Kılıçdaroğlu: SADAT, Suriye Konusunda Erdoğan’ın Talimatıyla Farklı Roller Üstlendi

SADAT’ın Suriye konusunda “farklı roller üstlendiğini” söyleyen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Buna ilişkin açıklamalar, duyumlar, görseller hepsi var. Yasadışı bir işlem yasal görünümlü bir dernek aracılığıyla yapılıyor” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “uluslararası savunma danışmanlığı” yaptığını söyleyen SADAT’a gerçekleştirdiği ziyaret hakkında Cumhuriyet gazetesinden Orhan Bursalı’ya açıklamalarda bulundu.

CHP liderinin ifadeleri şöyle:

Sayın Kılıçdaroğlu, aniden SADAT örgütünün kapısına dayandınız milletvekillerinizle beraber, gündemde yokken.. Ciddi bir duyum almadan hareket etmezsiniz. Size gelen mesajda ne deniyordu?

“SADAT gibi bir kuruluş demokratik bir ülkede dernek adı altında örgütlenemez. Gayri nizami harp, sabotaj, terör gibi konularda insanları alıp eğitmek bir derneğin işi değil. Eğer bunu bir dernek üstlenmişse ve bu bağlamda iktidardan da destek alıyorsa, Türkiye sağlıklı bir demokratik sistem oluşturamaz. Bu durumu eleştirmek lazım ama insanlar korkuyor, çünkü bu kuruluşun ne yapacağı belli değil. Ayrıca, daha garip olan, bu derneğin başkanının daha düne kadar Erdoğan’ın başdanışmanlığını üstlenmiş olması. TSK var, Emniyet, MİT var, bunları bir tarafa bırakıyorsunuz, gayri nizami harp konusunda, sabotaj, suikast nasıl düzenlenir gibi konularda insanları eğiten bir derneğin başkanlığını yapan eski askeri, başdanışmanlığınıza getiriyorsunuz. Özellikle Suriye konusunda bu derneğin Erdoğan’ın talimatıyla farklı roller üstlendiği kanısındayım. Buna ilişkin açıklamalar, duyumlar, görseller hepsi var. Yasadışı bir işlem yasal görünümlü bir dernek aracılığıyla yapılıyor.”

Bu örgütün iç siyasete de benzer müdahaleleri olabileceğini mi söylüyorsunuz?..

“Evet, Saray’ın talimatıyla yasadışı bir işleme girenler, aynı talimatla yurtiçinde de bu işleri yapabilir. Aslında iki taraf da yasadışı işlem yapıyor. Geçmişte biz suikastlarla ortalığın karıştırılacağı duyumları aldık, bunları ben de başka liderler de dillendirdi. Bu konuya toplumun dikkatini çekmek istiyoruz, seçimler var, seçim güvenliği söz konusu. Demokratik bir ülkede seçim güvenliği elbette ki Emniyet güçleri, valisi, kaymakamı, sandık kurulu yöneticileri, siyasi partilerin temsilcileri görevlerini yasal çerçevede yaptıkları bir ortamda alınır.Eğer siz bu yasal ortamı yok etmek ve daha farklı bir ortamda seçime gitmek istiyorsanız, o zaman ciddi sorunlar var demektir. Buna toplumun dikkatini çekmek istedim.”

Size ulaştırılan belge-duyumda ne söyleniyordu?

“Bu konuya girmek istemem… Kamuoyunun dikkatini bunların üzerine çekmemiz lazım; bunlar, toplumu sarsacak olaylar yapmasınlar.

Anketler iktidarın kaybedeceğini gösteriyor. Ama toplumda şöyle bir inanç da var: Cumhurbaşkanı iktidarı öyle kolay kolay teslim etmez. Buna katılıyor musunuz?

Seçimler olacak ve biz demokratik yollardan Erdoğan’ı göndereceğiz buna inanıyorum. Elbette ki Erdoğan gitmemek için toplumu tahrik edebilir, ama bu tahriklerden toplum özenle kaçınmalı, demokratik yollardan onu göndermek gibi bir güzellik var…”

SADAT örgütünün toplumu sarsacak eylemlere girişmesi konusunda endişeniz ne ölçüde?

“SADAT ve benzer kuruluşların hepsine meydan okuyoruz, herkes korkusuzca gitmeli ve oyunu kullanmalı, bu süreç bu tür olayları düşünenleri planlayanları hayal kırıklığına uğratacak… İnsanlarda “Yahu sandığa gitsem de bir şey değişmeyecek, nasıl olsa bunlar gitmeyecek” algısını beslemek istiyorlar. Bu algıdan toplumun kesinlikle kurtulması lazım… Evet biz sandığa gideceğiz ve bu ülkeye demokrasiyi demokratik yollarla getireceğiz, bu inançla sandığa gitmeli.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu, SADAT Hamlesiyle İktidara Bir Mesaj Verdi

“Seçime doğru, suikast-provokasyon-terör duyumu alan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, SADAT hamlesiyle, iktidara bir mesaj verdi. Testi kırılmadan ‘Aklınıza bile getirmeyin’ dedi. Geçmişten öğrenen insan, geleceğe de yön verir. Yeter ki izleyici olmak yerine müdahaleyi seçsin.”

Cumhuriyet yazarı Barış Terkoğlu, seçime doğru gidilirken, suikast-provokasyon-terör duyumu aldığını belirttiği CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun SADAT “hamlesi” ile iktidara bir mesaj verdiğini söyledi.

“SADAT bir günde doğmadı. Kumpas davalarıyla eşzamanlı büyüdü” diyen Terkoğlu, “Adnan Tanrıverdi’nin anlattığına göre, kumpas davalarının propagandasını yapan ASDER de şeriat anayasasıyla gündeme gelen ASSAM da SADAT’ın öncülüydü. Bunun ötesinde 28 Şubat davasının hazırlayıcısı onlardı. Davadaki 387 asker müştekiden 128’i, ASDER’in hazırladığı basmakalıp dilekçeleri verdi. Siviller arasında da sekiz kişi SADAT danışmanıydı” hatırlatması yaptı. Terkoğlu, devamında şunları kaydetti:

“TSK’de, Atatürkçüleri tasfiye eden kumpasları destekleyen SADAT’ın öncülü ASDER. Şeriat anayasası yazan SADAT’ın ağabeyi ASSAM. TSK’ye personel seçen mülakatlara giren, TSK’den ayrılan genç personeli bünyesine alıp gayri nizami harp eğitimi verdiren SADAT. Suikast, sabotaj, tedhiş-terör kabiliyeti kazandıran kurslar…

Öyle anlaşılıyor ki seçime doğru, suikast-provokasyon-terör duyumu alan Kılıçdaroğlu, SADAT hamlesiyle, iktidara bir mesaj verdi. Testi kırılmadan ‘Aklınıza bile getirmeyin’ dedi. Geçmişten öğrenen insan, geleceğe de yön verir. Yeter ki izleyici olmak yerine müdahaleyi seçsin.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’nun SADAT Çıkarmasının Perde Arkası Ortaya Çıktı

Gazeteciler Sedat Bozkurt ve Saygı Öztürk, Yargıtay’ın İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkındaki kararı sonrası CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun SADAT’ın kapısına gitmesini köşelerine taşıdılar; perde arkasını anlattılar.

Sedat Bozkurt, Kısa Dalga’da yayımlanan yazısında siyaset gündemindeki son gelişmeleri değerlendirdi

Yargıtay 3. Dairesi’nin CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na tamamı eski tarihli sosyal medya paylaşımları nedeniyle verilen 4 yıl 11 ay 20 günlük hapis cezasını onaması sonrası ana muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin (SADAT) kapısına gitmesine değinen Bozkurt, şunları kaydetti;

“Kaftancıoğlu kararında sert tepki veren Kılıçdaroğlu, kurmaylarına bile detay vermeden, 80 öncesinin bir pratiği olan korsan miting düzenledi. Saray’ın yörüngesinde olduğu bilinen karanlık ve tehlikeli bir yapı olarak her tartışmalı meselede kendisi olmasa bile adı gündeme gelen SADAT’ın kapısına dayandı. Gündem bir anda tamamen değişti. Kılıçdaroğlu iktidarın Kaftancıoğlu hamlesine başka bir hamle ile karşılık vermişti. Merkezine koyduğu kurum ve ona yönelik suçlamaları gerçekten hayli ciddiydi.”

Sözcü Gazetesi Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk de, ‘SADAT’ çıkarmasında CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nden oluşan altılı masaya gelen bilgilerin de etkili olduğunu söyledi.

“Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem için ortak çalışma yapan Millet İttifakı’nda yer alan ‘6’lı masa’da ‘seçim güvenliği’ konusu konuşulurken SADAT gündeme geldi. Bu yapıyla ilgili gelen bilgiler değerlendirildi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, SADAT’ın İstanbul’daki merkezine gitmesinde o masaya gelen bilgiler de etkili oldu” diyen Öztürk, şöyle devam etti:

“Toplumda konuşulan, ancak halkı sandıktan uzaklaştıracağı, seçimden soğutacağı için siyasilerin mümkün olduğunca seslendirmediği bir konu, artık Türkiye gündemine sokuldu. Kılıçdaroğlu, önemli iddialarda bulundu ve tehlikeye dikkat çekti. Bu konuda CHP Genel Başkanı’nın ilgili birimler tarafından bilgilendirilmesi, kaygılarını gidermesi gerekiyor. ‘Açık kapı’ politikası nedeniyle Afganistanlı gençler sınırımıza koşarak girdiler. Köylerden koşarak geçtiler. Sonra bunların kayıtlarının yeterli bir biçimde tutulmadığı gündeme geldi. Dahası, nerelerde olduğu konusunda da sağlıklı bilgiler bulunmadığı konuşuluyor.

İşte, ülkemize gelen Afganistanlı gençlerin SADAT’la bağlantılı olduğu söylentileri yaygın. Nitekim, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, ‘Afganistan’dan gelen gençler nerede?’ diye sorması da bu kaygının bir parçasıdır.”

Paylaşın

SADAT, Kemal Kılıçdaroğlu’na Dava Açacak

SADAT’ın avukatı Enes Malik Saran, Kılıçdaroğlu hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını ve tazminat davası açacakları söyledi. SADAT Yönetim Kurulu Başkanı Melih Tanrıverdi ise, SADAT’ın bir paramiliter yapı olmadığını ve milis gücü yetiştirmediğini ifade etti.

SADAT’tan (Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret A.) dün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ani ziyaretiyle ilgili açıklama geldi.

SADAT’ın ​​​​​​​Beylikdüzü’ndeki Genel Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısına, Yönetim Kurulu Başkanı Melih Tanrıverdi, Yönetim Kurulu üyeleri Haluk Yıldırım ve Ersan Ergür’ün yanı sıra şirket avukatı Enes Malik Saran katıldı. SADAT Yönetim Kurulu üyeleri Türkiye bayrağı önünde poz verdi.

Toplantıda basın açıklamasını okuyan avukat Saran, kamuoyundaki iddialarla ilgili şirketin birçok kişi ve kuruma yönelik hukuki girişimlerde bulunduğunu belirterek, “Bir ana muhalefet liderinin yargı üzerinde kamuoyu baskısı oluşturmayı hedefleyen bir saldırıyı gerçekleştirmesi hazin bir durumdur” dedi.

Saran, “CHP tarafından, genel başkanlarının iddialarını destekler herhangi bir delil kamuoyu ile paylaşılamamıştır. Madem ki CHP Genel Başkanı’nın böyle bir iddiası vardır, o halde bu iddiasını ispat yükü sırtına yüklenmiştir” diye konuştu.

Saran, Kılıçdaroğlu hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını ve tazminat davası açacakları söyledi.

”Milis gücü yetiştirmiyoruz”

Yönetim Kurulu Başkanı Melih Tanrıverdi ise yaptığı açıklamada SADAT’ınbir paramiliter yapı olmadığını ve milis gücü yetiştirmediğini söyledi.

SADAT’ın çatışma bölgelerinde de herhangi bir faaliyeti olmadığını ifade eden Tanrıverdi “SADAT’ın Suriye iç savaşıyla ya da Suriye’den Türkiye’ye iltica eden sığınmacılarla hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.” dedi.

SADAT’ın yaklaşan genel seçimlerle ilişkilendirilmesinin, seçim güvenliğine gölge düşürme gayretinden ibaret olduğunu belirten Tanrıverdi “Kılıçdaroğlu bir ticari şirketi kamuoyu nezdinde hedef göstermiş ve terörle yaftalamıştır. Şirket ve yöneticileri, ana muhalefet lideri tarafından saldırıların hedefi haline getirilmiştir” diye konuştu.

Paylaşın

Olağanüstü Toplantının Perde Arkası: Kılıçdaroğlu Ne Dedi?

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na “kamu görevlisine hakaret”, “Türkiye Cumhuriyeti Devletini alenen aşağılamak” ve “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla verilen 4 yıl 11 ay 20 gün hapis cezasını onadı.

Hapis cezasının yanı sıra Kaftancıoğlu’na siyasi yasak kararı uygulanmasına karar verildiği bildirildi. Yargıtay’ın kararının ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Yargıtay’ın CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’yla ilgili hapis cezasını onama kararından sonra partisinin MYK’sini olağanüstü topladı.

Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’ın haberine göre, Kılıçdaroğlu, siyasi yasaklı hale gelen Kaftancıoğlu için, “İl başkanımız görevine devam ediyor. Cezaevine konulsa da görevinden Yargıtay kararıyla alsalar da il başkanımız olacak” değerlendirmesini yaptı. CHP kurmaylarının, karara ilişkin “provokasyon” yorumunu yaptığı toplantıda Kılıçdaroğlu, “Hukuk tanımıyorlar ve hukuku yönlendiriyorlar. Alınan kararların hepsinde Recep Tayyip Erdoğan’ın baskısı var” dedi.

”Soğukkanlı duracağız”

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun baskılara karşı partililerinden sakin kalmalarını istediği, “Biz soğukkanlı duracağız. Mücadeleyi yükselteceğiz ama provokasyona gelmeyeceğiz. Onlar kendi mevkilerini korumak için her türlü kötülüğe başvurabilir. Biz asla kötülükle karşılık vermeyeceğiz. Ama en az onlar kadar güçlü bir şekilde direnç göstereceğiz. Bu işi sandıkta bitireceğiz” yorumunu yaptığı öğrenildi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu SADAT’a Gitti: Burası Terörist Yetiştiren Bir Kuruluş

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu sabah yapılan olağanüstü MYK toplantısının ardından Adnan Tanrıverdi’nin kurucusu olduğu ‘SADAT’ın (Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.)  Beylikdüzü’ndeki merkezine ‘baskın’ yaptı.

İçeri girmesine izin verilmeyen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ziyaretinde görüşecek muhatap bulamadı. Ancak ziyaretine ilişkin bina önünde açıklama yaparak “Burası terörist yetiştiren bir kurumdur” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun SADAT’ın önünde şu açıklamaları yaptı:

“Türkiye asla paramiliter kuruluşlara, kurumlara, kişilere teslim edilmeyecektir. Seçim güvenliği önemlidir. Önünde bulunduğumuz SADAT bir paramiliter kuruluştur. Daha düne kadar Erdoğan’ın danışmalığını yapıyordu bunlar. Bu kuruluşun hedefleri arasında gayri nizami harp eğitimi de var.

Dikkatini çekmek isterim kamuoyunun; gayri nizami harp eğitim var. Yani sabotaj, baskın, pusu kurma, suikast ve tedhiş… Tedhiş Arapça terör olarak tanımlanıyor, Türkçesi de terör. Burası terörist yetiştiren bir kurumdur.

Dolayısıyla eğer bugün Türkiye’de milyonlarca insan varsa ve Suriye’den gelmişlerse bunların buraya gelişlerinde en büyük rolü oynayan da SADAT’tır. Erdoğan’a sormak isterim, sen bu kuruluşu niçin danışman yaptın ve hangi gerekçeyle çalıştın.

“SADAT’çılardan korkacak değiliz”

Şunu herkesin bilmesini isterim, CHP demokratik yollarla bu ülkede seçimin yapması için her türlü çabayı gösterecektir. SADAT gibi kuruluşlar, ki olursa olsun, seçimi gölgeleyecek herhangi bir şey olursa sorumlusu burası ve Saray’dır. Bunu bütün Türkiye’ye ve halkımıza açıkça ifade ediyoruz.

Biz öyle SADAT’çılardan, tedhişçilerden korkacak değiliz. Korkaklar, kapılarını açmayanlardır. Buraya geldik bilgi almak istedik ama korkularından yuvalarına sığındılar. O yuva onları korumaz. Biz bu ülkeye gerçek anlamda demokrasiyi getirinceye kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.

Paylaşın

Kulis: Karamollaoğlu İle Kılıçdaroğlu Ne Konuştu?

Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Pehlivan, Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu arasında gerçekleşen görüşmenin detaylarını aktardı .

Seçim yasasının AKP ve MHP tarafından değiştirilmesi sonrası Karamollaoğlu’ndan ‘üçüncü ittifak’ çıkışı geldiğini hatırlatan Pehlivan, “Altılı masa dağılmadan ‘Saadet-DEVA – Gelecek ittifakı’ demekti bu. Dahası, Karamollaoğlu iki partinin Saadet çatısı altında seçime girmesini arzuluyordu” dedi. Ardından şunları kaydetti:

“Ali Babacan’ın ‘Seçime kendi adımız ve logomuzla gireceğiz’ çıkışı da aslında Karamollaoğlu’na yanıttı. Üçlüden bir parti çatı olacaksa, onun DEVA Partisi’nin olmasını istiyordu.

Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu ise daha sıcaktı üçlü ittifaka. Hatta ve hatta Davutoğlu’nun partisini kurar kurmaz Saadet ile birlikte hareket etmek istediği konuşuluyordu. O günlerde hem Karamollaoğlu’nun hem de Oğuzhan Asiltürk’ün ‘daha erken’ dediği öne sürülüyordu.

‘Üç partinin birlikteliği rafa kaldırılmış değil’

İşte deniyor ki yeni yasayla gündeme gelen üç partinin birlikteliği rafa kaldırılmış değil. Halen gündemde. Karamollaoğlu’nun asıl niyeti yalnızca Babacan ve Davutoğlu ile görüşmekti. Lakin sonra bu planı tüm altılı liderlere doğru dönüştü.

Özetle, Karamollaoğlu ile Kılıçdaroğlu’nun buluşmasının sırrı burada yatıyor. Saadet lideri üçlü ittifakın kurulması için CHP lideriyle de istişareler yapıyor. Kulislerde bu çaba ‘En çok vekil hangi yöntemle çıkacaksa ona çalışılıyor’ diye tarif ediliyor. Mesele Babacan’ın ikna edilmesinde kilitli görünüyor. ”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a: Zorbasın

Partisinin İstanbul İl Başkanlığı binası önünde toplanan kalabalığa seslenen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Yönetenlere, yönetene, Erdoğan’a sesleniyorum: Erdoğan sen ikiyüzlüsün, sen fırsatçısın, sen bir zorba ve bir manipülatörsün. Ama zulmün, küstahlığın artık son buluyor. Söyleyeyim; artık zulmü, küstahlığı artık son buluyor.” dedi.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na hapis cezasının onanması ve siyasi yasak getirilmesi kararının ardından İstanbul’a gitti.

CHP İstanbul İl Başkanlığı binası önünde kurulan kürsüye İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile birlikte çıkan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, burada yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Hep birlikte bu ülkeye çektirilen zulme son vereceğiz. Hep birlikte; doğusu – batısı, güneyi – kuzeyi, vicdanı olan her vatandaşla beraber yol yürüyeceğiz ve Türkiye’yi zulümden ve zalimden kurtaracağız.

Yönetenlere, yönetene, Erdoğan’a sesleniyorum: Erdoğan sen ikiyüzlüsün, sen fırsatçısın, sen bir zorba ve bir manipülatörsün. Ama zulmün, küstahlığın artık son buluyor. Söyleyeyim; artık zulmü, küstahlığı artık son buluyor.

Erdoğan, yaklaşan gök gürültüsünü duyuyor musun?

Bu gürültü mahallelerini sığınmacılara sattığın insanlarımızın gürültüsüdür.

Bu gürültü aç bıraktığın emeklilerimizin gürültüsüdür.

Bu gürültü elektriğini kestiğin 4 milyon insanın karanlıktaki sesidir. Milyonların acısının sesidir bu kulaklarında çınlayan ses.

Geleceğini çaldığın bu kızgın insanların sesini duyuyor musun? Özürlüğün şarkısını söyleyenlerin sesini duyuyor musun?

Yeni bir hayat başlamak üzere bu ülkenin insanları için. Her bir vatandaşın onuruyla ve özgürce yaşayabileceği bir ülke yaratacağız. En karanlık anın şafağa en yakın zaman olduğunu biliyoruz, hep birlikte seslendiriyoruz.

Erdoğan; biz göğe baktığımızda sana rağmen her şeyin daha iyiye gideceğini, bu zulmün de son bulacağını, bir kez daha huzur ve sükûnetin bu ülkeye geri geleceğini hepimiz biliyoruz. Bütün acımasızlıklar senin zayıflıklarından doğuyor. Evet sen zayıfsın, biz güçlüyüz.

Sen sırça köşkünde yaşayacaksın biz omuz omuza gelen bir halkız. Cezalandırmaya çalıştığın Canan’ın arkasında koca bir halk var. Bunu bir an bile aklından çıkarma. Yine devam edeyim, unutma Erdoğan; bugün Canan nezdinde vücut bulan halkın sesi, halkın iradesi senden büyüktür. Canan yüreklidir, Canan cesurdur, Canan bizimdir, herkes duysun.

21 Mayıs günü Bursa’da miting yapacaktık. Buradan duyuruyorum; artık mitingin adresi Bursa değil, İstanbul’dur. İstanbul’da yapacağız.

Hiç endişe etmeyin, zalimin zulmü karşısında asla geri adım atmayacağız. Yüreğimizle, aklımızla, mantığımızla ve halka duyduğumuz sevgiyle yolumuza devam edeceğiz. Adalet bu ülkeye ya gelecek ya gelecek!”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Kaçaklar Ve Sığınmacılar Konusunda Netim, Gidecekler

Göçmenler konusunda hükümeti sert sözlerle eleştiren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, son olarak, sosyal medya hesabından eski açıklamalarının yer aldığı bir video paylaşarak, göçmenlerin geri gönderileceğini belirtti.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, açıklamasında, “Kaçaklar ve sığınmacılar konusunda netim. Gidecekler. Bu konunun suçluları Recep Tayyip Erdoğan ve Avrupa Ülkeleridir. Onların alavere dalavereleridir. Biz, muhalefete muhalefet olmayız. Bizim mücadelemizin muhatapları çok nettir” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında da Suriyelilerin geri gönderilmesi konusuna değinerek şunları söylemişti;

Suriye konusu ve sığınmacılar. Bu konuda iddialıyım. Partimiz çok iddialı. En ciddi çalışan, en tutarlı söylemde bulunan 2011 tarihinden bu yana en tutarlı söylemleri dillendiren tek partinin adı CHP’dir. Biz, komşumuzda olan bir savaşın bize yansımalarının tehlikeli boyutlarını her ortamda dile getirdik. Egemen güçlerin talebi üzerine bizi suçladılar. Bugün tarih ‘CHP doğruları söylemiş’ diyor. Şimdi kısa bir tarihsel süreç vereceğim. Hep unutuyoruz.

Suriye yönetimi ile savaştan hemen sonra Eylül 2011’de temasa geçtik. ‘Yanlış yapıyorsunuz. İç savaş tehlikeli’ dedik. Aralık 2011 ile muhalefet ile temasa geçtik ‘uzlaşın’ dedik. Bunları iktidar sahipleri yapmazken biz ülkemizi düşündük. Oradaki çocukları, kadınları düşündük. Savaşın acımasızlığını düşündük. Nisan 2012’de TBMM’ye bir genel görüşme önergesi verdik. Bunların tamamını reddettiler.

2011’den Mayıs 2022’ye kadar 91 Meclis araştırma önergesi verdi CHP. Beyler parlamentoya gelip bilgi dahi vermiyorlardı. Bu kadar kibirle devlet yönetilmez. 336 soru önergesi verildi. 432 soru önergesine bugüne kadar hala cevap verilmedi. Ne diyorlardı? ‘Tek adam rejimi olursa her şey çok hızlı olacak’ diyorlardı. 432 soru önergesine bugüne kadar cevap dahi verilmemiştir. Ne söyleyeceklerini bilmiyorlar. Böyle bir devlet yönetimi hiç olmadı Türkiye’de.

24 Ağustos 2012’de Erdoğan’a bir mektup yazdım. Mektupta, ‘Sayın başbakan, komşu Suriye’deki gelişmeler ülkemizin başta güvenliği olmak üzere ekonomisi, sosyal huzuru, turizm ve taşımacılık alanları dahil çok geniş kapsamda artarak olumsuz etki yapmaya devam etmektedir. Lütfen hükümet olarak uluslararası bir Suriye Konferansı toplayın’ diyorum. Olmadı. Olmadı ama Erdoğan 5 Eylül 2012’de ‘Emevi Camisinde namazımızı kılacağız’ dedi. Devlet yönetimindeki şahsileşmeyi görüyor musunuz? Bu anlayış Türkiye’yi bugünkü hale getirdi. Beyefendi Emevi Camisi’nde namaz kılacaktı 3 milyon 600 bin Suriyeli Türkiye’ye geldi. Şu yanlışa bakar mısınız? Utanır insan biraz.

2013’de ‘Kabahat Suriyeli de değil sınırı kontrol edemeyen hükümettedir’ dedim. Kabahat sınır kavramını yok edende. Onlar yönetiyor ülkeyi ben yönetmiyorum ki. Şubat 2013’de Sosyalist Enternasyonal üyesiyiz malum. Dedik ki mutlaka bir Suriye Çalışma Grubu oluşturun dedik. Bunların yapamadığını yapmaya çalıştık. Ana muhalefet olduğumuz halde yapmaya çalıştık. Biz ülkemizi seviyoruz. Yetmedi ben Mart 2013’de BM Genel Sekreteri’ne ayrıca bir mektup göndererek olaylara dikkatini çektim. Savaşın bitmesi gerektiğini söyledim. Erdoğan yapamıyor bakın ama biz söylüyoruz. Yeri gelince üfürüyorsun ‘Dünya beşten büyüktür’ diye. Bir mektup yazamadın mı sen? BM’ye gidemedin mi sen? Orada Suriye’yi masaya yatıramadın mı sen? Yatıramadı. Niçin? Patrondan izin alamadığı için. Emperyal güçten izin alamadığı için.

“Akdeniz sığınmacı mezarlığına döndü”

Eylül 2013’de ‘Sınırlar bir ülkenin namusudur’ diyorum. Sınırdan kimin girip çıktığı belli değil. 900 km sınır kontrolsüz vaziyette. İnsanlar geliyorlar ellerinde silahlarla, terör estiriyorlar Türkiye’de. Göç dalgası geldi. Akdeniz bir sığınmacı mezarlığına döndü. Bir çocuk bedeninin dalgalarla kıyıya vurduğu fotoğrafı hiçbirimiz unutmadık. O fotoğrafın sorumlusu Erdoğan’dır. Geri Kabul Anlaşmasını yapmayın, yanlış dedik.

16 Aralık 2013’den bir süre sonra bu anlaşmayı AB ile imzaladılar. Sığınmacılar için Türkiye artık Avrupa’nın hapishanesi olacak, o hale getirdiler. İçişleri Bakanı geçen gün açıklama yapıyor. ‘AB Türkiye’nin göçmen deposu olmasını istiyor’ diyor. Günaydın beyefendi günaydın. Geri Kabul Anlaşması başımıza bela oldu diye neden söyleyemiyorsun?

2016 Haziran’da Göç ve göçmen sorunlarını inceleme komisyonu ve mülteciler konusunda bir komisyon kurduk. Akademisyenler, sivil toplum örgütlerinin katılımıyla bu konuyu masaya yatırdık. Tutarlı bir rapor hazırladık ve kamuoyu ile paylaştık.

Bir süre sonra ABD desteğini Türkiye’den çekti. 5 Aralık 2017’de Erdoğan, ‘Ya biz Özgür Suriye Ordusu’nu ey Amerika seninle birlikte kurduk ya. Bunun adımını senden önceki Obama yönetimiyle beraber kurduk’ diyor. Emperyal güçler ateşi elleriyle tutmazlar maşa kullanırlar. Emperyal güçlerin Orta Doğu’daki maşası Recep Tayyip Erdoğan’dır.

“Son sırada bile lider olamazsın sen”

“15 Şubat 2018 dönemin başbakanı Binali Yıldırım tweet atıyor. ‘3.5 milyon Suriyeliyi ağırlıyor, ihtiyaçlarını karşılıyoruz ve onların Avrupa’ya gelmesinin önüne geçiyoruz. Bunu yaparken terör örgütlerinin Avrupa’ya yayılmasının da önüne geçiyoruz’ diyor. Bu ülkenin başbakanı biz sizin korumalığınıza soyunduk diyor. Akıl var mı? Aklın, vicdanın kabul edeceği bir olay mı bu? 11 Mayıs 2013 Reyhanlı’da bir patlama oldu. 53 vatandaşımız hayatını kaybetti. Sorumlusu kim? Günahı kimin boynuna? Suriye’yi bu hale getirenler kim? Anne babalara bu sivil şehitler nedeniyle ne kadar ödeniyor biliyor musunuz? 270 lira ödeniyor. ‘Ben dünya lideriyim’ diyor ya en son sırada bile lider olamazsın sen.

2019’da Suriyeliler ile ilgili 2 rapor hazırladık. Suriyeliler bugün emeği sömürülen insanlar olarak aramızda duruyor. Bunu da itiraf ediyorlar. Acı olanı bu zaten. Devleti yönetenler itiraf ediyorlar. İçişleri Bakanı işverenlere kızıyor. ‘Fabrikanda çalıştır, sömür, sigortasını yatırma. Sonra ne olacak bu Suriyeliler’ diyor. Vicdanlı iş sahibi ile vicdansızı ayırmak lazım. Sen açıkça diyorsun ki Suriyelileri kaçak çalıştırıyoruz, emeklerini sömürüyoruz diyorsun. Bunu İçişleri Bakanı olarak dünyaya ilan ediyorsun. Kaçak çalışmayı engellemesi gereken iktidar kaçak çalışıyorlar diyor.

16 Eylül 2021’de bir rapor daha paylaştık. 8 Ekim 2021 bunların yapamadığını yaptık. Ben ‘2 yıl içinde davulla zurnayla kendi ülkelerine gidecekler’ diyordum. Defalarca söyleyince nasıl göndereceksin gel bize anlat dediler. Hangi önlemleri alacağımızı, Suriye ile ilişkileri düzelteceğimizi, BM’yi de davet edeceğimizi, yollarınızı, kreşlerini, okullarını yapacağımızı anlattık. Bunlar olursa biz gideriz dediler. Biz ana muhalefet partisiyiz, iktidar değiliz. Hala uslanmış değiller, yalan söylüyorlar. ‘İstanbul’a sığınmacı almıyoruz’ diyorlar. 5 Mayıs’ta diyorlar. A Haber dahil medyada 1-6 Mayıs arası İstanbul’da 2 bin 117 kaçak göçmen yakalandı. E hani almıyordunuz?

‘Sınırlarımız Cumhuriyet tarihinin en güvenli dönemini yaşıyor’ diyorlar. Lafa bakın. 7 Mayıs 2022 Van Gölü’nde 61 kaçak göçmen boğularak öldü. Van Gölü de göçmen mezarlığına dönmüş durumda. E hani sınırlarımız güvenliydi? Temel sorun ne? Devleti şahsileştirmek demek Dışişleri Bakanlığını tamamen devre dışı bırakmak demektir. Eğer dış politikada siz devletin bürokratlarını tamamen devre dışı bırakıp sarayda oturup bir avuç kişiyle dış politikayı oluştursanız ve sadece emperyal güçlerin talimatlarla görev yaparsanız ülke bu hale gelir. Ülkeyi bu halden kurtaracak olan partinin adı CHP’dir”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a Çok Sert ‘Sığınmacı’ Yanıtı

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Suriyeli göçmenler ilgili olarak “Kapımız açık onlara, ev sahipliği yapmaya devam edeceğiz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sert sözlerle yanıt vererek, “‘Dünya beşten büyüktür’ diye yeri gelince üfürüyorsun. Ama Birleşmiş Milletler’e gidip çözüm isteyemedin, bir mektup dahi yazamadın” dedi. 

Haber Merkezi / Suriyelilerin geri gönderilmesi konusuna da değinen Kılıçdaroğlu, “Şunu yapacağız; İran’dan gelenleri doğru İran’a göndereceğiz, onda sorun yok. Ama Suriyeli sığınmacıları, kendi bölgelerine göndereceğiz, yolunu köprüsünü yapıp; tabii parasını da onlar verecekler. Avrupalılar verecekler. Kendi ülkelerinde huzur içinde yaşamak istiyorsan Ortadoğu’ya yönünü döndüreceksin. Yollar, okullar yapılacak, can güvenliği sağlanacak. BM gerekirse devreye girecek. Ve bunu biz yapacağız” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“Devletinin yönetimini bir kişinin iradesine bağlarsanız o ülke sorunlardan bir türlü kurtulamaz. İki alanın Türkiye’de şahsileştirildiğini görüyoruz. Bunu hiçbir vatandaşımın unutmamasını istiyorum. Ekonomiyi şahsileştirdik, dış politikayı şahsileştirdik. Ekonomide bir kişi ‘ben ne dersem o doğrudur’ dedi. Dolar aldı başını gidiyor, faiz aldı başını gidiyor problem üzerine problem açıklıyorlar ama bir kişi programı. Her açıklanan proglamla ekonomi biraz daha kötüye gidiyor.

Çünkü ‘ben ekonomistim’ diyen kişinin ekonominin e’sinden anlamadığını hep beraber gördük. Devlet akılla, bilgiyle, birikimle, adaletle, liyakatle yönetilirdi. Gelişmenin 21. yüzyıldaki tanımı küçük ayrıntılarda iş bölümüne giden ülke gelişmiş ülkedir. Her alanın uzmanı var ve her alan giderek kendi içinde yeni alanlar oluşturuyor. Dış politika şahsileştirildi. Bir tehlike daha var. Dış politikayı egemen güçlerin talebiyle yapmaya kalktığınızda çok daha derin sorunlar yaratıyorsunuz.

“Suriyeli konusunda çok iddialıyım”

Suriye konusu ve sığınmacılar. Bu konuda iddialıyım. Partimiz çok iddialı. En ciddi çalışan, en tutarlı söylemde bulunan 2011 tarihinden bu yana en tutarlı söylemleri dillendiren tek partinin adı CHP’dir. Biz, komşumuzda olan bir savaşın bize yansımalarının tehlikeli boyutlarını her ortamda dile getirdik. Egemen güçlerin talebi üzerine bizi suçladılar. Bugün tarih ‘CHP doğruları söylemiş’ diyor. Şimdi kısa bir tarihsel süreç vereceğim. Hep unutuyoruz.

Suriye yönetimi ile savaştan hemen sonra Eylül 2011’de temasa geçtik. ‘Yanlış yapıyorsunuz. İç savaş tehlikeli’ dedik. Aralık 2011 ile muhalefet ile temasa geçtik ‘uzlaşın’ dedik. Bunları iktidar sahipleri yapmazken biz ülkemizi düşündük. Oradaki çocukları, kadınları düşündük. Savaşın acımasızlığını düşündük. Nisan 2012’de TBMM’ye bir genel görüşme önergesi verdik. Bunların tamamını reddettiler.

2011’den Mayıs 2022’ye kadar 91 Meclis araştırma önergesi verdi CHP. Beyler parlamentoya gelip bilgi dahi vermiyorlardı. Bu kadar kibirle devlet yönetilmez. 336 soru önergesi verildi. 432 soru önergesine bugüne kadar hala cevap verilmedi. Ne diyorlardı? ‘Tek adam rejimi olursa her şey çok hızlı olacak’ diyorlardı. 432 soru önergesine bugüne kadar cevap dahi verilmemiştir. Ne söyleyeceklerini bilmiyorlar. Böyle bir devlet yönetimi hiç olmadı Türkiye’de.

24 Ağustos 2012’de Erdoğan’a bir mektup yazdım. Mektupta, ‘Sayın başbakan, komşu Suriye’deki gelişmeler ülkemizin başta güvenliği olmak üzere ekonomisi, sosyal huzuru, turizm ve taşımacılık alanları dahil çok geniş kapsamda artarak olumsuz etki yapmaya devam etmektedir. Lütfen hükümet olarak uluslararası bir Suriye Konferansı toplayın’ diyorum. Olmadı. Olmadı ama Erdoğan 5 Eylül 2012’de ‘Emevi Camisinde namazımızı kılacağız’ dedi. Devlet yönetimindeki şahsileşmeyi görüyor musunuz? Bu anlayış Türkiye’yi bugünkü hale getirdi. Beyefendi Emevi Camisi’nde namaz kılacaktı 3 milyon 600 bin Suriyeli Türkiye’ye geldi. Şu yanlışa bakar mısınız? Utanır insan biraz.

2013’de ‘Kabahat Suriyeli de değil sınırı kontrol edemeyen hükümettedir’ dedim. Kabahat sınır kavramını yok edende. Onlar yönetiyor ülkeyi ben yönetmiyorum ki. Şubat 2013’de Sosyalist Enternasyonal üyesiyiz malum. Dedik ki mutlaka bir Suriye Çalışma Grubu oluşturun dedik. Bunların yapamadığını yapmaya çalıştık. Ana muhalefet olduğumuz halde yapmaya çalıştık. Biz ülkemizi seviyoruz. Yetmedi ben Mart 2013’de BM Genel Sekreteri’ne ayrıca bir mektup göndererek olaylara dikkatini çektim. Savaşın bitmesi gerektiğini söyledim. Erdoğan yapamıyor bakın ama biz söylüyoruz. Yeri gelince üfürüyorsun ‘Dünya beşten büyüktür’ diye. Bir mektup yazamadın mı sen? BM’ye gidemedin mi sen? Orada Suriye’yi masaya yatıramadın mı sen? Yatıramadı. Niçin? Patrondan izin alamadığı için. Emperyal güçten izin alamadığı için.

“Akdeniz sığınmacı mezarlığına döndü”

Eylül 2013’de ‘Sınırlar bir ülkenin namusudur’ diyorum. Sınırdan kimin girip çıktığı belli değil. 900 km sınır kontrolsüz vaziyette. İnsanlar geliyorlar ellerinde silahlarla, terör estiriyorlar Türkiye’de. Göç dalgası geldi. Akdeniz bir sığınmacı mezarlığına döndü. Bir çocuk bedeninin dalgalarla kıyıya vurduğu fotoğrafı hiçbirimiz unutmadık. O fotoğrafın sorumlusu Erdoğan’dır. Geri Kabul Anlaşmasını yapmayın, yanlış dedik.

16 Aralık 2013’den bir süre sonra bu anlaşmayı AB ile imzaladılar. Sığınmacılar için Türkiye artık Avrupa’nın hapishanesi olacak, o hale getirdiler. İçişleri Bakanı geçen gün açıklama yapıyor. ‘AB Türkiye’nin göçmen deposu olmasını istiyor’ diyor. Günaydın beyefendi günaydın. Geri Kabul Anlaşması başımıza bela oldu diye neden söyleyemiyorsun?

2016 Haziran’da Göç ve göçmen sorunlarını inceleme komisyonu ve mülteciler konusunda bir komisyon kurduk. Akademisyenler, sivil toplum örgütlerinin katılımıyla bu konuyu masaya yatırdık. Tutarlı bir rapor hazırladık ve kamuoyu ile paylaştık.

Bir süre sonra ABD desteğini Türkiye’den çekti. 5 Aralık 2017’de Erdoğan, ‘Ya biz Özgür Suriye Ordusu’nu ey Amerika seninle birlikte kurduk ya. Bunun adımını senden önceki Obama yönetimiyle beraber kurduk’ diyor. Emperyal güçler ateşi elleriyle tutmazlar maşa kullanırlar. Emperyal güçlerin Orta Doğu’daki maşası Recep Tayyip Erdoğan’dır.

“Son sırada bile lider olamazsın sen”

“15 Şubat 2018 dönemin başbakanı Binali Yıldırım tweet atıyor. ‘3.5 milyon Suriyeliyi ağırlıyor, ihtiyaçlarını karşılıyoruz ve onların Avrupa’ya gelmesinin önüne geçiyoruz. Bunu yaparken terör örgütlerinin Avrupa’ya yayılmasının da önüne geçiyoruz’ diyor. Bu ülkenin başbakanı biz sizin korumalığınıza soyunduk diyor. Akıl var mı? Aklın, vicdanın kabul edeceği bir olay mı bu? 11 Mayıs 2013 Reyhanlı’da bir patlama oldu. 53 vatandaşımız hayatını kaybetti. Sorumlusu kim? Günahı kimin boynuna? Suriye’yi bu hale getirenler kim? Anne babalara bu sivil şehitler nedeniyle ne kadar ödeniyor biliyor musunuz? 270 lira ödeniyor. ‘Ben dünya lideriyim’ diyor ya en son sırada bile lider olamazsın sen.

2019’da Suriyeliler ile ilgili 2 rapor hazırladık. Suriyeliler bugün emeği sömürülen insanlar olarak aramızda duruyor. Bunu da itiraf ediyorlar. Acı olanı bu zaten. Devleti yönetenler itiraf ediyorlar. İçişleri Bakanı işverenlere kızıyor. ‘Fabrikanda çalıştır, sömür, sigortasını yatırma. Sonra ne olacak bu Suriyeliler’ diyor. Vicdanlı iş sahibi ile vicdansızı ayırmak lazım. Sen açıkça diyorsun ki Suriyelileri kaçak çalıştırıyoruz, emeklerini sömürüyoruz diyorsun. Bunu İçişleri Bakanı olarak dünyaya ilan ediyorsun. Kaçak çalışmayı engellemesi gereken iktidar kaçak çalışıyorlar diyor.

16 Eylül 2021’de bir rapor daha paylaştık. 8 Ekim 2021 bunların yapamadığını yaptık. Ben ‘2 yıl içinde davulla zurnayla kendi ülkelerine gidecekler’ diyordum. Defalarca söyleyince nasıl göndereceksin gel bize anlat dediler. Hangi önlemleri alacağımızı, Suriye ile ilişkileri düzelteceğimizi, BM’yi de davet edeceğimizi, yollarınızı, kreşlerini, okullarını yapacağımızı anlattık. Bunlar olursa biz gideriz dediler. Biz ana muhalefet partisiyiz, iktidar değiliz. Hala uslanmış değiller, yalan söylüyorlar. ‘İstanbul’a sığınmacı almıyoruz’ diyorlar. 5 Mayıs’ta diyorlar. A Haber dahil medyada 1-6 Mayıs arası İstanbul’da 2 bin 117 kaçak göçmen yakalandı. E hani almıyordunuz?

‘Sınırlarımız Cumhuriyet tarihinin en güvenli dönemini yaşıyor’ diyorlar. Lafa bakın. 7 Mayıs 2022 Van Gölü’nde 61 kaçak göçmen boğularak öldü. Van Gölü de göçmen mezarlığına dönmüş durumda. E hani sınırlarımız güvenliydi? Temel sorun ne? Devleti şahsileştirmek demek Dışişleri Bakanlığını tamamen devre dışı bırakmak demektir. Eğer dış politikada siz devletin bürokratlarını tamamen devre dışı bırakıp sarayda oturup bir avuç kişiyle dış politikayı oluştursanız ve sadece emperyal güçlerin talimatlarla görev yaparsanız ülke bu hale gelir. Ülkeyi bu halden kurtaracak olan partinin adı CHP’dir”

Paylaşın