Çözüm Süreci Tartışmaları: DEM Parti’den “Kandırılma” Açıklaması

Yeni çözüm süreci tartışmalarına ilişkin açıklamada bulunan Tuncer Bakırhan, DEM Parti’nin yeniden “kandırılabileceği” yönündeki eleştirilere ilişkin, “Bizim kandırıldığımızı söyleyenler oluyor. Biz geçmişte yaşananları biliyoruz, değerlendirdik, hatalarımız için özeleştiri yaptık” dedi ve ekledi:

“Ama biz de yaşananları yetkili organlarımız ile tartışıyoruz. Olmadı bir kandırmacadan ibaret çıktı, mücadelemiz sürüyor. Biz yine buradayız. Cezaevleri bizimle dolu. AYM kararları, AİHM kararları uygulanmıyor. Kobanê ve Gezi tutukluları bırakılmalı. İnsanların infazı yakılıyor, 30 yılı dolduranlar 32 yıl, 35 yıl tutulmak isteniyor, bu değişmeli.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, gazetecilerle buluşmalarında soruları yanıtladı ve “Bir süreç mi var, bilmiyoruz” diye konuştu.

Hükümetle bir temaslarının olmadığını söyleyen Tuncer Bakırhan, “Henüz bir görüşme yok, şimdi olan bir süreç mi değil mi onu da bilmiyoruz. Bu işi başlatanlarla bir temas olmadı, resmi de gayrı resmi de olmadı. Yazılan çizilenleri hayretle izliyoruz. Onaylayacak ya da reddedecek durumda değiliz. Ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz” dedi.

AK Parti ve MHP’nin sürece yaklaşımının belirleyici olacağını söyleyen Hatimoğulları da şu ifadeleri kullandı: “Eğer barış isteniyorsa bir yol temizliği gerekir. Yol temizliği nedir? İmralı tecridinin kalkması, AİHM kararlarının uygulanması, cezaevlerinin rahatlatılması bir yol temizliğidir. Bugün bir müzakere başlıyor, sonra kapatılıyorsa biz mücadelemize kaldığımız yerden devam ederiz. Bu süreç bizi asla rehavete sürüklemeyecek. Barışın toplumsallaşması için sahada olacağız.”

DEM Parti’nin yeniden “kandırılabileceği” yönündeki eleştirilere ise Tuncer Bakırhan şu yanıtı verdi: “Bizim kandırıldığımızı söyleyenler oluyor. Biz geçmişte yaşananları biliyoruz, değerlendirdik, hatalarımız için özeleştiri yaptık. Ama biz de yaşananları yetkili organlarımız ile tartışıyoruz. Olmadı bir kandırmacadan ibaret çıktı, mücadelemiz sürüyor. Biz yine buradayız. Cezaevleri bizimle dolu. AYM kararları, AİHM kararları uygulanmıyor. Kobanê ve Gezi tutukluları bırakılmalı. İnsanların infazı yakılıyor, 30 yılı dolduranlar 32 yıl, 35 yıl tutulmak isteniyor, bu değişmeli.”

“Muhatap kim?”

Basın toplantısında “muhatap kim olacak” sorularını da yanıtlayan Bakırhan, şöyle konuştu: “Çatışan taraflar barışı kurar, demokrasi güçleri katkı sunar. Çatışmanın tarafları, devlet ve PKK/Öcalan’dır. PKK’ye talimat verecek bir konumda, bir yerde değiliz, bizim işimiz de değil. Silah bırakılsın deniliyor. Silah bizde değil. Bunu sağlayabilecek tek kişi Öcalan. Tabii ki parlamentoda grubu bulunan, Türkiye’nin üçüncü büyük partisi, hareketiyiz, tabii ki aktörüz. Çatışmanın bitmesine demokrasi gücü olarak en büyük katkıyı veririz. Birilerini iktidara getirme götürme durumunda değiliz, çözüm için çalışıyoruz.”

Sırrı Süreyya Önder’in Devlet Bahçeli’ye teşekkür ettiğini hatırlatan Tuncer Bakırhan; kendisinin de Özgür Özel’e teşekkür ettiğini belirterek “Ben de sizin aracılığınızla Özgür Özel’e teşekkür ediyorum, bu konuyla ilgili tutum ve açıklamalarını önemli buluyorum” diye konuştu.

Eş genel başkanlar umutlu olup olmadıklarına dair soruyu ise şöyle yanıtladı: “Umarız bir sürece dönüşür. Bir süreç olursa, bir samimiyet görebilirsek, bizim misyonumuz, varlık gerekçemiz görüşmektir, konuşmaktır, barışa bir yol bulmaktır. Bir barış girişimini, kimden geldiğine bakarak peşinen reddetme lüksüne sahip değiliz. Tuzu kuru değiliz. Ülke yararına, toplum yararına, halklar yararına olan ve samimi her şeye varız. Anayasa değişikliği tartışmaları buna dahil. Biz bugün, barışı ve demokrasiyi hapishanede konuşuyoruz, anayasa ihtiyacını da barış ihtiyacını bunda daha iyi anlatan bir durum olabilir mi? İHA’ya, SİHA’ya yapılacak yatırımdan daha önemlidir Kürtlerle barış. Kürt meselesi, topla, tüfekle, karakolla, kalekolla çözülmez, hasım değil hısım olmalıyız.”

Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın mesajları

Eş genel başkanlar, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın olası yeni ‘çözüm süreciyle’ ilgili mesajlarını aktardı. “Medyada kimileri Öcalan – Demirtaş ikiliği üretmeye çalışıyor” diyen Hatimoğulları, Demirtaş’ın bu konuda şu mesajı gönderdiğini söyledi:

“Kimse böyle bir ikilem yaratmaya kalkmasın, benim de olası bir süreç için söyleyeceğim şey, ilk refleks tecridin kaldırılmasını istemektir. Hatimoğulları, Demirtaş ve Yüksekdağ’ın özetle şunları ifade ettiğini aktardı: “Dışarıda olsak elbette barışa katkı sağlarız. Ama içeride bile kalsak yine elimizden geleni yapmaya devam ederiz.”

Hatimoğulları, Demirtaş’ın ayrıca Recep Tayyip Erdoğan’ın Kobanê davası nedeniyle özeleştiri yapılması isteğine şu cevabı verdiğini söyledi: “Özeleştiri vermesi gereken, suç işleyenlerdir. Yani bize bu kadar cezayı yağdıranlardır.”

Çözüm süreci: Çözüm süreci, 2013-2015 yılları arasında PKK ile devlet arasında başlayan müzakereleri ifade ediyor. Bu süreç, Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek amacıyla başlatılmıştı. Sürecin temel unsurları arasında, silah bırakma, demokratik reformlar ve Kürt kimliğine yönelik hakların genişletilmesi yer almaktaydı. PKK lideri Abdullah Öcalan, bu müzakerelerde kilit bir figür olarak rol almıştı. Ancak 2015’te çatışmaların yeniden başlamasıyla çözüm süreci fiilen sona ermişti. Bu dönem, Türkiye’deki siyasi dinamiklerde önemli değişimlere neden olmuştu.

28 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kurulan PKK, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Fransa, Türkiye ve pek çok başka devlet tarafından terör örgütü kabul ediliyor. PKK lideri Öcalan, terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldığı 1999 yılından beri, Marmara Denizi’ndeki İmralı Cezaevi’nde bulunuyor.

Paylaşın

RTÜK Harekete Geçti: Gündüz Kuşağı Programlarına Ağır Yaptırımlar Kapıda

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanlığı (RTÜK), gündüz kuşağı programlarına karşı harekete geçti. programlarda artık şiddet, istismar, cinayet başta olmak üzere suç teşkil eden konular işlenemeyecek.

Konuya ilişkin RTÜK’ten yapılan açıklamada, ‘Gündüz Kuşağı Programları Yayın Etik İlkeleri’nin oy birliğiyle kabul edildiği ifade edildi.

RTÜK, aldığı kararları şöyle açıklandı: “Özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesi doğrultusunda kişilerin özel hayatına ilişkin bilgi, belge ve kayıtlar kesinlikle yayınlanmayacaktır.

Katılımcılar kendilerinin ya da üçüncü kişilerin özel hayatlarına ilişkin konularda beyanda bulunmaya zorlanmayacaktır. Program sunucusu ve program konuğu uzmanlar ile stüdyo konuklarının yorum ve ifadeleriyle katılımcılara karşı psikolojik şiddet uygulamalarına müsaade edilmeyecektir.

Kuşak programında kullanılan yorum ve ifadeler ile seçilecek program içeriği toplumun millî ve manevî değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olmayacak, toplumsal yaşam alanı içerisinde sergilenemeyecek söz ve davranışlara izin verilmeyecektir.

Editoryal sorumluluk kapsamında, yayının canlı ya da bant yayını olması fark etmeksizin, teknik imkânlar da kullanılarak Türkçenin düzeysiz, kaba ve argo kullanımına izin verilmeyecektir.

Tüm medya kuruluşlarımızın her çalışanının kanunlardan da önce tamamen insani ve vicdani hassasiyetle yaklaşmaları gereken ilk konu çocuklarımızdır. Kuşak programlarında çocuklar, gençler ve zihinsel engelli bireyler stüdyoya ya da canlı bağlantıya hiçbir surette konuk olarak alınmayacaktır. Konusu itibarıyla bu kitleye yönelik yayınlarda, istismarlara yol açabilecek konuşmalardan, suçlayıcı ve yargılayıcı ifadelerden kaçınılacaktır.

Cinsel taciz, tecavüz gibi konuları meşrulaştırıcı, hafifletici ve kışkırtıcı yayın yapılmayacaktır.

Kuşak programında kadına yönelik şiddeti teşvik eden veya kanıksatan, kadınları istismar eden içerikler ile editoryal sorumluluk gereği, program konuklarının veya katılımcılarının da bu anlama gelen yorum ve ifadelerine müsaade edilmeyecektir. Bu çerçevede, Üst Kurulumuz tarafından açıklanan Medyada Kadına Yönelik Şiddetle Mücadeleye İlişkin Etik İlkeler’e aykırı yayın yapılmayacaktır.

Kuşak programında şiddet unsuru taşıyan konuların işlenmemesine özen gösterilecektir. Şiddet unsurunun yer aldığı konular; şiddeti özendirici veya kanıksatıcı, saldırgan davranış ve tutumları öğretici, şiddete karşı duyarsızlaştırıcı ve şiddeti normalleştirici şekilde sunulmayacaktır.

Soruşturmanın gizliliği kapsamında, soruşturma aşaması henüz tamamlanmamış olaylar kuşak programlarına konu edilmeyecektir… Lekelenmeme hakkı olarak da nitelendirilen kişilerin şeref ve itibarlarının korunmasını sağlamak adına kuşak programlarında aynı konuya tekraren yer verilmemesine özen gösterilecektir.”

Paylaşın

Halk Neden Döviz Ve Altına Yöneliyor? Mehmet Şimşek Açıkladı

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, halkın neden döviz ve altına yöneldiğine ilişkin, “AK Parti hükûmetlerinin 10 – 15 yılı hariç 50 yıldır bu ülkede enflasyon çift haneli” dedi ve ekledi:

“Çift haneli enflasyon olunca vatandaş kendisini enflasyondan korumak için ya faize gidecek ya altına ya da dövize gidecek. Bunun kök sebebi enflasyondur. Biz vatandaşı suçlayamayız. Vatandaşın tercihlerine saygı duymak zorundayız.”

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, kayıt dışı ile mücadele başta olmak üzere vergi ile ilgili konularda partisinin milletvekillerinin sorularını cevapladı. Türkiye Gazetesi‘nde yer alan habere göre Şimşek, kayıt dışılığın neden olduğu haksız rekabeti ve vergi kaybını gidermek için tek yolun çapraz denetim olduğunu söyledi.

Kimsenin vergi vermek istemediğini söyleyen Şimşek, şu ifadeleri kullandı: “Biz kayıt dışılığı önlemek konusunda samimiysek ispat yükümlülüğünü devletten alıp vatandaşa, mükellefe yüklememiz gerekiyor. Avrupa’da hangi giderler vergiden düşürülüyorsa biz bunu yapmaya razıyız. Ama bu şartla. Mesele bir kültür ve zihniyet meselesi. En düşük KDV ekmekte. Siz hiç fırıncının size fiş verdiğini gördünüz mü? Yüzde 1’e tenezzül ediliyor. En çok vergi kaçağının olduğu, hiç verginin gelmediği yerler fırıncılar.

Günün başında da ortasında da sonunda fiş kesmiyorlar. Sabahtan akşama kadar ekmek satıyorlar ama vergisini vermiyorlar. Bir vatandaşımız büyükşehirlerden birinde 32 tane daire almış, bizde vergi kaydı yok. Hayatında hiç beyanname vermemiş. Yıl içinde 65 milyon liraya lüks araç alan binlerce vatandaşımız var. Çağırıyoruz, ‘izah et’ diyoruz ama izahları yok. ‘Bu parayı kazandığınızı kanıtla’ diyoruz kanıtlayamıyor. Çapraz denetim yapmadığımız müddetçe istediğimiz modeli uygulayamayız. Kredi kartı kullanımı olsun vergide indirim olsun bu konularda üzerimize düşen stratejiyi yapacağız.”

“Halk neden döviz ve altına yöneliyor?”

Şimşek, halkın neden dövize yöneldiği sorusuna ise “Çünkü AK Parti hükûmetlerinin 10-15 yılı hariç 50 yıldır bu ülkede enflasyon çift haneli. Çift haneli enflasyon olunca vatandaş kendisini enflasyondan korumak için ya faize gidecek ya altına ya da dövize gidecek. Bunun kök sebebi enflasyondur. Biz vatandaşı suçlayamayız. Vatandaşın tercihlerine saygı duymak zorundayız” cevabını verdi.

Türkiye’nin dış borcunun yönetilebilir seviyede olduğunu savunan Şimşek, “Geçen yıl mayıs ayında 5 yıl vadeli tahvilimizin dolar cinsinden faizi yüzde 11’e çıkmıştı. Şimdi yüzde 6’ya düştü. Bunu daha da düşürmemiz gerekiyor. O nedenle bu programı sabırla, kararlılıkla sürdüreceğiz. CDS’yi 150‘lere çekmemiz gerekli” değerlendirmesini yaptı.

Cari açık problemini çözmenin yolunun ise her alanda katma değeri yükseltmek olduğunu söyleyen Şimşek, “Enerjide dışa bağımlılığı azaltmamız lazım. 22 yılda enerjiye 910 milyar dolar para harcanmış. Güneşimizi, rüzgârımızı her şeyi enerjiye dönüştüreceğiz ve petrol, doğalgaz ithalatını azaltacağız. Bunun yanı sıra tarım ve sanayide hatta hizmet sektöründe katma değerimizi yükselteceğiz. Örneğin golf için ülkeye gelen, sırt çantasıyla gelenden belki 10-15 kat daha fazla harcıyor. Bütün alanlarda katma değeri yukarı çıkaracağız. Daha fazla gelir elde edeceğiz. Cari açığı kalıcı şekilde çözmek için bir program uygulamaya koyduk ve bu programda samimiyiz” dedi.

Mehmet Şimşek, arkadaşının bir berber anısını da anlattı. Şimşek, “Arkadaşım İstanbul’da lüks semtte berbere gidiyor, 2.500 lira fiyat çıkıyor. Kartla ödeme almıyorlar. Arkadaşım ‘üzerimde nakit yok’ deyince esnaf ‘bankamatik yakında’ diye cevap veriyor. Fahiş fiyat uygulanıp oyuna geldiğini düşünen arkadaşıma kuaför bu kez bir IBAN’a göndermesini söylüyor. Banka müdürü ‘Şirkete ya da size aitse olur gönderirim’ diyor.

Fakat kuaför, IBAN’ın kardeşine ait olduğunu söylüyor. Arkadaşım bu kez ‘IBAN sahibi terörist de olabilir, kaçak da. Karttan alın, yoksa çıkıyorum’ diyor ama esnaf üzerine 500 lira komisyon koyarak POS’tan çekiyor. Biz o dükkâna denetime gittik. Bir hafta kimse gelmedi. Çünkü müşterilerini arayıp ‘gelmeyin’ demiş. Bu, zihniyet meselesi. Hepsi nakit ya yüzde 20-25 komisyon istiyor. Maliyede 5 bin 500 denetim elemanım var. Ülkede kaç doktor, dişçi, kuaför, avukat var?” diye konuştu.

 

Paylaşın

Çözüm Süreci Tartışmaları: İktidardan “Yeni Anayasa” Mesajı

Yeni çözüm süreci tartışmalarına ilişkin açıklamada bulunan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, “Türkiye partisi olun çağrısı ise kıymetlidir ve şöyle tercüme edilebilir: Birincisi DEM’in kendi içinden yükselen ‘bizi terör ve şiddet siyasetinden kurtarın’ talebini ifade edenlere bir imkan sağlamaktır. İkincisi DEM’i terör vesayetinden kurtarmak için DEM’e bir seçenek sunmaktır. Üçüncüsü, TBMM’de DEM üzerinden etkili kılınan terör vesayetini hem DEM üzerinden hem de TBMM’den tasfiye etmektir” dedi ve ekledi:

“Eğer DEM kendisine sunulan terör vesayetinden kurtulma imkanını sosyal ve siyasi açıdan değerlendirmezse veya bu imkanı kötüye kullanırsa o zaman TBMM’de DEM üzerinden yürütülen terör vesayeti hukuk yoluyla tasfiye edilir. Bu da kaçınılamaz bir gerçektir. Bu açılan yolla terör vesayeti tarihe gömülürse, TBMM, Cumhuriyetin ikinci yüzyılına, Türkiye yüzyılına yakışan yeni bir anayasayı ilk dört maddenin esaslarının ve demokratik kazanımlarının üzerine bina ederek çok daha güçlü bir şekilde ve kapsayıcı bir halde hayata geçirme imkanına kavuşur.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) milletvekilleri ile tokalaşması ve “Öcalan Kandil’deki yöneticilerle görüştü” iddiasıyla başlayan yeni ‘çözüm süreci’ tartışmaları sürüyor.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, yeni çözüm sürecine ilişkin tartışmaları değerlendirdi. Uçum’un açıklamaları şu şekilde: “Yumuşama, normalleşme, tokalaşma hangi tutum ve dil referans verilirse verilsin Türkiye’de ne önceki uygulamaya benzer ne de yeni versiyonla bir çözüm süreci olmaz, olamaz. O süreçler geçmişte kaldı, tarihe mal oldu. Siyonizmin saldırganlığı sebebiyle bir ‘çözüm süreci’ başlatılıyor iddiası son derece saçmadır ve Türkiye’nin gücünün farkında olmamaktır.

Konuyu hiç bir zaman böyle manasız bir bağlamda ele almamak gerekir. Devlet deneyip tam sonuç alamadığı yol ve yöntemleri bir daha denemez. Devlet başka etkili yol ve yöntemler bulur. O da 15 Temmuz’dan sonra uygulanan güçlü ve etkili siyasi ve askeri stratejilerdir. Bunların yumuşatılması veya bunlardan vazgeçilmesi söz konusu olmaz. Terör, Türkiye içinde neredeyse tamamen tasfiye edildi. Sınır ötesi güvenlik bölgeleriyle birlikte ise tümden tasfiye edilecek bir sürece girildi. Kimse bu sürece engel olamaz.

Ama bu durum siyasette özellikle Meclis’te yapıcı bir dil geliştirme ve herkesle diyalog kurma yaklaşımlarını dışlamaz. Çünkü TBMM diyalog ve ortak dil geliştirmek konusunda halkın görev verdiği en yüksek devlet erkidir. Bu görevi Meclis’teki her partinin her aktörün yerine getirmesi beklenir. Bu tip girişimlerin kesinlikle TBMM’de 360 milletvekiliyle seçimlerin yenilenmesi kararı alarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yeniden adaylık imkanı açmakla ilgisi yoktur. Ayrıca yeni anayasa yoluyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın adaylığının önünü açmakla da ilgisi yoktur. Gerçekliğe aykırı yorumlarla, hayali kurgularla yapılan değerlendirmeler tamamen asılsızdır.

Türkiye partisi olun çağrısı ise kıymetlidir ve şöyle tercüme edilebilir: Birincisi DEM’in kendi içinden yükselen ‘bizi terör ve şiddet siyasetinden kurtarın’ talebini ifade edenlere bir imkan sağlamaktır. İkincisi DEM’i terör vesayetinden kurtarmak için DEM’e bir seçenek sunmaktır. Üçüncüsü, TBMM’de DEM üzerinden etkili kılınan terör vesayetini hem DEM üzerinden hem de TBMM’den tasfiye etmektir. Eğer DEM kendisine sunulan terör vesayetinden kurtulma imkanını sosyal ve siyasi açıdan değerlendirmezse veya bu imkanı kötüye kullanırsa o zaman TBMM’de DEM üzerinden yürütülen terör vesayeti hukuk yoluyla tasfiye edilir. Bu da kaçınılamaz bir gerçektir. Bu açılan yolla terör vesayeti tarihe gömülürse, TBMM, Cumhuriyetin ikinci yüzyılına, Türkiye yüzyılına yakışan yeni bir anayasayı ilk dört maddenin esaslarının ve demokratik kazanımlarının üzerine bina ederek çok daha güçlü bir şekilde ve kapsayıcı bir halde hayata geçirme imkanına kavuşur.

Bu tarihsel fırsatı kimse ıskalamamalı ve göz ardı etmemelidir. Bunun yolu da şu olabilir, terörü son noktasına kadar yok edecek mücadeleyi aynen sürdürmek ama Türkiye’nin bütünlüğünü, birliğini ve demokrasisini güçlendirecek demokratik siyaseti en kapsamlı hale getirecek şekilde diyalog ve işbirliğini hayata geçirmek. Bu da mümkündür. Kimse bu çerçevenin dışında başka bir şey ummasın, başka bir şey beklemesin.”

Çözüm süreci: Çözüm süreci, 2013-2015 yılları arasında PKK ile devlet arasında başlayan müzakereleri ifade ediyor. Bu süreç, Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek amacıyla başlatılmıştı. Sürecin temel unsurları arasında, silah bırakma, demokratik reformlar ve Kürt kimliğine yönelik hakların genişletilmesi yer almaktaydı. PKK lideri Abdullah Öcalan, bu müzakerelerde kilit bir figür olarak rol almıştı. Ancak 2015’te çatışmaların yeniden başlamasıyla çözüm süreci fiilen sona ermişti. Bu dönem, Türkiye’deki siyasi dinamiklerde önemli değişimlere neden olmuştu.

28 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kurulan PKK, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Fransa, Türkiye ve pek çok başka devlet tarafından terör örgütü kabul ediliyor. PKK lideri Öcalan, terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldığı 1999 yılından beri, Marmara Denizi’ndeki İmralı Cezaevi’nde bulunuyor.

Paylaşın

DEM Parti’den Selahattin Demirtaş’a Ziyaret: Onurlu Bir Barış İçin…

Yeni çözüm süreci tartışmaları gündemdeki yerini korurken, DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Selahattin Demirtaş’ı cezaevinde ziyaret etti.

Haber Merkezi / Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, dün de Figen Yüksekdağ’ı ziyaret etmişlerdi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı, tutuklu bulunduğu Edirne’deki cezaevinde ziyaret etti.

Hatimoğulları ve Bakırhan’ın Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda gerçekleştirdikleri ziyaret, yaklaşık 4 saat sürdü.

Hatimoğulları ve Bakırhan, eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı ile de görüştü.

Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, ziyaret sonrası yaptıkları açıklamada şu ifadeleri kullandılar: “Tutsak yoldaşlarımızı çok iyi gördük. Cezaevindeki arkadaşlarımız, partimizin izlediği politikayı olumlu bulduklarını ve desteklediklerini söylediler.

Onurlu bir barış için hem kendilerinin hem de diğer siyasi mahpusların her türlü katkıyı sunmaya hazır olduklarını teyit ettiler. Sürece ilişkin henüz atılan bir adım olmadığını, bu konuda somut adımlar atılmasına ihtiyaç olduğunu ifade ettiler.

Özellikle de bu sürecin başlamasının en önemli ve öncelikli yolunun İmralı tecridinin kaldırılması olduğunu ifade ettiler. Bu nedenle tecridin önemli bir gündem olarak ele alınması gerektiğini söylediler. Onurlu bir barış için katkı verebilecek bütün herkese de katkı sunma çağrısında bulundular.”

Hatimoğulları ve Bakırhan, demokratikleşme ve barışı hapishanelerde konuşuyor olmanın ciddi bir sorun olduğuna işaret ederek şunları söylediler:

“Her şeye rağmen yoldaşlarımız, ödedikleri bedellerin barışa katkı sunmasını temenni ediyor. Bizler de arkadaşlarımıza bu değerli görüşleri için çok teşekkür ediyoruz. Önümüzdeki süreçte siyasi tutsak arkadaşlarımızın dışarıda katkı sunacak bir pozisyonda olmalarını hem önemsiyoruz hem de bekliyoruz.”

Selahattin Demirtaş, 31 Mayıs’ta 14 Mayıs seçimlerinin ardından, aktif siyaseti bıraktığını ancak mücadelesini cezaevinden sürdüreceğini açıklamıştı.

Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, dün de Kocaeli 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda Figen Yüksekdağ’ı ziyaret etmişti. Ziyarette Hatimoğulları ve Bakırhan, eski HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel ile de görüşmüştü.

Çözüm süreci: Çözüm süreci, 2013-2015 yılları arasında PKK ile devlet arasında başlayan müzakereleri ifade ediyor. Bu süreç, Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek amacıyla başlatılmıştı.

Sürecin temel unsurları arasında, silah bırakma, demokratik reformlar ve Kürt kimliğine yönelik hakların genişletilmesi yer almaktaydı. PKK lideri Abdullah Öcalan, bu müzakerelerde kilit bir figür olarak rol almıştı.

Ancak 2015’te çatışmaların yeniden başlamasıyla çözüm süreci fiilen sona ermişti. Bu dönem, Türkiye’deki siyasi dinamiklerde önemli değişimlere neden olmuştu.

28 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kurulan PKK, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Fransa, Türkiye ve pek çok başka devlet tarafından terör örgütü kabul ediliyor.

PKK lideri Öcalan, terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldığı 1999 yılından beri, Marmara Denizi’ndeki İmralı Cezaevi’nde bulunuyor.

Paylaşın

AK Partili Efkan Ala: Çözüm Süreci Masamızda Yok

Yeni çözüm süreci tartışmalarına ilişkin değerlendirmede bulunan AK Parti Genel Başkan vekili Efkan Ala, “Çözüm süreci masamızda yok. Daha önce oldu bitti. Abdullah Öcalan’la temas gündemimizde değil” dedi.

PKK lideri Abdullah Öcalan ile de bir görüşmenin gündemlerinde olmadığını belirten Efkan Ala, “Sorun da farklı sorunlara bulunacak çare de farklı. Geçmişte oldu, bitti. Her seferinde aynı şeyi yapmak durumunda değiliz ki” dedi.

NTV’de yer alan habere göre Efkan Ala, “24 saat Kürtçe kanal yayın yapıyor. Bunlar aşıldı. O süreçlerin belli yerinde Ortadoğu tarumar oldu. Türkiye, o reformlarını yapmamış olsaydı Irak ve Suriye’ye döndürmek isteyen projelere yenilirdi” diye konuştu.

1 Ekim’de Meclis’in açılışı sırasında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile AK Parti Bursa Milletvekili Efkan Ala DEM Parti sıralarına giderek tokalaşmıştı. Efkan Ala, 2013-2015 yılları arasındaki çözüm süreci döneminin İçişleri Bakanı’ydı ve Dolmabahçe açıklamasındaki en üst düzey yetkiliydi.

Çözüm süreci: Çözüm süreci, 2013-2015 yılları arasında PKK ile devlet arasında başlayan müzakereleri ifade ediyor. Bu süreç, Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek amacıyla başlatılmıştı.

Sürecin temel unsurları arasında, silah bırakma, demokratik reformlar ve Kürt kimliğine yönelik hakların genişletilmesi yer almaktaydı. PKK lideri Abdullah Öcalan, bu müzakerelerde kilit bir figür olarak rol almıştı. Ancak 2015’te çatışmaların yeniden başlamasıyla çözüm süreci fiilen sona ermişti. Bu dönem, Türkiye’deki siyasi dinamiklerde önemli değişimlere neden olmuştu.

28 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kurulan PKK, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Fransa, Türkiye ve pek çok başka devlet tarafından terör örgütü kabul ediliyor. PKK lideri Öcalan, terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldığı 1999 yılından beri, Marmara Denizi’ndeki İmralı Cezaevi’nde bulunuyor.

Paylaşın

Çözüm Süreci Tartışmaları: Bülent Arınç’tan Dikkat Çeken Açıklamalar

Yeni çözüm süreci tartışmalarına ilişkin değerlendirmede bulunan AK Partili Bülent Arınç, Kürt sorununu çözmek isteyenlerin her türlü tehlikeyi göze almak zorunda olduğunu belirterek, “Öcalan çağrı yapsın diyorsanız, bunun içini doldurmalısınız” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Meclis’in 1 Ekim günü yapılan açılışında Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ile tokalaştı. Hemen ardından Kürt sorununun çözümü noktasında “yeni süreç” tartışmaları başladı.

Devlet Bahçeli, daha sonra da 43 aydır kendisinden haber alınamayan Abdullah Öcalan’a “örgütü tasfiye et” çağrısı yaparak, “Devletin terörle masaya oturmasını hiç kimse beklemesin” açıklaması yaptı.

2013-2015 yılları arasında yürütülen “diyalog süreci”nde aktif rol alan isimlerden biri olan AKP’li Bülent Arınç, son yaşanan tartışmalara dair Artıgerçek’ten İrfan Aktan’ın sorularını yanıtladı.

Türkiye’de geçmişten bu yana Kürt sorunu olduğunu belirten Arınç, söz konusu sorunun çözülmesi gerektiğini vurguladı. Bahçeli’nin tokalaşması ve sonrasında yaptığı açıklamalara dair soruyu yanıtlayan Arınç, “Sayın Bahçeli saygı duyduğumuz bir devlet adamı. Ama ben biliyorum ki, en az iki senedir her gün ‘HDP kapatılmalıdır’, ‘HDP’yi kapatmıyorsa Anayasa Mahkemesi kapatılmalıdır’, ‘DEM Parti kapatılmalıdır’, ‘DEM’in milletvekillerine maaş verilmemelidir’ diyen bir insan, sonunda çıkıp artık yeni bir sürece girdik diyor. Buna sevinmek gerekir ama, içimizde de ‘niye bu kadar zaman boşa geçti’ diye bir burukluk var” diye kaydetti.

“Madem bunu yapacaktık, falanla barışacaktık, filanla konuşacaktık, neden Basra harap olduktan sonra yapıyoruz?” diye soran Arınç, son dönemki tartışmaların yeni bir döneme işaret olduğunu kaydetti. Arınç, “Evet, adına isterseniz ‘kuşkonmaz’ deyin, yeni bir sürece ihtiyacımız var. Ama bir içeriği olsun” dedi.

Arınç, “Bu meseleyi geçmişten beri takip edenler, tarihçiler, sosyologlar, siyasetçiler, bir araya gelelim ve bence Meclis bu süreci yürütsün. Çünkü ‘çözüm sürecinde’ bizden ‘Meclis bu süreci yönetsin’ diye bir talep oluyordu. Ama biz bunu bir taraftan MİT’in yaptığı çalışmalarla, bir taraftan da hükümetin yön göstermesiyle yürüttük” ifadelerini kullandı.

Abdullah Öcalan ve PKK’nin 2013-2015 sürecinde “üçüncü bir göz” talebini neden kabul etmediklerine dair soruyu yanıtlayan Arınç, “Biz doğrudan onları da muhatap almak istemedik. Çünkü MİT aracılığıyla yaptığımız bir şeydi bu. Bir tarafta örgüt, bir tarafta devlet; bunu kesinlikle yapamazdık. Çok ince bir çizgide götürmeye çalıştık. Neticede o sürecin başarısızlığa uğramasında bizim de kabahatimiz olabilir ama dediğim gibi, biz de ihanetle karşılaştık” dedi.

Olası bir sürecin doğrudan siyasi muhataplarıyla yürütülmesi gerektiğini söyleyen Arınç, “iktidar ne yapmalı” sorusunu verdiği yanıtta, “İşin dinamiklerini bilen; Hakan Fidan şu an Dışişleri Bakanı’dır, İbrahim Kalın geçmişten beri çalıştığımız bir insandır. Belki Ali Yerlikaya… Veya bütün bunların dışında isimlerden oluşan bir heyet bu işi iktidar adına götürebilir ve sonuç olumlu olur. Millet buna hazır” diye belirtti.

“İçini doldurmak zorundasınız”

Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a yaptığı çağrıya değinen Arınç, ““buyursun, örgüte terörü bitirdiğini ilan etsin” çağrısında bulundu. Tuncer Bakırhan da, “Bahçeli bir çağrı yaptı ama o çağrının muhataplarına ulaşması için Öcalan’ın üzerindeki tecridin kaldırılması gerektiğini bilmiyor. 43 aydır Öcalan ile avukatları görüştürülmüyor” dedi. Bir hukukçu olarak, hiçbir kanuni dayanağı olmadan Öcalan’ın aylardır tecrit altında tutulmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a yaptığı çağrıya dikkati çeken Arınç, “Öcalan çağrı yapsın’ diyorsanız, bunun içini doldurmak zorundasınız. Öcalan bu çağrıyı 11 sene önce yaptı; sonra yaşadıklarımızı ise biliyoruz. Yeni şeyler söylemek lazımdır noktasına geldiysek, bugün başka türlü dinamiklere ihtiyaç var” diye kaydetti. Arınç, “Ne tür dinamiklere?” sorununu ise, “Onları ben bilirim ama burada söyleyemem” yanıtı verdi.

Kürt sorununun çözüleceğinden umutlu olduğunu kaydeden Arınç, “Gecenin en karanlık anı, şafağın sökmeye en yakın zamanıdır. Kürt sorununu çözmek isteyen bir insan, her türlü tehlikeyi göze almak zorunda” dedi.

Arınç, çözüm için siyasi bir iradeye ihtiyaç olduğuna işaret ederek, “Bunun hukuk ve adalet tarafı, toplumsal barış tarafı var. Keza gazetecilerle, yazarlarla işbirliği yapmaya ihtiyaç var. Ayrıca cezaevlerinde bu kadar insan varken, bunların da özgürlüklerine kavuşması lazım. Genel bir irade beyanını ortaya koyup, ‘biz bu düşüncedeyiz, bunu gerçekleştirmek istiyoruz’ demek yeterli.

Manifestoya da gerek yok. İktidar tarafı, ‘şu insanlar bu işle memur’ desin, karşı taraf da ‘tamam, bizim de şu arkadaşlarımız bu işte size yardımcı olacaklar’ desin. Gerekirse Meclis’te bir komisyon kurarak, gerekirse dışarıdan bir platform üzerinden bu iş devam ettirilebilir. Tabii onlara da tam yetki verilmesi suretiyle. İnşallah olacak, biz buna yürekten inanıyoruz. Yeter ki, irade olsun” ifadelerini kullandı.

Bülent Arınç’ın açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Özgür Özel: Anayasanın İlk Dört Maddesi Tartışma Dışıdır

Yeni Anayasa tartışmalarına ilişkin değerlendirmede bulunan CHP Lideri Özgür Özel, “Bütün mesele beş kelimelik tanımı yaşama geçirmek. Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik, sosyal, hukuk devletidir. Bu bağlamda anayasanın ilk dört maddesi tartışma dışıdır” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, gündeme ilişkin Cumhuriyet’ten Mustafa Balbay‘a  açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Çözüm Süreci tartışmaları: Devlet Bahçeli’nin el sıkma ile başlattığı diyalog ortamını iki bakımdan önemsiyorum. Birincisi Türkiye için yararlı. Kutuplaşma yeter artık. İkincisi benim başından beri vurguladığım normalleşme işte buydu. Konuşabilmek, birbirimizi dinlemek. Bu, tarafların birbirine teslim olduğu ya da olacağı anlamına gelmez.

CHP olarak oyunun dışında değiliz. Ancak her şeye katılmak ya da parçası olmak durumunda da değiliz. Asırlık CHP’nin Türkiye’nin temel sorunları için gösterdiği başlıca adres Meclis’tir. Çözüm yeri TBMM’dir. Zemin Meclis’tir. Burada bütün sorunları konuşabiliriz.

Ağustos ayı ortasında Selahattin Demirtaş’ı ziyaret edecektim. Ayağım kırılınca uygun olmaz diye düşündüm. Şimdi ziyaret edeceğim… Diyarbakır’dan Van’a 6 Güneydoğu ilini gezeceğim. Gelişmeleri orada ayrıntılarıyla konuşacağım. Bu iller bizim çok partili hayata geçtikten sonra da uzun süre birinci parti olduğumuz iller.

Anayasa tartışmaları: Bütün mesele beş kelimelik tanımı yaşama geçirmek. Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik, sosyal, hukuk devletidir. Bu bağlamda anayasanın ilk dört maddesi tartışma dışıdır… Bu süreçten öncelikle Türkiye’nin ve devamında CHP’nin aleyhine bir sonuç çıkmaz, çıkmayacak. Bunu kesin bir şekilde ifade ediyorum. Kaygılanma Türkiye, CHP var, diyorum.

1 Ekim’de başlayan genel diyalog ortamı 29 Ekim’de bir liderler zirvesiyle neden taçlanmasın. Olabilir. Buluşalım Atatürk’ün evinde. Çay partisi şeklinde olur, bir zirve olur… Biz varız. Biz bütün partilerle görüşebilen parti olarak bunun herkesi kapsamasından mutlu oluruz.

Halen tartışılmakta olan Erdoğan’ın BOP eş başkanlığı ve benzeri konulara partisel çıkarlar gözeterek yaklaşmayacağız. Ülkemizin çıkarına bir ilerleyiş olursa bunu da kamuoyu ile paylaşıp değerlendireceğiz… AKP kafasındakileri toplumda en çok kabul görme olasılığı olan Numan Kurtulmuş aracılığıyla dillendirmek istedi, elinde patladı. Dilerim yeni adımları daha dikkatli atarlar.”

Özgür Özel’in açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Yaşlanma Belirtilerini Yavaşlatacak Yeni Bir Yöntem Keşfedildi

Araştırmacılar, biyolojideki en iddialı araştırma programlarından biri olan İnsan Hücre Atlası projesinin bir parçası olarak, insan vücudunun kök hücrelerden deri hücrelerini nasıl ürettiğini keşfettiler.

Araştırmacılar, laboratuvar ortamında, az miktarda deri üretmeyi de başardılar. Araştırmanın bulgularının cildin yaşlanmasını geciktirmeye yardımcı olabileceği düşünülüyor.

Bununla birlikte cilt nakli için hücre üretimi ve yara izlerinin önlenmesinde kullanılabileceği belirtiliyor. İnsan Hücresi Atlası projesi insan vücudunun her bir parçasının hücre hücre nasıl oluştuğunu anlamayı amaçlıyor.

Uluslararası projenin merkezi Cambridge Üniversitesi’ndeki Wellcome Sanger Enstitüsü.

Projenin liderlerinden Prof. Muzlifah Haniffa, çalışmalarının hastalıkları daha etkin bir şekilde tedavi etmek; aynı zamanda insanları daha uzun süre sağlıklı ve hatta daha genç tutmak için yeni yollar bulunmasına yardımcı olabileceğini söyledi.

Haniffa, “Cildi manipüle edip yaşlanmayı önleyebilirsek daha az kırışıklığımız olacaktır” dedi ve ekledi: “Hücrelerin ilk gelişiminden itibaren yetişkinlikteki yaşlanmaya kadar değişimlerini anlayabilirsek, ‘Organları nasıl canlandırabiliriz, kalbi, cildi nasıl gençleştirebiliriz? diye sorup bunları deneyebiliriz.”

Araştırmacıların bu aşamaya gelmesi yakın zamanda mümkün görünmüyor ancak anne karnındaki fetüste deri hücrelerinin nasıl geliştiğini anlama konusunda ilerleme kaydettiler.

Bir yumurta ilk döllendiğinde, tüm hücreler birbirinin aynıdır. Ancak üç hafta sonra, “kök hücre” adı verilen özel hücrelerdeki belirli genler devreye girerek talimatlar üretirler. Böylece vücudun uzuvlarını oluşturmak üzere toplanma ve özelleşme süreci başlar.

Araştırmacılar, vücudun en büyük organı olan cildi oluşturmak için hangi genlerin hangi zamanlarda ve hangi yerlerde devreye girdiğini tespit ettiler. Bunlar mikroskop altında belirli kimyasallar kullanılarak renklendirildiğinde ayırt ediliyorlar.

Turuncuya dönen genler cildin yüzeyini oluşturuyor. Sarı renkliler cilt rengini belirliyor. Bunun dışında kılları uzatıp, terlememizi sağlayan ve bizi dış dünyadan koruyan diğer yapıları oluşturan birçok gen daha var.

Nature dergisinde yayımlanan araştırma, insan cildini oluşturmak için kök hücrelerin kullandığı komuta dizisini ortaya çıkardı. Bu talimatları okuyabilmek heyecan verici olasılıkları beraberinde getiriyor. Bilim insanlar halihazırda fetüsün cildinin iz bırakmadan iyileştiğini biliyor.

Yeni keşfedilen talimat dizini bunun nasıl olduğunu detaylandırıyor. Bir sonraki araştırma alanı bunun, cerrahi prosedürlerdeki kullanımına yönelik, yetişkin cildinde kopyalanması olabilir.

Bir diğer önemli gelişme de, bilim insanlarının bağışıklık hücrelerinin derideki kan damarlarının oluşumunda kritik bir rol oynadığını keşfetmeleri oldu. Bunun ardından laboratuvarda bu talimatları taklit edebildiler.

Genleri aktif ve pasif hale getiren kimyasalları doğru zamanda, doğru yerde kullanarak kök hücrelerden yapay cilt ürettiler. Şimdiye kadar küçük deri parçaları ürettiler ve bunlardan küçük tüyler çıktı.

Prof. Haniffa’ya göre nihai amaç tekniği mükemmelleştirmek: “İnsan cildinin nasıl yapıldığını biliyorsak, doku nakliyle bunu yanık hastaları için kullanabiliriz.” Prof. Haniffa, “Ya da saç kökleri oluşturabilirsek, kel insanların saçlarının çıkmasını sağlayabiliriz” diyor.

Laboratuvardaki deri, kalıtsal cilt hastalıklarının nasıl geliştiğini anlamak ve olası yeni tedavileri test etmek için de kullanılabilir.

Genleri aktifleştirmek ve pasifleştirmek için talimatlar, gelişen embriyonun her yerinden gönderilir ve doğumdan sonra yetişkinliğe kadar devam ederek bütün farklı organ ve dokuların gelişimini sağlar.

İnsan Hücresi Atlası projesi, başladığından bu yana geçen 8 yılda vücudun farklı uzuvlarından 100 milyon hücreyi analiz etti. Beynin, akciğerin taslak atlaslarını üretti. Araştırmacılar böbrek, karaciğer ve kalp üzerinde çalışıyor.

İnsan Hücresi Atlası Konsorsiyumu’nun kurucularından ve liderlerinden Cambridge Üniversitesi Profesörü Sarah Teichmann’a göre bir sonraki aşama ayrı atlasları bir araya getirmek.

Sarah Teichmann, “İnanılmaz heyecanlı çünkü bize fizyoloji, anatomi konularında yeni içgörüler sağlıyor ve insanlarla ilgili anlayışımızı ilerletiyor… Kendimiz, dokularımız, organlarımız ve bunların nasıl çalıştıkları hakkında kitapların baştan yazıldığını göreceğiz.” diyor.

Vücudun diğer bölümlerinin nasıl oluşturulduğuna dair genetik talimatlar önümüzdeki haftalarda ve aylarda yayınlanacak; ta ki sonunda insanların nasıl yapıldığına dair daha eksiksiz bir resme sahip olana kadar.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Çözüm Süreci Tartışmaları: Türk’ten “Sözlerle İkna Olacak Durumda Değiliz” Yorumu

Yeni çözüm süreci tartışmalarına ilişkin değerlendirmede bulunan Ahmet Türk, “Biz bunları konuşuyoruz sözde mi kalır bilmiyoruz. Biz sözlerle ikna olacak bir durumda değiliz, söylenenlerle ikna olacak bir durumda değiliz. Bunun pratiğini görmemiz lazım” dedi ve ekledi:

“O pratik sonucunda evet doğru bir şey yapılıyor, toparlayıcı bir şey yapılıyor, kucaklayıcı bir gelişmedir diye değerlendiririz. Ama şimdi hiçbir şey yok. Başında şunu söyledim: Kürtler artık kanacak bir Kürt değil, bunun görülmesi lazım. Kim başlatırsa başlatsın, ben Kürtleri kandıracak, Kürtlerin desteğini alacağım gibi bir mantıkla yaşıyorsa yanlış yapıyor, kaybeder.”

Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Ahmet Türk, yeni çözüm süreci tartışmalarına ilişkin Halk TV’de gazetecilerin sorularını yanıtladı. Ahmet Türk, “Bahçeli ve Erdoğan’ın ortak olarak yürüttüğü bir sürecin ne kadar ciddi ve samimi olduğunu görmemiz gerekiyor” dedi.

Ahmet Türk şu ifadeleri kullandı: “Eğer o samimiyeti görürsek elbette ki Kürtler kendi içinde bunu değerlendirir. Taleplere doğru yanıt verirse, bizim söylediğimiz şeyleri anayasada güvence altına alacak bir düzenlemeye giderse biz anayasaya da destek veririz.”

“Biz bu sorunun çözümünü istiyoruz” diyen Türk sözlerini şöyle sürdürdü: “Önemli olan halkımızın hak, hukuk ve özgürlük konusunda eşit yurttaş olacağı bir dönemin gelişmesidir, böyle bir dönemin başarıya ulaşmasıdır. Yoksa şimdiden şahıslar üzerinden, destekleriz desteklemeyiz gibi bir sorunun bize göre hiçbir anlamı yok ve bunun da gereği yok. Biz ölçüp biçeceğiz ve ona göre kararımızı vereceğiz.”

Türk, sürecin Devlet Bahçeli eliyle başlamış olmasına dair soruya da şu yanıtı verdi: “Milliyetçi bir parti, en aykırı, hatta Kürtleri yargılayın, partiyi kapatın, meclisten atın diyen bir şahıs bugün bunu söylüyorsa, elbette ki bunu çok doğru bir şekilde düşünmemiz lazım. Erdoğan geçmişteki dönemde tek başına yürüttüğü bir şeyde gerçekten sınıfta kaldı, başarılı olamadı ama bugün ittifak ettiği en milliyetçi kesimle cepheyle bu meseleyi gündeme getiriyorsa bunu doğru bir şekilde izlememiz lazım.”

“Kürtler artık kanacak bir Kürt değil, bunun görülmesi lazım”

Kürt meselesi çözümünün veyahut demokratik bir sürecin çok hassas bir konu olduğunu belirten Ahmet Türk, şu vurguları yaptı: “Doğru bir şekilde yürütülmesi konusunda herkesin sabırlı olması gerekir. Bu sorunun çözülmesi için halkı hazırlamak lazım, vatandaşın Kürtlerin dili, kültürü konusunda Türkiye Cumhuriyetine hiçbir zararının olmadığını aktarmak gerekir. Bu süreç öyle basit bir süreç değil bir iki günde çözülecek bir süreç değil, toplumun düşüncelerini almak lazım, değiştirmek lazım, dönüştürmek lazım.

Biz bunları konuşuyoruz sözde mi kalır bilmiyoruz. Biz sözlerle ikna olacak bir durumda değiliz, söylenenlerle ikna olacak bir durumda değiliz. Bunun pratiğini görmemiz lazım. O pratik sonucunda evet doğru bir şey yapılıyor, toparlayıcı bir şey yapılıyor, kucaklayıcı bir gelişmedir diye değerlendiririz. Ama şimdi hiçbir şey yok. Başında şunu söyledim: Kürtler artık kanacak bir Kürt değil, bunun görülmesi lazım. Kim başlatırsa başlatsın, ben Kürtleri kandıracak, Kürtlerin desteğini alacağım gibi bir mantıkla yaşıyorsa yanlış yapıyor, kaybeder.”

Paylaşın