Kılıçdaroğlu Alman Televizyonu ARD’ye Konuştu Sığınmacıları Yollayacağız

CHP Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, “Türkiye’ye sığınan dört milyon Suriyeliyi evlerine geri göndermek istediğinizi açıkladınız. Peki AB ile mülteci anlaşmasını iptal mi edeceksiniz?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Dört milyon Suriyeli mülteci var. Ve biz onlara yıllardır ev sahipliği yapıyoruz. Ama hepsi Türkiye’de sigortasız çalışıyor. Peki yarın yaşlandıklarında ne olacak? Burada sadece bugüne değil, geleceğe de bakan bir politika oluşturmak gibi bir görevimiz var. Biz bunu şöyle yapmak istiyoruz: Öncelikle Suriye’nin meşru hükümetiyle bir anlaşma yapacağız. Karşılıklı büyükelçilikler açacağız.

Buradaki Suriyelilerin ülkelerine dönmeleri şartıyla can ve mal güvenliklerini garanti altına alacağız. Gerekirse Birleşmiş Milletler’in de devreye girmesi gerekecek. Ayrıca Türkiye’de yaşayan Suriyeliler Suriye’ye döndüklerinde yollarını, köprülerini, okullarını, kreşlerini, her şeylerini yeniden inşa edeceğiz. Böylece hiçbir endişe duymadan ülkelerine dönebilecekler. Amacımız bu insanların kendi ülkelerinde özgürce yaşamaları.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Alman kamu televizyonu ARD’ye verdiği mülakatta, farklı bir Türkiye için planlarını anlattı, Suriyeli sığınmacıları ülkelerine göndermek için hazırladıkları taslakla ilgili ayrıntıları paylaştı.

Caren Miosga’nın sorularını yanıtlayan Kılıçdaroğlu, Türkiye’de 20 yılı aşkın süredir iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) ülke demokrasisine kan kaybettirdiğini belirterek “Altılı ittifakımız bunu yeniden inşa etmek, demokrasiyi yeniden kurmak için bir araya geldi. Bizi bir araya getiren demokrasi özlemidir. Bu ülkenin demokrasiye ihtiyacı var. Türkiye, demokrasi olmadığı ve tüm gücün tek bir kişide toplanması nedeniyle canlılığından çok şey kaybetti” dedi.

Türkiye’nin büyük ekonomik sorunları olduğunu ifade eden CHP lideri, ekonomiyi düzeltmek ve demokrasiyi yeniden tesis etmek için güçlendirilmiş bir parlamenter sistem getireceklerini, anayasayı değiştireceklerini kaydetti.

AB’nin yeni bir fasıl açmasını beklemeden, Avrupa Birliği’nin tüm demokratik standartlarını tam olarak uygulayacaklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, düşüncelerinden dolayı cezaevlerinde yatan kişilerin de özgürlüklerine kavuşacağını söyledi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin siyasi tutuklularla ilgili kararları olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, bu kişilerin serbest bırakılmaları gerektiğini ancak Erdoğan’ın yargı üzerinde baskı kurarak bunu engellediğini kaydetti.

“Eğer bu Avrupa kararları uygulansaydı, zaten hepsi özgür olacaktı” diye konuşan Kılıçdaroğlu, “21. yüzyıl Türkiye’sinde hiç kimse fikrini ifade ettiği için hapse atılmamalı. İfade özgürlüğünün hapisle cezalandırıldığı bir Türkiye’yi kategorik olarak reddediyoruz” ifadelerini kullandı.

Suriyeliler nasıl gönderilecek?

Kılıçdaroğlu, “Türkiye’ye sığınan dört milyon Suriyeliyi evlerine geri göndermek istediğinizi açıkladınız. Peki AB ile mülteci anlaşmasını iptal mi edeceksiniz?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Dört milyon Suriyeli mülteci var. Ve biz onlara yıllardır ev sahipliği yapıyoruz. Ama hepsi Türkiye’de sigortasız çalışıyor. Peki yarın yaşlandıklarında ne olacak? Burada sadece bugüne değil, geleceğe de bakan bir politika oluşturmak gibi bir görevimiz var. Biz bunu şöyle yapmak istiyoruz: Öncelikle Suriye’nin meşru hükümetiyle bir anlaşma yapacağız. Karşılıklı büyükelçilikler açacağız.

Buradaki Suriyelilerin ülkelerine dönmeleri şartıyla can ve mal güvenliklerini garanti altına alacağız. Gerekirse Birleşmiş Milletler’in de devreye girmesi gerekecek. Ayrıca Türkiye’de yaşayan Suriyeliler Suriye’ye döndüklerinde yollarını, köprülerini, okullarını, kreşlerini, her şeylerini yeniden inşa edeceğiz. Böylece hiçbir endişe duymadan ülkelerine dönebilecekler. Amacımız bu insanların kendi ülkelerinde özgürce yaşamaları.”

Suriyelilerin ülkelerine döndükten sonra orada işe de ihtiyaçları olacağını ifade eden Kılıçdaroğlu, bu konuda Gaziantepli sanayicilerin Suriye’de yatırım yapmaya hazır olduklarını belirterek, “Avrupalılar da bunu yapmak isterse çok mutlu oluruz” dedi.

ARD muhabirinin Türkiye’deki Suriyelilerin göç etmek zorunda kaldıklarında Suriye yerine Batı’ya gitmek isteyeceklerini, bu durumda da AB ile sorun yaşanabileceğini söylemesi üzerine Kılıçdaroğlu şöyle konuştu:

“Buradaki Suriyelilerin kanaat önderleriyle konuştum. Bazı siyasi parti liderleriyle ve buradan yayın yapan ve meşru Suriye hükümetini eleştiren bazı gazetecilerle de görüştüm. Can ve mal güvenliğini garanti altına alırsak, orada istihdam olanakları yaratılırsa zaten kendi istekleriyle ülkelerine geri döneceklerini söylüyorlar.”

Olaf Scholz benzetmesi

Kılıçdaroğlu muhabirin, “Türkiye neredeyse 20 yıl boyunca kendisini büyük bir baba figürü olarak gösteren, büyük bir hatip, büyük bir demagog olarak kabul edilen bir adam tarafından yönetildi. Siz bunun tam tersisiniz, hatta bir finans gazetesi tarafından yılın bürokratı seçildiniz. Siz Türkiye’nin Olaf Scholz’u musunuz?” sorusunu ise şöyle yanıtladı:

“Olaf Scholz’a benzetilmek benim için bir onurdur. Aslında ben sakin bir insanım. Kolay kolay heyecanlanmam. Var olan soruna odaklanırım, onu çözmeye çalışırım. Ama bu sorunu çözme yöntemimi de insanlarla paylaşırım. Dolayısıyla insanların desteğini almak benim için önemli. Çünkü Türkiye’yi demokrat olmayan birinin yönettiği, otoriter bir yönetimin yönettiği artık sadece bizim değil bütün dünyanın gördüğü bir şey.

İşte bu yüzden biz altı muhalefet partisi Türkiye’yi otoriter bir yönetimden kurtarmak için bir araya geldik. Ve AB tarafından öngörülen tüm demokratik standartların hayata geçirilmesi için mücadele ediyoruz. Bu mücadele çok uzun sürmeyecek. Tam bir hafta sonra Türkiye yeni bir döneme girecek. Siyasi söylemimiz şu: Türkiye’ye bahar gelecek.”

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

MP Milletvekili Adayı Çağrı Ünsal İstifa Etti: Kılıçdaroğlu’nu Destekleyeceğim

Memleket Partisi’nden ve milletvekili adaylığından çekilen Çağrı Ünsal, “Gelinen noktada 20 yıllık AKP karanlığına karşı siyasi mücadele gösteren tüm muhalif kesimin iç tartışmaları bir kenara koyarak bu mücadeleyi birlikte sürdürmesi kaçınılmaz bir zorunluluk arz etmektedir” dedi ve ekledi:

“Bu nedenlerle, 14 Mayıs seçimlerinde Cumhurbaşkanı adayı sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve Millet İttifakını destekleyeceğimi bildiriyor; kuruluşundan bu yana bir neferi olduğum Memleket Partisi’nin politikası ile fikir ayrılığına düşmüş olduğumdan, Ankara milletvekili adaylığından, Genel Disiplin Kurulu üyeliğinden ve parti üyeliğinden derin bir üzüntüyle istifa ediyorum.”

Memleket Partisi Genel Disiplin Kurulu üyesi ve Ankara Milletvekili adayı Çağrı Ünsal, Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na destek vereceğini belirterek adaylıktan çekildi.

Duvar’da yer alan haber göre Erzurum’da, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun mitingine yönelik saldırıyı hatırlatan Ünsal, “Mücadeleyi birlikte sürdürmek kaçınılmaz bir zorunluluk arz etmektedir” dedi.

“Kılıçdaroğlu ve Millet İttifakı’nı destekleyeceğim”

Memleket Partisi’nden ve milletvekili adaylığından çekilen Ünsal, partisi ile fikir ayrılığına düştüğünü belirttiği açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Gelinen noktada 20 yıllık AKP karanlığına karşı siyasi mücadele gösteren tüm muhalif kesimin iç tartışmaları bir kenara koyarak bu mücadeleyi birlikte sürdürmesi kaçınılmaz bir zorunluluk arz etmektedir.

Bu nedenlerle, 14 Mayıs seçimlerinde Cumhurbaşkanı adayı sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve Millet İttifakını destekleyeceğimi bildiriyor; kuruluşundan bu yana bir neferi olduğum Memleket Partisi’nin politikası ile fikir ayrılığına düşmüş olduğumdan, Ankara milletvekili adaylığından, Genel Disiplin Kurulu üyeliğinden ve parti üyeliğinden derin bir üzüntüyle istifa ediyorum.”

Paylaşın

Kemal Kılıçdaroğlu TRT’de: TRT Gerçekleri Gizliyor

TRT’de propaganda konuşmasını yapan “Sevgili halkım, TRT siyasal iktidardan bağımsız kamu yayıncılığı yapmak üzere kurulmuştur. Halk doğru, tarafsız ve gerçek habere ulaşsın diye, halk için var. Ancak bugün TRT iktidar partisinin yayın organı haline geldi. Oysa haber alma özgürlüğü temel haklardandır. Bu hak demokratik toplumlarda toplumun doğru bilgi edinmesini sağlar” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “TRT her gün kendi ilkelerine ve mevzuatına aykırı yayın politikası ile suç işliyor. Halkın vergileri ile ayakta kalmasına rağmen iktidarın güdümünde, iktidarın propagandasını yapıyor. Atanmışlar, taraflı yayıncılıkla halkın haber almak hakkını ihlal ediyor. TRT gerçekleri halktan gizliyor”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanı ve 28’inci Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde, TRT’de propaganda konuşmasının ilkini gerçekleştirdi.

“Sevgili halkım, TRT siyasal iktidardan bağımsız kamu yayıncılığı yapmak üzere kurulmuştur. Halk doğru, tarafsız ve gerçek habere ulaşsın diye, halk için var. Ancak bugün TRT iktidar partisinin yayın organı haline geldi. Oysa haber alma özgürlüğü temel haklardandır. Bu hak demokratik toplumlarda toplumun doğru bilgi edinmesini sağlar.

TRT her gün kendi ilkelerine ve mevzuatına aykırı yayın politikası ile suç işliyor. Halkın vergileri ile ayakta kalmasına rağmen iktidarın güdümünde, iktidarın propagandasını yapıyor. Atanmışlar, taraflı yayıncılıkla halkın haber almak hakkını ihlal ediyor. TRT gerçekleri halktan gizliyor”

Propaganda hakkını gerçekleri anlatmak için kullanacağını belirten CHP lideri “TRT size faturalarını ödeyemedikleri için, karanlığa mahkum edilen milyonlarca vatandaşımızı gösterdi mi? Göstermedi” dedi.

Bartın maden faciasına dikkat çeken Kılıçdaroğlu, “Bartın maden faciasında hayatını kaybeden Rıdvan’ın ailesini ziyaret etmiştim. Oğlu Emrullah’ın keder dolu gözleri bıçak gibi kalbime saplandı. TRT hayatını kaybeden 41 maden işçisinin hikayelerini haber yaptı mı? Yapmadı. Tedbirsizliği, denetimsizliği, hesap verilmeyen aileleri, işçisinin can güvenliğini sağlayamayanları anlattı mı? Anlatmadı” şeklinde konuştu.

Şenyaşar Ailesinin yaşadıklarını hatırlatan Kılıçdaroğlu, “Şanlıurfa’da iktidar partisi adayının kardeş ve akrabaları tarafından eşi ve 2 evladı öldürülen, adalet aramak için yılladır nöbet tutan Emine Şenyaşar’a sarıldım. Emine Hanımın bitmeyen gözyaşlarını TRT halkımıza gösterdi mi? Göstermedi” ifadelerini kullandı.

‘TRT gerçekleri gizliyor’ Kılıçdaroğlu, TRT’nin gerçekleri gizlediğini belirterek sözlerini şöyle sürdürüdü:”8 Şubat’ta Hatay Samandağ’daydım. ‘İçeride annem, abim ve babam var. Ses veriyorlar. Termal kamerada ısı da var. Ama girecek ekipman yok’ diye bize feryat eden gencimizi TRT’nin ekranında gördüğünüz mü? Görmediniz.

‘Devlet nerede, AFAD nerede?’ diye bağıran vatandaşlarımızın görüntüleri yayınlandı mı? Hayır, yayınlanmadı.” “Ekmeğini çöpten çıkaran, ekmek teknesi gasbedilen kağıt işçilerinin deposuna gittim. Çaylarını içtim. Baver Bey, uğradığı haksızlığı bana anlattı. Çok üzüldüm. Bana ‘Üstümüz kirli olabilir ama içimiz gül bahçesi’ diyen kağıt işçilerinin yaşadıklarını TRT size anlattı mı? Anlatmadı.

“Ergenekon kumpası ile canına kastedilen Kuddusi Okkır’ın evine gittim. Beni metanetle karşılayan Sabriye Okkır hanımı gördüğünüz mü ekranlarınızda?

Görmediniz. ‘Süt veren ineğimi kestirip, kredi ödüyorum’ diyen Meliha Hanımı peki? Onu da görmediniz. TRT halkımıza 73 yaşında Kazdağları’nı savunan Hanife Hanımı, suyunu, toprağını yani yaşamı korumak için can ve başla mücadele eden vatandaşlarımızı gösterdi mi? Göstermedi” Kılıçdaroğlu, TRT’nin KPSS’de derece yapmasına rağmen atanamayan Salih Can’a da yer vermediğini kaydederek, “KPSS’de derece yapmasına rağmen atanamayan Salihcan’ın hikayesine yer verdi mi, sözde haberlerinde? Vermedi.

‘Sokakta uyuşturucu torbacıları tarafından ülkücü hareketin en değerli evlatlarından biri olan ve hunharca katledilen Sinan Ateş’in eşi ve bebeklerini gösterdi mi? Ateş ailesinin hikayesini dinlediniz mi hiç TRT’de? Dinleyemediniz. Gezi Parkı davasında haksız yere hapis yatan şehir plancısı Tayfun Kahraman tutuklandı. Cezaevine girmeden önce kızı Vera’ya son sarılışını gördünüz mü? Görmediniz. Göstermediler”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Ülkeye Değişim Getirmenin Bir Bedeli Vardır

Sosyal medya hesabından ‘Erzurum Olayları’ başlığıyla bir video paylaşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, itidal çağrısı yaptı ve seçmenin korkutulmaya çalıştığını savundu ve “14 Mayıs’a odaklanın, gerisi teferruattır” dedi.

Haber Merkezi / “Ekrem evladıma geçmiş olsun” diyen Kılıçdaroğlu, “Ülkeye değişim getirmenin bir bedeli vardır. Bunu da ödemeye hepimiz hazırız” dedi. Kılıçdaroğlu, Antalya mitinginde de saldırıyı değerlendirdi ve “Provokasyonlara karşı dikkatli olacağız” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu’nun Erzurum mitinginde yaşanan taşlı saldırı sonrası, sosyal medya hesabından ‘Erzurum Olayları’ başlığıyla bir video paylaştı.

Kılıçdaroğlu, videoda şunları söyledi:

Mafyalar, militanlar, SADAT’çılardan, Sinan Ateş’i öldüren torbacılardan, beşli çetelerden, domuz bağcılardan oluşan bir militarist koalisyon var. Bugün Ekrem başkanımıza saldıranlar bunlar. Amaçları insanlarımızı korkutmaktır. Sandıktan uzak tutmaktır. Türkiye makul çoğunluğun ülkesi. Çoğunluk bu kötülüğü bitirecek.

Sevgili vatandaşlarım 14 Mayıs’a odaklanın. Başka her şey teferruattır. Sakın kızmayın, sakın küsmeyin. İnsanınızı sevin, bağrınıza basın. O terör gruplarını kahreden de tam olarak budur. Ekrem evladıma da geçmiş olsun. Ülkeye değişim getirmenin bir bedeli vardır bunu da ödemeye hepimiz hazırız.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de sosyal medya hesabından, “Millet iradesini ne taşla ne de kurşunla durduramazsınız” paylaşımını yaptı. Millet İttifakı partilerinin liderleri mesajlarla İmamoğlu’na destek verdi.

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, “Ekrem İmamoğlu’nun maruz kaldığı saldırı, iktidarın kirli dilinin ürünüdür. ” mesajını verdi. Selahattin Demirtaş, Ekrem İmamoğlu’nun Erzurum mitinginde yaşananlar sonrası yurttaşlara “Siz lütfen sakin olun, öfkenizi sandığa saklayın” çağrısında bulundu.

Paylaşın

Erzurum’da İBB Başkanı İmamoğlu’nun Mitingine Taşlı Saldırı

Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı yardımcısı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Erzurum’da yaptığı mitingde, otobüs üzerinde konuştuğu sırada bir grubun taşlı saldırısına uğradı. İmamoğlu, saldırının ‘tertipli’ bir olay olduğunu söyledi.

Haber Merkezi / Olay sonrası otobüsün içinden mikrofonla bir süre konuşan İmamoğlu, polis ekiplerine tepki gösterdi ve “Bunu seyreden polisler, biz de sizi seyrediyoruz. Bu şehrin valisi, emniyet müdürü biz de sizi seyrediyoruz. Hiç sorun yok. Aldatılmış gençler olabilir. Aldatılmış yöneticiler olabilir. Burada yaralanan vatandaşlar var, siz seyrediyorsunuz polisler. Erzurum Valisi, Erzurum Belediye Başkanı… Hakkınızda suç duyurusunda bulunacağım. İnsanları tahrik ediyorsunuz” dedi.

Ekrem İmamoğlu daha sonra paylaştığı bir video ile de yaşananlara tepkisini ortaya koydu. İktidar mensuplarına seslenen İmamoğlu, “Yanlış yoldasınız, millete zarar veriyorsunuz” diye uyardı.

Atılan taşlar nedeniyle bazı katılımcılar yaralandı. İmamoğlu ve beraberindeki heyeti taşıyan otobüste hasar meydana geldi. İmamoğlu’nun otobüsü alandan ayrılırken polis de kalabalığa TOMA’larla su sıktı.

Saldırının ardından İmamoğlu’nun Erzurum Valisi Okay Memiş’e tepki gösterdiği görüntüler ortaya çıktı. Telefonda Vali Memiş’e “Erzurum adına kınıyorum, dadaş adına kınıyorum. Bana ‘tedbirleri aldım ama üzgünüm’ derseniz bunları söylerim size. Ama ‘Tedbir alamadım, gereğini yapacağım’ derseniz…” ifadelerini kullandı. Vali Memiş’in “Ağır konuşuyorsun” demesi üzerine İmamoğlu “Ağır mı konuşuyorum! Sen dua et ben böyle konuşuyorum!” karşılığı verdi.

Vali ve belediye başkanından açıklama

Erzurum Valisi Okay Memiş de, İmamoğlu’nun mitingindeki saldırıya ilişkin olarak “Bugün Havuzbaşı Kent Meydanı, resmi olarak ilan edilmiş miting alanı değildi. Eğer resmi alan olarak ilan edilen bir miting alanı olmuş olsaydı, birçok daha fazla güvenlik tedbiri alıp bunu sağlayabilirdik.” dedi.

Vali Memiş, Valilik’te düzenlediği basın toplantısında, İmamoğlu’nun kente ziyaretinin bir “miting” olarak değil, “esnaf ziyareti” olarak programlandığını savundu.

AK Partili Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, CHP il başkanlığının kamuoyunu yanılttığını savundu.

Sekmen, “Cumhuriyet Halk Partisi, İl Seçim Kurulu tarafından belirlenen miting alanını dolduramayacağını anladığından sağı solu karalayarak ‘Miting yapmamıza izin verilmiyor’ imajını oluşturmaktadır. Miting alanı müsaittir ve ilgili makamlardan izin alınarak isteyen parti miting yapabilir.” mesajını sosyal medya hesabından paylaştı.

Paylaşın

Kemal Kılıçdaroğlu: Kul Hakkı Yiyenler Benden Çekiniyor

Kırşehir’de halka seslenen Kılıçdaroğlu, “Benim cumhurbaşkanı olmamı istemeyen iki kesim var; biri beşli çeteler, ikincisi uyuşturucu baronları. Haktan yana oy kullanacaksınız, adaletten, vatandaştan yana oy kullanacaksın. Üstten sizi tehdit edenlere dur diyeceksiniz. 22 yıl oldu eyvallar kardeşim çekil! Bir değişim olsun, bir yeni insan gelsin, bir adaletli insan gelsin, bir kul hakkı yemeyen insan gelsin” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kul hakkı yemem, kul hakkı yedirmem. Kul hakkı yiyenler benden çekiniyor. Kul hakkı yiyenden diyeceğim ki, götürdüğün paraları ver. Son kuruşuna kadar getireceğim. Bu milletin hakkını aldın götürdün çaldın, hepsini getireceğim. Emekliye 2015 yılından bu yana, asgari ücret kadar iki bayram ikramiyesi verin dedim. Vay efendim nereden bulacağız dediler.

Sonra verdiler, şimdi seçimler geldi artırdılar. Sözüm söz, asgari ücret kadar emekliye bayramlarda ikramiye verilmesi lazım. Bütün emekli kardeşlerim gidecekler bankadan para çekince orada 15 bin lira olacağını görecekler. Kurban Bayramı’nda emekli kardeşime 15 bin lira vereceği. 4-5 yerden maaş alanlara para var, yandaşlara para var… Emekliye gelince, garibana gelince para yok. Yer mi Bay Kemal.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, seçim çalışmaları kapsamında Kırşehir’de halka seslendi. Kılıçdaroğlu’nun konuşması şöyle:

“Nasılsınız? Değişimden yana mısınız, alın terinden yana mısınız, hak, hukuk ve adaletten yana mısınız?

Size sözüm var; bu ülkeye hakkı, hukuku ve adaleti getireceğim. Size sözüm var, alın teri dökenlerin hakkını teslim edeceğim. Size sözüm var; bu ülkeye huzuru, bu ülkeye barışı getireceğim. Size sözüm var, ayrışmayı değil kucaklaşmayı getireceğim. Size sözüm var, alın teri döküp kazananın hakkını teslim edeceğim. Size sözüm var, beşli çetelerin çaldıklarının tamamını bu memlekete getireceğim. Size sözüm var.

Gelmeden önce Neşet Ertaş’ın mezarını ziyaret ettim, babasının mezarını ziyaret ettim. Hocamızla beraber bir Fatiha okuduk. Babası ile yüz yüze hiç tanışmışlığımız yoktu ama Neşet Ertaş ile zaman zaman beraber olduk. Onun sazını, onun sözünü dinledim. Onun tezenesi kadar güzel, onun sesi kadar güzel bir ses yok gerçekten de. Güzel şey söylüyor, ‘Kadınlar insandır, biz de insanoğlu’ diye. Kadına ne kadar değer verdiğini hepimiz biliyoruz.

Bugünkü hayat pahalılığı içinde en büyük sorunu yaşayan kadındır. Bugün hayat pahalılığı içinde dertleri alıp derman üretmeye çalışan yine kadınlardır. Büyük sıkıntılar çeken kadınlardır. Pazara gidip mutfaktaki yangını gören kadınlardır. O nedenle benim kadınlara borcum var. Rahmetli annem okuma yazma bilmezdi. Ve dolayısıyla evdeki bütün sıkıntıları yaşardı. Rahmetli babam; 7 kardeşiz, 7 kardeşe bir bayramda ayakkabı aldığını hiç hatırlamam. Çünkü alacak gücü yoktu. Ama bizi okuttu. 7 kardeş içinde üniversiteye giden sadece benim.

Çünkü diğerlerini gönderecek parası, imkânı da yoktu. Ama benim şimdi pırıl pırıl üniversite mezunu 3 evladım var. 3 evladım; onların ne iş yaptığını kimse bilmez, ben Genel Başkanım diye asla ve asla gidip bir yerlerde üstten konuşmadılar. Her birisi kendi ekmeğini çıkardı. Çalışıyor, üretiyor, kazanıyor, bir şeyler yapmaya çalışıyor. İsterim ki her anne, baba evladını iyi bir okula gönderebilsin. Çünkü eğitim bizim en temel sorunlarımızdan birisidir ve onun için de hep birlikte mücadele etmek ve evlatlarımızı okutmak zorundayız. Evlatlarımız ne kadar iyi eğitim alırsa, Türkiye o kadar hızla büyür ve hızla kalkınır.

Sevgili anneler, size sözüm var. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği bir Türkiye’yi inşa edeceğim. Hiçbir çocuğun. Aile Destekleri Sigortasıyla göreceksiniz, hiçbir ailede ‘Benim gelirim yoktur’ feryadını duymayacaksınız. Her ailenin en az asgari ücret düzeyinde geliri olacak. Ve bu gelir kadının banka hesabına yatacak. Dolayısıyla kadın bankaya gidecek, fakir ailedeki yoksul kadın bankaya gidecek, her ay düzenli bankadan parasını çekecek, çoluk çocuğunun rızkını sağlayacak. Onun fakir olduğunu, onun yoksul olduğunu sosyal devletten başka kimse bilmeyecek.

Çünkü benim felsefem, çünkü benim inancım şunu söylüyor: Sağ elin verdiğini, sol el görmeyecek. Nokta. Öyle fakir ailelerde çocukları getir, sıraya diz, yardım yap, bütün televizyonlar onu seyretsin, senin vicdanın rahatlasın. Hayır efendim. Hayır, hayır. Bunu kabul etmiyorum. Yoksulluğu afişe etmeyeceksin. Bir yerde yoksul varsa, o yoksulluk devleti yönetenlerin ayıbıdır. Yoksul olanın değil. Onun için bitireceğim yoksulluğu. Bu topraklarda hiç kimse ‘Ben fakirim, ben yoksulum’ diye yardım istemeyecek. Sosyal devlet, ona her türlü desteği ödünsüz, hiçbir şey beklemeden verecek. Göreceksiniz, bu topraklara baharı getireceğim, baharı. Huzuru getireceğim, huzuru.

Hiçbir yoksul ailenin elektriği asla ve asla kesilmeyecek, suyu asla ve asla kesilmeyecek, doğalgazı asla ve asla kesilmeyecek. Diğerleri nasıl yaşıyorsa, yoksul aileler de aynı şekilde huzur içinde yaşayacaklar. Ve beraber yaşayacağız ve huzur içinde yaşayacağız göreceksiniz.

Köylerde çalışan kadınlar var. Onları da biliyorum. Neredeyse günün 24 saati çalışıyorlar. Köylerde çalışan, tarlada çalışan, bağda çalışan, bahçede çalışan, ahırda çalışan. Bir anlamda hayatın her alanında çalışan, fedakârlık gösteren kadınlar var. Onları da biliyorum, onlara da sözüm var. Onların sosyal güvenlik primlerini devlet ödeyecek. Yeter ki çalışsınlar. Yeri, zamanı gelince de emekli olacaklar, emekli aylıkları olacak. Gençler için de aynı şekilde. Köyde, tarlada çalışan, traktörde çalışan bütün gençlerin sosyal güvenlik primini de devlet ödeyecek. Böylece köy hareketlenecek. Köyde çalışmak cazip hale gelecek. Ayrıca bir sözüm daha var. Bütün köy okullarını açacağım ve öğrencilerimiz kendi köylerinde okullara gidecekler. 100 bin öğretmenin atamasını Cumhuriyetin 100’üncü yılında yapacağız, göreceksiniz. Ferhat ile Şirin’in buluştuğu gibi öğretmenle öğrenciyi buluşturacağız, hiç endişe etmeyin.

Köylerde sadece öğretmen, sadece imam değil, ziraat teknisyeni de olacak, ziraat mühendisi de olacak, veteriner hekim de olacak. Bu bölgenin hayvancılık konusunda ne kadar önemli ve değerli olduğunu biliyorum. Bölge bu konuda olağanüstü avantajlara sahip bir bölge. Burada bir kesimhanenin kurulması… Et ve Balık Kurumu görevini yapsa aslında, burada üreticinin her türlü hakkını teslim etse hepimiz çok mutlu olacağız. Bölgeyi ayağa kaldırmak zorundayız. Bölgede herkesin ürettiği ve herkesin kazandığı bir ekonomik atmosferi yaratmak zorundayız.

Hızlı trenden söz ediliyor. Her seçim öncesi gelip söz veriyorlar. Seçim bitiyor, sizler oylarınızı veriyorsunuz, sonra onlar unutuyorlar. Bay Kemal unutmaz. Unutmayın; Bay Kemal unutmaz, Bay Kemal sözünün arkasında durur, sözünün eridir. Yapılacaksa yapılacak kardeşim, niye yapmıyorsun? Yapmıyorlar.

Hızlı trenin ötesini düşünüyorum ben. Bakın Anadolu’nun içi boşaldı. Anadolu’da insanlar büyük kentlerin varoşlarına gidiyorlar, acaba oralarda asgari ücretle iş bulabilir miyiz diye. Allah nasip eder Cumhurbaşkanı olarak göreve başladığımda göreceksiniz; biz, orta Anadolu’yu, demiryollarıyla Mersin ve İskenderun limanına ve Karadeniz’e bağlayacağız. Buradaki fabrikalar ihracat yaptığı zaman, demiryoluyla taşıdıklarında bütün lojistik masraflarını devlet olarak biz karşılayacağız. Böylece fabrikanın Mersin’de olması, Adana’da olması çok cazip olmayacak. Kırşehir’de olması çok daha cazip, Kayseri’de olması çok daha cazip, Aksaray’da olması çok daha cazip olacak. Böylece herkesin kazandığı, herkesin ürettiği bir modeli inşallah inşa edeceğiz. Göreceksiniz, Türkiye için çalışacağız. Beşli çeteler için değil, sizin için çalışacağız. Sizin için emek harcayacağız, beşli çeteler için değil.

Ücret dengesizliği var kamuda. Bunu da gayet iyi biliyorum. Doktor kardeşlerimizin, sağlık çalışanlarımızın pandemi döneminde herkesin ortak talebi olarak onların aylıklarını artırdık. Ama devlette bir yapı var. Devlette; doktor, mimar, mühendis, bunlar birbirlerine yakın aylıklar alırlardı. Dolayısıyla şimdi kamuda çalışan mimarlar ve mühendisler diyorlar ki ‘Bizim de aylıklarımızın artırılması lazım, biraz yükseltilmesi lazım’. Onlara da söz verdim. Adaleti sağlayacağız, adaletli olacak. Adaletsiz bir dünyayı asla kabul etmiyorum. Çünkü devletin dini adalettir ve adaleti inşa edeceğiz. Bunu da herkesin bilmesini isterim.

Gelelim başka bir konuya. Türkiye yolgeçen hanına döndü. Bütün sınırlarımız delik, deşik. 3 milyon 600 bin Suriyeli var. Söz verdim, en geç 2 yıl içinde bütün Suriyeli kardeşlerimizi Suriye’ye uğurlayacağız. Benim evladım, sizin evladınız işsiz. Onlar asgari ücretin yarısı ile çalışıyorlar. Onlar da mağdur oluyorlar. Onları kendi ülkelerine götüreceğiz: Avrupa Birliğinden aldığımız fonlarla, alacağımız fonlarla onların yollarını, köprülerini, okullarını, hastanelerini bizim müteahhitler yapacak. Can ve mal güvenliklerini sağlayacağız ve onları en geç 2 yıl içinde kendi ülkelerine uğurlayacağız ve göndereceğiz. Emek sömürüsünün karşısındayız. İnsan insandır, Allah’ın yarattığı en değerli varlıktır ve onun döktüğü alın terinin karşılığının ödenmesi gerekiyor. Bunu yapacağım. Afganlar da var, onları da kendi ülkelerine Allah nasip ederse uğurlayacağız göreceksiniz.

‘2000’liler mezarda emekli olmak istemiyorlar’. Sosyal güvenlik sisteminin yeniden yapılanması lazım, herkesin hakkının teslim edilmesi lazım. Herkesin ödediği prim kadar aylık alması lazım. Altı yükselttiğiniz zaman, üst gelir gruplarını, aylık gruplarını da yükseltmeniz lazım. Yani eşitliğin olmadığı bir yerde, toplumda huzur olmaz. Huzuru sağlayacağız mutlaka.

‘Kemal Dedemin gölgesi yeter’ diyorsunuz, ‘Aç kapıyı Veysel efendi, Bay Kemal geliyor’ diyorsunuz. ‘Bir çocuk aç kalmayana kadar çalışacağız’ diyorsunuz. Hiç ama hiç endişe etmeyin. Ülkemi seviyorum. Ülkem için hizmet etmek benim boynumun borcudur. Yaşlısı, genci, kadını, erkeği… Bu coğrafyanın neresinde yaşıyorsa yaşasın; Diyarbakır’da, Hakkari’de, Rize’de, Şanlıurfa’da, Trakya’da, Edirne’de, Kırklareli’nde, İzmir’de, Mersin’de, Antalya’da… Nerede yaşarsa yaşasın, bu coğrafyada her insanın mutlu olmasını istiyorum, huzurlu olmasını istiyorum. Bizi kavga ettiriyorlar ama o kavgaya girmeyeceğiz. Bir sürü şeyler söylüyorlar, onlara da inanmayın lütfen. Benim ağzımdan çıkana inanın. Ben, bu millete doğruları söylemeye yenim ettim. Doğruları söyleyeceğim, doğruların arkasından gideceğim.

Çok kamplaştık, çok kutuplaştık. Neredeyse birbirimizi düşman gibi görmeye başladık. Buradan Türkiye’yi çıkaracağım. 85 milyonun Cumhurbaşkanı olacağım. Bir grubun değil, bir kesimin değil, 85 milyonun Cumhurbaşkanı olarak görev yapacağım. Bunu göreceksiniz ve buna inanmanızı istiyorum, çünkü beraber olursak güçlü oluruz, birlikte olursak güçlü oluruz, adaleti getirirsek güçlü oluruz. Adaletin gelmesinin yollarından birisi de, gelir dağılımının hakça bölüşülmesidir yani gelirin hakça bölüşülmesidir. Bizim güzel bir sözümüz var, atalarımız söyler, ‘Biri yer, biri bakar; kıyamet ondan kopar.’ Herkesin karnının doyduğu bir Türkiye’yi özlüyoruz ve bunu yapmak için zaten mücadele ediyoruz.

“Kul hakkı yiyenler benden çekiniyor, benden korkuyorlar”

Benim Cumhurbaşkanı Adayı olmamı istemeyen, hatta Cumhurbaşkanı olmamı istemeyen iki kesim var. Biri beşli çeteler, ikincisi uyuşturucu baronları. Yuh çekmeyin. Sandığa gideceksiniz ve oy kullanacaksınız. Haktan yana oy kullanacaksınız, adaletten yana oy kullanacaksınız, vatandaştan yana oy kullanacaksınız. Üstten konuşan, üstten sizi tehdit edenlere ‘Artık dur’ diyeceksiniz. 22 yıl oldu. Eyvallah kardeşim. Çekil, bir değişim olsun. Diğer insan gelsin. Bir adaletli insan gelsin. Bir kul hakkı yemeyen insan gelsin. Söyledim, kul hakkı yemem ve kul hakkı yedirmem; bu kadar net.

Kul hakkı yiyenler benden çekiniyor, benden korkuyorlar. ‘Ya gelirse…’ Gelirsem ne yapacağım belli. Kul hakkı yiyene diyeceğim ki ‘Ver kardeşim, götürdüğün paraları ver.’ Götüreceksin ABD’ye, 35 katlı gökdelenler yapacaksın, Bay Kemal seyredecek! Manhattan’a götüreceksin gökdelenler yapacaksın, Bay Kemal seyredecek! İngiltere’ye dolarlarını, avrolarını götüreceksin Bay Kemal seyredecek! Muhammed Ali Clay’in çiftliğini satın alacaksın, Bay Kemal seyredecek! Yerler mi? Yemezler, yemezler. Son kuruşuna kadar getireceğim. Bu milletin alın terinin karşılığını aldın, götürdün, çaldın. Alacağım, getireceğim Türkiye’ye, millete vereceğim. Sizlere vereceğim, sizin hakkınız bu.

Şimdi… Ben, 2015 yılından bu yana ‘Emekliye 2 bayram ikramiyesi verin. Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı asgari ücret kadar emekli ikramiyesi verin’ dedim. Önce bağırdılar ‘Vay efendim, emekli ikramiyesi diyorsun, parayı nereden bulacaksın?’ Üsteledim, söyledim, ‘Ben maliyeciyim, ben hesap uzmanıyım. Devlette para var. Parayı adaletli kullanırsan olur.’ Sonra verdiler, şimdi seçimler geldi, 1000 lirayı biraz artırdılar. Benim sözüm söz; asgari ücret kadar emekliye Ramazan ve Kurban bayramlarında ikramiye verilmesi lazım. Son bayramda vermediler. Allah nasip eder, Kurban Bayramında bütün emekli kardeşlerim gidecekler, bankadan para çekince, orada 15 bin liraları olduğunu görecekler. 15 bin lirayı, Kurban Bayramında emekli kardeşlerime ikramiye olarak vereceğim. Hiç endişe etmeyin.

Bağırıyorlar hemen ‘Parayı nereden bulacaksın?’. Var efendim, beşli çeteye gelince para var. 4 yerden, 5 yerden, 6 yerden maaş alanlar için paralar var. Yandaşlar için paralar var. Senin beşli çetelerin dolarla ve avroyla ihale alıyorlar. Onlara para var. Emekliye gelince, garibana gelince para yok. Yer mi bunu Bay Kemal? Yemez. O paraları söke söke alacağım. Tamamını emekliye vereceğim, işçiye vereceğim, memura vereceğim, garibana vereceğim, çiftçiye vereceğim. Kim alın teri döküyorsa, kim çalışıyorsa, kim üretiyorsa ona vereceğiz.

Bakınız, dışarıdan canlı hayvan getiriyorlar, dışarıdan et getiriyorlar, dışarıdan buğday getiriyorlar, dışarıdan fasulye getiriyorlar; her şey dışarıdan geliyor. Her şey Türkiye’de üretilecek. Her şey Türkiye’de üretilince her şey çok güzel olacak, inanın; çalışan, alın teri döken için.

Esnaf kardeşimiz de sıkıntıda. Sattığı malı, yeniden gidip satın aldığında parasını ödeyemiyor, bakıyor zam gelmiş.

Zam konusunda en dertli olanlar aileler. Kira bedelleri giderek yükseldi. Pazarda yangın var. Mutfakta yangın var. Oturuyor, aybaşında hesap yapacak; masraf nereye gidecek, nasıl gidecek, bunun hesabı. Yol parası, okul parası, beslenme parası, elektrik parası; bütün bunların hepsi üst üste geldiğinde her aile ‘Acaba biz ay sonunu nasıl getiririz?’ diye, bunun için uğraşıyorlar. Ay sonunu, Bay Kemal’in iktidarında göreceksiniz, çok güzel getireceksiniz ay sonunu. Onlardan alacağım, size vereceğim. Öyle her hafta, her gün, her saat hesap yapmayacaksınız. Hele bir de düğüne davetiye gelirse ‘Eyvah’ diyorsunuz.

Düğüne gideceğiz ama parayı nereden bulacağız, altını nasıl takacağız diye. Ben, bu kardeşiniz, bunların hepsini hesapladı. Niçin? Bu kardeşiniz hesap uzmanı, neyi nasıl yapacağını, devlette tam 27,5 yıl çalışarak bunların hepsini ortaya çıkardı. Şimdi diyorlar ya, ‘Kılıçdaroğlu bunları nasıl yapacak?’ 27,5 yıl bu işler için çalıştım. 27,5 yıllık devlet hayatımı incelediler, ‘Acaba Bay Kemal ile ilgili bir şey bulabilir miyiz? Bulursak da getirir miyiz?’ diye. Toplu iğne ucu kadar bir şey bulamadılar ve bulamazlar. Çünkü kul hakkı yemedim ve kul hakkı yedirmeyeceğim. Ben kul hakkı yemedim, yedirmeyeceğim diyorum. Onlar böyle bir şey söylemiyorlar.

Mesela çıkıp ‘Biz kul hakkı yemedik, yedirmeyeceğiz’ diyemiyorlar. Niye diyemiyorlar? AK Partili veya MHP’li bir kardeşinizle karşılaştığınızda Allah için bunu sorun, deyin ki ‘Siz bu Bay Kemal’e kızıyorsunuz. Bay Kemal diyor ki, kul hakkı yemem, yedirmem. Sizin Genel Başkanlarınız da söylesin. Kul hakkı yemem, kul hakkı yedirmem desin.’ Diyebiliyorlar mı? Niye diyemiyorlar? Kul hakkı yiyene devlet teslim edilir mi? Özellikle MHP’li kardeşlerime sesleniyorum. Kul hakkı yiyene devlet teslim edilir mi? Sınırları yolgeçen hanına döndüren birine devlet teslim edilir mi?

Devlet akılla yönetilir, bilgiyle yönetilir, birikimle yönetilir, irfanla yönetilir. Devlet bir kişiye teslim edilmez. Bizim tarihimize baktığınız zaman ta Mete Han’dan bu yana hiçbir zaman bir devlet, bir kişinin iki dudağına teslim edilmemiştir. Bunu çözeceğiz. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi getireceğiz ve daha güzel bir devlet inşa edeceğiz. Huzur içinde, hakça üreten ve bölüşen bir devleti inşa edeceğiz. Rahmetli Ecevit’in güzel bir sözü vardı, ‘Ne ezen ne ezilen, insanca hakça bir düzen’ diye. Aynı şeyi yapacağız; ne ezen ne ezilen, insanca hakça bir düzen.

Sağlık çalışanlarını biliyorum. 10 bin atamayı biliyorum. Bakın bir devlet sağlık, güvenlik ve eğitim alanında asla boş kadro bırakmaz. Dünyanın neresine giderseniz sağlık personelinde asla boş kadro olmaz. Engelli kadrosunda asla boş kadro olmaz. Güvenlikte asla boş kadro olmaz. Çünkü bunlar bir devleti ayakta tutan temel kolonlardır.

Efendim şimdi bir şey daha söyleyeyim. Bizim böylesine güzel bir toplantı yapmamızın ve bizim güvenliğimizi sağlamamızın aktörleri de burada. Yani polis kardeşlerimiz de burada. Onlara da yürekten teşekkür ederiz. Onların da dünya kadar sorunu var biliyorum. Sizin sorununuz var, mutfaklarda yangın var. Onların da mutfağında yangın var, onların da sorunları var. Onlar günün 12 saati, 13 saati, 14 saati nöbet tutuyorlar, onu da gayet iyi biliyorum. Bazen 24 saat çalışıyorlar, onu da gayet iyi biliyorum. Polis intiharlarının hangi noktalara ulaştığını, onu da gayet iyi biliyorum. Onlara güveniyoruz ve onlar bizim can ve mal güvenliğimizi sağlayan temel aktörler. O nedenle polis arkadaşlarımıza da hepinizin huzurunda teşekkürlerimi sunuyorum.

Bir şey daha. Benim saray merakım yok. Saraylarda gidip oturma gibi bir merakım da yok. Ben sizler gibi yaşıyorum, mütevazı bir evim var. Mutfağımı da hepiniz biliyorsunuz zaten. Huzur içinde evimizde yaşıyoruz. Saraylara asla gidip oturmayacağım, o sarayda da oturmayacağım. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mütevazı Çankaya’sına gideceğim. Bizim saraylarda oturmak gibi bir merakımız yok. Halka üstten bakmak, halkı küçümsemek, hele hele kadınlara hakaret etmek, kadınlara yaptığı hakareti ve küfrü belli noktalarda bütün Türkiye’ye duyurmak asla ve asla doğru değil. Kadınlar hiç endişe etmeyiniz, sizin Bay Kemal’iniz var. Sizi başımızın üstünde taşıyacağız. Unutmayın, Sevgili Peygamberimiz, ‘Cennet’in anahtarı kadınların ayakları altındadır’ diyor. Bunu unutmayın.

Efendim hepinize şükranlarımı sunuyorum. Bugün iki yere daha gideceğim. Hepiniz sağ olun, hepiniz var olun.

Ekrem Başkanımız şunu söyler, her şey çok güzel olacak diye. O zaman bende sorayım sizlere. Her şey çok güzel olacak. Vallahi de, billahi de her şey çok güzel olacak. Hiç endişe etmeyin, her şey çok güzel olacak. Bu memlekete huzuru getireceğim, huzuru; bereketi getireceğim, bereketi; alın terinin değerini vereceğim, alın terinin değerini.

Hepinize en içten sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Sağ olun, var olun diyorum.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Yerimiz Saray Değil Çankaya Olacak

Millet İttifakı’nın İstanbul mitinginde konuşan Kemal Kılıçdaroğlu, “Devleti bir kişiye teslim etmeyeceğiz” dedi. Cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda Çankaya Köşkü’ne yerleşeceğini belirten Kılıçdaroğlu, “Yerimiz saray değil Çankaya olacak. Her hakkı teslim edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, “85 milyonun Cumhurbaşkanı olacağım. Hiçbir ayrım yapmadan, hiç kimseyi ötekileştirmeden, hiç kimsenin kimliğini, inancını, yaşam tarzını sorgulamadan 85 milyon insanın Cumhurbaşkanı olacağım. Ve 85 milyon insana hakkıyla hukukuyla ve adalet içinde hizmet etmeye ben de size söz veriyorum” dedi.

Kılıçdaroğlu, “800 bini aşkın genç, İstanbul’da ilk kez gidip sandıkta oy kullanacak. Ve sizler otoriter bir yönetimi demokratik yollarla değiştireceksiniz; sadece bizim siyasi tarihimize değil dünya siyasi tarihine de önemli bir armağan bırakacaksınız. Bu onur size yeter.” ifadelerini kullandı.

Kemal Kılıçdaroğlu, “Ortak akılla yola çıktık ve Türkiye Cumhuriyeti Devletini bir kişiye teslim etmeyeceğiz, bir kişinin iki dudağından çıkan bir sözü hiç kimse kabul etmeyecek. Beraber ve birlikte, akılla, bilgiyle, birikimle, ahlakla, erdemle yöneteceğiz. Hiçbir ayrımcılık yapmayacağız. Herkesi kucaklayacağız, herkesi. Hiç kimseyi mağdur etmeyeceğiz.” dedi.

“Benim Cumhurbaşkanı olmamı istemeyen iki kesim var. Onları bilmenizi isterim. Birincisi beşli çeteler. İkinci bir grup daha var, uyuşturucu baronları.” diyen Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Beşli çetelerin yurtdışına kaçırdıkları paraları biliyorum. Nerelere götürdüklerini biliyorum. Amerika’da Manhattan’da gökdelenler yaptığını biliyorum. Muhammed Ali Clay’in çiftliğini nasıl satın aldıklarını biliyorum. Londra’da paraları nerelere yatırdıklarını biliyorum. Tamamını, ama tamamını son sentine kadar getireceğim ve bu millete vereceğim.”

Millet İttifakı, 14 Mayıs seçimlerine sekiz gün kala İstanbul Maltepe sahilinde, tüm siyasi liderlerinin katılımıyla büyük bir miting düzenledi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu sırasıyla birer konuşma yaptı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun mitinginde yaptığı konuşma şöyle:

“Değişime hazır mısınız? Türkiye’ye demokrasiyi getirmeye hazır mısınız? Alın terine değer vermeye hazır mısınız? Bu ülkede hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği bir Türkiye’yi inşa etmeye hazır mısınız? Söz mü?

Ben de size söz veriyorum. Bu ülkede hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. Bu ülkede hiçbir yoksul ailenin elektriği kesilmeyecek, hiçbir yoksul ailenin suyu kesilmeyecek, hiçbir yoksul ailenin doğalgazı kesilmeyecek. Bu ülkeyi cennet gibi yapacağız ve birlikte huzur içinde yaşayacağız.

Şundan emin olmanızı istiyorum. 85 milyonun Cumhurbaşkanı olacağım. Hiçbir ayrım yapmadan, hiç kimseyi ötekileştirmeden, hiç kimsenin kimliğini, inancını, yaşam tarzını sorgulamadan 85 milyon insanın Cumhurbaşkanı olacağım. Ve 85 milyon insana hakkıyla hukukuyla ve adalet içinde hizmet etmeye ben de size söz veriyorum.

Ülkeyi huzura kavuşturmamız lazım. Çok kamplaştırdılar. Komşumuzun kimliğini sorgular hale getirdiler. İnsanların inançlarını sorgular hale getirdiler. Türkiye’yi buradan çekip çıkaracağız. Bunun için en büyük güç sizsiniz. Sizlerle beraber yola çıkacağız.

Ve gençler, burada mısınız? Yaklaşık 800 bini aşkın genç, İstanbul’da ilk kez gidip sandıkta oy kullanacak. Ve sizler otoriter bir yönetimi demokratik yollarla değiştireceksiniz; sadece bizim siyasi tarihimize değil dünya siyasi tarihine de önemli bir armağan bırakacaksınız. Bu onur size yeter.

Birlikte mücadele ettiğimiz zaman Türkiye’nin çözülmeyecek hiçbir sorunu yoktur. Bütün sorunlar çözülebilir. Az önce Genel Başkanlarımızı dinlediniz. Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlarımızı dinlediniz. Birlikte yola çıktık, beraber yola çıktık. Ortak akılla yola çıktık ve Türkiye Cumhuriyeti devletini bir kişiye teslim etmeyeceğiz, bir kişinin iki dudağından çıkan bir sözü hiç kimse kabul etmeyecek.

Beraber ve birlikte yöneteceğiz. Akılla yöneteceğiz, bilgiyle yöneteceğiz, birikimle yöneteceğiz, ahlakla yöneteceğiz, erdemle yöneteceğiz, hiçbir ayrımcılık yapmayacağız. Ve bu ülkeye sözüm söz; baharı getireceğim baharı, bu ülkeye huzuru getireceğim huzuru, göreceksiniz bunu. Herkesi kucaklayacağız, herkesi. Hiç kimseyi mağdur etmeyeceğiz.

‘KHK’lılara bahar gelecek mi, haydi’. Evet, haydi bahar gelecek hiç endişe etmeyin.

Bu kardeşiniz bu meydana Adalet Yürüyüşünden sonra da gelmişti. Adalet Yürüyüşünü yapmıştım. Adalet, devletin temelidir. Devletin dini adalettir. Adaleti her yerde ve her ortamda savunmak zorundayız. Sadi şöyle söyler; “Dünyanın bütün nehirleri adalete susamış bir insanın susuzluğunu gidermeye yetmez”. Hepimiz adalete susadık, hepimiz adaleti istiyoruz.

Adalet sadece mahkeme salonlarında gerçekleşmez. Eğer bir çocuk yatağa aç giriyorsa, 85 milyonumuz aç demektir. Bir çocuk eğer soğukta kaldıysa, 85 milyonumuz soğukta kalmış demektir. Dolayısıyla biz, beraber ve birlikte Türkiye’yi yeniden aydınlığa çıkaracağız. En büyük gücümüz sizsiniz ve kendinize güvenin.

Türkiye’nin bütün sorunları çözülebilir. Benim saray merakım yok, 6 liderin de öyle, bir saray merakı yok. Ben sizler gibi yaşıyorum. Sizler gibi mütevazı bir hayatım var. Sizler gibi yaşamaktan da onur duyuyorum. Saraya gitmeyeceğiz, Allah nasip eder sizlerin oyuyla Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturduğumda, yerimiz Çankaya olacak, Gazi Mustafa Kemal’in mütevazı mekânı olacak.

Bir şey daha. Söz verdim, en geç iki yıl içerisinde bütün Suriyeli kardeşlerimizi, Afganlı kardeşlerimizi ülkelerine uğurlayacağım.

‘Staj ve çıraklık’. Meraklanmayın onu gayet iyi biliyorum ve çözeceğim. Çalıştınız, kazandınız, prim yatırtmadılar Borçlanma imkânı getireceğim, hiç meraklanmayın.

Bakınız, her hakkı teslim edeceğim, her hukuku uygulayacağız. Asla ve asla birilerinden yana tavır almayacağız.

Benim Cumhurbaşkanı olmamı istemeyen iki kesim var. Onları bilmenizi isterim. Birincisi beşli çeteler. Beşli çeteler istemiyorlar. Yuh çekmeyin, sandığa gidip oy kullanın. Ben sizden onu bekliyorum. Yuh çekmek bu işin en kolayı, zor olanı sandığa gitmek. Ama sandığa giderken bir arkadaşını beraber götürmek.

Özellikle AK Parti’ye veya MHP’ye veya Cumhur İttifakı’ndan birisine geçen seçimlerde oy veren bir kişiyi ikna edeceksiniz, beraber sandığa götüreceksiniz ve oy kullanacak. O zaman gerçek anlamda her bir birey görevini yapmış olacak. Bunun sözünü istiyorum. Söz mü? Yüz binlerin sözünü dinledik. Yüz binlerden söz aldım.

Onu da biliyorum. Beşli çetelerin yurtdışına kaçırdıkları paraları biliyorum. Nerelere götürdüklerini biliyorum. Amerika’da Manhattan’da gökdelenler yaptığını biliyorum. Muhammed Ali Clay’in çiftliğini nasıl satın aldıklarını biliyorum. Londra’da paraları nerelere yatırdıklarını biliyorum. Tamamını, ama tamamını son sentine kadar getireceğim ve bu millete vereceğim.

418 milyar doları götürdüler. Az önce Meral Hanım söyledi, sadece bir işlemden 1 milyarın nasıl götürüldüğünü söyledi. Onların tamamını, 418 milyar doları, kuruşu kuruşuna getireceğim ve size vereceğim, bu halka vereceğim.

Söyledim, bir daha ifade edeyim; kul hakkı yemem ve kul hakkı yedirmem. Bakınız hiç onlar diyorlar mı biz kul hakkı yemeyeceğiz diye. Demiyorlar, söyleyemiyorlar. Ben onların neler yediğini biliyorum. Kul hakkı yiyenin burnundan fitil fitil getireceğim. Hiç kimse endişe etmesin.

İki; beni istemeyen ikinci bir grup daha var. Uyuşturucu baronları… Söz veriyorum, uyuşturucu baronlarının kökünü kazıyacağım. Uyuşturucu baronlarına da bir şey diyemiyorlar. Neredeyse kucaklaşacaklar. Ama bu ülkenin çıkarı için ne gerekiyorsa yapacağız. Bu ülkeyi aydınlığa çıkaracağız. Beraber, birlikte bunu sağlayacağız. Bundan emin olmanızı isterim.

Son söz; çünkü uzun süre beklediniz. Ekrem Başkanımızın mitingleri bitirirken söylediği bir şey var, güzel bir cümle var, onu kullanarak izin verirseniz bu mitingimizi bitirmiş olalım. Her şey çok güzel olacak.

Bütün sorunları biliyorum, emin olun. Bütün sorunları çözmeye ahdettim, emin olun. Ve ben, bu ülkeye arkadaşlarımla birlikte baharı getireceğim, huzuru getireceğim. Kim olursa olsun bu topraklarda yaşıyorsa herkesin sorunuyla ilgileneceğiz. Asla ayrımcılık yapmayacağız. Ondandır, bundandır diye bir şey söylemeyeceğiz ve 85 milyonu kucaklayacağız.

Ve benim de size sözüm, 85 milyonun Cumhurbaşkanı olacağım. 85 milyona hizmet edeceğim. Hiçbir ayrım yapmayacağım ve herkesi kucaklayacağım.

Sağ olun, var olun. Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. Teşekkür ederim.”

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener, CHP’lilerden Oy Talep Etti

Millet İttifakı’nın İstanbul mitinginde konuşan İYİ Parti Lideri Meral Akşener, CHP’lilerden İYİ Parti’ye de oy vermelerini istedi. Kendi parti tabanının Kılıçdaroğlu’nun seçimi kazanması için var gücüyle çalışacağını söyledi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını daha fazla bekletmemek için kısa bir konuşma yapacağını söyleyen İYİ Parti Lideri Akşener, güçlendirilmiş parlamenter sistemle birlikte başbakan olma isteğini yineledi.

Millet İttifakı, 14 Mayıs seçimlerine sekiz gün kala İstanbul Maltepe sahilinde, tüm siyasi liderlerinin katılımıyla büyük bir miting düzenledi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu sırasıyla birer konuşma yaptı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, mitingde yaptığı konuşmada, şunları söyledi:

“Bir Kemal’e Bir Meral’e… Öncelikle bu meydanı doldurduğunuz için, şereflendirdiğiniz için sizlere teşekkür ediyorum. Haklarınızı helal edin. Cenab-ı Hak başta Sayın Kılıçdaroğlu olmak üzere hepimizi önce kendi huzurunda sonra sizlerin karşısında utandırmasın inşallah.

14 Mayıs elbet burası gösteriyor ki Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Sayın Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı olarak seçildiği ve alkışlar içinde inşallah Çankaya Köşkü’ne beraberce götürdüğümüz bir akşam olacak. Sizin helal oylarınızla Sayın Kılıçdaroğlu, 13. Cumhurbaşkanı olacak. Ben de… ‘Başbakan Meral’ diyorsunuz ya. Oylarınızla başbakan olmak istiyorum. Bizim Anadolu’da yaptığımız bütün mitinglerde İYİ Parti seçmeninden tek bir şey istiyorum ben: Bir oy Kemal’e bir oy Meral’e.

“Birleşe birleşe kazanıyoruz”

Şimdi burada hem İYİ Parti’nin hem CHP’nin seçmenleri var. Birleşe birleşe kazanıyoruz. Ama minicik bir isteğim var sizden. Her CHP’li aileden sadece tek bir oy istiyorum. Ama biz bütün İYİ Partililer, bütün oylarımızı Sayın Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı için oraya şak diye basacağız.

Türkiye… Ben siyasetçi bir ailenin kızıyım. 30 yıldır kendim siyaset yapıyorum. Toplamında 50 yıllık bir hafızam var. Hayatımda bu kadar rezil bir seçime ilk defa gidiyoruz. Hakaretlerin, küfürlerin, iftiraların havada uçuştuğu, tehditlerin havada uçuştuğu bir seçim… Milletine ilk defa ‘işgalci’ diyen bir dil… Türk milletine işgalci, darbeci diyen bir dil… Allah’ım bütün psikiyatrları bu ağabeyleri tedavi için davet ediyorum. Gerçekten cezai ehliyetleri kalmadı. En tepesinden bugün bakanlık makamında oturanlara hepsi aynı.

İkide bir kasetten bahsediliyor. Recep bey Recep bey… Var mıdır yok mudur belli olmayan bir kasetten bizzat bahsediyorsun da yahu dün sizin en yakın aile dostunuz seninle beraber başına bir iş gelmesin diye hapse giren Yeşildağ ailesinin bir ferdi bir kaset yayınladı. O kasette çok enteresan nasıl hırsızlık yapıldığını anlatıyor. Diyor ki Ali Yeşildağ: Antalya Havaalanı yıl 2007’de havaalanının işletmesi satışa çıkıyor. Bir firma 5 milyar euro veriyor. Buna karşılık o firmanın dosyasından evrak çalınıyor. Yakınlardan birine 3 milyar euroya veriliyor. 1 milyar euro cep ediliyor. Bu iddia bizzat Recep Bey tarafından 1 milyar euro alındığını söylüyor.

Recep Bey, Recep Bey… Hazır kaset orada. Bu iddiaları soruşturman gerekiyor. Sen Cumhurbaşkanısın. Bize sövmek yerine sen bu videoyu bir sorgula bakalım. Bu bir milyar dolar kimin cebine girmiş? Ali Yeşildağ’ın iddiasına göre senin cebine girmiş.

Bir şey daha var.Köprüler, tüp geçitler var. KÖİ deniliyor. Şimdi çıkacak diyecek ki: Bugünler diyecek daha iyi günler diyecek. Ondan sonra al başına belayı. Adamla beni dövüştüreceksiniz. Bu demin saydığım havaalanları, köprüler… Onlar da 3 milyar dolara yaptırılacak 11 milyara yaptırıldı. 5 milyarlık yeri 3 milyara verdiğinde 1 milyar, cebelleziymiş. 3 milyara bitecek yeri 11 milyara bitirttiğin zaman cebellezi ne kadar oldu?

Benim son söz olarak sizden isteğim şudur: Bakınız 14 Mayıs günü yani cebinizden giden paraların, çocuklarınızın geleceğinden giden paraların devamını istiyorsanız ki istemiyorsunuz. Hakkında böyle söylentiler çıkmamış, dürüstlüğüne hepimizin kefil olduğu 13. Cumhurbaşkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu seçeceksiniz.”

Paylaşın

Ahmet Davutoğlu: İstanbul Milli İrade Dersi Veriyor

Millet İttifakı’nın İstanbul mitinginde konuşan Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, İstanbul’un “anlayana hoca olduğunu” vurgulayarak, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun seçimler için “siyasi darbe” sözüne tepki gösterdi.

Haber Merkezi / Ahmet Davutoğlu, “Seçimlere siyasi darbe diyen bir bakana, toplumu bölerek kardeşi kardeşe düşüren bir söylem kullananlara milli irade dersi veriyor İstanbul” dedi.

Millet İttifakı, 14 Mayıs seçimlerine sekiz gün kala İstanbul Maltepe sahilinde, tüm siyasi liderlerinin katılımıyla büyük bir miting düzenledi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu sırasıyla birer konuşma yaptı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu, mitingde yaptığı konuşmada, şunları söyledi:

“Her vesile ile söylerim, İstanbul anlayana bir hocadır, ders verir. Bugün İstanbullular bir milli irade dersi veriyor. Seçimlere ‘siyasi darbe’ diyen bir bakana; toplumu, milleti bölerek, kardeşi kardeşe düşman kılan bir söylem kullananlara milli irade dersi veriyor İstanbul.

Bugün Hıdırellez. Hıdırellez; insanın toprakla, suyla, havayla barışmasıdır. İnsanı, insanla barıştırmaya, kardeş kılmaya geliyoruz. Bugün bahar ve Hıdırellez. 15 Mayıs ise siyasetin Hıdırellez’i olacak.

13. Cumhurbaşkanımız Sayın Kılıçdaroğlu ve arkadaşları ile yaptığımız görev taksiminde bana, Millet İttifakı’nın tarım ve gıda güvenliği politikalarını anlatmak düştü. Vaktimiz az. Ama size tarım ve gıda güvenliğini anlatırken iki zihniyeti anlatmaya çalışacağım.

Önce toprak. Ondan geleceğiz, ona gideceğiz dediğimiz toprak. Bir zihniyet der ki; toprak ranttır, kupon arazidir, üzerine gökdelen dikerek milyarlar kazanırız. Bir zihniyet de yani biz de deriz ki toprak bizim dostumuzdur, ondan geldik ona gideceğiz. Toprak, bir rant alanıdır diyenler. Bundan üç ay önce, şubat ayında; deprem bölgesine diktikleri binalarla büyük acılar yaşattılar. Malatya Bostanbaşı Kayısı Mahallesi’nde, kayısı dikilen bahçelerde gökdelen diktiler. Şimdi mücadele kim ile kim arasında?

Toprağa bereket diye bakan, aslını toprakta görenlerle; toprakta rant görenler arasında. 2017 – 2020 arasında 2 milyon 370 bin dekar toprak, tarımdan uzaklaştırıldı. Sadece geçen sene 1 milyon büyükbaş, 1 milyon 300 bin küçükbaş hayvanımızı kaybettik. Envanter düştü. Siz niye pahalı et yiyorsunuz? Çünkü hayvancılığı öldürdüler. Çünkü bunlar toprakla savaşanlardır. Biz toprakla barışanlardanız.

Bir eski Başbakan. Bugünlerde çok konuşuyor. Seçimlerde yabancı istilacılara karşı, 14 Mayıs’ta; bu ülkeyi yabancı istilacılara bırakmayacağız. İstanbullular siz ona iki kere ders verdiniz değil mi? Bir yetmedi, iki kere. İzmirliler de ders verdiler. Girdiği her seçimi kaybeden, Başbakanlık makamını da gasp eden bir adam, çıkmış bizi yabancı işgalcilerle bir arada tutuyor. Haddini bil, haddini. Millet İttifakı, yabancı istilacılara da, toprağı işgal eden rantiyeye karşı da kurulmuştur.

Çok net söylüyoruz. Toprak, tarım politikamızın başında şu var: Toprağı rant alanı olarak gören bu zihniyet gidecek, toprağı bereket olarak gören çiftçilerimiz toprağa geri dönecek. İmar baronları gidecek, milletin efendisi köylü gelecek.

İkincisi su… KOP, GAP projesi kaldı. Ama bunlar Kanal İstanbul yapmak peşindeler. Çünkü rant var. Hiç hak etmedikleri, büyük servet birikimleri var. Bunlar tüketici ile üreticiyi birbirine düşman etti. Et, süt fiyatı artarsa, tüketici alamıyor; düşerse üretici kar edemiyor. Biri de çıktı ki, bunlardan biri; ‘Biz TOGG diyoruz, onlar soğan diyor’ dedi. Tam bir zihniyet fukarası. Sovyetler Birliği çökerken de böyle demişlerdi. Biz ise şunu diyoruz: ‘Hem İHA, hem SİHA, hem TOGG; hem soğan.’ Hiçbir zaman savunma sanayisini soğanın karşısına koymadık, bunlar koyarlar.

Bu seçim, halkla birlikte halkın kaderini paylaşanlarla; halkı gıda enflasyonu karşısında ezdirenlerin seçimi olacak. Size söz veriyoruz. Bütün milletime sesleniyorum: Millet İttifakı’nın iktidarında, gıda enflasyonunun altında bir cümle olmayacak. Yiğidi bir kuru soğana muhtaç edenler gidecek; Anadolu yiğitleri geri gelecek.

Çiftçi yaş ortalamamız 56 olmuş. Yani 20 yıl daha tedbir almazsak, maalesef çiftçilerimiz kalmayacak. Şimdi biz genç çiftçilerimiz için özel teşvikler uygulayacağız. Hazine garantili alanlar genç çiftçilere tahsis edilecek. Kiralamada kolaylıklar olacak. Sakın çiftçiliği uzak alanlar diye düşünmeyin. Kent tarımı yapacağız. Kırsal dönüşüm yapacağız. Türkiye’nin ovalarını gökdelenlerle imar baronlarına yedirmeyeceğiz. İstanbul çevresi ile birlikte tarım kenti de olacak.

Pandemi döneminde yaşadık. Lojistik zorlaştı. Kentlerimizin etrafındaki tarım alanlarını rantiyeye kurban etmeyeceğiz. Bütün tarım alanlarında, yarım kalan sulama projelerinin hepsini tamamlayacağız. Biz Kanal İstanbul’a değil, Anadolu’ya suyla bereket getireceğiz.

Ürün girdilerini kontrol edeceğiz. Bunlar; lüks yatlara mazotu ÖTV’siz veriyor. Biz çiftçiye ÖTV’siz vereceğiz. Lüks yatlara mazotta ÖTV’yi kaldıranlar gidecek, çiftçiye ÖTV’siz verenler gelecek. Yem ve tohumda yapılan bütün harcamaların yüzde 50’si çiftçiye geri verilecek. Türkiye, ithalatla çiftçilerin terbiye edildiği bir ülke olmayacak. FAO, Dünya Gıda Örgütü’nün rakamlarına göre, bir yıl içinde gıda fiyatları dünyada yüzde 21 düştü.

Hani bunlar ekonomik kriz olduğunda demiyorlar mı, dünyada da kriz var. Dünyada yüzde 21 düşerken, et fiyatları Türkiye’de yüzde 234 nasıl arttı? Süt 30 liraya nasıl dayandı. Bunlarda vicdan yok. Bunlar kendileri; manda yoğurdu ile ejder meyvesi ile beslenip halka soğanı çok görenler… Sofralarında ejder meyvesi ile beslenenler gidecek. Anadolu’nun temiz gıdası ile Türkiye’yi kendine yeter yapanlar geri gelecek.

Kur korumalı mevduat adı altında, faizcilere kaynak aktardılar. Biz; kur korumalı tohum getireceğiz. Kur korumalı mazot, kur korumalı yem, kur korumalı gıda… Yani kur tehdidi altından, maaliyetleri çıkaracağız. Bunlar köprülerden geçiş için alım garantisi verdiler. Biz ise ürünlerde çiftçimize alım garantisi vereceğiz. Çiftçilerimiz en başında bilecekler, ne ekersem karşılığında ne alırım.

“Tüm bu rantiyeye son vereceğiz”

Ne yapacağız biliyor musunuz? Hani bir banka var, adı Ziraat Bankası. Ama kendisi ziraat dışında her işi yapan bir banka. Medya patronlarına kredi verir. Yandaş medya kurabilmek için Ziraat Bankası fonlarını kullananlar gidecek. Ziraat Bankası’nı çiftçilere ve milletin gıda ihtiyacını karşılamak üzere tarım sektörüne ayıranlar gelecek. Tüm bu rantiyeye son vereceğiz.

Kuracağımız Tarım ve Gıda Güvenliği Bakanlığı ile yepyeni bir dönemi başlatacağız. Çiftçimiz mutlu olacak. Gerçek anlamda Hıdırellez’i kutlayacaklar. Tüketicimiz temel gıdasını alacak. Bu bizim sözümüzdür. Millet İttifakı’nın 13. Cumhurbaşkanı adayımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Cumhurbaşkanı yardımcılarının ortak sözüdür.

Gelecek hafta, bütün bu rant dönemine son vereceğiz. Kendi halkına dönüp kitapsızlar diyenler, küffar diye konuşanlar… Dinimizi, vatanımızı, milletimizi ve milli değerlerimizi istismar edenler gidecek. 14 Mayıs günü kimler gidecek, kimler kalacak? 14 Mayıs gecesi, 15 Mayıs sabahı; yeni bir baharda yasaklar gidecek, özgürlükler gelecek. 15 Mayıs sabahı kutuplaşma gidecek, kucaklaşma gelecek. Kucaklaşacak mıyız? Millet İttifakı ile her kesim birbiriyle kucaklaşacak mı?

Yargıya talimat veren hukuk anlayışı gidecek; hak, hukuk, adalet gelecek. Mülakat gidecek, liyakat gelecek. Her gün, her akşam bir videoları yayınlanan; işte dün akşam da Antalya Havalimanı’nda ne döndüğü yayınlanan; o yolsuzluk sistemi gidecek, siyasi ahlak gelecek. Gelecek mi? Bütün bunların sebebi olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi gidecek, güçler ayrılığına, demokratik hukuk devletine dayalı Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem gelecek mi? Oy vermeye hazır mısınız?

15 Mayıs günü; yalana, yolsuzluğa, yasaklara, yoksulluğa boğulmuş, Cumhur İttifakı gidecek, milleti bereket ile buluşturacak olan Millet İttifakı gelecek. Söz mü? 14 Mayıs günü, sandıkları yeni bir Türkiye, yeni bir bahar için buluşturacak mıyız? Haydi Türkiye, hep beraber.”

Paylaşın

DP Lideri Uysal: Onların Tokluk Sınırını Bilmiyoruz

Millet İttifakı’nın İstanbul mitinginde konuşan DP Lideri Gültekin Uysal, Türk-İş’in aylık olarak açıkladığı açlık sınırı verilerinin altını çizerek, “Biz bu ülkenin kaynaklarını kendisi için beytülmal zannedenlerin tokluk sınırını açıklayamıyoruz. Onların tokluk sınırını bilmiyoruz. Onların tokluk sınırını bilsek bir şey söyleyeceğiz” dedi.

Haber Merkezi / DP Lideri Uysal, ayrıca, Bakan Soylu’nun seçimle ilgili sözlerini hedef aldı. Hükümetinin görevinin darbeyi önlemek olduğunu dile getiren Uysal, “Seçimleri iptal mi edeceksiniz? O yüzden bunların düşünceleri, zihin dünyaları ortaya döküldü. Türkiye’ye dair, bu milletin kalkınmasına dair hiçbir hayalleri yok” ifadelerini kullandı.

Millet İttifakı, 14 Mayıs seçimlerine sekiz gün kala İstanbul Maltepe sahilinde, tüm siyasi liderlerinin katılımıyla büyük bir miting düzenledi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu sırasıyla birer konuşma yaptı.

Mitingde konuşan Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, şunları söyledi:

“14 Mayıs 2023 milletin yeniden kaderine hakim olacağı bir gün olacak Allah’ın izniyle. Türkiye’yi kendilerini vazgeçilmez zannedenlere, kendi varlıklarını kaçınılmaz bir kadere dönüşmek için Türkiye’yi risklere mahkum edenlere, bu büyük ülkenin kaynaklarını 85 milyona değil de bir avuç insana sunanlara karşı elbette ne diyeceğiz? Yeter diyeceğiz. Çünkü dünya hızla değişiyor. Zaman hızla akıyor.

İşte bu 14 Mayıs’ı çağın ritmini yakalayacağımız bir gün haline getirmek durumundayız. Aziz İstanbullular, değerli vatandaşlarım bugüne bir günde gelmedik. Güzel bir söz var; ‘bir anın arkasında asırlar vardır’ diye. İşte bu noktaya yürüne yürüne, mücadele edile edile, emek verile verile, alın teri akıtıla akıtıla sizler getirdiniz. Ve işte bugün bu an bunu taçlandırma günüdür. Sadece 4-5 yıllık bir siyasi dönemi değil 20 yıllık bir iktidar dönemini değil bir buçuk asırdır sürdüre geldiğimiz gelişim çizgisi içerisinde bir devri kapatıyoruz.

Bu büyük ülke tarihi fırsatları kaçıramaz. Çağın bize emrettiği demokrasisine, hukukuna, eğitim sitemine, ekonomisine bu çağın icap ettirdiği derinliği katmak zorundayız. Ama bugün milyonlarca insanımız eğer sefalet içinde ise bunun sorumluluğu elbette yönetenlerdedir. Yakında TÜRK-İŞ yoksulluk ve açlık sınırını açıkladı. Türkiye’de açlık sınırı 10 bin 135 lira.

TÜRK-İŞ açlık sınırını açıklıyor da biz bu ülkenin kaynaklarını kendisi için beytülmal zannedenlerin tokluk sınırını açıklayamıyoruz. Onların tokluk sınırını bilmiyoruz. Onların tokluk sınırını bilsek bir şey söyleyeceğiz. Cumhuriyetimizin 100. yılını bile anlamlandıramıyoruz. Niye? Cumhuriyet ve demokrasiye lafzen inananlar var ruhen inanmıyorlar. Demokrasi ve hukuk onların lehine işliyorsa kabulleri, lehlerine işlemiyorsa kabullerine değil.

“Geldikleri noktada söz bitmiş. Yalanları da bitmiş”

Şimdi birileri çıkmış diyor ki ’14 Mayıs bir darbe girişimidir.’ Bir İçişleri Bakanımız var çıkmış aynen böyle diyor. Darbeyse sizin vazifeniz darbeyi önlemek. Seçimleri iptal mi edeceksiniz? O yüzden bunların düşünceleri, zihin dünyaları ortaya döküldü. Türkiye’ye dair, demokrasiye dair, hukuka dair, bu milletin kalkınmasına dair hiçbir hayalleri yok. 21 yılın sonunda Sayın Erdoğan seçim beyannamesini açıkladı.

Milletimize ne vaat ediyor değerli İstanbullular? Kendisiyle beraber kurumsal hale gelmiş mülakatı kaldıracağını taahhüt ediyor. Neyi taahhüt ediyor? Bozduğu ekonomiyi 2022 şartlarına getirmeyi taahhüt ediyor. Neyi taahhüt ediyor? İktidar dönemince sayısını bile bizim hatırlayamadığımız imar affı çıkmış şimdi imar aflarını yasaklamayı taahhüt ediyor. Geldikleri noktada söz bitmiş. Yalanları da bitmiş.”

Paylaşın