Hatimoğulları’ndan “Kayyım” Açıklaması: Kürt Halkının Siyasi İradesini Tanımamak…

Mardin, Batman ve Halfeti belediyelerine kayyım atamalarına ilişkin konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Kayyımın amacı, vatandaşın seçme ve seçilme hakkını elinden almaktır” dedi ve ekledi:

“‘Sen seçemezsin, seçilemezsin’ demektir. Kayyım, Kürt halkının siyasi iradesini tanımamak anlamına gelir. ‘Bana biat etmezsen, ben de senin siyasi iradeni tanımam’ demektir.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), bu haftaki Meclis grup toplantısını İçişleri Bakanlığı tarafından kayyım atanan Mardin Büyükşehir Belediyesi önünde gerçekleştirdi.

Devrimci Parti Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşçı, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, TÖP Sözcüsü Juliana Sözen, EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, SYKP Eş Genel Mertcan Titiz Feray Mertoğlu ve TİP Genel Başkanı Erkan Baş, ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni ve EMEP Milletvekili Sevda Karaca toplantıya katıldı.

Grup toplantısında DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan açıklama yaptı. Hatimoğulları şunları söyledi:

“Keşke kayyım gündemi dışında bugün sizinle görüşebilseydik. Salı günkü grup toplantımızı burada Mardin’de, kayyıma meydan okumak ve yerel tepkileri göstermek için gerçekleştiriyoruz. 4 Kasım 2016 darbesinde, HDP eş genel başkanları Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve diğer milletvekillerimiz gözaltına alındı. İktidar, yüzbinlerce insanın oyunu almış değerli seçilmişlerimizi hapse attı. Kobanê kumpas davasıyla onlara onlarca yıl ceza verdiler. Bu uygulamalar, Kenan Evren’leri, Tahsin Şahinkaya’ları ve 28 Şubat darbecilerini hatırlattı.

Yerine kayyım atandığında Devrim Demir arkadaşımız, kadın mücadelesinden gelen biri olarak, ne zaman mücadeleden yoruldu? Türkiye’nin dört bir yanında mücadelemizi ve dayanışmamızı büyüterek bu darbeyi sahiplerine iade edeceğiz. Bu kayyımın amacı, vatandaşın seçme ve seçilme hakkını elinden almaktır. ‘Sen seçemezsin, seçilemezsin’ demektir. Kayyım, Kürt halkının siyasi iradesini tanımamak anlamına gelir. ‘Bana biat etmezsen, ben de senin siyasi iradeni tanımam’ demektir.

Bu kayyımcı anlayış sanmayın ki sadece Kürtlere zarar veriyor, sadece DEM Parti’ye zarar veriyor. Esenyurt örneğinde olduğu gibi kayyımcu anlayış seçimleri lağvediyor, seçimleri ortadan kaldırıyor. Kayyım, Türkiye’de yaşayan halkların iradesini tanımamak anlamına gelir. Kayyımcı zihniyet seçimleri ortadan kaldırıyor. AKP ve MHP, Türkiye partileri değildir; bunlar yandaş partilerdir. Türkiyelileşmenin önündeki en büyük engel, AKP ve MHP ittifakıdır. Bu böyle bilinmelidir.

Dün, eş genel başkanımız Tuncer Bakırhan ile Batman’daki direnişe destek ziyareti gerçekleştirdik. Eş genel başkanımızın konuşması, amacından saptırılarak yandaş medya tarafından hedef haline getirilmiştir. Partimize yönelik siyasi linç girişimleri devam etmektedir. Şunu açıkça belirtmek isteriz ki, söylediğimiz her sözün tarihsel önemini ve ağırlığını çok iyi biliyoruz. Gün demokrasiye, insan haklarına, adalete ve hukuka sahip çıkma günüdür.”

“En büyük Kürt düşmanı koalisyon”

Hatimoğulları’ndan sonra kürsüye gelen diğer eş genel başkan Tuncer Bakırhan ise şunları söyledi: “Bu siyasi darbeniz Mardin, Batman, Esenyurt ve Halfeti halkları için bir hiçtir. Kimsenin şüphesi olmasın; nasıl Mardin halkı 1994’te Çiller’in öncülük yaptığı DEP’lilere dönük darbeyi unutmadıysa, nasılsa Çiller ve Nusret Demiral da tarihin kara sayfalarına yazıldıysa, bu siyasi darbeciler de tarihin kara sayfalarında yerini alacaktır.

Açıkça söylüyoruz,kayyum demokrasiye bir kıyımdır. Bugün Türkiye’de iki hat var, bir kayyumcu cumhuriyet isteyenler, bir de bizim gibi demokratik cumhuriyet isteyenler. Diyorlar ki, iktidar ve onuru midesi kadarolan saray kalemşörleri diyorlar ki terör nedeniyle kayyum atandı. Bütün hırsızlıklarını, yolsuzluklarını terör maskesinin arkasına sakladıar. Bölücü arıyorsanız, pratikleriniz bakacaksınız. İstanbul’da başka hukuk, bölgede başka hukuk uygulamak asıl bölülcülüktür. Terör arıyorsanız, 2015’ten beri uygulamalarınıza bakacaksınız.

Ne yapmış Ahmet Türk? Daha dün Cumhurbaşkanı yardımcısıyla iki aileyi barıştıran Ahmet  Türk’e şimdi terörist diyorsunuz. Yazıklar olsun size. Bu ikiyüzlü tutumunuzdan vazgeçin, kimse size artık inanmıyor. Cumhuriyet kurulduğundan beri en büyük Kürt düşmanı koalisyonla karşı karşıyayız. 2015’ten beri kurdukları şeytan ittifakı ile bize yapmadıkları zulüm kalmadı, mezarlarla uğraştılar, cenazelerimizi kaldıramadık, katledilen çocukların cenazeleri buzdolaplarında kaldı.

İktidar bir yandan elimi uzatıyorum derken, diğer eliyle yok sayıyorlar, zulüm yapıyorlar. Bu halk size nasıl güvensin? Soruyoruz, dün elini uzatanlar bugün kayyum atayanlar değil mi? Uzattıkları elleri tuttuk, bize uzatılan her eli de tutarız, reddetmeyiz. Ama siz de gördünüz, uzatılan el meğer kayyım atamak içinmiş.

Kayyum barış ve çözüme giden yolu dinamitleyen bir yoldur. Kürt sorunu, sabahın 5’inde Ahmet Türk’ün kapısını çalarak, seni belediye başkanlığından aldık demektir. Kürt sorunu, Kürt sorunu yoktur demektir. Kürt sorunu, Fırat’ın suyu akarken, onun yanı başında kuruyan ağaçtır. Kürtler, siyaset yapmasın diyorsanız, Kürtler oy da kullanmasın diyorsunuz, Kürtler dilini de kullanmasın diyorsunuz. O zaman size soruyoruz, Kürtler ne yapsın be vicdansız herifler? Bu soruya sizin cevap vermeniz lazım. Sayın Bahçeli, Kürtler ne yapsın? Sayın Erdoğan, Kürtler ne yapsın bu saatten sonra? Kürt sorunu, İmralı’da, DEM Parti’yi siyaseten tecrit etmektir. Bu, bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür.

Ne kadar AKP’de siyaset yapan Kürt varsa, hepsini istifaya davet ediyoruz. Kayyım atadığı Kürtler, Erdoğan’ın kardeşi değildir. Onlar ne istiyorlar, biliyor musun? Onlar bizim tarihimizdeki Bekoları itiyorlar, ama Kürt halkı Memu Zin’dir, Kürtler Bekoları geçti.

Müzakereden kaçıyorlar, çünkü müzakere kimin sahici odluğunu gösteren en önemli merhalelerden biridir. DEM Parti olarak çözüme hazırız, elimizde hançer değil, barış güvercinleri var. Ama sizin bir elinizde kayyum, diğer elinizde zulüm var. Ama bu toprakların ferasetine inanıyoruz, bir gün bu feraset halkların birlikte yaşadığı bir ülkeyi yaratacaktır.

Sayın Bahçeli’nin grup toplantısını izledim. Bize uzattığın eli biz tuttuk, ama diğer elini ortağın baltaladı, diğer elini baltalayan ortağında sorun var. Madem bir çözüm istiyorsun, önce kayyumdan vazgeç, önce tecridi kaldır, madem çözüm istiyorsun önce hukuku uygula. Kimse bize Ortadoğu’da tehdit var, iç cepheyi gücendirelim demesin, iç cepheyi güçlendirmek kayyum atamak mıdır? Kayyum rejimiyle iç barışla sağlayamazsınız… Son olarak; asla boyun eğmeyecğiz, asla baş eğmeyeceğiz.”

Paylaşın

SGK’nın Özel Hastanelere Hasta Başına Ödeme Artışı Yüzde 940

2024 yılını ilk altı ayında Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), devlet ikinci basamak hastaneleriyle karşılaştırıldığında özel hastanelere hasta başına yaklaşık 3 kat daha fazla ödeme yaptı.

Haber Merkezi / 2012-2024 döneminde ise hasta başına birim ödeme devlet ikinci basamak hastanelerinde yüzde 469, devlet üçüncü basamak hastanelerinde yüzde 518, üniversite hastanelerinde yüzde 648 arttı. Aynı dönemde SGK’nin özel hastanelere hasta başına birim ödeme artışı yüzde 940 olarak gerçekleşti.

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) ”Özel hastanelerin SGK’ye yükü tırmanıyor” başlıklı araştırma bültenini yayımlandı. Araştırmada öne çıkan bölümler şöyle:

“2000’li yıllarda “sağlıkta dönüşüm” adı altında yapılan düzenlemeler sonucunda kamu sosyal sigorta kurumları sağlık hizmeti sağlayıcısı olmaktan çıkarıldı. SGK (SSK) ve diğer kamu sağlık sigortalarına ait hastaneler bedelsiz olarak Sağlık Bakanlığı’na devredildi. Sadece SSK hastaneleri değil SSK’ye ait ilaç fabrikası da kapatıldı. Sonuçta SGK tamamıyla sağlık hizmeti satın alır duruma getirildi.

SGK, günümüzde sağlık hizmeti sunan çeşitli sağlık kuruluşlarından sigortalılar için sağlık hizmeti satın almaktadır. Sosyal güvenlik ve sağlıkta “reform” adı altında yapılan düzenlemeler sonucunda özel hastanelerin sağlık sistemi içindeki payı önemli bir düzeye ulaştı. Özel sağlık sunucularının sağlık sistemindeki yeri çeşitli ölçütlere göre ele alınabilir. Bunlardan biri, hasta müracaat (başvuru) sayısı, özel sağlık kuruluşlarına yapılan toplam ödeme ve başvuran hasta başına SGK tarafından yapılan ortalama ödemedir.

Bu çerçevede özel sağlık sunucuları ile SGK ilişkisi açısından ilginç bir gelişme söz konusu. SGK kapsamında özel sağlık kuruluşlarına yapılan ödemeler giderek artsa da müracaat sayısı ve müracaat oranı giderek düşmektedir. 2012 yılında toplam 87,9 milyon olan özel hastane hasta başvuru sayısı 2023 yılında 68,5 milyona gerilemiştir. Aynı dönemde SGK kapsamındaki toplam hasta başvuru sayısı ise 386,7 milyondan 606,7 milyona yükselmiştir.

Özel hastanelere başvuru oranı 2012’de yüzde 23 iken 2023 yılında yüzde 11’e gerilemiştir. Özel hastanelere başvuru sayısının düşmesinde özel hastanelerin Sağlık Uygulama Tebliğinde (SUT) belirlenen oranların çok üzerinde hatta fahiş fiyatlar uygulamaları önemli bir rol oynuyor olabilir.

Toplam hasta başvurusu sayısı içinde hasta sayısı ve oranındaki bu azalmaya rağmen hasta başına SGK tarafından ödenen maliyet hızla artıyor. SGK’nın sağlık istatistikleri, SGK tarafından yapılan sağlık ödemelerinin devlet ikinci basamak, devlet üçüncü basamak, özel hastaneler ve üniversite hastanelerine göre hasta başına birim ödeme dağılımını veriyor. SGK’nın sağlık sunucularına yaptığı hasta başına birim ödeme tutarı özel hastanelerde daha hızlı artıyor.

2012’de devlet ikinci basamak hastanelerinde hasta başına birim ödeme 49 TL iken 2024’ün ilk altı ayında 282 TL’ye, devlet üçüncü basamak hastanelerinde 91 TL’den 564 TL’ye, üniversite hastanelerinde ise 180 TL’den 1.341 TL’ye yükseldi. Aynı dönemde SGK’nın özel hastanelere hasta başına birim ödemesi 77 TL’den 801 TL’ye yükseldi.

2024’ün ilk altı ayında SGK, devlet ikinci basamak hastaneleriyle karşılaştırıldığında özel hastanelere hasta başına yaklaşık 3 kat daha fazla ödeme yaptı. 2012-2024 döneminde hasta başına birim ödeme devlet ikinci basamak hastanelerinde yüzde 469, devlet üçüncü basamak hastanelerinde yüzde 518, üniversite hastanelerinde yüzde 648 arttı. Aynı dönemde SGK’nın özel hastanelere hasta başına birim ödeme artışı yüzde 940 olarak gerçekleşti.

Bir diğer ifadeyle özel hastanelerin SGK kapsamındaki hasta başvuru sayısı düşerken SGK birim hasta ödemesi diğer sağlık sunucularından çok daha yüksek artmış oldu. SGK, 2024 yılında devlet ikinci basamak hastanelerine hasta başına 282 TL öderken özel hastanelere 801 TL ödemektedir. Sadece bu veri bile özel hastanelerin SGK üzerindeki yükünü göstermesi açısından çarpıcıdır.

Sağlık hizmet sunucuları (devlet ikinci basamak, devlet üçüncü basamak ve üniversite hastaneleri) arasında özel hastanelere başvuranların sayısı ve oranı 2012’den itibaren azalırken, SGK’nın özel hastanelere yaptığı birim ödeme artıyor. 2012 ile 2024’ün ilk altı ayında arasında bu fark hızla açılıyor. 2012’de toplam sağlık hizmet sunucuları arasında özel hastanelere müracaat edenlerin hasta oranı yüzde 22,7 iken, SGK tarafından özel hastanelere yapılan ödemenin toplam SGK ödemesi içindeki payı yüzde 23,9 oranındadır. Ancak bu eğilim 2012’den itibaren tersi bir biçimde seyrediyor.

Özel hastanelere başvuran hasta sayısında ve oranında azalma olmasına rağmen SGK’nın özel hastanelere yaptığı birim ödeme artıyor. 2024’ün ilk altı ayında özel hastanelere başvuran hasta oranı yüzde 10 civarına düşmesine rağmen SGK tarafından özel hastanelere yapılan birim ödemenin payı yaklaşık yüzde 16’dır.

Özel hastanelerin SGK’ye yükü artıyor!

SGK’nın sağlık hizmet sunucularına hasta başına yaptığı ödemeler arasında özel hastanelere yapılan hasta başına ödemelerin toplamdaki payı dikkat çekiyor. 2012’de SGK’nın devlet ikinci basamak hastanelerinde hasta başına yaptığı ödeme ortalama hasta başına ödemenin yüzde 67’sini, özel hastanelere yapılan hasta başına ödeme ise ortalama ödemenin yüzde 105’i oranındaydı. SGK’nın özel hastanelerine hasta başına yaptığı ödemenin ortalama hasta başına ödemeye oranı 2012’den 2024’ün ilk altı ayına kadar düzenli olarak arttı ve ortalamanın yüzde 153’üne ulaştı.

Öte yandan SGK’nın devlet ikinci basamak hastanelerine hasta başına yaptığı ödeme ortalama ödemenin yüzde 67,7’sinden yüzde 53’e düştü. Diğer bir ifadeyle 2012’de özel hastaneler yapılan ödeme ortalama ödemenin yaklaşık yüzde 5 üzerindeyken, 2024’te yüzde 53 üzerine çıktı. Devlet ikinci basamak hastaneleri ise ucuzladı.

SGK’nın devlet ikinci basamak devlet hastaneleri ile özel hastanelere hasta başına yapılan ödemenin ortalama ödemeye oranı arasındaki fark açılıyor. 2024’ün ilk altı atında SGK özel hastanelere yaptığı ödemenin payı yüzde 153’e yükseldi. Devlet ikinci basamak hastaneleri için yapılan ödemenin payı ise yüzde 53,9’ye düştü.”

Paylaşın

Türkiye’de Ekim Ayında 48 Kadın Katledildi

Türkiye’de ekim ayında 48 kadın öldürüldü, 23 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. 48 kadının 19’u evli olduğu erkek, 6’sı tanıdığı biri, 5’i birlikte olduğu erkek, 4’ü akrabası, 3’ü babası, 3’ü eskiden evli olduğu erkek, 3’ü eskiden birlikte olduğu erkek, 2’si kardeşi, 2’si oğlu tarafından öldürüldü. 1 kadının öldürüldüğü kişiyle yakınlığı tespit edilemedi.

Haber Merkezi / 48 kadından 10’u boşanmak istemek, barışmayı reddetmek, evlenmeyi reddetmek, ilişkiyi reddetmek gibi kendi hayatına dair karar almak istemesi bahanesi ile, 3’ü ekonomik bahanelerle, 3’ü failin oğlunun intiharına sebep olduğunu düşündüğü bahanesiyle, 1’i evli olduğu kadına hakaret ettiğini düşündüğü bahanesiyle öldürüldü. 31 kadının ise hangi bahaneyle öldürüldüğü tespit edilemedi.

48 kadının 26’sı evinde, 9’u kamusal alanlarda, 7’si sokakta, 2’si su ve kenarında, 1’i ıssız bir yerde, 1’i eğlence mekanında, 1’i çay ocağında öldürüldü. 1 kadının öldürüldüğü yer tespit edilemedi.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP), 2024 Ekim ayına dair kadın cinayetleri verilerini açıkladı. Buna göre; Ekim ayında 48 kadın cinayeti işlendi, 23 kadın şüpheli bir şekilde ölü bulundu. 48 kadından 10’u boşanmak istemek, barışmayı reddetmek, evlenmeyi reddetmek, ilişkiyi reddetmek gibi kendi hayatına dair karar almak istemesi bahanesi ile, 3’ü ekonomik bahanelerle, 3’ü failin oğlunun intiharına sebep olduğunu düşündüğü bahanesiyle, 1’i evli olduğu kadına hakaret ettiğini düşündüğü bahanesiyle öldürüldü. 31 kadının ise hangi bahaneyle öldürüldüğü tespit edilemedi.

48 kadının 19’u evli olduğu erkek, 6’sı tanıdığı biri, 5’i birlikte olduğu erkek, 4’ü akrabası, 3’ü babası, 3’ü eskiden evli olduğu erkek, 3’ü eskiden birlikte olduğu erkek, 2’si kardeşi, 2’si oğlu tarafından öldürülmüştür. 1 kadının öldürüldüğü kişiyle yakınlığı tespit edilememiştir. Bu ay kadınların yüzde 40’ı evli olduğu erkek tarafından öldürüldü.

Kadınların 26’sı evinde, 9’u kamusal alanlarda, 7’si sokakta, 2’si su ve kenarında, 1’i ıssız bir yerde, 1’i eğlence mekanında, 1’i çay ocağında öldürüldü. 1 kadının öldürüldüğü yer tespit edilemedi. Bu ay öldürülen kadınların yüzde 54’ü evlerinde öldürüldü. Kadınların 33’ü ateşli silahlarla, 12’si kesici aletle, 1’i darp edilerek,  1’i boğularak, 1’i arabayla ezilerek öldürüldü. Bu ay öldürülen kadınların yüzde 69’u ateşli silah ile öldürüldü.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu: Türkiye, Tek Adam Rejiminden Kurtulmalı

Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) toplantısı sonrası basın açıklaması yapan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Türkiye bir an önce tek adam rejiminden kurtulmalıdır” dedi ve ekledi:

“Belediye Başkanlığının sona ermesi, Anayasa ve belediye kanunda bellidir. Daha sonra getirilen kanunlara ihtiyaç yoktur. Suç gibi cezada bireysel olmalıdır. Olağanüstü durumlarda getirilen kayyım uygulamalarına olağan zamanda da yapılmasına son verilmelidir.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) toplantısı sonrası açıklamada bulundu. İmamoğlu’nun açıklamasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Anayasamızda İçişleri Bakanlığı’na verilen görevden uzaklaştırma kararı yalnız mahalli idare organlarının görevlerini suç olarak işlemeleri halinde görevden alma yetkisi vardır. 1930 yılından bu yana elden ettiğimiz yerel yönetim seviyesi geliştirilmiştir.

Kayyım uygulaması halk iradesini ortadan kaldırmaktadır. Bu koşullar belediye meclis üyelerinin de görevlerini ortadan kaldırmaktadır. Bu kararlara imza atan iktidar yüzünden millet iradesi yok sayılmaktadır. İktidar seçiliyorsa kayyum atamıyor seçilmiyorsa kayyum atamaktadır.

Emeklisinden öğrencisine herkes geçim sıkıntısı içindedir. Gençlerimiz umudu başka ülkelerde aramaktadır. Tüm modern çağdaş yeniden yönetim modelinin merkezi dinamikleri tarafından yönetildiği sürece ket vurulmaktadır. Demokrasimiz derin yara aldı.

Kayyum kullanılacak istisnai bir yetki olarak sayılmamıştır. İçişleri Bakanı’na kayyum atama ve görevden alma yetkisi tanınmamıştır. Kararların sonuçları siyasi değildir. Demokrasiden uzaklaşmak dünyanın en kırılgan ekonomisi olmak demektir. Belediyeler bütçe ve stratejik planlarını yeni hazırlamıştır.

Kayyum kararıyla, bu yetkiler İçişleri Bakanlığı’nın bir memuruna teslim ediliyor. Son 8 yıldır alınan kararlar keyfi vesayet yönetimini ortaya çıkarmıştır. Türkiye bu zihniyetten bir an önce kurtulmalıdır. Bunun iradesi de sandıktır seçimdir. Seçim ve seçilme hürriyeti yok edilmektedir.

AKP Grup Başkanvekili Güler’in bu uygulamaların devam edeceği yönündeki tavrı o kadar çirkin ve yakışızdır ki… Bu yargı için irade beyan etmektedir. Ben bu söylemini kınıyorum. Hukuka aykırıdır. Hukukçu kimliğiyle bunu söylüyorsa hukuk bilgisini gözden geçirmelidir. Tümden bir kurumun kapatılması doğru değildir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletimizindir”

Partilerin birçoğu ile irtibata geçilmiştir, başka partilerle de iletişime geçilmesi yönünde adımlarımız olacaktır. Devlet Bahçeli, Numan Kurtulmuş’a da randevu talebimizi ilettik. olumsuz bir dönüş almadık. Görüşmeler devam edecek.”

Paylaşın

53 Barodan “Kayyım” Açıklaması: Anayasal Temeli Yok

Aralarında Ankara, İstanbul ve İzmir barosunun da olduğu 53 baro, Esenyurt Belediyesi’nin ardından Mardin, Batman ve Halfeti belediyelerine kayyım atanmasına ilişkin ortak bir yazılı açıklama ile tepki gösterdi. 

Haber Merkezi / Açıklamada, terör suçlarıyla bağlantılı olarak belediye başkanlarının görevden alınması halinde İçişleri Bakanlığı’nın belediye başkanı görevlendirebileceği düzenlemesinin anayasal temelinin olmadığı belirtildi.

Açıklamada “31 Mart 2024 Mahalli İdareler Seçimleri sonrasında başlatılan kayyım uygulaması, geçtiğimiz hafta Esenyurt Belediye Başkanı’nın ardından bugün Mardin, Batman ve Halfeti Belediye Başkanları’nın da görevden alınmalarıyla Anayasa’ya, seçme ve seçilme hakkına, demokratik toplumun gereklerine aykırı ve ölçüsüz müdahaleye dönüşmüş ve ağırlığını giderek artıran bir düzeye ulaşmıştır” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada ayrıca “Nitekim, görevden alınan başkan yerine görevlendirilecek kişi için Kanun, yalnızca belediye başkanı seçilme yeterliğine sahip olması koşulunu düzenlemiş olmasına rağmen, son kayyım atamalarında, herhangi bir Belediye Meclisi üyesinin değil Valilerin ve Kaymakamların atanması, takdir yetkisinin, seçmenin iradesi gözetilmeden kullanıldığının açık bir göstergesidir” denildi.

53 Barodan yapılan açıklama “İçişleri Bakanlığı verdiği karardan derhal vazgeçerek belediye başkanlarını görevine iade etmeli; Belediye Kanunu’na 2016 yılında eklenen düzenleme değiştirilmeli, seçme ve seçilme hakkına müdahale anlamına gelecek tek bir uygulama dahi gerçekleştirilmemelidir” çağrısıyla sona erdi.

Esenyurt Belediyesi’nin ardından Mardin Büyükşehir Belediyesi, Batman Belediyesi ve Halfeti Belediyesi’ne yapılan kayyum atamalarına barolar tepki gösterdi. 53 baronun imza attığı açıklama şöyle:

“31 Mart 2024 Mahalli İdareler Seçimleri sonrasında başlatılan kayyım uygulaması, geçtiğimiz hafta Esenyurt Belediye Başkanı’nın ardından bugün Mardin, Batman ve Halfeti (Şanlıurfa) Belediye Başkanları’nın da görevden alınmalarıyla Anayasa’ya, seçme ve seçilme hakkına, demokratik toplumun gereklerine aykırı ve ölçüsüz müdahaleye dönüşmüş ve ağırlığını giderek artıran bir düzeye ulaşmıştır.

Söz konusu kayyım uygulamasının dayanağı olarak sunulan Anayasa’nın 127. maddesinin dördüncü fıkrasının son cümlesi “görevle ilgili bir suç sebebi ile” İçişleri Bakanı kararıyla geçici görevden uzaklaştırmayı düzenlemektedir. Nitekim 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47. maddesinde de paralel bir düzenleme yer almaktadır.

Ne var ki Belediye Kanunu’na ilk olarak darbe girişimi sonrasında ilan edilen olağanüstü hâl döneminde 674 sayılı KHK ile eklenen, ardından 6758 sayılı Kanun’la yasalaşan 45. maddenin ikinci maddesinde yer alan “…terör veya terör örgütlerine yardım ve yataklık suçları sebebiyle görevden uzaklaştırılması” hallerinde İçişleri Bakanlığı tarafından belediye başkanı görevlendirilebileceği düzenlemesinin anayasal temeli bulunmamaktadır.

Anayasa Mahkemesi, merkezî yönetimin vesayet yetkisini 127. maddenin beşinci fıkrasının sınırladığı durumların dışına çıkarmanın yerel yönetim ve yerinden yönetim ilkelerini yadsımak anlamına geldiğini, görevden uzaklaştırılan kişilerin yerine merkezî yönetimin siyasal kimlikli organları tarafından atama yapılmasının Anayasa’ya aykırı olduğunu belirtmektedir. Atama yetkisinin merkezî yönetimin siyasal kimlikli organlarına verilmiş olması, salt bu hedefi sağlamaya yönelik soruşturma ve kovuşturma açtırma ve bu nedenlerle görevden uzaklaştırma olanağı her zaman bulunduğundan ‘geçici’ atama, ‘sürekli’ atamaya da dönüşerek, hukuka aykırı bir müdahale oluşturmaktadır (AYM, E.1987/22, K.1988/19, 13/06/1988).

Nitekim, görevden alınan başkan yerine görevlendirilecek kişi için Kanun, yalnızca belediye başkanı seçilme yeterliğine sahip olması koşulunu düzenlemiş olmasına rağmen, son kayyım atamalarında, herhangi bir Belediye Meclisi üyesinin değil Valilerin ve Kaymakamların atanması, takdir yetkisinin, seçmenin iradesi gözetilmeden kullanıldığının açık bir göstergesidir.

İçişleri Bakanlığı verdiği karardan derhal vazgeçerek belediye başkanlarını görevine iade etmeli; Belediye Kanunu’na 2016 yılında eklenen düzenleme değiştirilmeli, seçme ve seçilme hakkına müdahale anlamına gelecek tek bir uygulama dahi gerçekleştirilmemelidir.”

Paylaşın

CHP’de “Genel Merkezle” Çelişen Başkanlara Uyarı

CHP Lideri Özgür Özel’in, Esenyurt’a atanan kayyum sonrası genel merkezin görüşleriyle çelişen açıklamalar yapan belediye başkanlarını Ankara’ya çağırarak uyaracağı öğrenildi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanması ve yerine kayyum atanmasının ardından partisinin yetkili organlarıyla İstanbul’da üç günlük bir kamp yaptı. Özel, kampın son gününde de Parti Meclisi üyeleriyle bir araya geldi. Toplantıda Esenyurt’ta tutulan nöbetin yanı sıra partinin Meclis’te nasıl bir yol haritası izleyeceği ve siyasetteki normalleşme süreciyle ilgili parti içinden gelen eleştirilerin değerlendirildiği öğrenildi.

Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’ın haberine göre; Esenyurt’ta alınan nöbet kararının dün başlatıldığını anımsatan parti kurmayları “Bir elimiz her zaman Esenyurt’ta olacak. Bunu nöbetlerle sağlayacağız. Ama bir yandan da insanların geçim sıkıntısı, adalet beklentisi, kadın cinayetleri, ekonomi gibi pek çok alanda günlük hayatlarında konuştukları sorunlar var. Biz bu sorunların gölgelenmesini de istemiyoruz. Bunun için de bütçe görüşmelerinde yoğun bir muhalefeti her zaman yapacağız. Yani Meclis’te Esenyurt’u gündeme getireceğiz ama insanların çözüm beklediği diğer sıkıntıları da anlatacağız. Bütçenin komisyon görüşmelerine de buna göre hazırlanacağız” ifadelerini kullandı.

Siyasetteki normalleşme sürecinin ve parti içinden gelen adımların da değerlendirildiğini aktaran kurmaylar, “Üç gün boyunca en çok konuştuğumuz konu iktidarın kutuplaşmadan beslendiği ve bu kayyum uygulamalarını başka yerlere taşıyabileceği ihtimali oldu. Buna göre ‘Normalleşme nasıl devam eder?’ soruları soruldu. Bu noktada milletvekillerimizle anketleri de paylaştık. Anketlerde partimiz birinci parti olarak çıkıyor. Sonra da çok ciddi bir kararsız seçmen kesimi var. Biz siyasette normalleşme dediğimiz bu adımla AKP ve MHP’den kopan seçmene sesleniyoruz. Yoksa ‘Erdoğan’la ortak olalım, onun istediği anayasayı yapalım, ona muhalefet etmeyelim’ demiyoruz. Saygımız seçmene” ifadelerini kullandı. CHP lideri Özel’in de “Hiçbir zaman iktidarla uzlaşı içinde olmadık. Öyle bir niyetimiz de yok. Ama kapıları açık tutmaya devam edeceğiz. Mücadelemizi de en sert şekilde yapacağız” dediği öğrenildi.

“Uyarı için Ankara’ya çağrılacak”

Öte yandan; geride kalan hafta sonunda Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın Esenyurt için yapılan mitinge katılmaması; Eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın “Bugünün CHP’si DEM’lenmekle meşgul” paylaşımı ve yine Esenyurt mitingine gitmeyen Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal’ın “Gel deyince gelen git deyince gidenlerden olmadım” açıklaması gibi olaylar yaşandı.

Partinin çizdiği bu dağınık görüntüyle ilgili genel merkezin bir adım atacağını aktaran kurmaylar “Bazı başkanlarımız neden katılmadıklarını genel başkana bildirdi. Mansur Bey’le ilgili durumu zaten Genel Başkan bizzat açıkladı. Bunun dışında başka bir programı olduğu için katılmayanlar var. Bazı başkanların bölgesel hassasiyetleri, bölge siyasetini gözettiği görülüyor. Bu da olabilir. Ama burada önemli olan katılmayanların yaptığı açıklamalar. Örneğin Lütfü Savaş açıklamasına karşı disipline sevkedildi. Burcu Köksal’ın açıklamasının da kabul edilir bir tarafı yok. Genel başkan onlara gerekli uyarıyı bizzat yapacak. Bazıları Ankara’ya çağırılacak” bilgisini paylaştı.

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: Asla Baş Eğmeyeceğiz

Partisinin Mardin Büyükşehir Belediyesi önünde gerçekleştirdiği grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, kayyım atamalarına tepki göstererek, “Asla boyun eğmeyeceğiz, asla baş eğmeyeceğiz” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), bu haftaki Meclis grup toplantısını İçişleri Bakanlığı tarafından kayyım atanan Mardin Büyükşehir Belediyesi önünde gerçekleştirdi.

Devrimci Parti Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşçı, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, TÖP Sözcüsü Juliana Sözen, EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, SYKP Eş Genel Mertcan Titiz Feray Mertoğlu ve TİP Genel Başkanı Erkan Baş, ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni ve EMEP Milletvekili Sevda Karaca toplantıya katıldı.

Grup toplantısında DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan açıklama yaptı. Hatimoğulları sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye 2015 yılından bu yana demokratik siyasette kesintisiz bir darbe süreci yaşandı. Bu kayyımın amacı Kürde sen seçemezsin, seçilemezsin demektir. Kayyım demek demokrasiye darbe demektir. Kayyım demek Kürt halkının siyasi iradesini tanımamak demektir. Bu kayyımcı anlayış sanmayın ki sadece Kürtlere zarar veriyor.

Belediyeler bizim için dört duvar demek değildir, belediye bizim için kentin ta kendisidir, halktır. Yüzlerce kayyım atadılar, seçmenimizle bağımızı koparabildiler mi? Hayır. En son seçimde belediye sayımızı artırarak, büyük bir başarıya imza atmadık mı? Kayyımı bizlerin üzerinde kılıç gibi kullananlar, bilsinler ki bunlar sadece size değil, uluslararası mahkemelere de hesap verecekler.

Buradan çağrımızı yineliyoruz: Meclis göreve. Çözüm parlamentodadır. Asıl samimiyet testi bu olacaktır. Bir diğer çağrımız, bütün muhalefet partilerine, demokrasi güçlerine, adalete inanan yurttaşlaradır. Bu haklı davaya gelin, hep beraber sahip çıkalım. Biraz daha geç kalırsak, batıdaki diğer belediyelere de kayyım atanacağından kimsenin şüphesi olmasın.

Kayyım aynı zamanda kadınları hedef alır. Ne zaman kayyım atasalar, önce kadın örgütlerine saldırı düzenlediler. Bakın kadının soyadını silmek istiyorlar, bizleri yaşamın her alanından silmek istiyorlar. Bugün Türkiye’de en yüksek oyu Batman Belediye Başkanımız Gülistan Sönük almıştır. Kadınlara saldırılar devam ettikçe, biz kadınlar 12 Eylül darbesine boyun eğmedik. Bizler kadın-yaşam-özgürlük şiarıyla mücadelemize devam edeceğiz. Kesintisiz darbeye karşı, kesintisiz mücadeleye devam edeceğiz. Bu irade kıyımını asla tanımıyoruz, herkesi bu darbe karşısında demokratik mücadeleye, dayanışmaya, örgütlenmeye devam ediyoruz. Mardin’e sahip çıkmaya devam edeceğiz.”

“En büyük Kürt düşmanı koalisyon”

Hatimoğulları’ndan sonra kürsüye gelen diğer eş genel başkan Tuncer Bakırhan ise şunları söyledi: “Bu siyasi darbeniz Mardin, Batman, Esenyurt ve Halfeti halkları için bir hiçtir. Kimsenin şüphesi olmasın; nasıl Mardin halkı 1994’te Çiller’in öncülük yaptığı DEP’lilere dönük darbeyi unutmadıysa, nasılsa Çiller ve Nusret Demiral da tarihin kara sayfalarına yazıldıysa, bu siyasi darbeciler de tarihin kara sayfalarında yerini alacaktır.

Açıkça söylüyoruz,kayyum demokrasiye bir kıyımdır. Bugün Türkiye’de iki hat var, bir kayyumcu cumhuriyet isteyenler, bir de bizim gibi demokratik cumhuriyet isteyenler. Diyorlar ki, iktidar ve onuru midesi kadarolan saray kalemşörleri diyorlar ki terör nedeniyle kayyum atandı. Bütün hırsızlıklarını, yolsuzluklarını terör maskesinin arkasına sakladıar. Bölücü arıyorsanız, pratikleriniz bakacaksınız. İstanbul’da başka hukuk, bölgede başka hukuk uygulamak asıl bölülcülüktür. Terör arıyorsanız, 2015’ten beri uygulamalarınıza bakacaksınız.

Ne yapmış Ahmet Türk? Daha dün Cumhurbaşkanı yardımcısıyla iki aileyi barıştıran Ahmet  Türk’e şimdi terörist diyorsunuz. Yazıklar olsun size. Bu ikiyüzlü tutumunuzdan vazgeçin, kimse size artık inanmıyor. Cumhuriyet kurulduğundan beri en büyük Kürt düşmanı koalisyonla karşı karşıyayız. 2015’ten beri kurdukları şeytan ittifakı ile bize yapmadıkları zulüm kalmadı, mezarlarla uğraştılar, cenazelerimizi kaldıramadık, katledilen çocukların cenazeleri buzdolaplarında kaldı.

İktidar bir yandan elimi uzatıyorum derken, diğer eliyle yok sayıyorlar, zulüm yapıyorlar. Bu halk size nasıl güvensin? Soruyoruz, dün elini uzatanlar bugün kayyum atayanlar değil mi? Uzattıkları elleri tuttuk, bize uzatılan her eli de tutarız, reddetmeyiz. Ama siz de gördünüz, uzatılan el meğer kayyım atamak içinmiş.

Kayyum barış ve çözüme giden yolu dinamitleyen bir yoldur. Kürt sorunu, sabahın 5’inde Ahmet Türk’ün kapısını çalarak, seni belediye başkanlığından aldık demektir. Kürt sorunu, Kürt sorunu yoktur demektir. Kürt sorunu, Fırat’ın suyu akarken, onun yanı başında kuruyan ağaçtır. Kürtler, siyaset yapmasın diyorsanız, Kürtler oy da kullanmasın diyorsunuz, Kürtler dilini de kullanmasın diyorsunuz. O zaman size soruyoruz, Kürtler ne yapsın be vicdansız herifler? Bu soruya sizin cevap vermeniz lazım. Sayın Bahçeli, Kürtler ne yapsın? Sayın Erdoğan, Kürtler ne yapsın bu saatten sonra? Kürt sorunu, İmralı’da, DEM Parti’yi siyaseten tecrit etmektir. Bu, bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür.

Ne kadar AKP’de siyaset yapan Kürt varsa, hepsini istifaya davet ediyoruz. Kayyım atadığı Kürtler, Erdoğan’ın kardeşi değildir. Onlar ne istiyorlar, biliyor musun? Onlar bizim tarihimizdeki Bekoları itiyorlar, ama Kürt halkı Memu Zin’dir, Kürtler Bekoları geçti.

Müzakereden kaçıyorlar, çünkü müzakere kimin sahici odluğunu gösteren en önemli merhalelerden biridir. DEM Parti olarak çözüme hazırız, elimizde hançer değil, barış güvercinleri var. Ama sizin bir elinizde kayyum, diğer elinizde zulüm var. Ama bu toprakların ferasetine inanıyoruz, bir gün bu feraset halkların birlikte yaşadığı bir ülkeyi yaratacaktır.

Sayın Bahçeli’nin grup toplantısını izledim. Bize uzattığın eli biz tuttuk, ama diğer elini ortağın baltaladı, diğer elini baltalayan ortağında sorun var. Madem bir çözüm istiyorsun, önce kayyumdan vazgeç, önce tecridi kaldır, madem çözüm istiyorsun önce hukuku uygula. Kimse bize Ortadoğu’da tehdit var, iç cepheyi gücendirelim demesin, iç cepheyi güçlendirmek kayyum atamak mıdır? Kayyum rejimiyle iç barışla sağlayamazsınız… Son olarak; asla boyun eğmeyecğiz, asla baş eğmeyeceğiz.”

Paylaşın

Afrika’nın Yaşlanma Karşıtı Sırrı: Baobab Yağı

Afrika’nın cilt bakımında önemli bir yeri olan baobab ağacının tohumlarından elde edilen Baobab yağı, yüzyıllardır Afrika’nın en zorlu çevre koşullarına karşı, cilt için doğal bir kalkan olarak kullanılır.

Haber Merkezi / A, D, E ve F vitaminleri ile omega 3, 6 ve 9 yağ asitleri bakımından zengin olan Baobab yağı, tüm cilt tipleri için adeta çok amaçlı bir kahraman gibidir.

Tüm cilt tipleri için doğal nemlendirici: Baobab yağı her cilt tipine uygun, harika bir doğal nemlendiricidir. Hızlı emilen formülü yağlı bir kalıntı bırakmadan cilde hızla nüfuz eder.

Bu, onu kuru cilde sahip olup derinlemesine nemlendirmeye ihtiyaç duyanlar veya yağlı cilde sahip olup gözenekleri tıkamayacak hafif bir nemlendirici arayanlar için mükemmel bir seçenek haline getirir.

Kolajen üretimini artırır: Baobab yağının en önemli faydalarından biri ciltte kolajen üretimini desteklemesidir. Kolajen, cildin elastikiyetini ve sıkılığını korumak için gereklidir.

Yaşlandıkça vücudumuz daha az kolajen üretmeye başlar, bu da kırışıklıklara ve sarkık cilde neden olur. Baobab yağını düzenli olarak kullanarak bu yaşlanma belirtileriyle savaşabilir, sağlıklı ve güçlü bir cilde sahip olabilirsiniz.

İltihaplı cildi yatıştırır: İçeriğindeki yüksek A ve E vitamini, hasarlı cilt hücrelerini aktif bir şekilde onarır ve bu durumlarla ilişkili rahatsızlıklara karşı çok ihtiyaç duyulan rahatlamayı sağlar.

Bu, baobab yağını iltihaplı veya tahriş olmuş cildi yatıştırmak isteyen herkes için olmazsa olmaz bir ürün haline getiriyor.

Yara izlerini ve çatlakları azaltır: Baobab yağının güçlü yenileyici özellikleri zamanla yara izlerini ve çatlakları etkin bir şekilde azaltır. İçeriğindeki yüksek esansiyel yağ asitleri cilt elastikiyetini artırır ve hücre yenilenmesini teşvik eder.

Bu iki yönlü yaklaşım sadece yara izlerini azaltmaya yardımcı olmakla kalmıyor, aynı zamanda düzenli kullanımda çatlak izlerini de etkili bir şekilde en aza indiriyor ve yağın olağanüstü cilt gençleştirme potansiyelini ortaya koyuyor.

Çevresel hasara karşı korur: Cildinizi UV ışınlarının ve kirliliğin zararlı etkilerinden koruyarak çevresel hasara karşı güçlü bir doğal savunma oluşturan Baobab yağı, yüksek antioksidan içeriğiyle cildi etkin bir şekilde korur.

Baobab yağının düzenli kullanımı, çevresel stres faktörlerinin neden olduğu erken yaşlanma belirtilerini önlemede önemli rol oynar ve bu da onu genç bir cilt görünümünü korumada önemli bir yardımcı haline getirir.

Paylaşın

“Phubbing” Kaçınılması Gereken Bir Numaralı Flört Trendi

Her geçen gün ilişkilerimizi mahvedecek yeni bir flört trendi ortaya çıkıyor. En son ortaya çıkan zararlı flört trendi ise “telefon” ve “aşağılama” kelimelerinin birleşimi olan “phubbing”.

Haber Merkezi / Phubbing, karşılıklı iletişimden daha çok telefonuna odaklanan biri tarafından görmezden gelinmeyi ifade ediyor.

Bu sorun, Psychological Reports dergisinde yayınlanan ve ilişkileri nasıl mahvedebileceğini açıklayan bir araştırmanın konusu bile oldu.

Araştırmada, 308 kişiden, partnerleri ile yaşadıkları phubbing seviyesi ile, ilişki memnuniyetlerini karşılaştırmaları istendi. Partneri tarafından phubbinge uğramak, ilişkide daha düşük memnuniyetle ilişkilendirildi.

Araştırmada, “Sonuçlar… partner telefon görüşmesinin, algılanan ilişki kalitesi ve ilişki memnuniyeti üzerinde dolaylıda olsa önemli bir etkiye sahip olduğunu gösteriyor” denildi:

“Sonuçlar, phubbing davranışlarına maruz kalan bireylerde ilişki doyumu ve algılanan ilişki kalitesinin azaldığını, ilişki doyumu ve ilişki kalitesinin azalmasının ise yaşam doyumuna zarar verdiğini ortaya koymaktadır.”

Phubbingin daha önce telefon bağımlılığı ve depresyonla, ergenlerde daha az öz saygı ve ruh haliyle, iletişim ve ilişki kalitesiyle de bağlantılı olduğu ortaya çıkmıştı.

Paylaşın

Yüksek Tansiyonu Yönetirken Nelerden Kaçınılmalı?

Yüksek tansiyon veya hipertansiyon, kalp hastalığı ve felç gibi ciddi sağlık sorunları riskini artıran, dünya genelinde oldukça yaygın bir durumdur. Hipertansiyon, kan basıncının olması gerekenden daha yüksek olması durumudur.

Haber Merkezi / Tüketilen gıdalar, özellikle yağlar, kan basıncı üzerinde büyük bir etkiye sahip olabilirler. Bazı yağlar hipertansiyonu kötüleştirebilir, bu yüzden hangi yağların tüketilmesinden kaçınılması gerektiğini bilmek önemlidir.

Dikkat edilmesi gereken en zararlı yağ türlerinden biri trans yağlardır. Bu yağlar, ürünün raf ömrünü uzatmak ve dokusunu iyileştirmek için işlem sırasında oluşturulan yapay yağlardır. Trans yağlar genellikle fırınlanmış ürünler, atıştırmalıklar, margarin ve kızarmış yiyecekler gibi yiyeceklerde bulunur.

Araştırmalar trans yağların kötü kolesterol (LDL) seviyesini yükseltirken iyi kolesterolü (HDL) düşürdüğünü gösteriyor. Bu kombinasyon atardamarları tıkayabilir ve daha yüksek kan basıncına yol açabilir.

New England Journal of Medicine dergisinde yayınlanan yakın tarihli bir araştırma, trans yağların kesilmesinin kalp hastalığı riskini önemli ölçüde azaltabileceğini ve kan basıncını düşürebileceğini ortaya koydu.

Trans yağlardan kaçınmak için gıda etiketlerini dikkatlice okumak ve trans yağların bir diğer adı olan “kısmen hidrojen yağlar” içeren ürünlerden uzak durmak çok önemlidir.

Doymuş yağlar, kan basıncını olumsuz etkileyebilecek bir diğer yağ grubudur. Bu yağlar çoğunlukla yağlı etler, tereyağı, peynir ve tam yağlı süt ürünleri gibi hayvansal ürünlerde bulunur. Hindistan cevizi yağı ve palmiye yağı gibi bazı tropikal yağlar da yüksek oranda doymuş yağ içerir.

Çok fazla doymuş yağ tüketmek kötü kolesterol seviyesini yükselterek kan basıncını ve kalp hastalığı riskini artırabilir.

American College of Cardiology Dergisi’nde yayınlanan yakın tarihli bir araştırma, doymuş yağları azaltmanın kan basıncını düşürmeye yardımcı olduğunu gösteren bulguları ortaya koydu.

Peki, trans yağlar ve doymuş yağlar zararlıysa, bunun yerine hangi yağları yemelisiniz? Cevap, kalp sağlığını iyileştirebilen ve kan basıncını düşürmeye yardımcı olabilen doymamış yağlarda yatmaktadır.

Doymamış yağlar zeytinyağı, avokado, fındık ve yağlı balık gibi yiyeceklerde bulunur. Bu daha sağlıklı yağlar, kötü kolesterolü düşürmeye yardımcı olur ve kan basıncı üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir.

American Journal of Clinical Nutrition dergisinde yayınlanan bir araştırma, doymuş yağların doymamış yağlarla değiştirilmesinin kan basıncında önemli düşüşlere yol açtığını gösterdi.

Dikkate alınması gereken bir diğer yağ türü ise omega-6 yağ asitleridir. Bu yağlar sağlık için önemlidir ancak çok fazla tüketmek sorunlara yol açabilir, özellikle de beslenmenizde yeterli omega-3 yağ asidi yoksa. Omega-6 yağları mısır, soya fasulyesi ve ayçiçeği yağı gibi işlenmiş ve kızartılmış gıdalarda sıklıkla kullanılan bitkisel yağlarda bulunur.

Omega-6 ve omega-3 yağ asitleri arasındaki denge bozulduğunda, iltihaplanmaya ve potansiyel olarak kan basıncının yükselmesine yol açabilir. Omega-3’ler balık, keten tohumu ve ceviz gibi yiyeceklerde bulunur.

Journal of Hypertension dergisinde yayınlanan yakın tarihli bir araştırma, bu yağlar arasındaki sağlıklı oranın korunmasının kan basıncının kontrolüne yardımcı olabileceğini öne sürüyor.

Özetle, yüksek tansiyonunuz varsa, trans yağlar gibi zararlı yağlardan kaçınmanız ve doymuş yağları sınırlamanız çok önemlidir. Bunun yerine, zeytinyağı, avokado, kuruyemiş ve yağlı balıklarda bulunanlar gibi sağlıklı yağları yemeye odaklanın. Ayrıca, omega-6 yağ asitleri alımınıza dikkat edin ve bunları omega-3’lerle dengelemeyi hedefleyin.

Paylaşın