Meral Akşener: İktidar Partisi İmralı İle Görüşme Trafiğinde

AK Parti’nin İmralı’da Abdullah Öcalan’la görüşme trafiğini başlattığına dair duyumlar aldıklarını da iddia eden İYİ Parti Lideri Akşener, MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye seslenerek, “Ortağına dikkat etmesinde fayda var” dedi.

Akşener, konuya ilişkin açıklamasında, “Bahçeli’nin önüne yarın önüne küt diye bir mektup düşer. 31 Mart İstanbul seçimlerinin ikinci turunda olduğu gibi. Ondan sonra bunu nasıl güzelleyeceğim diye zora düşülür” ifadelerini kullandı.

“HDP’li bakan” tartışmasıyla ilgili açıklama yapan İYİ Parti Lideri, HDP üzerinden terbiye edilmeye çalışıldıklarını öne sürdü. Akşener, “Birbirine karşı tavrı çok net olan iki parti var, İYİ Parti ve HDP. HDP de bizim olduğumuz yerde olmayacağını ifade ediyor” dedi ve ekledi:

“Biz HDP’yle ilgili tutumumuzdan dolayı hemen önümüzde ‘Altı milyon seçmen’ diye bir şey çıkıyor. Altı milyon seçmenin her birine saygımız sonsuz. Seçmen istediğine oy verir. Bize düşen saygı duymaktır. Mümkünse o seçmenin oylarından kendimize alabilmektir, mesele bu.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener FOX TV’de İlker Karagöz’ün konuğu oldu. Akşener, “6 masada çatlak yok” mesajı verdi. Akşener’in açıklamalarından satır başları şöyle:

“Atatürk’ün sözlerini hüküm cümlesi olarak kurduğu için bu dönemde bizim yarattığımız atmosferi bozuyor. Bunlardan kaçınılması gerektiğini düşünüyorum. Daha dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum.

İşsizlik düşmüyor. Artık insanlar o kadar umutsuz ki. İnsanlar iş aramaya devam ediyor. Ama bekar olanlar iş aramaktan vazgeçmiş durumda. Uzun zamandır esnaf geziyorum. Pandemi yoktu. Şu anda işçi sayısı düştü. İşsizlik artıyor. Yanıma bir kadın geldi. Oğlunun ayağında lastik terlikler var. Eşi işten çıkmış. Önceliği çocuğunu okula göndermek.12 yaşında bir çocuk. ‘Çantalar çok pahalıymış dedi’ babası asgari ücretle çalışıyormuş. 4 yıllık üniversite mezunlarının garsonluk yaptığı bir tabloyla karşı karşıyayız.

Ekonomi konusunda hazırlıklıyız

Ekonomi manasında çok iyi hazırlıklı bir siyasi partiyiz. Altılı masadaki bütün siyasi partilerin de çok iyi ekonomi programları var.

3 ay evvel 1 yıl içinde yüzde 10 civarına enflasyon düşer diyorduk. Ama bu gidişatla şu anda ancak yüzde 20’ye düşer diyoruz. Biz seçmenimize yalan söylememe, aldatmama kararlılığındayız. Ama güven geldiği andan itibaren, demokrasi geldiği andan itibaren, hukukun üstünlüğü ve adaletin sağlandığı andan itibaren Türkiye’nin güven puanı yükselecektir ve risk puanı düşecektir. Sadece sıcak paradan bahsetmiyorum, Türkiye’ye yatırım yapma anlamında da hem yerli hem yabancı kaynak gelecektir. 3 ay evvel, iktidara gelirsek 1 yıl içinde enflasyon yüzde 10 civarına düşer diyorduk, hasar büyüyor.”

Dünyanın hiçbir yerinde öğretmen ağlatılmaz, öğretmenin itibarsızlaştırılması söz konusu olamaz. Yeteri kadar okul açıp öğretmenleri birinci sınıf yetiştireceksiniz. Mezun olduğunda seçim imkanının olduğunu bilecek ve sadece o genç kendini yetiştirmeye gayret edecek.

Kavga üzerinden siyaset yapılıyor

Bütün çözümlerimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz. Siyaset makul olmak zorunda. Çok kavga üzerinden bedavadan siyaset yapılıyor. Maliyetsiz siyaset yapılıyor. İktidarı siz seçmenler belirlersiniz. “Seni iktidar ettik, bize hizmet et” derler, muhalefete de “sen de eksikleri gedikleri belirleyip çözüm sunacaksın” der. Rekabet böyle olur.

Evet Tayyip Bey’i sandıkta indirmek istiyoruz. Siyasi partiler onun için kurulur. Ben daha iyi yapacağım diyerek kurulur. Elbette bu ucube sistemin değiştirilmesi hedefimiz var bizim. Bunu değiştirebilmek için mutlaka cumhurbaşkanlığını almamız lazım. Bunun için rekabet ediyoruz; ama küfür ederek, hakaret ederek etmiyoruz.

HDP açıklaması

Altı siyasi partinin yer aldığı bir masa bu. İktidar sürekli olarak yedinci ayağı olduğunu söylüyor. Bunun üzerinden özellikle İYİ Parti’yi, HDP üzerinden terbiye edilmeye çalışılıyoruz, öte yandan muhalefetin içinde yer aldığını iddia eden kanaat önderleri de HDP’yle aynı yere yan yana getirebilmek için bizi terbiye ediyor.

İpin ucunu o derece kaçırıyor ki Kürtlere sövmeye başlıyorlar. HDP’yi bizim başımızda bir terbiye unsuru ve sopa olarak kullanan dili seçmene o kadar yansımış ki, Kürt eşittir PKK’lı diye bir algı alev gibi yayılıyor. AKP’yi bu konuda uyarıyorum. Eğer Güneydoğu’da Kürtler olmasaydı PKK’ya karşı tavır koymasalardı biz neyi konuşuyor olacaktık.

Öldürseler ben Kürtleri incitmeyeceğim. Bunu bir oy kaygısıyla da yapmıyorum. Allah şahidimdir oy verilsin verilmesin kaygısıyla yapmıyorum. Birbirine karşı tavrı çok net olan iki parti var, İYİ Parti ve HDP. HDP de bizim olduğumuz yerde olmayacağını ifade ediyor.

Biz HDP’yle ilgili tutumumuzdan dolayı hemen önümüzde “6 milyon seçmen” diye bir şey çıkıyor. 6 milyon seçmenin her birine saygımız sonsuz. Seçmen istediğine oy verir. Bize düşen saygı duymaktır. Mümkünse o seçmenin oylarından kendimize alabilmektir, mesele bu.

Tayyip Bey de Sayın Devlet Bahçeli de ikisi de beni davet ettiler. “Senin orada ne işin var, gel buraya” dediler. ‘Yerli ve milli’ oldum. “Hayır kesinlikle böyle bir şey olamaz” dedim. Bu durumda AKP ve MHP seçmenini tahkir mi etmiş oluyorum.

Bu dış güçleri ben hiç görmedim, hiç merhabamız olmadı. Sayın Bahçeli’ye tavsiyem bizlerle uğraşmak yerine aldığımız bazı duyumlar var, iktidar partisinin İmralı ile görüşme trafiğini başlattığına dair.

İktidar ile İmralı’nın görüştüğüne dair bir duyum var. Bahçeli’nin önüne yarın önüne küt diye bir mektup düşer. 31 Mart İstanbul seçimlerinin ikinci turunda olduğu gibi. Ondan sonra bunu nasıl güzelleyeceğim diye zora düşülür. Ortağına dikkat etmesinde fayda var.”

Paylaşın

‘Adaylık Ve HDP’li Bakan’ Tartışması ‘Altılı Masa’da Krize Döner Mi?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve İYİ Parti arasında yaşanan “cumhurbaşkanı adaylığı” ve “HDP’li bakan” tartışmalarıyla başlayan gerilimin 6’lı masaya nasıl yansıyacağı ve yeni krizlerin işareti olup olmayacağı soruları gündemde.

Gerek CHP, gerekse İYİ Partiler, bundan sonraki süreçte de 6’lı masada yer alan siyasi partiler arasında bu tür tartışmalar olabileceğini dile getiriyorlar.

Ancak her iki partide de kimse, “masayı bozma”,“masanın dağılması” gibi bir olasılığa şans tanınmıyor. Bunun nedeni olarak da “Çünkü 6 siyasi parti biliyor ki, 6’lı masayı bozan siyasetin çöplüğüne gider” öngörüsü gösteriliyor.

CHP ile İYİ Parti arasındaki en önemli sorun alanlarından birisini “cumhurbaşkanı adaylığı” konusu oluşturuyor.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun 6’lı masanın ortak adayı olma niyetini artık iyiden iyiye ortaya koyması ve hatta üzerinde uzlaşma olması halinde “adaylığa hazır” olduğunu açıklamasına,  İYİ Parti mesafeli duruyor. Hatta partiden sıkça “kazanacak aday” olması gerektiği mesajı geliyor.

İYİ Parti’de CHP’li Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın aday olması halinde kazancağı görüşü egemen.

“Yavaş’ı sokak istiyor, aday olmayacaksa sokak ikna edilmeli”

İYİ Partililere göre Akşener’in yurt gezileri, il, ilçe başkanları ile yaptığı toplantılar dahil, sokağın talebi Mansur Yavaş.

Eğer aday olmayacak veya gösterilmeyecekse de ‘sokak ikna edilmeli’ diyorlar:

 “Sokak, Kemal bey olmaz, Mansur bey olur, diyor. Bize gelen talep böyle. Biz Yavaş demiyoruz, vatandaş diyor. Yavaş’ın adaylığı Kemal beye bağlı, olmaz derse aday olamaz.  Yavaş’ın neden aday olmadığının vatandaşa iyi anlatılması lazım. Kemal bey bu konuda bir adım atarsa ya da Yavaş neden aday olmadığını açıklarsa bizim itirazımız olmaz. Ama vatandaşın da bunu görmesi lazım.”

İYİ Parti’de, Kılıçdaroğlu’nun henüz aday olmadığı, adaylığını masaya getirmeden de, parti olarak olumlu-olumsuz bir görüş bildirilemeyeceği belirtiliyor.

Kılıçdaroğlu’nun adaylığını gündeme getirmesi halinde ise Akşener’in tek başına karar vermeyeceği, konuyu yetkili organlarına götüreceğine dikkat çekiliyor.

CHP: Türkiye’yi normalleştirecek kişi Kılıçdaroğlu

CHP’liler, Kılıçdaroğlu’nun belediye başkanlarının adaylığı konusundaki tutumunu “görevlerine devam etmelerini istiyorum” diyerek net olarak açıkladığını, buna rağmen İYİ Parti’nin ısrarının anlamlı olmadığı savunuyor.

Bu açıklama üzerine İstanbul  Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “adaylık” konusunu gündeminden çıkardığına dikkat çeken parti kaynakları, İstanbul İl Örgütü’nün geçen hafta sonu Abant’ta yaptığı toplantıda, “Genel başkanın başarılı olması için elimizden gelen her şeyi yapacağız” mesajıyla bu tutumunu net ortaya koyduğunu ifade ediyorlar.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın adaylık konusunda hala net bir açıklama yapmaması da eleştiri konusu.

Parti kulislerinde, “Belki de çoğunlukla genel siyasete girmediği için şimdiye kadar böyle bir açıklama yapmadı. Herhalde önümüzdeki günlerde bu konuda kendisi bir açıklama yapacaktır” yorumu yapılıyor.

Son kamuoyu anketlerine göre Kılıçdaroğlu’nun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la aşağı yukarı aynı oy oranına sahip olduğu, hatta bazı anketlerde 1-2 puan önde göründüğü belirtilerek, adaylığın netleşmesi halinde aranın açılacağı savunuluyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu’nun adaylık süreci de buna örnek gösteriliyor:

“Binali Yıldırım karşısına İmamoğlu çıktığında, negatif algı oluştu ve kimse şans tanımadı. Ama ne zaman ki aday olarak sahaya indi, Yıldırım’ın oyları bir artıyorsa, İmamoğlu’nun 5 arttı ve sonuç ortada. Genel Başkan’ın adaylığı açıklandığında,  kafasında Yavaş mı olsun, İmamoğlu mu olsun diye soru işareti olanların hepsi Kılıçdaroğlu’na destek verecek.”

CHP kurmayları, 6’lı masanın, Erdoğan gibi bir cumhurbaşkanı istemediğine dikkat çekerek, “Amacımız güçlendirilmiş parlamenter sistemse, bu süreci yönetecek bir kişiye ihtiyacımız var. Biz Türkiye’yi normalleştirecek birini arıyoruz, o da bize göre Kemal Kılıçdaroğlu’dur” görüşünü dile getiriyorlar.

“HDP’li bakan” sözleri tabana mesaj mı?

CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’in, iktidar olmaları halinde “HDP’ye de bakanlık verilebileceği” açıklaması, İYİ Parti’nin çok sert tepkisine neden oldu.

Başta Kılıçdaroğlu olmak üzere CHP yöneticilerinin  Tekin’in sözlerinin “parti görüşü olmadığı” yönündeki açıklamalarına karşın Genel Başkan Meral Akşener, Tekin’in CHP’nin “kilit taşlarından biri” olduğunu ve partisinin görüşlerini belirttiğini ifade etti. Geçmişte, iki parti arasında yaşanan krizli konularda “telefon diplomasisi” devreye girerken, bu olay üzerine liderler arasında bir temas olmaması da dikkat çekti.

CHP’lilere göre İYİ Parti’nin bu konudaki sert tutumunun altında, “seçim hesabı” yatıyor. CHP kurmayları, iki parti arasındaki oy geçişgenliğinin yüksek olduğuna dikkat çekerek, özellikle ulusalcı seçmenlere “6’lı masadayız ama  biz CHP’den farklıyız, HDP’ye mesafeliyiz” mesajı vererek tabanını büyütme hesabı yapmış olabileceği yorumu yapılıyor.

“HDP, 6’lı masanın adayını enfekte eder,”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, HDP’ye karşı tutumunu “HDP’nin olduğu masada biz olmayız. Bizim olduğumuz masada da HDP olmaz” sözleriyle dile getirmişti. İYİ Parti, bu yaklaşımını “ortak cumhurbaşkanı adayı” konusunda da sürdürme eğiliminde.

Parlamento seçimlerine dönük mevcut iki ittifak içinde yer almayacağını açıklayıp, üçüncü ittifak kararı alan HDP, “ortak cumhurbaşkanı adaylığı” konusunda ise müzakerelere açık olacaklarını duyurmuşlardı.

HDP’nin kendi adayını çıkarması gerektiğini savunan bazı parti yöneticileri, gerekçe olarak da “İYİ Parti tabanının HDP’nin destekleyeceği bir adaya tepki gösterebilecek olmasını” gösteriyorlar:

“HDP aday çıkarmazsa, 6’lı masanın adayını enfekte etme durumu olabilir. Mesela HDP çıkıyor,  belediye başkanları ile ilgili hak iddia ediyor. Bu başkanlar CHP rozeti taşıyor. Ayrıca, HDP, aday çıkarmıyoruz Kemal beyi destekliyoruz derse, bizim seçmen sandığa gitmeyebilir veya oy vermeyebilir, ya da çok keskin olanlar karşı tarafın adayını destekleyebilir. Bu risk”

HDP’nin aday çıkarması halinde seçimin ikinci tura kalacağını düşünen İYİ Partililer, seçmenin zorunlu olarak iki adaydan birine oy vereceği için sorun yaşanmayacağı görüşünde.

CHP: İlk turda alınabilir

CHP ise seçimlerin ikinci tura kalmasını riskli buluyor. HDP’nin Kılıçdaroğlu’na destek verme eğiliminde olduğu ve bunun da ilk turda seçimin rahat alınacağı anlamına geldiği belirtilirken, “ikinci tur” konusunda şu çekince dile getiriliyor:

“Adayda ortaklaşma olursa, seçim ilk turda alınır. İkinci tura da kalsa kazanılır ama Türkiye siyasi tarihinde iki turlu seçim yok. Bildiğimiz tek turlu seçimle bu işi bitirelim.”

“Masayı bozan,  siyaset çöplüğüne gider”

Gerek CHP, gerekse İYİ Parti kulislerinde, iki parti arasında bir çok konuda görüş ayrılığı olmasına karşın, bunun 6’lı masada bir krize yol açmayacağı veya iki parti arasında yol ayrımı anlamına gelmeyeceği ifade ediliyor.

CHP’li üst düzey bir yönetici, bundan sonraki süreçte de 6’lı masada yer alan siyasi partiler arasında bu tür tartışmalar olabileceğini, ancak kimsenin “masayı dağıtma” sorumluluğunu üstlenmeyeceğini ifade ediyor:

“Bu masayı, bugün Gürsel Tekin’in açıklamaları veya bir başka kişinin açıklamaları olur; dağıtamaz. Çünkü 6 siyasi parti biliyor ki, 6’lı masayı bozan,  siyasetin çöplüğüne gider. Herkes sorumluluğunun bilincinde hareket edecektir. Biz farklı partileriz, programlarımız ideolojimiz farklı. Ama birleştiğimiz yer demokratik parlamenter sistem, adalet, özgürlük.”

Bu yaklaşım, İYİ Parti için de geçerli. Akşener’in bir yakın kurmayına göre, masadaki diğer partilerle olsa bile CHP ile İYİ Parti  arasında bir yol ayrımı yaşanmaz:

 “CHP ile İYİ Parti’nin işbirliği toplumda büyük bir sinerji yarattı ve umut haline geldi. Masa’da yer alan iki ana gövde parti arasında bir problem olmaz, en azından bizden yana olmaz.”

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Demirtaş’tan Akşener’e Yanıt: Yarınları Da Düşünerek Konuşmakta Yarar Yar

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “HDP ile aynı masada olmayız” açıklamasına yanıt veren Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Sadece bugünü değil, yarınları da düşünerek konuşmakta yarar var” dedi.

Selahattin Demirtaş, tutuklu bulunduğu Edirne Cezaevi’nden Medyascope’un sorularını yanıtladı. Ruşen Çakır’ın söyleşisinin bir kısmı şöyle:

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e atfedilen ve yalanlamadığı “Bizim olduğumuz masada HDP olmaz, HDP’li masada biz olmayız“ sözleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bir gelecek, değişim, kucaklaşma vizyonu taşımayan bir yaklaşım olarak değerlendiriyorum. Herkesle oturup memleketin her sorununu konuşma cesaretini ve becerisini göstermek, büyük siyasetçi olmayı gerektirir. Ülkenin geleceği hakkında sözü ve güzel hayalleri olan siyasetçiler böyle konuşamazlar, konuşmamalılar. Risk almadan, tabanı ve toplumsal psikolojiyi değiştirmeden ciddi sorunlara çözüm bulunamaz.

Tabii ki bugünün konjonktürel gerilim ve fay hatları hesap edildiğinde, bir de seçimin kapıya dayandığı gözetildiğinde siyasetçilerin oy kaygısıyla hareket etmeleri anlaşılır olsa da stratejik açıdan hatalıdır. Çünkü Türkiye seçimden sonra, büyük sorumluluk sahibi siyasetçilere ihtiyaç duyacak. Sadece bugünü değil, yarınları da düşünerek konuşmakta yarar var.

Son dönemde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun muhalefetin ortak adayı olma ihtimaline karşı yükselen itirazları nasıl değerlendiriyorsunuz? Eleştiriler sadece “kazanabilme ihtimalinin düşük olması“ önermesine mi dayanıyor size göre?

Altılı masanın ortak bir adayı olur mu, olursa kim olur, buna elbette kendileri karar vereceklerdir. Ancak söz konusu adayın altılı masayı da aşacak şekilde, geniş kesimlerin adayı olması isteniyorsa HDP de dahil diğer tüm kesimlerle adaylık öncesi açık, şeffaf bir müzakere yürütülmesi gerektiğini HDP defalarca belirtti. Benim veya bizim, ortak aday konusunda isim söylememiz doğru olmaz.

Bu vesileyle bir şey söylemek isterim, Kemal Bey üzerinden veya inancı üzerinden yapılan ayrıştırıcı tartışmaları hem çok yanlış hem de kendisine haksızlık olarak değerlendiriyorum. Kaldı ki bence Sayın Kılıçdaroğlu, ülkenin neredeyse tüm temel ve tartışmalı sorunlarına ilişkin görüşlerini açıklamış durumda ve farklı toplumsal kesimlerde önemli bir desteğe sahip olduğu görünüyor. Böylesine kamplaşmış toplumlarda, her konuya ilişkin çözüm önerisi sunmak ve bunlar etrafında toplumu birleştirmek hiç de kolay bir iş değildir.

Ülkenin sorunları hakkında henüz tek kelime etmemiş kişilerin suskunluklarının bazı anketlerde bir parça yüksek çıkması kimseyi yanıltmasın. Ülkenin son derece önemli sorunları hakkında konuşmaya başladıklarında, ki aday olurlarsa konuşmaları gerekecek, bazı anketlerde görülen bu destek sürer mi, emin değilim.

Ben sadece kişisel bir gözlemimi bu şekilde aktarmakla yetiniyorum. Daha fazla yorum yapmam doğru olmaz.

Söyleşinin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

‘Altılı Masa’nın Önündeki Üç Kritik Başlık

Cumhur İttifakı partilerinin ‘erken seçim yok’ açıklamalarına göre 18 Haziran 2023’te yapılacak seçimlere 9 ay 7 gün kaldı. Adayı ve ittifak yapısı belli olan AK Parti ve MHP sahalara inerken muhalefetin ne yapacağına dair birçok soru işareti bulunuyor.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın haberine göre, Ekim ayı başında ikinci tur görüşmelerine başlayacak Altılı Masa’nın önünde Türkiye’yi nasıl yöneteceklerini ortaya koyan geçiş süreci yol haritası, ortak aday ve seçim ittifakından oluşan 3 kritik başlık bulunuyor.

Altılı Masa’nın seçimleri kazanması durumunda Türkiye’yi nasıl yöneteceğini içeren geçiş süreci yol haritası üzerinde partilerin çalışmaları tamamlanmak üzere. “Cumhurbaşkanı hangi yetkileri kullanacak, hangi yetkileri nasıl devredecek, atamaları kim nasıl belirleyecek, ortak yönetim nasıl olacak” gibi birçok soruya cevap arayan bu çalışmanın, liderlerin bundan sonraki toplantılarında netleştirmesi bekleniyor.

Liderlerin yer alacağı dar kabine

Altılı Masa’da yer alan her siyasi parti bu konularda farklı senaryolar üzerinde çalışıyor. Ancak üzerinde en çok konuşulan senaryo liderlerin içinde yer aldığı kabine dışında bir kurulun oluşturulması. 6 liderden birinin Cumhurbaşkanı olması durumunda diğer liderlerin -milletvekili olmayı düşünmedikleri takdirde- Cumhurbaşkanı Yardımcısı olabileceği ifade ediliyor. Cumhurbaşkanının başkanlık edeceği bu dar kurulda daha önceki parlamenter sistemdeki başbakan yardımcılığında olduğu gibi her Cumhurbaşkanı Yardımcısına çeşitli yetki alanları tanınacak. Bu görev alanı ve yetkilerin de liderlerin partilerinin oy oranına göre şekillenebileceği kaydediliyor. Kurul Merkez Bankası gibi kritik kurumlara atamalar ve yine önemli konularda alınacak kararlarda söz sahibi olacak. Ortak yönetim için oluşturulacak bu kurulun “Cumhurbaşkanlığı Kurulu” ya da “dar kabine” olarak nitelenebileceği ifade ediliyor.

Cumhurbaşkanı Anayasaya göre bazı yetkilerini devredebilir

Peki mevcut anayasa buna imkan veriyor mu? Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı 1 No’lu Kararnamesi’nde Yürütme yetkisinin Cumhurbaşkanına ait olduğu kaydedilirken “Cumhurbaşkanı, yetkilerinden bir kısmını gerektiğinde sınırlarını yazılı olarak belirterek astlarına devredebilir. Ancak devrettiği yetkiyi, gerek gördüğünde kendisi de doğrudan kullanabilir” deniyor. Bu çerçevede çıkarılacak bir kararname ile bazı yetkilendirmelerde sıkıntı yaşanmayacağı kaydediliyor. Kritik atamalarda oluşturulacak kurulun görüşü ve imzasına başvurulurken bazı atamalarda ise sadece ilgili Cumhurbaşkanı Yardımcısı ya da bakanın onayının aranabileceği de kaydediliyor.

Cumhurbaşkanı adayı ve liderler protokol imzalayacak

Hazırlıkları süren geçiş süreci yol haritasında liderler mutabık kalırsa ortak Cumhurbaşkanı adayı belirlenecek. Aday ve liderler geçiş sürecinde nasıl bir yönetim sergileyeceklerini, ekonomiden dış politikaya ilk etapta atacakları adımları ve parlamenter sisteme geçiş süreci takvimini içeren bir protokole imza atarak bunu kamuoyuna da ilan edecek. Seçimleri kazanmaları durumunda çıkarılacak ilk kararnameler de varılan uzlaşma doğrultusunda seçim öncesinde hazırlanmış olacak.

Geçiş süreci çalışan kurmaylar “Tek adam sistemi” olarak nitelendirdikleri bu sistemin karşısında geçiş süreci bitene kadar “ortak yönetim” vaadiyle yola çıktıklarının altını çizerken “Türkiye ilk defa böyle bir süreç yaşıyor. 6 farklı görüşte parti var. Seçim öncesi, seçim süreci ve sonrasını konuşuyoruz. Altılı Masa bir kadro hareketi olmak zorunda. Bir sistem değişikliği vaat ediyoruz. O nedenle seçimden önce de sadece Cumhurbaşkanı adayını değil, kadrosunu da büyük ölçüde açıklamak durumundayız. Seçim takvimi açıklandığında kamuoyu sadece adayın adını değil birlikte hareket edeceği isimleri de öğrenecek” değerlendirmesini yaptı.

Bakanlar kurulu Meclis aritmetiğine göre belirlenecek

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde yürütme yetkisine sahip olan Cumhurbaşkanı istediği isimlerden bir kabine oluşturabiliyor. Muhalefetin geçiş sürecinde de böyle bir kabine yine yer alacak. Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı yardımcılarının da yer alacağı “geniş kabine”deki bakanların belirlenmesinde ise seçimlerden sonra oluşan Meclis aritmetiğinin belirleyici olacağı ifade ediliyor. Yani Altılı Masa’daki partilerin Meclis’teki oy oranına göre verecekleri bakan sayısı belli olacak. Ancak bakanlar Meclis aritmetiğine göre belirleneceği için isimleri seçimden sonra belli olacak.

Bürokratlar listesi çalışıyor

Geçiş süreci çalışması kapsamında partiler seçimden sonra atamaları yapılmak üzere bürokrat listesi de çalışmaya başladı. Altılı Masa kurmayları hazırlanan bu listelerin kesinlikle “parti-partili listesi” olmadığını belirtirken sadece kurumlarda liyakat sahibi kişilerin tespit edilmeye çalışıldığına dikkat çekti. Partilerin kendi mutfaklarında yaptıkları bu çalışmanın daha sonra 6 parti ile birlikte ele alınması bekleniyor.

Cumhurbaşkanı adayı için en erken aralık sonu işaret ediliyor

Altılı Masa’nın ortak Cumhurbaşkanı adayının kim olacağı sorusunun kısa sürede yanıt bulması beklenmiyor. Liderler seçim takvimi açıklanmadan adayın belli olmayacağını ilan ederken en erken tarih olarak aralık ayı sonu konuşuluyor. Cumhurbaşkanı adayı için son günlerde en çok konuşulan isim CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu. “İktidarın Kılıçdaroğlu’nun aday olmasını istediği” yorumlarına parti kurmayları, “AK Parti Kılıçdaroğlu’nu istiyor olsa seslerini çıkarmaz, hedef yapmazlardı. Bu görüşün aksine Kılıçdaroğlu’nu istemediklerini düşünüyoruz. Hakkında ne söyleyecekler, ne iddiada bulunacaklar?” değerlendirmesi yapıyor. Kılıçdaroğlu’nun Altılı Masa’da Cumhurbaşkanı adaylığı için belirtilen “uzlaşmacı, özgürlükçü, demokratik değerleri içselleştirmiş, milletin tamamını kucaklayan, siyasi ahlak ilkelerini benimseyen, liyakat sahibi” kriterlerini karşıladığını belirten CHP’li bir kurmay “Kılıçdaroğlu aday olmazsa bunun gerekçesi ne olacak? Tüm anketlerde çıkıyor. Alevi olması üzerinden aday olmaması gibi bir durum Türkiye’yi de demokrasiyi de bitirir” diyor.

İttifak süreci: Partiler pazarlık gücünü artırmaya çalışıyor

Altılı Masa’nın birlikte yönetme programı ve aday kadar önemli konu başlıklarından bir diğeri de ittifak süreci. Altılı Masa’nın seçime nasıl bir kombinasyonla gideceği belli değil. En çok il bazlı ittifak konuşuluyor. Bu kapsamda CHP ve İYİ Parti listelerinin diğer 4 partiye açılması da söz konusu olabilir. Cumhurbaşkanı adayını çıkaracak olan CHP’nin özellikle listelerini açması gerektiği, bunun da hem listelerini açacağı partilerde hem de CHP içinde yaratabileceği sorunlar açısından kriz üretmeye gebe olduğu kaydediliyor.

Altılı Masa’da partiler arası yaşanan kimi tartışma ve restleşmelerin de bu milletvekili listelerinde pazarlık gücünü artırma ve oy tabanını genişletme amacı taşıdığı yorumu yapılıyor. En son yaşanan “HDP’ye bakanlık” tartışmasında CHP’nin ret açıklamalarına karşın İYİ Parti’nin sert tutumu da iki parti arasında oy geçirgenliği ile değerlendiriliyor. Özellikle Ege, Akdeniz ve Trakya’da iki parti tabanında oy geçişine dikkat çeken CHP’li bir kurmay, “CHP’li olup da HDP’ye mesafeli seçmene, “biz masadayız ama CHP’den çok farklıyız. Saraya muhalif olup HDP’den de rahatsız olan varsa buyursun bize gelsin mesajı var burada. Bir anlamda CHP seçmenine yelken açılıyor” yorumu yapıyor.

Paylaşın

Dikkat Çeken Yorum: ‘Altılı Masa’da Adaylık Sorunu Yaşanmaz

Türkiye’de Haziran 2023’te yapılması planlanan seçimlere bir yıldan az süre kala gözler, cumhurbaşkanlığı seçiminde “Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısına kim çıkacak?” sorusunun yanıtına çevrildi. 

‘Ankara kulislerini iyi koklamasıyla’ tanınan gazeteci Sedat Bozkurt, Kısa Dalga’da yayımlanan yazısında CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’in “Elbette HDP’ye bakanlık verilebilir, her partiye verilebilir” şeklindeki ifadesi sonrası CHP, İYİ Parti, Demokrat Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nden oluşan altılı masada yaşanan tartışmaları yorumladı.

“Buradaki açıklamanın demokrasiye, anayasaya uygunluğuna bile bakmaya gerek duyulmadan tartışma büyüdü, özellikle İyi Parti cephesinde. Oysa Tekin parti adına açıklama yapma yetkisi olan birisi değil CHP’de. O zaman sorun ne?” diyen Bozkurt, şöyle devam etti:

“Henüz bir ittifak hüviyeti kazanmadığı için ‘6’lı masayı’ daha çok kullanıyorlar, burası 6 farklı siyasi partinin önüne somut konuları koyarak karara bağladığı bir zemin. Her konuda aynı düşünüyor olsaydılar görüşmelerin merkezinde bir parti çatısı altında birleşme yer alırdı. Her toplantıdan sonra genel başkanlar parti şapkalarını giyerek kendi rutinlerine dönüyorlar. Örneğin İstanbul sözleşmesinde SP masadan ayrıştı. Ama sorun yaşanmadı. Deva, Gelecek ve SP, HDP ile görüştüklerini söylediler yine sorun yaşanmadı. HDP meselesinde İyi Parti’nin masadan ayrıştığı da sır değil.

Bu tartışmalardan bağımsız HDP de bir ittifak modelini oluşturarak seçimlere hazırlanıyor, sanki Millet İttifakı çağırsa koşa koşa gelecek bir HDP siyaseti varmış gibi yorumlar yapılıyor. Kaldı ki, Millet İttifakı’ndaki uyum ve getirdiği başarı bütün ittifakların başarılı olacağı gibi kesin sonuç içermez. HDP’nin de talebi zaten cumhurbaşkanı adayı belirleme sürecinde görüşlerinin alınması. Buna da hakları var çünkü HDP oyları belirleyecek kimin cumhurbaşkanı olacağını ya da olamayacağını. Mesele bu. Yoksa yeni oluşacak parlamento dağılımda kimlerim kimlerle ittifak yapacağına tanıklıklar yapacağız. Bu ayrı bir yazı konusu.

‘Adaylık sorunu yaşanmaz’

Sorunun büyümesinin nedeni partilerin iç dinamikleri. Millet İttifakı ile Cumhur İttifakı’nı karıştırmamak lazım. Cumhur İttifakı’nda sonuçta kararları 2 kişi alıyor ve uygulanıyor, yanlış bile olsa kimse itiraz etmiyor. Son zamanlarda CHP’lilerin Kemal Kılıçdaroğlu’nu kesin aday hatta cumhurbaşkanı olarak ilan etmeleri, CHP’nin muhtelif sorunları çözeceğine ilişkin yaptığı vaadlerde ‘ben’ demesi, masada sıkıntı yarattı. Çünkü adayın CHP tarafından değil masa tarafından ilan edilmesi ve ‘bize’ vurgu yapılması konusunda mutabık kalınmıştı.

Burada biraz CHP’nin diğer partilere ‘kardeş’ muamelesi yaptığı hissi rahatsızlık yarattı ve masada her parti kendi gücünü bir tür tahkim etmek için çıkış yaptı. Bu semptomlar böyle geniş ve farklı kimlikli masalar için normal ve bunlardan çok yaşanacak, seçime kadar, seçim süreci ve sonrasında. Bu tartışmalar daha sonra yaşanma ihtimali olan tartışmaların nasıl aşılacağı konusunda da yol gösterici oluyor. Masa mekaniği olgunlaşıyor.

Bu mesele masada sorun çıkarmayacaktır. Kılıçdaroğlu’nun adaylığının önünü kesme girişimleri olduğuna ilişkin yorumlar tamamen yanlış. Bugün masanın tek potansiyel adayı var; o da Kılıçdaroğlu. Belediye başkanlarının adının masaya gelme ihtimali bugün bulunmuyor. Genel başkanlar dillendirmeseler bile hepsinin yakın çalışma arkadaşlarının tek adayı Kılıçdaroğlu’dur ve bunun test edilmesi de kolaydır. Muhtelif politik çeşitliliğin destek verdiği bir adayı masa niye kabul etmesin? Hem sadece seçilme meselesi değil önemli olan daha sonrasını ve seçim sürecini de yönetebilmesi.

‘Mansur yavaşın pozisyonu çok net’

Bu arada Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş üzerinden de bolca spekülasyon yapılıyor. Yavaş’ın Kılıçdaroğlu ya da Akşener başta olmak üzere masanın iradesinin dışında bir girişimin içinde yer alacağına ya da buralarda bir rol alacağına ihtimal vermiyorum. Hakkında yapılan yorumlara ve ileri sürülen iddialara yanıt vermemesi bu söylentilerin doğru olduğuna işaret etmez. Yavaş günlük polemiklere girmeyi, haber olmayı, ekranda olmayı sevmiyor. Yavaş’a mikrofon uzatıldığı zaman yapacağı açıklama noktasına virgülüne budur. Yani Mansur Yavaş’ın pozisyonu çok net.

‘İmamoğlu’nun durumu da bundan farklı olmaz’

Ekrem İmamoğlu’nun durumunun da bundan farklı olmayacağı kanaatindeyim. Burada sadece kanaat bildirebiliyorum, çünkü elimde bilgi yok. Bilgi alabileceğimiz kaynaklar ise temel gazetecilik ilke ve değerlerine göre sağlıklı değil…”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Meral Akşener: O Videoyu İzledim Ve Allah Şahittir Kalbim Yarıldı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, 150 Günde 150 Projesi kapsamında ‘Çengelköy Eğitim, Kültür ve Sosyal Yaşam Merkezi’ hizmete açıldı. Açılış törenine İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da katıldı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre, Meral Akşener, burada yaptığı konuşmada, AK Parti Gençlik Kolları’nın, metrobüs kazasında binlerce yaralı olduğu ve ‘sayısı belli olmayacak kadar’ kişinin öldüğünü iddia ettiği videoya tepki gösterdi.

Akşener, “O genç kızımızın videosunu ben de izledim. Allah şahittir kalbim yarıldı. Bu çocukları buralara ittiren, bu çocuklara bu konuşmaları yaptıran bir zihniyet var. Bu zihniyet İstanbul’u kaybetti. O günden beri kendini toparlayamadı ve gittikçe kötüleşiyor, gittikçe çirkinleşiyor” dedi.

Akşener, sosyal belediyeciliğin önemine değinerek, “Bugün Adalar hariç İstanbul’un tüm ilçelerini gezmiş, bitirmiş olacağız. Bazen acı bazen güzel insan hikayeleriyle karşılaşıyorum. İstanbul’da aynı zamanda derin yoksulluk denilen gerçekten çok yoksul evleri ziyaret ediyorum. Orada yaşayan anneler çocuklarla bir araya geliyoruz. Belediyecilik güzel, sosyal belediyecilik de çok güzel. İkisini birleştirmek harika bir durum. Türkiye’nin kaynakları var, insan kaynağı var ama Türkiye’de israf, Türkiye’de kayırmacılık, liyakatsizlik gibi pek çok olumsuzluğun Türkiye’deki kaynakları erittiği, insanları umutsuzluğa sevk ettiği ve devletin sosyal devlet olma özelliğinin hızla kaybolduğu dönemeçteyiz. Bunu sağlayan da partili cumhurbaşkanlığı sistemidir” dedi.

Yaptıkları ziyaretlerden de bahseden Meral Akşener, “3 sene evvel asgari ücretle ortaya yakın bir hayat yaşayan bu insanlar bugün asgari ücretle eve bir asgari ücret giriyorsa samimiyetle söylüyorum o buzdolabına baktığınızda gördüğünüz şey makarna ve mercimek çorbasının versiyonları. Protein almamış, alamayan aileler, et alamayan aileler ve kucağınıza aldığınızda kemikleri sayılan çocuklar, buna karşılık 14-15 yaşından sonra obezliğe doğru giden gençler… Sosyal yardımlar, artık o kadar yandaşlar üzerinden yürür olmuş ki gerçek ihtiyaç sahiplerine zaten gitmiyor” dedi.

‘Yolun sonu göründü demek’

Akşener, “Belediye eliyle yaptığınız alışveriş kartları, burada açtığınız kreş, psikolojik yardım merkezi gibi pek çok günlük hayatta insanların hayatına dokunan işlerin artık çok önemli olduğunu, belediyeciliğin en önemli görevlerinden birinin sosyal belediyecilik anlayışı olduğunu bugünün Türkiye’sinde görür olduk. İsterdik ki herkesin hayatı rahat olsun. Belediyelerimiz de somut hizmetler yapsınlar. İnsanlarının görülmediği ve fakir var açlık dediğinizde, yalan söylüyorsunuz, tiyatro yapıyorsunuzla suçlanan bir Türkiye. Bu, bu yolun sonu görünüyor demek. Biz varız. Vaktinde mi olur, önce mi olur bilmiyorum ama bu milletin irfanı gerçekten kendinden kopan, kendisine bakmayan, orada ne oluyoru bilmeyen, milletin adamlığından smothielerin içildiği saray hayatına geçmiş bir anlayışın sonuna geldiğini söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

“Meral Akşener HDP’ye İhtiyaç Olduğunu Biliyor”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Gürsel Tekin’in “HDP’ye bakanlık verilebileceği” açıklaması üzerine başlayan tartışmalar sürüyor. Tekin’in açıklamasına ilk yanıt İYİ Parti’den gelmişti. Genel Başkan Meral Akşener, “Bizim olduğumuz masada olamazlar” demişti. CHP ise Tekin’in kişisel değerlendirmesi olduğunu söyledi. 

HDP, bakanlık pazarlığı yapmadıklarını belirtirken, son olarak Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, Meral Akşener’e “Hiçbir HDP’li zaten senin olduğun masaya gelmez” diye seslendi. Günay, “Emek ve Özgürlük İttifakı dahil en geniş Demokrasi İttifakıyla seçimlere gireceğiz” diye de ekledi.

Tüm bu tartışmaların seçmenlere nasıl yansıdığını, seçim sonuçlarını nasıl etkileyeceğini MAK Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Kulat bianet’ten Derya Okatan’a konuştu.

“HDP kilit parti”

HDP için hep “kilit parti” tanımlaması yapılır. HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar son olarak “anahtar parti” dedi. Siz önümüzdeki seçimlerde HDP’nin rolünü nasıl görüyorsunuz?

HDP, bu seçimin kilit partisi, kesin. Elimizde son bir yılın araştırma sonuçları kabaca şöyle çıkmakta (Hata payı içerisinde ve birkaç puanlık artı eksi üzerinden): Cumhur İttifakı, yani Ak Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve Büyük Birlik Partisi’nin toplamı şu anda 40 puan bandında. Hatta 1-2 puan altında seyrederken, Millet İttifakı’nın yani 6’lı masanın oy oranı yüzde 45 civarında. Burada da yine 1-2 puanlık hata payı var. Geriye 15 puan kalıyor.

Bu 15 puanın büyük kısmı HDP seçmeni. Diğerleri de Zafer Partisi, Yeniden Refah Partisi, Bağımsız Türkiye Partisi gibi partilerden oluşuyor. Böyle olunca bu sistemde ilk turda 50+1 şart olduğu için HDP kilit parti.

Cumhur İttifakı HDP’yi yanına alsa seçimi kazanabilir, Millet İttifakı HDP’nin tümüyle olmasa bile biraz desteğini alsa seçimi kazanır. Şu anki fotoğraf bu ve bu fotoğraftan dolayı ben bu tartışmayı çok suni bir tartışma olarak görüyorum.

Yani, bu tür açıklamalara rağmen HDP ile görüşülür ya da müzakere yapılır mı?

Yapılıyor zaten, yapılmadığını söylemek doğru değil. Yani yapılıyor derken 6’lı masa karşısına alıp HDP ile görüşmüyor. Bu insanlar aynı parlamentoda, karşılaştıkları zaman siyaset konuşuyorlar, zaman zaman bir birlerini ziyaret ediyorlar.

Ama bu tür konular ayaküstü sohbetlerle mi konuşuluyor?

Şüphesiz, ayaküstü sohbetlerin ötesindedir ama sadece orayla mı görüşüyor. Acaba Cumhur İttifakı’ndan birileriyle görüşmüyorlar mı?

Bu konuda bir bilginiz mi var?

Kurumsal bir görüşmeden bahsetmiyorum ama görüşme oluyordur. Görüşmeler her zaman siyasette iki kişinin bir masanın karşısına oturup konuşması şeklinde olmaz.

Muhtemeldir ki, bazı HDP’liler ile bazı Ak Partililer görüşüyordur. Bunu anlatmaya çalışıyorum. Ak Parti 50+1’e ihtiyaç duyuyor, bu şu an Cumhur İttifakı’nın bulabildiği bir rakam değil.

Bunu Ak Parti’nin kendi yaptırdığı anketlerde de göremiyoruz. Siz 50+1’i biri bulabilmek adına yasal bütün paydaşlarla görüşmeler yaparsınız ya da yaptınız ya da yapmayı düşünürsünüz. Bugün yapıp sonuç alamadıklarınızla seçim günü sandık milletin önüne konuluncaya kadar bu şansınızı denersiniz.

“Her iki ittifakın da HDP ile temas etmesi gerekiyor”

İYİ Parti’nin dile getirdiği gibi “Bizim olduğumuz masada olamazlar” yaklaşımı Millet İttifakı seçmeninde nasıl bir etki yaratıyor? HDP’ye, HDP ile seçim ittifakı ya da işbirliğine nasıl bakıyor?

Millet İttifakı’nın bütün bileşenleri aynı düşünmüyordur, zaten 6 ayrı partiden oluşuyor. Dünyaya bakışları farklı. HDP’ye bakışları da farklı. İYİ Parti, Milliyetçi Hareket Partisi’nden ayrılmış, sonra kendini biraz daha merkez sağa konumlandırmış bir parti. Ama ana arterde milliyetçi refleksleri yüksek bir parti.

Doğal olarak farklı duruşlar bekliyoruz. 6’lı masadaki liderlerin farklı görüşleri var, onlar da kendi parti tabanından gelen reflekslere uygun davranış sergiliyorlar.

Kemal Kılıçdaroğlu bir yere gittiğinde onun tabanı Kemal Bey’in cumhurbaşkanı adayı olmasını yüksek sesle ifade ediyor. Ben şahit olduğum bir şeyi söyleyeyim. Urfa’da, Gaziantep’de Meral Hanım’a insanlar aday olmayacağını deklare ettiği için ‘Biz Mansur Bey’i istiyoruz’ dediler. Meral Hanım, Mansur Bey’i ister istemez ama siyasetçidir, kulağını buna kapatamaz.

Ama siyasette sizin birbirinize katlanma zorunluluğunuzu oluşturan şartlar doğar bazen. İşte şimdi bu yaşanıyor. İlk turda seçimin bitebilmesi için her iki ittifakın da HDP ile doğrudan ya da dolaylı temas kurması gerekiyor ya da HDP tabanı ile kurması gerekiyor.

“Akşener HDP’ye ihtiyaç olduğunu biliyor”

Akşener’in bu çıkışını siz nasıl değerlendiriyorsunuz? İYİ Parti, oyları sürekli artan bir parti. Akşener, bu açıklama ile kime ne mesaj veriyor?

Kendi tabanına. Kendi tabanının büyük kısmını oluşturan milliyetçi Türk seçmene mesaj verdi. Bundan daha normal bir şey yok. Meral Hanım, sadece tabanın hoşuna gitmesi için söylediği bir cümle de değil, gerçekten böyle inanıyor.

Ama şunu da biliyor, HDP’ye, HDP tabanına ihtiyaç var. Ama 6’lı masada görev taksimi yapılır, HDP ile CHP görüşür, DEVA görüşür, birileri görüşür, o diyalog öyle kurulur. Masanın diğer bileşenlerinin illa bu işin içinde olması gerekmez.

Herkesin kaçırdığı bir şey daha var: İttifak dışı bazı partiler de bu 6’lı masadaki partilerin alt bileşenleri olabilir. Mesela Bağımsız Türkiye Partisi’nin, önümüzdeki seçimde İYİ Parti listelerinden seçime gireceğini duyuyorum. Belki Yeniden Refah Partisi başka partinin listesinden seçime girer.

Ama Gürsel Tekin’in söylediği bu ifadenin zamanlaması yanlış bana göre. Olabilirlik üzerinden bir değerlendirmeyi herkes yapabilir. 7 Haziran’dan sonra ülkede HDP’li bakan oldu.

Diyelim ki, biz anketlerde yanıldık, HDP yarın yüzde 40 oy aldı. Yani hükümet yaptırmayacak mısınız, darbe mi yapacaksınız HDP’ye! Anayasal olarak bu millet tercih ettiyse ne yapacaksınız? Bir şey yapamazsınız. Yasal bir yapıdan bahsediyoruz. Ben onları sevmiyorum, tanımıyorum deyince bir şey olmuyor ki… Sen yok saymaya devam et, karşında duruyor, var olmaya devam ediyor.

Söyleşinin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Akşener’den ‘Mansur Yavaş İçin İmza Topluyor’ İddiasına Yanıt

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Ankara Büyükşehir Belediyesi Mansur Yavaş’ı Cumhurbaşkanlığı’na aday göstermek için imza topladığı iddialarını yalanladı: Eylül ayı geldiğinde birileri İYİ Parti’yi linç etmek için harekete geçiyor. Kim yapıyor, nasıl yapıyor, neyi amaçlıyor anlamaya çalışıyoruz.

Sözcü’den Deniz Zeyrek, bugünkü köşe yazısında Akşener ile yaptığı görüşmeye yer verdi. Zeyrek’in yazısının bir kısmı şöyle:

“Işık hızıyla yayılan “İYİ Parti Yavaş’ı aday yapacak” bilgisini doğru kabul etmek zor değildi. Ancak gazetecilik “teyit etme” ihtiyacı olan bir meslekti. O yüzden ben de mesajları görür görmez (Çarşamba gecesi) Meral Akşener’i aradım.

Sorumu kitabın ortasından sordum: “Mansur Yavaş’ı aday yapmak için imza toplama kampanyası mı başlatıyorsunuz.”

Meral Hanım tereddüt etmeden yanıt verdi: “Yalan haber. Bakın yanlış bile demiyorum, yalan diyorum.”

“Peki nedir bu gelişmeler: HDP’ye bakanlık tartışması, Buğra Kavuncu ve Yavuz Ağıralioğlu’nun açıklamaları, Kılıçdaroğlu’nun HDP’ye bakanlık konusundaki sessizliği…” Akşener, gelişmeleri izlediğine dikkat çekerek şunu söyledi:

“Eylül linçi başladı. Daha önce de benzer şeyler olmuştu. Eylül ayı geldiğinde birileri İYİ Parti’yi linç etmek için harekete geçiyor. Kim yapıyor, nasıl yapıyor, neyi amaçlıyor anlamaya çalışıyoruz.”

İstanbul’un AK Parti’nin kalesi gibi görünen muhafazakâr semtlerine yaptığı ziyarette gördüğü ilgiye dikkat çeken Akşener, partisinin sahada yükselişe geçtiği zamanlarda böyle bir linç ortamı yaratılmaya çalışıldığına da dikkat çekti.

Akşener’i yakalamışken İmamoğlu ve Yavaş ziyaretlerini de sordum. “İBB’ye Ekrem Bey seçildikten sonra hiç gitmemiştim. Bu hafta bir açılışlarına katılacağım. Öncesinde makamda ziyaret etmek istedim. Aynı şekilde Ankara’da da açılışlar var ve öncesinde Mansur Bey’i ziyaret edeceğim” karşılığını verdi.

Kendisine bu tür sorunlu dönemlerde Kılıçdaroğlu’yla sık sık ve doğrudan görüştüğünü ve birlikte ortamı yumuşattıklarını anımsattım ve bu kez bunun olup olmadığını sordum. Sessiz kalmayı tercih etti. Meral Hanım’ın sessizliğinden anladım ki bu kez ciddi bir iletişimsizlik olmuş.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Altılı Masa Adayının İsmi Neden Önemli?

Muhalefetteki partileri bir araya getiren ve seçim ittifakına dönüşme ihtimali olan altılı masanın Cumhurbaşkanlığı seçimi için göstereceği ortak adayın kim ve nasıl birisi olması gerektiğine ilişkin tartışmalar sürüyor.

Erkene alınmaması durumunda Haziran 2023’de düzenlenecek olan seçimlerde CHP, İYİ Parti, Saadet, DEVA, Gelecek Partisi ve Demokrat Parti’nin oluşturduğu altılı masanın adayı ile ilgili tartışmalar kamuoyunda “kim olmalı” noktasında öne çıkıyor. Masa bileşenleri ise bu oluşumu daha çok bir “kadro hareketi” olarak görüyor ve muhtemel adayın yanı sıra seçim sonrası güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüşün nasıl olabileceğine yönelik hazırlıklarını da sürdürüyor.

Altılı masayı oluşturan partiler ortaya kadrosuyla birlikte çıkacak olan adayın seçim sonrası dönüşüme ayak uydurabilecek ve buna uzlaşı içinde liderlik edebilecek, gerektiğinde elindeki güçlü yetkilerden vazgeçebilecek ve sadece altılı masa seçmeninden değil diğer partilerden de oy alabilecek bir isim olması gerektiğinde birleşiyor.

Bu kapsamda Ankara kulislerinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı bir süredir yüksek ihtimal olarak değerlendiriliyor. Son günlerde İYİ Parti lideri Meral Akşener’in “kazanacak aday” çıkışı ile HDP ve İYİ Parti arasındaki gerilim türü gelişmeler ise altılı masanın aday denklemini etkileyebilecek faktörler olarak görülüyor.

CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’in “HDP’ye bakanlık verilebilir” açıklamasıyla altılı masadaki adaylık tartışmaları hızlanmıştı. İYİ Parti, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ismini kulislerde daha fazla dillendirmeye başlamıştı. Akşener bugün de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu ziyaret ediyor.

Muhtemel adaylar kimler?

Şu ana kadar altılı masa için ortak aday olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanı sıra Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’nun isimleri dillendiriliyor.

Çeşitli kurumların anketlerine ilişkin sonuçlar parti merkezlerinde karşılaştırmalı değerlendirilirken muhtemel adayların alabileceği oy oranları, toplumun hangi kesimlerinden oy alabilecekleri ve seçim sonrasındaki sistem dönüşümüne uyumu gibi etkenler önemli görülüyor.

Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi, Bilim Akademisi Üyesi Prof. Ersin Kalaycıoğlu ise siyaset biliminde “kazanacak aday” diye bir olgunun olmadığına işaret ediyor. Kalaycıoğlu, adaya eğer anketlere göre karar veriliyorsa bu yöntemin çok bilimsel olmayacağını, çünkü anketlere ilişkin şüpheler bulunduğunu belirtiyor.

Yöneylem’in son anketine göre CHP’nin oyları AKP’nin önüne geçerken katılımcıların yüzde 64,9’u “parlamenter sistem” dedi. “Önümüzdeki Pazar Cumhurbaşkanlığı seçimleri olsa Erdoğan’a mı muhalefet adayına mı oy verirsiniz?” sorusuna ise katılımcıların yüzde 55,6’sı “muhalefet adayı” şeklinde yanıt verdi.

İstanbul Politik Araştırmalar Enstitüsü (İstanPol) Genel Direktörü ve Siyaset Bilimci Seren Selvin Korkmaz’a göre de altılı masanın adayının “Türkiye muhalefetinin ortak paydasıyla hareket edebilecek ve ülkeyi düzlüğe çıkarabilecek, ortak aklı temsil eden bir lider” olması gerekiyor. Altılı masanın şu anda önündeki ikilemlerden birisini “önce ilkeler mi yoksa önce isim mi?” olarak gördüğünü söyleyen Korkmaz, muhalefetin önündeki bir diğer ikilemi ise şu sözlerle aktarıyor:

“Mesele şu; anketler bize popülariteyi gösteriyor. Ama altılı masa popülerliği mi seçecek? Yoksa seçim döneminde Erdoğan’la mücadele edebilecek, herkesi kapsayıcı bir dil kullanabilecek, altılı masanın dışındaki partileri de küstürmeyecek ve aynı zamanda seçim sonrasında güvenli bir şekilde yeni sisteme geçecek bir aday mı seçecek?”

“Anketlerde öne çıkan doğru aday mı?”

Bu arada bazı anketlerde Yavaş’ın ya da İmamoğlu’nun Kılıçdaroğlu’nun önünde olduğuna yönelik sonuçlar çıkmasına rağmen, her iki olası adaya ilişkin de Ankara kulislerinde çeşitli rezervler bulunuyor. Yavaş’ın Kürt seçmenlerden oy alabilmesinin çok zor olduğu düşünülüyor, İmamoğlu’nun ise yeni sisteme geçişte ve yetkilerini devretmede istekli olmayabileceği endişeleri bulunuyor.

Kendilerinin yaptıkları bazı saha çalışmalarında Yavaş ismiyle sık karşılaştıklarını belirten Korkmaz, bu popülerliğin nedenlerinden birkaçını polemiklere girmemesi, ağırbaşlı duruşu ile iyi bir PR ekibinin olması olarak görüyor. Korkmaz, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Ancak şunu bilmiyoruz; seçim yarışına girildiğinde nasıl bir performans sergileyecek Yavaş? Yani o süreçteki kutuplaşma tuzaklarına düşecek mi, düşmeyecek mi? Bunu bilmiyoruz. Çünkü o performansını görmedik biz. O yüzden her zaman şu sorgulamayı yapmak lazım: Acaba anketlerde en yüksek oyu alan aday gerçekten de kazanacak aday mı? Ben bundan tam emin olamıyorum.”

İmamoğlu’nun adaylık olasılığını da değerlendiren Korkmaz, İstanbul Belediye Başkanı’nın şu anda bir strateji değişikliğine gittiğini ve son günlerde daha hizmetleriyle ön planda olduğuna işaret ederek geçmişte yaptığı bazı hatalara rağmen şu anda toparladığını ve hâlâ şansı olabileceğini belirtiyor.

“Denizaltıyla Ankara’ya gidemezsiniz”

İsimler üstünden tartışma yürütmenin her zaman doğruya götürmeyeceğini düşünen Kalaycıoğlu, muhalefetin adayının kim olacağının “aynı anda hem çok önemli hem de çok önemsiz” olduğu kanısında. Asıl önemli olan hususun “Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin değişmesi” olarak gören Kalaycıoğlu, bu sözlerini şu örnekle açıklıyor:

“Kim gelirse gelsin bu sistemle iyi yönetemez. Yani siz İstanbul’dan Ankara’ya gideceksiniz ve elinizde bir denizaltı var. Denizaltıyla Ankara’ya gidemezsiniz. Şimdi bu denizaltına kaptan aranıyor. Ama Ankara’ya gidecekseniz eğer; ya uçağa ya da otomobile ihtiyacınız var. Bu araçla olmuyor bu iş. Denizaltına hangi kaptanı getirirsen getir zaten gidemez.”

Kalaycıoğlu bu nedenle muhalefetin “kaptan” olarak seçeceği ismin “Gelin bu denizaltıyı satalım, yerine de uçak alalım” demesi ve kamuoyunu da buna ikna etmesi gerektiğini ifade ediyor ve Türkiye’nin hukuk devletiyle bağlantılı demokratik yapıya dönüştürülmesinin önemine dikkat çekiyor.

“İşi güzellik yarışmasına çevirmeye çalışıyorlar”

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini değiştirecek kişinin bir ekibe ihtiyacı olduğunu ve sadece tek bir ismin konuşulmasını doğru bulmadığını da söyleyen Kalaycıoğlu, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“İktidar ise sadece ismin konuşulması için ittiriyor. Çünkü rejimin defoları üzerinden değil de isim üzerinden tartıştırmak istiyorlar. Temel itibariyle Tayyip Erdoğan mı daha karizmatik yoksa Ahmet mi noktasına gelindi ve bunu tartışalım istiyorlar. Bir nevi güzellik yarışmasına dönüştürmeye çalışıyorlar bu işi.”

Türkiye siyasal kültüründe lider ve lider kültünün çok önemli olduğunu hatırlatan Korkmaz da “Biz hep ilkelerden, normlardan bahsediyoruz ama insanlar liderin kim olduğuna ve isme gerçekten bakıyor. Çünkü Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde tek bir kişi ve o isim ön plana çıkıyor. Yani kim bizi yönetecek? Bütün yetkileri kim alacak? Bu muktedirlik, yönetme kabiliyeti kime ait olabilir? Toplumun merakı bu” diyor.

Toplumdaki “tek başına Türkiye’yi sırtlayacak bir lider” arayışının mevcut sistem için doğal olabileceğini belirten Korkmaz, ancak bunun karşısında “Türkiye’yi gerçekten demokratik düzlüğe çıkarabilecek, altılı masanın iradesiyle hareket edebilecek, ortak aklı temsil edebilecek bir adayın” aranması gerektiğini vurguluyor.

(Kaynak: DW Türkçe/Gülsen Solaker)

Paylaşın

Reuters: HDP Kilit Parti Olmayı Sürdürüyor

Bir yıldan kısa bir süre kalan Türkiye seçimlerinde zorlu ekonomik şartların etkisiyle yıpranan iktidarın değişebileceğine yönelik beklentiler güçlenirken, bazı uzmanlar muhalefetin iktidara gelebilmesi için HDP’nin seçimlerdeki gücünü kabul etmesi gerektiğini belirtiyorlar. Ancak milliyetçi seçmenin hassasiyetleri ve hükümetin HDP’yi “terör” ile ilişkilendirmesi, partilerin HDP ile yanyana gelmesinde sorun oluşturuyor.

Geçen günlerde CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’in “HDP’ye bakanlık elbette verilir” sözleri tartışma yaratmıştı. Altılı masada yer alan İYİ Parti’nin Grup Başkanvekili Musavat Dervişoğlu bu açıklamanın ardından tepki göstermiş ve bu açıklamayı, “Densizlik, hadsizlik ve ilkelere saygısızlık” olarak nitelendirmişti. HDP ise bu tartışmaların ardından bakanlık konusunda herhangi bir talepleri olmadığını vurguladı.

Kılıçdaroğlu’nun gücü artıyor mu?

Muhalefet, adayını henüz açıklamasa da, bazı anketlere göre, muhalefetin “temsilcisi” konumuna gelen Kemal Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan karşısındaki gücü artmış görünüyor. Ancak Reuters’ın görüşüne başvurduğu dört kamuoyu yoklama şirketine göre bu oyların da mevcut durumda yine meclis çoğunluğu ve Cumhurbaşkanlığı’ndan oluşan iktidarı alabilecek güçte olup olmadığını söylemek için erken.

Anketlere göre ayrıca son aylarda asgari ücrete yapılan artışlar ve memur zamlarının etkisiyle iktidarın oylarında bir miktar kıpırdanma olduğu gözleniyor ama son noktada hem Millet hem de Cumhur ittifakında belirgin bir öne çıkış yok.

“Bu şartlar altında biz bugün (eylül başı) seçim olsa ve seçime girsek Cumhur İttifakı’nın milletvekili sayısıyla, Millet İttifakı’nın milletvekili sayısı arasında dikkate değer bir fark olmayacak” diyen Metropoll Başkanı Özer Sencar sözlerini şöyle sürdürdü:

“(Millet İttifakı) anayasayı değiştirecek bir çoğunluk üretemiyor… Anayasayı değiştirecek bir çoğunluk için kabaca %63 civarında oya ihtiyaç var… Millet İttifakı’nın güçlü bir desteği yoksa HDP olmadan karar çıkaramazlar.”

“Muhalefet rehavete sürüklenmemeli”

Sencar, ağustos ayındaki ankete göre AKP oylarının son üç aydır yükselişte olduğunu ve 3.5 puanlık artış kaydettiğini söyledi. Sencar ayrıca, sadece Erdoğan ve Kılıçdaroğlu karşılaştırılarak yapılan bir ankette CHP’nin parti oylarına yansımasa da cumhurbaşkanı adayı olarak Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’ın önünde gittiğini kaydetti.

Öte yandan, Erdoğan’ın attığı bazı adımların halkta olumlu karşılığını az da olsa bulduğunu, bu nedenle de muhalefetin dikkatli olması gerektiğini söyleyen Sencar’a göre, AKP kitlesinin sosyal medyaya çok fazla aşina olmaması nedeniyle hükümetin Kemal Kılıçdaroğlu dediği için yapılan şeylerden haberi olmuyor. Bu nedenle Sencar’a göre sosyal medyadaki muhalif tablo muhalefeti rehavete sürüklememeli.

“Kısaca bizim bulgularımızla (AK Parti) son dört ayda kararsızlar dağıtılmadan yüzde 25’ten kabaca yüzde 29’a çıktı” diyen Sencar şu değerlendirmeyi yaptı:

“Kılıçdaroğlu, ağustos ayında Erdoğan’dan 6 puan yukarıda. Siyaset sahnesinde Meral Hanım’ın cumhurbaşkanı adayı olmayacağını açıklayarak siyaset sahnesindeki oyun kurucu özelliğini kaybetmesiyle boşalan yeri Kemal Bey doldurdu… Bu şartlar altında bugün bu pazar seçim olsa ve seçime girsek Cumhur İttifakı’nın milletvekili sayısıyla Millet İttifakı’nın milletvekili sayısı arasında dikkate değer bir fark olmayacak. HDP’yle diğer sol partiler birleşirlerse bir ittifak oluşurursa onlar da yüzde 14-15’e tırmanabilirler.”

“HDP seçmeni halen seçimin kilit seçmeni olarak duruyor” diyen MAK Araştırma Başkanı Mehmet Ali Kulat’a göre ise AKP oyları yılın başından beri yapılan sekiz araştırmada yüzde 27 ile yüzde 29 arasında seyretti.

Kulat’ın verdiği bilgiye göre, “CHP ise yılın başından bu yana yüzde 25 ile yüzde 28 arasında seyretti ve şu anda AK Parti ile başbabaş hale gelmiş durumda.”

Gezici Araştırma Direktörü Murat Gezici’ye göre muhalefetin, iktidara destek veren seçmenin duygularını hafife almaması gerekiyor. “Güncel duruma baktığımızda iktidarın bir oy artışı olmadığını fakat mevcut oylarını da koruduğunu görüyoruz” diyen Gezici, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Özellikle son aylarda dış politikada işbirliğine dayalı ilişkileri geliştirmeye çalışması, seçmen ile daha yoğun bir empati kurmaya başlaması ve kararsız seçmenlere odaklanması, seçmen kitlesi nezdinde ‘Erdoğan, doğruları bulmaya çalışıyor’ algısını canlandırdı.”

Gezici, “Eski Türkiye diyebileceğimiz döneme dair canlı bir hafızaya sahip olan ve iktidara oy vermeyi sürdüren seçmen adeta ürkek bir güvercin gibi davranıyor…Evet çok ciddi bir ekonomik kriz var, korkunç bir enflasyon var; ancak kültürel-simgesel alanın gücünü de ihmal etmemek gerekiyor” diye konuştu.

HDP’nin seçimin kaderini belirleyip belirlemeyeceği yönündeki bir soruya ise Gezici, “HDP seçmeni en kararlı seçmen grubunu oluşturuyor. İkinci tur bir oylamada HDP’nin yüzde 22’sinin Cumhur İttifakı’na, kalan yüzde 78’sinin ise Millet İttifakı’na oy vereceğini öngörüyoruz” diyerek, mevcut durumda Millet İttifakı’nı desteklemesini beklediği cevabını verdi.

Gezici şöyle devam etti:

“Kürtlerin Türkiye’deki oranı neredeyse yüzde 22 ve onların da yüzde 55’i hala AK Parti’ye oy veriyor. Yüzde 30’u HDP’ye, yüzde 15’i ise diğer siyasi partilere oy veriyor. Kürtlerin bir kısmı halen Erdoğan’ı lider olarak görüyor, bir kısmı da mevcutlar arasında Erdoğan karsısındakine oy veririm diyor. Kürtlerin nereye oy vereceği o yüzden belli ve bu anlamda seçimlerin kaderi üzerinde belirleyici değiller.”

HDP her aşamada önemli olacak

Avrasya Kamuoyu Araştırma Başkanı Kemal Özkiraz, AKP’nin oylarında hafif bir artış yaşandığını ama anlamlı bir artışın olmadığını belirterek, “Uzunca bir süredir esasen muhalefet toplamıyla Cumhur İttifakı toplamı sabitlenmiş gibi gözüküyor” dedi.

HDP tarafında önemli olanın aday çıkartıp çıkartamayacağı olduğuna işaret eden Özkiraz, “HDP seçmeninin yüzde 75’i Kemal Kılıçdaroğlu’na oy veririm diyor Erdoğan’ın karşısında. Geri kalan yüzde 25’in çok büyük bir kısmı da partinin kurumsal kararını bekleyecek. Ama parti destek kararı açıkladığında muhtemelen yüzde 95’lere yakın bir destek olacak muhalefetin adaylığına” diye konuştu.

“HDP’nin tavrı, kurumsal tavrı seçimin ne kadar farkla biteceğini belirleyecek” diyen Özkiraz sözlerini cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turuna atıfta bulunarak, “HDP altılı masaya on beş gün önce mi kazandıracak? On beş gün sonra mı kazandıracak?” diye sürdürdü.

Özkiraz da sistemin şu anda muhalefette olan partilerin yasama organında kontrolü ele alabilmesi için mecliste 360 sandalye ile çoğunluğu elde edebilmesi gerektiğini belirterek, “Seçim sonrasında sistemi değiştirmek için HDP grubuna ihtiyaç var. Yani HDP her koşulda muhalefetin ihtiyaç duyduğu bir konumda olacak. Mesele cumhurbaşkanını seçtirmek değil, O cumhurbaşkanını bir de çalıştırabilmek mesele. Onun için herkes seçimden sonra HDP’yle mecburen bir oturacak” dedi.

HDP’nin seçmen tutumu ve aday tarifi

Partisinin seçim stratejisi ile ilgili Reuters’ın sorularını yanıtlayan HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, meclis ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin farklı dinamikleri olacağını ifade etti.

“Mesela parlamento seçimlerinde biz HDP olarak kendi ittifaklarımız dışında herhangi bir ittifak arayışında değiliz. Yani Millet İttifakı, Cumhur İttifakı ile bir alakamız yok parlamento seçimleri için. Ama cumhurbaşkanlığı seçimi farklı” diyen Oluç sözlerini şöyle sürdürdü:

“Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 50 artı 1 oya ihtiyaç var. Dolayısıyla burada kendi adayımızla elde edeceğimiz sonuçtan daha önemlisi ortak adaylarla elde edilecek sonuçtur. O yüzden de biz geçtiğimiz yıl bir deklarasyon yaptık.”

Oluç, partisinin cumhurbaşkanı adayı tanımını işe şu şekilde yaptı:

“İsim günü geldiğinde tartışılacaktır. İsim önemsiz demiyoruz. İsimden daha önemlisi seçilecek kişinin Türkiye’nin yeni döneminde yapması gereken işler üzerine anlaşılması gerekiyor. (Bunlar) güçlü bir demokrasi. Yani güçlü bir yerel ve merkezi demokrasinin inşa edilmesi, tarafsız ve bağımsız bir yargı, hukukun üstünlüğü ve hukuk devletinin sağlanması, Kürt sorununda demokratik bir çözümün ortaya çıkarılması. Bunun için en azından bazı adımların atılacağının ilan edilmesi.”

AK Parti: Daha sahaya inmedik

Üst düzey bir AKP’li yetkili de anketlerin sürekli değişkenlik gösterdiğini ve zaman içinde olumlu trendin görüleceğini belirterek, enflasyon gibi sorunların tüm dünyada olduğunu ve halkın bunu gördüğünü söyledi.

HDP’nin seçim sürecindeki önemi konusunda ise aynı yetkili, “Kürtlerden bizi destekleyen önemli bir kesim var, kimse bunu yabana atmasın. Tabi Doğu ve Güneydoğu’dan daha çok oy almak için biz de daha çok çaba göstereceğiz. Ama sadece onlara yönelik değil, tüm Türkiye’deki seçmeni kazanmaya çalışacağız, tepkili olan eski seçmeni, küskün olan seçmenimizi. Uzun bir süreç var ve daha ciddi olarak sahaya bile inmedik” diye konuştu.

Kamuoyu araştırmacısı Gezici de bu konuda HDP’den ziyade “merkez seçmenin” önemine dikkat çekti. Gezici, HDP’nin oylarının nasıl bir tercihte bulunacağının az çok kestirilebildiğini, bu nedenle Doğu Karadeniz ve İç Anadolu’daki merkez seçmenin seçimlerin kaderinde belirleyici olacağını ifade etti.

Paylaşın