Kılıçdaroğlu’ndan 100. Yıl Kutlamalarının Ertelenmesine Sert Tepki

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “‘Filistin’de bunlar oluyor, biz şenlikleri erteleyelim’ diyorlar. Bir 100 yıl sonra mı şenlik yapacaksınız? Bunlar şenliği başka türlü anlıyorlar galiba. Anmak demek, 100. yılı kutlamak demek, bilim insanlarının, sanatçıların, esnafın konuşması demek. Anıtkabir’i ziyaret etmek demek. Şehitlerimizin mezarını ziyaret etmek demek. Eğlenmek, gülmek dolayısıyla 100. yılı kutlamak demek” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bizim belediyelerimizin olduğu her yerde her yer bayrağımızın renginde kırmızı beyaz olacak ve Cumhuriyetin 100’üncü yılı şenlik havasında turnuvalarla, konserlerle, yürüyüşlerle kutlanacak. Yani Cumhuriyet Halk Partisi 100’üncü yılımızı coşkuyla halkımızla birlikte kutlayacak.”

Kılıçdaroğlu, Filistin – İsrail savaşına ilişkin ise, “2 binden fazla çocuk katledildi, 5 binden fazla insan hayatını kaybetti. Hastane bombalanır mı ya? Akıl var mantık var. Ama bir insanın gözü dönmüşse, koltuğun derdine düşmüşse, bunu Netanyahu için diyorum, elbette hastaneyi bombalarlar… Ortadoğu ateş topuna döndü, bizimkiler bağırıyorlar: ‘Biz gelip arabulucu olalım mı?’ diye. Kimse bu sesi duymuyor. Niçin kimse duymuyor? Çünkü artık Türkiye dış politikasında güven veren bir devlet olmaktan çıktı” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. CHP Lideri Kılıçdaroğlu, konuşmasının önemli bir bölümünü, Cumhuriyetin 100. yıl kutlamalarının ertelenmesine ve Filistin – İsrail savaşına ayırdı: Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

“Bütün dünyanın gözünün önünde masum çocukların katledildiğini görüyorsunuz, kadınların öldürüldüğünü, yaşlıların öldürüldüğünü görüyorsunuz. Nerede? Filistin’de. Kendilerini uygar bir dünyanın parçası olarak tanımlayan o sözde devletlerin yöneticileri ne yapıyor? Akan kanı mı durduruyorlar, hayır. Ellerinden gelse, utanmasalar alkış tutacaklar. 21. yüzyılın dünyasından söz ediyorum.

İki bini aşkın çocuk katledildi. Beş bini aşkın insan hayatını kaybetti. Hastane bombalanır mı? Akıl var, mantık var. Ama bir insanın gözü dönmüşse, artık bir şeyi görmüyorsa, kendi koltuğuna düşkünse, Netanyahu için söylüyorum; onlar giderler, elbette hastaneyi de bombalarlar. Bunun bütün dünyanın gözünün önünde yapılması, 21. yüzyılın dünyası için en büyük ayıplardan birisidir.

Geçmişte, Türkiye Ortadoğu’nun en güven veren ülkesiydi. Avrupa ve Ortadoğu arasında güzel bir coğrafyamız var. Güzel bir köprüdeyiz, Asya ile Avrupa arasında güzel bir köprüyüz. Türkiye Ortadoğu’da yaşanan bütün sorunlar açısından sorunu ilk çözecek ülke olarak akla gelirdi. Çünkü Türkiye dış politikası ile güven veren bir ülkeydi… Bugün geldiğimiz noktada Türkiye güven veren bir ülke olmaktan çıktı. Oysa pek çok uluslararası kuruluşun oluşumunda, özellikle İslam dünyası ve Orta Doğu’da Türkiye önderlik yapardı.

Bir sorun çıktığı zaman gelir Türkiye’nin kapısını çalarlardı. Bizim bu sorumuzu gelin çözün, diye. Bunun temelinde güven yatardı. Ama üzülerek ifade edeyim, son yıllarda Türkiye bu güveni kaybetti. Orta Doğu ateş topuna döndü. Bizimkiler bağırıyorlar, ‘Biz gelip arabulucu olalım mı, bizi arabulucu olarak görün’ diye. Kimse bu sesi duymuyor. Soru şu, ne için kimse duymuyor? Hangi gerekçe ile kimse duymuyor? Çünkü artık Türkiye, dış politikasında güven veren bir devlet olmaktan çıktı. Güven vermiyoruz…

Ortadoğu’nun yüzünü bize dönmesi ne demektir biliyor musunuz? Demokrasiye dönmesi demektir. Kadın ve erkek eşitliğine dönmesi demektir. Ortadoğu halkları bize imreniyor. Bizim gibi olmak istiyorlar. Özgür bir ülkede yaşamak istiyorlar. Ama bizim ülkenin yöneticileri de Orta Doğu’nun kralları gibi olmak istiyorlar.

Aramızda derin bir görüş ayrılığı var. Eğer dış politikayı, iç politikadan ayırmazsanız, iç politikanın malzemesi olarak kullanıp, oraya eklemlerseniz, o zaman dış politika dış politika olmaktan çıkar ve siz güven kaybına uğrarsınız. Türkiye geçmişte sorular çözmeye talip olmazdı, sorunları çözmeye davet edilirdi. Şimdi bizimkiler bağlıyorlar, ‘Gelin biz size arabuluculuk yapalım’. Ama kimse dinlemiyor. Sözü dinlenen bir Türkiye’den Orta Doğu’da dışlanan Türkiye konumuna geldik.

Arabuluculuk rolünü Katar’a verdiler. Katar yapıyor bunu. Bazen öyle bir dil kullanıyoruz ki, herkesi kırıp geçiyoruz. Sözümüzün nereye gittiğini bile hesaplayamıyoruz. Amerika iki uçak gemisi gönderdi. Erdoğan bağırıyor, ‘ABD nere, Akdeniz nere? Ne işin var senin orada?’ Allah aşkına biz de sormaz mıyız? Senin damadının Amerikan uçak gemisinde ne işi var? Ben bunu sormaz mıyım? İkili oynamayacaksınız, dürüst ve namuslu olacaksınız. Devlette ikili politika olmaz. Açık ve net olacaksınız.

Evet, söyleyebilirsin. Neden o gemi oraya gidiyor, diyebilirsin. Ama derken, damadına bakacaksın. Yakınlarına bakacaksın. Neyi, nasıl yaptığına da bakacaksın. Türkiye güven kaybetti, doğru… Dışişleri Bakanlığı’ndaki bürokratlar, sırada bürokratlar değildir. Dışişleri Bakanlığı da sıradan bir bakanlık değildir. Türkiye’nin dış politikasını belirler… Rüşvet alandan büyükelçi yaparsanız, Türkiye’nin dış politikası güven vermez. Bunu 50 sefer söyledim… Güveni temelden sarsıyoruz biz… Güven kaybı, dış politikada çok temel bir kayıptır.

Cumhuriyetin 100’üncü yaşını kutlayacağız. Biz Cumhuriyeti kan ve gözyaşı ile kurduk. Ağır bedeller ödedik. Ülke düşman işgali altındayken; babalarımız, dedelerimiz, annelerimiz büyük mücadele verdiler. ‘Gözüm Sakarya’da ama düşüncem İstiklal Yolunda, yani İnebolu’da. Acaba silahlar gelir ve biz Milli Kurtuluş Savaşı’nı verir miyiz diye.’ Milli Kurtuluş Savaşı sıradan bir savaş değil. Ağır bedellerin ödendiği bir savaştır. Biz Cumhuriyeti kurarken, Milli Kurtuluş Savaşını verirken bütün mazlum milletlere örnek olduk… 100’üncü yılını kutluyoruz, şu iktidarın ve onun destekçisi bir partinin oyları ile yabancı askerler Türkiye’ye davet ediliyor.

100’üncü yılında. Ne için, terörle mücadele edecekmişiz. Eğer bir iktidar Türkiye Cumhuriyeti devletinin 100’üncü yılında; terörle mücadele konusunda kendi ordusuna, kendi güvenlik güçlerine güvenmeyip de yabancı bir ülkenin askerini Türkiye’ye davet ediyorsa, artık o iktidarın bu ülkeye vereceği hiçbir şey yoktur. Ben onun vatanseverliğinden kuşku duyarım. Vatansever değildir bu insanlar. Ne demek? 35-40 yıldır mücadele ediyor bu ülkenin ordusu, korucusu. Gittiğiniz her yerde anlatın. Cumhuriyetin 100’üncü yılında yabancı askerleri bunlar Türkiye Cumhuriyeti devletine davet edecekler, çağıracaklarmış. Neymiş, terörle mücadele için. Söyledim, bir daha söyleyeyim. Bu topraklarda yabancı asker postalı istemiyoruz.

‘Filistin’de bu oluyor, olaylar var, çocuklar katlediliyor. Efendim biz, şenlikleri erteleyelim.’ Bunlar şenliği başka anlıyor galiba. Anmak demek, 100’üncü yılı kutlamak demek, bilim insanlarının, sanatçıların, esnafın konuşması, gençlerin sokaklarda yürümesi, meşale taşıması, Anıtkabir’i ziyaret etmesi demek. Şehitlerimizin mezarını ziyaret etmek, eğlenmek, gülmek, dolayısıyla 100’üncü yılı kutlamak demek. Dışişleri Bakanlığı’nın içinde bulunduğu fecaati az önce anlattım. Katar Büyükelçimiz, efendim Cumhuriyetin 100’üncü yılını kutlamayı ertelemiş. Ama beyefendi kendisi gitmiş düğüne.

Fotoğrafa baktım, dedim ki ‘Bu bir Dışişleri mensubu olamaz.’ Bürokratik hayatımda çok büyükelçi ile karşılaştım. Bizim büyükelçilerimiz onurlu dururlar. El pençe kimsenin önünde durmazlar. Bilirler ki ‘biz Türkiye Cumhuriyeti devletini temsil ediyoruz.’ O temsilden asla ödün vermezler. Düğünde çekilen fotoğrafı gördüm, iki eli önünde. Süt dökmüş kedi gibi iki kişinin arasında duruyor. Vallahi bu dışişlerinin yetiştirdiği bir büyük elçi olamaz dedim. Telefon ettim. Yahu bu adam kim? Gerçekten bu adam dışişlerinin yetiştirdiği birisi mi? Hayır öyle değil. Fotoğraf bile bunu söylüyor aslında. Türkiye’de Dışişleri Bakanlığını bu hale getirirseniz, Türkiye’nin saygınlığına gölge düşürürsünüz.

“Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti”

Bütün hedefimiz, Cumhuriyetimizi demokrasi ile taçlandırmaktır. Göreceksiniz bizim belediyelerin olduğu yerlerde bütün sokaklar ve caddeler kırmızı beyaz olacak. Bayrağımızın rengi olacak. Cumhuriyetimizi sevinç ve coşku ile kutlayacağız. Konserler, bordo gösterileri, fener alayları, dans gösterileri, tiyatro gösterileri, müzik dinletileri… Bütün bunların tamamı gerçekleşecek… Yani CHP 100 yıllık Cumhuriyeti coşku ile kutlayacak.

Mustafa Kemal Atatürk’ün üç cümlesini de ifade edeyim. ‘Demokrasinin tam ve en belirgin hükümet şekli cumhuriyettir’ diyor. Yani Cumhuriyet, demokrasiyi inşa etmenin ilk ve en temel adımıdır. Cumhuriyeti kurarsınız, oturtursunuz, arkasından demokrasiyi inşa etme süreci gelir. Bu söylüyor Mustafa Kemal Atatürk. ‘Cumhuriyet rejimi demek demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir.

Biz cumhuriyeti kurduk, cumhuriyet 10 yaşını doldururken, demokrasinin bütün icaplarını sırası geldikçe koymalıdır.’ Ve ‘Cumhuriyet bilhassa, kimsesizlerin kimsesidir’ diyor. Yani Cumhuriyet’te kimse kendini kimsesiz hissetmesin. O nedenle diyoruz ki, yaşasın Cumhuriyet, yaşasın Türkiye Cumhuriyeti ve 100 yaşını dolduran yaşasın Cumhuriyet Halk Partisi.”

Paylaşın

94 Milletvekili Kılıçdaroğlu İçin İmza Verdi: Son Dönem

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) 130 milletvekilinden 94’ü ‘son dönem’ diyerek Kemal Kılıçdaroğlu’nun 4-5 Kasım’da gerçekleştirilecek kurultayda Genel Başkan adayı olması için imza verdi.

Kurultayda genel başkanlık için Kemal Kılıçdaroğlu ile Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yarışması bekleniyor. CHP’de genel başkanlığa aday olabilmek için 1370 delegeden yüzde 5’inin imzası gerekiyor.

Sözcü’den Başak Kaya’nın haberine göre, CHP’de 81 il ve 900’ü aşkın ilçede yapılan il ve ilçe kongreleri sona erdi. 4-5 Kasım’daki kurultay öncesi tamamlanan kongrelerde 51 il başkanı ile 413 ilçe başkanı değişti. 30 il başkanı ile 560 ilçe başkanı ise seçimleri yeniden kazandı.

Kongre takvimi çerçevesinde il ve ilçe başkan ve yönetimlerinin yanı sıra 1370 kurultay delegesi de belirlendi. CHP’deki 130 milletvekilinden 94’ü de Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan adayı olması için imza verdi.

Bugüne kadar 19’u olağanüstü 56 kurultay yapan CHP’de, 38. Olağan Kurultay 4-5 Kasım’da, Ankara Spor Salonu’nda düzenlenecek. Kurultayda, ilk gün genel başkan seçimi, ikinci gün ise Parti Meclisi (PM) ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin seçimi yapılacak.

Seçimlerin, “blok liste” ve kadın üyeler için pozitif ayrımcılık amacıyla ‘fermuar” yöntemiyle yapılması düşünülüyor. Genel başkanlık için Kemal Kılıçdaroğlu ile Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yarışması bekleniyor. CHP’de genel başkanlığa aday olabilmek için 1370 delegeden yüzde 5’inin imzası gerekiyor. CHP’de 38. Olağan Kurultay’dan iki hafta sonra da tüzük kurultayı yapılacak.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan “Tezkere” Açıklaması: Ülkemizde Yabancı Asker Postalı İstemiyoruz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Meclis’te bir tezkere görüşülüyor. Terörle mücadele tezkeresi olduğu kamuoyuna sunuluyor. Biz CHP olarak, ve doğrudan doğruya terör örgütünün saldırısına uğrayan bir kişi olarak teröre her zaman karşı çıktım. Terörle mücadele kaçınılmazdır. Ne gerekiyorsa bizden ne isteniyorsa eyvallah” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bir tezkere getirdiler. O tezkerede, ‘Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerektiği taktirde sınır ötesi harekat ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi’ yazıyor. ‘Ve aynı amaçlara matuf olmak üzere yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması’ diye bitiyor cümle. Cumhuriyeti kuran bir parti nasıl olur da yabancı askerlerin Türkiye’ye gelmesine izin verir? Biz kendi ülkemizin mübarek topraklarında yabancı asker postalı istemiyoruz. Kendi topraklarına yabancı askerleri davet edip terörle mücadele ayağı altında burada onların bazı müdahalelerde bulunmalarına izin vermek vatana ihanettir. Yabancı askerler Türkiye’de neye müdahale edecekler?”

Kılıçdaroğlu konuşmasının devamında, “Bahçeli ve Erdoğan’dan yanıtlar istedim. Erdoğan’dan tık yok. Bahçeli bugün konuşmuş. ‘Türkiye’ye gayrimeşru yabancı postalların ayak basması diye bir şey yoktur. Şayet olursa verilecek bir canımız vardır’ diyor. Bizleri kandıracaklarını sanıyorlar. Türkiye’ye meşru postallar gelebilir… Ben meşru postal da istemiyorum, ben kendi ülkemde yabancı asker postalı istemiyorum” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun açıklaması şöyle:

“Zor günler yaşıyoruz, bunun hepimiz bilincindeyiz, farkındayız ama A Milli Futbol Takımımız, yani Bizim Çocuklar Avrupa Kupası’na katılmaya hak kazandılar. Bizim Çocuklara inanıyorum, güveniyorum, inşallah kupayı getirecekler ve hep beraber mutlu olacağız.

Tabii değerli arkadaşlarım yakınımızda Filistin-İsrail çatışması da var, bütün dünyanın gözleri orada. Çocukların, kadınların, yaşlıların öldürülmesini hiçbir insan kabul edemez. Savaşın bir an önce sonlanması en büyük dileğimizdir, sağduyuya davet etmek bizim de görevimizdir ama İsrail’in uyguladığı politikanın en büyük eleştirilerini İsrailli aydınlardan aldığını da unutmamamız gerekiyor. Bu dünyanın haklı olarak Filistin davasına verdiği desteğin de bir anlamda ifadesidir. İsrailli aydınlardan Haaretz Gazetesi yazarı Gideon Levy aynen şunları yazıyor:

“Bütün bunların arkasında İsrail’in kibri yatıyor. İstediğimiz her şeyi yapabiliriz, yaptığımız şeylerin bedelini ise asla ödemeyiz ya da cezalandırılmayız diye düşünüyoruz. Sanki istediğimiz her şeyi yaparız da hiç rahatsız edilmeden hayatlarımıza devam ederiz diye düşünüyoruz. Filistinli insanları tutukluyor, öldürüyor, taciz ediyor, mülksüzleştiriyoruz. Aynı zamanda Filistinlilere pogrom, yani kıyım düzenlemekle meşgul İsrailli yerleşimcileri koruyoruz” diyor. Bu kadar açık, bu kadar net İsrail’i eleştiren bir İsrailli aydını görmedim ve kendisini gerçekten yürekten kutluyorum bir gerçeğin altını çizdiği ve dünyaya açıkladığı için. Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı’nın Genel Komiser Lazzarini de “dünya insanlığını kaybetti” diyerek bu faciaya dikkati çekiyor.

Biz Filistin halkının kendi topraklarına kavuşmasını istiyoruz. Biz Mescidi Aksa başta olmak üzere bütün kutsal mekanlara saygı istiyoruz. Biz Filistin halkına yönelik insanlık dışı ablukanın kaldırılmasını istiyoruz. Biz akan kanların durdurulmasını istiyoruz ve biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Ortadoğu’ya barışın gelmesi için OBİT dediğimiz Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’nın kurularak Türkiye’nin bu bölgeye barış getirmesini istiyoruz. Bu politika bizim politikamız ama hükümetin, şu andaki hükümetin de bunu uygulaması gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım; Amasra maden faciası dolayısıyla Bartın ve Amasra’ya gittik. 14 Ekim 2022’de 43 madencimiz hayatını kaybetmişti. Davaları takip ediyoruz. Davaları takip ederken ne kadar dikkatli davrandığımızı, ne kadar haklı olduğumuzu, insanların haklarının savunulması gerektiğini ve bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi’nin verdiği mücadeleyi de topluma anlatmak zorundayız.

Bakın değerli arkadaşlarım; uzun uzun olayı anlatmak istemem ama bir bilirkişi raporunda yer alan cümleleri sizlerle paylaşmak isterim: Metan oranının sadece patlama günü değil, defalarca riskli seviyeye çıktığı, bunların kayıtlarının müessesede olduğu, ancak böyle durumlarda dahi zaman zaman işçilerin çalıştırılmaya devam ettirildiği yazılmaktadır. Yani göz göre göre 43 işçinin ölüme gönderildiğini ifade ediyor. Yine aynı şekilde hayatını kaybeden bir madenci ailesinin açtığı dava sonucu gelen bilirkişi raporu: “Sonuç olarak Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğünün kazanın meydana gelmesinde yüzde 100 kusurlu olduğu ifade edilmektedir.” Yüzde yüz kusurlu…

Diyeceksiniz ki, peki yüzde yüz kusurluysa Türkiye Taşkömürü Genel Müdürü ne oldu? Terfi ettirildi. Sadece Amasra’da hayatını kaybeden maden işçilerinin ailelerine değil, nerede maden çıkarılıyorsa, kömür çıkarılıyorsa, yüzlerce metre aşağıda insanlar alın teri döküp ekmek parası kazanıyorsa, onların tamamının da hayatının riskli olduğunu ifade etmek isterim. Ama bu davayı hepimiz yakından izliyoruz; avukat arkadaşlarımız, milletvekili arkadaşlarımız izliyorlar. Aileleri ziyaret ettim, iki aileyi ziyaret ettim, onlara da aynı şeyi söyledim. Siz hak talebinde bulunuyorsunuz, hak ve adalet arıyorsunuz. Hiç endişe etmeyin, Cumhuriyet Halk Partisi kim hak istiyorsa, adalet istiyorsa onların yanında olacaktır.

Kadınlar hiç endişe etmeyin, yalnız erkekleri ikna etmekten de çekinmeyin. Yüzde 50 cinsiyet kotasını ve fermuar sistemini getireceğiz. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi büyük tarihsel dönüşümlerin her zaman öncüsü olmuştur, burada da öncüsü olmayı sürdüreceğiz.

Meclis’te bir tezkere görüşülüyor, terörle mücadele tezkeresi olduğu kamuoyuna sunuluyor. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ve doğrudan doğruya terör örgütünün saldırısına uğrayan bir kişi olarak teröre her zaman karşı çıktım. İnsan olan herkes teröre karşı çıkar. Terör bir insanlık suçudur; her yerde, her zaman, her ortamda ifade ettim. Terörle mücadele kaçınılmazdır. Terörle mücadele için ne gerekiyorsa, bizden ne isteniyorsa eyvallah, hiç itirazımız yok. Terörle mücadele konusuna bir tezkere getirdiler, güzel.

Bakın değerli arkadaşlar, o tezkerede şunlar yazıyor: “Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerektiği takdirde sınır ötesi harekat ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi.” Eyvallah, hiç itirazımız yok. Terör varsa, Türkiye’yi tehdit ediyorsa, Türk Silahlı Kuvvetleri yani güvenlik güçlerimiz giderler, müdahale ederler. Uluslararası hukukun da verdiği bir avantajdır bu, uluslararası hukuk buna izin veriyor. Ama cümle şöyle bitiyor: “Ve aynı amaçlara matuf olmak üzere yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması…” Aynı amaçlara matuf olmak üzere; yani yabancı bir silahlı kuvvet Türkiye’ye gelecek ve burada belli olaylara müdahale edecek. Buna izin verin diyorlar.

Cumhuriyeti kuran bir parti, kökleri Kuvayı Milliye’de olan bir parti nasıl olur da yabancı askerlerin Türkiye’ye gelmesine izin verir? Akıl tutulması gibi bir şey… Söyledim, bir daha söylüyorum: Ben kendi ülkemde, biz kendi ülkemizde kadınıyla erkeğiyle, vatanseveriyle, bayrağını sevenle kendi ülkemizin mübarek topraklarında yabancı asker postalı istemiyoruz. Evet, bir daha ifade edeyim: Biz kendi ülkemizde, bu mübarek topraklarda yabancı asker postalı istemiyoruz. Kendi topraklarına yabancı askerleri davet edip, terörle mücadele ayağı altında burada onların bazı müdahalelerde bulunmalarına izin vermek açık ve net söylüyorum, vatana ihanettir. Bu kadar açık, bu kadar net söylüyorum!

Yabancı askerler Türkiye’de neye müdahale edecekler? Ya neye müdahale edecekler? Terörle mücadeleyse, terörle mücadele konusunda kahraman ordumuz var, terörle mücadele konusunda polislerimiz var, terörle mücadele konusunda uzman çavuşlarımız var, terörle mücadele konusunda korucularımız var. Bunlar 30-35 yıldır terörle mücadele ediyorlar, 30-35 yıldır… Kimisi elini bıraktı, kolunu bıraktı, gözünü bıraktı, ayaklarını bıraktı terörle mücadelede ve onlar basın toplantısı yapıyorlar. Diyorlar ki: “Yabancı askeri davet işgaldir ve biz yabancı asker istemiyoruz. Eğer bize görev verilirse ayağım yok, cepheye giderim, kolum yok, cepheye giderim, gözüm yok, cepheye giderim” diyor. Daha ne desinler ya, daha ne desinler?..

Bunu söyledim ve onlardan bazı yanıtlar da istedim, Bahçeli’den ve Erdoğan’dan. Erdoğan’dan tık yok bildiğim kadarıyla, Bahçeli bugün konuşmuş. Şöyle diyor: “Türkiye’ye gayrimeşru yabancı postalların ayak basması diye bir şey yoktur. Şayet olursa verilecek sadece bir canımız vardır.” Bakın değerli arkadaşlar, bizleri kandıracaklarını sanıyorlar. “Türkiye’ye gayri meşru yabancı postalları…” Yani meşru yabancı postallar gelebilir. Ben meşru yabancı postal da istemiyorum kardeşim. Ben kendi ülkemde yabancı asker postalı istemiyorum terörle mücadele konusunda. Meşru ne demek? Efendim ben el kaldıracağım, yabancı askerleri isteyeceğim, böylece meşruiyet kazanmış olacak. İstemiyoruz, istemiyoruz, yabancı askeri istemiyoruz… Terörle mücadeleyse gideriz. Terör bana saldırdı, size saldırmadı. Teröristler bana saldırdı, 1 askerimiz şehit oldu, size saldırmadı. Siz çocuklarınızı parayla pulla askere gönderdiniz, ben evladımı parasız pulsuz askere gönderdim.

Bir de efeleniyor: “Efendim, ABD’nin insansız hava aracımızı düşürmesinin hesabı er geç mutlaka sorulacaktır.” Sen külahıma anlat. Ya arkadaşlar, papazı teslim ettiklerinde bunlardan ses çıktı mı ya? Bakın tezkere yine şunu söylüyor: “Hudut, şümul, miktar ve zamanı Cumhurbaşkanınca takdir ve tayin olunacak.” Yani yabancı asker buraya geldiğinde onun ne yapacağını, neler yapacağını, nasıl olacağını, yetkiyi Cumhurbaşkanına veriyorlar. Meclis hikaye, hiçbir yetkisi yok… Milli Kurtuluş Savaşı’nı yöneten Gazi Meclis, Mustafa Kemal Atatürk’e Başkomutanlık yetkisini bile üç ay süreyle vermiştir… Biz bütün yetkiyi verelim, ne biliyorsanız yapın diye. E kardeşim sen papazı teslim ettin, ben sana nasıl güveneceğim? Çıktın milletin önüne: “Bu can bu bedende kaldıkça asla bu teröristi, bu papazı alamazsın” dedin. Güzel… Ne dedi Trump? “Bak beni kızdırma, senin mal varlığını araştırırım, dünyaya da duyururum.” Ne oldu? Papazı götürdün, tıpış tıpış teslim ettin. Ben şimdi sana mı güveneceğim?

Cemal Kaşıkçı cinayeti; toplum unutabilir ama bizim hafızamız unutmaz. Cemal Kaşıkçı cinayeti. İstanbul’da konsoloslukta Cemal Kaşıkçı öldürüldü. Dava açıldı, sonra bir tehdit geldi, götürdüler davayı teslim ettiler katillerine. Yani Suudi Arabistan’a götürdüler, davayı teslim ettiler. Ben şimdi sana mı güveneceğim, sana mı güveneceğim? O davanın bir itiraz şerhi vardır, bir hakimin yazdığı şerh vardır, o çok önemlidir.

Yine Kuzey Irak’ta bizim askerin başına çuval geçirdiler değil mi? Gazeteciler Erdoğan’a sordular: Amerika’ya nota verecek misiniz? “Ne notası kardeşim, müzik notasında mı söz ediyorsunuz?” Şimdi aslansın kaplansın; İHA düşürüldü, ben bunun intikamını alacağım. Elinden tutan mı var? Git intikamını alsana, elinden tutan mı var? Üstelik açıklamıyorsun, korkuyorsun, onlar açıklıyorlar biz düşürdük diye.

20 milyon dolara Mavi Marmara’daki haklı davamızı sattılar, 20 milyon dolar bağış yaptık dediler ve vatandaşlar bunu duymasın diye o 20 milyon dolarlık bağış sözleşmesini de gece saat 12’de Meclis’ten geçirdiler Meclis Televizyonunu da kapatarak. Biz bunları bilmiyor muyuz? Biliyoruz. Dolayısıyla Bahçeli yok canımızı veririz falan filan değil; yabancı asker buraya geldiğinde, sen davet ettiğinde Kemal Kılıçdaroğlu olarak yabancı askerlerin önünde bütün CHP’liler olarak duracağız ve onları kovacağız. Hiç tereddüdümüz yok, beraber gideceğiz, beraber mücadele edeceğiz ve bunları göndereceğiz. Yok öyle bir şey. Bu ülke Milli Kurtuluş Savaşı’nı veren bir ülkedir. Ben Milli Kurtuluş Savaşı’nın tarihine ihanet getirmeyeceğim.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Parti Aleyhine Konuşanlar Ayrılacak

Yerel Yönetimler Marmara Bölge Toplantısı’nda konuşan Kılıçdaroğlu, “Kongrelerimiz yapılıyor, güzel tartışmalar oluyor, gayet güzel. Biz demokrasiyiz zaten, demokrasiyi getiren partiyiz. Farklı görüşler ortaya atılabilir ama kongre biter, seçimler biter, el ele, omuz omuza sahaya çıkmak durumundayız dedi ve ekledi:

“Kim, kongrelerden sonra parti aleyhine konuşursa, partiyi televizyonlarda tartışır hale getirirse, kimse kusura bakmasın onu partiden ayıracağım. Kimse kusura bakmasın, kimse. Çok açık, çok net söylüyorum. Tartışma eyvallah, başımın üstüne.”

Yerel Yönetimler Marmara Bölge Toplantısı, Kocaeli’nin Kartepe ilçesinde yer alan bir otelde düzenlendi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’da toplantıda açıklamalarda bulundu.

İktidarın sığınmacı politikasını eleştiren Kılıçdaroğlu, “Bir sığınmacı deposuna döndü koskaca Türkiye Cumhuriyeti… Daha geçen gün Ankara’daki terör eyleminin faillerinin Suriye’den geldiği söylendi. Ne deniyor? Sınır namustur. Şu soruyu iktidar sahiplerine sormak zorundayız; o sınırda yazan ‘Sınır namustur’ sözünün gereğini yapıyor musunuz?” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: “2020 yılında Suriyelilere 40 milyar lira dolar para harcandığı söylendi. 2023’teyiz, herhalde 10 milyar dolar harcanmıştır. 100 milyar dolarlık bir kaynağı sığınmacılara harcarken 3-5 milyar doları nerede bulurum diye kapı kapı dolaşan bir Türkiye var.”

TBMM’de gündeme gelecek tezkereye değinen Kılıçdaroğlu, “Önümüzdeki hafta parlamentoda bir tezkere görüşülecek. Tezkere, teröre karşı mücadele. Güzel… Teröre karşı hepimiz karşı çıkmak zorundayız. Çözemediğimiz bir cümle var; ‘Gerektiğinzde yabancı askerlerin Türkiye’ye davet edilmesi.’ Niçin? 30-35 yıl teröre karşı mücadele eden bizim Silahlı Kuvvetlerimiz, güvenlik güçlerimiz. Yabancı askerin bizim ülkemizde ne işimiz var. Eğer sizler CHP’liler olarak bunu bütün Türkiye sathına anlatmazsanız sorumluluğunuz var demektir” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu şunları söyledi: “Sayın Bahçeli’ye de sordum. Diyor ya ‘Ben milliyetçiyim.’ Sayın Erdoğan’a sordum. O da her türlü milliyetçiliği ayaklar altına alan bir kişi. Nasıl olduysa bunlar yan yana geldi! İkisine de sordum, kim bu yabancı askerler? Geçen gün Meclis Başkanı’nı ziyaret ederken kendisine sordum. Oradan da bir haber gelmedi.”

Yerel seçimler ile ilgili mesaj veren Kılıçdaroğlu, “İstanbul, İzmir’in, Mersin’in, Antalya’nın, Muğla’nın, Adana’nın, Ankara’nın, Aydın’ın, Tekirdağ’ın, Hatay’ın büyük başarılar sağladığını biliyoruz” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: “Kocaeli İl Başkanımız söyledi, Kocaeli’yi de dahil edeceğiz. Balıkesir’i dahil edeceğiz, Manisa’yı dahil edeceğiz, Bursa’yı dahil edeceğiz. Hiç kimsenin endişesi olmasın. Çalışarak ve yaptıklarımızı geniş kitlelere anlatarak bu başarıları elde edeceğiz. En çok halk diyelim İstanbul, diyelim Ankara, diyelim İzmir… CHP’li belediyelerin olduğu yerlere gelmek ister. CHP’li belediyelerin olduğu yerde huzur vardır çünkü.”

Öte yandan partisinin kurultayda atacağı adımları da anlatan Kılıçdaroğlu, delege sisteminin kaldırılacağını belirterek “Gelsinler üyeler seçsinler” dedi. CHP lideri fermuar sisteminde geçileceğini de belirterek, “Bana göre cinsiyet kotası yüzde 50 olmalı” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, kongre döneminde tartışmaların normal olduğunu belirterek “Kongre biter el ele omuz omuza sahaya çıkmak zorundayız. Kim kongrelerden sonra parti aleyhine konuşursa, partiyi televizyonlar tartışılır hale getirirse, kimse kusura bakmasın onu partiden ayıracağım. Çok açık çok net söylüyorum” diye konuştu.

Paylaşın

“Kılıçdaroğlu, Yerel Seçimler Sonrası Görevi Bırakacak” İddiası

14 ve 28 Mayıs seçimlerinden yenilgiyle çıkan Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun 31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler sonrası görevi bırakacağı iddia edildi.

Kılıçdaroğlu’nun uzun yıllardır yakın çalışma ekibinde olan bir kurmayı, “Kemal Bey partiyi güvenli limana götürüp bırakacak” diyor. Kılıçdaroğlu’nun kurultaydan 850 oyla genel başkan olarak ayrılacağını iddia eden bir partili de kendinden emin bir şekilde, “Genel başkan yerel seçim sonrası bırakacak” ifadelerini kullanıyor.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; 14-28 Mayıs seçimlerinden yenilgiyle çıkan CHP, “değişim” çağrıları eşliğinde kurultaya gidiyor. 4-5 Kasım’da yapılacak kurultayda CHP Genel Başkanlığı için Kemal Kılıçdaroğlu ile Grup Başkanı Özgür Özel’in yarışacağı neredeyse kesinleşti. İstanbul il başkanlığı seçimini kazanan “değişimciler” yola çıktıkları günden daha iddialı bir noktada.

Seçimin kolay geçmeyeceğini söyleyen Kılıçdaroğlu ekibi temkinli olsa da günün sonunda sürpriz olmayacağı görüşünde. Ancak bu görüş hayat bulur, Kılıçdaroğlu yeniden kazanırsa da Kılıçdaroğlu’nun “bırakması” çağrıları durmayacak gibi görünüyor. CHP kulislerine bakılırsa “genel merkezciler” de aynı noktada ancak takvimde ayrışıyorlar.

Kılıçdaroğlu’nun uzun yıllardır yakın çalışma ekibinde olan bir kurmayı, “Kemal Bey partiyi güvenli limana götürüp bırakacak” diyor. Bu güvenli limanın da yerel seçim sonrası olduğu ifade ediliyor. Bu görüşü son günlerde CHP kulislerinde başka birçok siyasetçinin de dile getirdiği görülüyor.

Kılıçdaroğlu’nun kurultaydan 850 oyla genel başkan olarak ayrılacağını iddia eden bir partili de kendinden emin bir şekilde, “Genel başkan yerel seçim sonrası bırakacak” diyor. Benzer görüşü savunan bir partili de seçim sonrası toplanacak bir tüzük ve seçimli olağanüstü kongrede daha gerçek bir değişim tartışması yapılacağını savunarak, “Sayın genel başkanın o süreçte bırakacağını düşünüyorum” diyor.

Yerel seçimler

Öte yandan 2019 yerel seçimlerinde CHP ve İYİ Parti iş birliği, ayrıca HDP’nin aday çıkarmaması, İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyelerinin muhalefet tarafından kazanılmasını sağladı. 31 Mart 2024 tarihinde yapılacak seçimlere ise farklı bir tabloda gidilecek görünüyor.

İYİ Parti ve HDP’nin aday çıkardığı bir seçimde iki kentin de kaybedilebileceğini dile getirenler var. Ancak Ankara Büyükşehir Belediyesi yönetimi iddialı. Başkentteki tüm seçmenin oyuna talip olduklarını anlatan yöneticiler belediye meclisinde de çoğunluk sağlanabileceğini savunuyor. İttifak olmadan gidilecek bir seçimde bu iddianın dile getirilme nedeni ise yapılan işe duyulan güven ve bunun sonucunda ortaya çıkan memnuniyet oranı. Hem İstanbul hem de Ankara’da alınan oyun üzerinde memnuniyet oranı olduğuna dikkat çekiliyor.

Rakiplerin tek blok halinde gireceği bir seçimde muhalefetin de tabanını genişletmesi gerektiğine işaret edilse de bu birleşmenin en kötü ihtimalle sandıkta olabileceği görüşü hakim. 16 Nisan referandumundan bu yana yapılan tüm seçimlerde muhalif tavrını ortaya koyan iki büyük şehrin bu seçimde tavrından geri adım atmayacağı beklentisi var.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Bahçeli’ye Çok Sert “Tezkere” Yanıtı

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında, MHP Lideri Bahçeli’nin sözlerine yanıt veren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Önümüzde bir tezkere var. “‘Terörle mücadele edeceğiz’ diyorlar. Hiçbir zaman terörle mücadelenin karşısında olmadık. Şimdi önümüze bir tezkere gelecek. Elbette ki terörle mücadele konusunda her şeye biz ‘evet’ deriz ama anlamadığım bir şey var. ‘Yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması’ diyor” dedi ve ekledi:

“Birinci sorum Bahçeli’ye. Partinin adı Milliyetçi Hareket Partisi, MHP olarak ‘evet’ diyeceğini söylüyorsun. Yabancı asker postallarının Türkiye Cumhuriyeti topraklarını çiğnemesine evet diyor musun demiyor musun? Asla ve asla yabancı bir askerin Türkiye’ye gelmesini istemiyorum. Bahçeli’ye ikinci sorum; bu yabancı askerler kimler? Hangi askeri terörle mücadele için Türkiye’ye davet edeceksiniz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“10 Ekim Gar Katliamı’nın 8’inci yılı. Tarihimizde ilk kez bir terör eylemi dolayısıyla 103 vatandaşımız hayatını kaybetti. Yaşlısı, genci, kadını, erkeği… Bizim hem bu olayın takipçisi olmak hem de bir daha olmaması için çaba harcamak görevimizdir.

Geçen hafta Can Atalay’ı, Osman Kavala’yı ve Tayfun Kahraman’ı Silivri’de ziyaret etti. Ayrıca Çiğdem Mater ve Mine Özerden’i de Bakırköy Cezaevi’nde ziyaret ettim. Devleti devlet yapan o devletin temel kurumlarıdır. Devletin temel kurumları üç ayak üzerine inşa edilir. Yasama, yürütme ve yargı. Çağdaş demokrasilerde buna bir dördüncü ayak da eklenmiştir o da medya. Az önce isimlerini saydığım insanlar aslında haksız yere hapiste tutuluyorlar.

Adaletin çürüdüğünü, yasama organının bu çürümeye katkı verdiğini, yürütme organının ise bu çürümede ana aktör olduğunu hepimiz biliyoruz. Barış Pehlivan’ı da görmek istedim. Kendisinin Maltepe’ye nakledilmesi dolayısıyla görüşemedim. Bu vesilesiyle buradan kucak dolusu sevgilerimi, saygılarımı göndermek isterim.

Şu anda toplumun canını yakan bir sorun var; ekonomi. Alışveriş yaptığınızda canınızın yandığını görürsünüz. Ekonomi artık dikiş tutmuyor. 200 lirayla ancak 20 tane simit alabiliyorsunuz. Türkiye, borç para buldu diye sevinen bir ülke noktasına geldi.

Pamuğun üretimi kilo başına 24 liranın üzerinde. Verilen fiyat 20 lira. Pamuk ekmeyin diyorlar. Her şeyin dışarıdan geldiği bir ülke haline geleceğiz. Hayat pahalılığı her eve yansıyınca öğrencilere de yansımış oluyor. 21 yıldır barınma sorununu çözemediler. Öğrencilerin başka yerlere mahkum olmasını istiyorlar. Yurt sorununu çözemediler. Fahiş ev kiraları var. Üniversiteye giden evladını aileler nasıl destekleyecek? Üniversitede kantinlere de zam geldi. Gelen zammı öğrenciler protesto ediyorlar.

Emekliler için artık bir şey söylemeyeceğim. Ta en baştan beri Ramazan ve Kurban bayramlarında birer maaş alsınlar diye verdiğim mücadele sonunda bir noktaya geldi. Yine ısrar ettik. Emekliler geçinemiyorlar. “5 bin lira ikramiye vereceğiz” dediler. Çalışanlara vermiyorlar. İlk kez bizim tarihimizde emekliler ayrımcılığa tabii tutuluyor.

Filistin – İsrail savaşı

Orta Doğu’da yine silahlar patladı. Filistin Kurtuluş Örgütü, 15 Kasım 1988’de Cezayir’de Filistin Devleti kurulduğunu açıkladı. Bugün dünyada 138 devlet Filistin’i kabul ediyor. BM’de de gözlemci devlet oldu. Gazze ise İsrail çekildikten sonra Hamas’ın kontrolüne girdi. Hak aramak ayrı bir şeydir. Gazze’de 2-2,5 milyon Filistinli yaşar.

Büyük sorunları var. Filistin halkının haklı davasını savunmak her demokratik hakkıdır. 1975’lerde devrimci gençler destek vermek için gittiler. Onların mezarlarının Filistin’de olduğunu unutmadık. Hiçbir haklı dava sivillerin öldürmesine haklılık kazandırmaz. Bu sorunun çözümü için çaba harcanmalı. Artık bu sorunun çözülmesi gerekiyor. Olayların büyümeden bu davanın sonlanması gerekiyor.

“Yabancı bir askerin Türkiye’ye gelmesini istemiyorum”

Devlet olarak biz öteden beri bütün komşularımızla iyi ilişkiler kurardık. Önümüzde bir tezkere var. “Terörle mücadele edeceğiz” diyorlar. Hiçbir zaman terörle mücadelenin karşısında olmadık. Şimdi önümüze bir tezkere gelecek. Elbette ki terörle mücadele konusunda her şeye biz “evet” deriz ama anlamadığım bir şey var. “Yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması” diyor.

Birinci sorum Bahçeli’ye. Partinin adı Milliyetçi Hareket Partisi, MHP olarak “evet” diyeceğini söylüyorsun. Yabancı asker postallarının Türkiye Cumhuriyeti topraklarını çiğnemesine evet diyor musun demiyor musun? Asla ve asla yabancı bir askerin Türkiye’ye gelmesini istemiyorum. Bahçeli’ye ikinci sorum; bu yabancı askerler kimler? Hangi askeri terörle mücadele için Türkiye’ye davet edeceksiniz.

Öyle bir noktaya geldik ki, helikopterimiz düşürülür yabancılardan duyarız. Akdeniz’de gemimiz basılır yabancılardan duyarız. SİHA’mız düşürülür onu da yabancılardan duyarız. Gemin basılacak gıkın bile çıkmayacak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu duruma hiç düşmemişti.

Suriye’de askerlerimiz şehit edildi. Vuran Rusya’ydı. Erdoğan soluğu Putin’in kapısında aldı. Şehit olan bizim askerimiz. Özür dilemesi gereken biri varsa onlar. Şimdi bunlar kalkmışlar bizim milliyetçiliğimizi sorguluyorlar. Siz milliyetçiliğin M’sini bile bilmezsiniz. Bu yabancı askerler kim? Tık yok. Bizi suçluyorlar, “Teröre destek veriyorsunuz” diye. Akıl tutulması.

Erdoğan ve Bahçeli’ye üç soru soracağım: Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu yöneticileri yolsuzluk yaptığında haklarında soruşturma ve kovuşturma açılmayacaktır diye kanun teklifi gelirken, bu tekliften sizin haberiniz var mı?

Dünyanın hangi parlamentosunda yolsuzluklar hakkında araştırma ve kovuşturma yapılamaz diye bir kanun çıkmıştır?

Sizin aklınız erer mi ermez mi bilmiyorum ama ilkokula giden bir çocuğa sorun. Herhangi bir kamu kurumunda yolsuzluk yapanlar hakkında araştırma ve kovuşturma yapılamaz diye bir kanun çıkarsa buna siz evet mi dersiniz hayır mı dersiniz? Adım gibi eminim “hayır” diyecektir. İlkokul öğrencisinin bile kabul etmediği olayı siz hangi gerekçe ile kabul ettiniz?

Ben ülkesini seven biri olarak AYM Başkanı’na mektup yazdım. “Bu kanunu iptal edin” dedim. Benim gösterdiği duyarlılığı Erdoğan ya da Bahçeli gösterdi mi?”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’ndan İktidara ‘SİHA’ Tepkisi

ABD tarafından düşürülen SİHA’ya ilişkin sosyal medya hesabından bir paylaşım yapan CHP Lideri “Helikopterimiz düşürülür, başka ülkeden duyarız. Gemimiz basılır, başka ülkeden duyarız. Şimdi de SİHA’mız düşürülüyor, yine başka ülkeden duyuyoruz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “ABD ‘meşru müdafaa’ diyor, Dışişleri Bakanlığımız ise ‘farklı teknik değerlendirmeler’ diyerek yaşananları geçiştirmeye çalışıyor. Siz devleti yöneten kişiler olarak ülkemizin hakkını böyle utangaç açıklamalarla mı savunacaksınız? Dış politikamızı ‘ABD ne der, Rusya ne der, İtalya ne der’ diye mi şekillendireceğiz?”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde düşürdüğü SİHA’ya ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Kılıçdaroğlu, açıklamasında şunları söyledi:

Helikopterimiz düşürülür, başka ülkeden duyarız. Gemimiz basılır, başka ülkeden duyarız. Şimdi de SİHA’mız düşürülüyor, yine başka ülkeden duyuyoruz. ABD “meşru müdafaa” diyor, Dışişleri Bakanlığımız ise “farklı teknik değerlendirmeler” diyerek yaşananları geçiştirmeye çalışıyor. Siz devleti yöneten kişiler olarak ülkemizin hakkını böyle utangaç açıklamalarla mı savunacaksınız? Dış politikamızı “ABD ne der, Rusya ne der, İtalya ne der” diye mi şekillendireceğiz?

Ne olmuştu?

Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, 1 Ekim’de Ankara’da İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’ne yönelik saldırı girişimi sonrasında Suriye’deki PKK/YPG hedeflerine yönelik Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından kapsamlı operasyonlar başlatıldığı hatırlatıldı.

Dün de “Suriye’nin kuzeyindeki Tel Rıfat, Cizire ve Derik bölgeleri başta olmak üzere terör örgütüne ait çok sayıda hedefin imha edildiği” belirtilen açıklamada, “Operasyon esnasında üçüncü taraflarla işletilen çatışmasızlık mekanizmasındaki farklı teknik değerlendirmeler nedeniyle bir Siha kaybedilmiştir. İlgili taraflarla çatışmasızlık mekanizmasının daha etkin işletilmesi yönünde gerekli tedbirler alınmaktadır” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada “Sözkonusu hadise, devam etmekte olan operasyonun icrasını ve tespit edilen hedeflerin vurulmasını hiçbir şekilde etkilememiştir. Irak’ta yapıldığı gibi, terör örgütünün Suriye’de geliştirdiği tüm yetenek ve gelir kaynakları sistemli bir şekilde yok edilmeye devam edilecektir” şeklinde sona erdi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Ankara’daki saldırının faillerinin Suriye’den geldiğinin ve burada eğitim aldığının tespit edildiğini belirterek “Özellikle Irak ve Suriye’de PKK/YPG’ye ait bütün altyapı, üstyapı tesisleri, enerji tesisleri bundan sonra güvenlik güçlerimizin, silahlı kuvvetlerimizin, istihbarat unsurlarımızın topyekün meşru hedefidir. Üçüncü tarafların PKK/YPG’li tesislerden ve şahıslardan uzak durmasını tavsiye ediyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Operasyonlar sırasında Türk SİHA’sının vurulmasıyla ilgili ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’dan yapılan açıklamada, Türk SİHA’sının ABD kuvvetlerine yarım kilometreden daha yakın bir mesafede yaklaştığı ve potansiyel bir tehdit olarak değerlendirilerek ABD F-16 savaş uçakları tarafından meşru müdafaa amacıyla düşürüldüğü” bildirilmişti. Pentagon sözcüsü, Türkiye’nin kasıtlı olarak ABD güçlerini hedef aldığına dair bir emare bulunmadığını da vurgulamıştı.

Olay sonrasında iki ülke savunma bakanları ve genelkurmay başkanları arasında telefon görüşmeleri gerçekleştirildi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’ın “Yeni Anayasa” Çağrısına Yanıt: Kafasında Başka Şeyler Var

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın “Yeni Anayasa” çağrısına yanıt vererek, “Erdoğan samimi mi? Erdoğan gerçekten ülkesini seviyor mu? İnsanını seviyor mu? Gerçekten adaletten, demokrasiden yana mı? Düşüncesini açıkladı diye hapishaneler dolu ya” dedi ve ekledi:

“‘Herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına ya da toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir’ diyor anayasa. Gazeteci ağzını açıyor doğru içeride. Anayasanın kendisine verdiği hakkı kullanan birisi hapisteyse bu anayasa askıda demektir. Merdan Yanardağ niye içeride? Avukatlar niye içeride?

80-85 yaşındaki emekli paşalar, gazeteciler, aydınlar niye içeride? Düşüncelerini açıkladılar diye. Demek ki Erdoğan gerçek anlamda demokratik, sivil anayasa falan istemiyor. Onun kafasında başka şeyler var. Buradan yola çıkarak ‘Acaba biz muhalefeti nasıl kandırırız’ arayışı içinde. Unutma, biz diğer siyasal partiler gibi biat eden kişiler değiliz. Biz MHP değiliz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM’nin 28. Dönem 2. Yasama Yılı’nda partisinin ilk grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları şu şekilde:

“Yeni bir yasama dönemine başlıyoruz. Bu yasama döneminin ülkemiz, insanlarımız için hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Biz CHP olarak görüşü, kimliği ve inancı ne olursa olsun adalet isteyen ve bu memlekette huzur isteyen herkesin yanında olacağız. Şu çatı altında adalet olsun istiyoruz, vatandaşın beklediği yasaların çıkmasını istiyoruz. Bu çatı altında tasarruf sigorta mevduatında yolsuzluk yapanlar hakkında soruşturma ve kovuşturma açılamaz diye bir kanunun çıkmasını asla ve asla istemiyoruz. Adalet, adalet, hak istiyoruz.

Geçtiğimiz pazar günü Ankara’da bir terör saldırısı oldu. İki polis kardeşimiz yaralandı. Geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Kayseri’de şehit edilen veteriner kardeşimize de Allah’tan rahmet diliyoruz. Bu ülke terörden çok çekti. Teröre karşı durmak hepimizin ortak görevidir. Teröre karşı ortak tepki vermek hepimizin temel görevlerinden birisidir. Pazar sabahı sayın İçişleri Bakanı’nı aradım. Öncelikle ivedilikle müdahale eden görev yapan bütün emniyet mensuplarına teşekkür etmek bizim görevimizdir. Ayrıca İçişleri Bakanı’na uyuşturucu baronlarıyla ve çetelerle yaptığı mücadele dolayısıyla tebriklerimi ilettim.

Dün akşam üstü beni çok üzen bir haber geldi. Yusuf Kerim, 6 yaşında. Yusuf Kerim amansız bir hastalığa yakalanmıştı. Hastalığı süre içinde annesi hapisteydi. Ben, 6 yaşındaki bir çocuk annesinden ayrılamaz dedim. Nihayet anne ile buluşturdular ve Yusuf Kerim dün vefat etti. Allahtan rahmet diliyorum.

Saray ve çevresinin bir derdi yok ama hepimiz ortak mücadele vermek zorundayız ülkemizin huzuru için, kalkınması, kadın-erkek eşitliği için. CHP olarak biz üzerimize düşeni mutlaka ama mutlaka yapacağız. Eşitlik için geldi kadın arkadaşlar. Kadın-erkek eşitliğinde CHP olarak bir devrim yapacağız. Kurultay’a götüreceğim, kadın-erkek eşitliğini sağlayacağım.

Fermuar sistemi gelecek. Kadın kardeşlerimden destek istiyorum. Siyasete geliyoruz kadınlar en arkada bir yerde duruyor. Seslerini çıkaramıyorlar. Bunu bitireceğim. Bir kadın devrimini gerçekleştireceğiz. CHP’nin tarihine baktığınızda büyük devrimlerin, dönüşümlerin imzası vardır. Kanun olarak kadın-erkek eşittir diyor ama fiilatta yok. Bunu sağlamanın imzasını CHP atmış olacaktır.

Siyaset sorunları çözme sanatıdır. Siyasetçi ülkenin sorunlarını çözmek için yola çıkar. Siyasetçi zenginleşmişse bilin ki o topluma hizmet etmiyor. Kendisine, ailesine ve dar bir gruba hizmet ediyor demektir. Siyaset zenginleşme aracı değildir. Kim dün yüzükten bahsedip bugün 13 uçakla geziyorsa bir sorunumuz var demektir. Siyasette bir ahlak sorunu var demektir. Düzelteceğiz.

Şu Meclis’e ben Gazi Meclis demiyorum. Gazi Meclis, Milli Kurtuluş Savaşını veren ve yöneten Meclis’tir. Bu Meclis, saraydan alınan talimatla AKP ve MHP milletvekillerinin el kaldırıp indirdiği 19 Mayıs hareketlerinin yapıldığı bir Meclis’tir. Milletime şikayet ediyorum. CHP’nin bu süreçte aldığı görev sıradan bir görev değildir. Verdiğimiz mücadele sıradan bir mücadele değildir.

Hangi koşullarda mücadele verdiğimizin herkes tarafından bilinmesini isterim. Ahlaki ve siyasi meşrutiyeti olmayan bir iktidar ile mücadele ediyoruz. Bizler kıt kanaat seçim çalışması yaparken onlar devletin bütün imkanlarıyla meydanlardaydı. Yarış eşit koşullarda olur. Eşit olmayan koşullarda yapılan bir mücadelenin bütün sonuçlarına katlanmaya hazırız. Mahkemeye gireriz gerekirse, dava açsınlar. Hiçbir zaman inandığımız yoldan geri dönmeyeceğiz.

Erdoğan’ın “Yeni Anayasa” çağrısına yanıt

“Pirincin içindeki siyah taşlardan korkma beyaz olanlardan kork” diyor bir Japon atasözü. Erdoğan, TBMM’nin açılışında sivil anayasa, demokratik bir anayasa yapalım diye konuştu. Erdoğan samimi mi? Erdoğan gerçekten ülkesini seviyor mu? İnsanını seviyor mu? Gerçekten adaletten, demokrasiden yana mı? Düşüncesini açıkladı diye hapishaneler dolu ya. “Herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına ya da toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir” diyor anayasa.

Gazeteci ağzını açıyor doğru içeride. Anayasanın kendisine verdiği hakkı kullanan birisi hapisteyse bu anayasa askıda demektir. Merdan Yanardağ niye içeride? Avukatlar niye içeride? 80-85 yaşındaki emekli paşalar, gazeteciler, aydınlar niye içeride? Düşüncelerini açıkladılar diye. Demek ki Erdoğan gerçek anlamda demokratik, sivil anayasa falan istemiyor. Onun kafasında başka şeyler var. Buradan yola çıkarak “Acaba biz muhalefeti nasıl kandırırız” arayışı içinde. Unutma, biz diğer siyasal partiler gibi biat eden kişiler değiliz. Biz MHP değiliz.

Basın özgürlüğünü tedbirleri almak devletin görevidir diyor anayasa. Soru şu, devletin bankaları ilanları nereye veriyor? Bir tane demokrasi ve özgürlüklerden yana olan gazeteye, haber sitesine bir ilan verdi mi? Hayır. Tamamı havuz medyasına gidiyor. RTÜK, tam bir infaz kurumu. Havuz medyasını görmez ama özgür medya bir yayın yaptığında incelerler, bakarlar. BİK aynı şekilde çalışıyor. Demek ki anayasada yer alana basın hürriyeti yerine getirilmiyor.

Cumartesi Anneleri, evladının, eşinin mezar yerini istiyorlar diye her hafta ters kelepçe ile gözaltına alınıyorlar. Anne annedir ya. “Mezarı şurada” diyeceksiniz. Bana demokrasiden, sivil anayasadan söz ediyorlar. Sen onu benim külahıma anlat. Hayatın gerçeği çok farklı.

Çalışma hakkı ve ödevi. Milyonlarca işsizimiz var. Mülakatı kaldıracağız diye söz verdiler. Sonradan “mülakatı mülakat gibi yapacağız” dediler. İtiraf ediyorlar, demek ki önceden olması gerektiği gibi yapmamışlar. Senin anayasal hakkını, sendika hakkını sana vermeyen kişi ile nasıl masaya oturacağız?

Madde 58. Gençliğin korunması. Saraya seslenelim. Uyuşturucu baronları ile kol kola gezenler kimler? Hapisten çıkaran kimler? Türkiye’yi bir uyuşturucu batağına soktular. Türkiye’nin 81 ilinde bağımlılar var. Artık uyuşturucu ile mücadele bir milli güvenlik sorununa dönüşmüş durumda. Bu olmadığı taktirde Türkiye bir narko devlet olacak.

Anayasa, herkes gelirine göre vergi ödeyecek diyor. Bir yıldan uzun vadeli bir paranız var bir kuruş bile vergi vermiyorsunuz. Kur Korumalı Mevduatta da 0 vergi. Vergide de adalet yok.

Yasama yani milletvekili dokunulmazlığı. Seçimden önce veya sonra bir suç işlendiği öne sürülen bir milletvekili Meclis’in kararı olmadan tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Milletvekili seçilen Can Atalay şu an hapiste, niye? Seçime girdin, milletvekili oldun, çıkarmıyorlar. Yargıtay kalktı ceza verdi. Bu hukuku katletmektir. Bunu yapanlar anayasa değişikliği için bizim kapımıza gelmesinler.

Erdoğan’ın anayasaya sadakatine inanıyor musunuz? Hukukun üstünlüğüne inandığına, demokrasiye inandığına, Atatürk devrimlerine inandığına inanıyor musunuz? Ben de inanmıyorum. Yok öyle bir şey.

Cumhurbaşkanının avukatları sigaramın külünü dökeceğim diye savcıdan kül tablası istiyor. Savcı koşa koşa gidip getiriyor. Adalet bu mudur? Ahlak bu mudur? Anayasa Mahkemesi’ne hakim, Yargıtay tarafından seçildi. Bir tek Yargıtay kararında imzası bile yok. Yıldırım hızıyla geldi, geçti, AYM’ye üye seçildi. Niye? Saray istiyor diye. Bu hakime güvenecek misiniz? Anayasa orman köylüsünü koruyun diyor. Hangi orman köylüsü korundu?

Biz bir çalışma yaptık. 6 lider bir araya geldik. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ile ilgili düzenlememizi yaptık. Bütün ilgili kurumlara da gönderdik. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gerçek anlamda güçlendirilmiş bir parlamenter sisteme ihtiyacı var. Milletvekillerinin, yasama organının güçlü olduğu bir sistemi öneriyoruz. Bütün bu adaletsizlikleri yapan kim? Emekli mi, memur mu, öğrenci mi, kadınlar mı, erkekler mi? Evet bildiniz, adı belli Recep Tayyip Erdoğan. Neden? İstediği kanunu çıkardı, istediği kararnameyi, genelgeyi çıkardı. İstediği bürokratı görevden aldı, istediği bürokratı yeniden atadı. İstediği bütçeyi çıkardı, istediği gibi kullandı. Bu memleketin hangi sorununu çözdü?

Bilal Erdoğan’a sert tepki

Bir tavsiyem daha var Erdoğan’a. Aileni siyasete bulaştırma. Bir oğlun var kalkmış bizim İBB Başkanımız hakkında laflar ediyor, kimsin sen? Gücünü babandan alıyorsan sen zaten adam değilsin. Eğer sen eleştirip de “Ben İBB adayı olmak istiyorum” diyorsan hodri meydan, çıkmazsan namertsin. Devlete ne kadar vergi veriyorsun ve gelirlerin nereden?

Bir dönem MEB’i yönetiyordu, bürokratları toplayıp talimat veriyordu. Siyasiler, ailelerini siyasetin dışında bırakmak zorundalar. Bu ahlaki ve adil değil. Sen milletin oyuyla mı geldin? Babanın gücünü mü kullanıyorsun? Baban, televizyonda benim karşıma çıkmaya cesaret edemedi. İstanbul sevdasından bahsetmiş, ben onun sevdasının ne olduğunu biliyorum. “Babacım paraları sıfırlayalım mı”. Otur oturduğun yerde.”

Paylaşın

CHP’de Dikkat Çeken Gelişme: Özgür Özel, Grup Başkanlığını Fiilen Bıraktı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile bir görüşme gerçekleştirdiğini anlatan CHP Grup Başkanı Özgür Özel, kurultaya kadar grup başkanlığını resmi olarak sürdüreceğini ama fiili olarak bu görevi yapmayacağını söyledi.

Özgür Özel, kurultay sürecinde yapacağı il ziyaretlerinde de grup başkanı olması dolayısıyla tahsis edilen makam aracını kullanmayacağını söyledi.

Haber Global’de yer alan habere göre CHP Genel Başkanlığına adaylığını açıklayan Grup Başkanı Özgür Özel, “Grup Başkanlığı için resmi istifayı kongre sonrasına bırakıyoruz. Bu konuda Kemal Kılıçdaroğlu ile anlaştık.” dedi. Özel, Meclis’te gazetecilere yaptığı açıklamada, CHP Genel Başkanlığına adaylığı söz konusu olduktan sonra grup başkanının kim olacağının tartışma konusu olduğunu söyledi.

Grup Başkanlığı konusunu kurultay tarihi kesinleştikten sonra değerlendireceklerini belirten Özel, “Arkadaşlarımızla bir değerlendirme yaptık. Bugün de bu konuyu Genel Başkan ile birlikte baş başa görüştük. Genel Başkan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile bir mutabakata vardık.” ifadesini kullandı.

Kurultaya kadar CHP Grup Başkanlığı görevinden resmi olarak istifa etmeyeceğini bildiren Özel, şunları kaydetti:

“Görevimi resmen bırakmıyorum ama fiilen Grup Başkanlığı yapmayacağım. Bundan sonra salı günleri grup toplantılarına katılmayacağım. Grup Başkanı olarak benim yapmam gereken görevlerde, zaten benim olmadığım yerde grup başkanvekillerimiz yetkili. 3 grup başkanvekilimiz görevine devam edecek. Kurultay’ı yapacağız.

Kurultay bittikten sonra eğer ben genel başkan seçilirsem zaten bir grup başkanı seçimi olmayacak. Otomatikman hem genel başkan hem de grup başkanıyım. Sayın Genel Başkan seçildiği takdirde o gün yeni grup başkanının seçilmesi için gerekli seçimin yapılması için adımı atacağız. Kurultayda eğer Sayın Genel Başkan seçilir ve bir grup başkanı seçilmesine gerek olursa seçimi o günden sonra yapacağız.”

Bundan sonra sadece kendisine ihtiyaç duyulduğu zamanlarda Meclis’e geleceğini anlatan Özel, “Çok ekstra bir durum olursa, bir içtüzük değişikliğinde benim partimin ihtiyaç duyduğu deneyimime ihtiyaç duyulursa elbette onu esirgemeyeceğiz. Zaten Genel Başkan ve Grup başkanvekilleriyle temas halinde olacağız. Partinin ihtiyaç duyduğu alanlarda, İçtüzük ve anayasa değişikliği önerisinde ihtiyaç duyulan noktada katkı sağlarım.” açıklamasında bulundu.

Özel, kararı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte aldıklarını aktararak, “Genel Başkandan randevu aldım. Biraz önce bir araya geldik. Ben durumu anlattım. ‘Bu duruma nasıl bir çözüm bulalım?’ diye konuştuk. Birlikte fikir birliğine vardık. Biz grup başkanlığı seçimini kurultay sonrasına bırakıyoruz. İhtiyaç olursa kurultaydan sonra seçilecek. Kurultaya kadar Özgür Özel Anadolu’da, illerde olacak. Fiilen görevi yürütmeyecek.” diye konuştu.

Özgür Özel, TBMM tarafından kendisine tahsis edilen makam aracını da kurultay sürecinde kullanmayacağını dile getirdi. CHP Grup Başkanı Özel, “Seçimlerden önce Kemal Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı adayı, Engin Altay TBMM Başkan adayı, Engin Özkoç da İçişleri Bakanı adayıydı, Siz de CHP TBMM Grup Başkanı adayıydınız ve tek kazanan siz oldunuz. Ama şimdi de bu görevden fiilen çekiliyorsunuz. Ne düşünüyorsunuz?” sorusu üzerine, şu görüşleri paylaştı:

“Geri adım atmıyoruz, grup başkanlığı duruyor zaten. Eğer kurultayı kazanırsam da makamı bırakmadan devam ederiz. Kurultayda Genel Başkanla yarıştık ve diyelim ki ben kazandım. O zaman zaten grup başkanlığı görevim devam ediyor. Ola ki kaybedersek artık yeni bir grup başkanı seçilmesi doğru olur. Kurultayı kurultayda bırakırız ve biz de yeni grup başkanımıza destek veririz. Ama ben kazanacağımı ve Grup Başkanlığı görevimi sürdürme yetkisini delegelerden alacağımı düşünüyorum. Ancak tersi olursa yeni grup başkanı seçilir.”

Özgür Özel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şu anda resmi bir istifa yok, sadece fiilen görevi bırakıyorum. Çok özel bir durum olmadıktan sonra MYK’ya da PM’ye de grup toplantılarına da katılmayacağım. Zaten Anadolu’da, Trakya’da olacağım. Grup Başkanlığı için resmi istifayı kongre sonrasına bırakıyoruz. Bu konuda Kemal Kılıçdaroğlu ile anlaştık.

Genel Başkanla başka ne konuştunuz?” sorusuna ise Özel, “Görüşmemizde ‘kurultayları birlikte takip ediyoruz. Sizin, beni uyarmak ya da konuşmak istediğiniz bir husus var mı?’ dedim. O da “Yok, takip ediyorum, gayet iyi gidiyor’ dedi. ‘Bundan sonra da kongrelerde eğer ki diğer tarafı rahatsız eden bir durum olursa direkt birbirimizle görüşmeye devam edelim, diyalog içinde olalım’ dedik.” yanıtını verdi.

Paylaşın

Erdoğan’ın ‘Yeni Anayasa’ çağrısına Kılıçdaroğlu’ndan Tek Cümlelik Yanıt

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeni anayasa çağrısına, “Çağrı yapanların önce anayasaya uyması lazım” şeklinde yanıt verdi.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Ahlaki ve siyasi meşruiyeti olmayan bir siyasi partiyle hangi anayasa değişikliğine oturacaksınız. Önce şunu söyleyecekler; ‘Seçim meydanlarında söylediğimiz yalanlar için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından özür diliyoruz, mülakat konusunda özür diliyoruz. Montaj videolar yaptık, özür diliyoruz. Bu özürlerimizi kabul ederseniz buyurun gelin anayasa yapalım” açıklamasını yaptı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu, 28. Dönem 2. Yasama Yılı açılışı dolayısıyla TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında toplandı. Genel Kurula CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da katıldı.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM’den ayrılırken basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın anayasa çağrısı sorulan Kılıçdaroğlu, “Çağrı yapanların önce anayasaya uyması lazım” cevabını verdi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Ahlaki ve siyasi meşruiyeti olmayan bir siyasi partiyle hangi anayasa değişikliğine oturacaksınız. Önce şunu söyleyecekler; ‘Seçim meydanlarında söylediğimiz yalanlar için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından özür diliyoruz, mülakat konusunda özür diliyoruz. Montaj videolar yaptık, özür diliyoruz. Bu özürlerimizi kabul ederseniz buyurun gelin anayasa yapalım” açıklamasını yaptı.

Kılıçdaroğlu ayrıca, kendisini ziyarete gelen Saadet Partisi lideri Karamollaoğlu ve Gelecek Partisi lideri Davutoğlu ile görüştü. Genel başkanlar, yeni yasama yılının hayırlı olması temennisinde bulundu.

Erdoğan’dan “Yeni Anayasa” çağrısı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM 28. Dönem 2. Yasama Yılı açılışı konuşmasında, Anayasa çalışmalarıyla ilgili mesajlar da verdi. Türkiye’de halen var olan Anayasa’nın 2023 Türkiye’sini taşıyamadığı ve 41 yıllık tarihinde irili ufaklı değişiklikle “yamalı bohçaya döndüğünü” savunan Erdoğan, Cumhur İttifakı olarak bu konuda 2021’de kendi hazırlıklarını yaptıklarını belirtti.

Akabinde diğer siyasi partilerin de hazırlık sürecine davet edildiğini belirten Erdoğan, “Davetimiz maalesef karşılık bulmadı. Sürekli darbe anayasasından şikayet edenler, iş somut adım atmaya gelince konfor alanlarının dışına çıkmak istemediler. Buna rağmen ümidimizi kaybetmedik” ifadeleri ile muhalefeti eleştirdi.

Tüm partileri ve vekillerini, toplumsal kesimleri yapıcı bir anlayışla yeni anayasa çağrılarına katılmaya davet de eden Erdoğan, “milli, yerli, sivil, vizyoner bir anayasa isteyen herkesin bu çağrının muhatabı” olduğunu kaydetti. Ülkenin kırmızı çizgilerine uygun şekilde yaklaşan herkesle birlikte konuşup, tartışarak hareket edilebileceğini belirten Erdoğan, Anayasa’nın yapılmasının tüm konuların üstesinden gelmeye sağlayacak bir adım olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Cumhuriyetin 100’üncü yılını yeni anayasa ile taçlandıralım” dedi.

Paylaşın