Onur Behramoğlu Kimdir? Hayatı, Eserleri

1975 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Onur Behramoğlu, Marmara Üniversitesi siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümünden mezun olduktan sonra Yeditepe Üniversitesi’nde işletme üzerine yüksek lisans yaptı.

Haber Merkezi / İlk şiirleri Yasakmeyve dergisinde yayımlandıktan sonra 2006 yılında ilk kitabını çıkardı. 2. Kitabını 2013 yılında çıkaran şairin şiirleri İbranice, Bulgarca, Rusça, Azerice, Hollandaca, İngilizceye çevrildi. Şiiri edebiyat değil başkaldırı olarak gördüğü için hiçbir ödüle katılmamayı tercih ediyor.

“Bir Savcının Anıları”nın yazarı Namık Kemal Behramoğlu’nun oğlu, Ataol Behramoğlu ve Nihat Behram’ın yeğenidir.

Eserleri;

Asit ya da İksir, 2006
Senden Öğrendiğim Şarkılar, 2013

Katıldığı yurt dışı etkinlikleri;

Moskova Uluslararası Şiir Festivali, Rusya, Mayıs 2010
Şiir Çeviri Atölyesi – Düzenleyen: Helicon, SocietyforAdvancement of Poetry in Israel, İsrail, Eylül 2012
Bulgar Yazarlar Birliği’nin 100. Kuruluş Yıldönümü Kutlaması ve 10. Uluslararası Yazarlar Toplantısı, Bulgaristan, Eylül 2013
Türk Şiiri Semineri – Düzenleyen: Balkan Kültür Enstitüsü, Bulgaristan, Eylül 2013
Sha’ar 13. Uluslararası Şiir Festivali, İsrail, Kasım 2013

“Gelgit”

öfke büyüktür akşam vakitlerinde
otursa çin halk cumhuriyeti
davransa…recep oğlu osman nevres

belki venezuela

öfke büyüktür açılır kapanmaz parantez
ölümün aralık kapısına
lirik kafiye olur
bahçede kedi yavrulasa

hırsızı rüzgâr bir evde
yaprağı eksik papatya

majesteleri
kraliyet ailesinin seçkin mensupları
leş gibi nobel kokuyor dünya
dilimin altında binlerce böcek
tarifi zor değil uzun yoldan
gözümün karasına tırmanan

annenin sütünü tükür
kendini müjdele

akşam vakitlerinde dedim akşam vakitlerinde
öfke büyüktür
gelmeyin üstüme ama gitmeyin de

Paylaşın

Onur Akyıl Kimdir? Hayatı, Eserleri

23 Ağustos 1980 yılında İzmir’de dünyaya gelen Onur Akyıl, Türkiye’nin birçok il ve ilçesinde yaşadı. İlk ve orta öğrenimden sonra, 2008’de Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü Dramatik Yazarlık Ana Sanat Dalı Dramaturgi Eleştiri Ana Bilim Dalından “Bernard Marie Koltes Oyunlarında Tematik Bağdaşım” adlı teziyle mezun oldu.

Haber Merkezi / Hâlen aynı okulda yüksek lisans çalışmalarını sürdürmektedir. Onur Akyıl, İzmir-İstanbul hattında yaşamını sürdürmektedir. 1999’da ilk şiiri yayımlandı. Bu tarihten günümüze birçok dergide şiir, öykü ve eleştiri çalışmaları yayımladı. BirGün gazetesi ve Şiirden dergisinde şiir ve şiir sorunları üzerine yazıları, şiir incelemeleri yazmaktadır.Rıfat Ilgaz Jüri Özel Ödülü 2006, Ergün Günçe Övgüye Değer 2008, Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü 2008, Nihat Akkaraca Öykü Ödülü 2013, Necati Cumalı Şiir Ödülü’ne (2014) layık görüldü.

Birçok ulusal ve uluslararası festivale katılan sanatçının; Vietnam Mektubu (2008), Unutacak Kimse Yok (2014), Yalnızlık Yengen Olur (2014), isimli üç kitabı yayınlandı. Bunlarla birlikte birçok tematik kitap çalışmasına da katkı sundu. Şiirsel anlatımı feda etmeden lirik hikâyeler anlatan Onur Akyıl; Dün Gece Çok Gençtim (2016) kitabındaki kahramanları, kentlerin ara sokaklarında her gün rastlanan, tanıdık ve yaşama sevinciyle, şiirle doludur.

Proleterler İçin ‘Patafizik Dersleri (2009) hikayesinde ise; bir saatçi dükkânına tamire getirilen bir guguklu saatin içinden çıkan Ulyanov’u yutan Mihailin hikâyesini anlatır. Şiirlerinde sosyal konulara ağırlık veren ve serbest ölçüde şiirler yazan Onur Akyıl’ın, Vietnam Mektubu (2008) adlı şiir kitabı; emperyalizmin özgürlükleri kıskaca aldığı, halkların uzun mücadelelerle kazandığı mevzileri ve ekonomik hakları gasp ettiği küreselleşme döneminde unutulmuş, hatta gözden düşürülmüş temalara cesur bir geri dönüşün şiiridir.

“Vişne lekesi”

bir konuğum sadece: erkek ve yorgun
ten durgun; en kestirme yol günah: merhaba şehir
-artık ay büyürse yalandır-
ikiye katlanmış bir evin içinde çocuklar
anneler ve babalar kadar katılaşır
içindeki prens ölür öpülüp durdukça:
nereden kapansa kapı sen biraz dışarıda
kirli bir tabak gibi bırakır kalbini
yol yorgunu her şeyi bilen yazdan yapılma acı
birisi öldürülmüş gibi erkenden sabah
gözlerin küser kendiliğinden anlasan
uyanmazsın: perdeleri çektikçe bir aydınlık
aynanda çekirge sürüsü
yeni örgütlenmiş bir anlam:
bundan daha yalnız olamazsın

istediğin sessizlikse önce kalbimi durdur
sözün acısı: vişne lekesi

“Basmane enternasyonal”

gece ve milena cesaret ister, yalnızlıktan ve
sarhoşluktan daha başka şeyler bekler diğer
kadınlar.

basmane enternasyonal, bütün merkez komiteler
sarhoş, yarın ihtilal olmayacak ama bir ihtimalin yönü
değişebilir. kendimizi vurmak için, en sevdiğimiz, tek
sevdiğimiz şiiri unutabiliriz, her şeyi ama her şeyi
kaybetmiş olabiliriz, bir ip boynumuza sessizce
yerleşir, bildikleri gibi unutabilirler bizi, bir köşede kaç çiçek
durmadan bize açabilir.

alnımızdaki boşluk aşktan olmalı, vurulmak için insan
bir yeri saklamalı teninde. ihtilal insanın gizidir, eğer
gerçekten bir parça inandıysak hayata, son anda yeniden
hayat.

gece ve milena cesaret ister, okumadığımız hiçbir insan
kanamalı yeryüzünde: düşünmediğimiz hiçbir boşluk.

“Kavil”

anladım onları; bir şehir işte bütün bildikleri,
yalnızca onların şehri, evlerine gittikleri bir şehir.

ne hatırası mümkün değil en fazla bir gökyüzü uzanılmış
bekleşen yapraklar altında elleri yüzleri ve dalgınlıklarıyla
uzağa gitmekti aslında, buluştular, kavuştular belki de, gördüm
bütün bu güzel şeyleri, yapayalnız; tanrıya şaşırıyorum. çünkü
hani şu susmak, anladığımız birbirimizi; unutmaksa.
korkuncu oydu, insanca her şey; insan yok. karanfil nerde; açışmda:
bir özlemi bileyerek nereye baktım, ne yana gittim, dönmüşüm;
yalnızca sabahları bir inanç yağmuru, perdeleri tutuşturup.
olsun diye açınca ben de ağzımı, tüten su. ne iyi yanlışım.

yazgısı onların beni topraktan sökmek, adımı bilmek, ihbar etmek,
gülün rengi kırmızı ne kadar kaçsam kırmızı, beni de bir eve bir gün
öğleden sonra parkıarında, eşliğinde ıslıkların.

anladım onları; bir şehir işte bütün bildikleri,
yalnızca onların şehri, evlerini bize vermedikleri bir şehir.
ki bir evimiz olsa yalnızca uyuruz güzel güzel; anmayız:
anılanlar hep yeniden ölür.

taptaze çiğdem; kavil.

Paylaşın

Onat Kutlar Kimdir? Hayatı, Eserleri

25 Ocak 1936 yılında Antalya’nın Alanya İlçesi’nde dünyaya gelen Onat Kutlar, 11 Ocak 1995 bombalı bir saldırıda hayatını kaybetti. Kutlar, ilk ve orta öğrenimini memleketi Gaziantep’te tamamladı. İstanbul Hukuk Fakültesi’ndeki öğrenimini son yıl yarıda bıraktı, felsefe öğrenimi için Paris’e gitti.

Haber Merkezi / Türkiye’ye döndükten sonra Doğan Kardeş Dergisi’nde çalıştı. 1965’te Türk Sinematek Derneği’ni ve Yeni Sinema dergisini kurdu. 1965-1976 yılları arasında, Türkiye’ye dünya sinemasının kapılarını açan Türk Sinematek Derneği’ni yönetti.

Yusuf ile Kenan, Hazal ve Hakkâri’de Bir Mevsim adlı yurtdışı ve yurtiçi festivallerde çok ödüllü filmlerin senaryolarına imzasını attı. 1985’te Berlin Film Festivali’nde jüri üyeliği yaptı. İstanbul Film Festivali Düzenleme Kurulu’nda ve İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı İcra Kurulu’nda görev yaptı. 1994 yılında Fransız hükümetince verilen L’Ordre des Arts et des Lettres ödülüyle onurlandırıldı.

Eserleri;

İshak (öykü, 1959)
Sinema Bir Şenliktir (deneme, 1984)
Yeter ki Kararmasın (deneme, 1985)
Bahar İsyancıdır (deneme,1986)
Peralı Bir Aşk İçin Divan (şiir, 1981)
Unutulmuş Kent (şiir, 1986)

Senaryoları;

Hakkâri’de Bir Mevsim (senaryo, Ferit Edgü ile birlikte, 1983)
Hazal (1979)
Yusuf ile Kenan (1979)

“Oramar”

Telefon direğinde bir yeni yaprak
Yaralı, gergin bir dişi tayın yelesi
Kiraz çalgısının dalıydı sesin
Bir bahar vuruşuyla titreyen

Unutma bana ve tüm yeryüzüne
Yepyeni sevinçler vereceksin
Bir tek kiraz yesen çekirdeğini
Karnının tarlasına eken sen

Kale yollarından geçtik yıllardır
Bir düş ülkesine ulaşmak için
Bırak bütün düşlerini ırmağa
Adı senin olan yere gel hemen

“Unutulmuş kent”

Vermeme olanak yok bana verdiklerini
Ama ayrılırken bir hesaplaşma da gerekli
Geçmiş bunca güzellikten bir anı olarak
Ben seni alayım istersen sen de beni

“Yedi küçük fotoğraf”

Çok tenha bir kumsala çekilmiş
Bir dilim taze kavun sandalı
Masanın ayağından sular geçiyor

Çıplak memeni okşayan rüzgâr
Bir turunç kokusuyla sarıyor
Buğulu kadehe bakan yüzümü

İkindi güneşi bir pencerenin
İşlemeli demirine vuruyor
İçerdeki kuşlar dağılsın diye

“Aptal” diyor “durma orda yanarsın”
Gölgeye çağırıyor tales eşeğini
Zeytinin dibinde bir ufacık kız

Bir bakır mangaldan iki istavrit
Gizlice göz kırpıyor kedilere
Defneler yaprak kabartıyor

Balıkçılar ağ atıyor durgun denizin
Dibini ışıtan mor yıldızlara
Ve akşam da onlara ağ atıyor

Alıp götürecek ay görününce
Herkes sevdiğini yer yatağına
Yeryüzü sevişince değişiyor

Paylaşın

Olcay Özmen Kimdir? Hayatı, Eserleri

1982 yılında Bursa’da dünyaya gelen Olcay Özmen, babasının memuriyeti nedeniyle Bingöl, Kütahya ve Manisa’da bulundu. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türkoloji Bölümü mezunudur.

Haber Merkezi / Şiirleri Varlık, Yasakmeyve başta olmak üzere edebiyat dergilerinde çıkmaktadır. Eskişehir’de çıkan Yazılıkaya şiir yaprağına katkıda bulunur. 2006 yılında, 30 yaşın altında şair ve yazarlara verilen Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü’nü Sensiz Üç Yağmur adlı dosyasıyla kazandı ve bu dosya Varlık Yayınları tarafından aynı yıl kitaplaştırıldı.

Eserleri;

Sensiz Üç Yağmur

Ödülleri;

2006 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülü
2007 Ali Rıza Ertan Şiir Şiir Ödülü Jüri Özel Ödülü
2007 Gündoğdu Sanımer Şiir Ödülü

“Kimselere deme”

“Avluya çıkanın, avluya ilk çıktığı andaki
şaşkınlığını görebilmektir şiir,”

demişti hayli zaman…

“Çocukken oynadığı misketleri bulup
bir hâtıraya dönmenin acemi antolojisini yazmaktır şiir,”

demişti onca zaman…

“Müsveddelerini yırtarken eski merhametlerin
kal diyen bir kadının grameriydi aradığım,”

demişti epeyi zaman…

“Sokakta çıngırak sesi, masada defneyaprakları
pergeller, coğrafya atlası ve dedemin fötrü olmadan çalışamam,”

demişti bunca zaman…

“Hep kurşun kalemleri ve yağmuru yontarak
başladım sabaha, arta kalan yoksunlukmuş şiir,”

demişti evvel zaman…

“İnsan sevdiğinin gözlerinden öpmezmiş,
öperse hasret olurmuş; diyen bir türkünün yanaklarından,”

demişti ahir zaman…

“Kır edilen, şırıl şenlik bir şeyler yazmak isterdim
dalgın bir yarayı kaşıyan ve kabuğunu ilkyaza koyan,”

demişti ya, daha o zaman,

Sen suskunluğunu evlat edin, evine dön, onlar desin
şahmeranı kimselere deme

“Yere düşen gül sesi”

senin ora’da akşamları küskünler sarılıyor
yanağına hep kuşlar konuyor onların
derd’oluyor, kendine katlanıyor sokaklar
aksak bir hüzünle anılıyor geçmiş

senin ora’da kent uslanıyor
arkadaşlar kıraathanede toplanıyor
iskambil bile çekiniyor öfkemizden
su veren de sızı veren de unutulmuyor

senin ora’da hüseyin ferhad okunuyor
hazer’in avcundan su içiyor azer
bazı rindler mürekkep kanıyor
hayal de keşfediliyor ülkede

senin ora’da ılık gece doluyor ciğerlere
yorgunluk nedir bilinmiyor
müezzinden önce uyanıyor şair
yere düşenleri topluyor, mıntıkamda gül var diyor

senin ora’da eylül diye bir mevsim olmuyor
içerden çıkıyor çocuklar
ceplerinde o uzun yağmuru taşıyorlar
hayır kimse ağlamıyor ağlamıyor ağlamıyor

senin ora’da mizgin de ölmüyor uğur kaymaz da
hayat parkların sesinde büyüyor
gelmeye az gitmeye çok bir ses de olsa
bir adı oluyor salıncakların

senin ora’da aşk ve devrim
yenilmiyor ayrılığa ve devlete

“Bir ağaç bir kabuk”

Birinci Kozalak:

Dalında üşüyenleri ve yetişenleri
dert eden
bir ses,

Kendini dışarılara vermiş

İkinci Kozalak:

Huş seslerinin kederini toplayan
bir merak bulmuş
arkadaşım
avluda

Üçüncü Kozalak:

Sanki göğü yoran elmalarla
bakıyormuş kırmızıya

Onu hiç üzmemiş

Yazınca geçer, demiş, yazmasını ve kâküllerini düzeltmiş
İpince soluğunu ikimize bırakarak gitmiş,

Gitmiş mi

Paylaşın

Oktay Taftalı Kimdir? Hayatı, Eserleri

25 Ekim 1958 yılında Erzurum’da dünyaya gelen Oktay Taftalı Haydarpaşa Lisesi (1973-1978), İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü(1978-1982) bitirdi. Aynı okulda Yüksek Lisans (1983-1985) öğrenimi gördü.

Haber Merkezi / Doktorasını Viyana Üniversitesi’nde (2005-2009) gerçekleştiren yazar, 1989-2010 yılları arasında Viyana Eğitim Müdürlüğü bünyesinde “Göçmen Öğrenci Servisi Rehber Öğretmeni” olarak görev aldı. 2010 yılında yurda dönen yazar, 2010-2012 yılları arasında Kırklareli Üniversitesi’nde Felsefe Bölümü’nde görev aldı. 2012-hâlen İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü bünyesinde Prof. Dr. olarak mesleğine devam etmektedir.

İlk şiiri Somut Dergisi’nde 1980 Temmuz ayında yayımlanmıştır. Kitap olarak basılan ilk eseri ise Pembe Aralık (1986) şiir kitabıdır. Suların Durulduğu Yerde Yalnız Askerler (1993), Kan Geleneği (1997), Sivil Aşk Yoktur (toplu şiirler, 1999), Kayıp ve Marifet (2013) adlı şiir kitapları da mevcuttur. Şiirlerinde içerik olarak: varlık-yokluk sıkıntısı, kimsesizlik, göç, yolculuk, gurbet, sıla, aramak ve bulamamak gibi insanlığın ezeli ve ebedi dertlerine değinmeye çalışır.

Kalemi ele alış sebebinin Aristotales’in deyimiyle “ereği kendi içinde” bir etkinlik olduğunu söyler. Yani “yazmak” -sebebin içerdiği bir son- olduğunu niteler. Şiir ve denemeleri 1980 yılından itibaren Somut, Oluşum, Yazko Edebiyat, Varlık gibi birçok dergide yayımlandı. Üç Çiçek, Poetika gibi dergi çevrelerinde bulundu. Diğer kitapları: Şiir, Ahlâk ve Estetik (1993), Medya Çağında Düşünce (1995), Emperyalizm Ahlâk ve Siyaset Üzerine (2005), Batı Aydınlanmasının Sonu ve Yerli Düşünce (2005), Acının Eşiğinde Yaşama Felsefesi (2010), Edebi Söylem ve Varoluş (2015), Ben Merkezci İnsan ve Kaybolan Gerçeklik (2017).

Eserleri;

Pembe Aralık (1986)
Suların Durulduğu Yerde Yalnız Askerler (1994)
Kan Geleneği (1997)
Sivil Aşk Yoktur (ilk üç kitap,1999)
Ahlak, Estetik Ve Şiir (1900)
Medya Çağında Düşünce
Emperyalizm
Ahlak ve Siyaset Üzerine Bir Uzun mektup
Batı Aydınlanmasının Sonu
Yerli Düşünce

“Bir yanımız öfke ve deniz”

belki kimseye bildiremedik
ulaşmadı haberimiz yerine
oysa bu denizlerden karşı kıyılara ne çok yineledik
‘utanmak biraz insan olmaktır aslında’
biz getirmedik bilim ve tanrı egemenliğini
sömürgeleri biz keşfetmedik
günaha ilişkin değil kimliğimiz, günah belki bu çağdadır
ve avuç içimizdeki yara ondan intikam almaya yetmez
ansızın havaya düşer yorgunluğumuz
dağ geyikleri üzerine bir söylence olur

kimse görmek istemez bizi akşamları
çünkü inanca göre biz
akşamı bacak aramıza gerer, alkolle inceltiriz
ve inanırız daima
utanmak biraz insan olmaktır aslında
ihtilallerin riyasını düşünürüz
ve isyanı kutsarız çokuluslu ölümlere soyunarak
küçük yaşlardan beri biliriz
bir yanımız öfke ve deniz bir yanımız palandöken doruğu
ateş, toprak ve su gibi
aziz olmayı denemeliyiz
uygun zaman: gençlik olabilir
mekân: kuşkusuz ortadoğu
ve insan görünmeyen bir kuytuda ansızın
utanmak biraz insan olmaktır aslında

sonra ceketimiz bir uzun rüzgar yüklenir
ve ayaz kokar ellerimiz
yıllarca haber alınamaz bizden
postamız gecikir
gecikir postamız diye
cinnet getiririz güvercin katillerine
oysa zaman bize eşlik etmek zorundadır
geçmek zorundadır o
uçmalıdır haberimiz, bildirilmelidir yerine
‘günah belki bu çağdadır ve biz utanırız
çünkü utanmak, biraz insan olmaktır aslında’

“Emanetim tehdit ediyor yılları”

                              Tamer Saatçioğlu anısına

beni vurduğunuzu kimseye söylemeyin
nasılsa her canlı
sonunda toprağa düşer
doğa yineler kendini bir kısrağın karnında
emanetin ve tehdidin gizil ilişkisinden ötürü
yavrusunu emziren bir anne ateştir
ateş gibidir düşmanına

ben onunla barışığım

işte bu yüzden uysal ve sabırlı
bir ad bulmalıyım kendime
zalimler ve kahramanlar arasında ortak bilinen bir suçtan
almalıyım cesaretimi

ateş gibi anasının yanına iyi bir oğul
uysal ve sabırlı bir ad kendime
ve her canlı gibi düştüğüm bu toprağa
sonsuz anlamlar verebilirim

ben hâlâ
ayakkabısını bağlarken ilk derse geç kalan bir çocuk gibi
infazıma geç kalabilirim

beni vurduğunuzu kimseye söylemeyin
yaşarken değil belki
öldükten sonra ben
yalnız rüyalarınıza emanetim

“Hile ve hayal”

erdem bir ruh halidir, kömür hayatın gizi
akrebi henüz bilmiyorum, hayalse ben’im

belki benim nedenim bir pusu haberi
belki ben ateşe karşı bir sancıyım
şaşıyorum bana rağmen derin uykulara
bütün gece ateşe bakıyorum
gelgit oluyor aklım

ben kutsal azınlıktan biri, akşam ülkesine yabancıyım
ben flagellum dei, yağmura ve ekmeğe inanıyorum
biliyorum zehir bir kadın eli
kimseye söylemiyorum
yani sözünü etmiyorum birçok sırrın
ve simyayı ölümüme saklıyorum

yani göç eden maddedir, rüzgârımız gümüş
hileyi henüz bilmiyorum, hayalse ben’im
belki benim nedenim bir pusu haberi
belki ben erken ölümlere akan bir geceyim
gölgem dayanmıyor sevdiklerimin yokluğuna
benden önce gitmesin diye onlar
hileyi keşfedeceğim

ve rüzgârla birlikte ben
kan revan içinde bir hayal olarak
önce davranıp hemen
ateşi âleme
âlemi ateşe vereceğim

Paylaşın

Oktay Rifat Horozcu Kimdir? Hayatı, Eserleri

10 Haziran 1914 yılında Trabzon’da dünyaya gelen Oktay Rifat Horozcu, Ankara Erkek Lisesi’ni ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Devlet sınavını kazanarak Maliye Bakanlığı hesabına Paris’e gönderildi. II. Dünya Savaşı nedeniyle, orada yaptığı doktora çalışmasını tamamlayamadan Türkiye’ye döndü.

Haber Merkezi / Bir süre Maliye Bakanlığı’nda, daha sonra Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nde çalıştı. Serbest avukatlık yaptı. İstanbul’a yerleşerek avukatlığını orada sürdürdü. Devllet Demir Yolları’na girdi ve emekli olana dek bu kurumda çalıştı. 18 Nisan 1988’de İstanbul’da öldü.

Cumhuriyet dönemi şiirimizin köşe taşlarındandır. Ankara Erkek Lisesi’ndeki öğrencilik yıllarında şiir yazmaya başladı. İlk şiiri 1936’da Varlık dergisinde yayınlandı. Bu dönem şiirlerinde hece veznini kullandı, daha sonra serbest vezne geçti. Orhan Veli ve Melih Cevdet Anday ile birlikte Türk şiirine damgası vuran Garip akımının öncülerindendir. Garip dönemi şiirlerinde kentte yaşayan sıradan insanların günlük yaşamlarına lirik ögeyi devre dışı bırakacak bir biçimde yaklaştı, gücünü şaşırtıcı buluşlardan, alay ve yergiden alan, yalın bir dille kısa şiirler yazdı. Aile, Yaprak, Yeditepe, Yeni Dergi gibi dergilerde yayınlanan şiirleriyle etkili oldu.

Sonraları bir yandan Garip çizgisini sürdürürken bir yandan geleneksel biçimleri denedi. Yarım ve tam uyaklar kullandığı bu dönem şiirlerinde halk şiirinin söyleyiş özelliklerine uzanan, klasik beğeniyle dengelenmiş, lirik, ve toplumsal temaları işleyen, halk deyişlerinden yararlanarak alaya, yergiye dayalı şiirler yazdı. Perçemli Sokak adlı kitabıyla “İkinci Yeni” anlayışına, anlamla anlamsız arasında gel-gitlerin anlamsıza yakınlaştığı imgeci bir şiire yöneldi. Türkçe’nin ses zenginliğini, geniş bir sözcük dağarcığıyla ustalıkla kullanan, insan-doğa-söylen ekseninde yer yer gerçeküstücü görüntüleri de katıştırarak unutulmaz şiirler yazdı.

Eserleri;

Garip (Orhan Veli ve Melih Cevdet ile, 1941)
Yaşayıp Ölmek Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler (1945)
Güzelleme (1945)
Aşağı Yukarı (1952)
Karga ile Tilki (1954)
Perçemli Sokak (1956)
Âşık Merdiveni (1958)
İkilik (Aşağı Yukarı ve Karga ile Tilki’nin ikinci baskısı,1963)
Elleri Var Özgürlüğün (1966)
Şiirler (1969)
Yeni Şiirler (1973)
Çobanıl Şiirler (1976)
Bir Cıgara İçimi (1979)
Elifli (1980)
Denize Doğru Konuşma (1982)
Dilsiz ve Çıplak (1984)
Koca Bir Yaz (1987)
Bütün Şiirleri (1991)

Ödülleri;

1954 Yeditepe Şiir Armağanı / Karga ile Tilki ile
1970 Türk Dil Kurumu Şiir Armağanı – Şiirler ile
1970 Ankara Sanatseverler Derneği Yılın Oyunu Ödülü / Yağmur Sıkıntısı ile
1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülü / Yağmur Sıkıntısı ile
1980 Sedat Simavi Vakfı Ödülü – Bir Cigara İçimi ile
1984 Necatigil Şiir Ödülü- Dilsiz ve Çıplak ile
1980 Madaralı Roman Ödülü – Danaburnu ile

“Ağzımın tadı”

Ağzımın tadı yoksa, hasta gibiysem,
Boğazımda düğümleniyorsa lokma,
Buluttan nem kapıyorsam, vara yoğa
Alınıyorsam, geçimsiz ve işkilli,
Yüzüm öfkeden karaya çalıyorsa,
Denize bile iştahsız bakıyorsam,
Hep bu boyu devrilesi bozuk düzen,
Bu darağacı suratlı toplum!

“Suda güneş”

Suda güneş ışımaya başladı mı,
Suyun yüreği çarpmaya başladı mı,
Bir aşk mektubu gibi gelir, kırlangıç,
Uzaktaki sevgiliden,
Bir elinde çiçeklenmiş badem dalı,
Bir elinde çayır çimen.

“Eski zaman”

Eski zamanda
Büyükler henüz küçük
Ölüler ölmemişti daha
Altmış para şekerin okkası
Portakalın sandığı bir mecidiye
Meyva sebil
Kiler dolu

Hamam ustası Nazife
Yüzüne bakılır taze
Kâğıtçı Ali Efendi burma bıyıklı
O vakit de sevişmek vardı

Ağaca çıksak
Yerde kalmazdı papucumuz
Hey gidi günler

“Aşık merdiveni”

Dişli rüzgârlara karşı büyüttüm
Düşman gecenin içinde seni
Bir damlacık aydınlığım
Kalemime kâğıdıma şavkı vuran
Avucumda koruduğum bugüne

Paylaşın

Oğuzhan Akay Kimdir? Hayatı, Eserleri

4 Şubat 1955 yılında Afyon’da dünyaya gelen Oğuzhan Akay, aslen Kayseri Bünyan’lıdır. Annesi ev hanımı, babası astsubay emeklisidir. İlkokulu Çorlu’da Şücaettin İlkokulu’nda, Ortaokulu Tatvan’da , liseyi ise Çankaya Lisesi’nde okudu.

Haber Merkezi / Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV Bölümü’nden 1978’de mezun oldu. Aynı yıl, TRT Türkiye’nin Sesi Radyosu’nun açtığı sınavı kazanarak radyo yapımcısı olarak göreve başladı. Ardından Ankara Radyosu’na geçti.

Gecenin İçinden programları’yla Cengiz Polatkan en iyi radyo ödülünü iki kez kazandı. 12 Eylül 1980 askerî darbesi sonrasında Erzurum’a gönderildi.  Askerliğinin bitiminde istifa etti ve İstanbul’a gelerek reklamcılık yaptı. İlk şiiri Türkiye Yazıları’nda Ahmet Say tarafından yayımlandıktan sonra şiirleri 1980’lerden itibaren Adam Sanat, Varlık, Milliyet Sanat gibi dergilerde çıktı. İlk kitabı CinAyetler ise 1989’da okuyucu ile buluştu.

Ürk Şiirleri, eserinde, milliyetsiz, evrensel, insana dair şiirler kaleme almış, bu özelliği ona yazın dünyasında “ürk şair” tanımını kazandırmıştır. İlk kitabından beri sözcüklerin çırağı olduğunu düşünen yazar, kendine özgü sanat anlayışı içerisinde, çevresinde gördüğü, okuduğu her şeyle kalemini beslemiştir.

Özgün ve yeni olma çabası içinde olan sanatçı bu yüzden herhangi bir ekolün içinde yer almamaya gayret etmiştir. Şiir dışında deneme ve öyküler de yazan Akay, Gürkal Aylan’ın yayınlamaya hazırlandığı ancak vefatı nedeniyle yayımlayamadığı reklamcılığa sözcükleriyle hayat veren reklamcı şairleri içeren Sözcüklerle Dans Edenler adlı antolojiyi Sina Akyol’la birlikte derlemiştir.

Eserleri;

Cin Ayetler
O Uzak Ay ve Compact Risk
Digital Poems

“Bir Ayrılık Klasiği”

Gidiyorum işte birazdan, gölgemi getir
Bana gölde unutulan bir gemi getir
İçinden uykusuzluk gecen bir gemi getir
Ayrılıklar kalbe sevmeyi öğretir

Gidiyorum işte birazdan, gövdemi getir
İkimizi resimleyen bir demi getir
Sade neskafeyle senin getir
Geceler zamana rolünü öğretir

Doluyorum artık bir bardaktan bir başkasına
Serseri bir bulut kadar efendi kılığında
Dudaktan kalbe dökülen gözyaşı kıvamında
Vedalar düşlere dalmayı öğretir

Gidişimi getir, ağır aksak, yel yepelek Gidişimi
“Gi”yi sana bırakıyorum, ..diyorum işte birazdan
Sana dönüyorum, senin için dönüyorum, dünya benim
Her Ayrılık kavuşmaktır aslında
Ayrılığa

“Meçhul Sevgili Anıtı”

Sana acıktım Seramio
Bu aşkın yamyamı benim
Birazdan esmerleşir sular, birazdan esner
Kalbimi bağışlayan ve esirgeyen aşkın adıyla

Aşk en büyük maceradır çünkü
Birinci bölümde, dilim tutulur avuçlarında
İkincisi, her harfte gizli fantazya
Kalbine usulca bıraktığım kalbimi unutma

Nasıl sönecek şimdi kalbim Seramio
Yanan bir topa dönüşmüşken ben
Tutuşur etekleri, aşkın ayva tüyleri
Ben seni unutulmak için sevdim

Seramio
Mioouv

“Olsa”

Eylül’de Bilbao çok güzel
Her ay Bilbao çok uzak
Lunaparkında atlı karıncalar
Hava kararınca tam kararıncalar
Laternacı kadının palyaço kocası
Tahta bacaklarını dinlendiren cambaz
Dönme dolapta travesti çığlıkları
Ah Bilbao, Bilbaolar

Kimliğini yitirmiş adam çok güzel
Her gün bir başkası olmak çok zor
Su birikintilerinden zıplatır
Yağmurda sırılsıklam ıslatır
Sokağından geçirtir, sigara içirtir
Yves Montand’ı daha çok dinletir
Fellini’nin filminde oynatır
Ah aşk, aşklar

Bütün kadınları sevmek çok güzel
Bir kadını sevmek çok zor

Paylaşın

Oğuz Tümbaş Kimdir? Hayatı, Eserleri

1946 yılında Gaziantep’in Oğuzeli İlçesi’nde dünyaya gelen Oğuz Tümbaş, ilkokulu aynı ilçede, ortaokulu Ceyhan’da, liseyi Şanlıurfa’da bitirdi. Ankara Üniversitesi Gazetecilik Yüksek Okulu mezunu.

Haber Merkezi / Kısa bir süre Devlet İstatistik Enstitüsünde çalıştı (1966). Millî Eğitim Bakanlığında memur ve şube müdür yardımcısı olarak görev yaptı. 1974 yılında TRT Haber Merkezinde çalışmaya başladı. Aynı kurumun   Ankara ve Diyarbakır iş yerlerinde çalıştı. 1977 yılından itibaren çalışmalarını TRT İzmir Haber Müdürlüğünde sürdürdü. TRT 1 Sabah Haberleri’nde “Kitap Köşesi”ni hazırladı, TRT 2’deki “Sanat Gündemi” programına İzmir’den yaptığı haberlerle katıldı.

İlk şiirleri 1965 yılında Sanat Dünyası, Filiz, Su, Defne, Çele dergilerinde, yazıları Ilgaz, Güney ve Evrim dergilerinde yayımlandı. Ankara’da Meltem dergisini (15 sayı) çıkardı. Sonraki yıllarda şiir ve yazılarıyla Akköy, Allaben, Agora, Aykırı Sanat, Anadili, Bahçe, İzmir-İzmir, Simge, Kavram Karmaşa vd. dergilerde göründü. Ünlem dergisi kuruculuğu ve yayın kurulu üyeliği yaptı. Sürekli basın kartı sahibi. İzmir Gazeteciler Cemiyeti, TSYD ve Edebiyatçılar Derneği üyesidir.

Eserleri;

Yürek Söylencesi (1998), Bellek Pazarı (2002), İnce Oda (2007), Küşüm Çınlaması (2011), Yazının Gönlüyle (2016), Dingin Sözler Avlusu (2017).

“Sevgi saklambaçları”

ne güzel konuşuyoruz seninle
ince ince bir sesle
beyaz bir deftere çiziyoruz
kaldığımız yerden hayatın resmini

ne güzel bakışıyoruz seninle
sımsıcak gözlerle
kıran kırana bir umuttan geçerek
ıhlamur ağaçlarının gölgesi düşüyor
ellerimize
anlamın giysilerini üstümüzde deneyerek

ne güzel yoruluyoruz seninle
bir sevdalı yoldan geçiyoruz
gelinciklerin
menekşelerin
papatyaların içinden

buz güneşi bir iklimden
el sallıyor eski bir Eskimo
sıcak gülüyor yüreğimize
inci dişli Afrikalı
evrence bir dostluğu kutuyoruz
unutulan resimleri topluyoruz sokaklardan

ne güzel buluşuyoruz seninle
özleyerek ayrıldığımız yerden
dilimizin üstünde sözcükler
sevgi saklambaçları oynuyoruz

“Eski bir ağustos ışığı”

Teri sırılsıklam bir uzaklık
saklı bir ağustos’la taşınır içime
kırılgan söz
yalnızlık dönencemde evrilir
kırsal saklambaçlardan kalan söğüt ıslığı
kışkırtır dudaklarımın özlem kıvılcımlarını
kırgın bir arpacı kumrusu
düşünürken yamacımda.
sarmaşığın gölgesin
güneşi yorgun zamanın
şarkısı hüzün kadar eski!

İçli bir duygunun
eteğinden tutup çekiştiren elim
kırçıl sakalıma da dokunur.
hüzün…
yakasına karanfil takmış
bir yürüyüşçü gibi dimdik;
yorumlar sessizliğin kimliğini.
oysa içimdeki suskun çocuk
devinir
belleğimin gürültülü avlusunda.

ne kadar ertelesem umudu
yüreğim yeni aydınlıklar üretir
aşklar ve şarkılarla.
geceye yazılan karanlık,
çeker aymaz harflerini dilimden;
gök benden yana
kendi yıldızlarımı alkışlar.

eskiten bendim eskiden fırtınaları;
hırçın dalgaları yıpratan,
yatağını değiştiren uzun nehirlerin…
doğuran ve biçimleyen sonsuz yaratış
sürgün verir
yaşamın iyicil çınarları içimde.
söze direnemem,
açarım kapısını yüreğimin
bütün dirimli sevgilere.
ama en çok
erkenci şairlerine üzülürüm yurdumun
eksik kalan sözleri çınlarken kulağımın
tözünde.

ey kırımlar ve kıyımlar çağı
yer altı sürdürümcüleri Ares’in
kan ve ölüm yivlerinden geçen atmaca;
hayata
zamana
ve insana acı devşiren
uzun namlu,
patlarken yoksul ve çileli yokuşlarda,
kınarım aynaların arkasında duran
giz’i!
..dizi..
bir eşkıya coşkusuyla yere vuran aymazı.
ürperen çayırlara dost olurum,
kırmızı gelinciklerle,
kaşlarımın arasında oynarken
çingene sevinci.

her ağustos,
yeni bir doğuşu biriktirir gözlerime!

Paylaşın

Oğuz Tansel Kimdir? Hayatı, Eserleri

15 Şubat 1915 yılında Konya’nın Bozkır İlçesi’ne bağlı Meyre Köyü’nde dünyaya gelen Oğuz Tansel, 30 Ekim 1994’te Ankara’da hayatını kaybetti. Tansel’in mezarı Karşıyaka Mezarlığı’ndadır. Oğuz Tansel, Edebiyatçılar Derneği Onur Üyesi, Türkiye Yazarlar Sendikası üyesiydi. 

Haber Merkezi / İstanbul’da Davutpaşa Ortaokulu ve Pertevniyal Lisesi’ni bitirdi (1934). Daha sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü tamamladı. Fakülteyi bitirmeden yeterlik sınavını vererek öğretmen oldu (1938). Akşehir, Eskişehir, Amasya, Konya gibi Türkiye’nin pek çok yöresinde yöneticilik ve öğretmenlik yaptı. 1969’da emekli oldu.

Şair, halk kültürü araştırmacısı ve aynı zamanda öğretmen olan Oğuz Tansel; Varlık, Yelken, Aydınlık, Yeditepe, Kaynak, Dost, Güney, Türk Sanatı, Kıyı, Türk Dili dergilerinde yayımladığı şiir ve yazılarıyla tanındı. Masallar derledi. Typen Türkischer Volksmarchen’a (Türk Masal Tipleri Kataloğu) en çok katkıyı yapan araştırmacıdır. İlk şiirleri 1937’de Servetifünun ve Varlık dergisinde, ilk yazıları ise Halk Bilgisi Haberleri’nde yayımlandı. Eserleri pek çok dile çevrildi. Türk Dil Kurumu’nun “Çocuk Yazını Ödülü” ilk kez 1977’de Oğuz Tansel’e verildi. Şiirleri, ABD’li besteci Profesör Bruce Reiprich tarafından bestelendi. Ölümünün birinci yıldönümünde (1995) dostları onun anısına Üç Kanatlı Masal Kuşu: Oğuz Tansel adlı bir kitap yayımladı. Yazarın adına, 2016’da Ankara Üniversitesi’nde sempozyum düzenlendi. Oğuz Tansel ve eserleri üzerine pek çok akademik çalışma yapılmıştır.

Oğuz Tansel’in eserleri, şiirleri ve masalları olmak üzere iki temel başlıkta incelenebilir. Türkçeyi kullanımdaki ustalığı, şiirsel üslubu, masallarında şiirsel bir anlatımın hâkim oluşu, yazarın öne çıkan anlatım özelliklerindendir. Talat S. Halman, Tansel’in “şiirlerinde, masallarında, çocuk yazınında ve mizahında Türk dilinin öz değerleriyle, halk kültürünün kendine özgü yönleriyle söylence dünyasıyla içli dışlı olmasının bir diğer deyişle dili ustalıkla kullanmasının çevirmenlerin elini kolunu bağladığını, yani çeviriyi güçleştirdiğini ifade etmekte; aynı özelliklerin, aynı tadların başka dillerde bulunmasının kolay olmadığını, hatta belki de olanaksız olduğunu” dile getirerek Tansel’in ifade gücünün yüksekliğine dikkat çekmektedir.

Eserleri;

Savrulmayı Bekleyen Harman (şiirler, 1953)
Gözünü Sevdiğim (şiirler, 1962)
Sarıkız Yolu (şiirler, 1986)
Dağı Öpmeler (şiirler, 1999)
Bektaşi Dedikleri (şiirleştirilmiş Bektaşi fıkraları, Metin Eloğlu ile birlikte, 1970 – 2004,Evrensel)
Altı Kardeşler (masallar, 1959 – 2003,MEB)
Yedi Devler (masallar, 1962 – 2003,MEB )
Üç Kızlar (masallar, 1963 – 2003,MEB)
Mavi Gelin (masallar, 1966 – 2003,MEB)
Al’lı ile Fırfırı (masallar, iki cilt, 1976)
Konuşan Balıkla Yalnız Kız (masallar, 1985)
Çobanla Bey Kızı (masallar, 1985).

Ödülleri; 1977 – Türk Dil Kurumu Çocuk Yazını Ödülü / Al’lı ile Fırfırı ile

Paylaşın

Oğuz Özdem Kimdir? Hayatı, Eserleri

4 Mart 1959 yılında Elazığ’da dünyaya gelen Oğuz Özdem, Şair Yavuz Özdem’in kardeşidir. İlkokulu ve ortaokulu doğduğu şehirde tamamlamıştır. Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitiren şair, bir süre öğretmenlik yapmıştır.

Haber Merkezi / İstanbul’da bir sahaf dükkanı açan Özdem, Türkiye Yazarlar Sendikası, PEN, BESAM ve Edebiyatçılar Derneği üyesidir.

İlk şiiri, Cumhuriyet Kitap Eki’nde yayımlanan Özdem’in eserleri, 1990’dan itibaren Varlık, Sombahar, Edebiyat ve Eleştiri, İmece, Yazılı Günler, İblis, Evrensel Kültür, Atika Şiir gibi dergilerde görülür. Özdem, şiir dışında denemeler de yazmıştır. Özdem, Atika adında bir dergi de yayımlamıştır. Celal Soydan, Özdem için “Oğuz Özdem, şiirini yan okumalarla sürekli besleyen, hayatla verili ve tanımlı herşeyle hesabı olan, eşyanın gölgesine sızabilen, o gölgede eşyayı gölgede şiire yeniden doğuran bir şairdir” değerlendirmesini yapmıştır

Eserleri;

Bir Oyundu Ölüm / 1988
Su Yürüdüm Destan Geçtim / 1992
Su İçmek / 1994
Uzak / 2000

“Güç ve korku”

mavi çiçeklerin solduğu akşamlarda
kalbi kanatlı korkular açar

-bu korkuyu bize öğrettiler-

hangi düşünce açıklar
silen kim
mavi düşleri haritalardan

-ne çok eskimiş
ilk neden teorisi-

uzak bir yerden gösteriyor
beni
kendi aynam, şiirlerim
sis içinde köpüren beyazlık
diyor uzağa beyaz yakışır

geçerken korkunun ve aşkın içinden
ben, sen miyim cezayirde dolaşan
sen, ben misin duvar dibinde kurşunlanan
ben, o çocuk muyum filistinde
ne renk olur sözün kefeni

-her şey böyle midir
ölmek için erken
düşünmek için geç-

bir başka ağızda ortaya çıkar belki
göğüs uçlarındaki korku
artık ben de
çocukken korktuğum kişi oldum
kurşunlanırken duvar dibinde
babamla

“Uzak 06”

sesin de anısı olur; gördüm, sustum
aşk vardı bizim karanlığımızda
gülümseyecekti de belki gündüz yüzüyle
bilseydik bizden önce türkü söylediğini suyun

sevincimizi biçen ilk terzimizdi su
mezar ve ülke, iki sınırsız kumaştı bize
ölümü sevdik, evler kurduk dünyaya kilden
`can verirsin` dedi tanrılar `öbür dünyada`
ölünce bakarsan ağaca, ağaçtaki elmaya

`tanrım` dedim, saflığıyla ilk hecenin
hangi zamanı boyar, senin rengin
unutmuşsun sözcüğü, öğütülmüş ilk sözcük
işittim, susmuş; imgenin ritmiyle büyü
konuşur dedim gökyüzü, bitince şairin işi
seviyorum olimposu, gel bizim mahalleye.

Paylaşın