Çevre Örgütü Germanwatch: 2023 Yılı Yenilenebilir Kaynakları Tükendi

Kaynak kullanımının bu yoğunlukta devam etmesi halinde ise 2030 yılında iki gezegene ihtiyaç olacağını belirten, çevre örgütü Germanwatch, dünyanın bu yıl için yenilenebilir kaynaklarının Çarşamba günü itibarıyla halihazırda tüketilmiş olacağını duyurdu.

Aşırı kaynak tüketimine ve ekolojik ayak izine ilişkin ülkeler arasında ise önemli farklar göze çarpıyor. Yeryüzünde bütün insanlar ABD’deki yaşam biçimini benimsemiş olsaydı 5,1 yerküreye ihtiyaç duyulacağı belirtiliyor.

Germanwatch, ulaşım emisyonları ve aşırı arazi kullanımına yönelik olarak bir an önce harekete geçilmesi gerektiğini vurguluyor.

Çevre örgütü Germanwatch, dünyanın bu yıl için yenilenebilir kaynaklarının Çarşamba günü itibarıyla halihazırda tüketilmiş olacağını duyurdu. Bonn merkezli örgütün Küresel Ayak İzi Ağı’nın (GFN) güncel araştırmasının sonuçlarına dayanarak yaptığı açıklamaya göre, insanlık, dünyanın 1,7 katı büyüklüğünde bir gezegene sahipmişçesine yaşıyor. Kaynak kullanımının bu yoğunlukta devam etmesi halinde ise 2030 yılında iki gezegene ihtiyaç olacak.

Germanwatch’ın siyasi direktörü Christoph Bals, 50 yılı aşkın süredir yeryüzünün doğal kaynaklarının kesintisiz her yıl aşırı kullanımının söz konusu olduğunu ifade etti. Bals, “Yine de bu aşırı kullanımda son birkaç yıldır artış olmaması, hatta bu yıl hafif bir gerileme görülmesi sevindirici” diye konuştu.

Aşırı kaynak tüketimine ve ekolojik ayak izine ilişkin ülkeler arasında ise önemli farklar göze çarpıyor. Yeryüzünde bütün insanlar ABD’deki yaşam biçimini benimsemiş olsaydı 5,1 yerküreye ihtiyaç duyulacağı belirtiliyor. Aynı şekilde Çin’deki yaşam tarzının 2,4 yerküre, Almanya’dakinin ise 3 yerküre anlamına geleceği kaydediliyor.

Bu yıl için kaynak kapasitesinin halihazırda Mayıs ayında aşıldığı Almanya’da yerkürede aşırı yüklenmeye neden olan faktörlerin başında ulaşım, elektrik ve endüstriyel tarımın neden olduğu yüksek karbon emisyonunun geldiği belirtildi. Germanwatch, ulaşım emisyonları ve aşırı arazi kullanımına yönelik olarak bir an önce harekete geçilmesi gerektiğini vurguluyor.

Tren iklim dostu, ancak bütçe dostu değil

Örgütün atıfta bulunduğu çalışmaya göre, uçak iklime en çok zarar veren ulaşım aracıyken trenle seyahat etmek uçmaya göre 28 kata kadar daha fazla iklim dostu. Ancak genellikle uçak bileti fiyatlarını iki katını bulan tren bileti fiyatları, iklim dostu olduğu kadar bütçe dostu değil.

Germanwatch iklim dostu ulaşım sorumlusu Jacob Rohm, “hava trafiği için öngörülen adaletsiz vergi muafiyetlerinin federal bütçeye yıllık 4 milyar euro katkı sağlayacağını” hatırlatarak, bununla da “Avrupa’daki demiryolu ağının ve tren hizmetlerinin önemli ölçüde genişletilebileceğini” savunuyor.

Germanwatch ayrıca, Avrupa’nın soya gibi hayvan yemi hammaddelerine ya da biyoyakıtlara olan talebinin dünya çapında ormansızlaşmanın belirleyici nedenleri olduğunu vurguluyor. Örgütün tarım politikaları sorumlusu Katharina Brandt, Almanya’nın ithalatının her yıl 43 bin hektar tropikal ormanın yok olmasında payı olduğunu belirtiyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Ağustos Ayı İçin “Sıcak Hava Dalgaları” Uyarısı

WMO uzmanlarından John Nairn, iklim değişikliğinin gittikçe daha sık görüleceğini ve mevsimlere yayılacağını belirterek, sıcak hava dalgalarının Ağustos ayı boyunca dünyanın büyük kısmında etkili olmaya devam edeceğini söyledi.

John Nairn, “Küresel sıcaklıkların arttığını, bunun da sıcak hava dalgalarının yoğunluğunun ve sıklığının artmasına katkı sağladığını görüyoruz” diye konuştu.

Nair, “Fosil yakıtları devre dışı bırakırsak bu yaşadıklarımızın enbüyük nedenlerinden birini azaltacağımıza dair çok güçlü delliler var” dedi. Nair, “Hemen işleri tersine çeviremeyiz ama kesinlikle harekete geçebiliriz” ifadelerini kullandı.

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) bu hafta başında Kuzey Amerika, Asya, Kuzey Afrika ve Akdeniz’de sıcaklıkların hafta boyunca birçok gün 40 santigrat derecenin üstüne çıkmasının beklendiğini belirtmişti.

27 üyeli Avrupa Birliği’nin de aralarında olduğu bazı ülkeler, iklim değişikliğine neden olan fosil yakıt tüketiminin zaman içinde terk edilmesi konusunda tüm ülkelerin BM iklim müzakerelerinde hemfikir olmasını umuyor.

Aşırı hava sıcaklıkları milyonlarca Amerikalı’nın hayatını da olumsuz etkiledi. Güney California sıcaklardan en fazla etkilenen yerlerden.

ABD California sıcaklarla boğuşuyor

California’da dün aşırı sıcaklar nedeniyle klima kullanımı enerji sıkıntısına neden olmuştu. California’da 32 milyon tüketiciye hizmet veren enerji ağı operatörü ISO bugün talebi karşılamaya yetecek kadar rezervinin olduğunu açıkladı.

ISO 2020 yılının Ağustos ayında birkaç gün boyunca dönüşümlü olarak elektrikleri kesmiş ve 800 bin kadar ev ve işyeri bu durumdan etkilenmişti.

Meteorologlar California’nın en büyük kenti Los Angeles’ta sıcaklıkların 21-25 Temmuz arasında her gün en az 32,8 santigrat dereceye çıkmasını bekliyor. Bu da mevsim normallerinin oldukça üzerinde.

Yangınlar Atina’nın batısında 5 gündür devam ediyor

Avrupa’nın güneyi de turizm mevsiminin zirve yaptığı dönemde rekor hava sıcaklıklarıyla karşı karşıya. Bu da sağlık sorunları ve ölüm riskini arttırıyor.

Yunanistan, Atina’nın batısında 5 gündür devam eden yangınları söndürmek için hala çalışıyor. Ülke bugünden itibaren yeni bir sıcak hava dalgasının etkisi altına girecek.

Pazartesi günü Atina çevresinde yayılan yangına müdahale eden itfaiye ekipleri havadan destek alıyor. Kıbrıs, Fransa, İsrail ve İtalya da bölgeye ekipler gönderdi.

Yangın 100’den fazla evin ve işyerinin büyük hasar almasına neden oldu. Hükümet bugün yangından etkilenen aileler için mali yardım ve kira desteği açıkladı.

Rodos adasındaki ormanlarda ve Yunanistan’ın güneyindeki Lakonya bölgesinde çıkan yangınlar bugün söndürüldü.

Uzmanlar gelecek günlerde hızla geniş alanları etkileyebilecek yeni yangınlar konusunda halkı uyardı.

Cumartesi ve Pazar günleri ülkede sıcaklıkların 45 santigrat dereceyi bulması bekleniyor. Kültür Bakanlığı tüm tarihi binaların öğlen 12 ile akşamüstü 17.30 arası kapalı kalacağını açıkladı.

Çin’de iç bölgeler kavurucu sıcaklarla yüz yüze

İklim olaylarıyla boğuşan bir diğer ülkeyse Çin. Şanghay ve Pekin’in de aralarında olduğu bazı kentler su baskınlarına hazırlanırken iç bölgeler kavurucu sıcaklarla yüz yüze.

Geçmişte Çin’de yağmurların zirve yaptığı mevsim Temmuz sonuydu ancak fırtınalar gittikçe daha yoğun ve öngörülemez hale geldi. Birçok megakent kötü drenaj nedeniyle su baskını tehdidiyle karşı karşıya.

Finans merkezi Şanghay’a bugün saatte 125 milimetre yağmur düşmesi bekleniyor.

Şanghay’da yollar araçların sürüklendiği nehirlere dönüştü, sosyal medya videoları yayaları diz boyuna kadar yükselen suların içinde yürümeye çalışırken gösteriyor.

Başkent Pekin’de yetkililer, onlarca pompa istasyonunu önceden boşaltmak ve yollardaki binlerce su drenaj çıkışını temizlemek için 2.600’den fazla kişiyi görevlendirdi. Banliyölerde ve dağlık bölgelerde çok sayıda otobüs seferi durduruldu.

Jiangxi eyaletinde ise ülkenin en büyük içme suyu kaynaklarından Poyank Gölü’nde su seviyesi 1951’den bu yana en düşük seviyesine indi.

35 santigrat derecenin üzerindeki sıcaklıklar ülkenin birçok bölgesinde etkili oluyor. Şincan’ın kuzeybatısında sıcaklıklar Pazar günü rekor kırarak 52,2 dereceye çıkmasının ardından yüksek seyretmeye devam ediyor. Gansu eyaletinde bazı bölgelerde aşırı sıcaklara karşı uyarı yapılırken bazı yerler ise sel ve toprak kayması tehdidi altında.

Yetkliler Çin’in yoğun nüfusu ve su kaynaklarının eşit dağılmaması nedeniyle iklim değişikliğinin etkilerine çok açık olduğu uyarısında bulunuyor.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

İklim Değişikliği: Okyanuslar Renk Değiştiriyor

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın Modis-Aqua uydusu, dünya okyanuslarının yarısından fazlasında maviden ağırlıklı olarak yeşil tonlara kademeli bir geçiş olduğunu tespit etti.

Renk değiştiren alan Dünya’daki karaların tamamından daha büyük.

Okyanusun rengindeki değişiklik, ekosistemlerinin durumundaki bir değişikliği yansıtabilir. Koyu mavi daha az yaşam olduğunu gösterirken, daha yeşil tonlar fitoplanktonların daha fazla faaliyet gösterdiğine işaret ediyor.

Okyanusta değişen renkleri daha derinlemesine incelemek için Pace adlı bir NASA görevinin Ocak 2024’te fırlatılması planlanıyor. Bu görev plankton, aerosol, bulutlar ve okyanus ekosistemini izleyecek.

Okyanus rengindeki garip değişimler bilim insanlarının araştırmalarını hızlandırdı.

Uydu verileri, son 20 yılda okyanusların yüzde 56’sında maviden yeşile doğru renk değişimleri yaşandığını gösteriyor. Değişiklikler özellikle ekvatora yakın tropikal bölgelerde belirgin.

Araştırmacılar okyanuslarımızdaki bu ince yeşillenmenin, iklim değişikliğinin su altındaki yaşam üzerindeki etkisine işaret ettiğini söylüyor.

Okyanus neden yeşile dönüyor?

NASA’nın Modis-Aqua uydusu, dünya okyanuslarının yarısından fazlasında maviden ağırlıklı olarak yeşil tonlara kademeli bir geçiş olduğunu tespit etti.  Renk değiştiren alan Dünya’daki karaların tamamından daha büyük.

İngiltere’nin Southampton kentindeki Ulusal Oşinografi Merkezi’nden BB Cael ve meslektaşları NASA’dan gelen verileri analiz etti ve yeşil renklenmenin iklim değişikliği nedeniyle değişen ekosistemlerin bir işareti olduğuna inanıyor.

Bu değişimlerin ne olduğu ve kesin nedeni henüz doğrulanmadı, ancak BB Cael bunun büyük olasılıkla, çoğu besin zincirinin temelinde yer alan canlılarla, yani fitoplanktonlarla bağlantılı olduğunu söylüyor.

Bu organizmalar aynı zamanda soluduğumuz oksijenin büyük bir kısmının üretilmesinde ve atmosferimizin dengelenmesinde hayati bir rol oynamaktadır.

Çalışmada, “İklim değişikliğinin etkileri yüzey deniz mikrobiyal ekosisteminde şimdiden hissedilmeye başlandı” deniyor.

Çalışmanın yazarlarına göre okyanusun rengindeki değişiklik, ekosistemlerinin durumundaki bir değişikliği yansıtabilir.

Koyu mavi daha az yaşam olduğunu gösterirken, daha yeşil tonlar fitoplanktonların daha fazla faaliyet gösterdiğine işaret ediyor. Bu da suyun yüzey katmanlarında neler olup bittiğinin bir resmini çiziyor.

Ancak okyanusun rengi, yüzeydeki klorofil seviyelerinin büyük oranda farklılaşmasıyla yıldan yıla değişebilir.

Bu da maviden yeşile geçişin iklim değişikliğinden etkilenip etkilenmediğini ayırt etmeyi zorlaştırıyor.

Bilim insanları, herhangi bir eğilim tespit etmeden önce okyanusun rengini izlemenin 40 yıl kadar sürebileceğini düşünüyor.

Farklı uydular renk değişimlerini de farklı şekillerde ölçüyor. Bu da her birinden elde edilen verilerin çoğu zaman birleştirilemeyeceği anlamına geliyor.

Okyanusta değişen renkleri daha derinlemesine incelemek için Pace adlı bir NASA görevinin Ocak 2024’te fırlatılması planlanıyor. Bu görev plankton, aerosol, bulutlar ve okyanus ekosistemini izleyecek.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

“İklim Değişikliğinde Yeni Bir Döneme Girildi” Uyarısı

Nisan ayında küresel okyanus sıcaklığı 21.1 santigrat derece yükseldi. Pasifik sularını soğutarak küresel sıcaklıkları düşüren El Nino, normalden bir ya da iki ay önce oluştu. Antarktika’daki deniz buzunun rekor düzeyde küçüldü.

Kuzey Kanada’dan kaynaklanan orman yangını dumanı Kuzey Amerika’nın doğusunda hava kalitesi seviyesi tehlikeli noktasına getirdi.

Mercan resiflerinin ölmesi, daha şiddetli poyrazlar. Tüm bunlar, iklim değişikliğini gösteren bazı olaylar. Bilim insanları iklim değişikliğinde yeni bir döneme girildiği uyarısı yapıyor.

Potsdam İklim Araştırmaları Enstitüsü’nden Stefan Rahmstorf, “Fosil yakıt kullanımı nedeniyle gezegenimizin giderek ısınması beklenmedik bir durum değil, ancak bu durum biz insanlar ve bağımlı olduğumuz ekosistemler için tehlikeli.” diyor.

İklim değişikliğini gösteren bazı olaylar:

Okyanus sıcaklığının 21.1 santigrat dereceye yükselmesi

Gezegenin büyük bir kısmı, karbondioksit ve metan gibi gazların neden olduğu ısınmanın yüzde 90’ını emen okyanuslarla kaplı.

Nisan ayında küresel okyanus sıcaklığı 21.1 santigrat derece yükseldi. Bu durumun nedeni olarak sera gazı emisyonları ile erken El Nino oluşumunun birleşimi gösterildi.

Copernicus İklim Değişikliği Servisi, Kuzey Atlantik’teki “olağanüstü sıcak” okyanus sıcaklıklarını ve İrlanda, Birleşik Krallık ve Baltık Denizi yakınlarındaki “aşırı” deniz ısı dalgalarını gösteren veriler yayınladı.

Kuzey Amerika’nın doğusunda hava kalitesi seviyesi

Kuzey Kanada’dan kaynaklanan orman yangını dumanı Kuzey Amerika’nın doğusunda hava kalitesi seviyesi tehlikeli noktasına getirdi.

Yüksek orman yangını dumanı seviyeleri Batı Yakası’nda sıkça görülen bir durum. Ancak bilim insanları, iklim değişikliğinin orman yangınlarını ve dumanını daha yoğun hale getireceğini ve değişimin Doğu Yakası’nın daha fazla görüleceğini tahmin ediyor.

El Nino, normalden bir ya da iki ay önce oluştu

Pasifik sularını soğutarak küresel sıcaklıkları düşüren El Nino, normalden bir ya da iki ay önce oluştu. Uzmanlar, El Nino’nun güçlenmek için normalden daha fazla zamana sahip olacağını söylüyor.

Dünya Meteoroloji Örgütü, önümüzdeki beş yıldan en az birinin, 2016’da yaşanan olağanüstü güçlü El Nino’yu geçerek kayıtlardaki en sıcak yıl olma ihtimalinin yüzde 98 olduğunu tahmin ediyor.

Küçülen Antarktik deniz buzu

Bilim insanları, Antarktika’daki deniz buzunun rekor düzeyde küçüldüğüne dikkat çekiyor. Ulusal Kar ve Buz Veri Merkezi’ne göre, buz tabakasının 27 Haziran’da kapladığı 11,7 milyon kilometrekare, 1981-2010 dönemi ortalamasından neredeyse 2,6 milyon kilometrekare daha azdı.

(Kaynak: Eurnews Türkçe)

Paylaşın

En Sıcak Haziran Ayı Yaşandı; Buz Seviyesinde Rekor Düşüş

2023 Haziran ayının önceki rekor olan Haziran 2019’u büyük farkla aşarak en sıcak haziran ayı olduğu açıklandı. Öte yandan, Antarktika deniz buzu, ortalamanın yüzde 17 gerisiyle en düşük seviyesine ulaştı.

En yüksek sıcaklıklar Kuzeybatı Avrupa’da ölçülürken, bilim insanları bu rekor sıcaklıkların iklim krizinin parmak izlerini taşıdığı konusunda uyarıda bulundu.

Avrupa Birliği’nin (AB) Copernicus İklim Değişikliği Servisi’nin uydu izleme sistemi, geçen ayın dünya genelinde yaşanan en sıcak haziran olduğunu duyurdu.

CNN International’da yer alan habere göre, Copernicus’tan yapılan yazılı açıklamada 2023 Haziran ayının önceki rekor olan Haziran 2019’unu büyük farkla aşarak en sıcak haziran olduğu belirtildi. Yani en sıcak dokuz haziran ayının hepsi son dokuz yılda yaşandı.

Kuruma göre bu durum, insan kaynaklı iklim krizinin, gezegendeki sıcaklıkları daha önce görülmemiş seviyelere çıkardığının kanıtı.

En yüksek sıcaklıklar ise özellikle Kuzeybatı Avrupa’da ölçüldü.

Copernicus ayrıca, Kuzey Atlantik’teki olağanüstü sıcaklık ve Pasifik’te güçlenen El Niño’nun etkisiyle okyanus yüzey sıcaklıklarının haziran ayında kayıtlara geçen en yüksek sıcaklık olduğunu tespit etti.

Bilim insanları bu rekor sıcaklıkların iklim krizinin parmak izlerini taşıdığı konusunda uyarıda bulundu.

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) Teksas ve güney kesiminin bazı bölgeleri haziran ayının sonlarında üç haneli Fahrenheit sıcaklıkları ve aşırı nemle birlikte endişe verici bir sıcak hava dalgası yaşadı. Orta Amerika’ya kadar uzanan sıcak hava dalgası, mart ayından bu yana Meksika’da en az 112 kişinin ölümüne neden oldu.

Buz seviyesinde rekor düşüş

Climate Central adlı araştırma grubuna göre ise yazın en sıcak günleri olarak kabul edilebilecek aşırı sıcak günler, ABD’nin 195 bölgesinde 1970 yılına kıyasla daha sık görülüyor. Bu yerlerin yaklaşık yüzde 71’i artık her yıl en az yedi ek aşırı sıcak günle karşı karşıya.

Öte yandan, Antarktika deniz buzu, ortalamanın yüzde 17 gerisiyle en düşük seviyesine ulaştı. Copernicus’a göre, Antarktika çevresindeki günlük deniz buzu miktarı yılın bu dönemi için “eşi benzeri görülmemiş düşük” seviyelerde kaldı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Dünyanın Eğimi Arttı; İklim Değişikliği Hızlanacak

Yapılan yeni bir çalışma, yeraltı sularının kullanımının Dünya’nın dönüşünü önemli ölçüde etkilediğini ortaya koydu. 1993 ile 2010 yılları arasında yer altı sularının kullanımı, Dünya’nın ekseninin 80 cm doğuya doğru eğilmesine neden oldu. 

Haber Merkezi / Geophysical Research Letters’ta yayınlanan çalışma, bu durumun iklim değişikliğini hızlandıracağına işaret etti.

1993 ve 2010 yılları arasında dünya genelinde 2 bin 150 gigaton yeraltı suyu kullanıldı. Yer altından çıkarılarak kullanılan su miktarı, dünya genelinde deniz seviyesinin altı mm yükselmesini sağlayacak oranda.

Güney Kore’deki Seul Üniversitesi’nden çalışmayı yöneten jeolog Ki-Weon Seo, Dünya’nın dönüşündeki değişikliğe bağlı olarak kutupların büyük ölçüde saptığını söyledi.

2016 yılında bilim insanları, su akıntılarının Dünya’nın dönüşünü etkileme gücüne sahip olduğunu keşfetmişlerdi. Ancak, yeraltı sularının Dünya’nın dönüşünde önemli bir etken olduğu ilk kez keşfedildi.

Bilim insanları, çalışmada, yer altı sularının dağılımına bağlı olarak dünyanın dönüş kutuplarındaki değişimi gözlemlediler. Çalışma, başlangıçta buz tabakaları ve buzullara dayanıyordu.

Dünya’nın eksenin kayması kuzey ve güney kutuplarının değişmesine neden olur. Kutup kayması adı verilen bu olgu, küresel iklimi önemli bir şeklide etkiler.

Öte yandan küresel ısınmanın kutup kaymalarına neden olduğu zaten bilinmekte.

Paylaşın

Uzmanlardan “Bu Yıl Rekor Hava Sıcaklıkları Görebiliriz” Uyarısı

Avrupa Birliği Copernicus İklim Değişikliği Servisi Direktörü Carlo Buontempo’ysa henüz net bilgiler olmamakla birlikle rekor sıcaklıkların beklenebileceğine vurgu yaptı. Buontempo, sonbaharla birlikte görülmeye başlayacak El Nino etkilerinin, yılın sonlarına doğru kendisini daha fazla hissettirebileceğini belirtti.

Şu ana kadar meteorolojik ölçümlerin yapılmaya başlandığı dönemden bu yana kayda geçen en yüksek sıcaklıkların 2016 yılında yaşandığı biliniyor. Küresel ısınmanın etkilerinin El Nino’yla birleşmesi dünya genelinde rekor sıcaklıkların kaydedilmesine neden olmuştu. Küresel ısınma nedeniyle son 8 yıldır dünya genelinde rekor düzeyde sıcaklık artışları kayda geçiyor.

Uzmanlar, El Nino adı verilen atmosferik olayların geri dönüşüyle birlikte 2023 ve 2024 yıllarında rekor sıcaklıklar görülebileceğine dikkat çekiyorlar.

Yapılan bilimsel değerlendirmeler ve tahminlere göre, Pasifik Okyanusu’nda sıcaklıkların genel olarak düşmesine neden olan La Nina atmosfer olaylarının ardından dünya şimdi yeniden sıcaklıkları arttıracak El Nino’yla karşı karşıya kalacak. Uzmanlar El Nino’nun etkilerini bu yılın sonlarına doğru hissettirmeye başlayacağını belirtiyor.

El Nino adı verilen atmosfer olayları sırasında ekvator hattında esen rüzgarlar hafifliyor ve bu da okyanuslardaki su sıcaklığının artmasına neden oluyor.

El Nino genel etkileri olarak rekor düzeyde sıcaklıkların yaşandığı bir döneme işaret ediyor. Avrupa Birliği Copernicus İklim Değişikliği Servisi Direktörü Carlo Buontempo’ysa henüz net bilgiler olmamakla birlikle rekor sıcaklıkların beklenebileceğine vurgu yapıyor.

Buontempo, sonbaharla birlikte görülmeye başlayacak El Nino etkilerinin, yılın sonlarına doğru kendisini daha fazla hissettirebileceğini belirtti.

Şu ana kadar meteorolojik ölçümlerin yapılmaya başlandığı dönemden bu yana kayda geçen en yüksek sıcaklıkların 2016 yılında yaşandığı biliniyor. Küresel ısınmanın etkilerinin El Nino’yla birleşmesi dünya genelinde rekor sıcaklıkların kaydedilmesine neden olmuştu.

Küresel ısınma nedeniyle son 8 yıldır dünya genelinde rekor düzeyde sıcaklık artışları kayda geçiyor. Londra merkezli Imperial College Grantham Enstitüsü’nden Friederike Otto da El Nino’nun küresel ısınma etkileriyle birlikte rekor düzeyde sıcaklık artışlarına neden olabileceğine dikkat çekiyor.

Otto, “Eğer El Nino atmosferde El Nino olayları yaşanırsa bu 2016’dan daha sıcak günler göreceğimiz anlamına gelir” değerlendirmesini yapıyor.

AB Copernicus tarafından yayımlanan son rapore göre, son 5 yıl yaşanan en sıcak 5 yıl olarak hali hazırda kayda geçmiş durumda. Avrupa kıtasında da rekor düzeyde sıcak havalar 2022 yılının yaz aylarında yaşanmıştı. Copernicus, dünya sıcaklık ortalamasının fosil yakıtların kullanılmaya başladığı endüstri devrimi öncesine göre ortalama 1,2 derece yükseldiğini belirtiyor.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Her Gün En Az Bin Çocuk Kirli Sular Nedeniyle Ölüyor

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) verilerine göre, dünya genelinde her gün, beş yaşın altında binden fazla çocuk, büyük oranda kirli suların neden olduğu hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor.

UNICEF, Dünya Su Konferansı’nın katılımcılarından, su, sıhhi tesisler ve hijyen hizmetleri ile iklimin korunması için daha fazla yatırım yapılmasını talep ediyor. UNICEF ayrıca, su krizinden en fazla etkilenen ülke ve devletlerin, alınan siyasi kararlar ve yardım programlarında öncelikli olmasını istiyor.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tarafından yapılan bir çalışma, Afrika’da yaşanan su krizinin, kıta çapında yaklaşık 190 milyon çocuğun hayatını tehlikeye attığını ortaya koydu.

22 Mart Dünya Su Günü için hazırlanan ve Almanya’nın Köln kentinde kamuoyu ile paylaşılan çalışmada, özellikle sudaki kirlenme, yetersiz sıhhi tesisler ve hijyen ile iklim değişikliğinin yarattığı sonuçların etkisinin büyük olduğu vurgulandı. Afrika’da bu bağlamda en fazla sıkıntı çekilen ülkelerin ise, kıtanın batısı ile ortasında yer alan, Benin, Burkina Faso, Kamerun, Çad, Fildişi Sahilleri, Gine, Mali, Nijer, Nijerya ve Somali olduğu da ilgili analiz de yer aldı.

Söz konusu UNICEF çalışması, 22-24 Mart tarihlerinde Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) New York kentinde yapılacak olan Birleşmiş Milletler (BM) Su Konferansı için hazırlandı.

Temiz suya ve sıhhi hizmetlere erişim dünya çapında, insan haklarının önemli bir maddesi olarak kabul görüyor. BM’nin Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Ajandası’nın 17 hedefinden biri de bu maddeden oluşuyor. New York’ta yapılacak olan zirvede, söz konusu ajandadaki hedeflere daha hızlı ulaşabilmek için yollar aranacağı bildirildi.

UNICEF verilerine göre, dünya genelinde her gün, beş yaşın altında binden fazla çocuk, büyük oranda kirli suların neden olduğu hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor. Örgüt, Dünya Su Konferansı’nın katılımcılarından, su, sıhhi tesisler ve hijyen hizmetleri ile iklimin korunması için daha fazla yatırım yapılmasını talep ediyor. UNICEF ayrıca, su krizinden en fazla etkilenen ülke ve devletlerin, alınan siyasi kararlar ve yardım programlarında öncelikli olmasını istiyor.

“Afrika bir su felaketi ile karşı karşıya” diyen UNICEF Program Direktörü Sanjay Wijesekera, yıkıcı fırtınaların, su taşkınlarının, tarihi kuraklıkların, tesisleri ve konutları yok ettiğini dile getirerek, bu olayların su kaynaklarını kirlettiğini, açlık krizlerine neden olduğunu ve hastalıkların yayılmasına sebebiyet verdiğini vurguladı.

Burkina Faso’da yaşananları örnek olarak dile getiren Wijesekera, bu ülkede su tesislerine yıllardır saldırılarda bulunulduğunu ve insanların yaşadıkları yerleri terk etmelerini sağlamak için su kaynaklarının sistematik bir şekilde sabote edildiğini ve kirletildiğini ifade etti. Sanjay Wijesekera, bunun sonucunda sadece geçen yıl, yarısından çoğu çocuklar olmak üzere 800 bin kişinin temiz suya erişimini kaybettiğini bildirdi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İklim Değişikliği: Avrupa’da En Sıcak İkinci Kış

2021-2022 kışı Avrupa’da şimdiye kadar kaydedilen en sıcak ikinci kış oldu. Rekor kıran sıcaklık ise 2019-2020 kışına ait kalmaya devam etti. Avrupa’da yaşanan durum bir istisna değil, küresel ısınma tüm dünyada sıcaklıkları artırıyor.

Sanayi öncesi ortalamaların üzerindeki insan kaynaklı ısınma 2017 yılında yaklaşık 1dereceye ulaştı. 2024 yılında kadar 1,5 dereceye ulaşma yolunda ilerliyor.

Avrupa Birliği’nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi tarafından yayınlanan veriler, küresel ısınmanın geleneksel mevsimleri nasıl değiştirdiğini ortaya koydu.

Avrupa’da aralık ve şubat ayları arasında ortalama sıcaklıklar 1991-2020 ortalamasının 1,4 derece üzerinde gerçekleşti.

Mevsim normallerinin üzerinde artan sıcaklık 2021-2022 kışını Avrupa’da şimdiye kadar kaydedilen en sıcak ikinci kış mevsimi haline getirdi. Rekor kıran sıcaklık ise 2019-2020 kışına ait kalmaya devam etti.

Yılbaşı döneminde kıtanın bazı bölgeleri kış mevsimine göre sıcak hava dalgasının etkisi altında kaldı.

Anormal derecede ılıman seyreden hava sıcaklıklarının pistleri sulu kara çevirmesi nedeniyle birçok kayak merkezi geçici olarak kapanmak zorunda kaldı.

Copernicus verilerine göre, sıcaklıklar özellikle Doğu Avrupa ve Kuzey İskandinavya’da yüksek seyretti.

Birçok ülkede bölgesel sıcaklık rekorları kırıldı. Örneğin İsviçre’de, Alplerin kuzeyinde 19,4 derece ile şimdiye kadarki en yüksek kış sıcaklığı kaydedildi. Kuzey İspanya ise yaklaşık 25 derecenin tadını çıkardı.

Ancak yüksek sıcaklıklar, şubat ayına kadar devam eden kaygı verici bir yağış eksikliğiyle aynı zamana denk geldi.

Copernicus merkezinin analizine göre, “Şubat 2023’te batı ve güney Avrupa’nın çoğu ortalamanın üzerinde kurak koşullar yaşadı, bazı bölgelerde toprak neminin rekor düzeyde düştüğü görüldü.”

İtalya’da Garda Gölü’nün su seviyesi yılın bu zamanı için ortalamanın yaklaşık 65 cm altına düştü. Po nehri ile Maggiore ve Como göllerinin sularının da alışılmadık derecede düşük değerlere geriledi.

İspanya’daki zeytin ve zeytinyağı üreticileri aşırı kuraklık sebebiyle bu yıl zeytin hasadının yarı yarıya düşebileceği uyarısında bulundu.

Kış sıcak hava dalgasının sorumlusu iklim değişikliği mi?

Avrupa’da yaşanan durum bir istisna değil, çünkü küresel ısınma tüm dünyada sıcaklıkları artırıyor. Sanayi öncesi ortalamaların üzerindeki insan kaynaklı ısınma 2017’de yaklaşık 1dereceye ulaştı. 2024’e kadar 1,5 dereceye ulaşma yolunda ilerliyoruz.

Ortalama sıcaklıklar arttıkça kutuplar eriyor. Copernicus’a göre Antarktika’daki deniz buzu şubat ayı ortalamasının yüzde 34 altına düşerek kayıtların tutulmaya başlamasından bu yana en düşük seviyeye geriledi.

Uzmanlar bu durumun küresel deniz seviyesini yükseltebileceği uyarısında bulundu. Copernicus İklim Değişikliği Servisi Müdür Yardımcısı Samantha Burgess, “Deniz buzunun azalmasının Antarktika’daki buz sahanlıklarının istikrarı ve nihayetinde küresel deniz seviyesinin yükselmesi üzerinde önemli etkileri olabilir” diye açıkladı.

Copernicus temmuz ayında Antarktika’da deniz buzu alanının 1 milyon 53 bin kilometrekareye gerilediğini duyurmuş ve bu ölçümün tarihin en düşük düzeyi olduğuna dikkat çekmişti.

(Kaynak: Eurnews Türkçe)

Paylaşın

Denizlerdeki Plastik Kirliliği 2040 Yılına Kadar 2,6 Kat Artabilir

Araştırmalar, denizlerin giderek nasıl plastik çöplüğüne dönüştüğünü ortaya koyuyor. Yasal olarak bağlayıcı küresel politikalar getirilmediği takdirde denizlerdeki plastik kirliliğinin 2040 yılına kadar 2,6 kat artabileceği öngörülüyor.

Birleşmiş Milletler, önümüzdeki yılın sonuna kadar yasal olarak bağlayıcı bir anlaşma hazırlamak amacıyla Kasım ayında Uruguay’da müzakerelere başladı.

Greenpeace de güçlü bir küresel anlaşma olmadan plastik üretiminin önümüzdeki 10 ila 15 yıl içinde ikiye, 2050 yılına kadar ise üçe katlanabileceğini söyledi.

Son yapılan araştırmalara göre, dünya okyanuslarına karışan plastikler 2005 yılından bu yana “eşi benzeri görülmemiş” şekilde arttı. Daha da kötüsü önlem alınmazsa 2040 yılına kadar neredeyse üç katına çıkabilir.

Plastik kirliliğini azaltmak için kampanyalar yürüten ABD’li Five Gyres Enstitüsü tarafından yapılan araştırmanın sonuçları, okyanusların giderek nasıl plastik çöplüğüne dönüştüğünü ortaya koydu.

2019 yılı itibariyle okyanuslarda 171 trilyon plastik parçacığın yüzdüğünün tahmin edildiğini belirten araştırmacılar, yasal olarak bağlayıcı küresel politikalar getirilmediği takdirde denizlerdeki plastik kirliliğinin 2040 yılına kadar 2,6 kat artabileceğini öngörüyor.

“Araştırmanın sonuçları akıl almaz boyutlarda”

Çalışmada, 1979’dan 2019’a kadar olan dönemi kapsayan altı büyük deniz bölgesindeki 11 bin 777 okyanus istasyonundan alınan plastik kirliliği verileri incelendi.

Euronews Türkçe’den Melis Ozoglu’nun aktardığına göre, Five Gyres Enstitüsü kurucularından Marcus Eriksen yaptığı açıklamada, “Milenyumdan bu yana küresel okyanusta mikroplastiklerde endişe verici bir üstel büyüme eğilimi tespit ettik” dedi.

Plastik uzmanı olan bilim insanı Paul Harvey ise “Bu yeni araştırmadaki rakamlar şaşırtıcı derecede olağanüstü ve neredeyse akıl almaz boyutlarda” şeklinde konuştu.

Birleşmiş Milletler, önümüzdeki yılın sonuna kadar yasal olarak bağlayıcı bir anlaşma hazırlamak amacıyla Kasım ayında Uruguay’da müzakerelere başladı.

Greenpeace de güçlü bir küresel anlaşma olmadan plastik üretiminin önümüzdeki 10 ila 15 yıl içinde ikiye, 2050 yılına kadar ise üçe katlanabileceğini söyledi.

Paylaşın