“İklim Krizi İnsan Neslinin Tükenmesine Neden Olabilir”

Uluslararası araştırmacılardan oluşan bir ekip, hükümetleri iklim krizi nedeniyle yaşanabilecek “en kötü senaryoya” karşı dikkatli olmaya çağırdı. Araştırmacılara göre, bu senaryo insan neslinin tükenmesi, kitlesel iklim göçü ve toplumsal çöküş gibi felaketleri içeriyor.

Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan makalede uzmanlar, “En kötü senaryoları görmezden gelerek iklim değişikliğini hızlandıran bir gelecekle yüzleşmek en iyi ihtimalle safça bir risk yönetimi, en kötü ihtimalle ise ölümcül bir aptallık olur” ifadelerini kullandı.

Dünya iklim felaketine doğru mu gidiyor?

Paris İklim Anlaşması’na göre, küresel ısınmanın 2 derecenin altında tutulması gerekiyor.

Dünyanın 1,5 derece ısınması halinde nüfusun yüzde 14’ü her 5 yılda bir aşırı sıcak hava dalgalarına maruz kalacak. 2 derecelik bir ısınmadan bahsedildiği takdirde bu oran yüzde 37’lere çıkıyor.

Cambridge Üniversitesi’nin Varoluşsal Risk Araştırmaları Merkezi’nden Luke Kemp’e göre, ısınmanın 2 dereceyi de aştığı durumda neler olabileceğine dair yeterince araştırma yok.

Bugüne kadar verilen sera gazı azaltma taahhütleri yerine getirilirse küresel ısınma 2100’de 1,9 ila 3 derece arasında gerçekleşecek. Eğer bugünün sera gazı eğilimleri devam ederse küresel ısınma 3,9 dereceye kadar çıkabilir.

‘İklim değişikliği 5 kitlesel yok oluşta da rol oynadı’

Makalenin yazarlarından biri olan Kemp, “En önemli senaryolara ilişkin bilgimiz en az seviyede” şeklinde konuşuyor.

İnsan neslinin inanılmaz derecede dayanıklı olduğunu belirten Kemp, gelecek yüzyılda yok olma ihtimalinin oldukça düşük olduğunu söylüyor ancak ekliyor: “Ancak küresel bir felaket yaşama, gelecek yüzyılda yok olma riskimiz yüzde 1 bile olsa bu çok yüksek bir oran”.

Uzmanlar ayrıca henüz öngöremediğimiz ancak geri dönüşü olmayan kritik eşiklerin de olabileceğini söylüyor ve bunları “bilinmeyenlerin bilinmeyen riski” olarak adlandırıyor. Stratokümülüs bulutlarının kaybolma ihtimali üzerinden örnek veren araştırmacılar, eğer yüksek karbondioksit yoğunlaşmaları bu bulutların kaybına yol açarsa dünyanın birden 8 derece ısınabileceğini söylüyor.

Araştırmacılar, “Tarihe dönüp bakılması gerekiyor. İklim değişikliği daha önce çok sayıda toplumun çöküşünde ya da dönüşümünde, dünya tarihindeki 5 kitlesel yok oluşta da rol oynadı” hatırlatmasını yapıyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Dünyanın Önde Gelen Bankaları İklim Hedeflerinin Çok Uzağında Kaldı

Dünyanın en etkin bankalarının Paris İklim Anlaşması’nda küresel ısınmaya karşı belirlenen hedeflere ulaşma konusunda attığı adımlar yetersiz kaldı. Verilerin finans sektörünün içerisinde önemli oyunculardan gelmesi ayrı bir önem taşıyor.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre, İklim Değişimi Kurumsal Yatırımcılar Grubu (IDKYG) tarafından hazırlanan bir rapora göre Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya merkezli 27 dev banka küresel ısınmayı 1,5 derecenin altında tutmak için belirlenen önlem alanların her birinde hedeflerin çok uzağında kaldı.

AP’nin ulaştığı raporda hiç bir önde gelen bankanın yeni petrol ve doğal gaz arama projelerine finansman sağlamama sözü vermediği sadece bir bankanın Uluslararası Enerji Ajansı yönergelerine göre kömür finansmanını kesme sözü verdiği vurgulandı.

Barclay’s’in İngiltere Emeklilik Fonu, BlackRock ve Goldman Sachs Varlık Yönetimi gibi birimlerin üyesi olduğu IDKYG’nin internet sitesine göre 350’den fazla üyesi toplamda 51 trilyon euroluk yatırımı yönetiyor ya da danışmanlık veriyor.

Raporun finans sektörünün içerisinde önemli oyunculardan gelmesi ayrı bir önem taşıyor. Kurumların karbon emisyon salımlarını takip eden araştırma kuruluşu Geçiş Yolu Girişimi de rapora katkıda bulundu.

Wharton İşletme Okulu Dekan Yardımcısı Witold Henisz çalışmanın bankaların henüz net sıfır hedeflerine hatta kendi verdikleri sözlere ulaşmak için yeterli ilerleme kaydetmediklerini ortaya koyduğunu belirtti. Henisz çalışmanın metodolojisine getirilecek eleştirilerin ortaya çıkan açık sonucu etkileyemeyeceğine de vurgu yaptı.

Çalışmada bankalar iklim hedeflerine ulaşma konusunda 6 başlık altında değerlendirildi. Bunlar net sıfır hedeflerine bağlılık; kısa ve orta vadeli emisyon hedefleri; kirlilik yaratan sektörlerden çıkma anlamına gelen karbonsuzlaştırma stratejisi; iklim düzenlemeleri konusunda lobi çalışmaları, iklim duyarlılığının liderlik yapısını etkilemesi.

Paylaşın

Balinalar Dünya’yı Nasıl Soğutuyor?

Dünyanın en büyük hayvanları karbondioksitin atmosferden emilmesi konusunda son derece yetenekliler. Balinalar, özellikle de çubuklu balinalar ya da ispermeçet balinaları, dünyadaki en büyük yaratıklar arasında.

Bedenleri muazzam birer karbon deposu gibi, bu nedenle de okyanuslardaki varlıkları ekosistemi büyük oranda etkiliyor. Bu balinalar sadece okyanusun derinliklerini değil gezegenin ısısını da belirliyor.

2010’da yayımlanan bir bilimsel makaleye göre “İnsanlar ormanları keserek, ağaçları keresteye döndürerek ya da otlakları yok ederek karasal ekosistemdeki karbon düzeyini doğrudan etkiliyorlar. Açık okyanuslarda ise karbon döngüsü insan etkisinden tamamen bağımsız şekilleniyor”.

Ancak burada balina avcılığının ekosistemlere etkisi gözardı edilmiş.

İnsanlar yüz yıllardır balina avlıyor, balinaları yağından kemiğine ve etine dek tüketiyor.

Tarihte ilk ticari balina avcılığının MÖ 1000 yılında yapıldığı sanılıyor.

O tarihten bu yana da on milyonlarca balina avlandı ve uzmanlar balina nüfusunun yüzde 66 ila yüzde 90 oranında azalmış olabileceğini söylüyor.

Balinalar öldüklerinde okyanus zeminine çöküyor ve vücutlarında depolanan muazzam miktardaki karbon da yüzey sularından derin denizlere karışarak yüz yıllar boyunca burada varlığını sürdürüyor.

Balina dışkısı okyanustaki fotoplanktonlar için güçlü bir gübre

2010’da yapılan araştırma, endüstriyel balina avcılığı öncesinde yılda 190 bin ila 1,9 milyon ton karbonun balinalar aracılığıyla okyanus zeminine çöktüğünü ortaya koyuyor.

Bu her yıl 40 bin ila 410 bin otomobilin trafikten men edilmesiyle ulaşılabilecek bir oran.

Ancak balina avcılığı nedeniyle bu mümkün olamıyor ve balinalar öldürüldüğünde salınan karbon atmosfere karışıyor.

Araştırmayı yürüten isimlerden Maine Üniversitesi’nden deniz bilimci Andrew Pershing, 20’inci yüzyıl boyunca yapılan balina avcılığı sonucunda 70 milyon ton karbondioksitin atmosfere salındığını söylüyor.

“Bu büyük bir oran, ama bir yılda 15 milyon otomobil bu kadar karbon salıyor. Sadece ABD’de 236 milyon otomobil var,” diyor.

Ancak balinalar sadece öldüklerinde ekosisteme faydalı olmuyorlar. Dışkıları da iklim değişikliği açısından önemli bir rol oynuyor.

Balinalar okyanusun derinliklerinde besleniyor, dışkılarını çıkarmak için de su yüzeyine dönüyor.

Demir açısından son derece zengin olan balina dışkısı, fotoplanktonların gelişimi açısından mükemmel bir ortam sunuyor.

Fotoplanktonlar mikroskobik büyüklükte olabilirler, ancak hepsi bir bütün olarak ele alındığında gezegenin atmosferine müthiş bir etkileri söz konusu.

Dünya’da üretilen karbondioksitin yüzde 40’ını emebildikleri düşünülüyor.

Bu Amazon ormanlarının emdiği oranın dört katından fazla.

Karbon salan firmalar balinaları koruyabilir mi?

2019’da Uluslararası Para Fonu IMF’nin yayımladığı bir rapor, okyanuslarda balina nüfusunu arttırmanın faydalarını ele aldı.

Buna göre, bir balinanın yaşamı boyunca emdiği karbonun değeri ekoturizm ve daha iyi balıkçılığın getirdiği katmadeğerle de birleşince, ortalama bir büyük balina 2 milyon doların üzerinde bir değer ifade ediyor.

Bu çalışmanın ardındaki ekonomistler konuyu teoriden pratiğe taşıyarak dünya genelinde karbon salımına neden olan başlıca firmaların gelirlerinin bir bölümünü balina nüfusunun korunmasına harcamasını öneriyor.

Bu karmaşık bir plan, ancak imkansız değil. Zira aynı ekip Afrika ormanlarında fillerin avlanmasına karşı da karbon piyasası temelli benzer bir proje üzerinde çalışıyor.

Şili’de balinaların bulundukları noktaları akustik olarak tespit eden ve erken uyarı sistemiyle gemiler için alternatif rotalar oluşturan bir sistem de geliştiriliyor.

IMF araştırması balinaları korumanın iklim değişikliğiyle mücadele açısından başlıca önceliklerden biri haline gelmesi gerektiğini savunuyor.

Araştırmanın yazarları “Balinalar iklim değişikliğiyle mücadelede eşsiz bir konumda bulundukları için 2015’te imzalanan Paris Anlaşması’nı imzalamış olan 190 ülkede koruma kapsamına alınmaları gerekiyor,” yorumunda bulunuyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Greenpeace: İklim Krizi, Sömürgeciliğin Mirası

Çevreci sivil toplum kuruluşu Greenpeace’in İngiltere’de yayınladığı bir raporda, iklim ve ekolojiye dair meydana gelen krizlerin sistemik ırkçılığın bir mirası olduğu ve beyaz olmayan insanların söz konusu krizlerin verdiği zarardan orantısız şekilde daha fazla mağdur olduğu belirtildi.

Hollanda merkezli çevreci örgüt Greenpeace’in İngiltere temsilciliğinden yayınlanan bir raporda, iklim krizine küresel olarak en az katkıda bulunan beyaz olmayan toplulukların, şimdi sömürgeciliğin bir mirası olan iklim krizinden dolayı en fazla hayatlarını ve geçim kaynaklarını kaybeden grup olduğu kaydedildi.

Raporda, sömürgeciliğin tarihsel olarak güney yarımküredeki hava ve toprakların, ‘kuzey yarımkürenin atıklarını boşaltma yeri’ olarak kullanıldığı bir model kurması nedeniyle, çevre krizinin bir sömürgecilik mirası olduğu belirtildi.

Dünyadaki bu gibi eşitsizliklerin bir benzerinin, atık yakma tesislerinin neredeyse yarısının beyaz olmayan insanların yoğun olarak yaşadığı bölgelerde bulunduğu İngiltere’de de görülebildiğini vurgulayan Greenpeace, Londra’da siyahların yasaların meşru kabul ettiği düzeyin üzerindeki hava kirliliğine maruz kalmasının daha olası olduğunu ve evlerinde açık alana erişimi olmayan İngiltere’deki siyahların sayısının, aynı durumdan muzdarip beyazların sayısından neredeyse dört kat fazla olduğunun altını çizdi.

Paylaşın

İnsanlık İklim Krizi Nedeniyle ‘Toplu İntiharla’ Karşı Karşıya

Son günlerde Avrupa’yı etkisi altına alan sıcak hava dalgası ve orman yangınları sürüyor. Sıcaklıklar Portekiz’de 47 dereceyi bulurken, İspanya’da 40 dereceyi aştı. Fransa’da süren orman yangınlarıyla 1700 itfaiyeci mücadele ediyor.

Bugün Berlin’de başlayan ve iki gün sürecek Petersberg İklim Diyaloğu Konferansı’na katılan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, “Dünyanın yarısı sel, kuraklık, aşırı fırtınalar ve orman yangınlarının yaşanabileceği tehlike bölgelerinde bulunuyor. Hiçbir ülkenin bağışıklığı yok ama buna rağmen fosil yakıt bağımlılığımızı desteklemeye devam ediyoruz” dedi.

İngiliz Guardian gazetesinin haberine göre konferansa katılan 40’dan fazla çevre ve iklim değişikliği bakanına hitap eden Guterres, “Ya toplu olarak harekete geçeceğiz ya da toplu olarak intihar edeceğiz. Bu bizim elimizde” diye konuştu.

Kalkınma bakanlarına eleştiri

BM Genel Sekreteri konuşmasında, aralarında Dünya Bankası’nın da bulunduğu, yoksul ülkelere yardım amacıyla, zengin ülkelerin vergi mükelleflerinin fonladığı “çok taraflı kalkınma bankalarına” sert eleştiriler yöneltti.

Guterres, bankaların organizasyonunun iklim kriziyle başa çıkmak için gereken fonları sağlamak anlamında yetersiz olduğunu belirtti. Guterres “Çok taraflı kalkınma bankalarının hissedarları olarak kalkınmış ülkelerin, derhal yenilenebilir enerji ve yenilenibilir enerji miktarını artırmak için yapılan yatırımlardan sonuç talep etmesi gerek. Bu bankaların amaca uygun olmalarını talep etmeleri gerek. Eskimiş iş yapma şablonlarını ve politikalarını değiştirip, daha çok risk almalarını talep etmeleri lazım. Kalkınmakta olan ülkelere, ortaklarına güvenebileceklerini gösterelim” dedi.

COP27’ye hazırlık süreci

Petersberg İklim Diyaloğu Konferansı, geçen yıl İskoçya’nın Glasgow kentinde gerçekleştirilen ve iklim değişikliğine karşı alınacak önlemlerin kararlaştırıldığı COP26’nın ardından ve Kasım’da Mısır’da yapılacak COP27 İklim Zirvesi’ne hazırlık olarak gerçekleştiriliyor.

İki günlük konferans için Berlin’de buluşan bakanlar, aşırı hava olaylarını, yükselen gıda va yakıt fiyatlarını ele alacak. Alman hükümeti tarafından 13 yıldır yapılan konferans, Cop27 öncesinde, başlıca ülkelerin bir uzlaşmaya varabilmesi için son fırsatlardan biri.

Cop27’de uzlaşma şansı, Covid-19 salgınından çıkış ve Ukrayna’nın işgaliyle gıda ve yakıt fiyatlarının hükümetleri enflasyon tehdidi ve geçim kriziyle karşı karşıya bıraktığı son aylarda çok azaldı.

COP26 İklim Değişikliği Konferansı’nda dünya liderleri küresel ortalama sıcaklığı sanayi devrimi öncesine kıyasla 1,5 derecede tutma konusunda uzlaşmıştı. Ancak uzmanlar bu hedefe yönelik verilen taahhütlerin hala yetersiz olduğunu söylüyor.

Tüm katılımcı ülkelerin bu yıl sera gazı salımlarını azaltmak ve “net sıfır emisyona” yönelik yol haritalarını çizecek planlarını açıklaması bekleniyordu.

Ancak Guardian’a konuşan Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Frans Timmermans, “Bu yönde ülkelerden herhangi yeni bir plan göremiyoruz” dedi. Timmermans, AB’nin iklim değişikliğiyle mücadeleden sorumlu en üst düzey yetkilisi.

Uzmanlar Kasım’da COP27’ye ev sahipliği yapacak Mısır’ın kendi planlarının da yetersiz olduğunu söylüyor.

Son aylarda dünyanın birçok bölgesinde hava sıcaklıkları rekor kırıyor. Mart’ta Hindistan’da 122 yıllık hava sıcaklığı rekoru kırıldı. Aynı dönemde Antarktika bölgesindeki sıcaklık normalin 40 derece üstünde kaydedilirken Kuzey Kutbu’nda sıcaklık da ortalamanın 30 derece üstüne çıktı. İngiltere de bugün sıcaklığın gün içinde 41 dereceyi bulması bekleniyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Türkiye, 2022’de Son 50 Yılın En Sıcak 6. Haziran Ayını Yaşadı

Türkiye’de geçtiğimiz haziran ayında ortalama sıcaklıklar 1991 ila 2020 yılları ortalamasının 0,6 derece üzerine çıkarak 22,4 derece olarak kaydedildi. 2022 yılı Haziran ayı 1971’den bu yana en sıcak 6. haziran ayı oldu.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, 2022 Haziran ayı sıcaklıkları, son 30 yılın ortalamasının üzerinde seyretti. Haziran ayında en düşük sıcaklık 2,5 derece ile Erzurum’da yaşanırken, en yüksek sıcaklık Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde 45,9 derece olarak görüldü.

2022 Haziran ayı bir önceki haziran ayına göre de ortalama 0,6 derece sıcak geçti.

1971 yılından bu yana en sıcak haziran ayı 2019 yılında yaşanmıştı.

2022 Haziran ayında 3 kentte yeni ekstrem sıcaklıklar kaydedildi. Buna göre Yozgat’ta haziran ayında görülen en yüksek sıcaklık değeri 33,4 derece, Şırnak’ta 38,2 derece, Cizre’deyse 45,8 derece oldu.

Yağışlar yüzde 60 arttı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, Türkiye genelinde 2022 Haziran ayında normalden yüzde 60 daha fazla yağış görüldü.

2022 yılı Haziran ayı alansal ortalama yağışı 53,7 mm ile 1991-2020 dönemi ortalaması olan 33,6 mm’nin yüzde 59,8 üzerinde gerçekleşti.

Son haziran ayında en fazla yağış 232,8 mm ile Bartın’da, en düşük yağış ise 0,5 mm ile Mardin’de ölçüldü.

2022 Haziran ayında yağışlarda bir önceki yıla göre de artış görüdü. 2021 yılında haziran ayı ortalama yağışları 37,1 mm olarak ölçülmüştü.

2022’de daha fazla kuvvetli meteorolojik hadise görüldü

2022 Haziran ayında ekstrem meteorolojik olayların sayısı bir önceki yıla göre arttı. 2021 yılı Haziran ayında 159 kuvvetli meteorolojik hadise gerçekleşirken bu sayı 2022 yılı Haziran ayında 206’ye çıktı.

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO)  2021 yılı Atlas of Mortality and Economic Losses From Weather, Climate and Water Extremes (Hava, İklim ve Su Extremlerinden Kaynaklanan Ölümler ve Ekonomik Kayıplar Atlası) raporuna göre, dünya genelinde 1970-2019 yılları arasında hava, iklim ve su kaynaklı 11 bin 072 doğal afet meydana geldi.

WMO, afet sayısının küresel olarak son 50 yılda yaklaşık beş kat arttığını bildiriyor.

Türkiye’de ise MGM’ye göre 2021 yılı 1024 ekstrem olayla, en fazla ekstrem meteorolojik afet yaşanan yıl oldu.  Türkiye genelinde ekstrem olay sayısı son 20 yıldır artış gösteriyor.

2021’de en çok yaşanan ekstrem olaylar yüzde 40 ile fırtına/hortum, yüzde 28 ile şiddetli yağış/sel, yüzde 13 ile dolu ve yüzde 7 ile şiddetli kar oldu.

MGM’ye göre, Türkiye’de 2010-2021 yılları arasında toplam 8 bin 274 meteorolojik karakterli afet bildirildi. Hava durumuna ilişkin afetlerin 2018’den itibaren büyük artış gösterdiği belirtiliyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Dikkat Çeken Araştırma: Geri Dönüşüm İşe Yaramıyor

İngiltere’de Mayıs ayında çevre örgütlerinin öncülüğünde yapılan “Büyük Plastik Sayımı”ndan çarpıcı sonuçlar çıktı. 100 bin hanenin plastik atıklarının sayıldığı araştırmada ülke genelinde her yıl ortalama 100 milyar parça plastiğin çöpe atıldığı belirlendi.

Araştırmaya katılan hanelerden haftada 66 parça plastik atık çıktı. Araştırmaya öncülük eden çevre kuruluşları Greenpeace ve Everyday Plastic, geri dönüşümün kendi başına bir çözüm olmadığına dikkat çekti. Greenpeace’in plastik aktivisti Chris Thorne, “Bu dudak uçuklatacak miktarda bir atık” dedi.

Thorne, “Bunu geri dönüşümle halledebileceğimiz söylemi sektörün göz boyamasından başka bir şey değil. Her yıl 100 milyar parça plastik atık üretiyoruz. Ve geri dönüşüm devede kulak” diye konuştu.

Plastik atıkların yüzde 45’i ihraç ediliyor

Araştırmaya katılanlardan bir hafta süreyle çöpe attıkları plastik kapların sayısı ve türünü kaydetmeleri istendi. Bunlardan yüzde 83’ünün yiyecek-içecek paketi olduğu belirlendi. En yaygın atıklar sebze ve meyve paketleri.

İngiltere’de resmi istatistikler, plastik atıkların yüzde 45’inin ülke dışına gönderildiğine işaret ediyor. 2021 verilerine göre ülkede haneler yılda 2,5 milyon ton plastik atık üretiyor. Bunun yüzde 44,2’si geri dönüştürülmek üzere ayrıştırılıyor.

Bu atıkların yüzde 55’i İngiltere’de geri dönüştürülüyor. Kalanı ise ihraç ediliyor. En çok plastik Türkiye’ye gönderiliyor. Araştırmanın sonuçlarıyla ilgili rapora göre tüm plastik türlerini ayrıştırmak ve geri dönüştürmek aynı derece kolay değil.

Plastik şişelerin yüzde 61’i, plastik saklama kaplarının yüzde 36’sı ve plastik filmlerin sadece yüzde 8’i geri dönüştürülüyor. Plastik Sayımı’nda çöpe atılan plastiklerin çoğunun geri dönüştürmesi daha zor olan yumuşak plastikler olduğu görüldü.

Recoup adlı kuruluşun verileri referans alınarak yapılan hesaplamaya göre aslında ülkedeki plastik atıkların sadece yüzde 12’si İngiltere’de geri dönüştürülüyor.

Everyday Plastic’in kurucusu Daniel Webb, BBC’ye açıklamasında, “Geri dönüşüm işe yaramıyor. Bunu hepimiz biliyoruz. Eğer gerçekten geri dönüştürdüğümüzü düşünüyorsak böyle devam edelim. Ancak ürettiğimiz miktarı azaltırsak attığımız plastiği azaltırız” dedi.

İngiltere Başbakanı Boris Johnson da Ekim 2021’de bir okulu ziyaretinde çocuklara, “Geri dönüşüm işe yaramıyor. Çözüm bu değil” ifadelerini kullanmıştı.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

‘Devasa’ Ozon Deliği Keşfedildi

Dünya atmosferinin tropik bölge üzerindeki kısmının neredeyse tamamında, var olması beklenmeyen “devasa” bir ozon deliği tespit edildi. Gezegenin ozon tabakasında yıl boyunca var olan bir boşluğa yola açan delik, her yıl ilkbaharda açılan daha meşhur Antarktika ozon deliğinden 7 kat daha büyük.

Kanada’nın Ontario eyaletindeki Waterloo Üniversitesi’nden bilim insanı Profesör Çing-Bin Lu, araştırmasına göre deliğin 30 yıldan uzun süredir mevcut olduğunu ve dünya nüfusunun yarısının etkilenebileceği kadar büyük bir alanı kapladığını söyledi.

Profesör Lu, The Independent’a şunları söyledi: Sadece ilkbaharda görünen Antarktika ozon deliğinin aksine, tropikal ozon deliği 1980’lerden bu yana tüm mevsimlerde ortaya çıkıyor ve kabaca 7 kat daha büyük bir alan kaplıyor.

[Delik] yer seviyesindeki UV radyasyonunda artışlara, buna bağlı cilt kanseriyle katarakt risklerine, tropikal bölgelerde sağlık ve ekosistemler üzerindeki diğer olumsuz etkilere neden olabileceğinden küresel endişeye yol açabilir.

Profesör Lu, “ekvator bölgelerindeki ozon tükenme seviyelerinin orada bulunan büyük popülasyonları çoktan tehlikeye attığını ve bölgelere ulaşan UV radyasyonunun beklenenden çok daha fazla olduğunu gösteren ön raporların” mevcut olduğunu belirtti.

Lu, ozonun tükendiği muazzam alanın keşfinden bahsederken şunları söyledi: Bu büyük tropikal ozon deliğinin daha önce keşfedilmemiş olması kulağa inanılmaz geliyor. Ancak bu keşfin önünde işin doğasından kaynaklanan bazı zorluklar var

Birincisi, ana akım fotokimyasal teoriye göre tropikal bir ozon deliğinin var olması beklenmiyordu. İkincisi, mevsimsel olan ve esasen ilkbaharda ortaya çıkan Antarktik/Arktik ozon deliklerinin aksine, tropikal ozon deliği temelde mevsimler boyunca değişmiyor ve bu nedenle de orijinal gözlem verilerinde görünmüyor.

Araştırma, Antarktika’daki ozon deliğinde olduğu gibi, tropikal ozon deliğinin merkezindeki normal ozon değerinin yaklaşık yüzde 80 oranında tükendiğini ortaya koydu.

Yeni araştırma, ozonun nasıl tükendiğine ilişkin yaygın teorilerdeki farklılıklara da vurgu yapıyor. Geçmişte, kloroflorokarbonların (CFC) varlığı, ozonun tükenmesinin en büyük nedeni olarak kabul ediliyordu. CFC’leri yasaklayan 1987 Montreal Protokolü, kullanımda büyük azalma sağlamıştı.

Ancak küresel yasağa rağmen, en büyük, en derin ve en kalıcı ozon delikleri (Antarktika üzerindeki) 2000’lerin sonunda ve 2020-2021’de halen gözlemleniyordu. Profesör Lu, “Bu, tüm fotokimya-iklim modellerinde beklenmedik bir şeydi” dedi.

Uzaydan gelen kozmik ışınların atmosferdeki ozon miktarını azalttığı, kozmik ışına dayalı elektron reaksiyonu (CRE) olarak bilinen, ozon tükenmesine dair bir başka teori 20 yıl önce ilk kez Profesör Lu ve meslektaşlarınca ileri sürülmüştü.

Profesör Lu, gözlemlenen sonuçlar, hem Antarktika hem de tropikal ozon deliklerinin aynı fiziksel mekanizmadan kaynaklanması gerektiğine ve CRE mekanizmasının gözlemlenen verilerle mükemmel bir uyum sergilediğine güçlü biçimde işaret ediyor.

Şüphesiz ozonu tüketen başlıca gazlar CFC’ler fakat kozmik ışınlar hem kutupsal hem de tropikal ozon deliklerine yol açmada önemli bir tetikleyici rol oynuyor.

Araştırma, AIP Advances adlı bilimsel dergide yayımlandı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Dünya Nüfusunun Dörtte Biri Sel Felaketi Tehlikesi Yaşıyor

Yeni bir araştırma, dünya nüfusunun dörtte birinin ciddi sel felaketi riskiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koydu. Çin ile Hindistan en fazla selden etkilenen bölgeler arasında gösterildi.

Nature Communications (doğa iletişimi) dergisinde yayımlanan araştırmada, özellikle gelir düzeyi düşük ülkelerin sel felaketlerinden daha fazla etkilenmesinin beklendiği uyarasında bulunuldu.

Şiddetli yağış ve fırtınaların yol açtığı su baskınlarının her yıl milyonlarca insanı etkilediği, evlere ve altyapıyı tahrip edip, ekonomilere milyarlarca dolarlık zarar verdiği kaydedilen raporda, iklim değişikliğinin daha fazla aşırı yağışla ve deniz seviyesinin yükselmesine neden olduğu için risklerin de yükseldiği ve buna hedef olacak insan sayısını da arttırdığı uyarısında bulunuldu.

Aşırı yağışla birlikte sel felaketleriyle ilgili bilgilerin toplandığı araştırmada, Dünya Bankası verilerine de atıfta bulunuldu.

Fakir ülkeler daha fazla etkileniyor

Raporda, dünya nüfusunun yüzde 23’ünü teşkil eden yaklaşık 1,81 milyar insanın, yüzyılda bir doğrudan 15 santimetreden fazla su seviyesiyle sellere hedef olduğu vurgulandı.

2020 yılı verilerine atıfta bulunulan raporda, küresel gayri safi yurtiçi hasılanın yaklaşık yüzde 12’sine tekabül eden yaklaşık 9,8 trilyon dolarlık ekonomik faaliyetin şiddetli sele maruz kalan bölgelerde gerçekleştiği tespitinde bulunuldu.

Fakir ve orta gelirli ülkelerin sel felaketlerinden daha fazla etkilendiği kaydedilen raporda, genelde su baskınlarına maruz kalan insanların yaklaşık yüzde 90’ının düşük veya orta gelirli ülkelerde yaşadığı aktarıldı.

Raporda, bölge olarak Asya’nın güney ve doğusundaki ülkelerle Çin ile Hindistan en fazla selden etkilenen bölgeler arasında gösterildi.

Paylaşın

Küresel Isıtma, Biyolojik Çeşitliliği Geri Dönülmez Şekilde Etkiliyor

Cape Town Üniversitesi (UCT) ve University College London (UCL) araştırmacıları, yaklaşık 30 bin deniz ve kara türü üzerinde, limit aşımının etkilerini inceledi. Araştırmaya göre gezegenin sıcaklık artışının sınırlandırılması hedefinde gerekli olan seviyenin gerisinde kalındığı için, küresel ısıtma limitinin kısa sürede “aşılacağı” söyleniyor.

Bu kapsamda, 2100 yılındaki tehlikeli sıcaklık artışına kadar karbon uzaklaştırma teknolojilerinin hayata geçirilmesi öngörülüyor.

Mercan resifleri

“Philosophical Transactions of the Royal Society B: Biological Sciences” isimli bilim dergisinde yayımlanan araştırmaya göre biyolojik çeşitlilik kaybı özellikle ormanlarda ve mercan resiflerinde toplu ölümler şeklinde gerçekleşiyor.

Araştırma, limit aşımı durumunda türlerin dağılımı ve üreme davranışlarının yanı sıra birçok parametrede ne gibi değişiklikler olabileceğini gösteriyor.

Araştırmanın bulguları özetle şöyle:

  • 2°C sıcaklık artışı limitinin aşıldığı süre boyunca, biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkiler birdenbire ortaya çıkabilecek ve çok zor bir şekilde geri dönüşü olabilecek. Biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkilerin iyileştirilmesi, sıcaklığın aşılmasından daha uzun sürecek.
  • İncelenen alanların en az dörtte birinde, limit aşımı öncesindeki ‘normal’ koşullara geri dönüş şansı oldukça belirsiz ya da hiç yok.
  • Bilim insanları, karbondioksit uzaklaştırma teknolojilerinin, biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkileri giderebilecek sihirli bir değnek olmadığı konusunda uyarıyorlar. Sıcaklık seviyeleri kontrol altına alınsa bile, bazı türlerin geri gelemeyeceği konusunda uyarıyorlar.

Limit aşımının etkisi

Araştırmacılar, daha fazla ısıtma nedeniyle çoğu bazı türlerin birden bire güvenli olmayan sıcaklıklara maruz kalacağını söylüyorlar. Araştırmaya göre bu türlerin termal sınırları içerisinde konforlu koşullara dönüşleri de kademeli olarak gerçekleşebilecek.

Biyolojik çeşitlilik açısından risk barındıran limit aşımı etkisinin, sıcaklıkların 2°C’nin üzerinde seyredeceği ve yaklaşık 60 yıl sürecek aşıma kıyasla yaklaşık iki kat daha uzun süreceği tahmin ediliyor.

Tropik bölgeler

Risklerden en fazla etkilenecek yerler arasında ise tropik bölgeler yer alıyor: Hint-Pasifik, Orta Hint Okyanusu, Sahra Altı Afrika’nın kuzeyi ve Kuzey Avustralya. Dünyanın tür çeşitliliği açısından en zengin bölgeleri arasında yer alan Amazonlar’da da, türlerin yarısından fazlasının tehlikeli iklim koşullarına maruz kalabileceği öngörülüyor.

Araştırma kapsamında incelenen, Amazonların da aralarında bulunduğu toplam alanın yaklaşık yüzde 19’u için, limit aşımının etkilerine maruz kalan türlerin, aşım öncesi durumlarına geri dönüp dönemeyeceği belirsizliğini koruyor.

Bu alanlardan yüzde 8’inin ise limit aşımı öncesi seviyelerine hiçbir zaman ulaşamayacağı tahmin ediliyor.

Limit aşımı nedir?

Küresel Ayak izi Ağı’na (Global Footprint Network) göre “Dünya Limit Aşımı Günü”, insanlığın doğa üzerindeki yıllık talebinin, dünyanın bir yılda sağlayabileceği kapasiteyi aştığı gün olarak tanımlanıyor. 1997 yılında eylül ayına denk gelen limit aşımı günü, bu yıl şimdiye kadarki en erken tarihini gördü: 28 Temmuz.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın