“Şam, Golan Tepeleri’ni İsrail’e Verecek” İddiası

Şam yönetiminin, İsrail’in kendilerini tanıması karşılığında Golan Tepeleri’nin işgal edilen kısımlarını resmen vermeye razı geldiği öne sürüldü. ABD dışında bu bölgeleri İsrail toprağı olarak tanıyan yok.

Lübnan’daki özel bir TV kanalı, pazar günkü haberinde Suriye-İsrail müzakerelerine dair önemli bir iddiaya yer verdi.

LBCI’daki Toni Mrad imzalı haberde, “Bir zamanlar hayal bile edilemeyecek bir manşet gerçek olabilir: İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’yla Şam’da görüşüyor” ifadesi kullanıldı.

Yeni Şam yönetiminin, İsrail’in kendilerini tanıması karşılığında Golan Tepeleri’nin 1967’de işgal edilen kısımlarını resmen vermeye razı geldiği öne sürüldü. Suriye’nin, Beşar Esad’ın düşüşü sırasında ve sonrasında kaybettiği topraklarıysa Tel Aviv’den geri istediği iddia edildi.

Önceden Suriye, İsrail’in Golan Tepeleri’nden tamamen çekilmesini isterken Tel Aviv bu talebi barış anlaşmasının önünde bir engel olarak görülüyordu. İki ülke, 1948’den beri teknik olarak savaş halinde.

Ahmed Şara önderliğindeki rejimin diğer talepleri şöyle sıralandı: Ülkenin güneyindeki güvenlik düzenlemelerinin açıkça tanımlanması, Ürdün, Suriye ve İsrail’in sınırlarının netleştirilmesi, ABD’nin Suriye’ye destek vermesi.

İsrail Ulusal Güvenlik Danışmanı Tzachi Hanegbi, Şam’la doğrudan temasta olduklarını geçen hafta açıklamıştı: “İsrail’le Suriye rejimi her gün her düzeyde doğrudan diyalog yürütüyor. Ben oradaki siyasi yetkililerle bu süreci yürütüyorum.”

İsrail, Suriye’ye ait Golan Tepeleri’ni 1967’den beri işgal altında tutuyor. ABD dışında bu bölgeleri İsrail toprağı olarak tanıyan yok.

İsrail’le Suriye arasında 1974’te imzalanan Kuvvetlerin Çekilmesi Anlaşması, tampon bölge ve silahtan arındırılmış bölgenin sınırlarını belirliyor. Ancak 8 Aralık 2024’te 61 yıllık Baas rejiminin çökmesiyle eş zamanlı olarak İsrail ordusunun Suriye’ye saldırıları arttı.

Ülkedeki askeri altyapıyı imha etmeye başlayan İsrail ordusu, Golan Tepeleri’ndeki işgalini genişleterek başkent Şam’ın 25 kilometre yakınlarına kadar sokuldu.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den İran Ve İsrail’e “Barışa Fırsat Verin” Çağrısı

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, İran ve İsrail gerilimine ilişkin, “Bölgeyi ve dünyamızı uçurumun kenarından kurtarmak için sorumlu bir şekilde ve birlikte hareket edelim” dedi.

İsrail ile İran’ın karşılıklı saldırıları devam ederken, uluslarası toplum tırmanan askeri ihtilafa diplomatik çözüm arayışını sürdürüyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK), İsrail ile İran arasında çatışmaların ele alındığı özel bir oturum yapıldı.

Oturumda konuşan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, sert uyarılarda bulunarak “barışa fırsat verme” çağrısı yaptı. Guterres, İsrail ile İran arasında tırmanacak ihtilafın kimsenin kontrol edemeyeceği bir ateşin alevlenmesine yol açabileceğini, dünyanın koşar adım ilerleyen bu tehlikeli süreci teyakkuz halinde izlemekte olduğunu söyledi.

İnsanlığın geleceği konusunda kritik bir karar anında bulunulduğunun altını çizen genel sekreter, “Öyle anlar vardır ki, izlenecek yol sadece ulusların kaderini değil, ortak geleceğimizi de şekillendirir. Bu öyle bir an” diye konuştu.

Diplomasinin önemine vurgu yapan Guterres, “Bölgeyi ve dünyamızı uçurumun kenarından kurtarmak için sorumlu bir şekilde ve birlikte hareket edelim” çağrısını yaptı.

Guterres bu mesajları New York’tan verirken, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi Cenevre’de Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot ve İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy ile bir araya geldi.

Bu görüşme öncesinde Cenevre’deki BM İnsan Hakları Konseyi’nde konuşan İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İsrail’e sert suçlamalar yöneltti.

Arakçi, İsrail’i “ABD’nin diplomatik çabalarına ihanet etmekle suçladı. İranlı bakan, İsrail’in İran’a ABD ile İran arasında “çok umut verici bir anlaşma için” yapılacak görüşmelerden hemen önce saldırdığını söyleyerek, “Bu diplomasiye ihanettir ve uluslararası hukukun temellerine eşi benzeri görülmemiş bir saldırıdır” diye konuştu.

İsrail’in İran’ın nükleer tesislerini hedef alan saldırılarını “ağır savaş suçu” olarak nitelendiren Arakçi, uluslararası topluma İsrail’in saldırılarını kınama çağrısı yaptı, “Bu haksız ve suç teşkil eden savaşın herhangi bir şekilde meşrulaştırılması suç ortaklığı ile eşdeğer olacaktır” sözlerini kaydetti.

İran Dışişleri Bakanı Arakçi, saldırıların “son iki yıldır Filistin’de korkunç bir soykırım gerçekleştiren bir rejim tarafından yapılan çirkin bir saldırganlık eylemi” olduğunu söyleyerek, şunları kaydetti:

“Dünya, her devlet, BM’nin her mekanizması ve organı alarma geçmeli ve saldırganı durdurmak, cezasızlığa son vermek ve suçluları bölgemizdeki bitmek bilmeyen zulüm ve suçlarından sorumlu tutmak için hemen harekete geçmelidir.”

Bu arada İsrail, Arakçi’nin BM İnsan Hakları Konseyi’nde konuşmasına itiraz ederek önlemeye çalıştı. İsrail’in Cenevre’deki Büyükelçisi Daniel Meron, Konsey Başkanı Jurg Lauber’e hitaben yazdığı mektupta, “İran Dışişleri Bakanı’na bu organ önünde söz hakkı verilmesi, konseyin güvenilirliğini baltalar ve bu rejiminin dünya genelindeki pek çok kurbanına da açık bir ihanet teşkil eder” ifadelerine yer verdi.

Meron mektubunda İran’ı konseyi “rejimin despotik kampanyasını desteklemek için uluslararası bir sahne olarak kullanmakla” suçladı. Ancak İsrail’in yoğun itirazlarına rağmen Lauber, Arakçi’nin konuşmasına izin verdi.

İsrail ve ABD’ye uyarı

Bu arada Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi, nükleer tesislere yönelik silahlı saldırıların, saldırıya uğrayan devletin sınırları içinde ve ötesinde büyük sonuçlar doğurabilecek radyoaktif salınımlara yol açabileceği konusunda uyardı.

Grossi, bugün BMGK’da yaptığı konuşmada, İsrail’in İran’ın Buşehr nükleer santralini hedef alacak bir saldırısının çok yüksek miktarda radyoaktivite salınımına neden olabileceğini, yüzlerce kilometre çapında tahliyelerin gerekebileceğini söyledi.

Rafael Grossi ayrıca İran ile yeni bir nükleer anlaşma yapılması durumunda, UAEA’nın Tahran’ın nükleer programının sağlam kontrollerini garanti edebileceğini söyledi.

“UAEA, İran’da nükleer silah geliştirilmediğini tartışılmaz bir kontrol sistemi ile garanti edebilir” diyen Grossi, İsrail’in İran’ın güneyindeki Buşehr nükleer santraline olası bir saldırısı durumunda nükleer bir felaket yaşanabileceğini kaydetti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İsrail, İran’ın Nükleer Programına Ne Kadar Zarar Verdi?

Uluslararası Atom Enerji Ajansı’nın (UAEA) ölçütlerine göre, İran’ın dokuz nükleer silah üretmeye yetecek oranda yüzde 60’a kadar zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğu tahmin ediliyor.

Haber Merkezi / Yetkililer, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun çoğunun UAEA kontrolü altında İsfahan’da depolandığını söylüyor. IAEA, uranyumun nerede depolandığını bildirmiyor ve saldırılardan etkilenip etkilenmediğini de açıklamıyor.

İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine düzenlediği saldırılar, İran’ın nükleer programına sınırlı ancak hedef odaklı hasar verdi. UAEA ve diğer kaynaklara göre, Natanz Nükleer Tesisi’nin yer üstü tesisleri ve elektrik altyapısı ciddi şekilde zarar gördü.

UAEA Başkanı Rafael Grossi, Natanz’daki tesisin bir bölümünün ve elektrik altyapısının imha edildiğini, bu durumun yer altındaki santrifüj odalarına güç sağlayan sistemlere zarar verebileceğini belirtti. Ancak, yer altındaki santrifüj odalarına doğrudan fiziksel bir saldırı olmadığı ve Natanz dışındaki Fordo, İsfahan ve Buşehr tesislerinde önemli bir hasar tespit edilmediği açıklandı.

İsfahan’daki Uranyum Dönüştürme Tesisi ve Yakıt Plakası Üretim Tesisi gibi bazı kritik binaların hasar gördüğü bildirilse de, saha dışı radyasyon sızıntısı olmadığı ve radyolojik risklerin kontrol altında olduğu belirtildi. İran Atom Enerjisi Kurumu Sözcüsü Behruz Kemalvendi, Fordo’daki hasarın sınırlı olduğunu ve önemli ekipmanların önceden taşındığını iddia etti, bu da hasarın etkisini azalttığını öne sürüyor.

İsrail, Natanz’daki tesislere “önemli ölçüde zarar verdiğini” ve nükleer programı birkaç yıl geriye ittiğini savunsa da, uzmanlar İran’ın yer altındaki güçlendirilmiş tesislerinin (özellikle Natanz ve Fordo) nükleer kapasitesinin büyük ölçüde korunduğunu belirtiyor. UAEA’ya göre, İran’ın elinde 9 nükleer bomba üretebilecek kadar zenginleştirilmiş uranyum bulunuyor, ancak bu kapasitenin doğrudan silah üretimine dönüştürülmediği biliniyor.

Saldırılar, Natanz’daki yer üstü altyapısına ve bazı İsfahan tesislerine zarar verse de, İran’ın nükleer programının temel unsurları olan yer altı tesisleri ve uranyum stokları büyük ölçüde sağlam kalmış durumda.

Paylaşın

İsrail’in Yeni Savunma Sistemi: Demir Işın

İsrail, “Demir Kubbe” sistemini yeni bir lazer savunma silahı olan “Demir Işın”, ile tamamlamak istiyor. Demir Işın, düşük maliyet ve yüksek etkinlik avantajıyla modern hava savunmasında çığır açmayı hedefliyor.

Haber Merkezi / Ancak, lazer sistemlerinin doğrudan görüş hattı gerektirmesi ve atmosferik koşullardan etkilenmesi gibi sınırlamaları bulunuyor.

Demir Işın (Iron Beam), İsrail merkezli Rafael Advanced Defense Systems tarafından geliştirilen ve 11 Şubat 2014’te Singapur Airshow’da tanıtılan bir yönlendirilmiş enerji silahı hava savunma sistemidir. Sistem, kısa menzilli roketler, topçu mermileri, havan topları ve insansız hava araçlarını (İHA) etkisiz hale getirmek için tasarlanmıştır.

7-10 km menzile sahip yüksek enerjili fiber optik lazerler kullanarak hedefleri imha eden Demir Işın, İsrail’in çok katmanlı füze savunma sisteminin bir parçası olarak Demir Kubbe (Iron Dome), Arrow 2, Arrow 3 ve Davud Sapanı (David’s Sling) ile entegre bir şekilde çalışır.

Sistemin özellikleri ve avantajları:

Lazer teknolojisi: İki yüksek enerjili fiber lazer, hedefe dört saniye gibi kısa bir sürede etki ederek imha sağlar. Lazer ışınları görünmez dalga boyunda çalışır, bu nedenle gökyüzünde iz bırakmaz.

Maliyet etkinliği: Her atışın maliyeti yaklaşık 2 bin dolar olup, Demir Kubbe’nin 20 bin ile 50 bin dolarlık füze başı maliyetine kıyasla çok daha düşüktür. Mühimmat yerine elektrik enerjisi kullanan sistem, sınırsız atış kapasitesi sunar.

Mobilite ve entegrasyon: Sistem başlangıçta mobil olarak tasarlanmış, ancak ağırlık ve güç gereksinimleri nedeniyle sabit platformlara entegre edilmiştir. Bir batarya, hava savunma radarı, komuta-kontrol (C2) birimi ve iki yüksek enerjili lazer (HEL) sisteminden oluşur.

Hedefler: Sistem, kısa menzilli roketler, İHA’lar, havan mermileri ve gemisavar füzelere karşı etkilidir.

Sistem, 14 yıllık katı hal lazer araştırmalarına dayanır ve 2016’dan itibaren İsrail Savunma Bakanlığı tarafından finanse edilmektedir. ABD de projeye mali destek sağlamakta, özellikle Rafael ve Lockheed Martin iş birliğiyle sistemin gücünü 300 kW’a çıkarma çalışmaları yapılmaktadır.

2023’te Gazze Şeridi’nde test için konuşlandırıldığı belirtilmiş, ancak sistemin tam operasyonel hale gelmesi için 2025 Ekim ayı hedeflenmektedir. İsrail, 2024’te sistem için 530 milyon dolar bütçe ayırmıştır.

Paylaşın

Nükleer Güçlerin Rekabeti Tırmanıyor

Nükleer güç olan ABD, Rusya, Kuzey Kore, Çin, Fransa, İngiltere, Hindistan, Pakistan ve İsrail’in 2024’te nükleer silahlar için harcamaları yüzde 11 oranında artarak 100 milyar 200 milyon dolara ulaştı.

Bu artışın nükleer silahların modernizasyonu ve nükleer silah cephaneliğinin güçlendirilmesi için yapılan yatırımları yansıttığı belirtiliyor. Beş yıl önce nükleer güçlerin nükleer silahlara toplam harcaması 68 milyar dolar tutarındaydı. Yani son beş yılda nükleer silahlara harcamalar yüzde 47’den fazla artmış olması dikkat çekiyor.

Dünyada nükleer silahlara sahip dokuz devletin nükleer silahlarını modernize etme ve cephanelerini arttırma yarışı yeni bir boyut kazanıyor.

Nükleer Silahların İmha Edilmesi Koalisyonu (ICAN) tarafından bugün Cenevre’de açıklanan rapor, nükleer güçlerin nükleer cephanelerini modernize etmek ve güçlendirmek için geçtiğimiz yıl harcamalarını dikkat çekici bir oranda artırdığına dikkat çekiyor.

ICAN raporuna göre nükleer güç olan ABD, Rusya, Kuzey Kore, Çin, Fransa, İngiltere, Hindistan, Pakistan ve İsrail’in 2024’te nükleer silahlar için harcamaları yüzde 11 oranında artarak 100 milyar 200 milyon dolara ulaştı.

Bu artışın nükleer silahların modernizasyonu ve nükleer silah cephaneliğinin güçlendirilmesi için yapılan yatırımları yansıttığı belirtiliyor. Beş yıl önce nükleer güçlerin nükleer silahlara toplam harcaması 68 milyar dolar tutarındaydı. Yani son beş yılda nükleer silahlara harcamalar yüzde 47’den fazla artmış olması dikkat çekiyor.

ABD, 2024’te 56 milyar 800 milyon dolara ulaşan tutar ile nükleer silahlara diğer tüm ülkelerin toplamından daha fazla harcama yapan ülke oldu. ABD’yi, 12 milyar 500 milyon dolar ile Çin, 10 milyar 400 milyon dolar ile İngiltere izledi.

Raporda, “Nükleer silaha sahip ülkelerin 2024’te nükleer silah geliştirmek ve bunları muhafaza etmek için harcadıkları para, neredeyse Birleşmiş Milletler bütçesinin 28 katına eşit” tespitine yer verildi. Bu verileri açıklayan ICAN, küresel çapta nükleer silahsızlanma için mücadele sivil toplum kuruluşlarının oluşturduğu bir koalisyon.

ICAN 2017’de Birleşmiş Milletler’de (BM) 122 ülke tarafından kabul edilen ve 2021’de yürürlüğe giren Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması’nın yolunun açılmasına öncülük etmişti. Bu başarısından dolayı 2017’de Nobel Barış Ödülü’nü layık görülmüştü.

ICAN’ın politika ve araştırma koordinatörü Alicia Sanders-Zakre, özellikle İngiltere ve Fransa’daki harcama artışının Ukrayna’daki savaş ve artan gerginliklerle ilişkili olabileceğini belirtti. Sanders-Zakre “İngiltere ve Fransa’daki harcama artışında, en azından siyasi liderlerin söylemlerinde, Ukrayna’daki devam eden savaşa ve gerginliklere atıfta bulunulduğunu gördük ve bu bir rol oynuyor olabilir” dedi.

İngiltere ve NATO’daki diğer müttefikler artık Rusya’yı Avrupa için en önemli tehdit olarak görüyor. Bu nedenle Almanya gibi pek çok ülke savunma harcamalarını devasa boyutta artırarak silahlanmaya hız veren planlarını da uygulamaya başladı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İran, İsrail’i Füzelerle Vurdu

İran’ın İsrail’e yönelik misilleme saldırısı başlattığı duyurulurken, İsrail, İran’dan fırlatılan füzeleri tespit ettiklerini ve müdahale girişiminde bulunduklarını açıkladı.

Haber Merkezi / İsrail Savunma Kuvvetleri’nden (IDF) gelen açıklamada Tahran’ın İsrail’e “onlarca füze” fırlattığı ifade edildi. Başkent Tel Aviv’de dumanların yükseldiği görülürken, hem Tel Aviv’de hem de Kudüs’te patlama sesleri duyuldu.

İran devlet medyası ise Tahran’ın misilleme amacıyla İsrail’e “yüzlerce çeşitli balistik füze” fırlattığını bildirdi. İran’ın resmi haber ajansı IRNA, “Birkaç dakika önce işgal altındaki topraklara yüzlerce çeşitli balistik füzenin fırlatılmasıyla, siyonist rejimin vahşi saldırısına kararlı bir yanıt operasyonu başladı,” ifadelerini kullandı.

Bu arada İran devlet medyası İsrail Hava Kuvvetleri’ne ait iki savaş uçağının düşürüldüğünü iddia etti. IRNA haber ajansı, “İran gökyüzünde en az iki İsrail uçağı düşürüldü” dedi. İranlı Tasnim haber ajansı ise İsrailli bir kadın savaş pilotunun esir alındığını duyurdu.

İran medyası akşam saatlerinde ülkenin orta kesimlerindeki İsfahan kentinde şiddetli bir patlama yaşandığını aktardı. Bölgede bir nükleer tesis bulunduğu belirtiliyor. İsrail ordu sözcüsü Effie Defrin, “İsfahan’daki nükleer tesisi vurduğumuzu teyit edebilirim. Operasyon devam ediyor” dedi. Gün boyunca devam eden saldırılarda 200’den fazla hedefin vurulduğunu kaydetti.

Bir video mesaj yayınlayan İran dini lideri Ali Hamaney İsrail saldırılarına yanıt vereceklerini söyledi, “İran ordusu, İsrail’i çaresiz bırakacak. İran silahlı kuvvetleri İsrail’e çok sert yanıt verecek” dedi. Hamaney’in bu açıklamasından kısa süre sonra İran’dan İsrail’e yüzlerce balistik füze fırlatıldığı duyuruldu. Hamaney’in mesajı yayınlandığı sırada İsrail’in İran’a yönelik saldırıları devam ediyordu.

İsrail’den karşılık sözü

İsrail Savunma Bakanı İsrael Katz, İran’ın “sivillerin yaşadığı merkezleri füzelerle vurarak çizgiyi aştığını” ve bunun “çok ağır bir bedeli” olacağını söyledi. Bir İsrailli yetkili de, ” İran, nüfus merkezlerine ateş açmanın bedelini ağır ödeyecek,” dedi.

İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Tzachi Hanegbi, başlattıkları saldırılarda İran lideri Ayetullah Ali Hamaney ve üst düzey siyasi isimleri hedef almayacaklarını belirtti. Kanal 12’ye konuşan Hanegbi, İsrail saldırılarının amacının nükleer programını tamamen rafa kaldırmaya zorlayarak İran’ı askeri baskı altına almak olduğunu aktardı.

Hanegbi, saldırılarla “İran’ın nükleer programı, balistik füze kabiliyetleri, karadan İsrail’i yok etme kapasitesine saldırmak ve İran’ın nükleer programının diplomatik yollarla uzun vadede engellenmesi için gerekli koşulları oluşturmak” olmak üzere dört hedefe odaklandıklarını kaydetti.

Ne olmuştu?

İsrail ordusu, haftalardır tırmanan gerilimin ardından, “nükleer programı hedef almak amacıyla” İran’a yönelik ‘Yükselen Aslan’ adıyla kapsamlı bir hava harekâtı başlattı.

İsrail Hava Kuvvetleri’ne ait 200’den fazla savaş uçağı, gece boyunca İran genelinde 100’ün üzerinde hedefi vurdu. Saldırılarda askerî noktalar, nükleer tesisler ve sivil yerleşim yerleri vurulurken; üst düzey askerî yetkililer ile nükleer bilim insanlarına yönelik suikastlar da düzenlendi.

Bu saldırılar, bölgede daha geniş çaplı bir askerî çatışma ihtimaline yönelik endişeleri artırdı. İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, saldırının ardından İsrail’i “acı ve sarsıcı” bir sonucun beklediği konusunda uyardı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise “İsrail’in bekasına yönelik tehdidi bertaraf etme” gerekçesiyle başlattıkları saldırıların, “tehlike ortadan kalkana kadar” süreceğini söyledi. İsrail ordusunun İran’a yönelik saldırılarıyla ilgili bilinenleri derledik.

İsrail’in saldırıları başkent Tahran, Kirmanşah, Doğu Azerbaycan (Tebriz), Kum, Loristan, Hemedan ve İsfahan eyaletlerini kapsadı. Başkent Tahran ve çevresindeki askeri bölgelerin yanı sıra, sivil yerleşimler hedef alındı.

Hemedan’daki Subaşı Radar Merkezi, Kirmanşah’ta askeri kışlalar, radar sistemleri ve Hüsrevi Sınır Kapısı vuruldu. Loristan’da bir askeri tesis, Tebriz’de ise bir nükleer araştırma merkezi ile iki askeri üssün de aralarında olduğu beş ayrı nokta bombalandı.

İsfahan kentinde yer alan ve İran’ın nükleer programı açısından kritik önemdeki Natanz Uranyum Zenginleştirme Tesisi de saldırının hedeflerinden biri oldu. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na yakınlığıyla bilinen yarı resmi Fars Haber Ajansı’na göre, İsrail saldırılarında en az 78 kişi hayatını kaybetti, 329 kişi yaralandı.

İran medyasına göre, Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı Hüseyin Selami ile Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri, İsrail saldırısında öldürülenler arasında yer alıyor.

Tesnim Haber Ajansı, Hatemü’l-Enbiya Karargâhı Komutanı Tümgeneral Gulamali Reşid’in de saldırılarda öldüğünü duyurdu. Devlet medyası Nour News, Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in danışmanı Ali Şemhani’nin ağır yaralandığını bildirdi. Tesnim Haber Ajansı, İsrail’in altı nükleer bilim insanını öldürdüğünü bildirdi.

Hayatını kaybedenler arasında, İslami Azad Üniversitesi Rektörü ve teorik fizikçi Muhammed Mehdi Tehrançi, İran Atom Enerjisi Kurumu’nun eski başkanı Feridun Abbasi, ayrıca Abdulhamid Menuçehr, Ahmed Rıza Zülfikari, Emir Hüseyin Fıkhi ve Halil Mutallibzade yer aldı.

Paylaşın

İsrail’in Gazze’ye Yönelik Saldırılarında 226 Gazeteci Hayatını Kaybetti

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarında hayatını kaybeden gazeteci sayısı 226’ye yükseldi. Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise 54 bin 677’ye çıktı.

Haber Merkezi / Haması’ın kurduğu Gazze’deki Hükûmetin Medya Ofisi tarafından yapılan açıklamaya göre, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarında hayatını kaybeden gazeteci sayısı 226’ye yükseldi. Açıklamada, İsrail ordusunun özellikle medya çalışanlarını da hedef aldığı vurgulandı.

İsrail’in 18 Mart’ta ateşkesi bozmasının ardından yeniden yoğunlaşan saldırılarda şu ana kadar en az 4 bin 402’ye kişi hayatını kaybetti. Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, 7 Ekim 2023’ten bu yana toplam can kaybı 54 bin 677’ye, yaralı sayısı ise 125 bin 530’a ulaştı.

İsrail, Hamas’la iki aylık ateşkesi bozmuş, Gazze’ye yönelik hava ve kara saldırılarını yeniden başlatmıştı.

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistin Mültecilerine Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), ateşkesin bozulduğu 18 Mart’tan bu yana Gazze Şeridi’nde yaklaşık 450 bin kişinin yerinden edildiğini bildirdi.

UNRWA, sosyal medya hesabı üzerinden yayımladığı bir paylaşımda, ateşkesin derhal yenilenmesi ve insani yardım ile ticari malzemelerin kesintisiz akışının sağlanması çağrısında bulundu.

İnsanî yardım örgütleri, 365 kilometrekare gibi dar bir alana yayılan Gazze Şeridi’nde 2,5 milyona yakın nüfusun yüzde 80’inin tahliye emirleri ve girilmesi yasak ilan edilen bölgeler nedeniyle yer değiştirmek zorunda bırakıldığını kaydediyor.

İsrail’in saldırıları, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği saldırıyla başlamıştı. Saldırıda çoğunluğu sivil olmak üzere yaklaşık bin 200 kişi ölmüş, 251 kişi de rehin alınmıştı. 06Halihazırda Hamas’ın elinde olduğu bilinen 59 rehineden 24’ünün sağ olduğu değerlendiriliyor.

İsrail, Hamas’ı teslim olmaya zorlamak ve kalan rehinelerin geri dönüşünü kolaylaştırmak amacıyla Gazze’de şiddeti yoğunlaştırma sözü verdi. Daha fazla baskı uygulamak için tüm gıda, yakıt ve insani yardım tedariki de kesildi.

İsrail ayrıca, Hamas’tan silahsızlanmasını ve Gazze’yi terk etmesini talep etti. Hamas rehineleri ancak daha fazla Filistinli tutuklunun serbest bırakılması, kalıcı bir ateşkes ve İsrail’in Gazze’den tamamen çekilmesi karşılığında serbest bırakacağını belirtiyor. Ancak Hamas silah bırakma ya da bölgeyi terk etme önermelerini reddediyor.

Paylaşın

Türkiye, İsrail’e En Çok Mal Satan Beşinci Ülke

Çin, ABD, Almanya ve İtalya’nın ardından Türkiye, 2024 yılı itibarıyla İsrail’e en çok mal satan beşinci ülke konumunda yer aldı. Türkiye’nin İsrail’e yaptığı ihracat, 2.86 milyar dolar seviyesinde.

Türkiye’nin bu sıralamada Rusya, Fransa ve Hindistan gibi ülkeleri geride bırakması, kamuoyunda daha önce açıklanan “İsrail’le ticaret durduruldu” söylemleriyle ciddi bir çelişki oluşturuyor.

İktidar, Gazze’deki sivil ölümlerine yönelik artan kamuoyu tepkisi ve siyasi baskılar üzerine Nisan 2024’te İsrail’e 54 başlık altında ihracat yasağı getirdiğini açıklamıştı. Ancak ticaret verileri bu yasağın ya etkisiz kaldığını ya da büyük ölçüde göz boyamaya yönelik olduğunu gösteriyor.

Al Jazeera’nın haberine göre, Türkiye’den İsrail’e en çok satılan ürünler arasında demir-çelik ürünleri, plastik türevleri, tekstil mamulleri, gıda ürünleri ve çeşitli sanayi hammaddeleri yer aldı. Bu kalemlerin birçoğu, yasak kapsamındaki sektörlerle doğrudan ilişkili.

Birleşmiş Milletler’e bağlı küresel ticaret veri tabanı UN Comtrade verilerine göre, İsrail 2024 yılında Türkiye’den yaklaşık 2.87 milyar dolarlık ithalat yaptı. Bu rakam, önceki yıla göre yüzde 20’nin üzerinde bir artışa işaret ediyor. Bu artış, İsrail’in hem askeri hem de altyapı malzemelerine olan talebinin sürdüğü bir dönemde gerçekleşti.

İsrail’in Türkiye’den aldığı ürünlerin bir kısmının, altyapı inşaatı ve askeri lojistik destek alanlarında kullanıldığı iddiaları, sivil toplum kuruluşları tarafından sıklıkla gündeme getiriliyor.

Muhalefet partileri ve insan hakları savunucuları, bu ticaret hacminin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda diplomatik bir skandal niteliği taşıdığını belirtiyor. CHP’li bazı vekiller, İsrail’e yapılan ihracatın TBMM gündemine taşınması gerektiğini savunurken, Gelecek Partisi, Deva Partisi, İYİ Parti ve Saadet Partisi temsilcileri ise “halkın iradesiyle alay edilircesine sürdürülen bu politikayı kabul etmiyoruz” açıklamalarında bulunmuştu.

Öte yandan Filistin destekçisi birçok sivil toplum kuruluşu ve aktivist grup, limanlar üzerinden yapılan ticaretin “şeffaflık ve denetimden uzak” bir biçimde sürdürüldüğünü savunuyor.

Al Jazeera’nın yayımladığı rapora göre, İsrail’in 2024 yılındaki en büyük ithalat partneri Çin olurken, onu sırasıyla ABD, Almanya, İtalya ve Türkiye izledi. Türkiye’nin İsrail’e ihracat hacmi, Fransa, Hindistan, Rusya ve Japonya gibi ülkelerin önünde yer aldı.

Paylaşın

Her 2 Kişiden 1’i Yeni Bir Dünya Savaşı’nın Yakın Olduğunu Düşünüyor

YouGov ‘un yaptığı yeni bir anket çalışmasına göre; Avrupa’da nüfusun yüzde 41 ile 55’i önümüzdeki 5 ile 10 yıl içerisinde III. Dünya Savaşı’nın çıkma ihtimali olduğunu düşünüyor. ABD’de bu oran yüzde 45 civarında.

Nazilerin koşulsuz teslimiyeti kabul etmesiyle Avrupa’da II. Dünya Savaşı’nın resmen sona erdiği ve sonrasında “Zafer Günü” olarak kutlanan 8 Mayıs’ın 80. yıldönümüne az bir süre kalmışken yeni bir anketin sonuçları yayımlandı.

Anket şirketi YouGov, merkezinin yer aldığı Birleşik Krallık’ın yanı sıra ABD, Almanya, Fransa, İspanya ve İtalya’da bu çalışmayı gerçekleştirdi. Avrupa ülkelerinde 5-10 yıla III. Dünya Savaşı bekleyenlerin oranı yüzde 41’le 55 arasında değişti. ABD’de ise yüzde 45’i bu görüşü onayladı.

“III. Dünya Savaşı’nda nükleer silah kullanılır” cümlesini benimseyenlerin oranı yüzde 68 ila 76 olurken II. Dünya Savaşı’na kıyasla daha fazla can kaybı olacağını öngörenlerin oranları yüzde 57’yle 73 arasında değişti. Yeni bir cihan harbinde insanların çoğunun öleceğini düşünenlerse yüzde 25-44 bandında.

Yüzde 66’yla 89 arasında değişen oranlarda “Benim ülkem savaşa girer” dendi. Ancak Avrupa’da ordularının kendisini savunabileceğini düşünenler yüzde 16 ila 44’te kaldı. ABD’lilerin yüzde 71’i ordunun kendilerini koruyabileceğini savundu.

III. Dünya Savaşı’nın Rusya yüzünden çıkacağını düşünenlerin oranı yüzde 69’la 82 arasında değişti. Moskova korkusunu “İslamcı terör” izledi. Diğer yandan İspanya, Almanya ve Fransa’da çoğunluk ABD’yle yaşanan gerilimlerin küresel barışa tehdit oluşturduğunu da belirtti.

ABD’de yaşayanların yüzde 52’si, İspanya’dakilerinse yüzde 31’i Nazi Almanyası’nın işlediği türden suçların kendi ülkelerinde meydana gelmesini bizzat görmeyi beklediğini ifade etti. Diğer ülkelerin oranları bu ikisinin arasında kaldı.

Nazileri mağlup etmek için en çok kimin çaba harcadığı sorulduğunda Birleşik Krallık dışındaki ülkelerde ABD diyenler yüzde 40’la 52 arasında değişirken, Sovyetler Birliği yanıtını verenler yüzde 17 ila 28 oldu.

Birleşik Krallık’ta yüzde 41’in kendi ülkelerinin adını zikretmesi dikkat çekti. Zira diğer ülkelerde Londra’yı bu konuda etkili görenler yüzde 5’le 11 arasında değişiyor.

Almanların yüzde 46’sı, ülkelerinin 1945’ten sonra savaş hakkında iyi iş çıkardığını düşünürken yüzde 47’nin “Nazi geçmişi hakkında aşırı bilinçliyiz” dediği görüldü. Bu durumun güncel meselelerde sorun yarattığını savundular. Yüzde 24’se Almanya liderlerinin dengeyi doğru kurduğunu söylüyor.

Barışın korunmasında en çok kimin pay sahibi olduğu sorulduğunda yüzde 52’yle 66 arasında değişen oranlarda yanıt NATO oldu. Yüzde 45 ila 56 da Avrupa Birliği’nin kıtadaki barışın korunmasında etkili olduğunu düşünüyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

İsrail’den Gazze’ye Yönelik Saldırıları Genişletme Kararı

İsrail, Gazze Şeridi’n yönelik saldırılarını kademeli olarak genişletme karar aldı. İsrail, iki ay süren ateşkesin ardından mart ayında yeniden saldırılara başlamıştı.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 52 bin 535’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise 118 bin 491’e çıktı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

İsrail yönetimi Gazze’ye yönelik saldırıları kademeli olarak genişletme kararı aldı. İsrail kamu yayıncısı Kan, kararın Başbakanı Benyamin Netanyahu başkanlığında toplanan güvenlik kabinesinde alındığını aktardı.

Toplantı öncesinde sosyal medya hesabından paylaştığı video mesajda Netanyahu, kabine üyeleri ile Gazze savaşının “yeni aşamasını” konuşacaklarını söyledi.

Karar, İsrail ordusunun on binlerce yedek askeri göreve çağırmasından günler sonra geldi. Ordudan yapılan açıklamada, “Hamas’ı yenmek ve insanlarımızı (rehineler) eve getirmek için baskıyı artırıyoruz” denilmişti.

İsrail, iki ay süren ateşkesin ardından Mart ayında yeniden saldırılara başlamıştı.

Güvenlik kabinesinin Gazze’ye insani yardımların ulaştırılmasına dair yeni bir planı onayladığı da aktarıldı ancak yardımların geçişine ne zaman başlanacağına veya ne miktarda yardım malzemesinin girişine izin verileceğine dair detay paylaşılmadı.

İsrail iki aydan fazla süredir Gazze’ye başta gıda maddeleri olmak üzere insani yardımın girişine engel oluyor. Birçok ülke ve uluslararası örgüt İsrail’i iki milyon Filistinliye karşı açlığı bir silah olarak kullanmakla suçluyor.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 52 bin 535’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise 118 bin 491’e çıktı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

İsrail’in 18 Mart’ta ateşkesi bozmasının ardından yeniden yoğunlaşan saldırılarda şu ana kadar en az 2 bin 436 kişi hayatını kaybetti. Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, 7 Ekim 2023’ten bu yana toplam can kaybı 52 bin 535’e, yaralı sayısı ise 118 bin 491’e ulaştı.

İsrail’in saldırıları, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği saldırıyla başlamıştı. Saldırıda çoğunluğu sivil olmak üzere yaklaşık bin 200 kişi ölmüş, 251 kişi de rehin alınmıştı.

Halihazırda Hamas’ın elinde olduğu bilinen 59 rehineden 24’ünün sağ olduğu değerlendiriliyor.

İsrail, Hamas’ı teslim olmaya zorlamak ve kalan rehinelerin geri dönüşünü kolaylaştırmak amacıyla Gazze’de şiddeti yoğunlaştırma sözü verdi. Daha fazla baskı uygulamak için tüm gıda, yakıt ve insani yardım tedariki de kesildi.

İsrail ayrıca, Hamas’tan silahsızlanmasını ve Gazze’yi terk etmesini talep etti. Hamas rehineleri ancak daha fazla Filistinli tutuklunun serbest bırakılması, kalıcı bir ateşkes ve İsrail’in Gazze’den tamamen çekilmesi karşılığında serbest bırakacağını belirtiyor.

Ancak Hamas silah bırakma ya da bölgeyi terk etme önermelerini reddediyor.

Paylaşın