Emek Ve Özgürlük İttifakı Cumhurbaşkanı Adayında Israrcı Olacak Mı?

Kulislerde “Son aşamada, toplumsal beklentileri dikkate alarak Emek ve Özgürlük İttifakı’nın adayı tarafından Erdoğan’a kaybettirmek, halka kazandırmak adına, Millet İttifakı’nın olası ortak adayı lehine yarıştan” çekilebileceği ifade ediliyor.

Bir kaynak “Böylesi bir hamle yapılması için Emek ve Özgürlük İttifakı’nın 24 Ocak’taki ortak açıklamasında belirtildiği üzere ‘cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, doğrudan diyalog ve açık müzakere yöntemi ile gerçekleştirilebilecek görüşmeler’ yapılması gerektiğini” aktardı.

Henüz resmen karar alınmış olmasa da seçimlerin, 14 Mayıs’ta yapılmasına kesin gözüyle bakılıyor. Neredeyse tüm muhalefet partileri, TBMM’nin değil de Cumhurbaşkanlığı kararıyla seçimlere gidilmesi halinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın anayasal olarak adaylığının mümkün olmadığını söylüyor. Ancak Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerinin, Erdoğan tarafından atandığı gerekçesiyle AK Parti Lideri’nin, üçüncü kez aday olmasına direnmeyecekleri görülüyor.

Bu şartlar altında Türkiye siyasetinde en büyük merak konusunu muhalefet partilerinin kaç adayla seçime gideceği oluşturuyor.

Her ne kadar VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu’nun konuştuğu Rawest Araştırma Genel Müdürü Roj Girasun, “HDP’nin başını çektiği Emek ve Özgürlük İttifakı ile Millet İttifakı’nın seçime ayrı adaylarla gitmesi muhalefet için kabus senaryosu olur” yorumunu yapsa da siyasetin bugünkü seyri, her iki ittifakın da aday çıkaracağı bir yarışı mümkün hale getirmek üzere.

HDP’nin adayı kim olacak?

En son 24 Ocak’ta seçim gündemiyle buluşan Emek ve Özgürlük İttifakı bileşeni altı siyasi partinin liderlerinin, bir aday üzerinde uzlaşmamış olsalar da özellikle HDP’nin talebiyle, Şubat ayının ilk yarısında, muhalefetin ikinci adayı olacak kişiyi kamuoyuna sunması sürpriz olmayacak.

HDP kaynakları, aday komisyonunun çalışmalarını sürdürdüğünü ancak adayın ittifak bileşenlerinin de görüşleriyle ortaya çıkacağını dile getirdiler. Aynı kaynaklara göre, “Cumhurbaşkanlığı adaylığı için herkesin üzerinde mutabık olmasına en yakın isim Gülten Kışanak.” Başka isimlerin de listede bulunduğu ifade edilse de Kışanak’ın diğer adaylardan bir değil birkaç adım önde olduğu belirtiliyor. “Neden önde?” diye sorduğumuzda “Kışanak, 12 Eylül’ün cehennemi Diyarbakır Cezaevi’nde yattı. Gazeteci kökenli bir Elazığlı. Özgür Gündem ve Özgür Ülke’yi çıkardı. Kadın haklarıyla hep ilgilendi. İki dönem milletvekilliği yaptı. BTP’de Selahattin Demirtaş’la eş başkanlık yaptı. Fırat Anlı’yla birlikte Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanlığı yaptı ve neredeyse 7 yıldır cezaevinde, daha ne olsun?” yanıtını veriyorlar.

HDP çevreleri Kışanak’ın Kürt kökenli değil de Alevi kökenli olmasının toplumun farklı kesimlerinde destek bulmasına yol açmasını da umuyor.

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın zor kararı

An itibariyle Emek ve Özgürlük İttifakı’nda her şey dört dörtlük değil. Özellikle Türkiye İşçi Partisi’nin, ittifakın milletvekili çıkarmasının neredeyse imkânsız olduğu 41 seçim çevresinde kendi adıyla seçime girmek istediği ve bu konuda HDP’yi bir türlü ikna edemediği herkesin bildiği bir konu.

Yalnız 5 Ocak ve 24 Ocak’taki toplantılarda değil sonrasındaki görüşmelerde de HDP, seçime tüm partilerin kendi çatısı altında girmesinde ısrarcı oldu. HDP’nin kapatma davasında Anayasa Mahkemesi’nin kararını seçim sonrasına bırakması talebinin reddedilmesi, parti üzerinde zaten sallanmakta olan Demokles’in kılıcının daha da hızlı sallanmasına yol açtığı da bir hakikat. HDP yetkilileri, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın seçime gireceği parti olarak Yeşil ve Sol Parti’yi düşünüyor. Geçtiğimiz yılın sonlarında 46 ilde örgütlenen partinin seçime katılma engeli bulunmadığı belirtiliyor.

Emek ve Özgürlük İttifakı adayı Millet İttifakı adayı lehine çekilebilir mi?

Kimileri de HDP’nin adaylıkla ilgili ısrarını kapanma riskini minimize etme çabası olarak yorumluyor. Tam da bu nedenle kulislerde “Son aşamada, toplumsal beklentileri dikkate alarak Emek ve Özgürlük İttifakı’nın adayı tarafından Erdoğan’a kaybettirmek, halka kazandırmak adına, Millet İttifakı’nın olası ortak adayı lehine yarıştan” çekilebileceği ifade ediliyor.

Bir kaynak “Böylesi bir hamle yapılması için Emek ve Özgürlük İttifakı’nın 24 Ocak’taki ortak açıklamasında belirtildiği üzere ‘cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, doğrudan diyalog ve açık müzakere yöntemi ile gerçekleştirilebilecek görüşmeler’ yapılması gerektiğini” aktardı. HDP çevrelerinin yakın zamana kadar Altılı Masa’nın adayı olarak zikredilen isimlerden CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na sıcak baktığı biliyor. Son olarak Kürt siyasetinin en deneyimli isimlerinden Ahmet Türk de Ocak ayı ortasında Gazete Duvar’a yaptığı açıklamada, “Kılıçdaroğlu uygun bir aday. Konuşulan isimler içinde de en deneyimlisi. Ama bizim de taleplerimiz var. Demokrasi adına, hak ve özgürlükler adına masanın neleri yapacağını, projelerini açıklaması lazım” demesi Emek ve Özgürlük İttifakı adayının son düzlükte hangi koşullarda seçimden çekilebileceğini ortaya koyuyor.

Millet İttifakı’nın adayı kim olacak?

Millet İttifakı cephesinde ise, terazi şu an için CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı yönünde ağır basıyor. Salı günü grup konuşmasında “Ben Kemal, geliyorum” diyerek adaylığıyla ilgili beklentileri daha da yükselten Kılıçdaroğlu’na İyi Parti’nin çok sıcak bakmadığı sık sık kamuoyuna yansıdı. Peki Millet İttifakı’nın adayı Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu’nun dün dile getirdiği gibi büyük ihtimalle 13 Şubat’ta belirlenir mi? CHP’li kaynaklar o gün adayın masada konuşulmasına kesin gözüyle bakıyor “Ama aday başka bir gün ve İstanbul’da ilan edilir” diyor.

Bu arada “Kılıçdaroğlu’nun altılı masada sakinliğini koruduğu ancak CHP’nin liderine CHP içerisinden aday önerilmesinden rahatsızlık duyduğu” belirtiliyor. Kılıçdaroğlu’nun adaylığına karşı çıkılıyorsa o zaman başka aday önerilebileceği ancak bunun CHP’li olmaması gerektiği ve CHP’li bir isim aday olacaksa bunun CHP’nin kararı olması gerektiği görüşü ifade ediliyor. Kulislerde Kılıçdaroğlu dışında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen gibi isimler de dillendiriliyor.

Paylaşın

Erdoğan’ın Talebi İle Demirtaş’ın “Kronometre” Yanıtına Erişim Engeli

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “2018 seçimleriyle birlikte yeni yönetim sistemine geçtik. Kronometre sıfırlandı” açıklamasına ilişkin eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş’ın “Seçim akşamı halk senin kronometreni durdurunca sıfırı görürsün” yanıta erişim engeli getirildi.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 28 Ocak’ta sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Aklınca 2018’de kronometreyi sıfırlamış, dört dönem için kendine yol yapıyor. Seçim akşamı halk senin kronometreni durdurunca sıfırı görürsün” ifadelerini kullanmıştı.

‘Kişilik haklarına haksız saldırı’

BirGün’de yer alan habere göre, Erdoğan’ın avukatı Ahmet Özel, dün (02 Şubat 2023) yaptığı başvuruda, söz konusu haberlerde müvekkili Erdoğan’ın itibarını zedeleyici, kişilik haklarına haksız saldırıda bulunulduğunu öne sürerek erişim engeli talep etti.

Avukatın başvurusu kabul edilerek Demirtaş’ın ‘kronometre’ yanıtına erişim engeli getirildi.

Söz konusu erişim engeli kararında şunlara yer verildi:

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, bir taraftan 17. maddesi ile kişinin manevi varlığının korunma ve geliştirilmesini, 20. maddesi ile özel hayatın gizliliği ve korunmasını; bir taraftan da 22. maddesinde haberleşme hürriyetini, 25. maddesinde düşünce hürriyetini, 26. maddesinde düşünceyi açklama ve yayma hürriyetini ve 28. maddesinde debasın hürriyetini düzenlenmiş, kapsam ve sınırlarını belirlenmiş ve güvence altına alınmıştır. Anayasaya uygun olarak çıkartılan (başta Türk Ceza Kanunu olmak üzere ) kanunlar ve bu arada 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yolu İle İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ile de bu hak ve hürriyetlerin somut olarak nasıl korunacağı, ihlallere karşı uygulanacak yaptırımların esas ve usulleri düzenlenmiştir. Anayasa ve 5651 sayılı Kanun’un ilgili maddelerine göre değerlendirme yapılırken özgürlüğün esas, sınırlamanın ise yasal şartların varlığına bağlı olarak istisna olduğu hususu daima dikkate alınmalıdır.

Anayasanın yukarıda sayılan maddeleri arasında kurulacak dengenin, hakların kesiştiği noktalarda hangi hakkın öncelikli olarak korunacağı hususunun her somut olay için ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu değerlendirme yapılırken, bir taraftan kişilik haklarının ve özel hayatının gizliliğinin korunması, talep edenlerin sosyal konumu, unvan, makam ve görevleri, bunlar itibarı ile kamuya karşı sorumluluğu, şöhreti ve geçmişinde eylem ve söylemleri sebebiyle kamuoyunun ilgisine mazhar olup olmadığı, diğer taraftan somut olayın niteliği, bilinmesinde kamu yararı bulunup bulunmadığı, haber değeri olup olmadığı, görünür gerçekliğe uygun olup olmadığı ve bir diğer taraftan da olayda düşünce basın hürriyetini kullandığını iddia edenin beyan ve yayınlarının içeriği, bunların düşünce, kanaat, eleştiri, yorum kapsamında kalıp kalmadığı, yayının biçim ve içeriği arasında bir denge olup olmadığı, özel bir hakaret ve aşağılama kastı taşıyıp taşımadığı gibi bir çok hususun birlikte düşünülmesi ve karar verilmesi gerekmektedir.

5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yolu İle İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun Kanun’un 9. maddesi gereğince erişimin engellenmesi kararıyla kişilik haklarının korunmasının sağlanması, istisnai bir koruma tedbiri olup, başvuruya konu internet yayınlarına erişimin engellenmesi için görünüşte haklılık bulunması, zararın süratle giderilmesinin zaruri olması ve yayının kişilik hakkını apaçık bir şekilde ihlal ettiğinin daha ilk bakışta anlaşılması halinde uygulanabilecektir.”

Zaytung’un paylaşımı ve Ekşi Sözlük’te yer alan iki “entry”nin ise “düşünce ve ifade hürriyeti kapsamında kalan yorumlardan ibaret olduğu, talepte bulunanın kişilik haklarının ihlal edilmediği” belirterek talebin reddedilmesine karar verildi.

Paylaşın

HDP’den “Ortak Mutabakat Metni” Eleştirisi: Köklü Çözümlere Uzak

Partisinin genel merkezinde gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan HDP Sözcüsü Günay, “‘Ortak Politikalar Mutabakat Metni’ adıyla seçim bildirgesini kamuoyuna sunan Millet İttifakı ya da 6’lı Masa toplumun ihtiyacı olan köklü değişimlere ve köklü çözümlere uzaktır.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Söz konusu metinde 6 partinin mutabık kaldığı temel sorun alanlarına dair uzun bir vaat listesi sıralanmıştır. Bu metinde ağır ekonomik krize, adaletsizliğe, hukuksuzluğa, kırıntısı bile bırakılmamış demokrasinin tesisine yani güncel, yakıcı birçok soruna dair kısmi çözüm önerileri vaat edilmektedir.

Fakat hem izlenen siyasetten görüldüğü hem de metnin de açığa çıkardığı üzere bu vaatler köklü ve radikal bir değişimi değil, AKP’nin yarattığı tahribata ilişkin bir restorasyonu bile içermekten uzaktır.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Sözcüsü Ebru Günay, partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Günay özetle şunları söyledi:

“Seçim sürecine müdahale yöntemlerinin başında partimiz başta olmak üzere, Türkiye’de değişim gücü olan bütün sol sosyalist güçlere ve demokratik çevrelere yönelik saldırılar geliyor.

Partimiz hakkında açılan kapatma davası, bu davaya iktidarın küçük ortağının savcı rolüyle müdahale etmesi, Anayasa Mahkemesi’nin bu baskılar sonucunda aldığı ibretlik kararları, bütün kamuoyu yakından takip ediyor.

Mesele tek başına partimize yönelik saldırılar değil. Elbette iktidar bizi yaratmak istedikleri faşizimin önündeki tek engel olarak görüyor ve bu nedenle saldırıyor. Ama burada mesele Türkiye’nin demokrasisidir, iktidarın yaratmak istediği faşist rejimin inşa edilmesidir. Bu açıdan Türkiye artık çok temel bir yol ayrımındadır ve tarihinin en kritik virajına girmiştir.

Faşizmin nasıl adım adım inşa edildiğini açık örnekleriyle yaşıyoruz. Kobanî Kumpas Davası bu kritik aşamalardan biri olarak devam ediyor ve bu konuyu daha önce defalarca tekrar tekrar paylaştık. Aslında bu kumpas başından beri tel tel dökülmeye başladı, çöktü, kumpası kuranların ellerinde kaldı.

Ama kumpasçılar hiçbir kural, hiçbir değer tanımadığı için kumpas içerisinde kumpas kurarak, yargılanan arkadaşlarımızın savunma haklarını gasp ederek, bu süreci seçim öncesinde tamamlamak istiyor. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Sebahat Tuncel’in savunması dahi alınmadan, kumpas davası mütalaa için savcıya gönderildi. Önümüzdeki hafta 6-7-8 Şubat tarihlerinde savcı bu kumpas davasında mütalaasını açıklayacak.

“Sayın Öcalan çözümü temsil eden en büyük siyasi aktörlerden”

Değerli basın emekçileri, elbette Türkiye’nin içerisindeki yönetememe krizinin esas nedenlerinin başında, iktidarın yürüttüğü tecrit ve savaş politikaları geliyor.

Özellikle İmralı Adası’nda Sayın Öcalan’a yönelik gerçekleştirilen tecrit, Kürt sorununa çözümsüzlükteki yaklaşım, Kürt sorununa yaklaşımın açık göstergesiyken, iktidarın bütün imkanlarıyla tecrit politikalarında ısrar etmesi, Sayın Öcalan’ın aile ve avukat görüşleri başta olmak üzere en temel hukuki haklarının dahi gasp edilmesi ve engellenmesi, artık iktidarın olmazsa olmazlarından ve daha önemlisi tecrit politikalarıyla artık ülkenin yönetildiğini hepimiz biliyoruz.

İktidar tecrit politikalarıyla İmralı Adası’nda Sayın Öcalan’dan başlayarak, tekçiliği, yok saymayı, inkarı ve görmezden gelmeyi, her yerde ülkenin her yerinde her karış toprağında, bütün muhaliflere, bütün Kürtlere yönelik gerçekleştiriyor. Bu nedenle bizler tecride karşı özgürlüğü, savaşa karşı barışı savunmaya ve savunmakta ısrarcı olmaya devam ediyoruz. Bu anlamda Parlamento grubumuz Adalet Bakanlığı önünde adalet nöbetine başladı ve daha sonra engellemelerle şimdi hala Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde adalet nöbetini sürdürüyor. Bu nöbet bugün ikinci ayına girdi.

Partimizin de aralarında bulunduğu bir çok demokratik grup, “Çözüm İçin İmralı’ya Yürüyoruz” diyerek, 6 Şubat tarihinde Yüksekova ve Kızıltepe’den başlayacak şekilde iki koldan yürüyüşe başlayacağız.

Bu yürüyüş kollarında yer alacak heyetlerle birlikte yürüyüş güzergahları boyunca halk toplantıları, paneller, buluşmalar, kitlesel açıklamalarla tecrit anlatılacak. Tecrit kırılmadan halkların nefes alamayacağı her alanda vurgulanacak. Yürüyüşümüzün sloganı, “Çözüm İçin İmralı’ya Yürüyoruz” olacak. Çünkü bizler şunu çok iyi biliyoruz; Sayın Öcalan bu ülkede çözümü temsil eden en önemli siyasi aktörlerden biri. Sayın Öcalan bu ülkede halklar lehine sonuçlar yaratan en önemli aktörlerden biridir.

“6’lı Masa toplumun ihtiyacı olan köklü değişimlere ve köklü çözümlere uzaktır”

Şimdi bir yandan bu faşizmin adım adım nasıl inşa edildiğini nasıl Türkiye’nin uçuruma sürüklendiğini örnekleriyle yaşayıp buna karşı mücadeleyi yükseltirken, iktidar alternatifi olduğunu savunan güçler, suya sabuna dokunmadan Türkiye halklarından destek istiyor. Önümüzdeki tarihsel öneme sahip seçimlere ilişkin “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” adıyla seçim bildirgesini kamuoyuna sunan Millet İttifakı ya da 6’lı Masa toplumun ihtiyacı olan köklü değişimlere ve köklü çözümlere uzaktır.

AKP’nin yarattığı tahribata ilişkin bir restorasyonu bile içermekten uzaktır”

Söz konusu metinde 6 partinin mutabık kaldığı temel sorun alanlarına dair uzun bir vaat listesi sıralanmıştır. Bu metinde ağır ekonomik krize, adaletsizliğe, hukuksuzluğa, kırıntısı bile bırakılmamış demokrasinin tesisine yani güncel, yakıcı birçok soruna dair kısmi çözüm önerileri vaat edilmektedir.

Fakat hem izlenen siyasetten görüldüğü hem de metnin de açığa çıkardığı üzere bu vaatler köklü ve radikal bir değişimi değil, AKP’nin yarattığı tahribata ilişkin bir restorasyonu bile içermekten uzaktır.”

Paylaşın

Demirtaş’tan “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” Yorumu: Pusulası Bozuk

Millet İttifakı’nın “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” hakkında açıklamalarda bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, “Her şeyden önce, çok sayıda kişinin yoğun emeğiyle ortaya çıkmış bir metin olduğu için eleştirmeden önce hakkını teslim etmem lazım” dedi ve ekledi:

“Altı değişik partinin yan yana gelerek bu çalışmayı ortaya koymuş olması önemlidir. Elbette metnin bütününde iyi ve doğru şeyler yapma çabası var, bunu görmek gerekir. Dolayısıyla tümden bir kenara fırlatılacak bir metin değil ama hem eksik hem de benim düşünceme göre metnin pusulası bozuk.”

Demirtaş, metne ilişkin açıklamalarının son kısmında ise, “Metin yetmezliklerine rağmen halkın bir kesiminde karşılık bulacaktır. Çünkü halka daha iyisinin olabileceği anlatılamadı, gösterilemedi. Bu da Türkiye’de solun eksiği ve sorumluluğudur. Emek ve Özgürlük İttifakına düşen de bu eksiği tamamlamak, halka başka bir dünyanın mümkün olduğunu göstermektir.” ifadelerini kullandı.

Edirne F Tipi Cezaevinde 2016 yılından beri tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Millet İttifakı’nın 9 ana başlık 75 alt başlık ve 2 bin 300’den fazla maddenin yer aldığı “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” hakkında gazeteci Cüneyt Özdemir’in sorularını yanıtladı.

Cüneyt Özdemir’in “Sayın Demirtaş, nasıl buldunuz? Metne yönelik eleştirileriniz var mı?” sorusuna Demirtaş’ın yanıtı şöyle oldu:

Her şeyden önce, çok sayıda kişinin yoğun emeğiyle ortaya çıkmış bir metin olduğu için eleştirmeden önce hakkını teslim etmem lazım. Altı değişik partinin yan yana gelerek bu çalışmayı ortaya koymuş olması önemlidir. Elbette metnin bütününde iyi ve doğru şeyler yapma çabası var, bunu görmek gerekir. Dolayısıyla tümden bir kenara fırlatılacak bir metin değil ama hem eksik hem de benim düşünceme göre metnin pusulası bozuk.

Neden derseniz çünkü hep devleti gösteriyor, halkı ve bireyi değil. Yani metin devletçi bakış açısıyla kaleme alınmış, devleti büyütmeyi, her alana müdahale eden yaygın bir devleti hedeflemiş.

Devletin güçlü olması ile büyük olması birbirine karıştırılmış. Devletin müdahale alanlarını azaltıp küçülterek de güçlendirebilirsiniz. Oysa demokrasilerde formül şudur: “Az devlet, çok toplum.” Metin bu pencereden bakmamış. Bu yönüyle ideolojik bir tercihi de ifade ediyor. Özgürlükçü devlet yerine güvenlikçi devlet, zaten ilk etapta bu şekilde inşa ediliyor. Cehenneme giden yol, iyi niyet taşlarıyla döşenmiş oluyor.

Devlet dediğimiz mekanizma, toplumun kılcal damarlarına kadar bir defa etki etti mi giderek otoriterleşmesi, kontrol manyağına dönüşmesi engellenemez. Metin bu yönüyle bize, yeni bir demokratik devlet mimarisi vaat etmiyor, var olan otoriter devleti düzenliyor, yeni kurumlar ekleyerek devleti daha da büyütüyor. Oysa yapılması gereken şey sivil alanı özgürleştirmek ve genişletmek olmalı. Devlet birçok alanda destekleyen, ön açan, yasaklamayan, teşvik eden pozisyonda kalarak demokratik toplumun güçlenmesine alan açmalı. Demokratik devlet dediğimiz şey esasında bu zaten.

Ancak bu metin, teknokrat bir bakışla devletin dökülen sıvalarını, patlayan borularını onarmayı hedeflemiş. Ekonomide neo liberal çözümlerin ötesine geçememiş, özgürlük alanlarında da radikal demokrasi yerine devletin liberal özgürlük penceresinden bakmış.

“Dünya’ya sağdan bakmanın sonucu”

Tabii ki tüm bunlar bilinçli bir tercih çünkü Millet İttifakı sağ bir ittifak. Dolayısıyla ortaya çıkan metin de dünyaya sağdan bakmanın sonucu. Durum böyle olunca kolektif haklar, grup hakları, sınıf hakları hiçbir şekilde metne yansımamış. Mesela metnin Kürtlerin halk olmaktan kaynaklı hakları, Alevilerin inanç ve eşit yurttaşlık talepleri, kadın bakış açısı da son derece sıkıntılı. Toplumsal cinsiyet kimliği penceresinden eşitlik ilişkisi kurmak yerine, erkek devletin kadına birtakım haklar lütfetmesi olarak ele alınmış. Zaten sunumun yapıldığı salon da erkek bir salondu.

Emekçilerin grev hakları, sendikal özgürlükler, eylem ve yürüyüş hakları, işçilerin sosyal güvence ve iş güvenliği hakları, LGBT+’ların ayrımcılığa uğramaktan kaynaklı beklentileri gibi temel konuların yanından bile geçmemiş. Demokratik ekonomi dediğimiz kooperatifleşme, vergi adaletinde emeğin gözetilmesi, bütçenin yapılması aşamasında emekçilerin katılımı, yatırım planlamalarına işçi sendikalarının katılımı gibi konular böylesi metinlerde olmaz. Neden? Yukarıda da belirttiğim gibi bu metin devletin çatısında oturup oradan aşağıya ve sağa doğru bakılarak yazılmış. Sokakta halkla birlikte ve sola dönerek yazılsaydı başka bir metin ortaya çıkardı.

Sonuç olarak bu metin yetmezliklerine rağmen halkın bir kesiminde karşılık bulacaktır. Çünkü halka daha iyisinin olabileceği anlatılamadı, gösterilemedi. Bu da Türkiye’de solun eksiği ve sorumluluğudur. Emek ve Özgürlük İttifakına düşen de bu eksiği tamamlamak, halka başka bir dünyanın mümkün olduğunu göstermektir.

 

Paylaşın

Demirtaş’tan Yeni Öykü Kitabı: “DAD” 10 Şubat’ta Raflarda Olacak

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın yeni öykü kitabı ‘DAD’, 10 Şubat’ta raflardaki yerini alacak. ‘DAD’, Kürtçe’de adalet anlamına geliyor.

Dipnot Yayınevi’nin açıklamasında, daha önce “Seher” ve “Devran” adlı iki öykü kitabı, “Leylan” ve “Efsun” adlı romanları yayımlanan Demirtaş’ın yeni kitabıyla ilgili şöyle denildi:

“Selahattin Demirtaş, Dipnot Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alacak olan kitabında okurlarını benzersiz bir seyrana çıkarıyor: İstanbul çöplüğünden adliye koridorlarına, lüks villalardan vergi dairelerine, ıssız adalardan tımarhanelere uzanan; yer yer bilimkurgu ya da absürt komediye bürünen; yanlış anlamalarla, gıllıgışlı ihanetlerle, harika fantezilerle örülü; insan ruhunun gizemli dehlizlerinde acı ve tatlı kahkahalar attıran düşsel bir cümbüş. Kemerlerinizi bağlayın.”

Başak Demirtaş: Selahattin’in yeni kitabı için yeriniz var mı?

Başak Demirtaş, sosyal medya hesabından eşi Selahattin Demirtaş’ın yeni kitabı ile ilgili bir paylaşım yapmıştı. Başak Demirtaş, eşinin önceki kitaplarını ve yayıncısı Dipnot Kitap’ı etiketleyerek yaptığı paylaşımda şunları yazmıştı:

“Selahattin’in en çok hangi kitabını sevmiştiniz? Peki yeni kitabı için yeriniz var mı? @dipnotkitap”

Paylaşın

Emek Ve Özgürlük İttifakı Adayını Şubat’ın İlk Haftası Açıklayabilir

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Emekçi Hareket Partisi (EHP), Emek Partisi (EMEP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Toplumsal Özgürlük Partisi’nin (TÖP) oluşturduğu Emek ve Özgürlük İttifakı, Cumhurbaşkanı adayını “Şubat ayının ilk haftası”nda açıklayabilir.

Adaylarını açıklamak için Millet İttifakı’nın 13 Şubat toplantısını bekleme gibi bir düşünceleri olmadığını belirten HDP Eş Genel Buldan, oluşturdukları isim havuzundan bir adayın belirleneceğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim tarihini 14 Mayıs olarak açıklamasının ardından, muhalefet partilerinde de seçim hazırlıkları hız kazandı.

27 Eylül 2021’de açıkladığı tutum belgesinde, diğer muhalefet partileri ile ortak aday için müzakereye açık olduğunu duyuran HDP, bir süre önce kendi adayını çıkarma kararı aldı.

HDP yönetimi, “resmen muhatap alınmaları” halinde, Millet İttifakı ile ortak aday için müzakereye kapılarını açık tutuyor ve ortak aday üzerinde uzlaşılması halinde, çıkardıkları adayları çekebileceklerini de ifade ediyorlar.

O nedenle HDP’nin adayını açıklamak için 13 Şubat’ta ortak aday belirlemek için masaya oturacak olan Millet İttifakı’nı bekleyip beklemeyeceği merak konusuydu.

“Şubat’ın ilk haftası açıklanabilir”

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın aktardığına göre HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, , adaylarını “Şubat ayının ilk haftası”nda açıklayabileceklerini söyledi.

Adaylarını açıklamak için Millet İttifakı’nın 13 Şubat toplantısını bekleme gibi bir düşünceleri olmadığını belirten Buldan, oluşturdukları isim havuzundan bir adayın belirleneceğini ifade etti.

Buldan, “aday bir kadın olabilir mi?” sorusuna ise “O henüz belli değil” karşılığını verdi.

Eğilim kadın adaydan yana

HDP ve ittifak bileşenleri henüz cumhurbaşkanı adayını netleştirmiş değil ama partide, “kadın aday” olması beklentisi yüksek.

HDP kulislerinde, bir süredir adaylık için, halen cezaevinde bulunan Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak’ın adı geçiyor. Kışanak, hakkında henüz kesinleşmiş bir yargı kararı olmadığı için adaylığının önünde engel olmadığı belirtiliyor.

Ancak cezaevinden bir ismin aday gösterilmesinin avantaj ve dezavantajlarının değerlendirilerek karar verileceği ifade ediliyor.

İttifak nasıl şekillenecek?

HDP, seçimlere Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’ndan (SMF) oluşan Emek ve Özgürlük İttifakı adı altında girmeyi planlıyor.

HDP ile ittifak içinde yer alan siyasi partilerin seçimlere ortak liste ile mi, bazı yerlerde kendi adı ve amblemiyle mi gireceğinin de önümüzdeki günlerde netleşmesi bekleniyor.

HDP, ittifakta yer alan siyasi partilerin “tek liste” ile HDP çatısı altında seçime girmesini istiyor ve ittifak ortaklarına da bu konuda esnemeyeceği mesajı veriyor. HDP yönetimi, ittifak içindeki partilerin kendi adlarıyla seçime girmesi halinde daha az milletvekili çıkarılacağı gerekçesiyle ayrı listeye karşı çıkıyor.

İttifak içinde yer alan TİP ve EMEP ise ortak listelerden aday gösterilmesinin yanısıra, HDP’nin milletvekili çıkaramadığı veya zayıf olduğu bazı bölgelerde kendi isim ve amblemiyle seçime girmek istiyor.

Buna göre batı illerinde HDP’nin milletvekili çıkaramadığı zayıf olduğu seçim çevrelerinde TİP’in adayının desteklenmesi, Doğu ve Güneydoğu dahil, HDP’nin güçlü olduğu yerlerde de bu partinin adayının desteklenmesini öneriyor.

Ancak, HDP ile TİP arasında bu konuda henüz uzlaşma sağlanmış değil.

Hem TİP, hem de HDP kendi önerilerinde ısrarını sürdürüyor ve önümüzdeki günlerde ittifak bileşenleri ile yapılacak yeni bir toplantıda, bu konudaki kararın da netleştirilmesi bekleniyor.

Paylaşın

Demirtaş, Muhalefetin Tepkisizliğine Dikkat Çekti: Bizi İçeri Atan Erdoğan…

Muhalefetin tepkisizliğine dikkat çeken Demirtaş, “Bizi içeri atan Erdoğan, içeride tutan ise muhalefetin tepkisizliğidir. Bu tepkisizlik 85 milyonu, daha yıllar boyu sürecek açık cezaevi hayatına mahkum etmektir. Belediyelere, üniversitelere kayyım; HDP’ye kapatma, Gezi, Kobani, ÇHD davaları; İBB’ye kumpas… Hepsi aynı” dedi.

Haber Merkezi / Yüksek Seçim Kurulu’nu da uyaran Demirtaş, “Yaptırım yoksa hukuk da yoktur. Yüksek Seçim Kurulu üyeleri suça ortak olurlarsa yargılanacaklarından emin olmalılar. Milyonlarca insanın Yüksek Seçim Kurulunun önüne yığılarak demokratik tepkilerini göstereceklerini bilmeli ve ona göre hareket etmeliler” ifadelerine yer verdi.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabından açıklamada bulundu.

“Yüksek Seçim Kurulu muhalefetin 5 milyon oyunu iptal etse veya Erdoğan kazanana kadar seçimlerin tekrarına karar verse “Ama bunlar zaten AKP’li” deyip normal mi karşılayacağız? ERDOĞAN MECLİSİ FESHEDERSE ADAY OLAMAZ. Anayasa bunu söylüyor.

Yaptırım yoksa hukuk da yoktur. Yüksek Seçim Kurulu üyeleri suça ortak olurlarsa yargılanacaklarından emin olmalılar. Milyonlarca insanın Yüksek Seçim Kurulunun önüne yığılarak demokratik tepkilerini göstereceklerini bilmeli ve ona göre hareket etmeliler.

Bizi içeri atan Erdoğan, içeride tutan ise muhalefetin tepkisizliğidir. Bu tepkisizlik 85 milyonu, daha yıllar boyu sürecek açık cezaevi hayatına mahkum etmektir. Belediyelere, üniversitelere kayyım; HDP’ye kapatma, Gezi, Kobani, ÇHD davaları; İBB’ye kumpas… Hepsi aynı.”

“Şimdi sıra Emek ve Özgürlük İttifakı’nda”

Demirtaş, ayrıca Altılı Masa’nın iktidara geldikleri zaman izleyecekleri adımları anlattıkları Ortak Politikalar Mutabakat Metni hakkında paylaşımda bulundu.

Paylaşımında HDP, Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) ve Sosyalist Meclislerin (SMF) bir araya geldiği Emek ve Özgürlük İttifakı’nın miting görselini kullanan Demirtaş, şunları yazdı:

“Şimdi sıra Emek ve Özgürlük İttifakında. Tüm ezilenlerin, heyecan veren kurtuluş ve yeniden kuruluş reçetesini sabırsızlıkla bekliyoruz. Elini, kalemini korkak alıştıranlara karşı cesurca çözüm önerileri sunmak tarihi bir borçtur artık.”

Paylaşın

HDP’li Buldan: Üçüncü Kez Aday Olamazsın Erdoğan

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında açıklamalarda bulunan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı adaylığı için “Üçüncü kez aday olamazsın Erdoğan. Bu çok açık ve nettir” dedi ve ekledi:

“AKP Genel Başkanı yeniden aday olabilmek için ‘Kronometre 2018’de sıfırlandı’ dedi. 2018 öncesi yaptığı cumhurbaşkanlığı görevini kendisi yok saydı. Bu çok açık bir şekilde ifade edildi. Bu sayılmaz diyor. Yani kendi kendisini sıfırlıyor. Sıfırlamada usta olduklarını da biliyoruz. Kendi cumhurbaşkanlığını kendisi tanımıyorsa halk sizi hiç tanımaz. Cumhurbaşkanı olamayacaksınız, halk size sandıkta izin vermeyecek.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Başkanı Pervin Buldan, partisinin TBMM’deki grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Buldan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Türkiye’nin her yerinde halklarımızla bir araya geliyoruz, buluşmalar gerçekleştiriyoruz. Hafta sonu da Demokratik Cumhuriyet konferansımızda buluşacağız ve cumhuriyeti demokrasiyle buluşturacak olan süreci konuklarımızla ve misafirlerimizle tartışacağız.

Malum seçim süreci giderek hızlanmaktadır. Halkımızın, demokratik kamuoyunun, değişim isteyen milyonların HDP’den beklentisinin çok büyük olduğunun hepimiz farkındayız. Gözler HDP’nin üzerindedir. HDP’nin her biz sözü değişime giden yolu daha da büyütmekte, umutları her geçen gün arttırmaktadır. Çünkü HDP bu toprakların bereketidir, huzurudur, birlikte yaşamın harcıdır, özgürlüğün teminatıdır. HDP demokratik siyasetin onuru ve yüz akıdır.

“Yol haritamız nettir”

Karşımıza dev dalgalar çıksa da, bu gemi demokrasinin kıyısına mutlaka ama mutlaka ulaştıracaktır. Çünkü bizim rotamız bellidir. Yol haritamız nettir. Demokrasidir. Türkiye’yi içine sürüklendiği bu alaca karanlıktan kesinlikle kurtaracağımıza bir kez daha Türkiye halklarına, Türkiye toplumuna bu kürsüden söz vermek istiyoruz. HDP’nin duruşunu ve gündemini değiştirmeye, bir belirsizlik ortamı yaratarak, umutsuzluğu pompalamaya çalışanlar, kesinlikle başaramayacaklar.

Bizim siyasetimizin karşısına kumpaslarla çıkanlar, kendi komplolarıyla baş başa kalacaklardır. Geçen hafta biliyorsunuz AYM, kapatma davasının seçim sonrasına bırakılması yönündeki başvurumuzu reddetti. Ret gerekçesi; elbette ki ret ve inkâr politikasıdır. AYM’nin bu kararı Saray’ın baskısı altında aldığını de çok iyi biliyoruz. AKP-MHP kumpas ittifakı, AYM eliyle seçim sürecine siyasi müdahalede bulunma hazırlığı içerisindedir. O yüzden kapatma davasına hazine bulmuş gibi dört elle sarıldıklarını hep birlikte gördük ve tanıklık ettik.

Bunlar o kadar kirli ki, Hazine yardımının kesilmesi için emniyet aracılığıyla bir günde bir gizli tanık buldular, icat ettiler. Gizli tanık adına gerçekle uzaktan yakından alakası olmayan, tamamen komploya dayanan 100 sayfalık bir ifade kurguladılar. Bunu da ışık hızıyla AYM’ye servis yaptılar. Hukukun temel ilkelerine göre hareket etmesi gereken Anayasa Mahkemesi de gizli tanığın servis yapılan gerçek dışı ifadelerine dayanarak, HDP’nin Hazine yardımına bloke kararı koydu. Tam bir tezgâh. Tam bir organize işler. Tam bir kumpas!

“HDP daha da güçlenerek yoluna devam edecektir”

Savcıları, hâkimleri, kolluk güçlerini, valileri, imamları, bürokratları seçim kampanyasında ‘Truva atı’ gibi kullanan AKP-MHP, bunlarla yetinmemiş olacak ki, gizli tanıkları da seçim kampanyasına kattılar. İşleri gizli tanıklara kalmış durumdadır! İşte HDP hakkındaki kapatma davası Türkiye’nin tam bir özetidir. Bu kumpaslar sarkacı, iktidarın Türkiye’ye yerleştirmek istediği rejimin en net röntgenidir.

HDP’ye yönelik kumpaslardan beslenmek isteyenlere diyorum ki, size buradan bir ekmek asla çıkmayacaktır. AYM’nin kayyımı gibi hareket eden iktidarın küçük ortağı da şunu iyi bilsin, sizin siyasetiniz çökecek, HDP daha da güçlenerek yoluna devam edecektir. HDP öyle sizin sandığınız, sizin bildiğiniz gibi küçük bir lokma değildir. Boğazınızda kalacak lokma ile uğraşmaktan vazgeçin. Bizi kendinizle kesinlikle karıştırmayın!

HDP’nin mücadele geleneği ve Kürt halkı tarih boyunca öyle oyunlar ve öyle tuzaklar gördü ki, sizin bu kumpaslarınıza asla yabancı değildir. Seyit Rıza kendisine tuzak kuranlara “Sizin hilelerinizle baş edemedim” demişti. Ben de diyorum ki, Kürt halkı ve dostları sizin hilelerinizle de, faşizminizle de baş edecek, tuzaklarınızı bir bir bozacak örgütlü güce sahip iradeyle sizi kesinlikle yenecektir.

“Kesinlikle şah-mat olacaksınız!

HDP’siz bir seçim süreci tasarlayanlar bilsin ki, tasarılarınız çöp olacaktır. Biteceksiniz, tükeneceksiniz, siyasetten silinip gideceksiniz. Zaten oylarınız anketlerde de halkın nabzını yokladığımızda da günden güne eriyor. Bu erime sandıklarda mum gibi eriyecektir. Bundan hiç kimse şüphe duymasın. Bir gerçek daha var ki alınlarına yapışan Kürt düşmanlığıyla hep anılacaklar. Siz hileli zarlarla oynamaya devam edebilirsiniz! Ama bu satrançta HDP’nin yapacağı büyük hamleler karşısında da kesinlikle şah-mat olacaksınız! Bizden söylemesi. Milyonların demokrasi çıkışı karşısında tarihin en büyük bozgununa uğrayacaksınız!”

Paylaşın

HDP’den Millet İttifakı’nın ‘Ortak Mutabakat Metni’yle İlgili İlk Yorum: Restorasyon

“Millet İttifakı’nın ‘Ortak Mutabakat Metni’ açıklamasında kendinizden bir şeyler bulabildiniz mi?” sorusunu yanıtlayan HDP’li Meral Danış Beştaş, “Bir restorasyon projesi olduğu görülüyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi /“Daha önce de kamuoyuna yansıyanlardan bunu biliyoruz. Restorasyon yapıyorlar. Şunu düzelteceğiz, bunu düzelteceğiz.”

Köklü yapısal radikal bir çözümden ziyade, AKP’nin yarattığı adaletsizliği, hukuksuzluğu, demokrasisizliği, Anayasasızlığı bir nebze olsun tamir etmeye çalışıyorlar.

Ama AKP’den önce, AKP ilk geldiğinde bu ülkede her şey güllük gülistanlık değildi. Biz mevcut zararımızı giderelim ama üstüne yeni bir şey koymalıyım yaklaşımında değiliz. Olumsuz diyemem.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, 6’lı Masa’nın bugün açıkladığı Ortak Mutabakat Metni’yle ilgili de ilk değerlendirmeyi yaptı.

Gazetecilerin, “Millet İttifakı 6’lı Masanın açıklamasında kendinizden bir şeyler bulabildiniz mi?” sorusunu şöyle yanıtladı:

“Henüz açıklama devam ediyor. İlk notlara bakabildim. Bir restorasyon projesi olduğu görülüyor. Daha önce de kamuoyuna yansıyanlardan bunu biliyoruz. Restorasyon yapıyorlar. Şunu düzelteceğiz, bunu düzelteceğiz.

Köklü yapısal radikal bir çözümden ziyade, AKP’nin yarattığı adaletsizliği, hukuksuzluğu, demokrasisizliği, Anayasasızlığı bir nebze olsun tamir etmeye çalışıyorlar.

Ama AKP’den önce, AKP ilk geldiğinde bu ülkede her şey güllük gülistanlık değildi. Biz mevcut zararımızı giderelim ama üstüne yeni bir şey koymalıyım yaklaşımında değiliz.

Olumsuz diyemem. Ama mesela adalete ilişkin çok ciddi bir şey görmedim. İlk yansıyanlardan söylüyorum. Seçim barajı yüzde 3 demişler. Biz kuruluşumuzdan beri sıfır baraj diyoruz. Yüzde 3 kötü değil ama daha fazlası olabilir anlamında.

Siyasi partilere kapatma davası için Meclis’te karar alınmasını istiyorlarmış. Tamam amenna. Peki, Meclis her zaman adaletten yana mı tutum alıyor? Gerçekten daha geçen haftalarda Meclis, milletvekilinin dokunulmazlığını kaldırdı ve şu anda Adalet Komisyonu’nda iki vekil bekliyor, Meclis dokunulmazlıklarını kaldıracak.

Semra Güzel’in milletvekilliği düşürüldü. Leyla Güven ve Musa Farisoğulları’na Anayasa Mahkemesi ihlal kararı verdi ama Meclis vekilliklerini düşürdü. Bu yeterli değil. Buna ilişkin daha ciddi bir çalışma yapmak lazım.

Bir parti neden kapatılsın? Varsa sözcüsü, kişisel olarak suç işleyeni zaten gerekli yargılama yapılır. Parti kapatmak idam cezası gibidir. Biz hukukta böyle öğrendik. Gerçek kişi hakkında idam neyse, bir tüzel kişilik hakkında kapatma kararı vermek de idam etmek demektir. Biz idama karşıyız.

Türkiye’nin dış politikasına dair çok güçlü veriler görmedim. Savaş politikasına bir şey demiyor. Türkiye iç politikada her kullanmak istediğinde, Kürt meselesini kutuplaştırmak istediğinde, ben Kobanî’ye gidiyorum, şuraya asker gönderiyorum, ben sınır ötesi operasyon yapıyorum diyor. Aslında toplumun gündemi değil. Bu savaş politikasıyla kendisini konsolide ediyor.

Esaslı meselelere, Kürt meselesine dair de daha ciddi çalışma yapılması gerektiği görüşündeyiz. Restore ediyor ama yapısal çözüm noktasında çok eksik diye düşünüyorum.”

Paylaşın

Selahattin Demirtaş: Batı Dünyası En Çok Diktatörleri Sever

Eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, “Batı dünyası en çok diktatörleri sever çünkü diktatörlerle anlaşmak, uzlaşmak, ülkelerinin tüm çıkarlarını satın almak onlar için çok kolaydır. Batı dünyası diktatörleri devirmeyi bırakın, iktidarlarını korumalarını ister ve bunun için ürettikleri politikalarını ustaca, kurnazca hayata geçirirler. Hatta Erdoğan’a karşıymış gibi davranıp alttan alta güç, destek verenler vardır” dedi ve ekledi:

“Batı ile diktatörler arasında “win-win” ilişkisi hep vardır, olmaya da devam edecek. Fakat biz bu durumu değiştireceğiz. Batı ile diktatörler arasındaki “win-win” (kazan-kazan) ilişkisi “lose-lose” (kaybet-kaybet) olacak. “Win-win” ilişkisi, halklar arasında olacak.”

Demirtaş, ayrıca, “Erdoğan’ı destekleme kararı alsak sabah erkenden tahliye edilirim ve Cumhurbaşkanlığı helikopteriyle Saray’a götürülürüm, öğlen yemeğini de orada yerim herhalde. Ama ben buraya kendim olarak girdim ve de öyle çıkacağım. İlk yemeğimi de evimde yiyeceğim, küçük kızıma sözüm var” ifadelerini kullandı.

T24’ten Cansu Çamlıbel’in sorularını yanıtlayan Demirtaş, “İlkeler, sistem, kurumsal denge ve denetleme gibi temel konularda uzlaşma sağlandıktan sonra ismin ne olacağı ikinci plana düşer. Güven veren bir uzlaşma olursa her isim aday olabilir ve kesinlikle de kazanır” ifadelerini kullandı.

Demirtaş, “HDP gibi demokratik siyasetin TBMM’deki bir temsilcisi ile görüşmeye cesaret edemeyenler, Türkiye’nin yüz yıllık sorunlarını çözmeyi garanti edemezler. Bu saçma sapan fobinin aşılması lazım artık. Size uç bir değerlendirme gibi gelebilir ama önümüzdeki aylarda Erdoğan, HDP ile kameralar önünde görüşmeyi önerirse kimse şaşırmasın” dedi.

Demirtaş, sorulara şu yanıtları verdi:

HDP’nin kendi adayını çıkartma eğilimini saklı tutarak başka bir senaryo üzerinden adım adım ilerlesek…Birazdan soracağım senaryo aslında sizin bir demecinize dayanıyor. AFP’ye verdiğiniz söyleşide “Müzakereler yoluyla HDP ile varılabilecek bir uzlaşma sonucunda, Kürtler dahil Türkiye’nin tüm muhalefetini temsil edecek bir adayın hâlâ çıkarılabileceğini” söylediniz. Öncelikle bu, şu mu demek “HDP aslında aday çıkartırım diyerek pazarlık yapıyor…?”

Ben pazarlık ifadesini kullanmayı tercih etmiyorum, daha çok ticari alanda kullanılan bu kavram yerine “müzakere” kavramını tercih ediyorum. Siyasette müzakere haktır, meşrudur. Bu anlamda evet, HDP kendi adayını çıkararak iddiasını ortaya koyuyor ve müzakereci bir yaklaşımla siyasi diyaloğa açık olmayı benimsiyor. HDP, olması gerektiği gibi davranıyor. Bunda bir tuhaflık yok. Başka türlüsü tuhaf olurdu. Daha ortak aday olacak mı, olursa hangi ilkeleri savunacak, kim olacak, ne vaat edecek, güven verecek mi sorularının cevabı yokken HDP durduk yere “Biz Millet İttifakı’nın adayını destekleyeceğiz” diyebilir miydi? Süreç siyasetin doğası içinde, olması gerektiği gibi ilerliyor.

“Müzakereler yoluyla HDP ile varılabilecek bir uzlaşma”yı biraz açalım isterseniz. Çok çok basite indirgersek bunun formülü nedir? Kameralar önünde bir tokalaşma şart mıdır, yoksa kapalı kapılar ardında temaslar HDP açısından kabul edilebilir bir formül olabilir mi?

Müzakerenin açık ve şeffaf olması HDP’nin ön koşuludur. HDP her parti kadar meşrudur, yasaldır. Ne diye kapalı kapılar ardında konuşulsun ki? Unutulmasın ki, kameralar önünde PKK ile Kandil’de, devlet heyetinin gözlemciliğinde Öcalan ile görüşüldü bu ülkede.

HDP gibi demokratik siyasetin TBMM’deki bir temsilcisi ile görüşmeye cesaret edemeyenler, Türkiye’nin yüz yıllık sorunlarını çözmeyi garanti edemezler. Bu saçma sapan fobinin aşılması lazım artık. Size uç bir değerlendirme gibi gelebilir ama önümüzdeki aylarda Erdoğan, HDP ile kameralar önünde görüşmeyi önerirse kimse şaşırmasın.

Müzakerenin nasıl olacağına elbette HDP yönetimi ile muhatapları beraber karar verecekler fakat bu öyle gizemli bir süreç olmaz.

Bana kalırsa yapılması gerekenler şunlar: Millet İttifakı’nın altı bileşeni ikişerli gruplar halinde üç heyet ile kendileri dışındaki tüm siyasi partileri, meslek odalarını, sendika konfederasyonlarını, kadın örgütlerini ziyaret ederek ortay aday konusunda görüş alabilirler. En demokratik yönetimi esas almaları ortak adayın belirlenme sürecini kolaylaştırır, meşruiyetini ve desteğini artırır.

Ama gördüğüm kadarıyla böyle bir yöntemi tercih etmeyecekler. Altı lider oturup kendi aralarında bir aday belirleyecek gibi duruyor. Bu yöntemin sağlıklı olduğunu düşünmüyorum.

Altılı Masa’nın kendi başına belirleyeceği aday Millet İttifakı’nın adayı olur, o adayın ortak adaya dönüşmesi de kolay olmaz. Dolayısıyla Millet İttifakı adayını açıklamadan önce HDP dahil siyasal, toplumsal muhalefetin görüş ve önerilerini alınırsa bu, ön açıcı bir girişim olur. Aday bu yöntemle belirlendikten sonra da adayın kendisi, yine bu kesimleri ziyaret ederek hepsiyle demokratik ilkeler konusunda uzlaşma arayışına girer. HDP ile de bu çerçevede açık bir görüşme yaparak uzlaşma arar.

Görüşmelerde HDP’nin gizli bir gündemi ya da ajandası olacak değil. Tüm talepler ve beklentiler Türkiye toplumunun tamamının, 85 milyonun ortak çıkarını, yararını gözeten ilkeleri içeriyor. Eğer HDP ile Millet İttifakı’nın adayı arasında yürütülen müzakere, ki o müzakereyi yarım günde tamamlamak mümkün, uzlaşmayla sonuçlanırsa HDP kendi yetkili kurullarında tartışarak ortak adayı destekleme kararı alabilir.

HDP’nin Millet İttifakı’nın adayının ziyaretinde önüne koyacağı şey, 2021 Eylül’ünde açıkladığı 11 maddelik tutum belgesidir.  Bu tutum belgesine bakılmasını öneririm.  Bu tutum belgesindeki hangi maddeye neden karşı çıkılabilir ki?

Tabii tüm bu süreçlerin Emek ve Özgürlük İttifakı ile de açık ve şeffaf şekilde yürütülmesi gerekir.

Son olarak şunun altını çizeyim, bunlar benim kişisel önerilerimdir. Bu önerileri HDP adına yapmıyorum, sadece yol göstermeye çabalıyorum. Bu şekilde anlaşılırsa daha doğru olur.

HDP çizgisindeki Kürt seçmen 2019 yerel seçimlerinde İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’ndan yana önemli bir ağırlık koydu. Sizce İmamoğlu’nun sizin seçmeniniz arasındaki popülaritesi devam ediyor mu?

Ekrem Bey şehir şehir dolaşıyor şu anda, benim bir şey söylememe gerek yok. Gittiği şehirlerde neler yaşandı, yaşanıyor herkes izliyor zaten. Ben şimdi hangi yorumu yapsam yanlış anlamalara yol açar.

 ‘HDP, müzakereye hep açık oldu’

Diyelim ki Millet İttifakı tutum değiştirdi, HDP ile bir müzakere ve uzlaşma yoluna gitti. O noktada ortak aday konusunda HDP’nin tavrı ne olur? Meral Akşener zaten şu an için “Ben başkan adayı değilim, başbakan adayıyım” diyor. Ama anketlerde yine ülkücü kökenli Mansur Yavaş bir isim olarak çıkıyor. Mansur Yavaş Kürtlerin kırmızı çizgisi midir?

İlkeler, sistem, kurumsal denge ve denetleme gibi temel konularda uzlaşma sağlandıktan sonra ismin ne olacağı ikinci plana düşer. Güven veren bir uzlaşma olursa her isim aday olabilir ve kesinlikle de kazanır.

İnsanlar aday adayları konusunda kişisel fikirlerini açıklamakta özgürdürler ancak HDP kurumsal görüş olarak hiçbir isim için olumlu ya da olumsuz görüş açıklamadı, ilkeleri öne çıkardı ve kırmızı çizgi koymadan müzakereye hep açık oldu. Başka türlüsü politik değil, kişisel tutum olur. HDP yönetimi bu konularda başından beri tutarlı ve açık davrandı.

Peki İmamoğlu, Kılıçdaroğlu denklemiyle karşı karşıya kalınması durumunda Kürtlerin tercihi neyi yönde olur sizce?

Niye böyle bir denklemle karşı karşıya kalınsın? İki ismin aynı anda aday olması, olasılıklar içinde görünmüyor.

Ayrıca bir tek Kürtler mi seçimde oy kullanacak?

26 Ocak Perşembe günkü Altılı Masa toplantısından sonra açıklanan metinde önemli bir detay daha var. Kendisi önemli ama zamanlaması enteresan. Altı lider nihayetinde şöyle bir noktaya gelmiş; “Anayasa ve kanunda hiçbir tereddüte yer vermeyecek kadar açık bir şekilde düzenlenmiş olan hükümler uyarınca, TBMM yenileme kararı almadığı müddetçe, Sayın Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapılacak olan seçimlerde bir kez daha aday olması mümkün değildir.” Siz, Altılı Masa toplantısından birkaç gün önce “Erdoğan hem diploması olmadığı için hem de olsa bile üçüncü kez cumhurbaşkanı olamayacağından, adaylığı yasaya aykırı ve gayrı meşrudur” demiş ve YSK’ya itiraz dilekçesi sunacağınızı söylemiştiniz. Altı lider de bir şekilde sizinle benzer bir çizgiye geldiğini anlıyoruz. Burada muhalefetten yeknesak bir tavır olursa hakikaten sonuç alınabilir mi?

Sonuç alınır veya alınmaz, önemli olan Erdoğan’ın yasa tanımaz tutumuna açıkça karşı çıkılması ve adaylığının meşruiyetinin olmadığının halk önünde gösterilmesidir.

“Erdoğan bunu mağduriyet için kullanacak” gibi bir kaygıya kapılmanın anlamı yok çünkü 85 milyon aynı anda bağırıp “Biz, Erdoğan’ı çok seviyoruz” desek bile Erdoğan illa ki buradan bir mağduriyet çıkarır. Hiçbir şey demese “Görüyor musunuz beni sevgiye boğmaya çalışıyorlar ama milletim bu boğma teşebbüsünde izin vermez” der yani?

Bu nedenle korkuları, kaygıları bir kenara bırakıp son ana kadar hukuku savunmak gerekir.

Medyadan gelen söyleşi başvurularını sıraya koyup titizlikle yanıt veriyorsunuz. Geçen hafta İzmir’in yerel gazetelerinden İz Gazete’ye verdiğiniz söyleşi dikkatimden kaçmadı. Pek çok şey söylemişsiniz ama ben şurasını çarpıcı buldum; “Ben istesem bir günde buradan çıkarım, ama onurumu yitirerek, boyun eğerek çıkmış olurum ki, öyle bir şey yapmaktansa burada ölmeyi tercih ederim.” Nedir Edirne’den bir günde çıkmanın formülü? Erdoğan’a biat ettiğinizi ilan edecek birkaç açıklama mı mesela? Ya da Kürt seçmene 14 Mayıs’ta Erdoğan yanında hizalanma yönünde mesaj göndermeye başlamak mı?

Evet, dediğiniz gibi bugün Erdoğan’ı destekleme kararı alsak sabah erkenden tahliye edilirim ve Cumhurbaşkanlığı helikopteriyle Saray’a götürülürüm, öğlen yemeğini de orada yerim herhalde. Ama ben buraya kendim olarak girdim ve de öyle çıkacağım. İlk yemeğimi de evimde yiyeceğim, küçük kızıma sözüm var.

“Erdoğan seçimle geldi, seçimle gider”

Batı’da Türkiye’yi yakından izleyen diplomat, akademisyen, düşünce kuruluşu analisti vs. pek çok kişi şu yorumu son zamanlarda satın almış gözüküyor; “Erdoğan kaybedeceği seçime girmez, seçimi kaybederse de koltuğu bırakmaz.” 2019’da ikinci İstanbul seçimi öncesi de benzer konuşmalar yapılıyordu.

Erdoğan seçimle geldi, seçimle gider. Başka seçenekleri tartışmak bile yanlıştır. Seçimi kaybederse gider, hem de tıpış tıpış gider.

Yakın zamana kadar Washington’da gazetecilik yapan birisi olarak Batılı muhataplarının Erdoğan’a kendi çıkarlarına göre son derece pragmatik pozisyon almakta mahir olduğunu söyleyebilirim.

Batı dünyası en çok diktatörleri sever çünkü diktatörlerle anlaşmak, uzlaşmak, ülkelerinin tüm çıkarlarını satın almak onlar için çok kolaydır. Batı dünyası diktatörleri devirmeyi bırakın, iktidarlarını korumalarını ister ve bunun için ürettikleri politikalarını ustaca, kurnazca hayata geçirirler. Hatta Erdoğan’a karşıymış gibi davranıp alttan alta güç, destek verenler vardır.

Batı ile diktatörler arasında “win-win” ilişkisi hep vardır, olmaya da devam edecek. Fakat biz bu durumu değiştireceğiz. Batı ile diktatörler arasındaki “win-win” (kazan-kazan) ilişkisi “lose-lose” (kaybet-kaybet) olacak. “Win-win” ilişkisi, halklar arasında olacak.

 “AYM’den hukuka uygun karar vermesini beklemek saflık olur”

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, HDP’ye ödenecek devlet yardımının bulunduğu banka hesabına tedbiren bloke konulması kararını oy çokluğuyla aldı. Ama karara Başkan Zühtü Arslan’ın da aralarında bulunduğu 7 üye muhalefet etti. 15 kişilik mahkemenin yarısından bir eksik. Bu tablo bize AYM’nin HDP kapatma davası konusundaki muhtemel tavrı konusunda herhangi bir sinyal veriyor olabilir mi?

Anayasa Mahkemesinin kararı ne olursa olsun siyasi olacaktır. Bu ortamda Anayasa Mahkemesinin hukuka uygun karar vermesini beklemek saflık olur. Olması gereken şey, kapatma talebinin reddedilmesidir. Bekleyip göreceğiz artık.

“Açıkçası seçimle gelinen hiçbir göreve talip olma gibi bir düşüncem yok. Mücadelemi sosyal ve sivil alanda sürdürme düşüncesi daha basıyor. Fakat ben aktif temsili siyaset sayfasını kendi açımdan uzun süre önce kapattım” diye bir demeciniz var. Altı senedir cezaevinden bu kadar sıkı siyaset yapıyorsunuz, çıkınca sivil toplumcu olacağınızı hayal etmek bana şahsen zor geliyor. Yeniden seçilmek istemez misiniz?

Ben sivil toplumcu olacağıma ilişkin bir şey söylemedim aslında. Siyasetin toplumsal alanında olmayı tercih ettiğimi belirttim. Şu seçimi bir atlatalım, neler olabileceğini sonra göreceğiz.

Bununla birlikte, önümüzdeki günlerde yayınlanacak olan bir yazıma şimdiden gönderme yapabilirim. O yazımda, geleceğin siyasetinin nasıl olacağına ilişkin bir önerim olacak. Okuyunca daha iyi anlaşılacaktır, birazcık sabır sadece.”

Paylaşın