Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi (CREA) ile Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP), “Fosil Yakıtların Türkiye’ye Ağır Faturası: Sağlık Yükü ve Ekonomik Maliyeti” başlıklı araştırmasını 22 Ekim’de açıkladı.
Araştırma, kömür, petrol ve doğal gaz kullanımından kaynaklanan hava kirliliğinin yalnızca çevre sorunuyla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda ciddi bir halk sağlığı ve ekonomik kayıp yarattığını gösterdi.
İstanbul’da düzenlenen basın toplantısında paylaşılan rapora göre, Türkiye’de ince partikül madde (PM2.5) kaynaklı hava kirliliğinin yüzde 52’si fosil yakıtlardan kaynaklanıyor. Bu kirliliğin sağlık üzerindeki etkileri nedeniyle ülkede her yıl yaklaşık 26 bin 500 erken ölüm meydana geliyor. Aynı zamanda hastalıklar nedeniyle milyonlarca iş günü kaybediliyor ve ekonomi milyarlarca dolarlık zararla karşı karşıya kalıyor.
Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri, fosil yakıt kaynaklı hava kirliliğinin ekonomik boyutu oldu. Rapora göre, ince partikül madde kirliliğinin sağlık üzerindeki etkilerinden kaynaklanan yıllık ekonomik maliyet yaklaşık 55 milyar dolara ulaşıyor. Bu tutar, Türkiye’nin 2024 yılı gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYH) yüzde 4,1’ine karşılık geliyor.
Hava kirliliğinin ekonomik etkisi yalnızca sağlık harcamalarıyla sınırlı kalmıyor. Hastalıklar nedeniyle çalışanların işlerinden uzak kalması, üretkenliğin azalması ve iş gücü kaybı da faturayı ağırlaştırıyor. Raporda, fosil yakıt kaynaklı hava kirliliği nedeniyle Türkiye’de yılda yaklaşık 8,5 milyon iş günü kaybedildiği belirtiliyor.
Bu veriler, fosil yakıt kullanımının maliyetinin yalnızca enerji üretimi ve tüketimi sırasında ortaya çıkmadığını; toplumun sağlığı, çalışma hayatı ve ülke ekonomisi üzerinde de önemli sonuçlar doğurduğunu ortaya koyuyor.
İstanbul, Ankara ve İzmir’de tablo ağır
Raporda hava kirliliğinin kentlerdeki etkilerine de dikkat çekiliyor. Fosil yakıt kaynaklı hava kirliliğiyle ilişkilendirilen yıllık erken ölümlerin yaklaşık 8 bin 100’ünün İstanbul’da, 2 bin 500’ünün Ankara’da ve 2 bin 400’ünün İzmir’de meydana geldiği hesaplanıyor.
Büyük kentlerde yoğun trafik, fosil yakıt tüketimi ve diğer emisyon kaynakları hava kalitesini etkileyen unsurlar arasında yer alıyor. Araştırma, hava kirliliğinin kent sakinlerinin yaşam kalitesini düşürmenin ötesinde, ciddi sağlık sonuçlarıyla bağlantılı olduğunu vurguluyor.
Fosil yakıtlardan kaynaklanan ince partikül maddeler; kalp ve damar hastalıkları, solunum yolu hastalıkları, akciğer kanseri, inme ve diyabetle bağlantılı ölümler üzerinde etkili oluyor. Dolayısıyla hava kirliliği, yalnızca belirli bölgeleri veya risk gruplarını ilgilendiren bir sorun olmaktan çıkarak ülke genelinde halk sağlığını ilgilendiren bir mesele haline geliyor.
Araştırmada hava kirliliğinin anne karnındaki bebeklerden çocuklara kadar farklı yaş grupları üzerindeki etkilerine de dikkat çekiliyor. Halk sağlığı uzmanı ve THHP Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Çiğdem Çağlayan’ın paylaştığı değerlendirmelere göre, hava kirliliği Türkiye’de her yıl yaklaşık 8 bin erken doğum ve 8 bin 200 bebeğin düşük doğum ağırlığıyla dünyaya gelmesiyle ilişkilendiriliyor.
Bunun yanı sıra çocuklarda yaklaşık 5 bin 100 yeni astım vakasının ve astım nedeniyle 6 bin 500 acil servis başvurusunun da hava kirliliğiyle bağlantılı olduğu belirtiliyor.
Uzmanların değerlendirmeleri, temiz havanın korunmasının yalnızca çevresel bir hedef değil, aynı zamanda çocukların sağlıklı gelişimi ve gelecek kuşakların yaşam kalitesi açısından da temel bir gereklilik olduğunu ortaya koyuyor.
Enerji bağımlılığı ekonomik kırılganlığı artırıyor
Raporda Türkiye’nin enerji tüketiminde fosil yakıtların ağırlığına da dikkat çekiliyor. Araştırmaya göre, 2024 yılında ülkede elektrik üretiminin yüzde 35’i kömürden, yüzde 19’u doğal gazdan sağlandı. Sanayide fosil yakıtlar nihai enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 60’ını oluştururken, kara yolu ulaşımında tüketilen enerjinin büyük bölümü de petrol türevlerinden karşılandı.
Fosil yakıtların enerji sistemindeki ağırlığı, hava kirliliğinin yanı sıra Türkiye’yi uluslararası enerji fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı da kırılgan hale getiriyor. Raporda, Türkiye’nin enerji ithalat faturasının Ağustos 2026’da bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 33,8 arttığı bilgisine yer veriliyor.
Bu tablo, fosil yakıtlara bağımlılığın hem çevresel hem de ekonomik açıdan uzun vadeli riskler barındırdığını gösteriyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması, enerji verimliliğinin artırılması ve fosil yakıt tüketiminin azaltılması, bu risklerin sınırlandırılması açısından öne çıkan başlıklar arasında bulunuyor.
THHP Koordinatörü Deniz Gümüşel, fosil yakıtlardan çıkış için somut bir yol haritası hazırlanması gerektiğini belirterek yeni kömürlü santral projelerine izin verilmemesi ve mevcut santrallerin adil bir plan çerçevesinde kapatılması çağrısında bulundu. Bu süreçte santral çalışanlarının ve bölgede yaşayan insanların ekonomik, sosyal ve sağlık haklarının korunmasının önemine de dikkat çekildi.
Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Dr. Ümit Şahin ise Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapacak olmasının iklim politikaları açısından önemli bir sorumluluk getirdiğini vurguladı. Şahin, yenilenebilir enerjinin payının artırılması ve fosil yakıt kullanımının azaltılmasının iklim hedeflerine ulaşmak açısından önem taşıdığını ifade etti.
Temiz enerji dönüşümü hem sağlığı hem ekonomiyi ilgilendiriyor
CREA ve THHP’nin araştırması, fosil yakıt kaynaklı hava kirliliğinin Türkiye’ye her yıl on binlerce erken ölüm ve milyarlarca dolarlık ekonomik kayıp olarak yansıdığını ortaya koyuyor. Sağlık üzerindeki etkiler, iş günü kayıpları ve enerji ithalatına bağlı maliyetler birlikte değerlendirildiğinde, fosil yakıtlara bağımlılığın azaltılması yalnızca iklim politikalarının değil, halk sağlığı ve ekonomik refahın da önemli bir parçası olarak öne çıkıyor.
Türkiye’nin önümüzdeki dönemde atacağı adımların; yenilenebilir enerji yatırımları, daha temiz ulaşım seçenekleri, enerji verimliliği ve kömürden çıkış politikaları etrafında şekillenmesi, hava kirliliğinin oluşturduğu yükün azaltılmasında belirleyici olacak. Araştırmanın ortaya koyduğu veriler, temiz hava mücadelesinin aynı zamanda insan hayatını koruma ve ekonomik kayıpları önleme mücadelesi olduğunu gösteriyor.
































