizi yapmalıyım?

Bütün istemli kasılabilen kaslar gibi pelvik taban kasları da çalıştıkça güçlenen ve gelişen kaslardır. Her yaştan kadının güçlü pelvik taban kaslarına sahip olması gerekir. Aşağıda belirtilen durumlar kadınların pelvik taban kaslarının zayıflamasına neden olabilir:

  • Pelvik taban kaslarını aktif tutmamak
  • Hamilelik ya da doğum yapmış olmak
  • Kabızlık
  • Aşırı kilolu olmak
  • Ağır kaldırmak
  • Kronik ya da uzun süren öksürüğe sahip olmak (sigara öksürüğü, bronşit veya astım gibi hastalıklar sonucunda)
  • İleri yaş

Stres inkontinansı olan kadınlar yani öksürdüklerinde, hapşırdıklarında idrar kaçırma problemi yaşayanlar pelvik taban kas eğitimiyle bu sorunun üstesinden gelebilirler. Hamile kadınlar için pelvik taban kas egzersizleri, vücudun bebeğin artan ağırlığı ile başa çıkmasına yardımcı olacaktır. Bebek doğmadan önce sağlıklı, fit kaslar doğumdan sonra daha kolay kendisini toplayacaktır. Bebeğinizin doğumundan sonra, mümkün olan en kısa sürede Kegel egzersizlerine başlamalısınız. Öksürmeden, hapşırmadan veya bebeği kucağınıza almak için kaldırmadan önce her zaman pelvik taban kaslarınızı sıkarak ve içeride tutarak desteklemelisiniz.

Ayrıca kadınlar yaşlandıkça, pelvik taban kaslarının güçlü kalması daha da önem taşır, çünkü menopozdan sonra hormon değişiklikleri mesane kontrolünü olumsuz yönde etkileyebilir. Bunun yanı sıra, yaşlandıkça bütün kaslar gibi pelvik taban kasları da zayıflar. Kegel egzersiz planı, menopozun pelvik destek ve mesane kontrolü üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmaya yardımcı olabilir. Kegel egzersizleri “urge inkontinans” olarak bilinen acil olarak idrara çıkma ihtiyacı olan kadınlara da işe yarayabilir.

Kegel egzersizi nasıl yapılır?

  • 1. hafta; Pelvis kasları 5 dakika süreyle 6 saniye kasılır 6 saniye gevşetilir (toplam 12 saniye).
    Bir dakikada toplam 5 kasılma 5 dakikada 25 kasılma. Günde 3 kez 5 dakikalık uygulama yapılır (toplam 75 kasılma)
  • 2. hafta; Günde 10 dakikalık sürelerle 3 kez uygulanır (toplam 150 kasılma)
  • 3. hafta; Günde 15 dakikalık sürelerle 3 kez uygulanır (toplam 225 kasılma)
  • 4.-24. hafta; Günde 20 dakikalık sürelerle  3 kez uygulanır (toplam 300 kasılma)
  • 24. hafta sonrası ; Günde 3 kez 10 dakika 2 kez 15 dakika uygulanır (toplam 250 kasılma)

Pelvik taban (Kegel) egzersizlerinde yardımcı olabilecek bazı noktalar;

  • Egzersizlerinizi, düzenli olarak yaptığınız işlerle beraber yapmayı alışkanlık haline getirin. Sık yaptığınız ne varsa, bu şekilde egzersizleri tekrarlayın
  • Durdurma testini günde bir kez uygulayın. İdrarınızı durdurma yeteneğiniz giderek hızlanmalı ve kolaylaşmalı.
  • Egzersizleri doğru kasla yaptığınızdan emin olabilmek için bir ya da iki parmağınızı vajinanıza yerleştirerek egzersizleri deneyin. Eğer pelvik tabanınızı çalıştırıyorsanız hafif sıkma hissedeceksiniz
  • Kaçırma korkunuz olduğunda pelvik tabanı kullanmayı deneyin hapşırmadan veya ağır bir şey kaldırmadan önce pelvik kaslarınızı kasmayı deneyin. Kontrolünüz giderek artacaktır
  • Günde en az 6-8 bardak sıvı alın. Tuvalet olabilir ihtimali yüzünden gitme alışkanlığı edinmeyin. Sadece mesaneniz dolu hissettiğinizde tuvalete gidin
  • Kilonuza dikkat edin. Fazla kilolar pelvik tabana ek yük bindirir
  • Mesanenizin kontrolünü tekrar sağladığınızda pelvik tabanı unutmayın. Her gün pelvik egzersizleri tekrarlayarak problemlerin tekrar etmesini önleyin

Ne zaman profesyonel yardım alınmalı?

Sıkışmaları doğru yaptığınızdan emin değilseniz veya 3 ay sonra semptomlarda bir değişiklik görmüyorsanız, doktorunuzdan veya fizyoterapistinizden yardım isteyin. Kadın doğum uzmanları, kadın sağlığı ve pelvik taban kas egzersizlerinde uzmanlaşmıştır. Pelvik taban fonksiyonunuzu değerlendirebilir ve özel ihtiyaçlarınızı karşılamak için bir egzersiz programı uyarlayabilirler.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Karbonhidrat yüklemesi nedir? Detaylar

Vücudunuz karbonhidratları glikojen formunda depolar. Karbonhidrat yüklemesi, glikojen depolarınızı artırmak ve egzersiz performansını iyileştirmek için uygulanan iyi bir stratejidir. 90 dakikadan fazla süren egzersizlerde etkili olabilir, ancak daha kısa süreli egzersizler için muhtemelen gereksizdir.

Dayanıklılık sporu dediğimiz bisiklet, maraton gibi sporlarda öncelikli olmak üzere müsabaka süresi doksan dakikayı geçen spor dallarında sporcuların kaslarında bulunan glikojen miktarı yeterli gelmeyebilir. Bu durumda sporcu daha erken yorgunluk hissedecek ve müsabaka performansı düşecektir.

Bu durumu engellemek için müsabakadan bir hafta önce antrenman süreleri ve karbonhidrat alım miktarı ayarlanır. Sürekli karbonhidrattan zengin beslenilirken haftanın sonuna doğru antrenman süresi kısaltılır  ve karbonhidrat alımına aynı seviyede devam edilir. Bu durumda kaslardaki ve karaciğerdeki glikojen miktarı artar ve sporcu daha dolu enerji depoları ile müsabakaya çıkar.

Bu yöntem sporcular üzerinde bilimsel deneylerle geçerliliği kabul görmüş ve gerçekliği ispatlanmış bir yöntemdir. Bu yöntem bir kaç kilo alımına sebep olabilir. Bu sebeple kilo problemi olan sporcular için uygulanmayabilir. Bunun yanında basketbol, voleybol, futbol, kısa mesafe koşu gibi müsabaka süresi kısa olan yarışmalarda bu yöntemin herhangi bir faydası saptanmamıştır.

Karbonhidrat yüklemesi uygulamasına ilişkin örnek bir uygulama aşağıdaki tabloda sunulmuştur.

Gün Antrenman Süresi Karbonhidrat Miktarı
1 90 dakika antrenman %15
2 40-60 dakika antrenman %15
3 40-60 dakika antrenman %15
4 20-45 dakika antrenman %70
5 20-45 dakika antrenman %70
6 0-30 dakika antrenman %70
Müsabaka Antrenman yok %70

Karbonhidrat yüklemesi yapmak mükemmel bir performans için gereken tek ve en büyük şey değildir. Bu tip bir yükleme yalnızca vücudunuzun ihtiyacı olan enerjiyi üretecek yakıtı sağlamaya yöneliktir. Ancak diğer yandan uygun yapılmayan bir yükleme performansı artırmak yerine daha da düşürecektir.

İdeal yükleme planı kişinin kendi beden durumuna, formuna, beslenme düzenine, etkinliğine, performans seviyesine ve kişiye özel pek çok değişkene bağlı olarak oluşturulmalı, gerektiğinde mutlaka bir beslenme uzmanından destek alınmalıdır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Paylaşın

Bilgisayarlı koroner anjiyo nedir? Detaylar

Kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümler, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de birinci sırada yer alıyor. Bu nedenle kalp damar hastalıkları yüzünden meydana gelen ölümlerden ve fonksiyon kayıplarından korunmada, erken teşhis büyük önem taşıyor. Kalbi besleyen koroner arter damarların görüntülenmesi, kalp damar hastalığı tanısı için gereklidir.

Kalp damarlarının yeni nesil Bilgisayarlı Tomografi cihazları ile ağrısız ve 10-12sn. gibi çok kısa bir sürede gösterilmesidir. Yüksek hız ve doğrulukta bildiğimiz kasık atar damarından girilerek yapılan anjiografiye neredeyse eşdeğer olabilecek tanısal görüntüler elde edilebilmektedir. Altın standart olarak kabul edilen ve kasık atar damarından girilerek yapılan anjiyografi ile yapılan karşılaştırmalı çalışmalarda kalp damar darlıkların doğruluk oranları, % 90-100 arasındadır.

Nasıl yapılır?

Hasta uyanıkken ve 10-12 saniye süreyle nefesini tutarken yapılır. Kol ya da ellerdeki toplar damarlar (ven) yoluyla verilen iyotlu kontrast madde ile görüntüler elde edilir. İşlemin kısa bir hazırlık dönemi vardır. Bu dönem içinde hastaya işlemin nasıl yapılacağı ve olası riskleri ile risklere karşı alınacak önlemler hakkında bilgi verilir. İşlem öncesi kısa bir hazırlık sonrası çekim yapılabilmekte ve çekim sonrası hastalar hemen birkaç dakika içinde normal hayatlarına dönebilmektedirler. Bilgisayarlı koroner anjiyo, Radyoloji Bölümü ekipleri tarafından uygulanmakta; elde edilen veriler çeşitli bilgisayar programları ile işlenip 3-boyutlu olanlar dahil olmak üzere değişik görüntülere dönüştürüldükten sonra Radyoloji Uzmanları tarafından değerlendirilmekte ve sonra gereken tıbbi ve girişimsel tedaviler Kardiyoloji ve Kalp Damar Cerrahisi Uzmanları tarafından kararlaştırılmaktadır.

Kimlere yapılır?

  • Atipik yada tipik göğüs ağrısı şikayeti bulunan düşük yada orta risk grubunda * olan hastalardır. Bu hastalar kardiyoloji polikliniğine başvuran hastaların büyük bir kısmını oluşturmaktadır. EKG, labaratuari yada stres testlerinin net bir sonuç vermediği olgularda da hastalığı ekarte etmek için kullanılabilir
  • Hiçbir şikayeti olmayan, orta ve yüksek derecede* koroner arter hastalığı riski bulunanlardır. Bu grup toplumun yaklaşık % 40’ını oluşturmaktadır. Ancak çok yeni olan bu yöntemin şikayeti bulunmayan olgularda tarama yöntemi olarak kullanılmasını destekleyecek bilimsel veriler henüz yeterli düzeyde olmamasına rağmen koroner hastalığının erken tanısında ve tedavi yönetiminde önemli bir yeri bulunmaktadır
  • Klasik Kateter Anjiografinin riskli yada yetersiz olduğu özel uygulamalardır

Sağladığı yararlar;

Bilgisayarlı koroner anjiyo, erken tanı ile kalp krizi geçirmeden tedavi imkanı verir. Yöntemin yaygınlaşması ve geliştirilmesi ile pek çok sessiz seyreden kalp damar hastasına erken tanı ve tedavi imkanı verilebilecektir.

Kalp, bilgisayarlı koroner anjiyo ile kalp damarlarının kanın içinde bulunduğu kanal değil damar duvar yapısı, plak özellikleri, kalbin, kalp ve akciğerlerin ana atar damarlarının anatomisi ve yapısal bozuklukları incelenebilmekte ve ayrıca fonksiyonel çalışmalar (kalbin çalışması ve yaptığı iş ile ilgili), neredeyse gerçek zamanlı hareketli görüntülerle kalp boşluklarının normal çalışma sırasındaki hareketleri ve kalp kapak işlevleri değerlendirilebilmektedir.

Riskleri nelerdir?

Bilgisayarlı koroner anjiyo sırasında radyasyona maruz kalınır. Kalınan radyasyon miktarı kullanılan makineye göre değişir. Son çıkan sanal anjiyo sistemlerinde radyasyon dozu düşüktür. Kalp hızı kontrolü ve son sistemlerin kullanımı ile radyasyon dozu düşürülmüştür.

Damar görüntülemesi için kullanılan kontrast (renkli boya, opak madde) maddenin yan etkileri olabilir. Kontrast madde çok zayıf bir ihtimalde olsa bazen bulantı-kusma, ciltte kızarıklık, kaşıntı, halsizlik, ağızda metalik tat, gözlerde sulanma ve kaşıntı, sinirlilik, terleme, titreme, nefes darlığı gibi şikayetlere neden olabilir. Hastaların yaklaşık %97’si kontrast madde ile sorun yaşamaz. Ağır yan etki sıklığı 1000 de 4 oranında çok nadir olarak bildirilmiştir. Yan etkilerden en önemlileri: alerji ve böbrek yetmezliğidir. Alerji sorunu var ise çekim yapılan yere bildirilmelidir. Alerji gelişimini öngörmek için bir test mevcut değildir. Damar görüntülemesi için kullanılan kontrast (renkli boya, opak madde) madde böbreklerden atılıp vücuttan temizlendiği için böbrek yetmezliği hastalarında uygulanmaz (Serum kreatinin>1.5 mg/dl).

Kontrast (renkli boya, opak madde) maddenin damara verilmesi için açılan damar yolunun açıldığı alanda kızarıklık, şişlik, morarma nadiren enfeksiyon olabilir. Gebelerin veya gebelik ihtimali olan kişilere sanal anjiyo yapılmaz. Cihaza göre kilo sınırı değişmekle birlikte genellikle 120 kg. üstü bireylerde çekim yapılamaz.

Koroner arter hastalığı nedir?

Koroner arter hastalığı gelişmiş ülkelerde en sık ölüm nedenidir. Ülkemizde de her yıl 300 bine yakın kişi kalp damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybediyor ve her üç kişiden biri kalp damar hastalıklarına yakalanma riski taşıyor.

Damar duvarlarında zamanla küçük kireç zerrecikleri , yağ ve kolesterol birikerek kalbi besleyen damarların tıkanması koroner arter hastalığına yol açar. Kalbi besleyen bu koroner arterlerin tıkanması göğüs ağrısına, kalp krizine ve hatta hiç belirti vermeden ani ölüme neden olabilir.

Kimler koroner arter hastalığı riski taşır?

  • Yüksek kolesterolü olanlar
  • Yüksek tansiyonu olanlar
  • Sigara içenler
  • Şeker hastalığı olanlar
  • Kilo fazlası ve obez olanlar
  • Ailesinde koroner kalp hastalığı olanlar
  • Stresli yaşamı olanlar
  • Çok pasif hayat tarzı olanlar

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kalsiyum skorlaması nedir, nasıl yapılır?

Kalsiyum Skorlaması, kalp hastalığı belirtisi olmayan ancak alma riski taşıyan kişiler için yapılan bir testtir. Test , koroner arterlerin duvarlarındaki plakta kalsiyum birikimini kontrol etmek için bilgisayarlı tomografi (CT) kullanır . Kalbin etrafına saran koroner arterler, ona kan ve oksijen sağlar. Bu arterlerdeki kalsiyum, kalp hastalığının bir işaretidir.

Koroner kalsiyum skorlaması; 15sn süren, tek nefes tutulumunda, damardan herhangi bir ilaç verilmeden yapılmaktadır. Bu tetkikle kalp damarlarındaki damar sertliğinin kesin bir göstergesi olan kalsiyum birikimlerinin varlığı ve miktarı saptanmaktadır. Kalsiyum birikimlerinin saptanması ile hastaların kalp hastalığı açısından riski belirlenmekte, erken tanı konulduğunda gelecekte gelişebilecek kardiyak hadiselerin engellenmesi sağlanmaktadır. Kalp damarlarında erken dönemde saptanan kalsiyum birikimleri, başlangıç halindeki damar sertliğini gösterir ve alınan önlemlerle damar sertliğinin gelişiminin ilerlemesi durdurulabilir veya geriletilebilir.

Tarama testi olarak kabul edilen koroner kalsiyum taraması, erkeklerde 35 yaş ve üzerinde, kadınlarda ise 40 yaş ve üzerinde, tüm sağlıklı bireylerde, kalp krizi riskine neden olan; yüksek kolesterol, ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü, şeker hastalığı, yüksek kan basıncı, sigara, hareketsiz yaşam ve şişmanlık gibi risk faktörleri varlığında, damar sertliğinin erken tanısı amacıyla rutin tarama testi olarak kullanılabilir.

Koroner kalsiyum taraması sonucu elde edilen skor her hastada sıfır olmalıdır. Yani kalp damarlarında kalsiyum birikimi saptanmamalıdır. Skorun sıfır olması genellikle kalp damar hastalığının olmadığını ve kalp krizi riskinin çok düşük olduğunu düşündürür. Ancak yinede skor sıfır olsa dahi, kalp krizinden korunmak için risk faktörlerinden korunma ve sağlıklı yaşam koşulları tavsiye edilir.

Skor sıfır değilse, kalsiyum birikimlerinin miktarına göre düşük, orta veya yüksek derecede kalpdamar hastalığı riski olduğu söylenebilir. Kalsiyum birikimlerinin miktarı ile damar sertliğinin şiddeti direk olarak orantılıdır. Kalsiyum skorlamasının derecesine göre risk faktörlerinin önlenmesi ve/veya ilaçla tedavi uygulanabilir. Skor ciddi bir damar tıkanıklığının olabileceğini düşündürüyorsa hastaya ile koroner anjiyografi yapılabilir veya direk olarak kateterli anjiyografiye gönderilebilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kürtaj nedir, nasıl yapılır? Detaylar

Latince kökenli “curretage” kelimesinden gelen ve kelime anlamı “kazıma” olan Kürtaj, istenmeyen bir gebeliğin cerrahi yöntemle sonlandırılmasıdır. Kürtaj, bunun dışında düşük meydana gelmesi ve kanamanın durdurulması, çeşitli sebeplerle rahim içinin temizlenmesi, rahim içinden parça alınması, bebeğin anormal gelişim göstermesi ya da bebeğin anneye zarar vermesi gibi durumlarda da uygulanabilir.

İstenmeyen gebelikler ve buna bağlı oluşan istemli düşükler önemli bir kadın sağlığı sorunudur. Gelişmiş ülkelerde istenmeyen gebeliklerin büyük bir kısmı kürtajla sonuçlanırken, gelişmekte olan ülkelerde daha fazla doğumla sonuçlanmaktadır. Türkiye’de her dört kadından biri en az bir kez kürtaj yaptırmış olup, kürtaj yaptıran kadınların % 42’si istenmeyen gebelik durumunda birden fazla kürtaja başvurmuştur.

Kimler kürtaj olabilir?

İstenmeyen hamilelik için gebelik sonlandırma (rahim tahliyesi) esnasında aranan şartlar şunlardır:

  • Gebelik 10+0 haftayı aşmamış olmalıdır. (Dikkat: Gebelik haftası hesaplanırken doktor tarafından yapılan ultrasonografi esas alınır. Son adet tarihinden itibaren hesaplanan gebelik haftası çoğu zaman ultrasonografi ile hesaplanan hafta ile uyumluyken, son adet tarihinin yanlış biliniyor olması, gebelik haftası hesaplanırken hamile kalınan tarihin başlangıç noktası olarak alınması (gerçekte hamilelik haftası bu hesaptan iki hafta ileridir) gibi nedenlerle ultrasonografi ölçümleri sizin hesabınızdan daha farklı çıkabilir.)
  • Evli olan kadınlarda eşler de müdahaleye izin ve onay vermelidirler
  • 18 yaş altı genç kızlarda ebeveyn müdahale için onay vermelidir
  • Evli olmayan ve 18 yaş üstü olan kadınların kendi onayları yeterlidir

Kürtajı hangi durumlarda zorunludur?

10 haftadan sonra ki gebeliklerin sonlandırılması, yalnızca bebek ve anne sağlığı tehlikede olduğu durumlarda uygulanabilir. 10 haftayı aşan gebeliklerde bebeğin ölmesi ya da sakat olması durumlarında uygulanabilir. Ancak bunun için en az 3 hekim tarafından onay alınması gerekir. Bu koşullarda bebeğin yaşamını derinden etkileyebilecek bir sakatlığın bulunması şartına bakılır.

Hamile olan kadınların aşırı kanaması varsa ve hayati tehlike yaşanıyorsa, herhangi bir onay alınmadan, hekim tarafından önerildiği takdirde, gebelik kürtajı yapılabilir.

Nasıl yapılır?

Kürtaj olmaya karar verdikten sonra kliniğimizde yaptığımız değerlendirme ve ultrasonografi sonrasında işlem ya aynı gün ya da belirlenen başka bir günde hastane koşullarında gerçekleştirilir. İşlem için 5 saatlik bir açlık ve susuzluk süresi esastır.

Anestezi doktoru tarafından verilen genel anestezi sonrasında (burada uygulanan genel anestezi hafif bir anestezidir ve büyük ameliyatlar için uygulanan anesteziye göre daha çok derin uyku şeklinde de tarif edilebilir) işlem vakum yöntemiyle yapılır ve ortalama 5 dakika sürer.

Kürtajı sonrası neler yapılmalıdır?

  • Gebelik kürtajından sonra hastalara ağrı kesici ve antibiyotik reçete edilir. Hastaların bir hafta süre ile bunları kullanması gerekir. Bir hafta sonra doktor kontrolüne gidilmelidir
  • Kürtaj olan hastalarda aşırı kanama ya da aşırı ağrı olması durumunda, 1 haftalık süre beklenmeden doktor kontrolüne gidilmelidir
  • Kürtaj işlemi sonrasında hastalarda hafif bir ağrı ya da kanama olması normal kabul edilir
  • Kürtajın uygulandığı gün banyo yapılabilir
  • Kürtajdan sonra kanama olması durumunda tampon kullanılmamalıdır. Bunun yerine ped kullanımı tercih edilmelidir
  • Kürtaj işleminden sonra ilk 12 saat araba kullanmamaya ve dikkat gerektiren işlerde çalışmamaya özen göstermelisiniz
  • Kontrol muayenesine kadar spor, cinsel ilişki ve ağır egzersizlerden uzak durmalısınız. Havuz ve denize girmemelisiniz. Aynı zamanda banyo yaparken küvetten uzak durmalısınız
  • Kürtajdan sonraki ilk üç hafta görülen kanamalar, âdet kanaması ile karıştırılmamalıdır. İşlemden sonraki ilk âdetiniz, ortalama olarak 5 hafta sonra olacaktır

Gebelik kürtajının riskleri nelerdir?

Gebelik kürtajı 10 haftadan önce uygulandığında ve deneyimli kişiler tarafından yapıldığında herhangi bir risk taşımaz. Buna rağmen her cerrahi operasyon gibi gebelik kürtajının da bir takım riskleri bulunmaktadır. Bunlar;

  • Kanamaların olması
  • Rahim ve bağırsak delinmesi
  • Gebeliğin sonlandırılamaması
  • Kürtaj işleminden sonra rahim içinde parça kalması
  • Anesteziye bağlı olarak problemler yaşanması
  • Rahim içindeki dokuların tahrip olması
  • Rahim içinde yapışıklık olması sonucunda adet göreme sorunu ya da az adet görme sorununun yaşanması şeklindedir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

.

Paylaşın

Kolonoskopi nedir, nasıl uygulanır?

Kolonoskopi, bağırsakların iç yüzeyinin kolonoskop adı verilen bir cihazla görüntülenmesi ve gerektiğinde şüpheli dokuların çıkarılarak laboratuvar ortamında incelenmesine yarayan endoskopik bir işlemdir. Sindirim sisteminin son kısmı olan kalın bağırsakta var olan mevcut kanamalara müdahale edilmesi ve erken dönem kolon kanseri oluşumlarının tedavisi amacıyla da kullanılan kolonoskopi, hastaneye yatış gerektirmeyen kısa süreli bir uygulamadır.

Makattan girilerek rektum ve kalın bağırsağın ayrıntılı olarak görüntülenmesine yarayan kolonoskop cihazı, 1 cm. çapında ve yaklaşık 60 cm. uzunluğunda esnek bir tüpten oluşur. Ucunda yer alan soğuk ışık kaynağı ve optik görüntüleme sistemi sayesinde elde edilen görüntüler monitöre yansıtılırken, eş zamanlı olarak bilgisayara kaydedilir. Elde edilen görüntüler ışığında hekim, kalın bağırsakta var olan pek çok problemin tanısını koyabilir. Şüpheli bölge üzerinden örnek doku parçası alarak ya da farklı bir deyişle biyopsi yaparak, ilgili dokunun laboratuvar ortamında ayrıntılı olarak incelenmesi için de uygulanabilir.

Kolonoskopi ne zaman gereklidir?

45 yaşın üzerindeki kimselerde olası bağırsak kanserinin erken teşhisi için 5 yılda bir tarama amacıyla kolonoskopi yapılmalıdır. Bu işlem esnasında saptanan polip denilen ve zamanla kansere dönüşebilen lezyonların çıkarılması ile kanser gelişiminin önüne geçilebilmektedir.

  • Makattan taze kırmızı kanaması olanlarda veya dışkısında gizli kan saptananlarda
  • Birinci derece akrabasında kalın bağırsak kanseri veya polibi öyküsü olanlarda
  • Bağırsak kanseri veya polibi öyküsü olanlarda kontrol amacıyla
  • Çekilen diğer filmlerde kalın bağırsakta şüpheli görünüm saptanan kişilerde
  • Geçmeyen ishali olanlarda ishal sebebinin araştırılması amacıyla
  • İnflamatuar bağırsak hastalığı (ülseraktif kolit crohn hastalığı) olanlarda
  • Nedeni açıklanmayan kilo kayıplarında
  • Uzun süren kabızlık durumlarında
  • Dışkılama alışkanlığında değişiklik olması
  • Tedavi ile geçmeyen ve nedeni açıklanmayan karın ağrılarında yapılmalıdır.

Kolonoskopi işlemine nasıl hazırlanmalıdır?

Kolonoskopi işlemi kalın bağırsağın incelenmesi olduğu için işlemden önce yapılacak diyet ve boşaltıcı ilaçlar ile ile bağırsağın çok iyi temizlenmiş olması işlemin değerini artıracaktır. Bu nedenle hastalarımız işlemden 48 saat önce katı gıda alımını kesmeli ve işlem gününe kadar sadece sıvı gıdalarla beslenmelidir. (Diyetin içeriği için lütfen hekiminize danışınız.) 48 saat süren sıvı diyetini takiben işlemden bir gece önce hekiminiz tarafından yazılan boşaltıcı ilaçları hekiminizin tarif ettiği şekilde kullanmalısınız. O gece ishal olunacağı için bol su alınmalıdır.

Kolonoskopi nasıl yapılır?

Randevu verilen hasta işlemden bir gün öncesinden başlayarak nasıl besleneceği anlatılır. Barsakların temizlenmesi için barsak temizleyici ilaç verilir.İ şlem günü işlem den önce lavman yapılır. Daha sonra hastanın tansiyonu ölçülür, hastaya işlemin yapılmasına olanak sağlayacak özel pantolon giydirilir, damar yolu açılır, hasta işlem için yatağına yatırılır, hastanın nabız ve oksijen satürasyonu işlem sırasında ilgili cihazlarla takip edilir. Kolonoskopide uyutma amaçlı rahatlatıcı iğneler yapılır.

Hasta uyuduktan sonra kolonoskopla anüs, rektum, sigmoid kolon, inen kolon, splenik fleksura, transvers kolon, hepatik fleksura, çıkan kolon, çekum, terminal ileumu incelenir. Gerekirse patoloji için biyopsi alınır. Polip varsa çıkartılır. İşlem sonrasında hasta istirahat için ilgili odaya alınırken yapılan işlemin kolonoskopi raporu hazırlanır. Biyopsi alınmışsa, biyopsi sonrasında gelen sonuca göre tedavisi düzenlenir. Kolonoskopi işlemi 15 dakika ve duruma göre daha fazla sürebilir.

Kolonoskopide anestezi nasıl yapılır?

Kolonoskopi (barsak incelemesi), gastroskopiye göre daha ağrılı ve uzun süren bir yöntemdir. Kolonoskopide barsaklar içinde aletin ilerlemesine bağlı olarak gerilme ve ağrı hissedilebilir. Bu yüzden anestezi uzmanı eşliğinde derin sedasyon yapılması daha uygundur. Derin sedasyonda hasta hiçbir ağrı hissetmez. Bir saatlik müşahadeden sonra hasta taburcu edilir.

Kolonoskopide olası yan etkiler nelerdir?

Tanısal amaçlı kolonoskopilerde yan etki çok nadirdir. Geçici şişkinlik ve gaz sancısı, barsak mukoza ve yapısında zedelenme çok nadir görülür. Sakinleştirici ve ağrı kesici alerjilerine karşı duyarlı ve uyanık olunmalı. Uzun bir süre geçse bile kanlı dışkılamalarda mutlaka doktora haber verilmelidir. İşlemin uygun yapılabilmesi için bir gün önceden, öğleden itibaren katı gıdalar kesilir, onun yerine sulu gıdalar tercih edilir. İşleme gelmeden önceki gün akşamı sulu kahvaltı sonrası (tanesiz çorba, komposto, et suyu) doktorun reçete ettiği ishal yapıcı laksatif ilaç usulüne uygun kullanılır. İşlemden önce kullanılan ilaçlar aspirin, ağrı kesici ilaçlar, kalp ilaçları, pıhtılaşmayı engelleyici ilaçlar insülin kullanımı gibi durumlarda mutlaka doktorunuzu haberdar ederek tavsiyelerine uygun hareket etmelisiniz.

Kolonoskopi riskleri nelerdir?

Kolonoskopi güvenli bir işlemdir. Ancak zaman zaman işlem sırasında veya sonrasında olumsuz durumlar oluşabilmektedir.

  • Kanama
  • İltihaplanma
  • Divertikül denilen kalın bağırsak duvarının dışa doğru fıtıklaşması
  • Şiddetli karın ağrısı
  • İşlem sırasında kullanılan sakinleştiriciye olumsuz tepki
  • Kolon veya rektum duvarında yırtılma (perforasyon)
  • Kalp veya kan damarı hastalığı olan kişilerde sorunlara neden olabilir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kan şekeri (glukoz) testi nedir, nasıl yapılır?

Kan glukoz değeri esasen kanın plazma kısmı kullanılarak gerçekleştirilen bir test ile ölçülür. Hastane koşullarında hastadan belirli miktarda kan alınarak laboratuvara gönderilir, laboratuvarda kanın plazma kısmındaki glukoz değeri hesaplanır ve uluslararası kabul görmüş kriterlerle karşılaştırılarak hekiminiz tarafından yorumlanır.

Günümüzde hastane koşulları dışında da kan glukoz değeri takibi yapmak kolaylaşmıştır. Evde parmaktan alınan bir damla kan ile anlık olarak glukoz seviyesini ölçen cihazlar mevcuttur. Bu sayede evinizde açlık ve tokluk glukoz seviyelerinizi kolaylıkla takip edilebilirsiniz. Rutin kontrolleriniz için hastaneye gittiğinizde şeker ölçüm cihazınızı da yanınızda götürüp aynı anda kendi ölçümünüzü yapabilir ve laboratuvar sonuçlarınız ile karşılaştırarak cihazınızın güvenilirliğini test edebilirsiniz.

Bu testin diğer adları;

  • Kan şekeri
  • Açlık kan şekeri
  • AKŞOGTT
  • Açlık kan glukozu
  • Açlık kan şekeri
  • Açlık plazma glukozu
  • İdrar glukozu

Nedir, niçin yapılır?

Glukoz testi, kan şekerinin sağlıklı bir insanda olması gereken düzeyde olup olmadığını belirlemek ve kan şekerine bağlı diyabet, prediyabet, hiperglisemi , hipoglisemi gibi hastalıkların var olup olmadığını bulmak, tanı koymak için bu test yapılır. Ayrıca bu test ile kan şekerine bağlı bu hastalıkların takipleride yapılır.

Nasıl yapılır?

Bu test için kol damarından alınan bir damla kan veya her hangi hazırlık olmaksızın alınan idrar numunesi yeterlidir.

Ne zaman yapılır?

Gebelikte, tanısı konulmuş diyabet hastalığınız varsa, yada diyabet hastalığından şüphe ediliyorsa bu test yapılır.

Ayrıca geniş çaplı yapılan sağlık taramalarında (Check-Up) gibi durumlarda incelemenin sadece bir bölümü yani kısmi olarak şeker testi yapılabilir.

Tahlil sonucu ne anlama gelir?

Test sonucun yüksek çıkması genellikle diyabet hastalığına işaret eder ayrıca başka hastalıklarda kan şekerinin yükselmesine neden olabilir.

Açlık kan şekeri testi;

Şeker düzeyleri ve anlamları;

  • 70 – 99 mg/dL (3,9 – 5,5 mmol/L): Normal açlık kan şekeri
  • 100 – 125 mg/dL (5,6- 6,9 mmol/L): Anormal açlık kan şekeri (pre-diyabet hastalığı)
  • Birden fazla ölçümde ≥ 126 mg/dL (≥ 7,0 mmol/L) : Diyabet (Şeker Hastalığı)

(OGTT) Şeker yükselme testi;

Gebe olmayanlar için 75 gr şeker içtikten 2 saat sonra yapılır.

  • Şeker düzeyleri ve anlamları;< 140 mg/dL (7,8 mmol/L): Normal glukoz toleransı
  • 140- 200 mg/dL (7,8 – 11,1 mmol/L): Bozulmuş glukoz toleransı (pre-diyabet))
  • Birden fazla ölçümde > 200 mg/dL (11,1 mmol/L): Diyabet(Şeker Hastalığı)

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Smear testi nedir, nasıl yapılır?

Pap smear ya da kısaca smear testi, kadınlarda görülen kanserler arasında 6. sırada ve ölüm nedeni olarak 10. sırada görülen rahim ağzı kanserlerinin taramasında kullanılan bir testtir. Dr.George Papnicolaou tarafından adlandırılan smear testi, pek çok ülkede kullanılan basit bir testtir.

Smear testi, protozoa, mantar ve virüs enfeksiyonlarının (HPV) tanısı konabilir. HPV (Human papilloma virus) enfeksiyonu hiç belirti vermese de papsmear’da HPV tarafından enfekte olmuş hücrelerin görülmesi tanıyı koydurur. HPV enfeksiyonu serviks kanserine neden olduğundan tanısı önemlidir.

Ne zaman yapılır?

Oldukça basit ve hiçbir ağrıya neden olmayan Pap Smear Testi, ilk cinsel ilişkiden 3 yıl sonra ya da 21 yaşından sonra yapılmalıdır. 30 yaşından küçük kadınlara yılda 1 defa yapılması uygun olan Pap Smear Testi, 30 yaşından büyük kadınlara ise 3 defa ardışık olarak yapılmalıdır.

Hangi amaçla yapılır?

Bu testteki en önemli amaç, özellikle rahim ağzı kanserlerinin ve kanser öncesi (prekanseröz) lezyonların erken tanınmasıdır. Son yıllarda jinekolojik muayene ve jinekolojik kontrollerin rutin bir parçası haline gelmiştir.

Smaer testinin önemi nedir?

Smaer testi hayat kurtarıcıdır. Evet, günümüzde tıpta kadınlarda hayat kurtarıcı ve yaşam süresini uzatıcı olarak görülen ve yararlılığı kanıtlanmış iki çok önemli test vardır; Smear testi ve Mammografi. Kadın üreme sistemine ait kanserler arasında meme kanserinden sonra ikinci sıklıkta görülen serviks (rahim ağzı) kanseri erken dönemde yakalandığında tam şifa ile sonuçlanan bir durumdur. Tüm kanserlerde olduğu gibi serviks kanseri de uzun yıllar süren gizli hastalık döneminden sonra ortaya çıkar.

Serviks kanserinde şikayetler ortaya çıktıktan sonra da ne yazık ki hastalık yayılmıştır. İşte bu nedenle kanserleri erken dönemde tanımlamak için çeşitli testler geliştirilmiştir. Serviks kanseri’nin erken tanısındaki en önemli test smear testidir. Smear ile alınan örnekler patolojik olarak incelenerek kanser veya kanser öncüsü hücrelerin olup olmadığı araştırılır.

Kimler yaptırmalıdır?

Test 20 yaşından sonra yaptırılabilir. Ancak genç yaşlarda HPV ile enfeksiyon çok sıktır ve bu yaşlardaki enfeksiyonların büyük çoğunluğu kendiliğinden geçer. Bu yüzden erken yaşlarda test yapmak, ileride kansere dönüşmeyecek pek çok olguyu saptamamıza neden olur. Kaynakların doğru kullanımı açısından test yapmaya biraz daha ileride başlamak daha doğrudur.

  • Cinsel olarak aktif
  • 30 yaş üzeri kadınların smear testi yaptırması önerilir.

Her zaman doğru sonuç verir mi?

Her zaman yüzde yüz doğru sonuç vermez. Diğer laboratuvar testlerinde olduğu gibi yanlış sonuç almak olasıdır. Hastalık olmasına rağmen sonucun temiz çıkmasına değişik nedenler yol açabilir. Yeterli hücre yoksa, çok sayıda hücre varsa, hücrelerin rahim ağzının hem içinden hem de yüzeyinden alınamayışı, enfeksiyonun anormal hücreleri ortamdan uzaklaştırılması gibi nedenler. Böyle durumda birkaç hafta veya ay sonra Pap-Test’i tekrarlamak gerekir. Bazen de doktorunuz kolposkopiye başvurabilir. Bu alet doktor ofisinde kullanılan özel bir mikroskopdur. Rahim ağzına kolposkopdan bakan doktor anormal değişiklikleri görebilir ve bu gözlem sırasında biyopsinin gerekli olup olmadığını eğer gerekliyse de biyopsi tipine karar verir.

Nasıl yapılır?

Smear testi basit ve ağrısızdır. Test adet zamanı yapılmamalıdır, en iyi zaman adetten 10-20 gün sonrasıdır. Önce rahim ağzının (serviksin) görülebilmesi için, vajinaya bir spekulum (muayene aleti) yerleştirilir. Ardından küçük bir fırça rahim ağzına sürülerek hücre örnekleri toplanır ve cam üzerine yayılır.

Patolog tarafından bu hücreler mikroskop altında incelenerek anormal gelişim olup olmadığına bakılır. Asıl hedef olası bir kanseri saptamanın yanı sıra, kanser olmayan ancak kansere dönüşüm olasılığı olan ve tedavi edilebilen “prekanseröz” lezyonları yakalamaktır. Testin pozitif olması yani anormal hücreler içermesi durumunda hekim HPV testi ve kolposkopi isteyebilir.

Smear alınmadan önce 48 saat içinde cinsel ilişki kurulmamış olması, vajinanın yıkanmamış olması, vajina içine ilaç, krem gibi uygulamaların yapılmamış olması gereklidir. Genital enfeksiyon varsa tedavi edilmeli daha sonra smear alınmalıdır.

Smear testi sonucu nasıl değerlendirilir?

Pap smear testi sonuçlarını raporlarken Bethesta sistemi kullanılır.

  • Negatif: Pap testinde hiç anormal, prekanseröz ya da kanseröz hücre görülmemesi (intraepitelyal lezyon ya da malignensi negatif)
  • Anormal sonuçlar: Smear’de servikal hücrelerin anormal olmasının birçok nedeni olabilir. Servikal enfeksiyonlar ya da prekanseröz hücreler anormal hücreler görünmesine neden olabilir
  • Anormal bir sonuç alındığında enfeksiyon tedavisi ve/veya yakın takip ve/veya kolposkopi + biyopsi önerilebilir.

Her testte olduğu gibi Pap smear testinde de yanılma olasılığı vardır. Testin düzenli olarak tekrarlanması yanılma olasılığını düşürür.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Isıyla oluşan yanıklarda ilkyardım nedir, nasıl yapılır?

Bireyin yaşam faaliyetinin tehlikeye düştüğü bir durumda, sağlık görevlilerinin olay yerine varıp, müdahalede bulunacağı zaman aralığında yaralı veya yaralıların hayatlarının kurtarılması veya durumlarının kötüye gitmesini önlemek amacıyla, olay yerindeki mevcut araç ve gereçlerle yapılan ilaçsız uygulamaların tümüne ilk yardım denir.

İlk yardımcı; İlk yardım tanımında belirtilen amaç doğrultusunda hasta veya yaralıya tıbbi araç gereç aranmaksızın mevcut araç gereçlerle, ilaçsız uygulamaları yapan eğitim almış kişi ya da kişilerdir.

Herhangi bir ısıya maruz kalma sonucu oluşan doku bozulmasıdır. Yanık, genellikle sıcak su veya buhar teması sonucu meydana geldiği gibi, sıcak katı maddelerle temas, asit/alkali gibi kimyasal maddelerle temas, elektrik akımı etkisi ya da radyasyon nedeni ile de oluşabilir.

Kaç çeşit yanık vardır?

Fiziksel yanıklar:

  • Isı ile oluşan yanıklar
  • Elektrik nedeni ile oluşan yanıklar
  • Işın ile oluşan yanıklar
  • Sürtünme ile oluşan yanıklar
  • Donma sonucu oluşan yanıklar

Kimyasal yanıklar:

  • Asit alkali madde ile oluşan yanıklar

Yanığın ciddiyetini belirleyen faktörler nelerdir?

  • Derinlik
  • Yaygınlık
  • Bölge
  • Enfeksiyon riski
  • Yaş
  • Solunum yoluyla görülen zarar
  • Önceden var olan hastalıklar

Yanıklar nasıl derecelendirilir?

  1. derece yanık: Deride kızarıklık, ağrı, yanık bölgede ödem vardır. Yaklaşık 48 saatte iyileşir
  2. derece yanık: Deride içi su dolu kabarcıklar (bül) vardır. Ağrılıdır. Derinin kendini yenilemesi ile kendi kendine iyileşir
  3. derece yanık: Derinin tüm tabakaları etkilenmiştir. Özellikle de kaslar, sinirler ve damarlar üzerinde etkisi görülür. Beyaz ve kara yaradan siyah renge kadar aşamaları vardır. Sinirler zarar gördüğü için ağrı yoktur

Yanığın vücuttaki olumsuz etkileri nelerdir?

Yanık, derinliği, yaygınlığı ve oluştuğu bölgeye bağlı olarak organ ve sistemlerde işleyiş bozukluğuna yol açar. Ağrı ve sıvı kaybına bağlı olarak şok meydana gelir. Hasta/yaralının kendi vücudunda bulunan mikrop ve toksinlerle enfeksiyon oluşur.

Isı ile oluşan yanıklarda ilkyardım işlemleri nedir?

  • Kişi hala yanıyorsa paniğe engel olunur, koşması engellenir
  • Hasta/yaralının üzeri battaniye ya da bir örtü ile kapatılır ve yuvarlanması sağlanır
  • Yaşam belirtileri değerlendirilir (ABC)
  • Solunum yolunun etkilenip etkilenmediği kontrol edilir
  • Yanmış alandaki deriler kaldırılmadan giysiler çıkarılır
  • Yanık bölge en az 20 dakika çeşme suyu altında tutulur (yanık yüzeyi büyükse ısı kaybı çok olacağından önerilmez)
  • Ödem oluşabileceği düşünülerek yüzük, bilezik, saat gibi eşyalar çıkarılır
  • Takılan yerler varsa kesilir
  • Hijyen ve temizliğe dikkat edilir
  • Su toplamış yerler patlatılmaz
  • Yanık üzerine ilaç ya da yanık merhemi gibi maddeler de sürülmemelidir
  • Yanık üzeri temiz bir bezle örtülür
  • Hasta/yaralı battaniye ile örtülür
  • Yanık bölgeler birlikte bandaj yapılmamalıdır
  • Yanık geniş ve sağlık kuruluşu uzaksa hasta / yaralının kusması yoksa bilinçliyse ağızdan sıvı (1 litre su -1 çay kaşığı karbonat -1 çay kaşığı tuz karışımı) verilerek sıvı kaybı önlenir
  • Tıbbi yardım istenir (112)

Kimyasal yanıklarda ilkyardım nasıl olmalıdır?

  • Deriyle temas eden kimyasal maddenin en kısa sürede deriyle teması kesilmelidir
  • Bölge bol tazyiksiz suyla, en az 15–20 dakika yumuşak bir şekilde yıkanmalıdır
  • Giysiler çıkarılmalıdır
  • Hasta/yaralı örtülmelidir
  • Tıbbi yardım istenmelidir (112)

Elektrik yanıklarında ilkyardım nasıl olmalıdır?

  • Soğukkanlı ve sakin olunmalıdır
  • Hasta/yaralıya dokunmadan önce elektrik akımı kesilmelidir, akımı kesme imkanı yoksa tahta çubuk ya da ip gibi bir cisimle elektrik teması kesilmelidir
  • Hasta/yaralının ABC’si değerlendirilmelidir
  • Hasta/yaralıya kesinlikle su ile müdahale edilmemelidir
  • Hasta/yaralı hareket ettirilmemelidir
  • Hasar gören bölgenin üzeri temiz bir bezle örtülmelidir
  • Tıbbi yardım istenmelidir (112)

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Paylaşın