İrritabl Bağırsak Sendromu Nasıl Yönetilir?

Karın veya bağırsak ağrısı ve rahatsızlığına neden olan İrritabl Bağırsak Sendromu (IBS), sindirim sisteminde görülen yaygın bir rahatsızlıktır. IBS, yıllarca, hatta ömür boyu sürebilir.

Haber Merkezi / IBS’nin semptomlarını doğru yönetimle kontrol altına alınabilir ve yaşam kalitesi artırılabilir.

Beslenme:

Düşük FODMAP Diyeti: Fermente olabilen karbonhidratları (FODMAP’ler) azaltmak, şişkinlik, gaz ve ishali hafifletebilir. Bir diyetisyenle çalışarak bu diyeti uygulamak faydalı olabilir.

Tetikleyici Gıdalardan Kaçınma: Kafein, alkol, yağlı yiyecekler, laktoz, gluten veya baharatlı gıdalar semptomları tetikleyebilir. Hangi yiyeceklerin sorun yarattığını belirlemek için bir besin günlüğü tutulabilir.

Lif Dengesi: Çözünür lif (yulaf, psyllium) kabızlığı hafifletebilir, ancak fazla lif ishali kötüleştirebilir. Lif alımı kademeli olarak artırılmalı.

Yeterli Su Tüketimi: Dehidrasyonu önlemek ve bağırsak hareketlerini düzenlemek için bol su içilmeli.

Düzenli ve Küçük Öğünler: Büyük öğünler yerine sık, küçük porsiyonlar yemek semptomları azaltabilir.

Yaşam Tarzı Değişiklikleri

Stres Yönetimi: IBS, stresle kötüleşebilir. Yoga, meditasyon, nefes egzersizleri veya farkındalık (mindfulness) teknikleri stresi azaltabilir.

Düzenli Egzersiz: Hafif-orta düzey egzersizler (yürüyüş, yüzme) bağırsak hareketlerini düzenler ve stresi azaltır.

Yeterli Uyku: Kaliteli uyku, IBS semptomlarını kontrol altına almada yardımcı olabilir.

Tıbbi Tedaviler

İlaçlar: Antispazmodikler (spazmları azaltmak için), Laksatifler (kabızlık için), Antidiyareikler (ishal için), Antidepresanlar veya anksiyolitikler (stres ve ağrı yönetimi için) kullanılabilir.

Probiyotikler: Bağırsak florasını dengelemek için bazı probiyotik türleri (ör. Bifidobacterium) faydalı olabilir.

Psikolojik Destek:

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT): IBS ile ilişkili stres ve kaygıyı yönetmek için etkili bir yöntemdir.

Hipnoterapi: Bağırsak odaklı hipnoterapi, bazı hastalarda semptomları hafifletebilir.

Fizyoterapi ve Alternatif Yöntemler:

Pelvik Taban Fizyoterapisi: Pelvik taban kaslarını güçlendirmek, özellikle kabızlık veya dışkılama sorunlarında yardımcı olabilir.

Akupunktur: Bazı kişilerde ağrıyı ve semptomları hafifletebilir, ancak etkileri kişiye göre değişir.

Önemli Notlar

Kişiselleştirilmiş Yaklaşım: IBS semptomları kişiden kişiye farklılık gösterir; bu nedenle tedavi planı bireysel olmalıdır.

Doktor Kontrolü: Yeni bir diyet veya tedavi denenmeden önce bir sağlık uzmanına danışılmalı, özellikle altta yatan başka bir sağlık sorunu (ör. çölyak hastalığı, inflamatuar bağırsak hastalığı) olup olmadığını ekarte etmek için.

Sabır ve Düzenlilik: Semptomların iyileşmesi zaman alabilir; düzenli takip ve yaşam tarzı değişikliklerine bağlılık önemlidir.

Paylaşın

Varisli Damarlardan Nasıl Kurtulunur? Doğal Çözümler

Varisli damarlar, dünya çapında milyonlarca insanı etkileyen yaygın bir rahatsızlıktır. Bu genişlemiş, kıvrımlı damarlar genellikle ayakta durma ve yürümenin neden olduğu baskı nedeniyle bacaklarda ortaya çıkar ve rahatsızlık, şişlik ve ağrı hissine neden olabilir.

Haber Merkezi / Varisli damarlar, genellikle kozmetik bir sorun olarak görülse de, altta yatan dolaşım sorunlarına da işaret edebilirler, bu nedenle birçok kişi tedavi seçenekleri aramaktadır.

Varisli damarların tedavisi için doğal çözümler, semptomları hafifletmek ve dolaşımı iyileştirmek amacıyla kullanılabilir, ancak tamamen kurtulmak için genellikle tıbbi müdahale gerekebilir.

Egzersiz ve dolaşımı artırma:

Yürüyüş ve hafif egzersizler: Günde 30 dakika yürüyüş, bisiklet sürme veya yüzme gibi düşük etkili egzersizler kan dolaşımını iyileştirir ve varis oluşumunu azaltabilir.
Bacakları yukarı kaldırma: Gün içinde bacaklarınızı kalp seviyesinin üzerine kaldırarak 15-20 dakika dinlenmek, kan akışını düzenler ve şişliği azaltır.

Diyet ve beslenme:

Antioksidan zengin gıdalar: Yaban mersini, çilek, ıspanak gibi antioksidan içeren besinler damar sağlığını destekler.
Lifli gıdalar: Kabızlık, varisleri kötüleştirebilir. Tam tahıllar, sebzeler ve meyveler tüketerek sindirimi destekleyin.
Flavonoidler: Nar, üzüm, elma ve turunçgiller gibi flavonoid açısından zengin gıdalar damar duvarlarını güçlendirir.
Bol su içme: Susuz kalmamak, kanın akışkanlığını artırır ve damarlara binen yükü azaltır.

Bitkisel çözümler:

At kestanesi (Aesculus hippocastanum): At kestanesi özü, damar tonusunu artırır ve şişliği azaltır. Krem veya takviye olarak kullanılabilir, ancak doktora danışılmalı.
Gotu kola (Centella asiatica): Dolaşımı iyileştirir ve damar elastikiyetini artırır. Çay veya krem şeklinde kullanılabilir.
Üzüm çekirdeği ekstresi: Antioksidan etkisiyle damar sağlığını destekler.

Kompresyon çorapları:

Kompresyon çorapları, kanın bacaklarda birikmesini önler ve varis semptomlarını hafifletir. Doğru sıkılıkta çorap seçmek için bir uzmana danışın.

Yaşam tarzı değişiklikleri:

Kilo kontrolü: Fazla kilo, damarlara ek baskı yapar. Sağlıklı bir kiloya ulaşmak varisleri hafifletebilir.
Uzun süre oturmaktan veya ayakta durmaktan kaçınma: Uzun süre hareketsiz kalmak varisleri kötüleştirir. Her 30 dakikada bir hareket edin.
Sıkı kıyafetlerden kaçınma: Bacakları sıkan kıyafetler dolaşımı kısıtlayabilir.

Doğal yağlar ve masaj:

Biberiye veya selvi yağı: Bu yağlarla bacaklara hafif masaj yapmak dolaşımı artırabilir. Yağı taşıyıcı bir yağ (zeytinyağı gibi) ile seyreltin.
Soğuk suyla duş: Bacaklara soğuk suyla masaj yapmak kan damarlarını daraltır ve şişliği azaltır.

Paylaşın

Travma Bağı Nedir, Nasıl Anlaşılır?

Bu moda terimi duymuş olabilirsiniz; genellikle olumsuz bir deneyim (Dayanılmaz bir patronla çalışmak veya aptal biri tarafından aldatılmak gibi…) nedeniyle biriyle bağ kurmak için kullanılır.

Haber Merkezi / Ancak bu tam olarak doğru tanım değildir; travma bağı, istismarcı ilişkileri tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Daha spesifik olarak tanımlanırsa, travma bağı ilişkisi, hem iyi hem de kötü deneyimlerin kaynağı olan bir kişiye olan yoğun ve duygusal bir bağdır.

Travma bağının özellikleri: Travma bağı, şu dinamiklerden beslenir:

Duygusal iniş-çıkışlar: İstismarcı, bazen sevgi dolu ve destekleyici, bazen de eleştirel, manipülatif veya agresif davranır. Bu, mağdurda kafa karışıklığı yaratır ve istismarcıya bağlanmayı güçlendirir.
Bağımlılık hissi: Mağdur, istismarcının onayına veya sevgisine ihtiyaç duyduğunu hisseder.
Umutsuzluk ve çaresizlik: Mağdur, ilişkiden çıkmanın imkânsız olduğunu düşünebilir.
Kendini suçlama: Mağdur, istismarı hak ettiğini veya durumu düzeltebileceğini düşünerek kendini suçlayabilir.
İzolasyon: İstismarcı, mağduru sosyal çevresinden uzaklaştırarak bağımlılığı artırabilir.

Travma bağı nasıl anlaşılır?

Travma bağını tanımak için şu işaretlere dikkat edilebilir:

Duygusal karmaşa: İlişkide sürekli bir duygusal rollercoaster yaşıyorsanız; bir an sevildiğinizi, bir an değersiz hissettiğinizi fark edebilirsiniz.
İstismarı rasyonelleştirme: İstismarcının kötü davranışlarını haklı çıkarmaya çalışıyor veya “O aslında iyi biri” diye düşünüyorsanız.
Ayrılma zorluğu: İlişkinin size zarar verdiğini bilseniz de ayrılmak için güçlü bir isteksizlik hissediyorsanız.
Kendinize odaklanma kaybı: Kendi ihtiyaçlarınızı, değerlerinizi veya sınırlarınızı ihmal ediyor, sadece istismarcıyı memnun etmeye odaklanıyorsanız.
Fiziksel veya duygusal tepkiler: Anksiyete, depresyon, düşük özsaygı veya sürekli tetikte olma hali gibi belirtiler yaşıyorsanız.

Ne yapılabilir?

Farkındalık: Travma bağını tanımak, iyileşmenin ilk adımıdır. İlişkideki döngüleri ve kendi duygularınızı gözlemleyin.
Destek arayın: Güvenilir bir arkadaş, aile üyesi veya terapist ile konuşmak, dışarıdan bir perspektif kazanmanıza yardımcı olabilir.
Sınırlar koyun: İlişkide sağlıklı sınırlar belirlemeye çalışın veya mümkünse teması kesin.
Profesyonel yardım: Bir psikolog veya danışman, travma bağını anlamanız ve ondan kurtulmanız için size rehberlik edebilir.
Kendinize odaklanın: Özsaygınızı güçlendirmek için hobiler, meditasyon veya kişisel hedefler gibi kendinize yatırım yapabileceğiniz alanlara yönelin.

Sonuç olarak: Travma bağı, karmaşık ve genellikle fark edilmesi zor bir durumdur. Ancak, bu bağı anlamak ve üzerine çalışmak, sağlıklı ilişkiler kurma yolunda önemli bir adımdır.

Paylaşın

Kene Kaynaklı Lyme Hastalığı Nedir? Belirtileri, Tedavisi

Lyme hastalığı, Borrelia burgdorferi veya nadiren Borrelia mayonii bakterilerinin neden olduğu, genellikle siyah bacaklı kene (yaygın olarak “geyik kenesi” olarak bilinir) ısırığıyla insanlara geçen bulaşıcı bir hastalıktır.

Haber Merkezi / Kene, bakteriyi genellikle enfekte bir hayvan (örneğin geyik, fare veya kuş) üzerinden alır ve insana aktarır. Bakterinin bulaşması için kenenin genellikle 36-48 saat ciltte tutunmuş olması gerekir.

Lyme Hastalığının Belirtileri

Lyme hastalığının belirtileri, hastalığın evresine bağlı olarak değişir ve üç ana evrede incelenir: erken lokalize, erken yaygın ve geç yaygın. Belirtiler bireyler arasında farklılık gösterebilir ve bazı kişilerde tüm evreler görülmeyebilir.

1. Erken Lokalize Evre (3-30 Gün)

Eritema migrans (EM) döküntüsü: Kene ısırığı bölgesinde, genellikle 3-30 gün içinde ortaya çıkan, yuvarlak veya oval, kırmızı bir döküntü. Çoğunlukla (yaklaşık %70-80) “hedef tahtası” veya “boğa gözü” görünümündedir, ortası açık, kenarları kırmızıdır. Döküntü sıcak olabilir ancak genellikle ağrılı veya kaşıntılı değildir.

Grip benzeri belirtiler: Ateş, titreme, baş ağrısı, yorgunluk, kas ve eklem ağrıları, şişmiş lenf düğümleri.

Not: Bazı kişilerde döküntü hiç oluşmaz veya fark edilmez, bu da teşhisi zorlaştırabilir.

2. Erken Yaygın Evre (Haftalar-3 Ay)

Tedavi edilmezse, bakteri kan yoluyla vücuda yayılır ve daha ciddi belirtiler ortaya çıkar:

Çoklu döküntüler: Vücudun başka bölgelerinde ek eritema migrans döküntüleri.

Sinir sistemi sorunları: Yüz felci (Bell paralizisi), şiddetli baş ağrısı, boyun sertliği, menenjit, ellerde veya ayaklarda uyuşma, karıncalanma veya ağrı.

Kalp sorunları (Lyme kardit): Düzensiz kalp atışları, kalp bloğu, nefes darlığı, bayılma hissi.

Göz sorunları: Göz sinirlerinde ağrı veya görme kaybı, göz kapağında şişlik.

3. Geç Yaygın Evre (Aylar-Yıllar)

Tedavi edilmediğinde, hastalık kronik sorunlara yol açabilir:

Lyme artriti: Özellikle dizler gibi büyük eklemlerde ağrı, şişlik ve sertlik. Bu, tedavi edilmeyen vakaların yaklaşık yüzde 60’ında görülür.

Nörolojik sorunlar: Hafıza sorunları, konsantrasyon güçlüğü, “beyin sisi”, uyku bozuklukları, kol ve bacaklarda uyuşma veya karıncalanma.

Cilt sorunları (Avrupa’da yaygın): Akrodermatitis kronika atrofikans, ellerin ve ayakların sırtında ciltte renk değişikliği ve şişlik.

Kronik belirtiler: Tedavi sonrası bazı kişilerde (yaklaşık %5-15) yorgunluk, eklem ağrıları ve baş ağrısı gibi belirtiler devam edebilir; bu durum tedavi sonrası Lyme hastalığı sendromu (PTLDS) olarak adlandırılır.

Çocuklarda Belirtiler

Çocuklar genellikle yetişkinlerle aynı belirtileri gösterir, ancak 2019 tarihli bir incelemeye göre ek olarak şu psikolojik belirtiler de görülebilir:

Öfke veya agresiflik
Ruh hali değişiklikleri
Depresyon
Kâbuslar

Lyme Hastalığının Tedavisi

Lyme hastalığının tedavisi, hastalığın evresine ve semptomların şiddetine bağlıdır. Erken teşhis ve tedavi, tam iyileşme şansını artırır.

1. Erken Evre Tedavisi

Oral antibiyotikler: Erken lokalize evrede genellikle 10-21 gün süreyle ağızdan alınan antibiyotikler kullanılır.

Yaygın ilaçlar:Doksisiklin: Yetişkinler ve 8 yaş üstü çocuklar için tercih edilir.
Amoksisilin veya Sefuroksim: Çocuklar, hamileler ve doksisikline alerjisi olanlar için kullanılır.

Erken tedavi genellikle hızlı ve tam iyileşme sağlar.

2. Geç Evre veya Yaygın Enfeksiyon Tedavisi

İntravenöz (IV) antibiyotikler: Sinir sistemi (örneğin, menenjit) veya kalp (Lyme kardit) tutulumu varsa, 14-28 gün süreyle damar yoluyla antibiyotik verilir (örneğin, seftriakson).

Lyme artriti: Genellikle 28 gün oral antibiyotikle tedavi edilir.

Hastane izlemi: Kalp ritmi bozuklukları gibi ciddi durumlarda hastanede gözlem gerekebilir.

3. Tedavi Sonrası

Lyme Hastalığı Sendromu (PTLDS): Bazı hastalarda tedavi sonrası yorgunluk, ağrı veya bilişsel sorunlar devam edebilir. Bunun nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, bağışıklık sisteminin hasarı veya bakterinin tam temizlenememesi olası teorilerdir.

Ek antibiyotik tedavisi genellikle etkili değildir. Bu durumda, semptomları yönetmek için ağrı kesiciler, antidepresanlar, fizik tedavi, yoga veya diyet değişiklikleri gibi destekleyici tedaviler uygulanır.

Kene Isırığı Sonrası Yapılması Gerekenler

Kene çıkarma: Kene, ince uçlu cımbızla deriye yakın yerden nazikçe çekilerek çıkarılmalı. Kene ezilmemeli, petrol jel veya sıcak cisim kullanılmamalıdır. Isırık bölgesi sabun ve suyla yıkanmalı, alkolle dezenfekte edilmelidir.

Doktor ziyareti: Kene 36 saatten uzun süre deride kaldıysa veya döküntü, ateş gibi belirtiler ortaya çıkarsa doktora başvurulmalıdır.

Koruyucu antibiyotik: Yüksek riskli bölgelerde, kene ısırığından sonra doktor bazen tek doz doksisiklin önerebilir, ancak bu rutin değildir.

Önemli Notlar:

Teşhis zorluğu: Lyme hastalığı, belirtileri diğer hastalıklarla (örneğin, grip, fibromiyalji) karışabildiği için teşhisi zor olabilir. İki aşamalı kan testi (ELISA ve Western blot) kullanılır, ancak erken evrede testler negatif çıkabilir.

Bulaşıcılık: Lyme hastalığı insandan insana bulaşmaz (dokunma, öpüşme, cinsel temas, yiyecek veya su yoluyla).

Paylaşın

Bebeklerde Egzama: Ebeveynlerin Bilmesi Gerekenler

Ciltte kuruluk, kızarıklık, kaşıntı ve bazen pullanma ile karakterize olan egzama veya atopik dermatit, bebeklerde en sık görülen cilt rahatsızlıklarından biridir.

Haber Merkezi / Dünya genelinde bebeklerin yüzde 20’sini etkileyen egzama hakkında ebeveynlerin bilmesi gereken temel noktalar şunlardır:

Egzama, bebeklerde genellikle yanaklar, kollar, bacaklar veya gövdede kırmızı, kaşıntılı döküntülerle ortaya çıkar.

Bebeklerde egzamaya genetik yatkınlık, cilt bariyerinin zayıflığı, çevresel tetikleyiciler (alerjenler, sabunlar, kumaşlar) ve bağışıklık sistemi tepkileri neden olur.

Egzama, bebeklerin yaklaşık yüzde 10-20’sinde görülür ve genellikle 1 – 5 yaş arasında ortaya çıkar.

Bebeklerde egzamanın belirtileri:

Kuru, pullu cilt
Kırmızı veya iltihaplı lekeler
Şiddetli kaşıntı (bebeklerde huzursuzluk veya uykusuzluk olarak görülebilir)
Kabuklanma veya sızıntı (şiddetli durumlarda)

Bebeklerde egzamanın tetikleyici faktörleri:

Çevresel: Sert sabunlar, deterjanlar, yünlü kıyafetler, sıcak veya soğuk hava.
Gıdalar: Süt, yumurta, fıstık gibi alerjen gıdalar bazı bebeklerde egzamayı kötüleştirebilir.
Stres ve irritanlar: Ter, tükürük veya cildi tahriş eden maddeler.
Alerjiler: Ev tozu akarları, polen veya hayvan tüyleri.

Ebeveynler için bakım önerileri:

Nemlendirme: Parfümsüz, hipoalerjenik nemlendiriciler kullanarak cildi günde 2-3 kez nemlendirin. Dimetikon içeren ürünler cilt bariyerini destekleyebilir.
Nazik temizleyiciler: Sabun içermeyen, alkolsüz ve kokusuz temizleyiciler kullanın.
Kısa ve ılık banyolar: Bebeği 5-10 dakika ılık suda yıkayın ve hemen ardından nemlendirici uygulayın.
Doğru kıyafetler: Pamuklu, yumuşak ve bol kıyafetler tercih edin; yün veya sentetik kumaşlardan kaçının.
Tırnak bakımı: Kaşımayı önlemek için bebeğin tırnaklarını kısa tutun ve gerekirse eldiven kullanın.
Tetikleyicilerden kaçınma: Potansiyel alerjenleri (yiyecek, deterjan, parfüm) tespit edip uzak tutun.

Tedavi seçenekleri:

Topikal kremler: Doktor önerisiyle düşük doz kortikosteroid kremler (örn. hidrokortizon) veya kalsinörin inhibitörleri kaşıntı ve iltihabı azaltmak için kullanılabilir.
Antihistaminikler: Şiddetli kaşıntı için doktor kontrolünde verilebilir.
Islak bandaj tedavisi: Ciddi vakalarda nemli bandajlar cildi sakinleştirebilir.
Alerji testleri: Gıda veya çevresel alerjilerden şüpheleniliyorsa test yapılabilir.

Önemli Notlar:

Her bebeğin cildi farklıdır; bir ürünü kullanmadan önce küçük bir alanda test edin.
Egzama, astım veya alerjik rinit gibi diğer atopik hastalıklarla ilişkilendirilebilir; aile öyküsüne dikkat edin.
Bebeğin cildini kaşımaması için rahatlatıcı yöntemler (ör. ılık banyo, masaj) deneyin.

Paylaşın

Dudak Dolgularının Gizli Sağlık Tehlikeleri

Dudak dolguları, yanlış veya aşırı kullanıldığında kalıcı şekil bozukluğuna, fonksiyon kaybına ve hatta böbrek hasarı gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.

Haber Merkezi / Bu riskler hafife alınmamalı ve estetik kaygılar yerine sağlık öncelikli tercih olmalı. İşte dudak dolgularıyla ilgili gizli sağlık tehlikeleri:

Enfeksiyon Riski: Steril olmayan koşullarda yapılan işlemler bakteriyel enfeksiyonlara yol açabilir, bu da şişlik, kızarıklık ve ağrıya neden olabilir.

Alerjik Reaksiyonlar: Hyaluronik asit gibi dolgu maddelerine karşı nadiren de olsa alerjik tepkiler (kaşıntı, kızarıklık, şişlik) görülebilir.

Damar Tıkanıklığı: Yanlış enjeksiyon, kan damarlarına dolgu maddesi kaçırabilir; bu, doku ölümü veya nadir durumlarda görme kaybına yol açabilir.

Böbrek Hasarı: Tekrarlayan hyaluronik asit enjeksiyonları, böbreklerde iltihaplanmaya ve kalsiyum oksalat kristallerine neden olabilir, bu da böbrek taşı veya yetmezlik riskini artırır.

Asimetri ve Topaklanma: Yanlış teknik veya kalitesiz malzeme kullanımı dudaklarda asimetri, topaklanma veya doğal olmayan bir görünüme yol açabilir.

Kanser Riski: İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre, kalitesiz dolgu maddelerindeki kimyasallar kan akışını bozarak kanserle ilişkilendirilen hücre değişikliklerine neden olabilir.

Kalıcı Dolgu Riskleri: Kalıcı dolgular, doku sertleşmesi, kronik iltihaplanma veya estetik bozulmalara yol açabilir ve düzeltilmesi zor olabilir.

Kimler Risk Altında?

Böbrek hastalığı öyküsü olanlar,
Alerjiye yatkın kişiler,
Sık uçuk geçirenler,
Bağışıklık sistemi zayıf olanlar,
Diyabet hastaları,
Hamile veya emziren kadınlar.

Paylaşın

Zaman Körlüğü Nedir Ve Nasıl Başa Çıkılabilir?

Zaman körlüğü, genellikle dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ile ilişkilendirilen zaman yönetimi zorluklarını tanımlamak için kullanılan bir terimdir.

Haber Merkezi / Zaman körlüğü ayrıca otizm bozuklukları, anksiyete, depresyon ve travmatik beyin yaralanmalarıyla da bağlantılı olabilir.

Zaman körlüğü, bir kişinin zamanı algılama, yönetme veya takip etme konusunda zorluk çekmesi durumudur. Genellikle nörolojik farklılıklar, özellikle DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu), otizm spektrum bozukluğu veya diğer bilişsel durumlarla ilişkilidir.

Zaman körlüğü yaşayan bireyler, zamanın geçişini doğru bir şekilde tahmin edemeyebilir, görevleri planlamada zorlanabilir veya sık sık geç kalabilir.

Zaman Körlüğünün Özellikleri

Zamanın ne kadar geçtiğini anlamada zorluk (örneğin, 5 dakika ile 1 saat arasındaki farkı hissetmeme).
Görevlerin ne kadar süreceği konusunda yanlış tahminler.
Planlama ve önceliklendirme zorluğu.
Son teslim tarihlerini unutma veya sürekli erteleme (prokrastinasyon).
Günlük rutinlerde aksaklıklar (örneğin, toplantılara geç kalma).

Zaman Körlüğünün Nedenleri

Nörolojik Faktörler: DEHB’de beynin prefrontal korteksindeki işlev bozuklukları, zaman algısını etkileyebilir.
Stres ve Anksiyete: Zihinsel yük, zaman yönetimini zorlaştırabilir.
Duygusal Durumlar: Yoğun odaklanma (hiperfokus) veya dikkatin dağılması, zamanın geçişini fark etmeyi engelleyebilir.
Uyku Bozuklukları: Yetersiz uyku, zaman algısını bozabilir.

Zaman Körlüğü ile Başa Çıkma Yöntemleri

Zaman körlüğünü yönetmek için pratik stratejiler ve alışkanlıklar geliştirilebilir:

Zaman Yönetim Araçlarının Kullanımı:

Alarm ve Hatırlatıcılar: Telefon veya akıllı saatle düzenli hatırlatmalar ayarlamak.
Zamanlayıcılar: Görevler için belirli süreler belirlemek (örneğin, Pomodoro tekniği: 25 dakika çalışma, 5 dakika mola).
Takvim Uygulamaları: Google Calendar, Todoist gibi uygulamalarla görevleri ve son teslim tarihlerini planlamak.

Görevleri Küçük Parçalara Ayırma:

Büyük görevleri küçük, yönetilebilir adımlara bölerek zaman tahminini kolaylaştırmak. Örneğin, “proje yaz” yerine “giriş bölümünü yaz (30 dakika)” gibi.

Görsel Hatırlatıcılar Kullanma:

Duvara bir saat asmak veya masaüstünde analog bir saat kullanmak.
Zaman çizelgeleri veya renkli notlar ile görsel planlar oluşturmak.

Rutinler Oluşturma:

Günlük sabit rutinler (örneğin, her sabah 10 dakikalık planlama) zaman algısını güçlendirir.
Belirli görevler için sabit saatler belirlemek (örneğin, e-postaları 09:00’da kontrol et).

Hiperfokus ve Dikkat Dağınıklığı Yönetme:

Dikkati çeken bir görevde kaybolmamak için zamanlayıcı kullanmak.
Dikkat dağıtıcı unsurları (sosyal medya, gürültü) en aza indirmek.

Gerçekçi Zaman Tahminler Yapılmalı:

Görevlerin süresini tahmin ederken, normalden yüzde 50 daha fazla zaman ayırmak (örneğin, 1 saatlik bir iş için 1,5 saat planlayın).
Geçmiş deneyimlerden öğrenerek tahminleri geliştirmek.

Profesyonel Destek:

Bir terapist veya koçla çalışmak (özellikle DEHB koçları) zaman yönetimi becerilerini geliştirebilir.
Psikiyatrik değerlendirme, altta yatan bir durum (DEHB, anksiyete) varsa tedavi için faydalı olabilir.

Farkındalık ve Öz-Şefkat:

Zaman körlüğünü bir eksiklik olarak görmek yerine, farkındalıkla yaklaşmak.
Meditasyon veya nefes egzersizleri, stresi azaltarak zaman algısını iyileştirebilir.

Paylaşın

Kortizol Nedir Ve Vücudu Nasıl Etkiler?

Kortizol, böbrek üstü bezlerinde üretilen bir steroid hormondur ve stres hormonu olarak bilinir. Vücudun stres, metabolizma ve bağışıklık sistemiyle başa çıkmasında önemli bir rol oynar.

Haber Merkezi / Vücut strese tepki olarak kortizol salgılar ve bu da kan basıncını, kan şekerini ve enerji kullanımını düzenlemeye yardımcı olur.

Ancak stres çok uzun sürerse, kortizol seviyesi yüksek kalabilir ve bu da ruh sağlığı sorunlarına, kilo alımına ve uyku sorunlarına yol açabilir.

İşte kortizolün ne olduğu ve vücudu nasıl etkilediği hakkında temel bilgiler:

Kortizol Nedir?

Kortizol, böbrek üstü bezlerinin korteks bölgesinde üretilir ve glukokortikoidler sınıfına aittir.
Vücudun “savaş ya da kaç” tepkisini düzenler ve stresli durumlarda salgılanır.
Gün içinde seviyeleri değişir; sabahları en yüksek, gece en düşük seviyededir (sirkadiyen ritim).

Kortizolün İşlevleri:

Stres Tepkisi: Kortizol, stresli durumlarda enerji sağlamak için kan şekerini artırır ve vücudun hızlı tepki vermesine yardımcı olur.

Metabolizma Düzenlemesi: Karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasını kontrol eder. Kan şekeri seviyelerini yükseltir ve enerji üretimini destekler.

Bağışıklık Sistemi: İltihaplanmayı azaltır ve bağışıklık sistemini düzenler. Ancak uzun süre yüksek kortizol, bağışıklığı baskılayabilir.

Kan Basıncı ve Kalp Fonksiyonu: Kan basıncını düzenler ve kalp-damar sistemini destekler.

Uyanıklık ve Enerji: Günlük ritmi düzenleyerek sabahları uyanıklık sağlar.

Kortizolün Vücuda Etkileri

Normal Seviyelerde: Vücudun dengeli çalışmasını sağlar, enerji verir ve stresle başa çıkmayı kolaylaştırır.

Yüksek Seviyelerde (Kronik Stres):

Fiziksel Etkiler: Kilo artışı (özellikle karın bölgesinde), yüksek kan şekeri, kas zayıflığı, kemik erimesi, yüksek tansiyon.
Zihinsel Etkiler: Anksiyete, depresyon, hafıza sorunları, uyku bozuklukları.
Bağışıklık Sistemi: Enfeksiyonlara karşı direnci azaltabilir.
Cushing Sendromu: Aşırı kortizol üretimi bu hastalığa yol açabilir.

Düşük Seviyelerde: Yorgunluk, halsizlik, düşük kan şekeri, kilo kaybı.

Kortizol Seviyesini Etkileyen Faktörler

Kronik stres, uyku eksikliği, kötü beslenme, aşırı kafein veya bazı ilaçlar kortizolü artırabilir.
Düzenli egzersiz, meditasyon, yeterli uyku ve dengeli beslenme kortizolü dengeleyebilir.

Paylaşın

Hangi Ürünler Sivilcelerin Artmasına Neden Olur?

Başta gençler olmak üzere bir çok bireyi etkileyen sivilceler, aşırı sebum (yağ) üretimi, bakteriler, hormonal dalgalanmalar, tıkalı gözenekler ve iltihaplanma gibi çeşitli faktörlerden etkilenmektedir.

Haber Merkezi / Ancak, yeni araştırmalar beslenmenin cilt sağlığında önemli bir rol oynadığını vurgulamaktadır.

Daha temiz bir cilde sahip olmayı hedefliyorsanız, sorunu içten dışa ele almayı düşünün. İşte kaçınmanız gereken besinler:

Kahve ve kafeinli içecekler: Aşırı kahve tüketimi, stresten sorumlu hormon olan kortizol üretimini artırabilir. Bu da yağ bezlerini harekete geçirerek sivilcelere neden olabilir.

Yağlı süt ürünleri: Peynir, dondurma ve krema yağlı cildi tetikleyebilir ve sivilce oluşumunu kötüleştirebilir.

Şekerli ve unlu besinler: Şeker, çikolata, kek ve tatlılar kandaki insülin seviyesini artırabilir, bu da cildi olumsuz etkiler ve akneye neden olabilir.

Fast food ve hazır yemekler: Hamburger, patates kızartması ve sosisli sandviçler düşük kaliteli yağlar, mayonez ve ketçap içerir; bunların hepsi sivilceleri kötüleştirebilir.

Paylaşın

Tek Bir Antrenmanla Kansere Karşı Mücadele Edebilirsiniz

Yeni yayınlanan bir araştırma, meme kanseri atlatanlardan egzersizden hemen sonra alınan kan örneklerinin, egzersizin kanser hücresi büyümesini yüzde 30’a kadar azaltabildiğini ortaya koydu.

Haber Merkezi / Bu etkinin, egzersiz sırasında doğal olarak salgılanan ve kanser karşıtı özelliklere sahip olduğu görülen miyokin adı verilen kas salgılı proteinlerin neden olduğu tespit edildi.

Edith Cowan Üniversitesi’nden (ECU) Francesco Bettariga liderliğindeki ekip, araştırmada I ve III. evre meme kanseri için birincil tedavisini tamamlamış 32 kadının verilerini inceledi.

Katılımcılar, direnç antrenmanı (RT) veya yüksek yoğunluklu aralıklı antrenman (HIIT) seansları için rastgele seçildi. Kan örnekleri egzersizden önce, hemen sonra ve 30 dakika sonra alındı. Bu örnekler daha sonra üçlü negatif meme kanseri hücrelerini tedavi etmek için kullanıldı.

Bettariga, “Araştırmanın sonuçları, her iki egzersiz türünün de meme kanseri hastalarında bu kanser karşıtı miyokinleri üretmede gerçekten işe yaradığını gösteriyor” dedi.

Miyokinler, kas kasılmalarına yanıt olarak kaslar tarafından salgılanan hormon benzeri moleküllerdir. Bilim insanları metabolizmayı ve iltihabı düzenlemeye yardımcı olduklarını biliyorlardı, ancak bu araştırma tümör biyolojisi üzerindeki doğrudan etkilerini vurguluyor.

Bilim insanları, egzersizden birkaç dakika sonra incelenen dört temel miyokinden üçünde önemli artışlar gözlemlediler ve bunu kanser hücresi çoğalmasında azalmalar izledi.

Bettariga, egzersizin, kanser tedavisinde terapötik bir müdahale olarak ortaya çıktığını vurgulayarak, “Egzersizin, kanser tedavisi sırasında veya sonrasında güvenli ve etkili olduğunu gösteren çok sayıda kanıt bulunmaktadır” dedi.

Breast Cancer dergisinde yayınlanan araştırma, egzersizin meme kanseri hastalarında inflamasyonu ve uzun vadeli sonuçları nasıl etkilediğine dair daha kapsamlı bir araştırmanın parçasıdır.

Kalıcı inflamasyonun, bağışıklık savunmalarını baskılayarak ve hücre sağkalımını ve yayılmasını destekleyerek tümör ilerlemesine ve tekrarlamasına katkıda bulunduğu bilinmektedir.

Paylaşın