HDP’li Sancar: En Geniş Demokrasi Birlikteliğini Kurmak Gerekiyor

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Kayyım rejimine HDP ile birlikte mücadele ettiği siyasal oluşumlar dışında itiraz gelmedi. Ancak daha sonra bu siyaset tüm ülkeye yerleşti. Türkiye’ye baktığımızda kalıcı olağanüstü hal, güvenlikçi anlayış ve tekrarlanan savaş senaryoları, eşitsizlikler üzerine yükselen, keyfilikle işleyen, krizleri kendi devamının kaynağı haline getirmeye çalışan bir yönetimle karşı karşıyayız. En geniş demokrasi, eşitlik, özgürlük, emek birlikteliğini kurabilmek gerekiyor” dedi ve ekledi:

“Böyle yapılabilirse mevcut iktidar ve bunu besleyen rejime karşı durulabilir. Böylece alternatifsizlik de ortadan kalkar. Sadece iktidarı göndermeye yönelik bir ortaklığın yetersiz kalacağını düşünüyoruz. Krizler derinleştikçe bunlardan beslenme imkanları da aşınıyor. Yeni imkanların ortaya çıktığını söylemek abartı olmaz. Değişim ve dönüşüm için imkanlar büyümüştür. Değişimi iktidar kadrolarının yer değişimi olarak algılamamak lazım. Geniş çevreleri bu adaletsizlikler seferberliğine karşı harekete geçirmek gerekiyor. Bizlerin oluşturduğu Emek ve Özgürlük İttifakını bu çerçevede değerlendirilmeli.”

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Dünyada İnsan Hakları ve Demokrasi İçin Avrupalı Avukatlar Birliği (ELDH), Avrupa Demokrat Avukatlar Birliği (AED) ile İzmir Dayanışma ve Bilimsel Araştırma Derneği tarafından düzenlenen Uluslararası Ege İnsan Hakları Okulu’nun 3 gün sürecek olan 2022 Sonbahar Çalıştayı bugün başladı.

“Adalet krizi ve hak siyaseti” başlığı ile yapılan çalıştayın 4’ncüsü, İzmir’in Selçuk ilçesinde bulunan Nesin Matematik Köyü’nde gerçekleşiyor. Çalıştaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar da katıldı.

Çalıştayın açılış konuşmasını yapan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “beka söylemi ve milli güvenlik” kaygısıyla demokrasinin askıya alındığını belirterek, belediyelere atanan kayyımları bu duruma örnek gösterdi. 

Yeni Yaşam’da yer alan habere göre, bütün muhaliflerin meşru siyasetin dışına atıldığını kaydeden Sancar sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kayyım rejimine HDP ile birlikte mücadele ettiği siyasal oluşumlar dışında itiraz gelmedi. Ancak daha sonra bu siyaset tüm ülkeye yerleşti. Türkiye’ye baktığımızda kalıcı olağanüstü hal, güvenlikçi anlayış ve tekrarlanan savaş senaryoları, eşitsizlikler üzerine yükselen, keyfilikle işleyen, krizleri kendi devamının kaynağı haline getirmeye çalışan bir yönetimle karşı karşıyayız.

En geniş demokrasi, eşitlik, özgürlük, emek birlikteliğini kurabilmek gerekiyor. Böyle yapılabilirse mevcut iktidar ve bunu besleyen rejime karşı durulabilir. Böylece alternatifsizlik de ortadan kalkar. Sadece iktidarı göndermeye yönelik bir ortaklığın yetersiz kalacağını düşünüyoruz.

Krizler derinleştikçe bunlardan beslenme imkanları da aşınıyor. Yeni imkanların ortaya çıktığını söylemek abartı olmaz. Değişim ve dönüşüm için imkanlar büyümüştür. Değişimi iktidar kadrolarının yer değişimi olarak algılamamak lazım. Geniş çevreleri bu adaletsizlikler seferberliğine karşı harekete geçirmek gerekiyor. Bizlerin oluşturduğu Emek ve Özgürlük İttifakını bu çerçevede değerlendirilmeli.”

Çalıştay, “Ulus Devlet ve kapitalizm: Neoliberalizm çöküyor mu” başlıkla panelle devam etti.

Paylaşın

HDP’li Sancar: Kaos Planlarını Herkes Çok Ciddiye Almalı

Mersin Polisevi’ne yönelik saldırıyı, “Seçim öncesi kaos planlarının bir parçası olarak görmek gerekir,” diyerek değerlendiren HDP Eş Genel Başkanı Sancar, 2021 yılının Şubat ayından beri bu konuda diğer muhalefet partilerini uyardıklarını hatırlattı.

Tüm muhalefet partilerine seçim sürecindeki provokasyonlara karşı birlikte hareket çağrısında bulunan Sancar, “7 Haziran–1 Kasım arası yaşananları yeniden canlandıracak her türlü hazırlık veya niyeti boşa çıkarmak için çok geniş bir demokratik irade ortaklığına ihtiyaç var,” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, DW Türkçe’den Eray Görgülü‘nün sorularını yanıtladı. Sancar’a yöneltilen sorular ve verdiği yanıtlar şöyle:

Emek ve Özgürlük İttifakı’nı kurarak ilan ettiniz. Bu ittifak bir seçim işbirliği ittifakı mı? İttifaka ilişkin bundan sonraki yol haritanız nasıl olacak?

Mithat Sancar: İttifak çalışmalarımız bir yıla yakın bir süredir devam ediyordu. Bu çalışmaların başlangıcında esas vurgumuz mücadele ortaklığı temelinde bir araya gelmek şeklindeydi. Şüphesiz seçimler önemli ve herkes bütün ittifakları seçim ekseninde değerlendiriyor. Bizlerin de seçimleri hesaba katmama gibi bir tutumumuz yok ama çalışmalar, seçim odaklı başlamadı. Ortak mücadele temeli üzerine kuruldu. Bundan sonraki yol haritamızı üç aşamada değerlendirmek gerekiyor: Seçimlere kadar olan süreç, seçim süreci ve seçimlerden sonrası. Seçimlere kadar olan sürede her alanda demokratik mücadeleyi büyütmek ve ittifakı farklı toplumsal kesimlere doğru genişletmek temel hedefimizdir. İttifakı seçimlerde nasıl bir biçime dönüştüreceğimizi de zamanı geldiğinde tartışacağız. Biz bu ittifakı seçim sonrasında ülkede yeni bir başlangıcın etkili gücü haline getirmek istiyoruz. Yani seçimler bittikten sonra da Türkiye’de pek çok sorun devam edecek ve yeni sorunlar ortaya çıkacak. Biz bu ittifakı Türkiye’de demokrasiye, emeğin hakkına, adalete ve barışa giden yolda belirleyici aktör ve gerçek alternatif olacak şekilde geliştirmeyi hedefliyoruz.

İttifakın en büyük partisi konumundasınız ve HDP’nin durumu belirleyici olacak. Önümüzde de beklenen bir Anayasa Mahkemesi kararı var. HDP’nin kapatılmasına yönelik bir karar çıkarsa nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Kapatma davası gündeme geldiğinden bu yana çok detaylı çalışmalar yapıyoruz. Birden fazla seçeneğimiz var. Bizler Anayasa Mahkemesi kararı ne olursa olsun bu seçimlere mutlaka gücümüzü yansıtacağız. Bu konuda kararlıyız. Her türlü seçeneğe yönelik plan ve programımız var.

CHP’li Gürsel Tekin’in “HDP’ye bakanlık verilebilir” açıklamasına İYİ Parti’den tepki gelmişti. Bu tepkilere karşı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarını yeterli buldunuz mu?

Bu tartışma bizim dışımızda yürüdü. Altılı masadaki partilerin açıklamalarını değerlendirme gereği görmüyorum. Kimsenin “HDP’ye bakanlık verilir, verilmez” şeklinde ahkam kesme hakkı yoktur. Bizler bu ülkede demokratik siyaset alanında ısrarımızı bütün zorluklara, baskılara, kuşatmalara rağmen sürdürüyoruz. Bu kararlılığımız partinin büyümesini de sağlıyor. Bizim hedefimiz bütün siyasal ve toplumsal meselelerde ve elbette ülkenin yönetiminde etkili bir güç olmaktır. Bu, bakanlık tartışmalarının ötesinde ve bunu aşan bir hedeftir.

Altılı masanın belirleyeceği adaya karşı tutumunuz nasıl olacak? Destekleyecek misiniz? Desteklerseniz hangi şartlarda destek vereceksiniz?

Kamuya açık müzakere ve doğrudan diyalog yöntemi diğer muhalefet partileri tarafından kabul görürse, ortak aday fikrine açık olduğumuzu 27 Eylül deklarasyonumuzda söyledik, ondan sonra da çeşitli vesilelerle bunu anlattık. Eğer bu yöntemle bir karşılık bulamazsak ayrı bir adayla seçime girme seçeneğini gündemimizde tutuyor ve bu yönde çalışmalar yapıyoruz. Yani çağrı yapmış, öylece oturup cevap bekleyen bir halimiz yok, olamaz da.

Altılı masada İYİ Parti’nin itirazlarına karşın yine de açık müzakere ihtimalini olası görüyor musunuz?

Bu tür spekülasyonlara girmeyi faydalı bulmuyorum. Biz açık ve şeffaf bir siyaset yürütüyoruz, önerdiğimiz yöntem de son derece net. Ayrıca çağrılarımızı sadece siyasi partilere de yapmıyoruz. Türkiye’de bu zorba rejimden, bu sömürücü talan düzeninden kurtulmak isteyen bütün toplum kesimlerine yapıyoruz. Dolayısıyla biz muhalefet partilerine bir çağrı yapmışız ve cevabı bekliyormuşuz gibi bir algı kesinlikle yanlıştır. Biz ittifakımızı Türkiye’de ezilen, sömürülen, inkâr edilen tüm toplum kesimlerinin güçlü adresi ve değişimin gerçek alternatifi haline getirmek istiyoruz.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, HDP ile görüştüklerini açıklamıştı. Altılı masada diğer partilerle görüşmeleriniz sürüyor mu? Varsa bu görüşmeler hangi kapsamda ilerliyor?

Bizim siyasi partiler ve STK’lardan sorumlu eş genel başkan yardımcılığımız ve bu bünyede kurduğumuz bir heyetimiz var. Muhalefet partileriyle gerektiğinde ya da ihtiyaç hasıl olduğunda tabii ki görüşmeler yapıyoruz. Heyetlerimiz, CHP, DEVA Partisi, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi ile zaman zaman bir araya gelip çeşitli konuları değerlendiriyorlar. Fakat bizim seçimler için önerdiğimiz yöntem bu görüşmelerle sınırlı, daha doğrusu bundan ibaret değildir. Biz açık müzakere, doğrudan diyalog ve belli konularda mutabakat yöntemini öneriyoruz. Yani kamuoyunun bilgisi dahilinde görüşmeler yapılmalı ve temel meselelerde mutabakat hedeflenmeli. Müzakere için önerdiğimiz çerçeve de 27 Eylül 2021’de açıkladığımız deklarasyondur. Mutabakat sağlanabilirse o zaman ortak aday seçeneği hayata geçirilebilir.

Bu durumda Demokrat Parti ve İYİ Parti’nin onay vermesi mi gerecek?

Bu, altılı masanın kendi iç meselesidir. Açık müzakerenin ve mutabakat arayışının hangi yollarla, hangi biçimlerle yapılacağı konusunu kendi aralarında tartışabilir ve bir karar verebilirler. Bu mesele bizim değil, onların sonuca bağlamaları gereken bir konudur.

Kemal Kılıçdaroğlu, aday olursa destekleyecek misiniz?

Adayın kim olacağına dair bir tartışma bizim gündemimizde yok. Bunu hep söyledik. Kemal Bey’e değer veriyoruz, çabalarını önemli buluyoruz. Fakat adayın kim olacağı meselesi altılı masanın işidir. Bizim açımızdan aday konusunda şu iki konu çok önemli: Birincisi, aday, açık müzakere ve mutabakat arayışı yöntemini kabul edecek mi? İkincisi, bizim deklarasyon başlıklarımız üzerinden yürüteceğimiz müzakerede varılacak mutabakatı hayata getirecek niteliklere sahip mi? Yani bizim temel beklentimiz demokrasiye, adalete, özgürlüğe, barışa ilişkin yapılacak müzakerede ortaya bir mutabakat çıkarsa bunları yerine getirebilecek bir aday olmalı.

Bu kriterleri karşılaması durumunda Mansur Yavaş’ın olası bir adaylığına destek verecek misiniz?

Kimin ülkede demokrasinin önünü açıp açamayacağını, kimlerin Kürt sorununda demokratik, siyasal çözüm yöntemini benimseyip benimsemeyeceğini, kimlerin emekten yana bir ekonomik sistemin inşasına yanaşıp yanaşmayacağını kestirmek zor değil. Ama biz prensip olarak isim anmıyoruz. Ancak bu söylediklerimden bir sonuç çıkarmak da güç olmasa gerek.

Muhalefet bir süredir seçim öncesi provokasyonların olabileceği uyarıları yapıyor. Mersin’deki Polisevine yönelik terör saldırısını bu uyarılar kapsamında mı değerlendirmek gerekiyor?

Bizim seçim güvenliğine yönelik çağrılarımız 2021 Şubat ayından beri devam ediyor. Seçime giderken bütün muhalefet partilerinin birlikte hareket etmesi gerektiğini hep ifade ettik. Ayrıca muhtemel kaos senaryolarına karşı birlikte tutum almak gerektiğine dair de uyarılarımızı yaptık, yapıyoruz. O günden bu yana yaşadıklarımız ne kadar haklı olduğumuzu ortaya koyuyor. Deniz Poyraz arkadaşımız katledildiğinde de benzer şeyleri söylemiştik ve devlet içinde veya iktidar çevrelerinde kaos planları yapan odaklar bulunduğu kanısında olduğumuzu vurgulamıştık. O günkü uyarılarımız her türlü kaos planına karşı demokratik siyasette ısrar etme ve olabilecek en geniş demokratik dayanışmayı oluşturma politikasına yönelikti. Seçimlere daha da yaklaştığımız bu dönemde kaos planlarının önemli boyutlara ulaşma ihtimalini herkes çok ciddiye almalıdır. Mersin’deki olayın da bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Saldırıyı biz de açık bir şekilde kınadık, kınıyoruz ama kınamak tek başına yetmiyor. Üzüntülüyüz elbette ama üzüntü bildirmek de tek başına çözüm değil. Bu saldırının detayları derhal aydınlatılmalıdır. Çünkü kaos planlarından medet umanların en büyük beslenme kaynakları kafa karışıklığı yaratmak ve toplumsal karmaşanın derinleşeceği şartları tahrik etmektir. 7 Haziran–1 Kasım arası yaşananları yeniden canlandıracak her türlü hazırlık veya niyeti boşa çıkarmak için çok geniş bir demokratik irade ortaklığına ihtiyaç var.

Selahattin Demirtaş, HDP Kurultayının ardından “Çuvaldızı kendimize batırmalıyız” demişti. Demirtaş’ın bu ifade ile HDP yönetimini eleştirdiği yorumları yapılmıştı. Siz bu konuda bir özeleştiri yaptınız mı? Demirtaş, gerçekten HDP yönetimini mi eleştirdi?

Selahattin Demirtaş eş genel başkanlık yapmış, çeşitli kademelerde bu mücadeleye büyük katkılar sunmuş değerli bir arkadaşımızdır. Görüşlerini kamuoyuyla paylaşması da hakkıdır ve gayet normaldir. Bunlar içinde öneri ve eleştiriler de olabilir. Ama biz, Selahattin Demirtaş’ın açıklamalarının parti politikalarıyla esasta uyumlu olduğunu ve parti politikalarını destekleme amacına yönelik olduğunu düşünüyoruz. Parti yönetimi ile Selahattin Demirtaş arasında ihtilaf veya ayrılık, çekişme veya çeliki olduğuna dair her türlü spekülasyon temelsizdir. Kendisiyle diyaloğumuz düzenli olarak devam ediyor. Sadece kendisiyle de değil, cezaevlerinde diğer arkadaşlarımızla bütün önemli aşamalarda öneri ve görüş istiyoruz.

Herhangi bir yasal engeli olmaması durumunda Selahattin Demirtaş’ı cumhurbaşkanı adayı olarak gösterir misiniz?

Kendi mekanizmalarımızı, yani tabanla istişare ve kurullarda tartışma yöntemini işletmeden, bu konuda bir karar vermemiz söz konusu olamaz. Mekanizmalarımızın temel özellikleri çoğulculuk, katılımcılık ve enine boyuna müzakeredir. Bunun dışında HDP’de hiç kimse “bizim adayımız şu isimdir” deme yetkisine sahip değil. Buna eş başkanlar da dahil. Ayrıca kurduğumuz ittifak içerisinde tartışmalar yürütmeden, adayla ilgili değerlendirme yapmamız da doğru olmaz.

Paylaşın

HDP Eş Genel Başkanı Sancar: Alternatif Biziz, Umut Bizde

Partisinin Tekirdağ 4’üncü Olağan Kongresi’nde konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Halkların özgürlük ve eşitlik mücadelesini büyütmek için varız. Bu ülkede zorbalık düzenine, sömürü düzenine son vermek için varız. Bugün mücadeleyi, direnişi büyütmek için ittifaklarımız büyüyoruz. Dün Emek ve Özgürlük İttifakı yolculuğuna başladı. Bu yolculuk bu ülkede alternatifin ne olduğunu, umudun nerede olduğunu gösteriyor. Alternatif biziz, umut bizdedir.” ifadelerini kullandı.

Sancar, “Bu ülkede demokrasi sorununun temelinde Kürt sorunu var. Kürt sorununa demokratik çözüm için halkların bütün temsilcileriyle birlikte mücadele edeceğiz. Demokratik çözümü müzakere ve ortak toplumsal iradeyle hayata geçireceğiz. Barışı bunun üzerine kuracağız. Barış tabanda kurulur. Onun için Türkiye’nin her yerindeyiz ve Türkiye’nin bütün halklarıyla birlikte yürümeye kararlıyız.” dedi ve ekledi:

“Bu ülkede demokrasi sorunu ile Kürt sorunu iç içedir. Ülkeye demokrasi getirmek için Kürt sorununa demokratik çözüm, Kürt sorununa çözüm için de ülkeye demokrasi getirmek gerekiyor. İşte bizler sizlerle ve ittifaklarımızla çözümü bu ülkeye getirmeye kararlıyız. Sözümüz var halklara, kadınlara, gençlere, emekçilere.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin Tekirdağ’da gerçekleştirilen 4’üncü Olağan Kongresi’ne katıldı. Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, Sancar’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:

Türkiye halklarının bütün sorunlarıyla ilgilenmek, çözüm üretmek için yürüyüşümüzü sürdürüyoruz. Sizlerle HDP güçleniyor, ittifaklarımız ve yürüyüşümüz büyüyor. Bu yürüyüşün sonu zaferdir, başarıdır. Kimse bundan şüphe duymasın. Bugün buraya gelirken konvoyumuzu GBT adı altında beklettiler. Başka herhangi bir partiye bunu yapıyorlar mı? Sadece bize yönelik bir engelleme bu. Basit bir engelleme gibi gözükse de HDP’yi engellemeye yönelik bir uygulama. Ayrımcılık yapıyorlar, keyfilik var. Biz bütün bunları aşarak halklarımızla buluşmaya devam ediyoruz. Şimdi buradayız, esnafımızla, Çorlu halkı ile bir araya geldik, sohbet ettik, onları dinledik. Onlara söz verdik; bu ülkenin bütün sorunlarını hep birlikte çözeceğiz.

Demokrasiyi de, adaleti de, barışı da, özgürlüğü de, eşitliği de ortak mücadeleyle bu ülkenin her yerine getireceğiz. Operasyonlara ara vermeden devam ediyorlar. Arkadaşlarımızı siyasi rehine olarak içeride tutuyorlar. Daha yakın zamanda büyük bir operasyonla burada emek veren, mücadele yürüten çok sayıda arkadaşımızı cezaevlerine koydular. Muratlı Cezaevi’nde şu anda siyasi rehine olarak tutulan bütün yoldaşlara hep birlikte selam gönderiyoruz. Hiç kaygı duymasınlar ki zaten duymuyorlar. Mücadelede boşluk olmaz. Onların, bütün halkların özgürlüğüne kavuşması için yürüttüğümüz mücadele büyüyor. Özgürlük yakındır, hepimizin özgür olduğu şartlar da çok kısa zamanda gerçekleşecek.

Buradan kısa mesafede bulunan Edirne Cezaevi’nde bulunan siyasi rehine olarak tutulan arkadaşlarımız var onlara da selam gönderiyoruz. Öte yandan Silivri Cezaevi’nde siyasi rehine olarak tutulan Semra Güzel arkadaşımız var, irademizdir ona da selam gönderiyoruz. Keyfi bir yargılamayla, insafsız bir kararla rehin tutulan Gezi’deki arkadaşlarımıza buradan güçlü bir selam gönderiyoruz. Onların da mücadelesi burada yaşıyor, onların kalp atışlarını buradan duyuyoruz. Onların direnişine buradan selam gönderiyoruz. Bu ülkenin her yerinde varız, var olacağız dedik. Bir süre önce yürüttüğümüz kampanyanın adı “HDP’liyiz Her Yerdeyiz” idi. Çorlu’da, Tekirdağ’da, Batman’da, Nusaybin’de, Artvin’de, Van’da Türkiye’nin dört bir yanında, İstanbul’da, Amed’de her yerde varız, var olacağız.

“Alternatif biziz, umut bizdedir”

Halkların özgürlük ve eşitlik mücadelesini büyütmek için varız. Bu ülkede zorbalık düzenine, sömürü düzenine son vermek için varız. Bugün mücadeleyi, direnişi büyütmek için ittifaklarımız büyüyoruz. Dün Emek ve Özgürlük İttifakı yolculuğuna başladı. Bu yolculuk bu ülkede alternatifin ne olduğunu, umudun nerede olduğunu gösteriyor. Alternatif biziz, umut bizdedir. Bu ülkede demokrasi sorununun temelinde Kürt sorunu var. Kürt sorununa demokratik çözüm için halkların bütün temsilcileriyle birlikte mücadele edeceğiz.

Demokratik çözümü müzakere ve ortak toplumsal iradeyle hayata geçireceğiz. Barışı bunun üzerine kuracağız. Barış tabanda kurulur. Onun için Türkiye’nin her yerindeyiz ve Türkiye’nin bütün halklarıyla birlikte yürümeye kararlıyız. Bu ülkede demokrasi sorunu ile Kürt sorunu iç içedir. Ülkeye demokrasi getirmek için Kürt sorununa demokratik çözüm, Kürt sorununa çözüm için de ülkeye demokrasi getirmek gerekiyor. İşte bizler sizlerle ve ittifaklarımızla çözümü bu ülkeye getirmeye kararlıyız. Sözümüz var halklara, kadınlara, gençlere, emekçilere.

Bu ülkede emek sömürüsü var, hem de insafsızca ve pervasızca bir sömürü. Çorlu ve Tekirdağ bölgesi emek sömürüsünün en derin olduğu yerlerden biri. Çorlu’da çok sayıda emekçi arkadaşımız var. Bir emekçi kenti Çorlu. Tekirdağ da öyle. Emekçiler zor şartlarda sefalet ücretiyle çalışmaya mecbur ediliyorlar. Güvencesiz bir çalışma yaşamına zorlanıyorlar. Onun için direnişler de var. Bu örgütlülüğü ve direnişi büyütmek için daha çok mücadele etmeliyiz. Emek ve Özgürlük İttifakı tam da bunun için vardır. Nerede emek sömürüsü varsa mücadeleyi orada büyüteceğiz ve mutlaka da sonuç alacağız. Çorlu ve çevresi, Tekirdağ ve yöresi aynı zamanda doğa talanının en insafsız yaşandığı yerlerdir.

“Emek sömürüsüne karşı mücadeleyi, doğa talanına karşı mücadeleyle mutlaka birleştirmeliyiz”

Ergene Nehri zehir akıyor. Birkaç metre ötede berrak bir su akarken kaynakta, buraya gelirken neden zehirli hale geliyor? Çünkü sanayi tesisleri hiçbir kontrol ve denetim olmadan atıklarını bu nehre salıyorlar. İktidar bunlara göz yumuyor. Hiçbir kanuni tedbir hayata geçirilmiyor. Bugün Ergene Nehrinin birinci sorumlusu buradaki sanayi tesisleriyse, en büyük sorumlusu da doğayı hiçe sayan, kara ve ranta neredeyse kutsallık atfeden iktidardır. Bu, sömürü düzenidir.

Bakın Ergene Nehri hem denizi hem doğayı hem de insanı tehdit ediyor. Doğayı kirletiyor, yok ediyor. Marmara Denizine en büyük kirlilik buradan yayılıyor. İnsan hayatını tehlikeye atıyor. Bu talancı düzeni değiştirmeye de sözümüz var. Ergene Nehrinde derin deşarj sistemi var, bu zehirlenmenin en büyük nedeni odur. Bu derin deşarj sisteminin iptal edilmesini, yerine de ekolojik bir sistem kurulmasını istiyoruz. Doğanın talan edilmesinin hayatlarımızı nasıl tehdit ettiğini burada birebir her gün yaşıyoruz. O nedenle emek sömürüsüne karşı mücadeleyi, doğa talanına karşı mücadeleyle mutlaka birleştirmeliyiz.

En büyük emekçi kitlesini burada kadınlar oluşturuyor. Ucuz emek gücü olarak görülüyor, sömürülüyorlar. Zaten hayatın başka alanlarında sömürüye ve şiddete maruz kalıyorlar, bir de fabrikalarda ağır şartlarda düşük ücretlerle çalışmaları nedeniyle ciddi mağduriyetler yaşıyorlar. İşçi direnişlerinin başını kadınlar çekiyor burada. Ülkeye adaletli bir yaşam ve demokratik bir düzen gelecekse öncülüğünü kadınlar yapacaktır, kadın mücadelesi yapacaktır. Buradan Deniz Poyraz’ı bir kez daha rahmetle anıyoruz. Aynı şekilde Jîna Mahsa Amini’yi katleden düzene karşı direnişi her gün daha da büyüten İran’daki kadınlara selam ve desteklerimizi yolluyoruz. Boşuna değil, bizim sloganımız Jin, jiyan, azadî. Kadın mücadelesi yaşam mücadelesidir, özgürlük mücadelesidir.

Bu iktidar her alanda sömürüyü, talanı, savaş politikalarını yaygınlaştırıyor. Biz de ona karşı adalet, özgürlük ve barış mücadelesini büyütüyoruz. Kürt sorununa demokratik çözüm bu ülkeye büyük barışı getirmenin anahtarıdır. Barış tabanda kurulur, buradaki halklarla birlikte kurulur. Emekçilerle, gençlerle, kadınlarla birlikte kurulur. Demokrasi de öyle tepeden gelmez yerelden inşa edilir.

Burada demokrasi mücadelesini büyütürsek, yerelde demokrasiyi inşa edersek ülkenin tamamına da merkezine de demokrasiyi getiririz. ‘Şu kanunu değiştirelim, anayasada şu değişiklikleri yapalım, şu sistemi getirelim’ demekle kalıcı ve güçlü demokrasi kurulamaz. Bizim mücadelemiz güçlü demokrasi içindir, katılımcı demokrasi içindir, yerel demokrasi içindir. Halkın iradesini kayyımlarla gasp eden düzene karşıdır, halkın iradesini her yerde egemen kılacak bir demokrasi içindir. Bunu da hep birlikte getireceğiz. Kimsenin şüphesi olmasın.

Bugün burada Emek ve Özgürlük İttifakının verdiği büyük güç ve moralle bir araya geldik. Emek ve Özgürlük İttifakını bulunduğumuz her yerde ve şehirde kurmamız ve büyütmemiz gerekiyor. Bu ittifakı büyütmek görevimizdir. Türkiye halklarına karış görevimizdir. Bu ittifakı en geniş kesimlere ulaştırmak zorundayız. Türkiye’nin bütün ezilenlerini, dışlananlarını, inkar edilenlerini birleştirecek büyük bir demokrasi ittifakı haline getirmemiz gerekiyor. Bunu yapacak gücümüz, başaracak inancımız var. Büyüteceğiz bu ittifakı.

“Hep birlikte başaracağız”

Türkiye’nin ortak mücadele adresi halini getiriyoruz, getireceğiz. Yarını, geleceği kuracak temel aktör olması için her alanda büyümemiz gerekiyor. Bugün her alanda direniş ve mücadele için de en geniş ortaklıkta geleceği birlikte kurmak için de en güçlü irade. Buna ihtiyacımız var. Sadece seçimleri değil hayatın her alanını bu ittifakın mücadele hedefi olarak görüyoruz. Seçimlerde de bu ittifakı büyüterek halkların, emekçilerin, sömürülenlerin ortak iradesini Meclis’e en güçlü şekilde taşıyacağız. Bu gücü de ülkenin anahtarı, sorunların çözümünün anahtarı haline getireceğiz. Çözüm biziz, geleceği hep birlikte biz kuracağız.

Burada büyük bir özveriyle bütün baskılara rağmen mücadele yürüten siz yoldaşlarıma ve bundan önceki yönetimin üstün çabalarına buradan büyük bir alkış istiyorum. Bu ülkede özgürlüğü, emeğin hakkını, demokrasiyi, barışı, adaleti içeren düzeni bizler kuracağız. Bu ülkenin yönetiminin en etkili gücü haline gelmek için ittifaklarımızı büyüteceğiz, mücadelemizi güçlendireceğiz. O günler uzak değil. Siyasi rehine olan bütün yoldaşlarımızla; emeği sömürülen, özgürlüğü gasp edilen bütün halklarımızla birlikte mücadelede kararlılığımızı sürdürdükçe başarıyı en kısa sürede yakalayacağımızdan şüpheniz olmasın. Bu ülkeye barış bizimle gelecek, demokrasi bizimle gelecek, adalet bizimle gelecek ve özgürlük bizimle gelecek. Hepsini ortak mücadele ile hep birlikte yapacağız, hep birlikte başaracağız. Yolumuz açıktır. Allah yardımcımız, Hızır yoldaşımız olsun.”

Paylaşın

HDP’li Sancar: Bu Rejim Ve İktidar Değişmelidir

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Bu rejim ve iktidar değişmelidir. Mevcut rejimin devamı senaryosunu açıkça reddediyoruz, ama bu rejimin yerine eski zihniyeti farklı bir ambalajla getirme çabalarına karşıyız. Yani eski rejime dönüşü, devletçi restorasyonu da reddediyoruz. Ne öneriyoruz? Devletçi restorasyona ve mevcut rejime ‘hayır’ diyoruz ve yeni bir başlangıç öneriyoruz. Bu başlangıç demokratik dönüşüm programıyla mümkün olabilir” dedi ve ekledi:

“Bunun için imkânlar mevcuttur, krizler yeni imkanların ortaya çıktığı dönemlerdir. Bu dönemin imkanlarını yeni bir başlangıç demokratik bir dönüşüm için değerlendirmek gibi önemli ve hayati bir hedefimiz var. Bu konuda üzerimize düşen sorumluluğun farkındayız. Yeni başlangıç, demokratik dönüşüm, yeniden inşa ne dersek diyelim bu programın ayrıntılarını paylaşacak değilim ama birkaç noktasını aktarmak istiyorum.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Diyarbakır’da bir otelde düzenlenen toplantıda sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya geldi. Sancar, konuşmasında şunları söyledi:

“Bu rejimin bu ülkede yarattığı yıkımı ayrıntılı olarak anlatmaya gerek yok. İş dünyası, emek ve meslek örgütleri onların tabanları yoksullaşmayı en iyi gözlemleyebilen kesimlerdendir. Onlara burada rakamlar anlatmayı gereksiz buluyoruz. Bir ekonomik çöküş, siyasal tıkanma var. Bu çok boyutlu krizlerden ve çöküşten çıkmak gerekiyor. Bu zorba, soyguncu, talancı, savaşçı iktidarı, inkarcı zihniyeti durdurmak istiyoruz. Bu rejimi değiştirmek istiyoruz. Bunun Türkiye’yi zaten çoklu krizlere ve çok boyutlu çöküşe getiren ana faktör olduğunun farkındayız. Baskılarıyla, zulmüyle, ekonomik sömürü ve talan politikalarıyla yandaşlara rant uygulamalarıyla toplumun ekonomik siyasal ve sosyal dokusunda ağır tahribatlar yaratmıştır.

Bu rejim ve iktidar değişmelidir. Mevcut rejimin devamı senaryosunu açıkça reddediyoruz, ama bu rejimin yerine eski zihniyeti farklı bir ambalajla getirme çabalarına karşıyız. Yani eski rejime dönüşü, devletçi restorasyonu da reddediyoruz. Ne öneriyoruz? Devletçi restorasyona ve mevcut rejime ‘hayır’ diyoruz ve yeni bir başlangıç öneriyoruz. Bu başlangıç demokratik dönüşüm programıyla mümkün olabilir. Bunun için imkânlar mevcuttur, krizler yeni imkanların ortaya çıktığı dönemlerdir. Bu dönemin imkanlarını yeni bir başlangıç demokratik bir dönüşüm için değerlendirmek gibi önemli ve hayati bir hedefimiz var. Bu konuda üzerimize düşen sorumluluğun farkındayız. Yeni başlangıç, demokratik dönüşüm, yeniden inşa ne dersek diyelim bu programın ayrıntılarını paylaşacak değilim ama birkaç noktasını aktarmak istiyorum.

“Güçlü demokrasi istiyoruz”

Öncelikle biz göstermelik değil, güçlü demokrasi istiyoruz. Sadece parlamentonun güçlendirilmesinden ibaret bir programın Türkiye’nin sorunlarını çözmeye yetmeyeceğini söylüyoruz. Bunun için katılımcı, denetim, mekanizmaların güçlü ve toplumsal kontrolün etkili olduğu bir demokratik sistem istiyoruz. Bunun da en önemli ayağı yerel demokrasidir. Eğer bu zorbalığı tek adam rejimini değiştirmek istiyorsak kuvvetler ayrılığına dayalı, yargı bağımsızlığını içeren güçlü parlamentonun bulunduğu bir sistem merkezde kurulmalı. Tek adam rejimine, otoriterliğe karşı en etkili frenin yerel demokrasidir. Yerel demokrasiden kastımız, yerel denetimlerin güçlü olması, kaynaklarını ve yetkilerinin güçlü bir şekilde kullanılmasının güvence altına alınmasını kast ediyoruz.

Yerel demokrasi sadece yerel yönetimlerden ibaret değil. Yerel demokrasi yerelin iradesinin ülkenin yönetimine yansımasını sağlayacak sistemdir. O nedenle bizler bugün kayyım rejiminde ifadesini bulan, yerel demokrasinin imhası rejimini temelden reddediyoruz. Bunu reddetmeden merkezde de, yerelde de, demokrasiyi inşa etmek mümkün değil. Yerel demokrasi yerelde ortak demokrasi mücadelesini gerektirir. Yani yerelde olabilecek en geniş ittifakların ve ortaklıkların kurulmasını gerektirir. Yerelde mücadeleyi birlikte yürütme arayışını samimi olmayı gerektirir. Bizlerin bu çabası, sizlerle buluşma konusundaki bu programların amacı da yerel demokrasiyi yerel mücadeleyle var edecek yolları bulmaktır.

Elbette Türkiye’nin en kilit sorunu olduğu kabul edilen Kürt sorunu vardır. Kürt sorununun çözümü, demokratikleşmeyle doğrudan ilişkili. Demokrasinin inşası yeni bir başlangıçta Kürt sorununu demokratik çözüm ile mümkündür. Bunları birbirinden ayıramayız. O nedenle bizler hem Kürt sorununun demokratik çözümü hem de Türkiye’nin bütününde demokratikleşmeyi iç içe ele alan bir program ve mücadele yürütüyoruz.

Şu anki hakim senaryolar Kürt halkının hak ve özgürlük taleplerini toplumsal alandan dışlamaya dayanıyor. Bütün senaryoların çıktığı temel nokta Kürt sorununda yüzyıllık zihniyetin küçük rötuşlar devam etmesini öngörüyor. Bu iki yaklaşım içinde esasta bir fark yoktur. Ne mevcut rejim ne de devletçi restorasyon Kürt sorununda çözüm gibi bir derde sahip değildir. O nedenle bizler, bu senaryoların ana hedefinin ve sonucunun Kürt halkının bir siyasal özne olarak çıkarılması, Kürtlerin siyasal alandan ve toplumsal alandan etkisizleştirilmesi noktasına çıktığını görüyoruz. O nedenle diyoruz ki; yeniden başlangıç olacaksa Kürt sorununa demokratik çözümün önünü açacak asgari mutabakatlar gereklidir. Burada saymak gerekirse, öncelikle Kürtlerin kendi olarak var olmaları için ihtiyaç duyulan ve evrensel kabul gören hak ve özgürlüklerinin tanınmasıdır. Anadilinde eğitim şüphesiz ilk akla gelendir. Bunların yok sayıldığı, bunların dışlandığı senaryoların yeni bir başlangıç getirme imkanı yoktur. Eskiye dönüşün ne anlama geldiğini, 90’lardaki konseptin Susurluk’a 2015 konseptinin şimdiki suç imparatorluğunda dönüşmesinde açıkça görebiliriz. Biz yeniden aynı kirli ve kanlı döngünün yaşanmasını istemiyoruz.

“Barış hareketine ihtiyaç var”

Bunun dışında istediklerimizi de kısaca aktaralım. Kürt halkının özgürlük ve hak taleplerinin toplumsal alandan dışlanması ile birlikte iradesinin de siyasal alanda tasfiyesi çabaları en üst noktaya ulaşmış durumda. Hem toplumsal alanda etkisiz hale getirme hem de iradesini siyasal alandan dışlamak! Bunun somut örnekleri, partimize baskılarda görülebilir ama sadece bunlardan ibaret değildir. Esas olan Türkiye’nin yeni döneminde Kürtlerin toplumsal talepleriyle siyasal iradesinin nerede yer alacağı meselesidir. Tartışmanın özünün bu olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Bizler bu iktidarın esas olarak savaş politikalarıyla ayakta kaldığını uzun süredir söylüyoruz. Düşmanlaştırma, nefret, kutuplaştırma ve şiddet. Bunlar bu iktidarın ayakta kalmak, varlığını sürdürmek için en sıkı şekilde kullandığı yöntemlerdir. Bunlara karşı çıkmadan bu iktidara muhalefet etme iddiasının bir karşılığı olmaz. Eğer gerçekten bu iktidara ve rejime karşı çıkıyorsa, eğer bunlara muhalif olduğumu iddia ediyorsak öncelikle bu politikaları reddetmemiz gerekiyor. Savaş politikalarına, bu savaş politikalarının Kürtlere karşı yürütülen inkar, imha politikasının en ince şekilde yürütüldüğünü görmek, bunun Türkiye’nin tamamının da yoksullaşmasında ve krize girmesinde en önemli faktör olduğunu akıldan çıkarmamamız lazım. Savaş politikalarına karşı çıkmak, bu iktidarın bütün politikalarına karşı çıkmanın kilididir. Bunu nasıl yapacağız? Bir barış politikasına, demokratik çözüm programına ihtiyacımız var.

Bundan iki yıl önce Diyarbakır’da STK’larla buluşmamızda bir çağrı yapmıştım. ‘Türkiye’nin tamamında büyük bir barış hareketine ihtiyaç var’ demiştim. ‘Eğer bu Türkiye’nin tamamında oluşmuyorsa güçlü ve kapsayıcı bir Kürt barış inisiyatifi oluşturulabilir’ demiştim. Çağrının gereklerini o günden başlayarak yerine getirmiş olsaydık bu savaş politikaları belki bu noktaya gelmeyecekti. Bizim de bu konuda eksiklerimiz olabilir, hepimiz bu konuda kendimizi sorgulamalıyız. Türkiye’de büyük bir barış inisiyatifi olmadı diyelim, bir Kürt barış inisiyatifi başlatılabilirdi. Bunun büyük bir barış hareketinin oluşmasına güç vermekle kalmayacağını görürdük, Ortadoğu’da büyük bir adım olacaktı. Bu konuda çalışmaların devam etmesi gerekiyor.

Bizler siyasal bir dönüşüm programı için uğraşıyoruz. Genellikle sayısal gücümüz üzerinden tartışılıyoruz. Bunda bir yanlışlık yok. Cumhurbaşkanlığı seçimleri bu sistemde yüzde 50 artı biri gerektirdiği için, kilit veya anahtar durumundaki oylar öne çıkıyor. HDP bu sayısal gücü üzerinden koşuluyor. Eğer sayısal gücümüz bu noktaya gelmişse halk desteğinin büyük olduğunu gururla söyleyebiliriz. Bütün kuşatmalara, baskılara, her türlü operasyona rağmen bugün HDP bir çözüm gücü olarak görünüyorsa, halk desteği önceki dönemlere göre ciddi bir şekilde yükselmişse bu bizim mücadelede haklı ve inancımızda samimi olduğumuzun teyididir. Bizim esas iddiamız, sayısal gücümüzü siyasal rolümüze doğru bir şekilde dönüştürmektir. Biz Türkiye’nin gerçek anlamda yeni bir başlangıç yapması için anahtar aktör olduğumuzu iddia ediyoruz. Çünkü mevcut seçeneklerin hepsinden farklı olan demokrasiye, özgürlüğe, adalete giden yolu açacak asıl adresin burası olduğunu söylüyoruz. Sadece sayısal gücümüzle bunu yapabilir miyiz? Böyle bir iddiamız yok; biz istiyoruz en geniş ittifakla yapalım. Mücadeleyi birlikte yürütelim, seçimlere giderken de nasıl bir tutum takınmamız gerektiğini yine halkımızla toplumun örgütlü temsilcileriyle tartışalım.

Politikamızı daha önce ilan ettik, 27 Eylül deklarasyonumuz var. Oradaki politikalarımızda bir değişiklik yok. Fakat dönemin şartlarının gereklerine uygun yeni yöntemler veya yeni politikalar ihtiyacı vardır ve olacaktır. Bunları da birlikte tartışacağız. Bizim temel hedefimiz, bu ülkede demokratik dönüşüme giden yolu açacak yeni bir başlangıç yapmaktır. Bu ülkenin yönetiminde etkili gücü ortaya çıkarmaktır. Bu sizlerle olacak. Bu hafta sonu Cumartesi günü emek ve özgürlük ittifakını kamuoyuna duyuracağız. Bu belirttiğimiz politikalarımızın ve çabalarımızın ilk önemli ve somut örneğidir. Ama bu mücadelemizin en geniş kesimlere ulaşması için çalışmaları her alanda sürdürmek gerekiyor. Demokrasi, adalet ve barış isteyen her kesimle birlikte yürüyeceğimiz zeminler yaratmak gerekiyor. Bunun için bu toplantıları yapıyoruz, halk buluşmaları gerçekleştiriyoruz.

“En güçlü birlikteliği hedefliyoruz”

Burada ülkenin yönetiminde etkili güç olmayı, koalisyon ortağı ya da bakanlık gibi sığ tartışmalara bağlamayı da reddediyoruz. Bunun aslında konuşmaya değer bile bulmadığımızı söylüyoruz. Biz halkların ortak gücünü, ezilenlerin dışlananların iradesini en güçlü şekilde ortaya çıkaracak birlikteliği hedefliyoruz. Bu toplumsal alanda ortak mücadele ve parlamentoda anahtar güç olmayı gerektiriyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminde üzerimize düşen sorumlulukların farkındayız. Bu sorumlulukların da aşama aşama halklarımızla, toplumun temsilcileriyle somutlaştıracağımız tartışmalara devam edeceğiz.”

Paylaşın

HDP’li Sancar: İktidarı Değiştirmek İstiyoruz

Partisinin meclis toplantısının açılışında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “En başta bu toplumun ezilenlerin, dışlananları, yok sayılanları, sömürülenledir. Biliyoruz ki halklar bu sesi duyuyor. Türkiye toplumlu bu kararlı ve inançlı mücadelenin kendisini aydınlığa çıkaracağını görüyor. Kim ki bunun dışında bir yol izlerse, HDP’yi kurduğu demokrasi ittifakını, bu ittifakın motor gücü olan Kürt halkını yok saymaya dışlamaya ve aşağılamaya yeltenirse Türkiye halklarının vicdanında büyük bir mahkumiyete maruz kalacaktır.” dedi.

Haber Merkezi / Sancar, konuşmasının devamında “Bizler bu iktidarı değiştirmek istiyoruz. Bunun için sorumlulukla hareket ediyoruz. Gücümüzün farkındayız. Seçimlerde kilit parti olduğumuzu da biliyoruz. Esas düsturumuz sorumluluk bilincidir. Biz halk desteğinin farkındayız. Herkes bilsin ki sorumluluğumuzun bilincindeyiz.” ifadelerini kullandı.

HDP üzerinden yapılan tartışmalara değinen HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “HDP ile ilgili suçlayıcı ve dışlayıcı söz söylemek isteyen parti, şahıs ve kurumlar, özellikle partiler, HDP ile ilgili suçlayıcı söz söylemeden aynaya baksınlar” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Meclisi (PM), yeni dönem politikalarını belirlemek için partinin genel merkezinde toplandı. Eş Genel Başkan Mithat Sancar, Parti Meclisi toplantısının açılışında siyasetteki gelişmeleri değerlendirdi.

“Halktan destek almak konusunda ne bir doğru dürüst vaatleri ne de oyları olanlar çıkıp ahkam kesiyorlar” diyen Sancar, şöyle devam etti: “Bütün bunlara rağmen yolumuzdan şaşmayacağız, vazgeçmeyeceğiz. Doğru bildiğimiz yoldan yürümeye kararlılıkla devam edeceğiz.

“Ne iktidarın provokasyon ve operasyonları ne de başkalarını tahrikleri bizleri bu yoldan alıkoyabilir. Yolumuz bu ülkeye demokrasinin kapılarını açmaktır, Kürt sorununa siyasal çözümün zemini yaratmaktır. Bu ülkede yaşayan herkesin onurlu ve eşit bir yaşam sürmesini sağlayacak geleceği inşa etmektir.

“Savaş düzenine mahkum değiliz”

Farkındayız, seçimler tartışılıyor, HDP’nin konumu herkesin gündeminde. Çünkü inançlı ve kararlı yürüyüş, güçlü bir halk desteği yaratıyor. Bu seçimlerin ne kadar önemli olduğunu herkes biliyor.

Bizler çağrı yaptık. Önce büyük bir demokrasi ittifakı kuralım dedik. Bu demokrasi ittifakını ilmek ilmek örüyoruz, büyüyerek inşa oluyor demokrasi ittifakı.

Emek ve Özgürlük İttifakı bunun en somut ve önemli sonucudur. Amacımız halkları seçeneksiz, bu toplumu alternatifsiz yaratma arayışlarını boşa çıkarmaktır.

Bu ülkenin halkları yaşanan yıkım, çöküş, savaş, yalan, talan ve kan düzenine mahkum değildir. Çünkü HDP var, HDP ile birlikte Emek ve Özgürlük İttifakının yürüyüşü var, çünkü bu yürüyüşün hedeflediği büyük demokrasi ittifakının güneşi parlamaktadır.

“Adresimiz Türkiye haklarıdır”

O nedenle bir seçenek var, umut var, hem de güçlü bir alternatif, çok sağlam bir umut var. Biz çizgimizden ve geçen eylül deklarasyondan ilan ettiğimiz politikamızdan ne operasyonlar baskılar ne de tahrikler nedeniyle vazgeçecek değiliz.

Çağrılarımız sanılıyor ki siyasi partilerin merkezlerinedir. Elbette bütün muhalefet partilerine çağrılar yapıyoruz. Bu çağrıların amacı gelin bize destek olun olarak anlaşılıyorsa, bu aymazlıktır. Tam tersine Türkiye halklarına gelin, yol açılım amacını taşımaktır. Çağrımızın esas adresi, Türkiye halklarının vicdanı, aklı ve ahlakıdır.

“Yalpalayacağımızı sananlar yanılıyor”

Tertemiz bir geçmişe ve bütünüyle kararlı bir demokrasi mücadelesine kendini adamış bir partinin başkalarının boş sözleriyle herhangi bir şekilde yalpalayacağını sananlar büyük yanılıyorlar.

Diyoruz ki önümüzdeki seçimde yalan talan ve kan düzenini değiştirelim. Bunun için de cumhurbaşkanlığı seçimi bakımından açık diyalog doğrudan müzakere çağrımızı defalarca yaptık, yineliyoruz. Fakat altını bir kez da çiziyoruz. Bu çağrımızın muhatabı esası olarak Türkiye halklarıdır, toplumun tamamıdır.

“İktidarı değiştirmek istiyoruz”

En başta bu toplumun ezilenlerin, dışlananları, yok sayılanları, sömürülenledir. Biliyoruz ki halklar bu sesi duyuyor. Türkiye toplumlu bu kararlı ve inançlı mücadelenin kendisini aydınlığa çıkaracağını görüyor. Kim ki bunun dışında bir yol izlerse, HDP’yi kurduğu demokrasi ittifakını, bu ittifakın motor gücü olan Kürt halkını yok saymaya dışlamaya ve aşağılamaya yeltenirse Türkiye halklarının vicdanında büyük bir mahkumiyete maruz kalacaktır.

Bizler bu iktidarı değiştirmek istiyoruz. Bunun için sorumlulukla hareket ediyoruz. Gücümüzün farkındayız. Seçimlerde kilit parti olduğumuzu da biliyoruz. Esas düsturumuz sorumluluk bilincidir. Biz halk desteğinin farkındayız. Herkes bilsin ki sorumluluğumuzun bilincindeyiz.”

Paylaşın

HDP’li Mithat Sancar: Ortak Aday Fikrine Açığız

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Ortak aday fikrine açığız” dediklerini belirterek “Çağrımız, karşılık bulmazsa ilk seçenek ayrı aday çıkarmak” dedi. Sancar, HDP olarak şunu söylüyoruz: Gelin, bu ülkeyi demokrasiye, adalete ve barışa götürecek yolu açacak bir programın temel ilkelerinde uzlaşalım ve bu seçimi birinci turda açık farkla kazanalım” ifadelerini kullandı.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, parlamento seçimlerinde Millet İttifakı’yla bir birlikteliğin söz konusu olmadığını belirterek cumhurbaşkanlığı için de muhalefete “ortak aday” çağrısında bulundu. Cumhuriyet’ten Gamze Kolcu’ya konuşan Sancar özetle şöyle dedi:

Demokrasi ittifakı

Demokrasi İttifakı’ndan kastımız, Cumhur ile Millet ittifakları dışında kalan kesimlerin en kapsayıcı birlikteliği. Genişlemesi için başvuracağımız yapıların içinde emek güçleri, meslek örgütleri, kadın hareketi, ekoloji hareketi gibi toplumsal ve siyasal kesimler var. Hedeflediğimiz genişliğe henüz ulaşmış değiliz. İttifakta yer almayan sol-sosyalist, devrimci güçlerle de görüşmelerimizi sürdüreceğiz.

Paylaşın

HDP’li Sancar: Aleviler Lütuf Değil Eşit Yurttaşlık İstiyor

Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri’ne katılan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, burada yaptığı konuşmada, “Cemevlerine şu yardımı, bu yardımı yapmak, Alevilere sadaka politikası devreye sokmak öyle sandıkları gibi kimsenin kanacağı bir durum değildir. Alevi canlar da bu ülkedeki bütün yurttaşlar da lütuf ve sadaka değil, ihsan değil eşit hak istiyor.” dedi.

Haber Merkezi / Mithat Sancar, konuşmasına, “Bu eşit hakların başta Anayasa olmak üzere her düzeyde güvence altına alınmasını istiyor. Bizler de bu talepleri yerine getirmek için mücadelemizi sonuna kadar kararlılıkla ve inançla yürütme azmindeyiz” ifadeleriyle devam etti.

Sancar, konuşmasının devamında, “Ancak ülkeyi soyup talan eden böyle bir iktidar varken, her türlü tezgahtan fayda çıkarmayı kendine meşru sayan bir anlayış varken sadece bir kesimin, sadece HDP’nin, sadece başka bir partinin tek başına bu ağır yıkımı durdurması ve bu zalim düzeni değiştirmesi mümkün değildir. O nedenle hem bu zalim, ayrımcı, tezgahçı, soyguncu iktidarı göndermek için hem de bu ülkede ayrımcılığın köklerini, soygunculuğun kaynaklarını, talanın bütün yollarını değiştirecek bir güçlü ortak iradeye ihtiyacımız var. Yani, iktidarı gönderelim ama bu düzeni besleyen kaynakları da değiştirmek için çalışalım” dedi.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş sözcüsü Turgut Öker, HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyeleri Sultan Özcan, Tuncer Bakırhan, Doğan Erbaş ile milletvekilleri Ali Kenanoğlu, Alican Önlü, Kemal Bülbül ve Zeynel Özen oluşan heyet, 59’uncu ulusal, 33’üncü uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’ne katıldı. Burada bir konuşma yapan Sancar şunları söyledi:

“Buraya gelen bütün canların niyazlarının Hak katında kabul olmasını temenni ederiz. Hacı Bektaş etkinlikleri kapsamında buradayız. Dergaha geçtik. Bu, dergahtan öte bir mekan, bir üniversite, bir felsefe yuvası. Hünkar’dan insanlığın öğrendiği pek çok şey var. Biz de öğrendiklerimizin tamam olup olmadığını bir kez daha görmek için buraya geldik. Eksikliğimiz varsa bu aynada görme ve tamamlama iradesini tazelemeye geldik.

“Ülkenin en temel sorunu eşit yurttaşlık”

Hepiniz biliyorsunuz Hünkar Hacı Bektaş anlatıya göre Anadolu’ya güvercin donunda gelmiştir. Daha bu bile felsefesinin, inancının temelini göstermeye yetiyor. Barış için gelmiştir ama barışın da temelini öyle güzel anlatmıştır ve demiştir ki “72 millete aynı nazarla bakmayan 40 yıl müderris olsa hakikate asidir”. Yani barış için 72 millete, bütün insanlara, bütün halklara aynı nazarla bakmak lazım. İşte biz bu felsefeden ilham alarak ülkenin en temel sorununun eşit yurttaşlık olduğunu belirtiyoruz. Buradan, bu felsefeden aldığımız ilhamı bütün ülkeye bir kez daha seslendirmek istiyoruz. Bu mevsim Hacı Bektaş şehri pek çok misafiri ağırlıyor. Evet, siyasetçiler de geliyor bizim gibi ama sizleri temin ederim ki biz buraya nefes için, rızalık için geldik. Buradan alacağımız nefesi bütün ülkeye yaymak için sizlere söz vermeye geldik.

“İnançlar arasına ayrımcılık sokan iktidarı hep birlikte değiştireceğiz”

Hünkar’a ve buradaki bütün diğer müritlerine onların huzurunda, sizlerin karşısında söz veriyoruz. Bu ülkede insanları nefessiz bırakan bu düzeni değiştireceğiz. Bu ülkede inançlar arasına ayrımcılık sokan, eşitsizliği her alana yaygınlaştıran, ırkçılığın zeminini sonuna kadar besleyen iktidarı hep birlikte değiştireceğiz. Değiştirelim ki bu ülke nefes alsın. Her inançtan insan inancını özgürce yaşasın, bütün inançlar eşit olsun. Hünkar’ın tabirini kullanıyorum; “Her milletten insan kendi gibi yaşasın, özgür olsun”. Yine Hünkar’ın bu sözü bize ilham veriyor. “Her ne arar isen kendinde ara”. Biz onun bu sözünü şöyle anlıyoruz: Özgür olman için kendin olman lazım ama kendin olabilmen için de özgür olman lazım.

“Eşit hak mücadelesini birlikte yürüterek provokasyonları boşa çıkaracağız”

İşte hem her birimiz birey olarak hem de bu ülkedeki bütün inançlar ve halklar olarak kendimiz olarak yaşamayı talep ediyoruz. Herkes kendi gibi olacak ve bunun temeli de özgürlük ve eşitliktir. Alevilerin karşılaştığı sorunların elbette farkındayız. Bunları bizzat bütün ülkedeki Alevi canları ziyaret ederek ve kurumlarıyla istişarelerde bulunarak öğreniyoruz. Mayıs ayının başında bir kampanya başlatmıştık, “Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı” kampanyası. Neden Alevilere özel bir kampanya yürüttük, çünkü Aleviler üzerinden yürütülmek istenen hem tezgahları hem provokasyonları ancak bütün canlar bir araya gelerek ve eşit hak mücadelesini birlikte yürüterek boşa çıkaracağımıza inanıyoruz. O nedenle çözüm cemevlerine gösterişli ziyaretler yaparak kamuoyunun gözünü boyamaktan geçmez. Çözüm Hacı Bektaş’a gelip boy gösterip buradan gittikten sonra aynı ayrımcı ve baskıcı anlayışı sürdürmekle gelmez. Çözüm hepimizin hep birlikte eşit yurttaşlık için mücadele etmesi ile gelir.

“Aleviler haklarının her düzeyde güvence altına alınmasını istiyor”

Cemevlerine şu yardımı, bu yardımı yapmak, Alevilere sadaka politikası devreye sokmak öyle sandıkları gibi kimsenin kanacağı bir durum değildir. Alevi canlar da bu ülkedeki bütün yurttaşlar da lütuf ve sadaka değil, ihsan değil eşit hak istiyor. Bu eşit hakların başta Anayasa olmak üzere her düzeyde güvence altına alınmasını istiyor. Bizler de bu talepleri yerine getirmek için mücadelemizi sonuna kadar kararlılıkla ve inançla yürütme azmindeyiz. Ancak ülkeyi soyup talan eden böyle bir iktidar varken, her türlü tezgahtan fayda çıkarmayı kendine meşru sayan bir anlayış varken sadece bir kesimin, sadece HDP’nin, sadece başka bir partinin tek başına bu ağır yıkımı durdurması ve bu zalim düzeni değiştirmesi mümkün değildir. O nedenle hem bu zalim, ayrımcı, tezgahçı, soyguncu iktidarı göndermek için hem de bu ülkede ayrımcılığın köklerini, soygunculuğun kaynaklarını, talanın bütün yollarını değiştirecek bir güçlü ortak iradeye ihtiyacımız var. Yani, iktidarı gönderelim ama bu düzeni besleyen kaynakları da değiştirmek için çalışalım.

“İktidar Alevileri makbul olan ve olmayan diye ayırmak istiyor”

Alevi canlar çok iyi bilirler, 1500’lerde dergahlarına kayyımlar atanıyordu. Gizli veya dolaylı amaç asimile etmek, kontrol altında tutmaktı. O zamanki egemenler makbul ve yandaş Alevi yaratma derdindeydi. Bu anlayış değişmedi. Bugünkü iktidar da başka oyunlarla Alevi toplumunu makbul olan ve olmayan olarak ayırmak ve yandaş bir Alevi topluluğu yaratarak bu ülkede adaletsizlik yapmadığını göstermek gayreti içinde. Ama Alevi canların da bütün adalete inanan yurttaşlarımızın da buna kanmayacağını çok iyi biliyoruz.

“1826’da buraya II. Mahmut’un kayyım atamasıyla bugünkü kayyımlar arasında bir fark yok”

Bizler bu dergahın kaç kere kapatıldığını da biliyoruz. En son II. Mahmut döneminde 1826’da kapatıldı. Gene kayyımlar atandı. Dert hep aynı; asimile etmek. İnsanların kendileri gibi yaşaması isteğini engellemek. “Sen kendin gibi yaşayamazsın, ben sana neyi dayatırsam onu giyeceksin”. Anlayış bu. Bugünkü kayyım zihniyeti ile 1826’da II. Mahmut’un buraya kayyım tayin etmesi arasında bir fark yok. Biz 200 yıl geriye giden bu anlayışı değiştirmeli ve ülkeye eşit yurttaşlık temelinde bir demokratik barışı getirmeliyiz. Her türlü nefrete, savaş oyununa yine birlikte karşı çıkmalıyız. Kini söküp buradan atmalıyız. Bunu yapacak kaynaklarımız var. İşte Hünkar’ın felsefesi, işte bu topraklar ve Anadolu’nun dört bir yanı. Bunları görebilirsek, bunları iyi değerlendirebilirsek biz bu düzeni değiştiririz sevgili canlar. Bu dergah 1925’te nihai olarak kapatıldı. Bunun açılmasını ve sahiplerine iade edilmesini istiyoruz. Bu Alevi canların talebidir, biz de onların bu taleplerinin destekçisiyiz. Bu zalim iktidarı, bu adaletsiz düzeni değiştirmemiz lazım. Bunun için de çağrımız açıktır: Gelin canlar bir olalım.”

Paylaşın

Sancar: İktidar Kaynakları Yandaşlara Aktarıyor, Biz Halka Vereceğiz

Hatay’ı ziyaret eden HDP Eş Genel Başkanı Sancar, burada yaptığı konuşmada, “Ekonomide bu kadar sorunlar yaşanırken, çöküş varken, açlık ve yoksulluk almış başını gitmişken, her bir öneriye kaynakları gösterin diye cevap veriyorlar. Bizler diyoruz ki kaynak var; bu ülkenin toprağında, havasında, suyunda, insanında, emeğinde öyle büyük zenginlikler var ki bunları nereye aktardığınız önemli. İktidar kaynakları yandaşlara aktarıyor. Bir avuç sermayeye, zengine ve rantiyeye aktarıyor. Biz oradan alacağız, halka vereceğiz. Halk için kullanacağız, halk için ekonomi düzeni kuracağız. Halkçı ekonomi” dedi.

Haber Merkezi / Mithat Sancar, konuşmasının devamında, “Kaynak çok. Hazine garantisiyle otoyollara havaalanlarına ve pek çok başka kuruma, kuruluşa, tesise milyarca lira aktarılıyor. Geçmediğimiz yolun, inmediğimiz havaalanının parasını biz ödüyoruz. Elektrik dağıtım şirketlerine hazine garantisi vermişler, tüketmediğimiz elektriğin parasını veriyoruz. İşte bu kaynakları o bir avuç sermayedardan alacağız ve halka vereceğiz. Kaynak var” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Hatay ve ilçelerinde esnaf ziyaretleri, halk buluşmalarına katıldı. Hatay girişinde kalabalık bir konvoy tarafından karşılanan Sancar, Erzin ilçe binası önünde halk buluşmasında kalabalığa seslendi. Mithat Sancar şunları söyledi:

“Sevgili Erzin halkı, hepinizi yürekten selamlıyorum, bu coşkunuza teşekkürle cevap vermek yetmez. Bunun için çalışmak, sizin bu desteğinize layık olmak lazım. Daha çok çalışmak daha uzun yolları birlikte yürümek lazım. Hepinize teşekkür ediyorum.

Gelê me yê bi rûmet hevalên bi rûmet ez we hemûyan bi dilgermî silav dikim. Ser seran ser çavan re hatin.

Bu coşkulu karşılamaya bir şiirle başlayarak karşılık vermek iyi olur. Ahmet Arif Çukurova’yı tarif ederken “sıcağında sabır taşı çatlar, çatlamaz ırgatın yüreği” diyordu. Bu sıcakta sabır taşı da çatlar ama mücadele eden, hakkı için, onuru için, özgürlüğü için mücadele eden halkın yüreği çatlamaz işte. Burada da hep birlikte her yerde herkese bunu gösteriyorsunuz. Yine Ahmet Arif’in şiirini biraz değiştirerek aktarayım. “Yol uzun, şartlar ağır ama bir sevdadır böyle yaşamak, bütün korkulara rağmen, bütün korkulardan uzak, halk için halkla birlikte yürümek. Bir sevdadır bu.” İşte HDP bu sevdanın adıdır, siz bu sevdanın yaratıcıları, emekçilerisiniz.

“Soygun düzenine karşı başarı ortak mücadeleden geçer, sorunları biz çözeceğiz”

Her türlü yolu deniyorlar bizi engellemek için; kumpas davaları açıyorlar, her gün yeni operasyonlarla yöneticilerimizi gözaltına alıyorlar, tutukluyorlar. Kapatma davalarından medet umuyorlar ama karşılarında inatla, ısrarla, inançla mücadele eden bir halk var. Bunu unutuyorlar. Ama her seferinde bu halk onlara bunu hatırlatıyor, hatırlatmaya devam edecek. İşte mücadeleyle direnişle öyle bir ufka vardık artık asla yalnız değiliz, asla yalnız olmayacağız. Daha da büyüyeceğiz daha da büyük yollar yürüyeceğiz. Bu ülkenin her sorununa çözümü bizler getireceğiz. Bizler derken elbette partimizi, HDP’yi kastediyoruz en başta ama bizler bu zorba iktidara, bu soygun düzenine karşı başarının ortak mücadeleden geçtiğini biliyoruz. Halkların birlikte yürümesi ve bu yürüyüşün giderek büyümesi değiştirecektir bu düzeni. Bu iktidara dur diyecek şey halkların bu inançlı, kararlı buluşması olacaktır.

Bizler bu ülkede her yerde olacağız. Daha önceki sloganımız buydu. HDP’yiz her yerdeyiz. Bu ayın başında bir eş genel başkan Amed’de bir eş genel başkan İstanbul’daydık. Daha sonra Konya’nın Kulu ve Cihanbeyli ilçelerine gittik. Manisa’daydık. Yarın Nevşehir’de olacağız, öbür gün Kars’a gideceğiz, Hakkari’ye kadar uzanacağız. Türkiye’nin dört bir yanına ulaşacağız. Kararlıyız, halklarla buluşmamızı hiçbir güç engelleyemeyecek. Halklar arasına nefreti, düşmanlığı, kini sokmak isteyenler asla başaramayacaklar, HDP var çünkü. HDP var oldukça nefret yok olacak, HDP büyüdükçe düşmanlık yok olacak, bu ülke karanlıktan aydınlığa yürüyecek. İşte bunun sözünü veriyoruz. Kongremizde bunun sözünü vermiştik. Çözüm biziz, sözümüz var dedik. Bu soygun düzenine karşı çözüm biziz.

“Emekçilerin hakkını ve onurlu yaşam talebini mutlaka gerçekleştireceğiz”

Bakın sizler Erzin’de pek çok sorun yaşıyorsunuz. Erzin’de tarım işçilerinin yaşadığı zorlukların farkındayız. Hepsini biliyoruz. Hepsi ile ilgili çözümümüz de var. Emeğin hakkı onurluca teslim edilecek. Bütün tarım işçileri bu ülkede en zor şartlarda çalışan emekçilerdir. Bunu mevsimlik tarım işçilerinin çadırını gezerken de gördük. Bütün bunları emekçilerin birleşik gücü ve ortak mücadelesiyle mutlaka çözeceğiz. Emekçinin hakkını, onurlu yaşam talebini mutlaka gerçekleştireceğiz. Bunu da ancak bizler yapabiliriz, hep birlikte yapabiliriz.

Bu iktidar yasaklardan medet umuyor dilleri, konserleri yasaklıyor, gençlerin eğlencesine bile zulüm uyguluyor. Yasaklarla, baskılarla gençleri durduramazsınız. Zulümle, asimilasyon çabalarıyla kimlikleri ve inançları engelleyemezsiniz. Çünkü her halkın özgür ve eşit yaşayacağı, bütün inançların eşit ve özgür olacağı ülkeyi yaratacak milyonlar var ve bu milyonlara her gün yüzbinler, milyonlar ekleniyor ve eklenecek. İşte o nedenle başaramayacaklar.

“Kirli sanayi ile narenciyenin yurdu olan Erzin’deki yaşamı, havayı, doğayı kirletiyorlar”

Bakın ülkenin her yanı talan meydanına dönüştü. Enflasyon yüzde 80 diyorlar ama gerçeği yüzde 150-160 biliyorsunuz. Yoksulluk aldı başını gidiyor. Doğayı talan ediyorlar. Ne için? Bir avuç sermayeye daha fazla kaynak aktarmak için. Erzin narenciyenin yurdudur, Türkiye’deki narenciyenin yüzde 20’si burada üretiliyor. Peki ne yapıyor bu iktidar? Geliyor burada bir petrokimya tesisi kurmaya çalışıyor. Burnaz sahilinde. Plastik hammaddesi için üretim yapacak bir tesis. Bunun sonucu narenciye üretiminin giderek baltalanması olacak. Burnaz sahili gibi nadide bir turizm köşesi yok edilecek. Yer altı suları zehirlenecek kim ve ne için? Kirli sanayi buradaki temiz yaşamı yok edecek, sırf bir avuç sermayedara rant sağlamak için. Ama Erzin halkı da Antakya’nın bütün halkları bu kirli sanayi projesine karşı ortak mücadeleyi büyütüyorlar. Daha önce benzer projeleri devreye sokmaya çalıştılar. 4 tane kömürlü termik santral için çalışmalar yürüttüler. Ama hepsini durdurdunuz, ortak mücadele ile. Toprağına, suyuna, havasına, emeğine ve onuruna sahip çıkan bir halkı hiç kimse yenemez.

“Mücadeleyi birleştirmek bu talancı düzeni durdurmanın tek yoludur”

Evet HDP halktır, halkların iradesidir, ortak mücadele evidir, inançların ortak direniş mekanı, özgürlük mücadelesinin yurdudur. HDP sizsiniz, HDP halklardır, HDP her tür inançtan insanın kendi geleceği için mücadele yürüttüğü büyük bir yoldur. HDP halktır sözü bu anlama geliyor. Mücadeleyi birleştirmek her yerde bir araya gelmek bu soyguncu talancı ve savaşçı iktidarı ve düzeni değiştirmenin tek yoludur. Burada doğa için yürütülen mücadele aynı zamanda Muğla’da Akbelen ormanları için yürütülen mücadele ile buluşacaktır. Akbelen’de ormanları korumak için yürütülen mücadele Şırnak’taki orman kıyımına karşı yürütülen mücadele ile buluşacaktır. Buluşmalıdır. Artvin’in derelerini savunanlar ile Van’da dereleri savunanlar mutlaka bir araya gelmelidir, gelecektir. İşte bu büyük bulaşma, talanı da yalanı da soygunu da bitirecektir. Bizler söz veriyoruz halkımıza. Sözümüz var çözüm üretiyoruz. Çözüm biziz diyoruz. Bu çözümü sizlerin gücüyle hayata geçireceğiz.

“Bu ülkenin toprağında emeğinde çok büyük zenginlik var ve bunu  peşkeş çekiyorlar”

Ekonomide bu kadar sorunlar yaşanırken, çöküş varken, açlık ve yoksulluk almış başını gitmişken, her bir öneriye kaynakları gösterin diye cevap veriyorlar. Bizler diyoruz ki kaynak var; bu ülkenin toprağında, havasında, suyunda, insanında, emeğinde öyle büyük zenginlikler var ki bunları nereye aktardığınız önemli. İktidar kaynakları yandaşlara aktarıyor. Bir avuç sermayeye, zengine ve rantiyeye aktarıyor. Biz oradan alacağız, halka vereceğiz. Halk için kullanacağız, halk için ekonomi düzeni kuracağız. Halkçı ekonomi.

Kaynak çok. Hazine garantisiyle otoyollara havaalanlarına ve pek çok başka kuruma, kuruluşa, tesise milyarca lira aktarılıyor. Geçmediğimiz yolun, inmediğimiz havaalanının parasını biz ödüyoruz. Elektrik dağıtım şirketlerine hazine garantisi vermişler, tüketmediğimiz elektriğin parasını veriyoruz. İşte bu kaynakları o bir avuç sermayedardan alacağız ve halka vereceğiz. Kaynak var.

“Sömürüyü açlığı ve yoksulluğu durdurmak istiyorsak savaş politikalarına karşı çıkmalıyız”

En büyük kaynak kaybı nerede biliyor musunuz; savaş politikalarında. Bu iktidar bu ülkede savaş, bölgede savaş diyerek ülkenin kaynaklarını silaha ve ölüme yatırıyor. Oysa savaş politikalarından vazgeçtiğiniz zaman, savaşa ayrılan kaynakları bu halka, bu halkın emekçilerine, yoksullarına dağıttığınız zaman bu ülkede refah yükselir. O nedenle savaş politikaları sömürünün en büyük kaynağıdır. Eğer sömürüyü durdurmak istiyorsak, soygunu ve talanı durdurmak istiyorsak savaş politikalarına hep birlikte karşı çıkacağız. Savaş politikalarına hep birlikte karşı çıkmadıkça bu iktidarın soygun ve yalan düzenini durduramayız. Herkese çağrımızdır.

Şu an Suriye ile güya diyalog başlatacağız diyorlar. Ama amaç Kuzey ve Doğu Suriye’ye askeri operasyonu mümkün kılmak. Yani savaşı Kürtlere karşı sürdürmek için herkesle görüşmeye gidiyorlar. Bir Tahran’da bir Soçi’de şimdi de yalandan nasıl bir propaganda ile servis ettiklerini görüyorsunuz. Suriye’deki iktidarla da anlaşırız diyorlar. Barış için değil yaparlarsa burada savaş politikalarını yürütmek için yapacaklar. Ama halklar buna kanmaz, bu ülkede, bu bölgede yaşayan Kürtler de Araplar da Süryaniler de Çerkezler de diğer bütün halklar da AKP’nin savaş oyunlarının farkındadır ve hep birlikte bu savaş planlarını bozacak iradeye sahiptir. Bizler de burada bu toplumda en geniş savaş karşıtı mücadeleyi yaratmak zorundayız. Biz istiyoruz ki ülkeye gerçek ve onurlu barış gelsin. Bizim gelecekte halka en büyük armağanımız gerçek ve onurlu bir barış olacaktır. Bütün bölge için halkların eşitliğine dayalı, halkların iradesine saygılı demokratik bir gelecek üzerine kuracağız bölge barışını da. Burada da halka sözümüz var, burada da çözüm biziz.

“Mutlaka kazanacağız”

Sıcakta beklediniz bu saate kadar hepiniz sağ olun var olun. Bu sıcağın akıttığı her damla ter yüreğimizde toplanıyor. Bu yürek öyle bir coşacak ki bu ülkedeki bütün pislikleri temizleyecek. Her türlü kirli tezgahı, soygun, sömürü ve savaş planını da boşa çıkaracak. Hepinize bu teriniz için bu iradeniz için teşekkür ediyorum. Her zaman dediğimiz gibi inanın kardeşlerim mutlaka kazanacağız. Haklıyız, kararlıyız, inançlıyız ve birlikte yürüdükçe kazanacağız. Serkeftin gelê me.”

Paylaşın

HDP’li Sancar: Kılıçdaroğlu’nun Roboski Ziyareti Değerli

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun Roboski ziyareti için “Değerli ama temeldeki Kürt sorununu görmezsek adalet talebi bir süre sonra havada kalır” diye konuştu.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar,  TELE1’de katıldığı programda gündemi değerlendirdi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Roboski Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin aileleriyle görüşmesine değinen Sancar, Kemal Bey’in oraya gitmesi olumlu bir harekettir. Doğrudan doğruya bu kadar ağır bir katliamın mağdurlarıyla bir araya gelmesi değerlidir. Adalet talebini ailelerden duyması ve bende adaletin gerçekleşmesi için uğraşacağım’ diye taahhüt de bulunması önemlidir. Ancak burada adalet nerede ve nasıl sağlanır? Roboski’de 33 kişi bombalar katledildi ve kimse cezalandırılmadı. Bunun temelindeki Kürt sorununu görmezsek adalet talebimiz bir süre sonra havada kalır” diye konuştu.

“Muhalefet daha somut konuşsun”

Muhalafetin yeni bir barış süreci için atılacak adımlar konusunda daha somut konuşması gerektiğini belirten Sancar şunları kaydetti:

Çözüm sürecini bir barış ve toplumsal dönüşüm süreci olarak düşünmek gerekiyor. Silahların susması meselesi doğrudan doğruya örgütle konuşulması gereken bir meseledir. O zaman bunun İmralı’da yürütülmesi herhangi bir yanlışlık içermiyor ama hem HDP’nin hem Öcalan ‘Dar kalmamalı’ diyordu. Yani büyük bir toplumsal bir mutabakatı hedeflemeden böyle ağır sorunları çözmek mümkün olmuyor. Tekrar iyi bir yöntem ve iyi bir mimarlık bir barış süreci inşa edebilirsek bu toplumdan destek alır.

AKP ile kapalı devre bir sürecin başarı şansı olmayacağını defalarca söyledik. Yeni bir barış sürecini tabandan nasıl kurabiliriz buna bakmalıyız. Muhalefet de bunu nasıl yapabileceği üzerinde daha somut konuşsun. Bu iş şuan ki iktidarla çözülecekmişiz darlığından çıkarılmalı. Toplumsal, siyasal geniş bir mutabakat hedeflenerek geleceğe dair bir vaatte bulunmalıyız.

Çözüm sürecinin güvencesini sağlamak için kanun çıkarılması neredeyse 1.5, 2 yıl sürdü. 2014’te esnek bir kanun çıkarıldı. Siz bu güvenceyi hemen çıkaracaktınız. Dolayısıyla o süreçte görev aldı diye yargılanan arkadaşlarımız var. Bu süreçler biraz böyledir pedal çevirmek zorundasınız. Pedalı bırakırsanız bisiklet devrilir. İlk krizde ‘Masadan kalkıyorum’ deme hakkınız yok.

Paylaşın

HDP’li Sancar: İktidar Ülkeyi İflasa Götürüyor

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “İktidar, bu ülkeyi iflasa götürmektedir, bir çöküş yaşanmaktadır. Ekonomi ile ilgili verileri buradan tek tek saymaya gerek yok. Halkımız her gün sofrasında, sokakta her alanda bu çöküşün sonuçlarını zaten yakıcı bir biçimde yaşıyor, baskılar, zulüm, yasak olağanlaşan şiddet toplumu çözüyor” dedi.

Sancar, “Oysa bir ülkede demokrasiyi kurabilmek için birlikte eşit yurttaşlık temelinde yaşayabilmek için öncelikle birbiriyle barış içinde yaşamayı beceren bir toplum olmak gerekiyor. Toplum olmadan demokrasi olmaz, barış kurulamaz. Bizler de bu ülkede toplumu eşit yurttaşlık ve demokratik cumhuriyet hedefleri etrafında sağlam bir şekilde yeniden inşa edebilmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP), 3 Temmuz’da gerçekleştirdiği 5’inci Olağan Kongre sonrası ilk toplantısını partinin Ankara Balgat’ta bulunan ek binasında gerçekleştirdi. Toplantının açılış konuşmasını yapan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, şunları söyledi:

“Ülke çoklu krizlerinden geçiyor, tarihinin en derin krizlerinin yaşandığı bir dönemdeyiz ama unutmayalım krizlerin en derin zamanı aynı zamanda çözüm imkanının da en fazla ortaya çıktığı zamanlardır.

Yeter ki bu imkanları değerlendirecek örgütlü bir siyasi güç, kararlı ve tutarlı bir alternatifi bir çözüm programı ortaya konulabilsin. HDP tam da bu çoklu krizlere karşı ülkede bütün sorunların çözüm olma iddiasıyla yoluna devam ediyor. Kongremizin bize verdiği en önemli görev de budur, direnmek bizim işimiz.

“Çözüm öneren bir partiyiz”

Bizler Türkiye’nin bütün sorunlarına çözüm öneren bir partiyiz. Gerçek çözümler öneren bir partiyiz. Gerçek çözümler önerebilmek için ülkenin sorunlarıyla samimi bir yüzleşmeye ihtiyacı vardır.

Bu ülkenin temel sorunlarıyla samimi bir şekilde yüzleşmeden krizleri aşmak, gerçek çözümleri halka mal etmek ve hayata geçirmek mümkün değildir. Yüzleşme iradesinin en büyük olduğu bir siyasi hareketin temsilcileriyiz.

“Türkiye’nin anahtar gücüyüz”

Hem mücadele birikiminin hem acı hem de umut birikiminin üzerine kurulmuş güçlü bir örgütlenme ve güçlü bir halk desteğine sahip bir partiyiz. Bunu her türlü saldırıya karşı dik durarak, direnerek ortaya koyduk.

Bizler hem siyasal programı olarak hem de sahip olduğu halk desteği ve gücü dolayısıyla bu ülkenin çözüm partisiyiz anahtar gücüyüz. Anahtar gücün sadece sayıyla,  oy oranıyla ile ilgili olmadığını defalarca belirttik. Evet, sayısal gücümüz önemlidir çünkü bu kadar kuşatmaya ve saldırıya rağmen halkın desteğini almaya devam ediyorsak yürüdüğümüz yol doğrudur.

“Tek gerçek Türkiye partisi HDP’dir”

Önümüzdeki dönem, özellikle bu yılın sonuna kadar geçecek altı ay pek çok konuda tablonun berraklaşması ile ilgili işaretlerin ve gelişmelerin artacağı bir dönemdir. Bizler bu döneme en güçlü ve en kararlı şekilde hazırlanmak zorundayız.

İşte sizler PM’ye yeni seçilen ve yeniden seçilen yoldaşlarımız bu tarihi sorumlulukla karşı karşıyadır. Çözüm biziz, sorunların tamamına çözüm programı sunacak birikimimiz var ve bu çözümleri hayata geçirecek kararlılığımız var.

Türkiye partisi sözünü eğer kullanacaksanız karşınızda tek gerçek Türkiye partisinin HDP olduğunu görürsünüz. Sadece PM’de değil aynı zamanda bu kongrede isimlerini duyurduğumuz danışma kurulumuz da aynı kaygılar ve amaçlarla belirlenmiştir. Bizler ortak görüşü değil ortak paydayı esas alarak oluşturduk PM ve Danışma Kurulu’nu.

“Bizi daralmak isteyenler kaybediyor”

HDP’yi dar bir alana sıkıştırmak isteyenler bunu başaramıyorlar. Başaramadıkça hırçınlaşıyorlar. Sadece fiziksel, hukuksal saldırılarla değil başka senaryolarla da HDP’yi daraltmayı önlerine hedef olarak koyanlar sürekli olarak kaybediyorlar.

Hayır, HDP onların sıkıştırmak istediği dar alana girmeyecektir. Türkiye’nin bütün sorunlarına demokrasi, eşit yurttaşlık, özgürlük, kalıcı barış temelinde çözüm getirecek parti olma hedefinden asla vazgeçmeyecektir.

“İktidar iflasa götürüyor”

İktidar, bu ülkeyi iflasa götürmektedir, bir çöküş yaşanmaktadır. Ekonomi ile ilgili verileri buradan tek tek saymaya gerek yok. Halkımız her gün sofrasında, sokakta her alanda bu çöküşün sonuçlarını zaten yakıcı bir biçimde yaşıyor, baskılar, zulüm, yasak olağanlaşan şiddet toplumu çözüyor.

Oysa bir ülkede demokrasiyi kurabilmek için birlikte eşit yurttaşlık temelinde yaşayabilmek için öncelikle birbiriyle barış içinde yaşamayı beceren bir toplum olmak gerekiyor.

Toplum olmadan demokrasi olmaz, barış kurulamaz. Bizler de bu ülkede toplumu eşit yurttaşlık ve demokratik cumhuriyet hedefleri etrafında sağlam bir şekilde yeniden inşa edebilmeliyiz.

“Yeni bir başlangıç için toplumsal sözleşme”

Yeniden inşa etme programını önümüze koyduk yeni bir toplumsal sözleşmeyi Türkiye’de en geniş kesimlerle birlikte oluşturmayı temel amaç olarak belirledik. Yeni bir başlangıç ancak yeni bir toplumsal sözleşme ile olur. Bunun hedefi de eşit yurttaşlık temelinde, özgürlük temelinde demokratik cumhuriyet olacaktır.

Cumhuriyetin 2’nci yüzyılına girerken bunu gerçekleştirecek güç buradadır HDP’dir, HDP fikriyatındadır. HDP’nin inşa etmeye çalıştığı, bunun için büyük emek sarf ettiği demokrasi ittifakındadır.

Önümüzü açacak sorunlardan, krizlerden çıkışın yolunu açacak şey tam da bu büyük ve kapsamlı demokrasi ittifakını kurmaktan geçiyor. Bu ittifakı ilmek ilmek kuruyoruz. İttifak sadece belli partilerle sınırlı bir birliktelik değil, kastettiğimiz demokrasi ittifakı bu ülkede haksızlıklara, adaletsizliklere, zulme ve sömürüye karşı en geniş kesimleri bir araya getirmektir.

“Savaş senaryoları hazırlanıyor”

Sorunların çözüm yolu budur. Kürt sorunu başta olmak üzere her türlü sorunumuzu ancak demokratik siyaset zemininde kurabiliriz. Önümüzdeki dönem iktidarın kaybetme paniği ile çeşitli tehlikeli senaryolara başvurma ihtimalinin de çok yüksek olduğu bir dönemdir.

Bir yandan savaş senaryoları hazırlanıyor hatta senaryodan öte plan aşamasına geçmiş savaş hazırlıkları söz konusu. Suriye’ye özellikle Rojava’ya yönelik bir işgal saldırısı gündemde ama sadece o değil Kürtlerin her alanda kazanımlarına yönelik saldırılar da yine bu iktidarın varlığını sürdürmesinin en önemli yolu olarak görülüyor.

“Barış ittifakı kurmak zorundayız”

Bizler demokrasi ittifakını her alanda savaş planlarına karşı bir barış ittifakı olarak kurmak zorundayız. Öte yandan kaos planlarıyla halkı yıldırmak ve halkın iradesini bir rehin alma planı da görünüyor.

Kaos planlarını da boşa çıkaracak en önemli şey bizlerin kararlı bir demokrasi mücadelesini en geniş kesimlerle kurmamızdan geçiyor. Bütün toplumsal demokrasi güçlerine ve muhalefete buradan uyarıda bulunuyoruz; savaş planlarına, kaos senaryolarına karşı uyanık olalım. Bunları hep birlikte boşa çıkaracak ortak iradeyi gösterelim.”

Paylaşın