NATO Genişleme Toplantısından Sürpriz Sonuç Çıkacak Mı?

İspanya’nın başkenti Madrid yarından itibaren iki gün boyunca Rusya’nın Ukrayna işgalinin sürdüğü bir dönemde Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) İttifakı için kritik bir zirveye ev sahipliği yapacak.

NATO’nun Stratejik Konsepti’nin kabul edilecek olması açısından zaten önemli olan zirve Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’ya girmesiyle daha kritik bir hale geldi. Stratejik Konsept belgesi NATO’nun uzun dönemli yol haritası niteliğini taşıyor ve yaklaşık her 10 yılda bir gözden geçiriliyor.

Zirvenin gündeminde dört ana başlık yer alıyor. Bunlar, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın etkileri ve Rusya tehdidine karşı alınabilecek yeni önlemler, NATO’nun Avrupa yapılanmasının güçlendirilmesi, Çin meselesi ve İsveç ile Finlandiya’nın NATO üyelik başvuruları.

Son ana başlık ise sadece İttifak’ın geleceği için değil, Türkiye için de ayrı önemli. Çünkü bir süredir Ankara hem üye olmak isteyen bu iki ülkenin PKK, PYD, YPG gibi yapılara karşı açık ve net tavır almasını, hem de müttefiklerinden PKK ve onun Suriye uzantısı olarak gördüğü YPG’nin terör örgütü olarak tanınmasını talep ediyor. Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ise PKK’yı terör örgütü olarak tanırken, YPG’yi IŞİD ile mücadelede “müttefik” olarak görüyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla liderler düzeyinde bugün Madrid’de düzenlenecek toplantı iki ülkenin olası üyelikleri için önemli olacak. Toplantıya Erdoğan’ın yanı sıra İsveç Başbakanı Magdalena Andersson, Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de katılacak.

Toplantıdan somut bir çözüm çıkıp çıkmayacağı ise henüz kesin değil. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ile Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal dün Brüksel’de teknik düzeyde görüşmeler yaptı.

Bu arada İsveç Başbakanı Magdalena Andersson dün akşam saatlerinde yaptığı açıklamada PKK konusunda Türkiye’ye mesaj vererek, NATO üyeliği krizinin çözümüne dair iyimser konuştu. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de İsveç’in terörle mücadelede attığı “somut adımlara” vurgu yaptı.

Ancak Türkiye şimdiye kadar verdiği mesajların hepsinde iki ülkenin üyeliği konusunda aceleci olmadığını ve müzakerelerin “aylarca” sürebileceğini belirtmiş; Kalın da, “Bu zirveye katılmak, bizim pozisyonumuzdan geri adım atacağımız anlamına gelmiyor” ifadelerini kullanmıştı.

Bu arada toplantı öncesinde, ABD Başkanı Joe Biden ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zirve marjında görüşebileceğine yönelik Washington’dan gelen mesajlar, diplomatik gözlemcilere göre krizin çözülmesi konusunda ABD’nin “son dakikada dahi olsa topa girebileceğini” gösteriyor.

Erdoğan ise dün gece kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada NATO zirvesine değinerek, “Ülkemizin hak ve menfaatleri doğrultusunda ne gerekiyorsa onu yapacağız. Özellikle PKK, YPG, FETÖ gibi terör örgütleri konusunda sergilenen riyakarlıkları muhataplarımızın yüzlerine belgeleriyle, bilgileriyle, görüntüleriyle ifade edeceğiz. Bu tablo değişmeden Türkiye’den farklı bir tavır beklenmesinin mümkün olmayacağını da açıkça söyleyeceğiz” diye konuştu.

Carneige Vakfı Kıdemli Araştırmacısı, uzun yıllar Dışişleri Bakanlığı’nda ilgili dairelerde görev yapmış olan Emekli Büyükelçi Alper Coşkun DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e Madrid zirvesinin önemini, İsveç ve Finlandiya’nın üyelik başvuruları, Türkiye’nin veto kartını kullanması ve Türkiye’nin NATO nezdindeki konumunun bu gelişmelerden nasıl etkileneceğini değerlendirdi.

Madrid zirvesi neden önemli? Zirvenin sürprizi Çin mi?

Coşkun, zirvenin iki boyut açısından önemli olduğunu söyleyerek, bunları Stratejik Konsept belgesi ve Ukrayna krizi ile birlikte yaşanan kırılma olarak açıkladı.

Öncelikli gündem maddesinin Rusya olacağını ve bu kapsamda Ukrayna saldırısının Avrupa-Atlantik coğrafyasına etkilerini, NATO’nun savunma ve caydırıcılığını nasıl etkileyeceğinin masaya yatırılacağını belirten Coşkun, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu zirve aynı zamanda bir yeniliği de yansıtacak. O da Çin konusu. Bu konu Stratejik Konsept üzerinden İttifak’ın gündemine girecek. ABD’nin açıklamalarına ve konumlanmalarına bakıldığında Rus saldırısı yakın tehdit olarak görülüyor olsa dahi bu yüzyılın en büyük sınaması Çin. Dolayısıyla Çin’in NATO’nun gündemine girmesi vesilesiyle bu zirve çok önemli olacak.”

Büyükelçi Coşkun’a göre manşetleri yakalamış gündem başlığı ise Türkiye’yi de yakından ilgilendiren İsveç ve Finlandiya’nın üyelikleri ile ilgili “açık kapı politikası”.

Bugünkü toplantıdan son dakikada sonuç çıkar mı?

İsveç ve Finlandiya’nın üyelik başvuruları ile ilgili birkaç aydır yaşanan krizin bu zirve sırasında çözülüp çözülemeyeceği bugün yapılacak toplantının sonucuna bağlı.

Büyükelçi Coşkun, bu toplantının liderler düzeyinde yapılmasını çok kritik ve sonuç alınması açısından önemli görüyor ve şunları belirtti:

“Toplantıdan bir şey çıkar mı çıkmaz mı tahmin etmek zor. Ancak yapılıyor olması bile kendi başına önemli. Ancak şu bir gerçek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bizzat katılıyor olması eğer orada onu tatmin eden bir tablo çıkar ise kısa yoldan bu sorunun Türkiye bakımından aşılabilir olma ihtimalini öne çıkartıyor. Temsilcilerin yaptığı toplantı tabi ki önemli ama taleplerin liderler toplantısında dile getirilmesi çözüm potansiyelini artırıyor.”

Finlandiya ile İsveç’in masaya ne koyacağı, Erdoğan’ın da beklentilerinin ne kadar karşılanacağının önemli olacağını ifade eden Coşkun, “Geçmişte de benim de tanık olduğum buna benzer tırmanmalar ve son dakika sıkıntıları yaşandı. Ancak son dakikada gel-git’lerle aşılabilmişti. Yine öyle bir olasılığın bulunduğunu iyimser bir tahminle dile getirmek mümkün” söyleminde bulundu.

NATO’nun Türkiye’ye bakışı veto nedeniyle etkileniyor mu?

Öte yandan Türkiye’nin veto kartını kullanmasının İttifak içindeki konumunu zayıflattığı ve üyeliğinin tartışmaya açıldığını savunan bazı tezler son dönemde sıklıkla dile getiriliyor.

Büyükelçi Coşkun’a göre bu düşüncelere iki açıdan bakmak gerekiyor. Bunlardan ilkini bu tartışmaların fiili olarak bir sonuç doğurup doğurmaması olarak açıklayan Coşkun, “Geçmişte de konuşuldu bunlar ama fiilen sonuç verebilecek şeyler değil. Çünkü NATO’nun kurucu anlaşmasında üye bir ülkenin üyelikten çıkarılması gibi bir kavram yok” hatırlatmasında bulundu.

Ancak sadece bu fiili sonuçsuzluğa bakıp yörünge tartışmalarını önemsememenin de yanlış olacağını belirten Coşkun, şöyle konuştu:

“Sonuçta bu bir ittifak ve algı da son derece önemli bir husus. Türkiye’nin ittifak mensubiyeti ile ilgili nasıl kendi içinde tartışmaları varsa, Türkiye’nin müttefiklerinin de Türkiye’ye baktıklarında S-400 alan, Rusya ile ilişkilerini geliştiren, güvenilir mi değil mi olduğu kendilerine göre tartışma konusu yapılabilen bir ülkeyi görüyor olmaları Türkiye’nin uluslararası alandaki etki gücünü zaafiyete uğratan ve Türkiye ile ilgili olumsuz tabloyu öne çıkarmak isteyenlere güç veren bir unsur olur.”

Paylaşın

NATO: Ukrayna Savaşı Yıllarca Sürebilir

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Ukrayna’daki savaşın yıllarca sürebileceğini ve Batı’nın Kiev’i bu süreçte desteklemeye hazır olması gerektiğini söyledi.

Stoltenberg savaşın maliyeti yüksek olsa da Moskova’nın hedeflerine ulaşmasının yaratacağı maliyetin çok daha büyük olduğunu vurguladı.

İngiltere Başbakanı Boris Johnson da uzun sürecek bir çatışmaya hazırlanmak gerektiğini belirtti. Johnson gibi Stoltenberg de Ukrayna’ya daha fazla silah göndermenin Kiev’in zaferini daha olası kılacağının altını çizdi.

Alman Bild gazetesine konuşan Stoltenberg Ukrayna’ya verilecek daha modern silahların, büyük kısmı Rus işgali altında bulunan Donbas’ın geri alınması ihtimalini artıracağını söyledi.

Moskova bu bölgede son aylarda yavaş da olsa bir miktar ilerleme kaydetti.

Bugün İngiltere’de yayımlanan Sunday Times gazetesine yazan Başbakan Boris Johnson ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in “Ukrayna güçlerini vahşetle yok etmeye çalıştığı bir yıpratma savaşı” yürüttüğünü belirtti:

“Korkarım ki uzun sürecek bir savaşa hazırlanmamız gerekiyor. Zaman en hayati faktör. Her şey Ukrayna’nın kendi toprağını savunma gücünü, Rusya’nın saldırı kapasitesini yenilemesinden daha hızlı bir şekilde yenileyip yenileyemeyeceğine bağlı.”

Johnson Cuma günü Ukrayna’nın başkenti Kiev’e sürpriz bir ziyaret gerçekleştirmiş, Ukrayna ordusuna verilecek silah, ekipman, mühimmat ve eğitim desteğinin Rus ordusunun bunlara erişme hızından daha yüksek olduğunu söylemişti.

Daha fazla ağır silah ihtiyacı

Ukraynalı yetkililer de son günlerde daha fazla ağır silaha ihtiyaç duyduklarını vurgulayan açıklamalar yapmıştı.

Bugüne kadar Batı ülkeleri Ukrayna’ya çok sayıda silah göndermiş olsa da Ukraynalı yetkililer bunun etkin bir savunma için gerekenin sadece küçük bir kısmı olduğunu belirtiyor.

Rusya ise bu silah yardımlarını eleştiriyor ve işgalin gerekçesi olarak Ukrayna’nın NATO’ya katılma hedefini gösteriyor.

Geçen hafta BBC’ye konuşan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov “Özel bir askeri operasyon başlattık çünkü Batı’ya, Ukrayna’yı NATO’ya almanın bir suç olacağını anlatmanın başka bir yolu kalmamıştı” demişti.

Ukrayna NATO üyesi olmasa da birliğe katılma hedefini daha önce dile getirmişti. Benzer bir şekilde Kiev Avrupa Birliği’ne de katılmak istiyor.

Paylaşın

NATO, İngiltere Ve Almanya’dan ‘Uzun Soluklu Savaşa Hazır Olun’ Mesajı

Ukrayna’nın Avrupa Birliği’nden üyelik adaylığı için destek aldığı bugünlerde Rusya ülkenin doğusuna yönelik saldırılarını şiddetlendirirken, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg Ukrayna’ya silah desteğinin arttırılmasının Donbas bölgesinin kurtarılma şansını güçlendirebileceğini söyledi.

Alman Bild am Sonntag gazetesine konuşan Stoltenberg savaşın uzun süreceği uyarısında bulundu. Stoltenberg “Bunun yıllar alabileceği gerçeğine hazır olmalıyız” diyen Stoltenberg bedeli sadece askeri destek açısından değil, yükselen enerji ve gıda fiyatları açısından yüksek olsa da Ukrayna’ya destekten vazgeçilmemesi gerektiğini söyledi.

Ukrayna’ya sürpriz ziyaret gerçekleştiren İngiltere Başbakanı Boris Johnson da uzun süreli bir savaşa hazır olunması gerektiğini vurguladı.

İngiliz The Sunday Times gazetesine yazan Johnson “Ukrayna işgalçiden çok daha hızlı şekilde silah, ekipman, cephane ve eğitimi almalıdır” diyen Johnson zamanın hayai bir faktör olduğununu belirtti ve “Herşey Ukrayna’nın topraklarını savunma kapasitesinin Rusya’nın saldırı kapasitesini yenilemesinden hızlı yapmasına bağlı olacak” diye yazdı.

Almanya’dan G7 ve AB zirvelerinde Ukrayna’ya destek sözü

Ukrayna’ya desteğin sürdürülmesi gerektiğini vurgulayan bir diğer lider de Allmanya Başbakanı Olaf Scholz oldu.

Scholz gelecek hafta Almanya’nın ev sahipliği yapacağı dünyanın en gelişmiş ekonomi ve demokrasilerinin yer aldığı G7 zirvesini Ukrayna’yla ilgili uzun vadeli beklentileri dile getirmek için kullanmak istediğini açıkladı.

Alman dpa haber ajansına konuşan Scholz “Ukrayna’yı gerekli olduğu sürece d2stekleyeceğiz. Rusya liderine (Vladimir Putin) hesaplamalarının işe yaramadığını göstermek istiyoruz” diye konuştu ve Ukrayna’nın G7 zirvesinden beklendiği desteği göreceğinin altını çizdi.

Scholz “Putin yeterince toprak zapt ettiğinde herşeyin yerli yerine oturacağını ve uluslararası toplumun eski haline döneceğini bekliyor” diyen Scholz bu durumun bir “illuzyon” olduğunu söyledi.

Scholz ayrıca Fransız, İtalyan ve Rumen meslektaşlarıyla Kiev’de yaptıkları temaslarda Ukrayna Cumhurbaşkanı Vladimir Zelenskiy’e özellikle cephane ve ağır silah gönderme konusunu görüştüklerini hatırlattı ve dört liderin gelecek hafta Brüksel’de yapılacak olan Avrupa Konseyi Zirvesi’nde Ukrayna’nın AB üyeliği için adaylığını destekleyeceklerini vurguladı.

Avrupa halkı ne düşünüyor?

Öte yandan yeni yapılan bir anket Avrupa halkının Ukrayna’daki savaşın ne şekilde bitmesi gerektiği konusunda liderlerden farklı düşündüğünü ortaya koydu.

Berlin merkezli düşünce kuruluşu Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nin (EFCR) yaptığı araştırmada katılımcıların “savaşın toprak kaybına razı olunarak bir an önce bitmesi” ve “uzun sürse de Rusya’nın cezalandırılması” şeklindeki iki görüş arasındaki kutuplaşmayı sergiledi.

Araştırmada Avrupa halkının yüzde 35’inin ekonomik yaptırımların ve nükleer savaş geriliminde endişe duyduğu ve çok önemli bir değişiklik olmadığı takdirde uzun soluklu bir savaşa karşı olduğu anlaşıldı. Bu aynı aynı zamanda Ukrayna’nın toprak kaybını kabullenmesi anlamına geliyor.

Katılımcıların yüzde 22’si ise savaş ne kadar uzun sürerse sürsün Rus saldırganlığına karşı durulması gerektiğini ve adalet yerine geldiğinde barışın sağlanabileceğini ifade etti. Yüzde 20’lik kesim karasız olduğunu, yüzde 23’lük kesim ise farklı görüşleri bulunduğunu belirtti.

Ülkeler açısından bakıldığında ise İtalyan, Alman ve Fransızların çoğu erken bir barışı tercih ederken, Polonyalıların çoğunun adaletten yana görüş bildirdi.

Zelenskiy meydan okudu: Bizim olan her yeri geri alacağız

Ukrayna’nın doğusundaki Donbas bölgesindeki Luhansk’ı ele geçirmek için saldırılarını yoğunlaştıran Rusya’nın TASS haber ajansı Ukraynalı savaşçıların Metolkine’yi Rus yanlısı ayrılıkçı güçlere teslim ettiğini bildirdi. Uzmanlar Rus destekli güçlerin Sieviredonetsk kentini ancak güçleirni küçük alanlara yoğunlaştırması halinde birkaç hafta içinde tamamen ele geçirebileceğini bildiriyor

Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskiy ise pazar günü sosyal medyadan yayımladığı bir videoda meydan okuyarak askerlerin moralinin yüksek olduğunu ve zaferden işüphe duymadıklarnı belirtti ve “Güneyi kimseye vermeyeceğiz ve bizim olan her yeri geri alacağız” mesajını paylaştı.

(Kaynak: Euronews Türk)

Paylaşın

ABD: Türkiye, NATO Üyelik Pazarlığı İle F-35 Programına Dönemez

ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı Adam Smith, F-35 savaş uçakları alımına karşı Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği ile ilgili pazarlık yapamayacağını savundu. Demokrat Parti’den Adam Smith, basına yaptığı açıklamada, S-400 savunma sistemi aldığı için Türkiye’nin F-35 savaş uçağı programına geri dönemeyeceğini söyledi.

Savunma muhabirlerinin düzenlediği bir etkinlikte konuşan Smith, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 savunma sistemi almasının ülkesi için hala ciddi bir endişe kaynadığı olduğunu belirterek, “Bu Rusya’dan silah aldığı için Türkiye’yi cezalandırmak değil. Bu, S-400’ün F-35 ile aynı yerde olmaması ve oradaki kritik bilgilerin Ruslara ulaşma endişesiyle ilgili bir kaygı. Ben sonuçta onlara bazı silahların verileceğini ancak F-35 savaş uçaklarının satılmayacağını düşünüyorum. Avrupa’nın ne yapacağını bilmiyorum. Ancak onların da bu yönde davranacağını düşünüyorum.” dedi.

Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine karşı ittifak üyeleriyle yaptığı pazarlığa değinen Smith, “O (Erdoğan) , ‘bana yeterince iyi teklif yapmadınız, biz de İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğine kabul etmeyeceğiz.’ diyor. Onun, en iyi pazarlığın bu olduğunu düşünmesi akıl almaz bir şey değil. Bizim, İsveç ve Finlandiya’nın işi de, ortaya çıkan şeyin bu olmaması için müzakere etmek. Bunu denemek. Ancak sonunda müzakere etmek zorunda kalacağımız şey bu.” ifadesini kullandı.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken geçen hafta Türkiye’ye savaş uçağı satışıyla, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğinin farklı konular olduğunu söylemişti.

ABD’nin dış ilişkilerini yürütürken bazı ülkelerin Rusya ve Çin ile ilişkileri ile ilgili sert kararlar alamaması konusunda ülkesinin bazı esnekliğe sahip olması gerektiğini ve Türkiye’nin durumunun da bunu hatırlattığını kaydeden Smith şöyle konuştu:

“Dünyanın dört bir yanında bizimle ilgili güven sorunu var. ABD’nin mükemmel olduğu fikrine kapılmış birçok Kongre üyesi var. Türkiye ve Hindistan gibi dünyadaki bir sürü ülke ise bahislerini riske attıklarını anlamış görünmüyor. Biz de, ‘Ya bizimle ya da Rusya ve Çin’le birlikte olmak zorundasın’ diyoruz. Onlar ise hala bir anlamda bu kartla oynuyor. Ukrayna’da olup biten ne kadar korkunç olsa da Rusya ve Çin’i ve hatta bir dereceye kadar İran’ı uzaklaştırabilecekken, ABD’ye yaklaşabileceklerini düşünmüyorlar.”

Ülkesinin de geçmişten dersler alıp buna göre davranıp, koalisyonu oluşturmak için esneklik içinde hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Smith şunları söyledi:

“Dünya mükemmel bir yer değil. Müttefikleriniz ve dostlarımız her zaman tam olarak istediğiniz yerde olmayacak. Ve biz de tam olarak bizim istediğimiz gibi dost ve müttefik olmadığımızı kabul etmeliyiz. Öyleyse, Rusya ve Çin’in küresel düzen için oluşturduğuna inandığım tehdidi göz önünde bulundurarak, burada nasıl anlaşabilir bir ortaklığa sahip olabiliriz buna bakmamız gerekecek.”

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

NATO’dan Türkiye Ve Yunanistan’a Çağrı

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Türkiye ve Yunanistan’ı Ege Denizi’ndeki ayrılıklarını güven ve dayanışma ruhu içerisinde çözmeye çağırdıklarını söyledi.

Stoltenberg Yunan haber ajansı ANA’ya verdiği röportajda, NATO müttefikleri arasında zaman zaman güçlü anlaşmazlıkların yaşanmasına şaşırmamaları gerektiğini ifade ederek, Yunanistan ve Türkiye’nin en aciliyet gerektiren güvenlik sorunlarıyla başa çıkmada diğer 28 müttefikle birlikte yıllardır NATO’da birlikte çalıştığını söyledi.

Akdeniz’in NATO açısından çok önemli bir bölge olduğuna işaret eden Stoltenberg, geçmişte bu bölgede Yunan ve Türk güçlerinin dahil olduğu kazaların yaşandığını ve gelecekte bu tür kaza risklerini düşürmek için ellerinden ne geliyorsa yapmaları gerektiğini, bunun herkesin çıkarına olduğunu vurguladı.

Stoltenberg, “Yunanistan ve Türkiye’yi Ege Denizi’ndeki ayrılıklarını güven ve dayanışma ruhu içinde çözmeye çağırıyoruz. Bu da itidal ve ılımlılık, gerilimi tırmandırıcı her türlü eylem ve söylemden kaçınmak anlamına geliyor. Putin’in Ukrayna’ya açtığı savaşın Avrupa’da barışı bozduğu bir zamanda müttefiklerin bir arada durması daha da önemli hale geldi” diye konuştu.

“Tüm müttefikler Türkiye’nin meşru kaygılarını ciddiye almalı”

Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine Türkiye’nin muhalefetiyle ilgili bir soruyu da yanıtlayan Stoltenberg, bu iki ülkenin NATO’ya üyelik başvurusunu tarihi olarak niteleyerek, “Türkiye’nin terör örgütü PKK’ya ilişkin ciddi kaygıları da dahil olmak üzere şimdi tüm müttefiklerin güvenlik kaygılarını ele almamız ve ileriye dönük bir yol bulmamız gerekiyor” ifadesini kullandı.

Stoltenberg, Türkiye’nin PKK terörünün acılarını üzücü şekilde yaşadığını ve müttefikler arasında terörden en fazla acı çeken ülke olduğunu belirterek, “Dolayısıyla Türkiye’nin meşru kaygıları bulunuyor ve tüm müttefikler bunu ciddiye almalı” dedi.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Türkiye’nin endişelerini ele almak ve Finlandiya ile İsveç’in NATO’ya katılımı konusunda ilerleme sağlamak için Türkiye, Finlandiya ve İsveç temsilcileriyle yakın temas halinde olduklarını ekledi.

Stoltenberg Çavuşoğlu’yla görüştü

Bu arada Stoltenberg’in bugün Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’yla telefon görüşmesi yaptığı bildirildi. Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre, görüşmede NATO’nun genişlemesi konuları ele alındı.

Paylaşın

NATO: İsveç, Türkiye’nin Talepleri Doğrultusunda Adımlar Attı

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, İttifak’a üyelik başvurusunda bulunan İsveç’in, Türkiye’nin taleplerini yerine getirmek için “önemli adımlar attığını” dile getirdi.

Resmi ziyaret amacı ile gittiği İsveç’in başkenti Stockholm’da, İsveç Başbakanı Magdalena Andersson ile bir araya gelen Stoltenberg, görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Finlandiya ile birlikte İsveç’in NATO’ya üyeliğine karşı çıkan Türkiye’nin talepleri ile ilgili iki noktada Stockholm’ün çalışmalarda bulunduğunu dile getiren Stoltenberg, bu bağlamda İsveç’in terörle mücadele yasasında değişiklikler yapmaya başladığını ve ayrıca silah ihracatı ile ilgili olarak, gelecekte bir NATO üyesi olduğunda müttefiklerine karşı edineceği yeni sorumluluklar doğrultusunda yeni bir yasal çerçeve hazırlandığını ifade etti.

Andersson: Türkiye’nin kaygılarını çok ciddiye alıyoruz

Stoltenberg, “Bunlar, Türkiye tarafından dile getirilen kuşkuların giderilmesi adına önemli iki adım” derken, İsveç Başbakanı Andersson, ülkesindeki terörle mücadele yasalarının geçen yıllar içinde değiştirildiğini ve değiştirilmeye de devam edileceğini ifade etti. Andersson açıklamasında, “Türklerin kaygılarını ve özellikle terörizmle mücadele ile ilgili güvenlik kaygılarını çok ciddiye alıyoruz” söyleminde bulundu.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, “tarihi karar” olarak nitelendirdiği İsveç’in başvurusunun ardından, şu an itibarıyla çok sayıda NATO üyesinin bu ülkeye güvenlik garantisi verdiğini ve İsveç’e yönelik olası bir saldırıda NATO müttefiklerinin buna kayıtsız kalacağını düşünemediğini belirtti.

NATO, Rusya’nın Ukrayna’yı 24 Şubat’ta işgale başlamasının ve İsveç’le Finlandiya’nın başvurularının ardından bu iki ülkeyi mümkün olan en kısa sürede üye olarak görmek istiyor. NATO zirvesi 28-29-30 Haziran’da İspanya’nın başkenti Madrid’de yapılacak.

Şu ana kadar NATO’da, İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğine karşı çıkan tek ülke Türkiye.Türkiye, İsveç ve Finlandiya’yı “terörle mücadeleye destek vermemekle” suçluyor ve iki ülkenin de PKK üyelerine ev sahipliği yaptığını savunuyor.

Ankara özellikle İsveç’in, “PKK’nın Suriye’deki kolu” olarak gördüğü YPG’ye askeri ekipman ve mali destek vermesinden rahatsız. Türkiye ayrıca “PKK üyesi ya da Gülen yapılamasına mensup oldukları” gerekçesiyle İsveç’ten 21, Finlandiya’dan da 12 kişinin iadesini istiyor.

Paylaşın

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg: Türkiye’nin Endişeleri Meşru

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg bugün Finlandiya’ya yaptığı ziyarette, Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyelik başvurularına karşı çıkarken dile getirdiği güvenlik endişelerinin meşru olduğunu söyledi.

Haber Merkezi / Stoltenberg, Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto ile Finlandiya’nın Naantali kentindeki yazlık Cumhurbaşkanlığı konutunda düzenlediği ortak basın toplantısında, “Bunlar meşru endişeler. Bu terörizmle ilgili, silah ihracatıyla ilgili” dedi.

Sorunun mümkün olan en kısa sürede çözülmesini istediğini ifade eden NATO Genel Sekreteri, “Bu nedenle bu sorunları çözmek için NATO müttefikimiz Türkiye ve ayrıca Finlandiya ve İsveç ile birlikte sıkı bir şekilde çalışıyoruz. Başka hiçbir NATO müttefikinin Türkiye’den daha fazla terör saldırısına uğramadığını anlamalı ve hatırlamalıyız” diye konuştu.

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında geçen ay Batı’nın savunma ittifakına katılmak için başvurmuştu. Ancak bu iki ülke, kendilerini Kürt militanları ve terörist olarak kabul ettiği diğer grupları desteklemek ve barındırmakla suçlayan Türkiye’nin muhalefetiyle karşılaştı.

İsveç’ten “Türkiye’ye silah ihracatı” açıklaması

Öte yandan İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde, ülkesinin NATO üyeliği ve Türkiye’nin itirazları ile ilgili İsveç’in STV kanalına konuştu.

Dışişleri Bakanı Linde, Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine izin vermesi halinde Türkiye’ye silah satışına onay verilebileceği mesajı verdi.

Linde “Türkiye’ye yönelik silah ambargosunun kalkıp kalkmayacağına” ilişkin bir soru üzerine, bunun için ilk önce Ankara’nın İsveç’in NATO üyeliğini kabul etmesi gerektiğini ima etti:

Biz dünyanın en katı silah ihracatı kurallarına sahip ülkesiyiz. Yasada bir çok uyulması gereken kriterin dışında İsveç’in dış, savunma ve güvenlik politikasının da göz önüne alınması ile ilgili konular var. NATO üyesi olursak bunlar da değişecek.
Ann Linde ayrıca İsveç’in “Türkiye de içinde olmak üzere NATO’nun tam güvenliğinin sağlanmasına katkıda bulunacağını” ifade etti.

İsveç hükümetinin Kürdistan İşçi Partisi’ni (PKK) “terör örgütü” olarak tanımladığını kaydeden Linde, ülkesinin “son 30 yıldır terörle mücadelede en katı kurallara sahip ülkelerden biri olduğunu” söyledi.

Finlandiya: Görüşmeler sürecek

Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö de Türkiye ile müzakerelerde herhangi bir gelişme olup olmadığına ilişkin soruya yanıt verdi.

“İlerleme, diyalog kanallarımızın açık olması, görüşmelere devam etmemiz olarak düşünülebilir” diyen Niinistö, “ülkesinin, Türkiye’nin endişeleriyle ilgili diğer NATO ülkelerinden farklı bir tutumu olmadığını, neden özellikle bu konuda hedef gösterildiklerini anlamakta zorlandığını” söyledi.

Türkiye’nin ‘İsveç ve Finlandiya’ itirazları

Rusya-Ukrayna savaşının başlamasıyla birlikte NATO’ya üyelik başvurusu yapıp yapmayacakları merak konusu olan Finlandiya ve İsveç, “süreci el ele yürütmeye” karar vererek 18 Mayıs’ta NATO üyeliğine başvurdu.

30 üyeli Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) genişlemesiyle ilgili kararların üyelerin oybirliğiyle alınması gerekiyor.

Fakat Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuyla ilgili ilk defa 13 Mayıs’ta bir açıklama yaparak İsveç ve Finlandiya’nın muhtemel NATO üyelik başvurusu konusunda “olumlu bir düşünce içinde” olmadıklarını açıklamış, iki ülke için “terör örgütlerinin adeta misafirhanesi gibi” ifadelerini kullanmıştı.

Türkiye’nin itirazları karşısında İsveç ve Finlandiya heyetleri Türkiye heyeti ile 25 Mayıs’ta Ankara’da istişarelerde bulundu.

Heyetin başkanlığını yapan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, İsveç ve Finlandiya heyetleriyle yaptığı görüşmenin ardından medyaya yaptığı açıklamada “Türkiye’nin güvenlik kaygılarının, somut adımlarla belli bir takvim çerçevesinde karşılanmadığı takdirde, sürecin ilerleyemeyeceğine dair mesajımızı çok net bir şekilde ifade ettik” dedi.

İsveç’in Expressen gazetesi, Türkiye’nin İsveç’ten NATO üyeliğine “Evet” demek için beş temel talepte bulunduğunu hatırlatıyor: “Teröre siyasi desteğe son verilmesi; terörü finanse eden kaynakların ortadan kaldırılması; PKK ve PYD’ye silah desteğinin durdurulması; Türkiye’ye yönelik ambargo ve yaptırımların kaldırılması; teröre karşı küresel işbirliği.”

Paylaşın

Türkiye NATO Pazarlığında Nasıl Bir Strateji İzliyor, Hedefler Neler?

İsveç ve Finlandiya’nın Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) katılımına ilişkin başta Ankara ve Brüksel olmak üzere NATO başkentlerinde yoğun diplomatik pazarlıklar sürüyor.

Türkiye, bu süreçte iki ayaklı bir strateji yürütüyor: İki İskandinav ülkesinin PKK ve YPG’ye desteklerini kesmesi durumunda ittifaka girme koşulunu devam ettiren Türkiye, terörle mücadeleye dönük hassasiyetinin Madrid’de düzenlenecek zirvede kabul edilecek olan Stratejik Konsept 2023 belgesine daha güçlü ve net bir şekilde yer almasına da çalışıyor.

Ankara, daha çok Doğu sınırlarından gelen Rus tehdidine yoğunlaşan konsept belgesine ittifakın güney sınırlarını koruyan Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı “terör tehdidini” de açık bir şekilde sokmayı hedefliyor.

İspanya’nın başkenti Madrid’de 29-30 Haziran günlerinde gerçekleşecek olan NATO Liderler Zirvesi’nin iki hedefi bulunuyor:

İttifakın Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması sonucu değişen küresel güvenlik ortamı ve Rusya’nın olası tehditlerine karşı hazırlanmakta olan Stratejik Konsept 2030 belgesini kabul etmek ve yine buna bağlı olarak İskandinav ülkeleri İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik başvurularını oybirliğiyle onaylamak ve böylece süreci resmen başlatmak.

Türkiye’nin her iki süreçle de ilgili önemli itirazları ve talepleri bulunuyor ve bunlara ulaşmak için kapsamlı bir dış politika ve iletişim politikası izliyor.

Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın ittifaka katılımına ilişkin olumsuz yaklaşımı, 13 Mayıs’ta Cuma namazı çıkışında soruları yanıtlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından dünyaya ilan edildi.

Her iki ülkenin terör örgütlerine desteklerini gündeme getiren Erdoğan’ın bu açıklamasından bir gün sonra Berlin’de gerçekleştirilen NATO dışişleri bakanları toplantısıyla birlikte Ankara-Stockholm-Helsinki hattında görüşmeler başladı.

Her iki ülkenin cumhurbaşkanlarının Erdoğan’la temas kurduğu bu sürecin en önemli toplantısı, 25 Mayıs’ta Ankara’da gerçekleşti.

Bu toplantıda, daha önce kamuoyu ve basın aracılığıyla İsveç ve Finlandiya’ya yöneltilen eleştiriler ve talepler yazılı olarak taraflara iletildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dış politika başdanışmanı İbrahim Kalın’ın, 4 Haziran’da Anadolu Ajansı’na “Henüz karşı taraftan bu yönde bize gelmiş somut, bizim endişelerimizi tatmin edici bir geri dönüş olmadı,” açıklaması, Ankara’nın da tutumunu değiştirmediğini gösterdi.

NATO’nun güney sınırı vurgusu

Türkiye’nin NATO’da müzakere ettiği ikinci önemli konu ise ittifakın önümüzdeki 10 yılda karşılaşacağı tehdit ve sınamalara karşı alacağı askeri ve siyasi önlemlerin belirlendiği Stratejik Konsept 2030 belgesi.

NATO’nun her 10 yılda bir güncellediği Stratejik Konsept belgesinin Madrid Zirvesi’nde tüm liderlerden onay alması ve böylece yürürlüğe sokulması öngörülüyor.

Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’ya saldırmasıyla başlayan süreç, Stratejik Konsept belgesi üzerindeki çalışmaların yeniden değerlendirilmesine ve özellikle artan Rus saldırganlığı tehdidine nasıl yanıt verileceğine odaklanılmasına yol açtı.

Doğu Avrupa ve Baltık ülkelerinin olası bir Rus tehdidine karşı korunması amacını öncelemesi beklenen belgenin, bu nedenle ağırlıklı olarak Doğu sınırlarına vurgu yapması öngörülüyor.

Belgenin, NATO’nun Güney sınırlarıyla ilgili de yeni tehdit değerlendirmelerini içermesi bekleniyor ancak Türkiye’nin özellikle Suriye ve Irak sınırlarından kendisine dönük artan terör tehdidine vurgu yapılmasına çalıştığı kaydediliyor.

Türkiye’nin kastettiği ise hiçbir müttefik tarafından terör örgütü olarak görülmeyen, hatta ABD’nin başını çektiği IŞİD karşıtı koalisyonun yerel ortağı olan YPG’nin bir şekilde vurgulanması.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da 27 Mayıs’ta yaptığı bir açıklamada, Stratejik Konsept belgesinin terörün her türüyle mücadele kararlılığını vurgulaması gerektiğini kaydetmiş ancak ayrıntı vermemişti.

Türkiye 2019’da da talep etmişti

Türkiye, 2019 sonunda Londra’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde de benzer bir konuyu gündeme getirmiş ve YPG’den kaynaklanan terör tehdidinin Türkiye’yi ilgilendiren savunma planlarında yer verilmemesi nedeniyle Polonya ve Baltık ülkeleri için hazırlanan savunma planını veto edeceğini açıklamıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, o dönemde bu konuyla ilgili olarak, “Türkiye’nin başta YPG olmak üzere terörle mücadele konusunda müttefiklerden istediği destek ve dayanışma gelene kadar” bu tür planlara onay vermeyeceğini söylemişti.

Ancak Londra’da yapılan temaslar sonunda Türkiye, planı veto etmemişti.

Ortak deklarasyon, terörle mücadeleye atıfta bulunmuş ancak Türkiye’nin istediği gibi Suriye’den kaynaklanan tehdit ifadesine yer vermemişti.

Ankara pazarlık gücü artırmaya çalışıyor

Türkiye bir yandan NATO’da müzakerelerini sürdürürken, pazarlık gücünü artıracak bir politikaya da hız verdi. Sadece İsveç ve Finlandiya’nın değil tüm önde gelen NATO ülkelerinin Türkiye’yi hedef alan teröre karşı duyarsız olduğunu, hatta destekler bir tavır izlediğini vurgulayan Türkiye, aynı hafta içinde Fransa, Almanya ve Yunanistan’ın Ankara büyükelçilerini Dışişleri Bakanlığı’na çağırdı ve topraklarında gerçekleşen terör örgütü faaliyetlerinden dolayı nota verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) grubunda 1 Haziran’da yaptığı konuşmanın büyük çoğunluğu Avrupa’nın teröre verdiği desteğe ayırdı ve uzun bir videoyu da milletvekillerini izlettirdi. Başta Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu olmak üzere Ankara’nın bu söylemi Madrid Zirvesi’ne kadar sürdürmesi bekleniyor.

Bu söylem yoğunluğuna ek olarak Ankara’nın Suriye’nin kuzeyinde YPG kontrolünde olduğu belirtilen Tel Rıfat ve Münbiç’e askeri operasyon kararlılığını vurgulaması da ilk aşamada Madrid Zirvesi’ni hedefliyor.

Diplomatik kaynaklar, askeri olarak bir hareketlilik gözlenmediğini ve Türkiye’nin ay sonunda yapılacak zirve öncesinde harekete geçmesinin beklenmediğini kaydediyorlar. Böyle bir adımın atılmasının Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde ciddi bir kırılmaya yol açacağı da diplomatik kaynakların yaptığı değerlendirmeler arasında.

Türkiye, bölgeye son askeri operasyonun 2019 sonbaharında gerçekleştirmiş ve hem Rusya hem de ABD ile mutabakat muhtıraları imzalamıştı.

YPG’nin bu protokollerde yer aldığı şekilde Türkiye sınırından 30 kilometre derinliğe çekilmediğini, tam tersine sınıra yakın bölgelerden Türkiye’ye karşı saldırı ve tehditlerine devam ettiklerini vurgulayan Türkiye, Washington ve Moskova’nın yükümlülüklerini yerine getirmesi çağrısını yapıyor.

Her iki başkentte de olası bir Türk operasyonuna karşı çıktıklarını açıkladılar. Konu, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un 8 Haziran’da Ankara’ya yapacağı ziyaret sırasında gündemde olacak.

Ankara hem Avrupa’nın teröre verdiği destek hem de operasyon konusunu Türk kamuoyunun da sürekli gündeminde tutarak NATO’daki pazarlık sürecinde elini güçlendirmeyi hedefliyor.

NATO ile pazarlıklar yoğunlaşıyor

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin sürdüğü ve küresel güvenlik ortamının derinden etkilendiği bir dönemde Moskova’ya karşı en güçlü ve etkin şekilde durmak isteyen NATO açısından Madrid Zirvesi’nin sorunsuz geçmesi çok büyük önem taşıyor.

Erdoğan’ı başdanışmanı İbrahim Kalın’ın da zirveyle ilgili değerlendirmeleri zirvenin öneminin Ankara tarafından da algılandığını gösteriyor:

“Zirve son derece önemli. Tabii ki bu yeni konjonktür içerisinde Ukrayna savaşı ve diğer gelişmeler çerçevesinde NATO Zirvesi’nin başarılı geçmesi, İttifak’ın kendi iş birliğini ve dayanışmasını güçlendirmesi son derece önemli.

“Tam da bundan dolayı Türkiye’nin dile getirdiği terörle ilgili kaygılarının dikkate alınması, önemsenmesi İttifak’ın gücünü tahkim etmesi açısından da son derece önemli.”

Ancak Kalın, İsveç ve Finlandiya’nın durumuyla ilgili olarak Türkiye’nin kendisini “NATO Zirvesi gibi bir zaman sınırlaması” içinde görmediğini de vurguluyor. Başta NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg olmak üzere ABD ve diğer önde gelen üyeler ise her iki ülkenin üyeliğiyle ilgili onayın Madrid’de verilmesini istiyorlar.

Stoltenberg’in NATO savunma bakanları toplantısının yapılacağı 15-16 Haziran tarihine kadar ilerleme görmek istediği, sorunun mutlaka Madrid öncesi çözülmesine çalıştığı kaydediliyor. İsveç ve Finlandiya, hem savunma bakanları hem de Madrid Zirvesi’nin özel davetlileri olarak katılacaklar.

Ankara’da yapılan değerlendirmelerde, zorlu müzakerelerin büyük olasılıkla Madrid Zirvesi’ne kadar süreceği öngörüsü öne çıkıyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’den ‘Türkiye’ açıklaması

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ile başkent Kopenhag’da bir araya geldi; ikili, görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği başvuruları ve Türkiye’nin itirazlarına da değinen Stoltenberg, “NATO’da anlaşmazlık olması yeni değil, sorunlar çözülür. Türk yetkililerle diyalog halindeyiz” dedi.

Türkiye için “önemli bir müttefik” ifadesini kullanan Stoltenberg, NATO’nun böyle bir müttefikinin “güvenlik endişelerini dile getirdiğinde bu konuda harekete geçmesi ve endişelerini gidermesi gerektiğini” söyledi:

“Tüm müttefiklerin güvenlik endişeleri dikkate alınmalıdır. İsveç ve Finlandiya’nın NATO katılmaları konusunda ortak bir karara kısa sürede varacağımıza inanıyorum.

“Türkiye’nin ifade ettiği endişeleri ele alıyoruz. Türkiye gibi önemli bir müttefik güvenlik endişelerini gündeme getirdiğinde bunu halletmenin tek yolu ortak bir zemin bulmak için oturup konuşmak.”

Stoltenberg, NATO’nun 30 müttefiki arasında bazen farklılıklar olabildiğini ancak bunların konuşularak aşılabileceğini belirtti.

Stoltenberg, iki ülkenin NATO’ya katılmaları durumunda Avrupa Birliği (AB) nüfusunun yüzde 96’sının NATO içinde olacağını belirterek, NATO ve AB’nin Batı Balkanlar, Ukrayna, siber güvenlik gibi konularda her zamankinden daha yakın iş birliği içinde olduğunu kaydetti:

“AB’nin savunma çabalarını memnuniyetle karşılıyorum. Doğru yönde yapılırsa bunlar hem NATO’yu hem de AB’yi güçlendirecektir.”

Tüm üyelerin onayı gerekiyor

Rusya-Ukrayna savaşının başlamasıyla birlikte NATO’ya üyelik başvurusu yapıp yapmayacakları merak konusu olan Finlandiya ve İsveç, “süreci el ele yürütmeye” karar vererek 18 Mayıs’ta NATO üyeliğine başvurdu.

30 üyeli Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) genişlemesiyle ilgili kararların üyelerin oybirliğiyle alınması gerekiyor.

Fakat Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuyla ilgili ilk defa 13 Mayıs’ta bir açıklama yaparak İsveç ve Finlandiya’nın muhtemel NATO üyelik başvurusu konusunda “olumlu bir düşünce içinde” olmadıklarını açıklamış, iki ülke için “terör örgütlerinin adeta misafirhanesi gibi” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Türkiye, İsveç Ve Finlandiya’nın Üyeliğini Engellemeyecek

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, NATO Dışişleri Bakanları’nın Almanya’nın başkenti Berlin’deki toplantısında Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği ve Türkiye’nin konuya ilişkin yaklaşımı hakkında konuştu. 

Stoltenberg, “Türkiye’nin dile getirdiği endişeler üzerine üyelik konusunda nasıl hareket edeceğimize ilişkin bir anlaşmaya varacağımıza eminim” dedi. Stoltenberg, “Türkiye’nin niyeti Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliklerini engellemek değil. Bunu açık açık söylediler” ifadesini kullandı.

Blinken: Fikir birliğine varacağımızdan eminim

Stoltenberg’in ardından ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken de konuya ilişkin açıklamalarda bulundu. Blinken, “Türkiye, Finlandiya ve İsveç konusunda devam eden bir görüşme var. Sonuç şu ki, NATO’ya üyelik süreci söz konusu olduğunda, fikir birliğine varacağımızdan eminim” dedi.

Blinken, “Dışişleri bakanıyla (Mevlüt Çavuşoğlu) ya da NATO oturumlarında yaptığımız özel konuşmayı açığa vurmak istemiyorum, ancak şu kadarını söyleyebilirim: Neredeyse her kesimden çok güçlü bir desteğin (İsveç, Finlandiya için) katıldığını duydum” açıklamasında bulundu.

‘Yaptırımları sürdüreceğiz’

Öte yandan Blinken, tüm NATO üyelerinin “gerekli olduğu sürece” Rusya karşıtı yaptırımları yürürlükte tutmaya kararlı olduklarını söyledi.

“İttifakın her üyesi bu savaşı mümkün olan en kısa sürede sona erdirmek istiyor. Ukrayna’ya yönelik güvenlik yardımımızı, yaptırımlarımızı ve Rusya üzerindeki diplomatik baskımızı gerektiği kadar sürdürmeye açıkça kararlıyız” diye konuşan Blinken, ülkesinin ve NATO müttefiklerinin “Ukrayna’ya savaş alanında ve müzakere masasında mümkün olduğunca güçlü destek vermeye odaklandıklarını” da sözlerine ekledi.

Erdoğan’dan iki ülkeye ‘teröre destek’ suçlaması

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine olumlu bakmadıklarını söylemişti.

Erdoğan, “”Gelişmeleri takip ediyoruz ama olumlu bir düşünce içinde değiliz. Çünkü bizden önceki yönetimler daha önce Yunanistan ile ilgili bir yanlış yaptılar. Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı NATO’yu da arkasına alarak takındığı tavrı biliyorsunuz. Bu konuda ikinci bir yanlışı Türkiye olarak işlemek istemiyoruz.” dedi.

İskandinav ülkelerinin terör örgütleri için misafirhane hale geldiğini ileri süren Erdoğan, PKK, DHKP-C’nin buralarda yuvalandığını belirterek bu ülkelerde örgüt üyelerinin parlamentoya milletvekili olarak girdiğini ifade etti ve “Bu noktada bizim olumlu bakmamız mümkün değil” dedi.

Paylaşın