İstanbul, Ankara Ve İzmir’de “Eylem” Yasağı

Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla ilgili olarak İstanbul’un ardından Ankara ve İzmir’de de eylem yasağı kararı alındı. Ankara ve İzmir valilikleri, eylem yasağının beş gün süreyle alındığını bildirdi.

Haber Merkezi / İstanbul Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla ilgili olarak İstanbul’un ardından Ankara ve İzmir’de de eylem yasağı kararı alındı.

İzmir Valiliği de, 21-25 Mart tarihleri arasından kentte yapılacak her türlü protesto ve toplantının yasaklandığını duyurdu. Valilikten yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi: “İl genelinde 21-25 Mart tarihleri arasında her türlü toplantı, gösteri yürüyüşü ve basın açıklaması yasaklanmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

İzmir’deki yasak kararının kamuoyuna yansımasından kısa bir süre sonra, Ankara’dan da bir yasak haberi geldi. Ankara Valiliği de, kentte 5 gün süreyle eylem yasağı kararı alındığı açıkladı.

Valilikten yapılan açıklamada, şu ifadeler kullanıldı: “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmalar çerçevesinde yapılan işlemleri protesto amacıyla bazı sosyal medya ve benzeri platformlar üzerinden yapılan provokatif paylaşımlardan ve edinilen diğer bilgilerden halkı provoke etmek suretiyle kanunsuz toplantı ve gösteri yürüyüşleri, akabinde şiddet eylemleri yapılacağı istihbar olunmuştur.

Bu kapsamda İlimiz genelinde; huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının tasarrufa müteallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla önleyici kolluk tedbirleri kapsamında konusu suç teşkil eden eylemlerin önlenmesi ile genel asayişin tesis edilmesi amacıyla (önceden izin verilenler hariç) kapalı ve açık yer toplantıları ile gösteri yürüyüşleri, basın açıklaması, çadır kurma, stant açma, oturma eylemi, imza kampanyası ve benzeri türdeki eylem ve etkinlikler ile el ilanı dağıtılması, pankart/afiş asılması 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17. ve 19. maddeleri ile 5442 sayılı İller İdaresi Kanunu’nun 11. maddesinin (A) ve (C) fıkraları gereğince 21 Mart 2025 Cuma günü saat 14.00’dan, 25 Mart 2025 Salı günü 23.59’a kadar yasaklanmıştır.

Yukarıda belirtilen emir ve yasaklara uymayanlar hakkında ilgili mevzuat çerçevesinde gerekli adli ve idari işlemler yapılacaktır.”

Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından İstanbul Valiliği kentte dört günlük yasak ilan etmişti. Ancak yasak kararına karşın İstanbul’da başlayan eylemler ülke geneline yayıldı. İstanbul’un dışında en büyük eylemler ise Ankara ve İzmir’de gerçekleştirilmişti. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) bugün tüm şehirlerde eylem çağrısı yapmıştı.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu’nun Ortağı Olduğu Şirkete El Konuldu

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ortağı olduğu şirkete el konuldu. Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 100’den fazla kişi hakkında gözaltı kararı verilmişti.

Haber Merkezi / İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, gözaltına alınan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı aday adayı Ekrem İmamoğlu’nun ortağı olduğu şirkete el konulduğunu duyurdu.

Açıklamada İmamoğlu İnşaat Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi’ne el konulmasıyla ilgili açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

“İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımızca 2024/228233 nolu soruşturma dosyasında; 19/03/2025 tarihinde soruşturma kapsamında temin edilen MASAK raporları uyarınca şüpheli Ekrem İmamoğlu’nun ortağı olduğu İMAMOĞLU İNŞAAT TİCARET VE SANAYİ ANONİM ŞİRKETİ’ne Cumhuriyet Başsavcılığımız talebi üzerine sulh ceza hakimliği kararı ile el konulmuştur. Kamu oyuna duyurulur…”

Soruşturmalar hakkında neler biliniyor?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 100’den fazla kişi gözaltına alındı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan ilk açıklamada İmamoğlu ile birlikte 100 şüpheli hakkında “suç örgütü liderliği’ suçlamasında bulunulurken, “suç örgütü irtikap, rüşvet, dolandırıcılık, ihaleye fesat karıştırma” gibi suçlardan gözaltı kararı verildiği kaydedildi.

Soruşturmalardan ilki “belediye iştiraklerinde usulsüz ihaleler, ihaleye fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık, kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme, rüşvet eylemlerini örgütlü bir şekilde işleme” gibi iddialarla ilgili. Bu soruşturma kapsamında İmamoğlu dahil 100 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

Başsavcılıktan yapılan açıklamada soruşturmanın kamuoyunda “CHP’de para sayma görüntüleri” olarak bilinen olayın ardından başlatıldığı vurgulandı. İmamoğlu hakkında “çıkar amaçlı suç örgütü lideri” ifadesi kullanılan açıklamada iddiaların Beylikdüzü Belediye Başkanlığı dönemine dayandığı kaydedildi.

Başsavcılık, büyükşehir belediyesinin iştirakleri olan MEDYA A.Ş, KÜLTÜR AŞ., KİPTAŞ ve İSFALT firmalarının da bu eylemlerde kullanıldığını iddia etti.

İkinci soruşturma 31 Mart yerel seçimlerinde hayata geçirilen “kent uzlaşısı” kapsamında terör soruşturması. Bu soruşturma kapsamında İmamoğlu dahil yedi kişi hakkında gözaltı kararı verildi. İkisinin ismi açıklanmadı.

DEM Parti’nin 31 Mart 2024 seçimlerinde gündeme getirdiği bir yerel seçim stratejisi olan kent uzlaşısı, “kentin tüm dinamiklerinin üzerinde uzlaştığı adaylarla seçimlere katılmayı” ifade ediyor.

Bu strateji çerçevesinde DEM Parti, Batı’daki bazı seçim noktalarında aday çıkarmayarak işbirliği temelinde CHP adaylarını destekledi. Başsavcılık bu faaliyetlerin PKK’nın metropollerdeki etkinliğini artırma amacı taşıdığını iddia etti.

Savcılık, CHP kontenjanından seçilen bazı belediye meclis üyeleri ile atanan belediye başkan yardımcılarının terörle bağlantılı olduğunu ve İBB iştiraki olan İPA ve BİMTAŞ bünyesinde de terör örgütü mensupları ve sempatizanlarının işe alındığını iddia etti.

Açıklamada İmamoğlu’nun diğer şüphelilerle birlikte yerel seçimlerde belediye meclis üyesi listelerini şahsen onayladığı vurgulandı, bu nedenle PKK/KCK terör örgütüne yardım etme suçunu işledikleri iddia edildi.

Üçüncü soruşturma 2013 yılında düzenlenen Gezi Parkı protestoları ile ilgili. Gazeteci İsmail Saymaz bu soruşturma kapsamında sabah saatlerinde gözaltına alındı. Saymaz, Taksim Dayanışması içinde görev almak ve eylemlerin derinleştirilmesi ve yaygınlaştırılması amacıyla faaliyette bulunmakla suçlandı.

Başsavcılığın açıklamasında ayrıca Osman Kavala’nın internet sitesinin hazırlanmasında rol aldığı, Gezi davasında tutuklu diğer kişilerle yoğun irtibatı olduğu, sosyal medya hesaplarında Gezi Parkı olayları ile ilgili çok sayıda paylaşımda bulunduğu suçlamaları yer aldı.

 

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu Dahil 100’den Fazla Gözaltı: Millet İradesine Darbe Vuruluyor

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 100’den fazla kişi gözaltına alındı. İmamoğlu, gözaltı kararı sonrası, sosyal medya hesabından “Millet iradesine darbe vuruluyor” paylaşımı yaptı.

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile basın danışmanı Murat Ongun’un da aralarında bulunduğu 100’den fazla kişi hakkında gözaltı karar verildi. Gözaltılar 2 ayrı soruşturma kapsamında gerçekleştirildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan ilk açıklamada İmamoğlu ile birlikte 100 şüpheli hakkında “suç örgütü liderliği’ suçlamasında bulunulurken, “suç örgütü irtikap, rüşvet, dolandırıcılık, ihaleye fesat karıştırma” gibi suçlardan gözaltı kararı verildiği kaydedildi.

Savcılıktan yapılan diğer açıklamada da Ekrem İmamoğlu ile 8 kişi hakkında, “PKK/KCK terör örgütüne yardım etmek” suçundan gözaltı kararı verildiği belirtildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada, 31 Mart yerel seçimlerinde uygulandığı belirtilen “kent uzlaşısı” çalışmaları gerekçe gösterilerek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Reform Enstitüsü Başkanı Mehmet Ali Çalışkan, Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Ebru Özdemir ve İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat’ın da aralarında bulunduğu 7 kişi hakkında gözaltı kararı verdiği bildirildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, “İmamoğlu’nun diğer şüphelilerle birlikte yerel seçimlerde, belediye meclis üyesi listelerinin kendisinin onayıyla belirlenmesi de nazara alındığında terör örgütünün yönetimince de ifade edilen metropollerde etkinliğinin arttırılması amacını taşıyan kent uzlaşısı faaliyetine bilerek iştirak etmek suretiyle PKK/KCK terör örgütüne yardım etme suçunu işledikleri…” ifadelerine yer verildi.

“Millet iradesine darbe vuruluyor”

Ekrem İmamoğlu, hakkında verilen gözaltına kararına ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı. İmamoğlu, saat 07.12’de “Millet iradesine darbe vuruluyor” notuyla yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

Üzülerek söylüyorum, milletimizi iradesini gasp etmeye çalışan bir avuç akıl, benim sevgili polislerimi, bu ülkenin emniyet güçlerini bu kötülüğe alet ederek, 16 milyon İstanbullunun konutunun kapısına yüzlerce polis yığmıştır.

Zorbalıkla karşı karşıyız ama yılmayacağımı bilmenizi istiyorum. Hepinizi çok seviyorum. Ben kendimi milletime emanet ediyorum. Dimdik ayakta olacağımı bütün milletim bilsin. O kişiye ve onun bütün bu süreci aparat gibi kullanan aklıyla mücadeleye devam edeceğim.”

İBB’den yapılan açıklamada, “Bugün, ülkemiz ve milletimiz adına son derece üzücü bir sürece tanıklık etmekteyiz. Hukukun üstünlüğü ve demokratik iradeye olan inancımız doğrultusunda, yaşanan gelişmeleri dikkatle takip ediyoruz” ifadeleri yer aldı.

Açıklamanın devamında, “Adaletin en kısa sürede yeniden tesis edileceğine ve başta Sayın Başkanımız olmak üzere tüm çalışma arkadaşlarımızın görevlerine döneceğine olan inancımız tamdır” denildi.

Açıklama, “Bu süreçte, bizlere düşen en önemli sorumluluk, 16 milyon İstanbulluya bugüne kadar olduğu gibi kesintisiz ve kaliteli hizmet sunmaya devam etmektir. Tüm çalışma arkadaşlarımızla birlikte görevimizin başında olacak, şehrimize olan sorumluluğumuzu aynı kararlılıkla sürdüreceğiz” ifadeleriyle devam etti.

Açıklama, “Her şeyin en kısa sürede daha güzel olacağına olan inancımızla, saygılarımızı sunarız” ifadeleriyle son buldu.

Valilik, gösteri yasağı getirdi

İstanbul Valiliği şehirde geniş güvenlik önlemleri alındığını duyurdu. Valiliğini internet sitesinden yapılan açıklamada “il genelinde kamu düzenini muhafaza etmek ve oluşabilecek provokatif eylemlerin önüne geçmek” için 19-23 Mart tarihleri arasında İstanbul’da “her türlü toplantı, gösteri ve basın açıklaması” yapılmasının yasaklandığı duyuruldu.

Valiliğin kararı çerçevesinde 19 Mart 06:00’dan itibaren geçerli olmak kaydıyla Yenikapı-Atatürk Havalimanı ve Yenikapı-Kirazlı metro hatlarının Emniyet-Fatih istasyonu sefere kapatıldı. Bu istasyondan, İmamoğlu’nun götürüldüğü İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün de bulunduğu Vatan Caddesi’ne çıkılabiliyor.

Paylaşın

Diploma Soruşturması: İptal Edilirse Hukuki Süreç Nasıl İşleyecek?

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan, diploma soruşturması hakkında bilinmesi gerekenlere ilişkin bir bilgi notu hazırladı.

BirGün’ün aktardığına göre; Mehmet Pehlivan’ın hazırladığı bilgi notundan öne çıkan bölümler şöyle:

Diploma hakkında iptal kararını kim verebilir?

“Diploma hakkında karar verebilecek tek mercii, İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Yönetim Kuruludur. Savcılığın, YÖK’ün, Rektörlüğün bu konuda bir karar verme yetkisi yoktur. Fakülte Yönetim Kurulu, 7 üyeden oluşmaktadır.

İptal kararı sonrası hukuki süreç nasıl işleyecek?

Diplomanın iptali, idari işlemin geri alınması şeklinde yeni bir idari işlemdir. Bu nedenle idari işleme karşı, İstanbul İdare Mahkemelerinde dava açılacaktır. Davanın aleyhe sonuçlanması halinde, istinaf yoluyla Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurulacaktır. İstinaf incelemesi neticesinde Danıştay 8. Dairesi’ne temyiz incelemesine gidecektir. Dava sürecinde bir yürütmeyi durdurma kararı verilmemesi halinde yükseköğrenim mezuniyeti bulunmayacaktır.

Bu soruşturmanın yetki saptırması olduğu, dolayısıyla “yargı tacizi” olarak kategori konumlandırılması nedeniyle de AİHS’in 18. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de çift şeritli başvuru yapılacaktır.”

İmamoğlu’nun avukatı ayrıca, “Bu sürecin Sn. İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığını engellemeye yönelik bir hamle olması nedeniyle bu hukuksuzluğa iştirak ederek demokratik seçim sürecine müdahale eden herkes hakkında görevi kötüye kullanma suçunun yanı sıra “Anayasayı Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs” suçundan da suç duyurularında bulunulacaktır” açıklamasını yaptı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, “resmi belgede sahtecilik” suçundan açılan soruşturma kapsamında İstanbul Üniversitesi’ne gönderdiği ikinci yazıda işlemlerin hızlandırılmasını talep etmişti. Ayrıca Soruşturma kapsamında 5 Mart’ta İmamoğlu’nun ifadesi alınmıştı.

İmamoğlu hakkındaki diğer davalar neler?

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek ile ilgili sözleri nedeniyle de soruşturma başlatılmıştı.

Soruşturma kapsamında kabul edilen iddianamede İmamoğlu “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı alenen hakaret”, “tehdit” ve “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermekle” suçlanıyor ve 7 yıl 4 aya kadar hapisle cezalandırılması ve siyasi yasak talep ediliyor. Davanın ilk duruşması 11 Nisan’da görülecek.

İmamoğlu hakkında, CHP davalarında yer aldığını söylediği bilirkişi hakkındaki sözleri nedeniyle açılan başka bir soruşturmada da “yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs” suçlamasıyla da 4 yıla kadar hapis cezası ve siyasi yasak istendi.

Ayrıca kamuoyunda “ahmak davası” olarak bilinen ve 2019’a kadar uzanan davanın yanı sıra, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı (2014-2019) dönemindeki bir ihale nedeniyle açılan bir dava ve Kasım 2024’te İBB’nin bazı etkinliklerde usulsüz harcama yapılarak kamu zararına yol açıldığı iddialarına ilişkin başlatılan bir soruşturma da var.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Soruşturmalar” Tepkisi: Savcı O

Bursa’da konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, kendisine ve CHP’ye yönelik soruşturmalara dikkat çekerek, “FETÖ kumpaslarıyla organize edilmiş Ergenekon davaları için ben bu davaların savcısıyım diyen zat şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve bana açılan davaların savcılığına soyunmuştur. Savcı aramayın, savcı o” dedi ve ekledi:

“Siyasi amaçlarla, siyasi amaçlarla yargı eliyle geçmişte bu iki ortak, bu iki ortak yargı eliyle siyasi amaçlarına ulaşmayı çok iyi bilirlerdi. Şimdi aynı taktiklerle sandıkta yenemedikleri, bundan sonra da asla yenemeyecekleri Cumhuriyet Halk Partisi’ne yargı eliyle boyun eğdirmek istiyorlar.”

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) cumhurbaşkanı aday adayı İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, ön seçim çalışmaları kapsamında Bursa’da konuştu. Cumhuriyet’in aktardığına göre; İmamoğlu, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emeklilere verilen bayram ikramiyesine ilişkin “3 bindi 4 oldu daha ne olacak” sözlerine şu sözlerle tepki gösterdi:

“Halkına fırça atarak söylüyor. 3.000′ liraydı 4.000 oldu. Daha ne olacak diyor? Daha ne olacak diyor? Bu bakış açısı ne biliyor musunuz? Bizdeki terbiye, bizdeki terbiye, anlayış ki zaten öyle. Bizdeki anlayış milletin parasını millete dağıtmak anlayışı. Burada saygıdeğer başta Bursa ve Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanlarımız ve diğer belediye başkanlarımız, bütün her bir arkadaşımız prensibimiz, ilkemiz milletin ihtiyaçları için milletin parasını millete adil olarak dağıtma prensibidir. O ahlaktan asla vazgeçmeyiz.

Sevgili dostlar, bunlar ise emekliye bile verilen maaşı kendi parası gibi verdiğini düşünerek o emekliye hakaret etmeyi normal görüyor. Bu var ya dünyada, yeryüzünde görülmüş bir şey değil. Bu edebin, edebin ayaklar altına alınması demektir. Utanç duyulacak bir durumdur.

Emekçiler ve iş insanları ekonomik, siyasi, hukuki ortama güvenmedikleri için, önlerini göremedikleri için zor durumdalar. Ve bu ülkede düşünsenize üreten insanı, sanayiciyi, istihdam sağlayan, bu ülkenin üreten insanlarını bile korkutmayı, baskı altına almayı kendine siyasi strateji gören bir akılla karşı karşıyayız. Ama bunların umurunda değil. Bunların umurunda olan tek şey ne biliyor musunuz?”

Ekrem İmamoğlu, kendisini hedef alan Erdoğan’a şu sözlerle seslendi: “Kendine ait zannettiği koltuğunu korumak, saraydan çıkmamak. Millet seni evine yollayacak, evine yollayacak. Millet adaletsizliğin pençesinde, can derdinde. Sevgili hemşehrilerim, gelir dağılımında adalet yok, eğitimde adalet yok, sağlıkta adalet yok. Devlet kurumlarının uygulamalarında, işe alımlarda adalet yok. Yahu seçimden bu yana neredeyse 2 sene geçiyor, öyle değil mi? Genel seçimlerde zorda kalınca mülakatı kaldıracağım demedi mi?

Ya devletin başındaki insan sözünü tutmaz mı ya? Böyle bir şey olabilir mi? Bakın, sevgili gençlerin ve hanımefendilerin, beyefendilerin haykırışından sonra bunu söylemek ayıp ama mahkemelerde adalet yok. Mahkemelerde adalet yok. Bu iktidarın elini kolunu soktuğu hiçbir yerde adalet yok. Bunların içinde adalet duygusu kalmadığı gibi amacı adaleti sağlamak olan yüce Türk yargısının saygıdeğer, namuslu hakimlerini, savcılarını bile zor durumda bırakıyorlar.

Hedef alınan kent lokantalarını da işaret eden İmamoğlu, şöyle devam etti: “Adaleti sağlamak için uğraşan her kişiye düşman oluyorlar. Sevgili dostlarım, insanlarımız zor şartlarda kendi paralarıyla, onurlarıyla bir öğün karınlarını doldurabilsinler diye biliyorsunuz, gurur da duyuyorum, kent lokantaları açtık, kent lokantaları. Burada ve bulunmayan Türkiye’nin her yerindeki yerel yönetici arkadaşlarım kent lokantası markasıyla her yerde kent lokantalarını açtılar.

100 metre ve iktidarın, hükümetin düştüğü acizliğe bak. Bütün güçleriyle nereye saldırıyorlar? En büyüğü 100 metrekare olan kent lokantasına saldırıyorlar. Demediklerini, yapmadıklarını bırakmadılar. Hâlâ da uğraşıyorlar. Hâlâ da orada gitti yemek yedi diye bir insana soruşturma açıyorlar. Yahu utanılacak bir durumdalar, utanılacak.

Memleketimizi sıkıntıya sokuyorlar. Biz neyle uğraşıyoruz, onlar neyle uğraşıyorlar? Biz, işte bütün belediye başkanlarımız dar gelirli ailelerin çocukları okul öncesi eğitim alabilsin, anneleri iş bulup çalışabilsin diye kreşler açtık, açmaya devam ediyoruz. Onlar ne yapıyor? Kapatmak için uğraşıyorlar. Kapatmak için genelge yazıyor belediye başkanlarına. Sonra yaptıkları hatayı, milletin tepkisini görüyorlar.

Kendileri bunları geri nasıl çeviririz diye kıvır kıvır kıvırıyorlar. Yahu bir memleket, ülkenin yöneticileri bir ülkenin yöneticileri. İmamoğlu geliyor. Tarihi gençler yazacak, gençler. Türkiye Cumhuriyeti’nin gençleri yazacak.

Bu ülkede hiçbir zaman, burada çok saygıdeğer geçmiş dönemlerde bakanlık yapmış büyüklerimiz var, hiçbir dönemde hiçbir siyasi anlayış bir başka siyasi anlazyışın hizmetine, değer gören hizmetine, savaş açar mı? Topla tüfekle saldırır mı? Kreşe saldırıyorlar. Kent lokantasına saldırıyorlar. Niye biliyor musunuz? Onların dev proje, mega proje dedikleri, milletin cebindeki parayı boşaltan projeleri, kent lokantası, 100 metrekarelik kent lokantası, bir küçücük kreş onların mega projelerini tuş etti diye, yendi diye, saldırılar ondan.”

‘İktidar’ vurgusu yapan Ekrem İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biraz sıcak, bir de bu güzel insanların sıcaklığı, eğer bunalan varsa kolları sıvasın, ceketini çıkarsın. Zaten 23 Mart’ta da hep beraber çıkaracağız. Bir örnek daha vereceğim sevgili hemşehrilerim. Hani hizmete olan saldırıdan bahsettik ya, küçük çocuğu olan, küçük çocuğu olan annelere ulaşımı ücretsiz yapacağım dedim. Kıymetli Bursalı hemşehrilerim, İstanbul zor bir şehir. Birçok şehirden çok daha yüksek seviyede geçim sıkıntısı olan bir şehir aslında.

Hatırlayın, 2023 seçiminde, 2019 seçiminde İstanbul’da Cumhurbaşkanı her seçimde gelip onlarca miting yaptı ve bu mitinglerde bana hitaben dedi ki: “Kimin parasını kime veriyorsun?” Ben ne dedim? “Milletin parasını millete veriyorum kardeşim! Millete veriyorum! Sana mı soracağım?” dedim. Bunlar milletin hakkına girmeyi, milletin hakkının kendi yetkisinde olduğunu düşünmeye o kadar alışmışlar ki milletin parasını millete vermemizi akılları almıyor.

Onlardaki kriter ne biliyor musunuz? Milletin parasını kendi yakını olan bir avuç insana vermek. Onların derdi bu. Biz, biz bu yola milletin hakkını millete vermek için çıktık. Bu büyük ve aziz milletin, benim kıymetli dostlarım, geçim derdi çekmeden, gelecek endişesi duymadan yaşama hakkına kavuşsunlar diye yola çıktık. Hakkı var, öyle değil mi? Hakkı var. Ne yapacağız?

İktidar olacağız, millet hakkını alacak. Milletin hakkını millete vereceğiz. Bu milletin en kaliteli eğitim ve sağlık hizmetlerine kolayca ulaşmaya, afetlere karşı güçlü bir şekilde karşı koymaya hakkı yok mu? Elbette var. İşte iktidar olacağız, millet hakkını alacak. Bu milletin mahkemelere gözü kapalı güvenmeye hakkı yok mu?

Elbette var. İktidar olacağız, millet hakkını alacak. Bu milletin kökeni, inancı, cinsiyeti, siyasi görüşü ne olursa olsun herkesin kendini güvende hissettiği, huzurlu bir ortamda yaşamaya hakkı yok mu? Elbette var. İşte ne olacak sevgili gençler? İktidar olacağız, iktidar. Millet hakkını alacak. Cumhuriyet Halk Partisi başaracak. Milletin hakkı milletin olacak.”

“Savcı aramayın, savcı o”

Kendisine ve CHP’ye yönelik soruşturmalara dikkat çeken İmamoğlu, şöyle konuştu: “Olan şeyleri anlatamıyorum çünkü hem dedikoduya girebilir, bir dedikodu olmadığından eminim. Yani öyle davalar var ki, öyle saldırılar var ki utanç verici. Ha, bildiğim bir şey var. Bu davaların kağıt üzerinde takip eden bir savcısı var ama davaların gerçek savcısını herkes biliyor.

FETÖ kumpaslarıyla organize edilmiş Ergenekon davaları için ben bu davaların savcısıyım diyen zat şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve bana açılan davaların savcılığına soyunmuştur. Savcı aramayın, savcı o. Siyasi amaçlarla, siyasi amaçlarla yargı eliyle geçmişte bu iki ortak, bu iki ortak yargı eliyle siyasi amaçlarına ulaşmayı çok iyi bilirlerdi. Şimdi aynı taktiklerle sandıkta yenemedikleri, bundan sonra da asla yenemeyecekleri Cumhuriyet Halk Partisi’ne yargı eliyle boyun eğdirmek istiyorlar.

Cumhuriyet Halk Partisi’ne boyun eğdirirsek, millete de boyun eğdiririz diye düşünüyorlar. Ama ne biz boyun eğeriz, ne de bu aziz millete boyun eğdirecek, bırak kişiyi, ne devlet, ne başka bir unsur, anasının karnından doğmadı, doğmayacak. Bu aziz millet büyüktür. Bizler bizler zalimin değil, bizler bizler yalnızca milletin iradesi karşısında boyun eğeriz.

Bakın, ben 2019’dan bu yana her Allah’ın günü bir soruşturmayla, bir davayla karşı karşıyayım. Sevgili başkanlarımız, deneyimli politikacı büyüklerimiz, devletin farklı aşamalarında görev yapmış dostlarımız, abilerimiz, ablalarımız, belediyemiz son 6 yılda 1.200 teftiş, inceleme, soruşturma geçirdi. Hepsinden elleri boş döndüler, hepsinden.

Ama içlerini öyle bir korku bürümüş ki bana dava açmadan duramıyorlar. Şimdilik şimdilik 25 yıl hapis, 5 kez de siyaset yasağı isteniyor hakkımda. Belli ki belli ki belli ki Ekrem’den böyle kurtulursak önümüzdeki 5 seçimi garanti alırız diye düşünüyorlar. Herhalde matematiğini böyle hesap ettiler. Yahu sizin Ekrem İmamoğlu ile hesabınız olsa, olmasa ne olur?

Üniversite diploması ile ilgili başlatılan soruşturma ve yürütülen tartışmaları da hatırlatan Ekrem İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı: “Gözlerime bakın. Milletin sizinle hesabı var, milletin! Bu büyük milletin sizinle hesabı var! O hesabı görecek. Öyle sabırsızlar ki öyle sabırsızlar ki Beni izliyordur diye kameraya baktım ha yanlış anlamayın. Beni izliyor onun için kameraya baktım. Ya da izleyen arkadaşları görsün. 35 yıl sonra benim diplomamı iptal ettirmeye çalışıyorlar. Öyle aceleri var ki, öyle aceleri var ki; savcılık 2. kez yazı yazmış üniversiteye. Ekrem İmamoğlu’nun diplomasıyla ilgili işleri hızlandır.

Savcılık ikinci kez yazı yazmış üniversiteye. Ekrem İmamoğlu’nun diplomasıyla ilgili işleri hızlandır, acele et. Halbuki üniversite bu konuda zaten 5 yıl önce karar almış. Ekrem İmamoğlu’nun diplomasıyla ilgili hiçbir usulsüzlük yoktur demiş 5 yıl önce. Ama davanın asıl savcısı var ya Ankara’da, malum şahsın acelesi var. 23 Mart’tan önce diplomayı iptal edilsin diyor. Ekrem karşıma rakip çıkmasın. O günü bugünden kesmek istiyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayını da kendi belirleyecek aklı sıra. Cumhuriyet Halk Partisi’nden senin karşına bu Ekrem’in önünü kesersen, bu partide milyonlarca Ekrem var, milyonlarca Ekrem var. Bunu bilmiyor. Ama ama meselenin, bakın burayı iyi dinleyin. Anneler, babalar, hanımefendiler, hayatını bu ülkeye feda etmiş, görevler yapmış beyefendiler, meselenin beni aşan önemli yönleri var. Fakültenin verdiği, üniversiteden, üniversitesinden Yükseköğretim Kurumu’na, Milli Savunma Bakanlığından Yüksek Seçim Kurulu’na, pek çok devlet kurumunun geçerli kabul ederek işlem yaptığı bir diploma bu.

Böyle bir resmi belge, 35 yıl sonra bir kişinin siyasi amaçları, siyasi ihtirası, siyasi çıkarlarıyla iptal edilirse artık bu ülkede hiç kimse elindeki resmi evraka güvenemez. Benim 35 yıllık diplomamı iptal ettirmeye çalışanlar başarılı olursa yarın da sizin 40 yıllık, 50 yıllık, 60 yıllık zeytin tarlalarınıza, aileden kalma tarım alanlarınıza, bağınıza, bahçenize, bankadaki paranıza çöker bunlar, çöker bunlar.

İktidarın kendisi değil, devlette, yargıda etkisi olan, adamını bulan her şahıs bir kumpas kurar, elinizdeki 40 yıllık, 50 yıllık tapuyu, mahkeme kararını iptal ettirir. Devletin verdiği evraklar siyasi amaçlarla, kişisel hırslarla, ihtiraslarla böyle kolayca geçersiz ilan edilirse bu milletin devletine güveni kalır mı? Kalmaz. Beni, Ekrem’i seçim yarışı dışına itmek için Türkiye Cumhuriyeti, hepimizin canını vermeye hazır olduğu, bu memleket için kendini feda etmeye hazır olduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bu hale düşürmeye razı bunlar.

Aynı zamanda 572 yıllık İstanbul Üniversitesi’ni rezil etmeye bile hazırlar. Oradaki bilim insanlarını, oradaki dekanları, rektörleri, oradaki akademisyenleri rezil etmeye hazırlar. Onları itibarsız etmeye hazırlar. Ayıptır, yazıktır, günahtır. Allah sizi bildiği gibi yapsın. Allah sizi ıslah etsin. Allah sizi bir an önce bu memleketin başından uzaklaştırmamıza yardım etsin. Yüce Allah’a güveniyorum. Yüce Allah’a sığınıyorum. Milletimize güveniyoruz.”

Erdoğan’a Bursa’dan “Çık karşıma mertçe yarış” sözleriyle seslenen İmamoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “23 Mart’ta gerçekleştireceğimiz ön seçim, sevgili hemşehrilerim onun için çok önemli. İktidar için de işte onun için önemli. 23 Mart’ı onun için takip ediyorlar. Cumhuriyet Halk Partililerin güçlü iradesi ortaya çıkmasın diye, millet bizim iktidar kararlılığımızı görmesin diye her şeyi yapıyorlar. Onların kirli planları varsa, bu milletin, bu canım milletin tertemiz yüreği var, tertemiz. Onların kendi savcısı, kendi yargısı varsa…

Onların kendi savcısı veya kendi yargısı olduğunu düşünüyorlarsa bilinmelidir ki yüce Türk yargısının çok güvenilir hakimleri, savcıları bu durumdan rahatsızdır. Onlar günü gelecek bu ülkenin adil yargı sisteminin neferleri olacaklar. Ama söyleyeyim, aynı zamanda bu milletin de vicdanı var. Ne yaparsan yap, millet sandıkta hükmünü verecek. Herkes boyunun ölçüsünü alacak. Bu davaların öz savcısı, ey bu davaların öz savcısı Erdoğan! Yargının, kurumların arkasına saklanma. Bursa’dan söylüyorum, çık karşıma mertçe yarış! Bırak benim diplomamı, mertçe yarış.

Bizim milletimiz… Bizim milletimiz… bakın bizim milletimiz yarışta kaybedeni de sever, kazananı da sever. Yeter ki mertçe yarış. Ama kazanmak için her yolu mübah gören, mertlikten ayrılanın bu milletin gönlünde yeri olmaz. Bakın, her yolu mübah görmenin, her yolu mübah görmenin aslında bu memleketin vicdanında, geçmişinde açtığı yaraları çok iyi biliyor bu insanlar. Bizde güzel bir söz vardır. Güzel bir söz vardır, halkımız bunu çok kullanır. Kaybedeceksen şerefinle kaybet ama kazanmak için asla şerefini kaybetme. Bu…”

Paylaşın

Sahte Diploma Soruşturması: Savcılıktan Yeni Hamle

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun lisans diplomasının sahte olduğuna ilişkin iddialar üzerine başlatılan soruşturma sürüyor.

Haber Merkezi / Başsavcılık son olarak, soruşturma kapsamında İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne ikinci kez yazı göndererek, üniversiteden söz konusu işlemlerin hızlandırılmasını istedi.

Ekrem İmamoğlu’nun lisans diplomasının sahte olduğu yönündeki ihbarlar ve Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) hazırladığı raporda yer alan tespitler nedeniyle “resmi belgede sahtecilik” suçlamasıyla soruşturma başlatılmıştı.

İmamoğlu, soruşturma kapsamında Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nda ifade vermişti. İfadesine ne ile suçlandığının dahi belli olmadığını söyleyerek başlayan İmamoğlu’nun ifadesinde, “Bugünün kanunlarının 35 yıl önceye işletilmeye çalışıldığı bir rapor hazırlanmış ve bu rapor esas alınarak hakkımda suçlama yöneltilmiştir. Oysa bugün burada ifade vermesi gerekenler, o raporu hazırlayanlardır” demişti.

Basına sızan sorgulama tutanağına göre İmamoğlu ifadesinde Kıbrıs’taki öğrenim sürecini şu şekilde anlatmıştı: “Kıbrıs’ta öğrenim hayatıma öncelikle Doğu Akdeniz Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümüne girmek niyetiyle kayıt olmaya gittim. Sonrasında Doğu Akdeniz ve Girne Amerikan Üniversitelerinin seviye tespit sınavlarına girdim. İnşaat mühendisliği okumak istememem sebebiyle 1988 yılında Girne Amerikan Üniversitesi İşletme Yönetimi Bölümü’ne kayıt yaptırdım.”

Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde inşaat mühendisliğine kayıt yaptırmadığını söyleyen İmamoğlu, bu bölümde kaydı olduğuna dair basında yer alan iddiaların asılsız olduğunu ifade etmişti.

İmamoğlu Kıbrıs’ta işletme okurken İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesine yaptığı yatay geçiş için ise, “Geçiş sürecim ile alakalı 1989 yılında Girne Amerikan Üniversitesinden İstanbul Üniversitesine geçiş yapanları duymuştum. Ben de 1990 yılında geçiş ilanlarını takip ederek başvurumu yaptım. Başkaca söylemek istediğim bir husus yoktur” demişti.

İBB Başkanı ifadesinde, lisans mezuniyetinin ardından İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Bölümü Personel Yönetimi Yüksek Lisans sınavını kazandığını ancak iş yoğunluğu nedeniyle programa devam edemediğini, ancak “2010’lu yıllarda çıkan aftan yararlanarak” yüksek lisanstan mezun olduğunu da anlatmıştı.

İfade sırasında İmamoğlu’nun yanında bulunan avukatları Mehmet Pehlivan ve Nusret Yılmaz, müvekkillerine yönelik suçlamanın dayanağı olarak gösterilen Yükseköğretim Denetleme Kurulu Araştırma Raporu’nun hukuka aykırı olduğunu dile getirmişti.

Avukatlar, 1990 yılında yürürlükte olan yatay geçiş yönetmeliğinin tüm şartlarının sağlandığını ancak 2010 yılında yürürlüğe giren bir mevzuatın geriye dönük olarak uygulanmaya çalışıldığının altını çizmişti.

YÖK raporu

YÖK raporunda, İmamoğlu’nun 5. maddede yer alan şartları taşıdığı ancak üniversitenin o tarihte geçiş yapılabilecek üniversitelerden olmadığı belirtiliyor ve şu ifadeler yer alıyor:

“İlgilinin yatay geçiş yaptığı 1990 yılında University College of Northem Cyprus’ın YÖK tarafından tanınan üniversitelerden biri olmadığı, ilgili üniversitenin tanınırlığının ancak 1993 yılında Yükseköğretim Yürütme Kurulu tarafından karara bağlandığı, ilgilinin yatay geçiş yaptığı 1990 yılında UCNC’nin yatay geçiş yapılabilecek üniversiteler arasında olmadığı anlaşılmıştır.”

“İmamoğlu’nun diploması ile ilgili kendisinin sunduğu tüm resmi belgelerin gerçek olduğu ortaya çıktı” diyen avukat Mehmet Pehlivan ise “YÖK raporunda Ekrem İmamoğlu’nun yatay geçiş kriterlerini yerine getirdiği ve üniversiteye sunduğu tüm belgelerin doğru ve geçerli olduğu belirtilmektedir. Devlet kayıtları da bunu doğruluyor. Artık ne kamu ne de kamuoyunun bu konuda bir soru işareti yok” diye konuştu.

YÖK raporuna imza atan yetkililer hakkında yapılan suç duyurusu ise adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs, görevi kötüye kullanma, halkı yanıltıcı bilgi yayma, resmi belgeyi gizleme, yalan beyan ve iftira suçlamaları üzerine yapıldı.

Ne olmuştu?

İmamoğlu hakkında, “lisans diplomasının sahte olduğu” yönündeki ihbarlar ve YÖK tarafından hazırlanan raporlar doğrultusunda 22 Şubat’ta soruşturma başlatılmıştı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan daha önce yapılan açıklamada, İmamoğlu’nun “lisans diplomasının sahteliği hususunda yapılan ihbarlar kapsamında” ve Yüksek Öğrenim Kurulu’nca hazırlanan rapor ile “diplomanın sahteliğine ilişkin tespitlerin yer aldığı rapor üzerine” soruşturmanın başlatıldığı belirtilmişti.

1994’te İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nden mezun olan İmamoğlu’nun buraya Girne Amerikan Üniversitesi’nden yatay geçişiyle ilgili usulsüzlükler olduğuna dair iddialar dile getirilmişti. Bunun üzerine İBB Tekzip hesabı, İmamoğlu’nun üniversite diplomasının görselini paylaşmıştı.

Soruşturmanın ardından İmamoğlu’nun danışmanı Murat Ongun İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İstanbul Üniversitesi’nden İmamoğlu’nun diplomasının iptalini istediği iddiasını 26 Şubat’taki sosyal medya paylaşımı ile yalanlamıştı.

Murat Ongun, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Savcılık üniversiteden konuyla ilgili belgeleri talep etmiştir” ifadelerini kullanmıştı. Ongun, başka bir paylaşımda iddianın Hürriyet yazarı Nedim Şener tarafından ortaya atıldığını öne sürdü ve şu ifadeleri kullanmıştı:

“Başsavcılığın da yalanladığı bu şahısla ve benzerleriyle ilgili olarak, kamuoyunu alenen yanıltmaya dönük yazılar ve yargıya müdahaleye dönük faaliyetler nedeniyle hukuki hakkımızı kullanacağımızı kamuoyuna duyururuz.”

Nedim Şener, 26 Şubat’ta Hürriyet’te yayımlanan köşe yazısında “Savcılık soruşturmayı genişletirken hem YÖK hem de İstanbul Üniversitesi’ne, Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptali için yazı yollamış” ifadelerini kullanmıştı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da basına yansıyan açıklamalarında iptal talebinde bulunmadıklarını, üniversiteden soruşturmayla ilgili belgeleri talep ettiklerini söylemişti. İstanbul Üniversitesi’nden yapılan açıklamada, “Üniversitemiz bünyesinde gerekli inceleme ve işlemler tesis edilerek neticesinden ilgili kurumlara ve kamuoyuna bilgi verilecektir” denilmişti.

İmamoğlu’nun avukatları 26 Şubat’ta Saraçhane’de bir basın toplantısı düzenlemişti. Toplantıda konuşan İmamoğlu’nun avukatlarından Adem Sözüer, yatay geçişiyle ilgili “hileli veya hukuka aykırı bir davranışı” olmadığını belirterek şu ifadeleri kullanmıştı:

“İlan olmuş başvurmuş. Daha sonra fakülteye başlamış, derslere devam etmiş, sınavları başarıyla geçmiş. Diplomasını almış, yüksek lisansını almış. O zaman bu nasıl oluyor da Ekrem İmamoğlu bakımından bir ceza, savcılık soruşturması haline geliyor?”

Sözüer, İmamoğlu’na yönelik soruşturmanın temelinde olan YÖK raporunu incelediğini ve raporda İmamoğlu’nun koşulları sağladığının belirtildiğine dikkat çekmişti: “O halde Ekrem İmamoğlu’nun soruşturulacak, ceza hukuku meselesi yapacak, ceza hukuku sorumluluğu doğuracak hiçbir durum yok ki bu savcılık meselesi yapılıyor.”

İmamoğlu’nun avukatlarından Mehmet Pehlivan da İmamoğlu’nun diplomasına yönelik iddiaların ilk olarak 2019 yerel seçimlerinden sonra ortaya atıldığını hatırlattı ve şunları kaydetmişti: “Bugün yeni bir tartışma gibi ısıtılıp kamuoyu gündemine sokulan bu konu, siyasi saiklerle YÖK’ün devreye sokulduğunu düşündüğümüz bir duruma evrilmiştir.”

Pehlivan, İmamoğlu’nun yatay geçiş sürecinde geçerli olan kriterlerin İstanbul Üniversitesi tarafından 1982’de Resmi Gazete’de yayınlanan ilgili yönetmelik baz alınarak uygulandığına dikkat çekti ve şunları eklemişti: “Bu kriterler tüm üniversitelere geçişte aynı. Üniversite bu kriterleri tutturamayanlara torpil yapamaz yani.”

Pehlivan, İmamoğlu’nun ÖSYM puanı yetmediği halde yatay geçiş yaptığı iddiasıyla ilgili de konuşmuştu. İmamoğlunun avukatı, yatay geçiş başvuru şartlarında puan kriteri bulunmadığını söylemişti.

Pehlivan ayrıca İmamoğlu’nun dönemin İstanbul Üniversitesi rektörüyle görüştüğü iddialarını da yalanladı ve “birbirini hiç tanımayan iki kişinin gece yarısı buluştuğu iddia edildi, hukuki haklarımızı kullanacağız” diye konuşmuştu.

Prof. Dr. Adem Sözüer, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturmaya dair belgesinde İmamoğlu’nun neden ifadeye davet edildiğinin yazılmadığını belirtmişti:

“Normalde böyle bir davet olduğunda kanuna göre neyle suçlandığınız yazılıyor. Burada ‘yürütülmekte olan bir soruşturma, şüpheli olarak gelin’ [deniyor]… Burada bir fiilin söylenmesi lazım ama bir suç tespit edilemediği için olacak anlaşılan, ‘yine de çağıralım’ demişler.”

Paylaşın

İBB Başkanı İmamoğlu: Tarihin En Büyük Hezimetini Yaşayacaklar

“Sen Seç Tarihe Geç” adaylık toplantısında konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Siyaseti dizayn etmeye çalışan başta Cumhurbaşkanı ve bu yönetim anlayışı o gün anlayacaklar ki bu milletimizin, bu dahi milletimizin, Türk milletinin o kafasında hiçbir şeyi dizayn edememişler. Tarihin neyini yaşayacaklar biliyor musunuz? Tarihin en büyük hezimetini yaşayacaklar” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) cumhurbaşkanı adayı belirleme ön seçiminde aday olan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, adaylık süreci ve planlamalarıyla bilgi vermek üzere CHP milletvekilleri, PM (Parti Meclisi) üyeleri, MYK (Merkez Yürütme Kurulu) üyeleri, il, ilçe başkanlarıyla bir araya geldi.

‘Sen seç tarihe geç’ başlıklı programın hazırlıkları başladı. Salonda ve salon girişine sloganın bulunduğu çok sayıda görsel asıldı. Ekrem İmamoğlu, ‘Sen Seç Tarihe Geç’ adaylık toplantısı öncesinde CHP milletvekilleri ile kısa bir toplantı yaptı. Meclis grubuna bir ‘teşekkür’ niteliğinde olduğu ifade edilen toplantı sonrası Özel ve İmamoğlu salona birlikte girdi.

Ekrem İmamoğlu, ‘Gel, Seç, Tarihe Geç’ ön seçim toplantısında açıklamalarda bulundu. İmamoğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle: “Değerli yol arkadaşlarımız, bugün tarihi bir gündür. Bugün partimizin Türkiye tarihinde ilk kez, dünyada çok az, Cumhurbaşkanı adayını bir partinin üyeleri seçsin diye yola çıkışının ilk günü, ilk duyurusu.

Açıkçası böyle tarihi bir anda farklı duygularla konuşmama başlamayı isterdim ama ne yazık ki Genel Sekreterimizin de ifade ettiği gibi, yine bu sabah aylardır ülkemize yaşatılan utanç verici, hepimizin başını öne eğdiren ve gerçekten insanlarımızın yaşamlarıyla ilgili dahi tereddüte düşürten uygulamalardan birisini daha yaşamanın utancı içerisindeyiz.

Beykoz’da 65 yıllık Paşabahçeli, iyi eğitimli, daha önce de belediye başkanlığı yapmış, devlet adabını bilen, insanlarla iyi diyalog kurmuş, kendini sevdirmiş, daha önceki dönemi , 90’lı yıllarda olmasına rağmen hala insanların evinde barkında hizmetinin sesini duyduğumuz Belediye, Beykoz Belediye Başkanımız Alaattin Köseler sabah 4 sularında evine baskın yapıldı.

Eşi uyurken polis baskınıyla giriliyor, arama yapılıyor ve gözaltına alınıyor. Hakkındaki itham her neyse ifadeye çağırıldığında koşa koşa gitmekten asla tereddüt etmeyecek bir belediye başkanına sabah 4’te ev baskını yapmak nasıl bir iddia? Nasıl bir kişisel hırs, öfkenin yansıması?

Bu anlaşılabilir bir şey değil diyebilirsiniz ama ben bu öfkeyi ve bu hırs yansımasını, neden olduğunu biliyorum. Bu öfke bir hafta öncesine dayanıyor. Biliyorsunuz yine geçen hafta akşamüstü Beykoz Belediyemize polisler geldi. Bazı dosyalar istediler. Ellerinde de bir savcı imzalı belge vardı. Ne oldu biliyor musunuz? O savcının bundan haberi bile yoktu. Belgede imzası görülen savcının o belgeden haberi bile yoktu. Doğal olarak imzası da yok. Ben o belgeden anlamam ama o belgeye barkoda tutulduğunda o barkoddan hiçbir şeye ulaşılamıyor ve görülemiyor.

Ortalık karıştı. Bu iş ayyuka çıkınca kötü planın sahibi, o akşam bu iş uygulanmayınca belli ki çok öfkelendi. Kişisel husumete işi döker gibi sabah saat 4’te belediye başkanının evine baskın yapıldı. Utanç verici!

Bu normal işler değil. Bunlar gerçekten bu ülkede asla görmek istemeyeceğimiz, hiç kimsenin başına gelsin istemeyeceğimiz, bir kişinin dahi yaşamasını istemeyeceğimiz ayıp şeyler, kötü işler. Ve ne yazık ki, belediye başkanımız şu anda İstanbul’da Vatan Caddesi’ndeki polis merkezinde. Tabii Türkiye’de bunlar çok kötü işlere bizleri alıştırmak istiyorlar.

“O sandık eninde sonunda milletin önüne gelecek!”

Ne yaparlarsa yapsınlar, bunun sürdürülemez olduğunu görecekler. Hepsine bunu sürdüremeyeceklerini biz göstereceğiz. Bu salondaki insanlar ve onların yoldaşları gösterecek. Türkiye’de her şey çok hızlı değişir. O sandık eninde sonunda milletin önüne gelecek!

Siyaseti dizayn etmeye çalışan başta Cumhurbaşkanı ve bu yönetim anlayışı o gün anlayacaklar ki bu milletimizin, bu dahi milletimizin, Türk milletinin o kafasında hiçbir şeyi dizayn edememişler. Tarihin neyini yaşayacaklar biliyor musunuz? Tarihin en büyük hezimetini yaşayacaklar. En büyük hezimetini yaşayacaklar.

Birkaç sene çabuk geçer. Zannediyorlar ki karşılarında pes edecek bir insan grubu var. Asla yok! Tarihin en büyük hezimetini onlara yaşatacak olan buradaki insanların temsil ettiği on milyonlarca insanım var. Onu buradan net olarak ifade etmek isterim. Onlara güle güle demeyi, onları göndermeyi dört gözle bekliyorum. Bu, bu hukuksuz uygulamaların, bu kötü uygulamaların, tekrar ifade edeyim ki 86 milyon insanımızdan ‘Şu bir kişinin de başına gelsin!’ diyecek hiç kimse bu salonda yok.

Bir kişinin bile başına gelmesin diyecek insanlar burada. O bakımdan biz hukukun üstünlüğüne inanıyor ve bu yolda mücadelemizi vermeye devam edeceğiz. Kıymetli dostlarım, kıymetli partimizin, bu büyük çatının bize verdiği sorumlulukla çıktığımız bu yolculukta çok derin, çok büyük sorumluluklarımız, zorluklarımız, meşakkatli bir yolculuğumuz…

Açıkçası hepimiz bir kavşaktayız. Tarihimizin önemli bir kavşağında, cumhuriyetimizin yeni yüzyılında geleceğin rotasını tayin etmenin eşiğindeyiz. 102 yıl önce büyük bir yıkımın ardından bitap düşmüş bir milletin, bir memleketin ekonomisini, adaletini, birliğini inşa etme sorumluluğuyla karşı karşıya olan Mustafa Kemal ve arkadaşlarının iradesine, azmine, kararlılığına hep birlikte bugün ihtiyacımız var.

Kıymetli yol arkadaşlarım, bugün yine yeniden hep birlikte yola çıkıyoruz. Dünya yeniden kurulurken biz de Türkiye’nin bu yeni dünyada nasıl bir yer alacağına hep birlikte karar vereceğiz. 102 yıldır en önemli kavşaklarda, en hayati kararları Cumhuriyet Halk Partisi verdi. Bakınız, 1923’ten bu yana yasalar önünde herkesin bir diğeriyle eşit vatandaş olduğu bir cumhuriyette yaşıyor olmamızda bu büyük çatımızın, bizim partimizin imzası var.

Millet iradesine dayanan bir devletin ve vatandaşlık esasına dayalı bir milletin inşa edilmesinde de Cumhuriyet Halk Partisi’nin iradesi var. 1923’te İzmir İktisat Kongresi’nde, 1929’da dünya ekonomik bunalımında doğru tepkiler vererek milli bir ekonominin kurulmasında da bizim imzamız var. Ülkede sermayenin çok kıt olduğu koşullarda kurulan ulaşım altyapısında, temel ihtiyaçların üretimi için açılan fabrikalarda, bankalarda, iktisadi teşekküllerde bizim imzamız var.

İkinci Dünya Savaşı’nda, o savaşın dehşetinden neredeyse 80 milyon kişinin öldüğü o büyük küresel yıkımdan Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminin diplomatik ferasetiyle hasarsız çıkılmasını da partimiz başarmıştır. Türkiye’nin çok partili, Türkiye’nin çok partili demokrasiye geçişini de biz sağladık. Yenildiği rakibine olgunlukla, bu memleketin ve bu milletin iradesine olan sorumlulukla iktidarı teslim eden de biz olduk.

Cumhuriyet’in ilk çeyrek asrın her anına damgasını vuran Cumhuriyet Halk Partisi, 1950’den sonra iktidarda olmadığı dönemlerde de ülke siyasetine yön verdi. 1970’lerde bütün dünyada eşitlik ve özgürlük dalgası yükselirken biz de o dönemde ortanın solu dedik. Sosyal demokrasi dedik.

Toprak işleyenin, su kullananın, ne ezilen ne ezen hakça düzen diyen de biz olduk. 1970’lerde rahmetli Necmettin Erbakan’ın liderliğindeki Milli Selamet Partisi ile koalisyon kurarak farklı toplum kesimlerinin aynı ideal etrafında buluşabileceğini, ulusal meselelerde ayrışma yerine birleşmenin mümkün olabileceğini de Cumhuriyet Halk Partisi’nin aklı bize gösterdi, bu ülkeye yaşattı.

1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nı yaparak hem müttefiklerimize hem de hasımlarımıza güç ve kararlılık gösteren devletimizin direksiyonunda yine Cumhuriyet Halk Partisi vardı. 600 yıllık bir imparatorluk çökerken 1923 şartlarında dünyanın en devrimci hareketlerinden birini yaratarak tüm ezilen halklara ilham veren Cumhuriyet Halk Partisi, 1960’larda ve 70’lerde dünyanın ve Türkiye’nin değişimine ayak uydurarak da doğruyu yapmıştı.

Değerli dostlarım, ne var ki 1980’den sonra aynı kabiliyeti gösteremedik. Milletin kabahatinden değil, kendi eksikliklerimizden iktidar olamadık. Biz iktidar olamayınca Türkiyemiz sosyal hukuk devleti olmaktan ve demokrasiden uzaklaştı. Uzaklaştı. Yıllar içinde daha da otoriterleşen ve ülkemizi krizlerden koruyamayan, hatta krizlerin içine gömülmesine fırsat tanıyan iktidarların eline düştü.

Uzun yıllardır iktidar olamadığımız için cumhuriyetin ikinci yüzyılına köklü kurumları zayıflamış bir devletle, işlevsizleşmiş bir Meclis’le, liyakati sorgulanan bir bürokrasiyle, ne yazık ki çökmüş bir adalet sistemiyle, demokratik dünyadan uzaklaşmış bir ülkeyle, yarısı yoksulluk sınırının altında bir nüfusla girdik. Ve cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına vatandaşlarımızı ‘yerli ve milli olanlar, olmayanlar’ diye ayrıştıran, muhalefete tahammülsüz, adaleti paramparça etmiş, eğitimi çökertmiş, ülkemize eşi benzeri görülmemiş bir hayat pahalılığı yaşatan bu iktidarla girdik.

Kıymetli yol arkadaşlarım, buradan çıkartmamız gereken bir şey var: Bizim buna son vermek zorunda olduğumuzu unutmamak. Buna son vermek zorundayız. Bu hali kabullenemeyiz. İşte bu yüzden vatandaşları eşitlikle birleştirmiş, hep birlikte millet olma fikrinde, kader ortaklığında buluşturmuş Mustafa Kemal Atatürk’ün iradesi, ülkemizi çok partili demokrasiye geçirmiş, kaybettiği seçim yarışından sonra iktidarı olgunlukla teslim etmiş İsmet İnönü’nün feraseti, sosyal demokrasi geleneğini topraklarımıza eşitlik ve özgürlük mücadelesiyle taşımış Bülent Ecevit’in yenilikçi heyecanı yolumuzu aydınlatıyor ve bu yolda hep beraber koşacağız. Koşmak zorundayız.

Bu irade, bu feraset, bu heyecanla milletimizi yeniden devletin sahibi kılma yolculuğuna çıkıyoruz. 2 yıl önce, ‘Aynı şeyleri yaparak farklı sonuç bekleyemeyiz, değişmemiz gerekir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Türkiye’nin de bu şekilde değişeceğine inanıyorum.’ demiştim.

Çünkü biliyordum ki Cumhuriyet Halk Partisi değişirse Türkiye değişir. Cumhuriyet Halk Partisi silkindi, değişmeye başladı, değişimi başlattı. 2023 kurultayında üzerindeki o seçim sonrası çökmüşlüğü, kaybedilen genel seçim sonrası umutsuzluğu üzerinden attı ve bu silkinmeyle 31 Mart 2024 gününden bugüne Türkiye’nin birinci partisiyiz. Ve biz artık yola çıkmak zorunda olduğumuzu buradan ilan etmeliyiz. Şimdi demeliyiz ki bütün Cumhuriyet Halk Partililer olarak: ‘Cumhuriyet Halk Partisi’nde değişimi başlattık, güçlendirdik. Yolumuz çok güçlü bir şekilde sürüyor. Şimdi sıra ey halkımız, Türkiye’yi değiştirmekte. Bugün bu yola çıkıyoruz.’

Devletimizi, demokratik ve güçlü toplumu, zengin ve huzurlu vatandaşlarımızı, eşit ve özgür siyasi rekabeti çoğulcu, adil ve medeni kılma yolundayız diye milletimize buradan duyuruyoruz. Sevgili yol arkadaşlarım, yine bir karar vereceğiz.

“İktidarlarını sonsuz zannettiler”

Hep birlikte bu karar yolculuğuna çıkıyoruz. Cumhurbaşkanı adayımızı belirleyecek ve büyük ve kutlu bir yolculuğu başlatacağız. Partimiz aday belirleme kararı verdi. Açıkçası kıymetli Genel Başkanımızın bu kararı duyurduğundan bu yana toplumda büyük bir heyecan oluşmuştur. Halkımız bu iktidarın rakipsiz olmadığını, güçlü bir seçeneğinin olduğunu gördü ve çok umutlandı. Rakibimiz ise büyük bir panik yaşıyor. Çünkü onlar bugüne kadar kendilerini rakipsiz zannettiler. Rakiplerini hatta kendileri belirleyebilir zannettiler. İktidarlarını sonsuz zannettiler.

Cumhuriyet Halk Partisi’ni birliğini sağlayamaz, kendi iç gerilimlerinde boğulur, siyaset sahnesini onlara bırakır zannettiler. Aday belirleyeceğimiz için ve ortaya koyduğumuz bu demokratik, Türkiye için bir demokrasi devrimi olacak bu süreç için, bunu gördüklerinde, aday belirleyeceğimiz için çok büyük bir kaygıya, korkuya kapıldılar.

Korkuyorlar. Bu milletin onlara verdiği yetkiyi onun için sonuna kadar istismar etmeye başladılar. Benim hakkımda 25 yıla varan hapis cezası bir şekilde kurguladılar ve istiyorlar.

Siyasi yasak getirmek istiyorlar. Partimizin kurultayını iptal etmek, partimize kayyum ataması için süreç takibi yapıyorlar. Gözleri o kadar kararmış ki bu milletin kararından yılmadığını, yaptığı seçimleri, yaptığı tercihleri asla zalimlerin zulmüne kurban etmediğini, asla, seçimlerin, özellikle tercihlerinin, seçme yetkisinin elinden alınmasına asla izin vermediğini unutmuşlar.

Sanıyorlar ki ellerindeki geçici yetkilerle milletin kararına el koyabilirler. Sanıyorlar ki mahkemelerde halkın partisini durdurabilirler. Zavallılar, çaresizler, acizler! Onlara hatırlatalım. Buradan hatırlatırım: Cumhuriyet Halk Partisi halkın kendisidir. Halktır halk! Halkın kendisidir.

Halkı durduramazsın. Halkı engelleyemezsin. Halkı kapatamazsın. Ekrem İmamoğlu da bu halkın, bu milletin oğludur, evladıdır. Onu, onu milletin elinden alamazsın. Sanıyorlar ki Ekrem İmamoğlu’nu aday yapmazlarsa kurtulurlar. Şu salonda kaç tane İmamoğlu var, biliyor musun?

Görmüyorlar, işitmiyorlar. Yahu hepimizi yasaklasan ne olur? Bu memleketin her bir şehrinden, her bir ilçesinden, her bir beldesinden, köyünden bir Ekrem İmamoğlu karşına dikilir. Buradaki her milletvekili, her bir CHP’li il başkanı, her bir kadın kolu başkanı, her bir gençlik kolu başkanı, her bir Cumhuriyet Halk Partisi neferi bizim Cumhurbaşkanı adayımızdır! Bizim Cumhurbaşkanı adayımızdır!

İcraatçı tek başına ya hep beraber. İcraatçı ve halkçı Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin büyük başarısının mimarı, kıymetli başkanlarımızın her biri bizim adayımızdır. Adaydır. Ekrem İmamoğlu bu yolculukta kendi adına aday değil. Diyeceksiniz ki bütün dostlarım, bütün arkadaşlarım: “Ha Ekrem İmamoğlu aday ha ben adayım.” Bu inançla bakmak zorundasınız.

Bu inanca dönük bir yol haritası var, bu inanca dönük bir yolculuğa büyük bir davet var. Yani yıldırıp, sindirip, korkutup milletin seçimini, tercihini, iradesini yüzüstü bırakacağımızı zannediyorlar. Bu kararlı gözlerden ve buradaki kararlı o gözlerden şunu görebilirsiniz:

O bir çift mavi gözdeki kararlılığı görebilirsiniz. Bizim gözümüze, o gözümüzün içine baktıkça sizi, o çaresizliğinizi hatırlatmaya devam edeceğiz. Sizlere acizliğinizi, korkunuzu hatırlatmaya ve göstermeye devam edeceğiz.

Bizim tek derdimiz ve tek hayalimiz var, değerli dostlarım. Bir avuç insanın yerle bir ettiği devlet yapısını, hukuk sistemini, demokrasiyi, ekonomiyi, eğitimi, sağlığı yeniden inşa etmek; devleti bir avuç insanın değil, milletin çıkarlarının, güvenliğinin, geleceğinin bekçisi hâline getirmek.

Yüce Türk milleti devlet geleneğimizi iyi bilir. Bizim devlet geleneğimizde “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” anlayışı vardır. Bu amaç her şeyden önce makama değil, mücadeleye odaklanmayı gerektiriyor. Bu mücadele milletin onayını, seçim kazanmayı, ülkeyi iyi yönetebilmeyi gerektiriyor.

İşte bunun için yola çıkıyoruz. Bu yola kaprisle, kompleksle, egoyla çıkılmaz. Bu yola hele hele tek başına hiç çıkılmaz. Bu yolda hepimiz varız. Hep birlikteyiz. Sadece Cumhuriyet Halk Partililer değil, milletimiz de var. Bu yolda ortak akıl var. İş bölümü var. Rol dağılımı var. Ben bu yola mücadele için üstüme düşeni en çok koşan, en çok çalışan bir nefer sorumluluğuyla yerine getirmek için siz yol arkadaşlarımla birlikte çıkıyorum.

Bu yola kendime güvendiğim kadar size güvendiğim için çıkıyorum. Bu yolda birlikte olduğumuz için güvendiğim. Bütün engelleri, kıymetli dostlarım, bütün badireleri, bütün bedelleri birlikte göğüsleyeceğimiz için rahat, huzurlu ve mutluyum. Bu yolda dalga dalga büyüyeceğimize, çoğalacağımıza, umudu sarsılmış, hayalleri tarumar edilmiş, gelecek kaygısı içindeki bütün vatandaşlarımızı, özellikle gençlerimizi, kadınlarımızı yanımızda göreceğimize yürekten inanıyorum.

Onun için bugün bu salondan çıkacağız, memleketimizin dört bir yanına dağılıp, üyelerimizin her biriyle tek tek buluşacağız. Var mıyız buluşmaya? Birliğimizi, dirliğimizi, birlikteliğimizi cümle aleme göstereceğiz. Aday belirleme kararımızdan telaşlanan o bir avuç siyasi elit, ön seçim, özellikle Genel Başkanımız ön seçim yapacağımızı duyunca daha büyük bir panikledi.

Niye panikledi biliyor musunuz? Kendi tabanlarına hesap vermekten korkuyorlar. Şimdi kendi tabanları da ön seçim ister diye korkmaya başladılar. Çünkü demokrasiye alışık değiller. Kimseye sormaya alışık değiller. Sadece bir kişi ne derse oluyor çünkü.

Çünkü teşkilatları da üyeleri de çıkıp bizim sözümüz kararlara ortak olsun der diye büyük telaşları var. Çok büyük telaşları var. Partimizin aday kararı, bu iktidara, bu baskıcı iktidara rakipsiz olmadığını, gündemi de rakiplerini de kendilerinin belirlemeyeceğini buradan net bir şekilde gösterdi.

Partimizin bu güçlü demokrasi devrimi, emeği geçen Genel Başkanımıza ve bütün yöneticilerimize teşekkür ediyorum. Partimizin ön seçim kararı Türkiye siyasetinde evet ilk defa gerçekleşen bir demokrasi devrimine yol açtı. Türkiye’ye tek adamcı, tepeden inme siyaseti dayatmak isteyen zihniyet, onun için ön seçimden çok korktu.

Korkacak, korksunlar. O bir avuç insan korkmaya devam etsin. Çünkü onlar ülkeyi seçimsiz, sandıksız yönetme hevesleri kuruyorlar. Ama biz onlara bu fırsatı vermeyeceğiz. Demokrasi tarihimizin bu çaptaki ilk büyük ön seçimini az önce verdiğiniz sözlerle en yüksek katılımla en doğru ve en güzel şekliyle tamamlayacağız.

Genel Sekreterimizin de ifade ettiği gibi gerçek bir demokrasi şöleni yaşayacağız ve yaşatacağız. Haksız siyaset, halk olmadan siyaset heveslerini kursaklarına bırakacağız. Genel Başkanımızın sıklıkla ifade ettiği gibi bu memleketi salon konuşmalarından ve salon siyasetinden hep birlikte kurtaracağız. 23 Mart’ta birliğini, dirliğini sağlamış bir Cumhuriyet Halk Partisi olarak onun için iktidar yoluna çıkıyoruz.

Kurucumuz, önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.’ ilkesine yürekten bağlı bir parti olarak ilk adımı üyelerimizin çizeceği yol haritasına uygun olarak atacağız. Üyeler partilerin, vatandaşlar ise ülkenin sahibidir. Tekrar ediyorum. Üyeler partinin, vatandaşlar ise ülkenin sahibidir. Onlar ne derse olur.

“Milletin umudu, sandık korkusu yaşayanların da kâbusu olacak”

Millet devletin efendisidir. Millet ne derse o olur. Cumhuriyet herkes bu duyguyu, bu özgüveni hissetsin, yöneticiler de vatandaş karşısında hadlerini bilsin diye kuruldu. Demokrasi bunun için var. 23 Mart’ta ülkenin dört bir yanında gerçekleştireceğimiz demokrasi şöleni milletin umudu, sandık korkusu yaşayanların da kâbusu olacak.

Biz Cumhuriyet Halk Partililer bu bozuk düzeni değiştirme kararlılığını göstereceğiz. Sonra gerisi çığ gibi gelecek. 23 Mart’ta ön seçim sandığından çıkacak tüm üyelerimizi de arkamıza alıp memleketin dört bir yanında toplumun tüm kesimleriyle buluşacağız. Partizanlık yapmayacak, hep birlikte kurtuluş mücadelemizi çoğalta çoğalta, büyüte büyüte milletin, Türkiye’yi ayağa kaldıracak iktidarını kuracağız.

Buradan, buradan aziz milletimize seslenmek istiyorum. İsraf, iş bilmezlik ve kimin, özellikle kimin nasıl yönettiği belli olan kibirin sebep olduğu ekonomik krizden, yaşanan derin yoksulluktan, her gün kriz yaratan siyasetten, giderek artan toplumsal çürümeden, adalet, eğitim ve sağlık sistemlerimizdeki çöküşten, her yere üşüşmüş olan mafya ve çetelerden, iş kazasında, yangında, depremde ihmal sebebiyle yaşanan ölümlerden ve sonu hiç gelmeyecekmiş gibi duran bu karanlıktan yorulmuş, bitap düşmüş olan büyük milletimize sesleniyorum.

Müsterih olun. İçinizi ferah tutun. Şafak söküyor. Uzun ve zahmetli bir yola çıkıyoruz. Bu düzeni değiştirmek, umudu ve güveni yeniden inşa etmek, artık bu karanlıktan yorulan milletimizi iyileştirmek, Türkiye’yi dünyada hak ettiği noktaya yükseltmek için yola çıkıyoruz.

Kıymetli yol arkadaşlarım, kesinlikle bir davamız, bir derdimiz, bir hayalimiz var. Derdimiz Türkiye’dir. Davamız devleti güçlü, demokratik ve adil, milletimizi huzurlu ve özgür kılmaktır. Hayalimiz ülkemizi dünyanın en güçlü ve en zengin ülkeleri arasında görmektir.

Değerli kardeşlerim, yükü omuzlamanın vakti gelmiştir. Omuz omuza, kol kola bir yolculuğun vakti gelmiştir. Sorumluluk almak için kendimize güveniyoruz. Çünkü yalnızca büyük bir davaya, büyük bir sevdaya değil, aynı zamanda sağlam bir plana ve bu planı hayata geçirecek güçlü kadrolara sahibiz. Bu kadrolar başta Cumhuriyet Halk Partili kadrolar ama daha da ötesi milletimizin evlatlarıdır. Sadece bir avuç insanın değil, tekrar ediyorum, milletimizin evlatlarıdır.

Milletimiz umuda muhtaç, bir büyük Türkiye hayalini açken aklın, bilimin ve devletimizin tarih, tecrübe ve birikimin yolundan ayrılmadan çalışmaktan yorulmadan, hizmette geri durmadan mazeret değil, her daim marifet üreterek, sorun değil çözüm üreterek Allah’ın verdiği aklı milletin geleceği için kullanarak milletimiz için, milletimizle beraber büyük bir yolculuğa çıkma vakti gelmiştir. Kesinlikle çok çalışacağız.

Akılla çalışacağız, aşkla çalışacağız ve kesinlikle milletimizin gücüne güveniyoruz. Allah’ın izniyle, milletimizin iradesiyle hep beraber Türkiye mucizesine ihtiyacımız var ve bunu hep birlikte gerçekleştireceğiz. Değerli arkadaşlarım, hep birlikte görüyoruz. Biz bu yozlaşmanın ve çürümenin, özellikle pençesinde nefes almaya çalışırken dünya bir yandan gaza basmış ilerliyor. Yeni bir döneme giriyoruz.

Dünya ekonomisi ve siyaseti büyük bir değişim yaşıyor. Küresel ve bölgesel olarak yeni ittifaklar kuruluyor. Bölgemizin dört bir yanında savaşlar ve çatışmalar yaşanıyor. Maalesef artık barıştan çok savaşı, iş birliğinden çok tek başına hareket etmeyi, paylaşmaktan çok daha fazla kazanmayı konuşan bir dünya var. Yapay zekâ çağıyla birlikte teknoloji hiç olmadığı kadar hızlı bir biçimde değişiyor.

Bu yeni çağ ülkelerin kaderini belirliyor. İleri teknolojilerin, sanayinin, tarımın ve insanımıza yapılan yatırımın büyük öneme sahip olduğu yeni bir döneme giriyoruz. Küresel kurumların zayıfladığı, ülkelerin giderek içine kapandığı, üreten ve kendine yetebilen bir ülke olmanın önem kazandığı yeni bir döneme giriyoruz.

Önümüzdeki yüz yıla, özellikle bu yüz yılda hayati öneme sahip olan ticaret yollarının ve enerji hatlarının değiştiği yeni bir döneme giriyoruz. Sevgili dostlarım, bu yeni dönemde üreten, akılla yöneten, hukuk düzeni güçlü, vatandaşların refahına önem veren ve yeni nesilleri çok iyi yetiştiren ülkeler kazanacak.

Bakın, bunlar kazanacak. Türkiye fırsatların da ama ne yazık ki aynı zamanda tehlikelerin de tam ortasındadır. Vaktimiz yok. Vaktimiz yok. Dünya bu hızla ilerlerken biz yerimizde sayıyoruz, hatta bazen geriye gidiyoruz. Bu yeni döneme milletin yoksullaştırılmış, özellikle adaletten uzaklaşmış, demokrasinin içi boşaltılmış ve ekonomisi güçsüz bir ülke olarak giriyoruz.

Bu ülkeyi yönetenler bu durumdan zerre kadar utanmıyorlar. Ekonomiyi düzeltmenin tek yolunu ülke ülke gezip para bulmakta görüyorlar. Utanmıyorlar ki her gün yeni bir hukuki veya siyasi ayak oyunuyla muhatap oluyoruz. Buradan sesleniyorum. Türkiye’nin artık bu tarz siyasi oyunlarla, hukuki baskılarla, koltuğunu korumak için üretilen siyasi çatışmalara boşa harcayacak tek bir günü, tek bir zamanı bile kalmamıştır ve ülkemizle dünyanın güçlü ülkeleri arasındaki fark her geçen gün daha da artıyor, daha da açılıyor.

Yapay zekâ şafağında dünyanın gelişmiş ülkeleri, değerli dostlarım, tüm insanlık tarihinin en büyük sıçramasına hazırlanıyor. 10 yıllık, 15 yıllık büyüme hedeflerinin tarifsiz rakamlar olduğunu görüyoruz. 15-20 yıl içerisinde insan medeniyetinin bugüne kadarki tüm değişimlerinden çok daha kuvvetli bir değişim yaşanacak.

Bu çağ tamamlandığında insanlık eski insanlık ve yeni insanlık olarak ikiye bölünecek. Bu çağ tamamlandığında milletler ne yazık ki hakim milletler, köle milletler olarak ikiye bölünme riskiyle karşı karşıyadır. Eğer Türkiye bu treni kaçırırsa, bu treni yakalayamazsa Batı medeniyetleriyle aramızdaki mesafe bir uçuruma dönüşecek. Aramızdaki gelir gider farkı 10 katın üstüne çıkacak.

Sıçrayarak kalkınmak ve milli endüstri stratejimizi hayata geçirmek zorundayız. Başka türlü bu kapı farkı kapatmamız mümkün değil. Ülkemiz artık yorgunluğu, yozlaşmayı ve yaşanan çürümeyi kaldıramaz, kaldırmıyor. Yeni, genç, dinamik ve akılla üreten, akılla hareket eden bir yönetimle ülkemizi hep birlikte umuda kavuşturmamız gerekiyor. Biz, sevgili dostlarım, bu güzel milleti umuda kavuşturmanın, Türkiye’yi yeniden ayağa kaldırmanın ve hızla ilerleyen dünyayı yakalamanın yolunu biliyoruz.

Planımız, programımız hazır. Emaneti teslim almaya, 86 milyon insanımıza, milletimize hizmet etmeye hazırız. Bunu biliyor ve görüyoruz. Milletimiz yapılan bütün yanlışları sessiz ve sakin bir biçimde hafızasına kaydediyor. Kimin ne yaptığını not ediyor.

Milletimiz son sözü söyleyeceği günü bekliyor. Birilerinin koltuk itirazları ve yargı kumpasları varsa ben en çok inandığım bizim insanımızın da vicdanı ve onların tahmin edemeyeceği kadar güçlü hafızası var. Ben hiç bugüne kadar bu milletin hafızasının yanıldığını, vicdanının haksız çıktığını vallahi billahi görmedim. Biliyor ve inanıyorum ki milletimiz egemenliğin gerçek sahibi olduğunu gösterecek, önündeki tüm engelleri güçlü iradesiyle ortadan kaldıracaktır. Şimdi soruyorum.

Niçin bizim gündemimizde sürekli hukuksuzluk, yoksulluk, yolsuzluk, enflasyon ve hayat pahalılığı var. Niçin akşam haberlerini izlediğimizde en fazla koca koca adliye binalarını, emniyet binalarını görüyoruz? Niçin kameralar emniyet binalarının, adliye binalarının önünden yayın yapıyor? Niçin sürekli evde, işte, dışarıda hayat pahalılığı, geçim sıkıntısını, kimlerin tutuklandığını ve kimlerin yargılandığını konuşuyoruz? Bütün bunların tek bir sebebi var. 23 yıllık iktidarın kibrine kapılmış, zamanı dolmuş, milletin dertlerine çare olamayan ve artık sebep oldukları durumu bile görmekten aciz bir yönetimle karşı karşıyayız.

Bugün Türkiye değil, milletin istikbalini değil, kendi istikbalini önceleyen, milletin derdini değil kendi derdini düşünen bir iktidarın tasallutu altındadır. Ancak değerli dostlarım, milletin hesabı tüm şahsi hesapların üzerindedir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle birlikte Türkiye hukuk devleti olmaktan ne yazık ki uzaklaştı. Milletimiz yoksullaştı ve demokrasimiz büyük bir gerileme yaşadı. Seçilmişlerin gücü yani millet iradesinin gücü zayıflatıldı.

Türkiye’deki bütün yönetimin sorumluluğu tek kişinin, Cumhurbaşkanının sırtına yüklendi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu koskoca ülkeyi kendi başına yönetemedi. Cumhurbaşkanı adına sorumsuzca yetki kullanan bürokratik bir oligarşi oluşturuldu. Türkiye seçilmişlerin değil, atanmışların yönettiği bir ülke oldu.

Cumhurbaşkanlığı Sistemi devreye girdiğinden bu yana yaşadığımız çöküş bütün gücü elinde topladığını zanneden ne yazık ki sistemin 2018’den bu yana ülkeyi nasıl yönetemediğinin de göstergesidir. İster hayat pahalılığına, ister demokrasimizin standardına, adalet sistemimize bakın, ister nüfusun azalmasına, kontrolden çıkmış gıda fiyatlarına bakın, ister ev kiralarına bakın, denkimiz sayılan ülkeler arasında dünyanın en yüksek enflasyonu bizde.

Dünyanın en yüksek faizi bizde. Yıkıcı hayat pahalılığı bizde. Çünkü Türkiye iyi yönetilmiyor. Bu, bu iktidar demokrasiyle ilişkisini koparmış durumda. Bu iktidar adaletle ilişkisini koparmış durumda. Hepsinin de en önemlisi bu iktidar asgari ücretliyle, kiracıyla, emekliyle ve çalışanlarla ilişkisini koparmış durumda.

Bu iktidar Türkiye’nin ezici çoğunluğunun ne ekonomik sıkıntılarını ne de demokratik sıkıntılarını anlayacak durumda değil. Sevgili yurttaşlarım, değerli yol arkadaşlarım, bu ülkede, bu ülkede yargıçlar ve savcılar siyasilerden daha fazla konuşuluyorsa çok büyük sorun var demektir. Bu ülkede savcıların isimlerini insanlar günlük konuşmalarında çokça kullanıyorsa çok büyük sorun vardır.

Buradan Cumhurbaşkanına seslenmek istiyorum ve bakın, bu insanların konuşulması sadece muhalefet için bir sorun değildir. Bu iktidar için de büyük bir sorundur, sizin için de büyük bir sorundur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetme sorumluluğu sizde ve millet bu yetkiyi size verdi, atanmış yargı mensuplarına vermedi. Türkiye çok büyük bir ülkedir. Bu büyük ülke böyle yönetilemez.

“Türkiye’yi bir an önce parlamenter demokrasiye kavuşturmak zorundayız”

Türkiye atanmışlar tarafından yönetilemez. Türkiye milleti temsil etmeyen insanlar tarafından yönetilen bir ülke olamaz. Türkiye milleti temsil eden meclisin güçsüz ve sözünün kıymetsiz olduğu bir ülke olamaz. Türkiye seçilmişlerin yönettiği bir ülke olmak zorundadır. Türkiye’yi bir an önce parlamenter demokrasiye kavuşturmak zorundayız.

Türkiye’yi millet iradesinin iktidara, devlete ve meclise sahici bir şekilde yansıdığı bir ülke yapmak zorundayız. Türkiye’yi yönetmek için denge ve denetimin yerleştiği demokrasiden, hukuk devletinden başka bir yol bulunmamaktadır. Türkiye’nin kaderi mahkeme salonlarında değil, millet meclisinde, millet iradesinin tecelli ettiği yerlerde çizilmek zorundadır.

Tekrar ifade etmek isterim. Davamız Türkiye’yi hak ettiği yere yükseltme davası. Davamız bize dayatılan bu makus talihi yenme davası. Davamız güçlü, demokratik, adil ve müreffeh bir Türkiye davasıdır. Türkiye’yi dünya ölçeğinde zengin, devletimizi küresel ölçekte güçlü, kararlı bir devlet haline getirmek, zenginliğimizi ve gücümüzü adil bir biçimde paylaştırarak tüm yurttaşlarımızı hukukun üstünlüğüne dayalı ve tam anlamıyla demokratik bir toplum düzeni içerisinde refah, huzur ve mutluluk içinde yaşatmak siyasi varlığımızın en büyük hedefidir.

Hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Ortaya koyduğumuz büyük vizyona ve hedeflere nasıl ulaşacağımızı çok iyi biliyor ve çok güçlü bir hazırlık içerisindeyiz. Planlarımız ve kadrolarımız güçlü milletimizle beraber çok daha güçlü seviyelere ulaşacaktır. Bizi hedeflerimize ulaştıracak olan milletimizin sinesinden çıkmış yine bu milletin evlatları olacaktır.

Bizi hedeflerimize ulaştıracak planlar milletimizin ihtiyaçlarına göre ve ülkemizin ihtiyacına göre şekil alacaktır. Şundan adım kadar eminiz. İktidara doğru yürüyüşümüzde bize yeni kadrolar katılacak. Az önce Genel Sekreterimiz burada çok güzel bir sloganı toplumla paylaştı. ‘Gel, seç, tarihe geç.’

Belki bugün ve yarın var ama bugün de yarın da olsa, yarından da sonra aramıza katılmanıza, özellikle bu güzel canım ülkemin gençlerini ve özellikle siyasette doğru bir oranda olmadığına yüzde 100 inandığım ve umut ediyorum ki artı bir fazla olduğu günleri yaşayacağımız kadınların siyasete katılmalarını, özellikle bugün yarın üye olmalarını buradan duyuruyorum ve katılmak için de sizleri Cumhuriyet Halk Partisi’ne davet ediyorum.”

“Bizim tek derdimiz tek hayalimiz var”

Program öncesinde partililere İmamoğlu’nun hedeflerini özetleyen bir broşür dağıtıldı. “Kurtuluş yok tek başına haydi hep birlikte görev başına” başlıklı broşür İmamoğlu‘nun ‘büyük ailemizin sevgili üyeleri’ hitabı ile başladı.

Broşürdeki ifadelerinde milyonların gözünün umudunun CHP’de olduğunu kaydeden İmamoğlu, Ekonomiyi ağır bir krize insanlarımızı derin bir yoksulluğa adaletsizliğe güvencesizliğe mahkum eden, kurumları ve kuralları hiçe sayan, devleti bir kişinin iradesine tabii hale getiren bu bozuk düzeni değiştireceğiz” dedi

“Kaybedecek bir dakikamız bile yok” başlığında İmamoğlu, CHP’nin ön seçiminin önemine de vurgu yaptı ve “Ülkemiz siyaseti adına devrim niteliğinde bir iş yapıyor ve cumhurbaşkanı adayımızı belirleme hakkını şimdi ve hemen üyelerimize veriyoruz” ifadelerini kullandı.

‘Neden adayım?’ başlığıyla yer alan bölümde İmamoğlu şu ifadeleri kullandı: “Bizim tek derdimiz tek hayalimiz var bir avuç insanın yerle bir ettiği devlet yapısını hukuk sistemini demokrasiyi ekonomiyi eğitimi sağlığı yeniden inşa etmek”

Broşür İmamoğlu’nun şu ifadeleriyle devam etti: “Bu kolay bir iş değil. Her şeyden önce makama değil, mücadeleye odaklanmayı gerektiriyor. Bu mücadelenin iki farklı beceri ve tecrübeyi gerektiren iki farklı boyutu var: Seçim kazanabilmek ve ülkeyi iyi yönetebilmek. Ben bu mücadelenin her iki boyutunda da çok hazır ve tecrübeli olduğuma inandığım için adayım. Enerjimi, cesaret ve kararlılığımı kanıtladığıma inandığım için adayım.”

Paylaşın

İBB Başkanı İmamoğlu’ndan İktidara: Mertçe Mücadele Edelim

Son günlerde birbiri ardına yaşanan tutuklamalara ilişkin konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Hiçbirinin ülkemize faydası yok. Uluslararası camiaya baktığımızda bu yapılan işlerin her birisi bir değer kaybı, itibar kaybıdır” dedi ve ekledi:

“Böyle olduğu sürece ülkede gerçekten ekonomi düzelmez, enflasyon düşmez, yoksulluk büyür. Dolayısıyla biz istiyor ve diliyoruz ki bütün bunları bir kenara bırakın, mertçe mücadele edelim. Dürüst bir biçimde, şeffaf bir biçimde mücadele edelim. Millet de ona göre kararını versin. Ben iktidarı mertliğe davet ediyorum, etmeye de devam edeceğim.”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Sözcü’den Saygı Öztürk‘e konuştu. İmamoğlu, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı için yapacağı ön seçim hakkında açıklama yaptı.

İmamoğlu, “Siyasi partinin üyeleri, araya hiç kimseyi koymadan yol haritası belirleme konusunda en üst seviyede bir makam tercihi ile ilgili planlamadır. O bakımdan ‘Demokrasi devrimi’ diye niteliyorum. En önemli kutlama böyle bir demokrasi devriminin partimiz tarafından yapılmasıdır. Adaylar muhtemelen önümüzdeki hafta gibi netleşecek. Ondan sonrası Allah kerim” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu, hakkında açılan davalar ve siyaset yasağı tehdidi hakkındaki soruya şu yanıtı verdi: “Bu tehditlere bakarsak önümüzü görme gayreti gerçekten körleştirir. 2019 adaylığımdan önce bile bunlar konuşuluyordu. Beylikdüzü Belediye Başkanlığım üzerinden şu yapılacak, bu yapılacak deniliyordu. Ama tereddütsüz dahil olduk. Sonra hayatımızdan davalar hiç eksik olmadı. Bir şey bulamadılar, uydurdukları bir davayla karşımıza dikildiler. Bunlar benim konsantrasyonumu bozmuyor. Vaktimi çalıyor mu? Mecburen çalıyor.

Baksanıza aynı güne (11 Nisan) üç tane dava koymuşlar. Bir insan kendi davasına gitmek istese, imkansızlığı önümüze sunmuş oldular. Masumiyet karinesini yerle bir eden ve yargılama düzeni, sistemi darmadağın eden ve de ‘Asla böyle bir dava olmaz’ diyeceğimiz davalarla yargılanan bir durumdayım. Aldığımız ya da alacağımız kararların hiçbirinde ‘Buna göre karar alalım’ diye bir duygu yok. Kararları milletimiz, demokrasimiz, partimiz menfaatine en doğru şekilde alma yönünde kararlıyız.”

Duruşmalara katılmayacağını avukatları tarafından temsil edileceğini söyleyen İmamoğlu, son günlerde birbiri ardına yaşanan tutuklamalara ilişkin olarak da şunları söyledi: “Medya da zor durumda. Kısıtlamalar, tutuklanmalar, baskılar yaşanıyor. Hiçbirinin ülkemize faydası yok.

Uluslararası camiaya baktığımızda bu yapılan işlerin her birisi bir değer kaybı, itibar kaybıdır. Böyle olduğu sürece ülkede gerçekten ekonomi düzelmez, enflasyon düşmez, yoksulluk büyür. Dolayısıyla biz istiyor ve diliyoruz ki bütün bunları bir kenara bırakın, mertçe mücadele edelim. Dürüst bir biçimde, şeffaf bir biçimde mücadele edelim. Millet de ona göre kararını versin. Ben iktidarı mertliğe davet ediyorum, etmeye de devam edeceğim.”

“Mansur Yavaş başkanımız çok özel bir noktada”

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’la olan ilişkileri için ise şu değerlendirmeyi yaptı: “Biz gerçekten ülke menfaati için yan yana olan, duran, birbirini sevgiyle, saygıyla karşılayan yani başta genel başkanımız olmak üzere Mansur Yavaş Başkanımız hatta diğer bütün dostlarımızın saçının teline bile zarar gelmeyecek şekilde bir yol tariflemeyi hassasiyetle planlıyoruz. Kaldı ki burada Mansur Yavaş başkanımız tabii ki çok özel bir noktada.

Benim için de, Ankara halkı için de, milletimiz için de öyle. Dolayısıyla Mansur Yavaş Başkanımız da dün de yan yanaydık bugün de yan yanayız, yarın da yan yana olmaktan büyük onur ve gurur duyarım. Hep birlikte milletimizin bu zor günlerinin geride kaldığı,  gerçekten milletimizin, başta çocuklarımızın gençlerimizin mutlu olduğu bir geleceği hazırlayacak aktörler olacağız. Başarı hepimizin ve milletimizin olacak. Böyle bir döneme hep beraber yürüyoruz inşallah.”

Paylaşın

“Kent Uzlaşısı” Soruşturması: 10 Kişi Hakkında Tutuklama Kararı

“Kent Uzlaşısı” soruşturması kapsamında düzenlenen operasyonda gözaltına alınan, aralarında Kartal ve Ataşehir Belediye Başkan Yardımcılarının da bulunduğu 10 kişi tutuklandı.

Tutuklananlar arasında CHP’li Kartal ve Ataşehir belediye başkan yardımcıları C.Y ile L.G’nin yanı sıra Üsküdar Belediye Meclis Üyesi B.K, Sancaktepe Belediye Meclis Üyesi E.G., Fatih Belediye Meclis Üyesi G.A, Tuzla Belediye Meclis Üyesi H.Ö., Adalar Belediye Meclis Üyesi N.A., Şişli Belediye Meclis Üyesi S.G., Beyoğlu Belediye Meclis Üyesi T.Ş. var.

Gazete Duvar’dan Furkan Karabay’ın haberine göre; Savcı Ahmet Şahin tarafından hazırlanan tutuklamaya sevk yazısında, 15 Ekim 2011 tarihinde kurulan Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) Terörle Mücadele Daire Başkanlığı tarafından, ‘terör örgütü’ olarak kabul edilen Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) devamı olduğu öne sürüldü.

HDK’nın yasa dışı bir örgüt olmadığına yönelik İzmir 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı olmasına ve istinaf tarafından onanmasına rağmen savcı Şahin, HDK’nın ‘terör örgütü’ olduğu tespiti yaptı. Kartal Belediye Başkan Yardımcısı Cemalettin Yüksel ve Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Livan Gür’ün de aralarında bulunduğu 10 kişinin HDK içerisinde faaliyet gösterdiği iddia edildi.

Cemalettin Yüksel’in 31.01.2015 ile 31.01.2025 tarihleri arasındaki HTS verilerinin incelenmesinde adli kaydı olan 313 kişiyle iletişimde olması tutuklamaya gerekçe olarak gösterildi. Yüksel’in, “HDP 1. Bölge İlçeler” adlı WhatsApp grubuna üye olması da delil olarak sunuldu.

Yüksel’in evinde, “Şüphe yoktur. 6-8 Ekim olaylarının toplumsal açıdan yarattığı derin yaraları sarmanın yolu bu olaylar ile ilgili hakikatin açığa çıkarılması” notunun bulunması da “PKK’ya destek” olarak yorumlandı.

Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Livan Gür’ün tutuklanmasına gerekçe olarak gösterilen deliller arasında, 31.01.2015 ile 31.01.2025 tarihleri arasında adli kaydı olan 52 kişiyle iletişim kurması vardı. Üsküdar Belediye Meclis Üyesi Bülent Kaygun’un da aranması olan kişilerle iletişim kurması ve “Üsküdar Basın” WhatsApp grubuna üye olması tutuklanma talebine gerekçe gösterildi.

Sancaktepe Belediye Meclis Üyesi Elif Gül hakkındaki delillerden biri de 31.01.2015 ile 31.01.2025 tarihleri arasında aranması olan kişilerle iletişim kurması olarak gösterildi. “Kongre Grubu” adlı WhatsApp grubuna üye olması da Gül hakkındaki tutuklama talebine gerekçe yapıldı.

Fatih Belediye Meclis Üyesi Güzin Alpaslan’ın ise aranan 4 şahıs ile iletişim kurması ve “8 Mart eylemleri: Kadınlar erkek-devlet şiddetine boyun eğmeyecek” başlıklı haberde isminin geçmesi üzerine tutuklanması talep edildi.

Tuzla Belediye Meclis Üyesi Hasan Özdemir’in, soruşturma kaydı olan 223 farklı kişi ile iletişim kurduğu, “Tuzla DEM Parti İlçe Yönetim Grubu” adlı WhatsApp grubuna üye olduğu gerekçesiyle tutuklanması istendi. Beyoğlu Belediye Meclis Üyesi Turabi Şen için gösterilen deliller ise soruşturma kaydı olan 474 farklı kişi ile iletişim kurması ve birlikte gözaltına alındığı belediye meclis üyeleriyle irtibatlı olması.

Şişli Belediye Meclis Üyesi Sinan Gökçe’nin tutuklanması için de soruşturma kaydı olan 336 farklı kişi ile iletişim kurması ve eski HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın konuşma yaptığı kongreye katılması gerekçeleri sıralandı. Adalar Belediye Meclis Üyesi Nesimi Aday’ın, aranması olan şahıslarla iletişim kurduğu, “Demokratik Modernite” dergisinin hazırlanmasında “rolü” olduğu için tutuklanması istendi.

Savcı Ahmet Şahin, WhatsApp gruplarına üye olmayı, soruşturması bulunan kişilerle iletişim kurmayı, dergi hazırlamayı ve not tutmayı “örgüt faaliyeti” kapsamında değerlendirerek 10 kişinin de “silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla tutuklanmasını talep etti. 10 kişi çıkarıldıkları sulh ceza hakimliğinde tutuklandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın gözaltına gerekçe olarak sunduğu açıklamada şu ifadeler yer alıyordu: “Kent uzlaşısı formülünün teorisinin terör örgütü yönetimince yapıldığı, demokratik özerklik sisteminde bazı alanlarda uygulanacak bir formül olduğu, doğu illerinde yerel yönetimlerin kazanılarak özerklik sisteminin kurulması,

batı illerinde ise Kürt nüfusunu özerklik sistemine benzer bir sistemle yerel yönetimlere dahil edilmesi planlaması çerçevesinde oluşturulduğu ve adına da ‘Kent Uzlaşısı’ denildiği, Kent Uzlaşısı formülü ile batı il ve ilçelerindeki Kürtlerin, belediyeleri kazanamasalar da uzlaşılacak ve desteklenecek aday karşılığında, belediye meclislerinde belli sayılarda kota elde edilmesi sonucu belediye meclis kararlarında söz sahibi olmalarının,

yerel yönetimlerde yer almalarının ve siyasi bir denge olmalarının amaçlandığı, Özerlik Sistemi ve Kent Uzlaşısı formülünün, DEM Parti üstü bir örgütlenme sistemi olduğu, özellikle örgütlenme konusunda çalışmalar yürüten örgüt bünyesindeki oluşumların (DBP, HDK) örgütün taban (halk) örgütleme sistemini geliştiren ve yöneten esas kurumlar olduğu anlaşılmıştır.”

“Kent Uzlaşısı” nedir?

DEM Parti, 15-16 Aralık 2023’te düzenlenen ve Mart 2024’te yapılan yerel seçimlere yönelik olarak karar alınan Parti Meclisi toplantısında “Kent Uzlaşısı” stratejisi açıklamıştı.

Parti Meclisi’nin ardından duyurulan bu strateji ile kayyum atanan belediyelerin geri alınacağını savunan DEM Parti, “Bunun yanı sıra daha önce yönetiminde bulunmadığımız birçok il, ilçe, belde belediyesinin seçimlerini kazanacak ve halkı yolsuzluktan, rant şebekelerinden ve kimliğimizi inkar edenlerden kurtaracağız. Bu hedefimize ulaşmak için parti adımızla çeşitli iş birlikleri ve güç birlikleri kurarak ilerleyeceğiz,” diye belirtmişti.

Toplantıda sonucunda açıklanan bildirinin 5. maddesinde de “Türkiye’nin batısında ise kenti var eden, yaşatan sosyal ve siyasal dinamikleri geniş ölçekte kapsayan tüm kurum, kuruluş,  işçi, emekçi, ekolojist, kadın, gençlik, halklar ve inanç örgütleri, siyasi partiler, emek ve meslek örgütleri, demokrat ve vicdan sahibi yurttaşlar, tüm toplumsal taraflar ve siyasi aktörlerle görüşmek, müzakere etmek, birlikte yürümek, ortak mücadeleyi örecek Kent Uzlaşısı zeminini oluşturmayı öncelikli görev olarak görüyoruz,” ifadeleri yer almıştı.

Tutuklamalara tepki

Tutuklamalara tepki gösteren CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, sosyal medya hesabından şu paylaşımı yaptı: “Bugün yaşananlar gösteriyor ki bir kez daha hukuk, siyasetin aparatı haline geldi. Siyaseti dizayn etmek için mahkemeleri kullanmak adetleri haline geldi.

Tutuklanan meclis üyeleri seçime girmeden önce YSK’ya, temiz kağıtları ile başvurdu. Temiz kağıtlarını Adalet Bakanlığı’ndan aldılar. Seçildiler. YSK elinden mazbatalarını aldılar. İktidarını sürdürmek için türlü pazarlıkları adet edinmiş olanlar, bir yandan yeni ‘pencere’ açarken bir yandan da insanlara şafak operasyonu yapıyor.

Kendi saflarında siyaset yapanlara bakmadan partimize yönelik ucube iftiralar atmaktan da geri durmuyorlar. Sözün özü şu; Ülkemizi suni gündemlerle oyaladığınız yeter. Halkımızın gerçek gündemi yoksulluk, güvensizlik hatta açlık. Bunu biliyoruz. Mücadelemiz bunun içindir.

Erken seçim sandığı gelecek, halkımız bu çileye son verecek. Bu düzen değişecek. İşte o gün, siyaset ve hukuk arasına çok net çizgiler çekeceğiz. Vatandaşlarımız ve siyasetçiler arasında aldığı pozisyona göre farklı işleyen ikili hukuk sistemi değil, 86 milyona eşit ve adil işleyen bir yargımız olacak.”

CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır tutuklamaların “iktidarın kılıcını sallıyor” diye nitelendirdiği İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in hukuku askıya alması sonucu gerçekleştiğini belirterek karara şöyle tepki gösterdi:

“Dört gün önce gözaltına alınan meclis üyeleri, belediye başkan yardımcılarımız tutuklandı. Aslında neden mahkemeye çıktıklarını da bilmiyorum, gerek de yok çünkü Akın Gürlek, bir gün savcılık yapmamış ama başsavcılık koltuğunda oturan, iktidarın kılıcını sallayan, hak ve özgürlükleri askıya almış bir kişi kararı zaten veriyor.

Mahkemeye ne gerek var ki? Bu ülkede o Sulh Ceza Mahkemeleri tutuklama taleplerini değerlendiriyor mu sanıyoruz? Buradan gelen siparişler önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı tarafından kaleme alınıyor. Ondan sonra senaryoyu polisler toplayarak nezarete atıyor. Mahkemeler sadece bir prosedür uyguluyor. Artık hukuk düzeni askıya alınmıştır. Türkiye başka bir noktaya gelmiştir.

Sandıkta toplayamadığı oyları, meclis üyelerini bir savcı eliyle azaltarak çoğunluğu elde etmek istiyorlar. Her gün bir soruşturma, her gün bir tutuklama… Geldiğimiz nokta konuşulmalı. Türkiye’de demokrasi üzülerek söylüyorum ki askıya alınmıştır.

Öğle saatlerinde grup başkanvekili Cumhurbaşkanı’nın bir şiir okuması sebebiyle siyasi yasaklı olduğun söyledi. Bugün Cumhurbaşkanı’nın yarattığı bu kara düzen siyasetçileri, gazetecileri, sanatçıları, hepsini tutuklayarak, susturarak baskı altına almak istiyor. Hep beraber direneceğiz. Bu artık hukuk falan değil. O kararları tanımıyoruz. Ne mahkeme, mahkeme; ne savcı, savcı; ne düzen, düzen!”

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit de tutuklamalara tepki gösterdi. Koçyiğit şöyle konuştu: “İstanbul merkezli yürüyen ve CHP’li 9 belediyede yapılan operasyon sonucu gözaltına alınan 10 kişi tutuklandı bugün. Tutuklanma gerekçesi aslında savcılığın kamuoyuna yaptığı açıklamada açık ve netti.

Bugün adliyeye çıkarıldıklarında kamuoyuna servis edilen görüntülerden minareyi çalıp kılıfına uydurmaya çalıştıklarını çok iyi biliyorduk. Bu ülkede demokratik siyaset zeminini ortadan kaldırmaya çalışan, hukuku askıya alan, adaleti yok eden bir rejim adım adım İstanbul merkezli inşa edilmeye çalışılıyor. İstanbul merkezli, Akın Gürlek’in başında olduğu bir yargı darbe mekaniği devreye girmiş durumda.

Bu ülkede demokrasiye, seçilmişlere, herkese kumpas kuruluyor ve bu kumpaslar eliyle de büyük bir istibdat rejimi hakim kılınmaya çalışılıyor. Bunu asla ama asla kabul etmiyoruz. Belediyeleri böyle yıldırmaya çalışmak, ortaklaşma zeminlerini ortadan kaldırmaya çalışmak, siyasi muhalefetin yan yana gelmesini kriminalize etmeye çalışmak buradan kendilerine göre bir algı operasyonuyla Türkiye’nin 2028 seçimlerini adım adım örmeye çalışan anlayışın karşısındayız, karşısında olmaya devam ediyoruz.

Kamuoyuna deklare edilen, gizlisi saklısı olmayan işler, yapılan siyasi tutumların kendisini mahkum etmeye çalışan, terörize etmeye çalışan bu anlıyışın karşısında duracağız. İstanbul merkezli savcılık eliyle bu ülkenin demokrasisine darbe yapılmaya çalışılıyor.”

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu’ndan Operasyonlara Tepki; Erken Seçim Çağrısı

Ataşehir ve Kartal Belediye Başkan yardımcıları ile Şişli, Beyoğlu, Fatih, Tuzla, Fatih, Adalar belediye meclis üyelerinin de bulunduğu 10 kişinin gözaltına alınmasına tepki gösteren İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, erken seçim çağrısını tekrarladı.

Haber Merkezi / İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin yerel seçimler süresinde kullandığı ‘kent uzlaşısı’ kavramına değinmişti.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kartal ve Ataşehir belediye başkan yardımcıları ile diğer belediyelerde görevli 7 belediye meclis üyesi hakkında gözaltı kararı verilmesine, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile tepki gösterdi ve erken seçim çağrısı yaptı.

Ekrem İmamoğlu, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “İstanbul’daki bazı CHP ilçe belediyelerimize bu sabah yine şafak operasyonu düzenlendi. 2 belediye başkan yardımcımız ve 7 ilçe meclis üyemiz gözaltına alındı. Seçimlere kadar rutin işlerini yapan, normal hayatlarına devam eden bu insanlar, seçimlerden sonra her nedense aniden ‘terörist’ ilan ediliyor. Tıpkı 65 yaşında ‘terörist’ ilan edilen Esenyurt Belediye Başkanımız Prof. Dr. Ahmet Özer gibi.

31 Mart seçimlerinde AK Parti’den 12 ilçe belediyesi kazanan, İstanbul’da 26 ilçe belediye başkanlığı kazanan, Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde rakibine 1 milyon oy fark atan partimizin başarısını sindireceksiniz. Öyle ya da böyle sindireceksiniz. Siyasal depresyonlarınıza, yargıyı alet ederek, çeşitli kılıflara sarılan siyasi operasyonlarınızla bu milletin gözünü boyamanıza dün de izin vermedik bugün de vermeyeceğiz.

İktidar koltuğu da, Cumhurbaşkanlığı makamı da kimseye babasından miras değil. Kimsenin tapulu malı da değil. Sadece milletin malı. Kendisini millet iradesinin üzerinde gören, kendisini milletin efendisi zanneden 1 kişinin kaprislerine memleketi alet etmenin faturasını ödüyoruz. Hayat pahalılığı ile ödüyoruz. Geçim sıkıntısıyla ödüyoruz. Sosyal çürümeyle ödüyoruz. Siyasal çürümeyle ödüyoruz.

İşte bu çürümüş düzenin çürük elmalarını temizlemek, Türkiye’mizi hak ettiği demokrasi ve refaha ulaştırmak için yola çıktık, erken seçim istiyoruz. O sandık erkenden gelecek. Sandık millet isteyince gelir, siz isteyince değil. Sandık gelecek. 1 kişi gidecek, her şey değişecek!”

Ne olmuştu?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, “terör örgütü ile koordineli olarak kent uzlaşısı” ile seçildikleri öne sürülen Kartal ve Ataşehir belediye başkan yardımcıları ile diğer belediyelerde görevli 7 belediye meclis üyesi ve bir sivil hakkında gözaltı kararı verildiğini bildirdi. Başsavcılık, bu kişilere yönelik gözaltı işlemleri ve aramaların TSİ sabah 06.00 itibarıyla başladığını belirtti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, operasyonun terör örgütünün HDK çatı yapılanmasına yönelik soruşturma kapsamında yapıldığı belirtildi. Soruşturma kapsamında gözaltına alınanların Kartal Belediye Başkan Yardımcısı Cemalettin Yüksel, Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Livan Gür, AKP yönetimindeki Fatih Belediyesi ile CHP’li başkanların yönetimindeki Üsküdar, Sancaktepe, Tuzla, Adalar, Şişli ve Beyoğlu Belediye Meclislerinden birer üye ile bir sivil kişinin olduğu kaydedildi.

Açıklamada, haklarında gözaltı kararı verilen isimlerin 31 Mart 2024 seçimlerinde talimatla “kent uzlaşısı”‘ faaliyeti kapsamında seçilmeleri sağlandığı iddia edildi. Açıklamada, “Kent uzlaşısı formülünün, DEM Parti üstü bir örgütlenme sistemi olduğu, özellikle örgütlenme konusunda çalışmalar yürüten örgüt bünyesindeki oluşumların (DBP, HDK) örgütün taban (halk) örgütleme sistemini geliştiren ve yöneten esas kurumlar olduğu hususu da nazara alındığında adı geçen şüphelilerin terör örgütünün kent uzlaşısı faaliyeti kapsamında faaliyet yürüten örgüt mensuplarından oldukları anlaşılmış olup…” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, 06.00 itibarıyla eş zamanlı operasyonlarda 10 kişinin gözaltına alındığı, polisin adı geçen isimlerin ev, iş yeri ve başkan yardımcılarının makam odalarında arama yaptığı kaydedildi.

Paylaşın