İran Cumhurbaşkanı, Başörtüsü İsteği Reddedilince Röportajı İptal Etti

Christane Amanpour, sosyal medya hesabından, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu için New York’ta bulunan İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ile yapacağı röportajın, başörtüsü takması talebini reddetmesi üzerine iptal edildiğini açıkladı.

CNN televizyonunun ünlü muhabirlerinden Amanpour, yaptığı açıklamada “Bu, Cumhurbaşkanı Reisi’nin BM Genel Kurulu toplantısı ziyareti sırasında, Amerikan topraklarında yapacağı ilk söyleşi olacaktı. Haftalar süren planlamanın, sekiz saat süren çeviri ekipmanı kurma uğraşından sonra hazırdık. Ama Cumhurbaşkanı gelmedi” dedi.

Söyleşi için sözleşilen saatten 40 dakika sonra, Reisi’nin bir yardımcısı başörtüsü takmasını istedi.

Amanpour “Nazikçe reddettim. New York’tayız ve burada başörtüsüyle ilgili herhangi bir kanun ya da gelenek yok. Onlarla İran dışında görüştüğümde hiçbir İran Cumhurbaşkanı’nın böyle bir şey istemediğini söyledim” dedi.

Amanpour, yardımcının başörtüsü takmaması halinde söyleşinin yapılmayacağını belirttiğini, bunun bir “saygı meselesi” olduğunu ve gösterileri kast ederek “İran’daki durumdan” bahsettiğini aktardı.

Ünlü muhabir “Tekrar bu daha önce görülmemiş ve beklenmeyen koşulu kabul etmeyeceğimi söyledim” ifadelerini kullandı.

Bunun üzerine CNN Muhabiri kalktı ve röportaj gerçekleşmedi.

Amanpour “İran’da gösteriler devam eder ve insanlar öldürülürken, Cumhurbaşkanı Reisi ile konuşmak adına önemli bir an olacaktı” dedi.

Reisi geçen hafta CBS’te yayımlanan 60 dakika programına konuşmuştu. CBS muhabiri Lesley Stahl silah kendisine “nasıl giyineceğinin, Reisi oturmadan oturmaması ve cumhurbaşkanının sözünü kesmemesi gerektiğinin söylendiğini” açıklamıştı.

Paylaşın

İran’da ‘Mahsa Amini’ Protestoları Yayılıyor: 7 Ölü

Geçtiğimiz hafta Tahran’da “tesettüre uygun olmayan” giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrasında Cumartesi’den beri süren protestolarda toplam yedi kişinin öldürüldüğü bildirildi.

İnsan hakları grubu Hengaw’ın raporlarına göre, üçü Salı günü olmak üzere, huzursuzluğun özellikle yoğun ve ölümcül olduğu ülkenin kuzeybatısındaki bölgeler ve dolaylarında güvenlik güçlerince yedi protestocu öldürüldü.

Yetkililer, protestocuların güvenlik güçlerince öldürdüğünü reddediyor.

Hengaw ayrıca protestoların yayıldığı bölgelerde internet erişiminin kesildiğini açıkladı. İnternet yasakları gözlemevi NetBlocks, İran’ın genellikle engellemediği tek büyük sosyal medya platformu olan Instagram’a erişimi kısıtladığını söyledi. NetBlocs’tan bir üst düzey yetkili, son zamanlarda İnstagram’ın ülkede yaklaşık 48 milyon kullanıcıya ulaştığını söyledi.

İran İletişim Bakanı yetkililerin güvenlik nedenleriyle internet hizmetlerini kesintiye uğratabileceğini söylediği demecinin yayılmasından sonra sözlerinin yanlış alıntılandığını söyledi.

Amini’nin öldürülmesi huzursuzlukları keskinleştirdi

Amini’nin ölümü, İslam Cumhuriyeti’ndeki özgürlükler ve yaptırımlarla sarsılan ekonominin de içinde olduğu birçok konuda öfkenin açığa çıkmasına neden oldu. Kadınlar protestolar sırasında hicablarını yakarken, kimileri de sokakta saçlarını kesti.

Cumartesi günü Amini’nin cenazesinde başlayan protestolar, güvenlik güçlerinin tepkileri  bastırmaya çalışması nedeniyle ülkenin pek çok kentine yayıldı.

Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney, Çarşamba günü, 1980-88 İran-Irak savaşını anmak için  yaptığı konuşmada, su kıtlığı nedeniyle geçen yıl sokak çatışmalarından bu yana İran’ın en büyük huzursuzluklarından biri olan protestolardan söz etmedi.

Hamaney’in yüksek yardımcılarından biri bu hafta Amini’nin ailesine başsağlığı diledi, davayı takip edeceğine söz verdi ve ruhani liderin genç kadının ölümünden etkilendiğini ve acı duyduğunu söyledi.

Şiraz’da bir polis, Kirmanşah’ta iki gösterici öldürüldü

Resmi IRNA haber ajansı, Salı günü güneydeki Şiraz kentinde “Bazı kişilerin polislerle çatışmaya girmesi sonucunda bir yardımcı polisin öldüğünü, dört polis memurunun da yaralandığını” haber verdi. Bir yetkili de Şiraz’da 15 protestocunun tutuklandığını söyledi.

Kirmanşah Savcısı Salı günü çıkan ayaklanmalarda iki kişinin öldürüldüğünü söyledi. Yarı resmi Fars haber ajansının aktardığına göre, savcı Karami, “Bunun devrim karşıtı unsurlar tarafından yapıldığından eminiz çünkü kurbanlar güvenlik aygıtının envanterinde olmayan  silahlarla öldürüldü.” dedi.

Kürdistan polis şefi, yarı resmi Tasnim haber ajansına Çarşamba günü yaptığı açıklamada, bu hafta başlarında Kürdistan eyaletinde dört kişini öldürüldüğünü doğruladı. Öldürülenlerin güvenlik güçlerinin kullanmadığı bir tür kurşunla vurulduklarını söyleyen yetkili, “çetelerin” ölümleri polis ve güvenlik görevlilerine yıkmayı amaçladığını ileri sürdü.

Hengaw, son dört gün içinde hükümet güçlerinin “doğrudan ateşi” sonucu öldüğünü açıkladığı yedi protestocunun yanı sıra toplam 450 kişinin de yaralandığını söyledi. Reuters, kayıp raporlarını bağımsız kaynaklara doğrulatamadı.

“Diktatöre ölüm”

Sosyal medyada paylaşılan videolar da göstericilerin İslam Cumhuriyeti’nin alametlerine zarar verdiğini ve güvenlik güçleriyle karşı karşıya geldiğini gösteriyor.

Bir videoda, kuzeydeki Sari kentinde İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin belediye binasının cephesini kaplayan resmini yırtan bir adam görüntülendi.

Yarı resmi ISNA haber ajansı, birçok kentte toplam 12 ambulansın saldırıya uğradığını ve bankaların ve kamu binalarının zarar gördüğünü söyledi. Protestocular ambulansların polis taşımak ve göstericileri gözaltına almak için kullanıldıklarını söylediler

1500 tasvir tarafından paylaşılan bir videoda, Çarşamba günü Tahran’da yüzlerce kişi Tahran Üniversitesi’nde “diktatöre ölüm” diye bağırarak yeniden miting yaptı.

Devlet medyası ve yetkililer, protstoları “devrim karşıtı unsurlar”ca gerçekleştirilen ayaklanmalar olarak tanımlıyor.

İran Devrim Muhafızları çatısı altındaki paramiliter Basiç teşkilatı üyeleri Çarşamba günü Tahran’da gösteicilere karşı gösteri yaptılar.  “Ahlak polisi bahane, hedefleri rejimin kendisi” sloganları attılar.

Paylaşın

İran Halkı Sokakta: Başörtüsü Krizi Nereye Gidiyor?

İran’da 22 yaşındaki Mahsa Amini‘nin akrabalarını ziyarete giderken ‘ahlak polisi’ tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmesinin ardından başlayan protestolar, yayılarak devam ediyor.

Sosyal medyaya yansıyan görüntülerde de polisin müdahale sırasında göz yaşartıcı, plastik mermi ve benzeri mermiler kullandığı görülüyor. Polisin sert müdahalesine rağmen gösteriler dalga dalga tüm ülkeye yayılmaya devam ediyor.

Şiddete tepki gösterin kimi kadınlar saçlarını kazıtırken kimisi de başörtülerini yaktı. Sokaklara çıkan halk slogan atarak yürüyor ve olup bitene tepki gösteriyor. En dikkat çekici slogan ise “diktatöre ölüm” oldu. Bu neredeyse tüm göstericilerin ortak sloganı haline gelmiş durumda.

Sokaklardan ayrılmayacaklarını söyleyen göstericiler, “kız kardeşimi öldüreni ben de öldüreceğim”, “biz savaşın çocuklarıyız, savaş ki savaşalım”, “kadın, yaşam, özgürlük”, “kazanana kadar savaş”, korkmayın, hep birlikteyiz”, İslami hükümet istemiyoruz”, Hamaney’e ölüm” şeklinde Tahran yönetimi aleyhine sloganlar atıyor.

Amini’nin ölümü konusunda yetkililer ne diyor?

Polis Amini’nin öldürülmediğini, kendi kendine öldüğünü ve bunun da kalp krizi ile olduğunu iddia ediyor. Amini’nin ailesi ise kalp rahatsızlığı geçmişi olmadığını ve gömülmeden önce cesedini görmelerinin engellendiğini söylüyor.

BM Genel Kurulu’nda konuşacak olan İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, soruşturma sözü verdi.

Gösteriler Cumartesi günü Saqez’de cenazesinin ardından patlak verdi ve kısa sürede Tahran da dahil olmak üzere ülkenin diğer bölgelerine yayıldı.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

İran rejimi protestolara nasıl tepki veriyor?

İranlı yetkililer ve siyasi figürler Amini’nin ölümünün nedenlerini araştırma sözü verirken, adı açıklanmayan yabancı ülkeleri ve sürgündeki muhalefet gruplarını da huzursuzluğu körüklemekle suçluyorlar.

Bu tür suçlamalar ülkede son yıllarda patlak veren protestolarda kullanılan yaygın bir kalıp haline geldi. Ülkede internet ve sosyal medya kullanımı kısıtlanmış durumda. Yurt dışından özgürce yapılan yayınların da maksatlı ve yabancı destekli olduğu ileri sürülüyor.

İran’ın yönetici din adamları, ABD’yi İslam Cumhuriyeti için bir tehdit olarak görüyor ve Batı geleneklerinin benimsenmesinin toplumu baltaladığına inanıyor. Hamaney, Avrupa’da ve başka yerlerdeki sözde “renkli” protestoları, daha fazla hak için gösteri yapan insanlar olarak değil, yabancı müdahaleler olarak nitelendiriyor.

Halkın düzene ve rejime olan isyanlarının arkasında yabancı devletler olduğu iddiası devlet medyasında devamlı olarak işleniyor.

Tahran valisi başkentteki protestolarda üç yabancı uyruklunun tutukladığını açıkladı ancak bunların kim oldukları ve neden tutuklandıklarına dair ayrıntı vermedi.

Protestoculara karşı gerçek mermi kullanılıyor olması ölümlere yol açmaya da devam ediyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen genç kadın erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

VoA’nın haberine göre genç kadının karakolda ölümünü eleştiren sosyal medya yorumcuları arasında, sözünü sakınmamasıyla tanınan reformcu eski milletvekili Mahmud Sadıki, Ayetullah Ali Hamaney’i olayla ilgili kamuoyuna açıklama yapmaya çağırdı.

Paylaşın

‘Ahlak Polisi’nin Mahsa Amini’yi Başına Vurarak Öldürdüğü Ortaya Çıktı

İran’da ahlak polisi tarafından gözaltına alınan 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin başına aldığı ağır darbeler sonucunda can verdiği tıbbi raporlarla kanıtlandı. İran emniyeti ve Ahlak Polisi genç kadına fiziki temasta bulunulmadığı ve gözaltına alındıktan sonra “kalp krizi” geçirerek öldüğünü iddia ediyordu. 

Ancak gerçek, bir hacktivist grubun Amini’nin öldüğü hastanenin bilgisayarından elde ettiği tomografi (CT) görüntülerinin tıbbi değerlendirmesiyle ortaya çıktı. İran dışından dijital yayın yapan muhalif Iran International’a ulaştırılan tomografi (CT) taramasında, Amini’nin ölümünün kafatasında oluşan çatlak ve kırıklardan doğan beyin ödemine bağlı olduğu görüldü.

Iran International’ın elde ettiği bilgilere göre, polis gözetiminde bulunduğu sırada ölen Mahsa Amini’nin kafatası CT taramasında kemik kırığı, kanama ve beyin ödemi görülüyor.

Bir hacktivist grup tarafından İran International’e ulaştırılan tıbbi belgeler ve onlarca özel görüntü, kafasının sağ tarafına aldığı şiddetli bir travmanın yol açtığı kafatası kırığını açıkça gösteriyor. Bu bilgi ailesi ve doktorlarının Mahsa’nın başının birden çok kez darp edildiğine ilişkin açıklamalarını doğrularken İran polisinin genç kadının kalp krizi geçirdiği iddiasının doğru olmadığını da ortaya koyuyor.

Göğüs taramalarında da iki yanlı yaygınIran International’ın öğrendiğine göre, dini polis nezaretinde ölen İranlı kadın Mahsa Amini’nin kafatası BT taramasında kemik kırığı, kanama ve beyin ödemi görülüyor.

Bir hacktivist grup tarafından İran Enternasyonali’ne gönderilen tıbbi belgeler ve düzinelerce özel görüntü, kafasının sağ tarafında, kafatasına aldığı şiddetli bir travmanın neden olduğu bir kafatası kırığını canlı bir şekilde gösteriyor ve bu, ailesi ve doktorlarının onun vurulmasıyla ilgili daha önceki açıklamalarını doğruluyor. İran polisinin kalp krizi geçirdiği iddiasının doğru olmadığını defalarca kafasına vurdu.

Göğüs taramalarında da  iki yanlı yaygın alveoler kanama ve aspirasyon pnömonisine bağlı hasar, sekresyon retansiyonu ve üst üste binen enfeksiyonlar görülüyor. Doktorlar sonuçların beyin travmasına bağlı akut solunum sıkıntısı sendromu ile uyumlu olduğunu söylüyor.

22 yaşındaki kadının başörtüsü polisi tarafından gözaltında ölümü, İranlılar arasında infiallere ve farklı şehirlerde birçok rejim karşıtı protestoya yol açtı.

Öldüğü hastaneden bir kaynak Cumartesi günü Iran International’a kafasına aldığı “birden fazla darbe” sonrasında beyin dokusunun ezildiğini ve Amini’nin tepki veremez ve beyin ölümü gerçekleşmiş halde başkent Tahran’daki Kasra Hastanesine götürüldüğünü söyledi.

Kaynak, hastaneye getirildiğinde Mahsa’nın akciğerlerinin kanla dolu olduğunun ve “canlandırılamayacağının” açık olduğunu da sözlerine ekledi.

Bu kaynak, Mahsa’nın “beyin dokusu ciddi şekilde hasar gördüğü için ne kurtarılabilir ne de ameliyat edilebilir durumda olduğunun ve hastanın tek bir yumrukla yaralanmadığı ve kafasına çok sayıda darbe almış olması gerektiğin de açık” olduğunu söyledi.

Devlet yalanları

Ailesinin, Mahsa’nın zamanında müdahale edilmediği için komaya girdiği ve öldüğünü ileri süren beyanlarına rağmen Cumartesi akşamı bir TV kanalına konuşan İran İçişleri Bakanı Ahmed Vahidi, Amini’nin tıbbi tedavisinin eksiksiz ve zamanında yapıldığını iddia etmişti.

Öte yandan İslam Cumhuriyeti yetkilileri de Mahsa Amini’nin çocukluğundan beri epilepsi ve kalp hastalığı olduğunu söylemiş ancak bu iddialar ailesi tarafından reddedilmişti.

İran’ın başkenti Büyük Tahran Emniyet Müdürü Hüseyin Rahimi, Pazartesi günü de Mahsa’nın ölümündeki sorumluluklarını reddetmeyi sürdürdü. Genç kadının geçen hafta başörtüsü “uygunsuz” olduğu için bir parkta yürürken ahlak polisince durdurulduğunu söyledi.in.

Rahimi, Amini’nin polis memurları tarafından dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, “polise karşı korkakça suçlamalar yöneltildiğini” söyledi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Mahsa Amini İçin Yapılan Protestoların Bilançosu: 38 Yaralı, 13 Tutuklama

Hengaw İnsan Hakları Örgütü, İran’da ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümüne ilişkin ülke çapında yapılan protestolara ilişkin paylaştığı raporunda, en az 38 kişi yaralandığını, 13 kişinin de tutuklandığını paylaştı.

Hengaw İnsan Hakları Örgütü raporunda, yapılan protesto gösterilerinde en az 33 yurttaşın özel kuvvetlerin doğrudan hedefi olduğunu kaydetti. Raporda, yaralanan beş kişi ise durumlarının kritik olması sebebiyle Tebriz şehrindeki hastanelere kaldırıldığı bilgisi verildi.

Hengaw’ın ulaştığı hastane raporlarına atıfla verdiği bilgilere göre, 3 yaşındaki Persa Sehat, 18 yaşındaki Nechirvan Maroufi, Kian Derakhsan ve gözünden plastik mermi ile vurulan iki yurttaşın tedavileri devam ediyor.

Buna göre, bir gün önce gerçekleştirilen eylemlerde de Senendec şehrinde üç kişi pompalı tüfekle vurulmuş, biri 14 yaşında bir kız çocuğu olmak üzere iki kişi de coplarla darp edilmişti. Hengaw’ın teyit ettiği bilgiler, Senendec’de sekiz protestocunun tutuklandığını gösteriyor.

Amini, başörtüsü kurallarına uymadığı gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alınmıştı. Amini’nin ahlak polisi tarafından dövüldüğü ve işkenceye maruz kaldığı, bu nedenle komaya girdiği iddia edilmişti.

Polis ise Amini’nin Tahran’daki ahlak polisinin karakolunda 13 Eylül’de aniden kalp rahatsızlığı yaşayarak acilen hastaneye kaldırıldığını öne sürülmüştü.

Cuma günü hayatını kaybeden Amini’nin Sakkız şehrinde hafta sonu gerçekleşen cenazesinde “Diktatöre ölüm” sloganlarının atıldığı protestolar düzenlendi.

Bu slogan, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in başörtüsü kurallarının katı bir şekilde uygulanması açısından yürüttüğü baskıcı politikaları hedefliyor.

İran’da Kürtlerin yoğun yaşadığı Sakkız şehri dışında Senendec’te de eylemler düzenlendi. Başkent Tahran’da da kadınlar kadınlar “Kız kardeşimi öldüreni öldüreceğim” sloganları ile sokaklara çıktı.

Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde ayrıca Mahsa Amini’nin öldürülmesini protesto eden kadınlar saçlarını kesip başörtülerini yakıyor.

İran sokaklarında başörtüsünü çıkarıp yürüyüş düzenleyen ya da başörtüsünü yakan kadınlar görüldüğü gibi sosyal medyada da saçlarını kesen kadınların videoları viral oldu.

Oyuncu Anahita Hemti, Instagram’da saçlarını kestiği videosunu paylaşarak saç kesmenin İran’daki kimi inanışlara göre yas sürecinin bir parçası olduğunu dile getirdi.

Kimi İran efsanelerinde de kadınların saçlarını kesmesi yas sürecinin bir parçası olarak anlatılırken bu inanış Amini’nin ölümünden sonra bir öfke temsiline dönüşmüş durumda.

İranlı oyuncular Ketayoun Riahi ve Shabnam Farshadjo’nun da protesto amacıyla başörtülerini çıkardığı görüldü.

Kürt siyasetçilerden grev çağrısı

Bazı Kürt siyasi partiler ve muhalefet grupları grev çağrısında bulunurken bazı işyerleri Pazartesi günü kepenklerini kapatacağını açıkladı.

Amini’nin ailesini arayarak başsağlığı dileyen İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, meselenin detaylıca soruşturulması için emir verdiğini aktardı.

Amini’nin babası ise Hammihan gazetesine yaptığı açıklamada rejim yanlısı yayınların iddialarının aksine kızının epilepsi, diyabet ve beyin tümörü gibi rahatsızlıklarının olduğunu reddetti.

Karakolda yaşananlara dikkat çekerek, “Koridorların içinde ne oldu?” sorusunu yöneltti.

Ahlak polisinin görevine son verilmesi için yapılan çağrılara ise muhalif siyasetçiler ve ünlüler katıldı. İran’da başörtüsü yasağına ve ahlak polisinin uygulamalarına karşı uzun zamandır tepkiler var.

Paylaşın

İran’da Mahsa Amini’nin Ardından Öfke Dinmiyor!

İran’da ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra ölen Mahsa Amini’nin ardından başlayan protestolarda öfke dinmedi. Genç kadının ölümü İran’daki kadın hakları sorununu bir kez daha gündeme getirdi.

Polis ise ısrarla, genç kadının gözaltında dövülmesi sonucu öldüğü yolunda sosyal medyada özellikle dillendirilen suçlamalara karşı çıkıyor. Tahran yönetimi ortaya atılan iddiaları yalanlayarak, kadının kalp krizi geçirdiğini duyurmuştu.

İran’da, ‘örtünme kurallarına uymadığı’ gerekçesiyle ahlak polisi tarafından yakalanan bir kadının gözaltında yaşamını yitirmesinin ardından dün başlayan gösteriler pazar günü de devam etti.

Gazetelerin önemli bir kısmı genç kadının ölümünü manşetten okuyucularına duyururken, başkentteki protesto gösterilerinin pazar günkü en önemli adresi Tahran Üniversitesi oldu.

Sosyal medyaya yansıyan görüntülere göre, protestocular burada “kadın hakları” ve “özgürlük” sloganları attı.

Sosyal medyada üzerinden, gözaltında ölen 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin anısı için açılan “#MahsaAmini” etiketi Twitter’ın Farsça dilinde son iki gündür en fazla paylaşılan mesajlar arasında ilk sırada yer aldı.

Bu etiketi şu ana kadar 1,63 milyon kişi paylaştı.

Emini’nin cenazesi, ülkenin batısındaki Kürdistan eyaletine bağlı Sakkız kentinde dün toprağa verilmişti.

Sosyal medyada yayınlanan görüntülerde, Emini’nin memleketi Sakkız kentindeki cenaze töreni sonrasında toplanan grupların, yetkililer aleyhinde sloganlar attıkları görüldü.

İranlı Kürt insan hakları derneği Hengaw’a atıfta bulunan Reuters, gösteride güvenlik güçleriyle çıkan arbedede en az 33 kişinin yaralandığını aktardı.

Yarı resmi Fars Haber Ajansı, cenaze sonrasında Senendec kentinde de protesto gösterileri düzenlendiğini duyurdu. Gösteriler sırasında yetkililer aleyhine slogan atan kişilere polisin göz yaşartıcı gazla müdahale ettiği bildirildi.

Gözaltına alındıktan sonra komaya giren genç kadının ölümü İran’daki kadın hakları sorununu bir kez daha gündeme getirdi.

Polis ise ısrarla, genç kadının gözaltında dövülmesi sonucu öldüğü yolunda sosyal medyada özellikle dillendirilen suçlamalara karşı çıkıyor.

Tahran yönetimi: Genç kadın kalp krizi geçirdi

Tahran yönetimi ortaya atılan iddiaları yalanlayarak, kadının kalp krizi geçirdiğini duyurmuştu.

İran’da örtünme kurallarına uymadığı öne sürülerek, ahlak polisi tarafından gözaltına alınan kadının daha sonra aniden fenalaştığı ve kaldırıldığı hastanede komaya girdikten sonra yaşamını yitirdiği açıklanmıştı.

Sosyal medyada ‘Amini’nin işkencede öldüğü’ iddialarının ortaya atılmasının ardından İran halkında büyük tepki oluştu. Polis bir açıklama yayınlayarak Amini’ye fiziksel müdahalede bulunulmadığını genç kadının kalp krizi nedeniyle öldüğünü öne sürdü.

Protestoların sürmesi sonrası devlet televizyonunda karakolda Amini’ye ait olduğu öne sürülen görüntüler yayınlandı. Görüntülerde Amini olduğu belirtilen kadının, konuşmak üzere yerinden kalktıktan sonra düştüğü görülüyor.

Ancak karakola ait görüntülerde görülen kadının kimliği bağımsız kaynaklarca doğrulanamadı. Genç kadının akrabaları ise Amini’in herhangi bir kalp rahatsızlığı bulunmadığını söyledi.

Tahran’da Amini’nin yaşamını yitirdiği hastane etrafından toplanan göstericiler de ‘diktatöre ölüm’ diye slogan atarken, yoldan geçen araçlar da korna çalarak protestoculara destek vermişti.

Ülkenin önde gelen sanatçı ve sporcuları da sosyal medya hesaplarından olayı kınarken, İranlı yetkilileri harekete geçmelerini istedi. Bazı sanatçılar, ABD’de polis şiddetinde yaşamını yitirenlere gösterilen resmi tepkinin burada gösterilmediğinden şikayet etti.

Uluslararası Af Örgütü, gözaltında kötü muamele ve işkence iddialarının araştırılması gerektiğini belirtirken, “Sorumlu bütün yetkililer adaletle yüzleşmeli” dedi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

İran’da Başörtüsü Nedeniyle Gözaltına Alınan Kadın Hayatını Kaybetti: Dövüldü İddiası

İran’da Mahsa Amini adlı 22 yaşındaki kadın, tesettüre uygun giyinerek başörtüsü (hicab) takıp takmadığını denetleyen “ahlak polisi” tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetti.

IranWire haber sitesi Amini’nin gözaltı sırasında yanında olan erkek kardeşi Kiarash’ın açıklamalarını yayımladı.

Kiarash’ın anlattığına göre, kız kardeşiyle birlikte otoyol kenarındayken ahlak polisi aracı yanlarında durdu ve Amini’yi gözaltına aldı. Ona, kız kardeşinin bir saatlik “eğitimden” sonra salıverileceği söylendi.

Amini’nin ailesi, kızlarının sağlıklı bir kadın olduğunu ve aniden kalp sorunu yaşamasına sebep olacak hiçbir hastalığının bulunmadığını söyledi.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Genç kadının ölümü sosyal medyada ve sokaklarda protesto patlamasına  yol açtı. Tahranlılar, saatlere araçlarının kornalarını çalarak gece boyunca Mahsa’nın acımasızca öldürülmesini protesto ettiler.

İran’da birkaç aydır başörtüsü protestoları devam ediyor, eylemciler başörtüsü takmayı reddediyordu.

Uluslararası Af Örgütü, 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümünün aydınlatılması için uluslararası topluma çağrıda bulundu.

Paylaşın

İran’dan Almanya, Fransa Ve İngiltere’nin ‘Nükleer Bildirisi’ne Sert Tepki

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, Almanya, Fransa ve İngiltere’nin, ülkesinin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile ilgili duruşunun müzakereleri tehlikeye attığına ilişkin ortak bildirisinin iyi niyete aykırı olduğunu ve yapıcı olmadığını ifade etti.

Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre, Kenani, Almanya, Fransa ve İngiltere’nin ortak bildiriyle İran’ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile ilgili duruşunu eleştirmesi ve söz konusu duruşun müzakereleri tehlikeye attığını öne sürmesine tepki gösterdi.

Kenani, ortak bildirinin yapıcı olmadığını ve “üç Avrupa ülkesinin yaptırımları kaldırmaya yönelik müzakerelerle ilgili iyi niyetine aykırı” olduğunu belirtti.

Müzakerelerin sonuca ulaşması için müzakere eden taraflar ile müzakerelerin koordinatörü arasında diplomatik etkileşimlerin ve mesaj alışverişinin devam ettiğini bildiren Kenani, müzakerelerin birçok aşamada ilerlediğini, bunun, İran’ın iyi niyetinin, girişimlerinin ve fikirlerinin bir sonucu olduğunu savundu.

Avrupalı tarafları, müzakere sürecine başından beri karşı çıkan ve şimdi tüm güçleriyle İran’ı yenmeye çalışan üçüncü tarafların etkisi konusunda dikkatli olmaya çağıran Kenani, yaptıkları ortak açıklama nedeniyle üç Avrupa ülkesini İsrail çizgisine uymakla suçladı.

Kenani, bu ülkelerin, nükleer anlaşmayı yeniden canlandırma müzakerelerinin başarısız olması durumunda sorumlu tutulacaklarını ifade etti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Almanya, Fransa ve İngiltere’ye, “kalan birkaç anlaşmazlığın sona erdirilmesine yönelik çözüm sağlamak için diplomatik süreci yok etme noktasına gelmek yerine daha aktif rol oynama” tavsiyesinde bulundu.

Ne olmuştu?

Fransa, Almanya ve İngiltere, yayınladıkları ortak bildiride, nükleer anlaşmanın diğer üyeleri ve ABD ile birlikte Nisan 2021’den bu yana İran ile anlaşmayı yeniden canlandırmak ve uygulamak için müzakere ettiklerini belirtmişti.

Ağustos ayının başlarında Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) Koordinatörü, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in İran’a KOEP yükümlülüklerine geri dönmesine izin verecek ve aynı zamanda ABD’nin anlaşmaya dönmesi için zemin sağlayacak nihai metni sunduğu bildirilmişti.

Bildiride, müzakereye sunulan son metinde koordinatörün, sınırlarını zorlayan değişiklikler de yaptığı belirtilerek, “Ne yazık ki İran bu kritik diplomatik fırsatı kullanmamayı tercih etti. Bunun yerine, nükleer programını kabul edilebilir sivil gerekçelerin sınırlarının ötesine taşımaya devam etti.” ifadeleri kullanılmıştı.

Bildiride, İran’ın konumunun yasal olarak bağlayıcı yükümlülükleriyle çeliştiği ve KOEP’i yeniden canlandırma olasılığını tehlikeye attığı kaydedilmişti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

İran, LGBTQ Aktivisti İki Kadını İdama Mahkum Etti

Şii şeriatıyla yönetilen İran’da LGBTQ aktivisti iki kadın idama mahkum edildi. İran’ın hukuk sistemine göre eşcinsel eylemlerde bulunan kişiler idam cezasına çarptırılabiliyor.

İran’da iki lezbiyen kadın “yeryüzünde fesat çıkarmak” ve insan kaçakçılığı yapmak suçlamalarıyla idama mahkum edildi.

İran resmi devlet haber ajansı IRNA’nın haberinde “İnternette yayınlanan haberlerin aksine, mahkumlar genç kadın ve kızları eğitim ve iş fırsatları vaat ederek kandırmış ve ülke dışına kaçırmış, böylece kurbanlarının birçoğunun intihar etmesine neden olmuştur” denildi.

İnsan hakları savunucuları ve sivil toplum kuruluşları ise bu kişilerin LGBTQ hakları aktivisti ve masum olduklarını ileri sürdü ve Batılı ülkeleri idam cezalarının infazının engellenmesi için devreye girmeye çağırdı.

İran’da ceza kanunundaki en ağır suçlamalardan olan “yeryüzünde fesat çıkarmak”, İranlı yetkililer tarafından İslami ahlakla ilgili olanları da kapsayan geniş bir suç yelpazesine atıfta bulunmak için kullanılıyor.

Mart ayında ülkenin dini lideri Ayetullah Ali Hamaney., eşcinselliği Batı medeniyetinde yaygın olan “ahlaki yoksunluğun” bir parçası olarak tanımlamıştı.

İran’ın LGBTQ hakları konusuna yaklaşımı batılı insan hakları grupları tarafından sık sık eleştiriliyor. İran’ın hukuk sistemine göre eşcinsel eylemlerde bulunan kişiler idam cezasına çarptırılabiliyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü’nden Türkiye Ve İran’a ‘Mülteci’ Tepkisi

Uluslararası Af Örgütü yayımladığı açıklama ile İran ve Türkiye güçlerinin, güvenlik arayışıyla sınırlarını geçmeye çalışan Afganistanlıları defalarca geri ittiğini ve bunun için erkeklerin, kadınların ve çocukların üzerine hukuka aykırı biçimde ateş açmak dahil çeşitli yollara başvurduğunu açıkladı.

Uluslararası Af Örgütü, “Bizi insan yerine koymuyorlar: Afganistanlıların Türkiye ve İran’dan hukuka aykırı olarak geri gönderilmeleri” başlıklı yeni raporda, çoğunlukla İran sınırında olmak üzere güvenlik güçlerinin, duvarlara tırmanan veya çitlerin altından sürünerek geçmeye çalışan insanların üzerine doğrudan ateş açtığı çok sayıda vakayı belgeledi.

İran ya da Türkiye’ye girmeyi başarabilen Afganistanlı, rutin olarak keyfi şekilde alıkonuldu ve hukuka aykırı olarak ve zorla geri gönderilmeden önce işkence ve diğer türde kötü muameleye maruz bırakıldı.

Afganistanlıların tanıklıkları

Uluslararası Af Örgütü araştırmacıları Mart 2022’de Afganistan’a gitti ve Herat şehri ile İslam Kale sınır kasabasında görüşmeler gerçekleştirdi. Araştırmacılar, İran ve Türkiye’den geri itilen 74 Afganistanlıyla konuştu.

Bu kişilerin 48’i, sınırları geçmeye çalışırken ateş altında kaldıklarını bildirdi. Uluslararası Af Örgütü’nün görüştüğü kişilerden hiçbiri, Türkiye veya İran’da sığınma başvurusunda bulunamamıştı ve çoğu, uluslararası hukuk ihlal edilerek Afganistan’a geri gönderilmişti.

“Faillerden hesap sorulmalı”

Uluslararası Af Örgütü Mülteci ve Göçmen Hakları Araştırmacısı Marie Forestier konu hakkındaki açıklamasında, şöyle dedi:

“Afganistan’dan havayoluyla gerçekleştirilen tahliyelerin sonra ermesinden bir yıl sonra, geride bırakılan birçok kişi ülkeden çıkmak için hayatını tehlikeye atıyor.

“Son bir yıl içinde, güvenlik arayışıyla İran ve Türkiye sınırlarına giden Afganistanlılar, güvenliğe erişebilmek bir yana ateş altında zorla geri gönderildi. İran güçlerinin geçen yılın Ağustos ayından beri, tıklım tıklım dolu arabalara defalarca ateş açma yoluyla da dahil olmak üzere onlarca Afgan hukuka aykırı şekilde öldürdüğünü ve yaraladığını belgeledik.

“Türkiye sınır koruma görevlileri de insanları püskürtmek için havaya ateş açmak ve bazı vakalarda doğrudan üzerlerine ateş etmek dahil Afganistanlılara karşı hukuka aykırı olarak atış mühimmatı kullandı.

“Tehlikeler sınırlarda sona ermiyor. Konuştuğumuz birçok Afganistanlı Türkiye’de ya da İran’da keyfi olarak alıkonulmuş, bu süre içinde işkence ve diğer türde kötü muameleye maruz bırakılmış ve ardından hukuka aykırı olarak geri gönderilmişti.

“Türkiye ve İran yetkililerini, Afganistanlılara yönelik her türlü geri itme ve sınır dışı işlemini acilen durdurmaya, işkence ve diğer türde kötü muameleye son vermeye ve koruma arayan tüm Afganistanlıların güvenli geçişini ve sığınma prosedürlerine erişimini sağlamaya çağırıyoruz.

“Güvenlik güçleri sınırlarda Afganistanlılara karşı hukuka aykırı olarak ateşli silah kullanmaya derhal son vermeli ve hukuka aykırı öldürme ve işkenceyi de kapsayan insan hakları ihlallerinin faillerinden hesap sorulmalıdır.”

Ayrıca, Uluslararası Af Örgütü, uluslararası toplumu İran ve Türkiye dahil yüksek sayıda Afganistanlıya ev sahipliği yapan ülkelere mali ve diğer türde maddi yardım sağlamaya çağırdı.

Uluslararası toplum, sağlanan fonların insan hakları ihlallerine katkıda bulunmamasını güvence altına almalı.

Avrupa Birliği halihazırda Türkiye’nin yeni sınır duvarı ve Uluslararası Af Örgütü’nün Afganistanlıların alıkonulduğunu belgelediği çok sayıda ‘geri gönderme merkezinin’ inşaatı için fon sağladığından bu nokta kritik önemde.

Uzun ve riskli bir yolculuk

Taliban’ın Ağustos 2021’de Afganistan’ı kontrolünü ele geçirmesinden bu yana yüz binlerce Afganistanlı ülkeden kaçtı. Afganistan’a komşu ülkeler sınırlarını seyahat belgesi olmayan Afganistanlıya kapatarak, birçok kişiye düzensiz şekilde seyahat etmek dışında bir seçenek bırakmadı.

Bu da Afganistanistan’ın Herat Vilayeti’ndeki resmi sınır kapısı yakınındaki çitin altından sürünerek geçmek veya Nimruz Vilayeti’nde iki metre yüksekliğindeki bir duvara tırmanmak gibi resmi olmayan sınır geçişleri üzerinden İran’a girmek anlamına geliyor.

İran sınır muhafızları tarafından anında gözetim altına alınmayanlar sonrasında İran’ın çeşitli şehirlerine ya da Afganistan sınırından 2 bin kilometre uzakta, İran’ın kuzeybatısındaki Türkiye sınırına yolculuk ediyor. Hem Afganistanlı-İran hem de Türkiye-İran sınırlarında Afganistanlılar, İran’dan Afganistan veya Türkiye’den İran’a şiddetle ve hukuka aykırı olarak geri itiliyor.

Uluslararası Af Örgütü araştırmacıları Mart 2022’de Afganistan’a ve Mayıs 2022’de Türkiye’ye gitti.

Araştırmacılar; doktorlar, sivil toplum örgütü çalışanları ve Afganistanlı yetkililerin yanı sıra Türkiye’ye veya İran’a girmeye teşebbüs eden 74 Afganistanlıyla görüştü.

Bazı kişiler birden çok kez sınırdan geçmeyi denemiş, bazıları gruplar halinde yolculuk yapmıştı. Uluslararası Af Örgütü, aktarılan tanıklıklara dayanarak, Mart 2021 ile Mayıs 2022 arasında toplam 255 hukuka aykırı geri gönderme vakasını belgeledi.

İran’a girmeye çalışırken öldürülenler

Uluslararası Af Örgütü, Nisan 2021 ile Ocak 2022 arasında İran’a girmeye çalışırken İran güvenlik güçleri tarafından öldürülen altı erkek ve 16 yaşındaki bir erkek çocuğun yakınlarıyla görüştü ve İran güvenlik güçleri tarafından 11 öldürme vakasını belgeledi. Ancak gerçek ölüm sayısının çok daha yüksek olması muhtemel.

Kapsamlı raporlama prosedürlerinin olmaması, az sayıda kamuya açık istatistiğin mevcut olduğu anlamına geliyor; fakat insani yardım çalışanları ve Afganistanlı doktorlar, Uluslararası Af Örgütü’ne, yalnızca Ağustos-Aralık 2021 döneminde en az 59 ölüm ve 31 yaralanma kaydettiklerini belirtti.

Gulam*, 19 yaşındaki yeğeninin Ağustos 2021’de nasıl vurularak öldürüldüğünü şu sözlerle anlattı:

“Sınırdaki duvara gitti, tırmandı ve başını yukarı kaldırdı. O an onu kafasından, sol şakağından vurdular. Sınırın [Afganistanlı] tarafına öylece düşüp kaldı.”

Belgelenen ateş açma vakalarının bazıları İran topraklarında meydana geldi. 35 yaşındaki Sakine, İran sınırını geçip ilerlemeye başlamalarından sonra 16 yaşındaki oğlunun açılan ateş sonucu nasıl öldürüldüğünü şu sözlerle anlattı:

“Oğlumun çığlık çığlığa bana seslendiğini duydum. İki kurşunla kaburgalarından vurulmuştu. Sonra ne olduğunu bilmiyorum, […] bayılmışım. Kendime geldiğimde Afganistan’daydım, oğlumun öldüğünü gördüm. Bir takside cesedinin yanı başındaydım.”

Türkiye güvenlik güçlerinin ateş açma vakaları

Uluslararası Af Örgütü, Türkiye’ye girmeyi deneyen 35 kişiyle görüştü. Bu kişilerin 23’ü ateş altında kaldıklarını bildirdi. Araştırmacıların görüştüğü bir Afganistanlı erkek, üç ergen erkek çocuğun Türkiye güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğüne tanık olduğunu söyledi. Diğer tanıklar, altı erkeğin ve üç erkek çocuğun Türkiye güvenlik güçleri tarafından yaralandığını anlattı ve Uluslararası Af Örgütü, Türkiye sınırında ateşli silahlarla yaralanan iki erkekle konuştu.

Taliban’dan ölüm tehditleri almasının ardından kaçan eski bir Afganistanlı istihbarat görevlisi olan Arif, üç küçük çocuğun Türkiye güvenlik güçlerince yaralandığına tanık olduğunu söyledi ve şunları anlattı:

“Havaya değil, doğrudan üzerimize ateş ettiler. […] Bir kadınla iki çocuğun yaralandığını gördüm. 2 yaşında bir çocuk böbreğinden, altı yaşındaki bir başkası da elinden vurulmuştu. Çok korkmuştum.”

Görünüşe göre, öldürülenlerin veya yaralananların hiçbiri güvenlik güçlerine veya başkalarına karşı -değil bir ölüm veya ağır yaralama tehdidi- herhangi bir yakın tehdit dahi oluşturmuyordu. Bu da ateşli silah kullanımının hukuka aykırı ve keyfi olabileceği anlamına geliyor.

Bazı vakalarda, İran güvenlik güçlerinin, ateşli silahları öldürme niyetini gösterecek şekilde kullandığı anlaşılıyor. Kısa mesafeden doğrudan kişilerin üzerine ateş açılması buna örnektir.

Marie Forestier, “Ateşli silahların, devlet görevlileri tarafından kasten ve hukuka aykırı şekilde kullanılması sonucunda meydana gelen tüm ölümler, olası yargısız infaz vakaları olarak soruşturulmalıdır” dedi.

İran’da geniş çapta tekrarlayan işkence, yargısız infazlar ve diğer hukuka aykırı öldürmelere yönelik sistemsel cezasızlık krizi hâlâ oldukça yaygın.

Bu nedenle, Uluslararası Af Örgütü, BM İnsan Hakları Konseyi’ni, ileride yargılamaların yapılabilmesi için, geri itmeler bağlamında Afganistanlılara karşı işlenen suçlar dahil olmak üzere, İran’da işlenen uluslararası hukuk uyarınca en ciddi suçlara ilişkin kanıtları toplamak ve incelemek üzere bağımsız bir soruşturma ve hesap verebilirlik mekanizması kurmaya çağırıyor.

Alıkoyma ve işkence

İran’a veya Türkiye’ye girdikten sonra durdurulan ancak anında geri itilmeyen görüşmecilerin neredeyse hepsi keyfi olarak alıkonuldu. Alıkonulma süresi bir-iki gün ile iki buçuk ay arasında değişiyordu.

23 kişi İran’da, 21 kişi ise Türkiye’de gözetimde tutuldukları sürede işkence ve diğer türde kötü muamele kapsamına girebilecek muameleyi tarif etti.

Hamid, alıkonuldukları süre içinde Türkiye güvenlik güçlerinin kendisini ve arkadaşını nasıl dövdüğünü şöyle anlattı:

“Polislerden birisi arkadaşıma silahının kabzasıyla vurdu, sonra bir başka polis onun üzerine, sanki bir sandalyeye oturuyormuş gibi oturdu. Öylece üzerine oturup sigarasını yaktı. Daha sonra benim de bacaklarıma silahıyla vurdu.”

Uluslararası Af Örgütü’nün görüştüğü birçok kişi, ateşli silahlarla yaralandıktan sonra İran’da alıkonulmuştu.

Amir, Türkiye güvenlik güçleri tarafından sıkılan ve başını sıyırıp geçen bir kurşunla yaralandı. İran’a geri itildikten sonra İran güvenlik güçleri Amir’i alıkoydu ve başına vurdular. Amir yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Doğrudan yaramın olduğu yere vurdular ve yaram tekrar kanamaya başladı… Bir keresinde ‘Lütfen başıma vurmayın’ dedim. [Alıkoyma merkezindeki] bir güvenlik görevlisi bana ‘Neresi?’ diye sordu. Ona neresi olduğunu gösterdiğimde, tam gösterdiğim yere vurdu.”

Türkiye yetkililerinin hukuka aykırı olarak geri gönderdiği 11 Afganistanlı, Türkiye’de, inşaatı kısmen AB tarafından fonlanan altı geri gönderme merkezinden birinde alıkonulmuştu.

Uluslararası koruma sağlanmadı

Uluslararası Af Örgütü’nün görüştüğü Afganistanlının hiçbiri ne İran’da ne de Türkiye’de uluslararası koruma başvurusunda bulunabildi. Görüşmeciler, yetkililere, Afganistan’a geri gönderilmeleri halinde insan hakları ihlallerine maruz kalma konusunda ciddi risk altında olacaklarını anlatmaya çalışsalar da korkularının göz ardı edildiğini belirttiler.

İran güvenlik güçleri, alıkonulan kişileri otobüsle Afganistan sınırına naklederken, Türkiye güvenlik güçleri de onları genellikle resmi olmayan sınır kapılarından İran’a nakletti.

Türkiye’den sınır dışı edilenlerden 10 kişi uçakla doğrudan Afganistan’a geri gönderildi. Türkiye, Ocak 2022 sonunda Afganistan’a charter uçuşları yeniden başlattı. Nisan sonunda, Türkiye Göç İdaresi Başkanlığı resmi internet sayfasında 6 bin 805 Afganistan vatandaşının charter seferlerle ülkelerine geri gönderildiğini açıkladı.

Geri gönderilen görüşmecilerin hepsi, Türkiye ve İran yetkililerinin onlara gitmeleri için baskı yaptığını belirtti. Uluslararası Af Örgütü, alıkonulan kişilerin, Afganistan’a geri gönderileceklerini duyduklarında hıçkırıklara boğulduğunu ve bayıldığını, bir erkeğin ise bir pencereden atlayarak intihar girişimde bulunduğunu öğrendi.

Alıkonulan ve sonrasında Türkiye’den charter seferlerle sınır dışı edilen sekiz kişi, Türkiye yetkilerinin onlara gönüllü geri döndüklerini belirten belgeleri imzalamaları için baskı yaptığını ifade etti. Bir erkek şunları söyledi:

“[Güvenlik güçlerine] Afganistan’da tehdit altında olduğumu söyledim. Umurlarında olmadı. Beni dövüp, duvara ittiler. Yere düştüm. İki adam bacaklarımı tuttu, birisi de göğsüme oturdu. Diğer iki kişi de parmaklarımı tutarak kâğıda parmak bastırdı.”

Anlatılanlar, Uluslararası Af Örgütü’nün daha önce Türkiye’den “gönüllü” geri dönüşlerle ilgili yaptığı araştırmanın bulgularıyla örtüşüyor.

“Uluslararası hukukun bir parçası olan geri göndermeme (non-refoulement) ilkesi uyarınca, devletler herhangi bir kişiyi zulüm ve diğer ciddi insan hakları ihlalleri riski altında olacakları bir yere geri gönderemez. Türkiye ve İran yetkililerini bu yükümlülüğe riayet etmeye ve insanları Afganistan’daki tehlikeli ortama zorla geri göndermeyi sonlandırmaya çağırıyoruz” diyen Marie Forestier sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Uluslararası toplum da risk altındaki Afganistanlıların güvenli çıkış ve tahliyelerini sağlamalı ve Afganistanlı mültecilere ev sahipliği yapılması sorumluluğunun paylaşılması için ortak ve koordineli bir çözüm geliştirme çabalarını hızlandırmalıdır.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın