Esad’dan Yeni Açıklama: Bölge Haritası Yeniden Çizilmek İsteniyor

Silahlı grupların başlattığı saldırıları değerlendiren Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, “Terörist tırmandırma, bölgedeki ülkeleri parçalama ve haritayı, ABD ve Batı’nın amaçları doğrultusunda yeniden çizme yönündeki geniş kapsamlı hedefleri yansıtıyor” dedi.

Kaide’nin Suriye kolu Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) liderliğindeki silahlı grupların İdlib’den hızla ilerleyerek Halep’i ele geçirmesinin, Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu’nun da bu süreçte Halep’in kuzeyindeki Tel Rıfat’ı ana omurgasını Kürtlerin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) almasının yankıları sürüyor.

Saldırıların başlamasından bu yana bir dizi diplomatik temasta bulunan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, son olarak İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’la telefonda görüştü.

Beşar Esad, Pezeşkiyan’la görüşmesinde şu ifadeleri kullandı: “Terörist tırmandırma, bölgeyi bölme, bölgedeki ülkeleri parçalama ve haritayı, ABD ve Batı’nın amaçları doğrultusunda yeniden çizme yönündeki geniş kapsamlı hedefleri yansıtıyor.”

Esad’ın görüşmede, “bu durumun, Suriye ile ordusunun ülkenin bütün topraklarında terörizme karşı koyup ortadan kaldırma kararlığını kesinlikle etkilemeyeceğini” vurguladığı belirtildi.

Pezeşkiyan ise Suriye’nin birliğini ve istikrarını hedef alma amaçlı tüm girişimleri reddettiğini söyledi; Suriye’nin istikrarının hedef alınmasının bölgenin istikrarını da etkilediğinin altını çizdi.

İran Cumhurbaşkanı, “ABD’nin ve Siyonistlerin bölge ülkeleri ve halklarını hedef alma konusundaki amaçlarının açık olduğunu” belirterek, “İran’ın, terörü ortadan kaldırmak ve destekçilerinin hedeflerini engellemek için Suriye’ye her türlü desteği sağlamaya hazır olduğunu” vurguladı.

Rusya: Esat’ı hala destekliyoruz

Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, “Beşar Esat’ı desteklemeye devam ediyoruz. Temaslar uygun seviyelerde devam ediyor” dedi. Peskov, “Durumu analiz ediyoruz ve durumu istikrara kavuşturmak için nelerin gerekli olduğu konusunda bir pozisyon oluşturulacak” ifadesini kullandı.

Fransa, İngiltere, Almanya ve ABD hükümetleri, 27 Kasım’dan bu yana çatışmaların sürdüğü Suriye’deki duruma ilişkin ortak bir yazılı açıklama yaptı.

Suriye’deki gelişmelerin yakından izlendiği belirtilen açıklamada, sivil halkın yeniden yerinden edilmesinin ve insani yardımların aksamasının önlenmesi için tüm taraflara gerginliğin düşürülmesi ve sivillerle altyapıların korunması çağrısı yapıldı.

Suriye’deki tırmanışın, çatışmaya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararına uygun olarak Suriye’nin liderliğinde siyasi bir çözüm getirilmesinin aciliyetini vurguladığı da belirtildi.

İran destekli Iraklı milislerin, Suriye’de Halep’i ele geçiren silahlı grupların sürpriz ilerleyişine karşı hükümetin karşı saldırısına destek vermek üzere Suriye’de konuşlandıkları bildirildi.

İsminin açıklanmasını istemeyen Iraklı bir milis yetkilisi, şu anda Suriye’de bulunan Tahran destekli Iraklı milislerin harekete geçtiğini, ayrıca ilave güçlerin Esat hükümeti ve ordusunu desteklemek üzere sınırı geçtiğini söyledi.

İngiltere merkezli muhalif savaş gözlemcisi Suriye İnsan Hakları İzleme örgütüne göre, 200 kadar Iraklı milis pikaplarla gece boyunca stratejik Bou Kamal sınır kapısından Suriye’ye girdi.

Örgüt, bu milislerin Suriye ordusunun silahlı gruplara karşı yürüttüğü geri püskürtme harekatına destek vermek üzere Halep’te konuşlanmalarının beklendiğini kaydetti.

Suriyeli Kürtlerin durumu zor

Muhaliflerin başarılı operasyonu ile birlikte Türkiye tarafından desteklenen gruplar, Suriye’nin kuzeyinde bazı bölgelere egemen olan, derin bir düşmanlık besledikleri Kürtlere karşı da saldırıya geçti.

Halep’in 30 kilometre kuzeyinde, Türkiye sınırına oldukça yakın bir bölgede yer alan Tel Rıfat kasabasının, Pazar günü yaşanan ağır çatışmaların ardından Türkiye yanlısı milislerin kontrolüne geçtiği bildiriliyor.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Tel Rıfat ile birlikte iki yerleşim yerinin daha söz konusu milisler tarafından ele geçirildiğini ve bölgede yaşayan yaklaşık 200 bin Kürdün kendilerine katliam yapılacağı korkusu içinde olduklarını öne sürdü.

Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG) bağlı Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Suriye’nin kuzeyinde büyük bir bölgeyi hâkimiyetinde bulunduruyor.

Ankara ise sınırındaki söz konusu Kürt silahlı gruplarının etkisini uzun süredir azaltmaya çalışıyor. ABD, YPG’yi IŞİD’e karşı mücadelede müttefik olarak görürken Türkiye söz konusu örgütü terörist olarak nitelendiriyor.

Paylaşın

Yeni Çözüm Süreci Tartışmaları: Babacan’dan Dikkat Çeken Açıklamalar

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan “Yeni Çözüm Süreci” tartışmalarına ilişkin konuşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, iktidarın kritik meselelerde kendi içinde uyumlu bir politika oluşturamadığını söyledi.

İktidar içindeki farklı grupların bu süreçte belirleyici olduğunu dile getiren Ali Babacan, şunları söyledi: “Bu işlerde hükümeti etkileyen hep farklı kamplar olur. Bir güvenlikçi kamp vardır, bir de çözümcü kamp. Bu kamplar bazen çatışır. Sayın Erdoğan da bazen bir kampın etkisiyle, bazen de diğerinin etkisiyle zikzaklarla devam eder.”

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA Partisi) Genel Başkanı Ali Babacan, Ankara Kitap Fuarı’nda gazetecilerin sorularını yanıtladı. Gazeteciler İpek Özbey, Murat Ağırel ve Barış Terkoğlu ile sohbet eden Babacan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çözüm sürecine dair çıkışını değerlendirdi. Babacan, Bahçeli’nin açıklamalarının iktidar içinde koordinasyonsuzluğa işaret ettiğini belirtti.

Babacan, Bahçeli’nin sözlerinin çözüm süreci tartışmalarını yeniden alevlendirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “İktidarın bu konuda topyekün bir samimiyet testinden geçmesi gerekiyor. Henüz o samimiyet testinden geçtiklerini ben düşünmüyorum. Ayrıca senkronize olduklarını da düşünmüyorum. Bu kadar önemli meselelerde Bahçeli’nin böyle bir çıkış yapmadan önce mutlaka konuşmuş olduklarını varsayıyorum ama detayları çalışmadıkları çok açık.”

Babacan, hükümetin çözüm süreci gibi kritik meselelerde kendi içinde uyumlu bir politika oluşturamadığını vurguladı. İktidar içindeki farklı grupların bu süreçte belirleyici olduğunu dile getirerek, şunları söyledi: “Bu işlerde hükümeti etkileyen hep farklı kamplar olur. Bir güvenlikçi kamp vardır, bir de çözümcü kamp. Bu kamplar bazen çatışır. Sayın Erdoğan da bazen bir kampın etkisiyle, bazen de diğerinin etkisiyle zikzaklarla devam eder.”

“Ciddi bir planlama yapılmadığı çok net”

Babacan, hükümetin uzun vadeli ve tutarlı bir politika geliştiremediğini, genelde olaylara anlık tepkiler verdiğini ifade etti. “Kervan yolda düzülür” mantığının, çözüm süreci gibi hassas konularda etkili bir yöntem olmadığını belirten Babacan, “Bu meselede ciddi bir planlama yapılmadığı, koordinasyonsuzluk içinde hareket edildiği çok net” dedi.

Babacan, eşi Zeynep Babacan ile birlikte Ankara Kitap Fuarı’nda vatandaşlarla bir araya geldi. Kırmızı Kedi Yayınları standında gazetecilerle sohbet eden Babacan, aynı zamanda fuara katılan okurlardan yoğun ilgi gördü.

Paylaşın

Süper Lig: Beşiktaş Galibiyete Hasret

Süper Lig’in 14. hafta maçında Hatayspor ile Beşiktaş, Mersin Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Kadir Sağlam’ın yönettiği karşılaşma 1 – 1 eşitlikle sona erdi.

Haber Merkezi / Hatayspor’un golünü 29. dakikada Görkem Sağlam, Beşiktaş’ın golünü ise 41. dakikada Ciro Immobile kaydetti.

Beşiktaş, bu beraberlik ile 22 puana ulaşırken, Hatayspor ise 8 puanla 18. sırada yer aldı.

29. dakikada Cemali Sertel’ın ortasında Emirhan Topçu’nun uzaklaştırmaya çalıştığı topu önünde bulan Görkem Sağlam’ın vuruşunda meşin yuvarlak ağlara gitti (1-0). 41. dakikada Masuaku’nun soldan kullandığı kornerde Immobile topu kafayla ağlara gönderdi (1-1).

Stat: Mersin

Hakemler: Kadir Sağlam, Furkan Ürün, Anıl Usta

Hatayspor: Erce Kardeşler, Cemali Sertel, Calvo, Kamil Ahmet Çörekçi (Dk. 72 Bamgboye), Kilama, Görkem Sağlam, Diack, Joelson Fernandes (Dk. 87 Boutobba), Rivas (Dk. 72 Recep Burak Yılmaz, Rui Pedro (Dk. 72 Abdulkadir Parmak), Aboubakar (Dk. 77 Strandberg)

Beşiktaş: Mert Günok, Svensson, Tayyip Talha Sanuç (Dk. 85 Zainutdinov), Emirhan Topçu, Masuaku, Gedson, Salih (Dk. 84 Can Keleş), Rashica (Dk. 65 Al Musrati), Rafa Silva, Semih (Dk. 78 Chamberlain), Immobile

Goller: Dk. 29 Görkem Sağlam (Hatayspor), Dk. 41 Immobile (Beşiktaş)

Paylaşın

Eğitim Sisteminden Memnun Olmayan Velilerin Oranı Yüzde 95

Yeni bir araştırma, velilerin yüzde 95.4’ünün eğitim sisteminden memnun olmadıklarını ortaya koydu. Araştırmada, eğitime yönelik memnuniyet oranının 4 yıl önceye göre ciddi düşüş yaşandığına da dikkat çekildi.

Türkiye’nin eğitim sistemi, uluslararası değerlendirmelerdeki gerilemeler ve ulusal araştırmalarda ortaya çıkan memnuniyetsizlik oranlarıyla bir kez daha gündeme geldi.

İstanbul Üniversitesi ve Medipol Üniversitesi’nden akademisyenlerin gerçekleştirdiği “Ekonomik Zorlukların Eğitim Sistemine Etkisi Araştırması 2024” çalışması, hem ailelerin eğitime yönelik algılarını hem de sistemin yaşadığı sorunları gözler önüne serdi.

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Pazarlama Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Süphan Nâsır öncülüğünde, Dr. Öğretim Üyesi Yonca Nilay Baş ve Dr. Öğretim Üyesi Fatma Betül Ortaköy’ün katkılarıyla hazırlanan araştırma, bin 968 kişiyle gerçekleştirildi.

Halk TV’de yer alan habere göre araştırma sonuçları velilerin eğitime olan memnuniyetinin dört yıl öncesine kıyasla ciddi bir düşüş olduğunu gösterdi.

Araştırmaya katılanların yüzde 64’ü çocuk sahibi olduğunu belirtirken, bu kişilerin yüzde 37,2’si çocuklarını özel okula gönderdiğini, yüzde 44,3’ü ise devlet okullarını tercih ettiğini ifade etti. Ancak özel okul tercih eden veliler arasında yüzde 21’i, artan maliyetler nedeniyle çocuklarını devlet okuluna almayı düşündüğünü açıkladı.

Katılımcıların çocuklarını özel okula gönderebilmek adına bütçelerinden sırasıyla mobilya, ev eşyası, tatil ve seyahat, kültür sanat etkinlikleri, elektronik eşya ve restoran hizmetleri kalemlerinden feragat ettikleri görüldü.

Çocuğunu özel okula göndermek için feragat ettikleri başlıklar için ‘diğer’ seçeneğini işaretleyen veliler de şunları söyledi:

“Hayatımdan vazgeçmişim onlar okusun diye…”, “Hobi alanımdaki tüm faaliyetlerden”, “Eğitimleri yarım kalmasın diye her şeyi kıstık”, “Her şeyi feda ediyoruz çünkü özel okullar çok iyi eğitim verdiği için değil dersliklerde daha az öğrenci olduğu ve güvenli olduğu için tercih ediyoruz.”

Araştırmaya göre, eğitim sisteminden memnun olmadığını belirtenlerin oranı yüzde 95,4 gibi yüksek bir seviyeye ulaştı. Bu oran, Kasım 2020’de yapılan bir araştırmada yüzde 90,6 olarak kaydedilmişti. Artan ekonomik zorluklar ve sistemdeki yapısal sorunlar, memnuniyetsizlik seviyesini daha da yükseltti.

Kasım 2020 tarihinde yapılan ‘Türkiye’de Seçmenlerin Siyasi Kimlik Temelli Profil Analizi’ başlıklı araştırmada eğitim sistemine memnuniyet konusunda katılımcıların yüzde 76,80’i hiç memnun olmadıklarını, yüzde 13,80’i de memnun olmadıklarını dile getirmişti. Dört sene önceye göre memnuniyetsizliğin daha da arttığı görülüyor.

Paylaşın

B Vitaminleri Yüksek Tansiyonu Düşürmeye Yardımcı Olabilir Mi?

Yüksek tansiyon veya hipertansiyon, dünya çapında milyonlarca kişiyi etkileyen yaygın bir sağlık sorunudur. Yüksek tansiyonu olanların yaklaşık yüzde 12,8’i ilaçlara rağmen bu sorunu kontrol altında tutamıyor, bu durum ilaca dirençli hipertansiyon olarak biliniyor.

Haber Merkezi / Uzmanlar, sağlık risklerini azaltmak için kan basıncının 140/90 yerine 130/80’in altında tutulmasını öneriyor. Bu değişim, kan basıncı seviyesini yönetmenin daha etkili yollarını bulmanın önemini vurguluyor.

Hipertansiyonun olası faktörlerinden biri vücuttaki homosistein adı verilen bir maddedir. Homosistein, sağlıklı bir seviyede kalmak için B6, B12, folat ve B2 gibi belirli vitaminlerle etkileşime girer. Ancak kişide bu vitaminler eksikse, homosistein birikebilir. Yüksek homosistein seviyesi kan damarlarını daraltabilir, kan basıncını artırabilir ve diğer sağlık sorunlarına yol açabilir.

Maine Üniversitesi’nden Merrill Elias ve ekibi, B vitamini alımının artırılmasının kan basıncını yönetmeye yardımcı olup olamayacağını araştırdı. Araştırma, B vitamini takviyelerinin homosistein seviyelerini azaltabileceğini ve bunun da kan basıncını düşürebileceğini ortaya koydu.

Merrill Elias ve ekibi, araştırmanın ne kadar işe yarayabileceğini daha iyi anlamak için birden fazla araştırmadan elde edilen verilere baktılar ve B vitamini almanın kan basıncını ortalama 6 ila 13 puan düşürebileceğini buldular. Bu, kan basıncı 140 olan birinin kan basıncının yaklaşık 127’ye düşebileceği anlamına gelir.

Ancak, optimum sağlık için ideal homosistein seviyesinin ne olması gerektiği konusunda bazı tartışmalar var. Birçok uzman homosistein seviyesinin 10’un altında kalması gerektiği konusunda hemfikir olsa da, bazı uzmanlar 11.4’e kadar kabul edilebilir olabileceğini savunuyor.

Merrill Elias ve ekibi ise, homosistein seviyesinin daha da düşük tutulmasının genel sağlık açısından en iyi seçenek olabileceğini öne sürüyor.

Araştırmanın sonuçları American Journal of Hypertension dergisinde yayımlandı.

Paylaşın

Beşiktaş’ta Sular Durulmuyor: Oyuncuların Maaşları İki Aydır Ödenmiyor

Beşiktaş’ta Giovanni van Bronckhorst sonrası yeni teknik direktörün kim olacağı merak konusu olurken siyah – beyazlı ekibin, oyuncularına 2 aydır maaş ödeyemediği ortaya çıktı.

Süper Lig’de 14. hafta karşılaşmasında bu akşam deplasmanda Hatayspor ile mücadele edecek Beşiktaş’ta sular durulmuyor. Görevi bırakan Hasan Arat’ın ardından başkanlık koltuğuna Hüseyin Yücel otururken Hollandalı teknik adam Giovanni van Bronckhorst ile de yollar ayrıldı.

Beşiktaş başkanı Hüseyin Yücel, Sergen Yalçın ile masaya otururken deneyimli teknik adam Beşiktaş’ta görev almayacağını açıkladı. Beşiktaş’ta yeni patronun kim olacağı merak konusu olurken siyah-beyazlı ekibin, oyuncularına 2 aydır maaş ödeyemediği ortaya çıktı.

Gazeteci Fırat Günayer’in aktardığına göre; Beşiktaş, 2 aydır oyuncularına maaş ödeyemiyor. Söz konusu durum hakkında açıklamalarda bulunan Günayer, “Oyuncular 2 aydır maaş alamıyor. Çok net bilgi. Zaten Hasan Arat bunu yalanlamadı. Beşiktaş 2 aydır para ödemiyor.” diye konuştu.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Kayyım Atamalarına” Sert Tepki

Kayyım atamalarına tepki gösteren İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Demokrasiye ve hukuka aykırı bu uygulamalarla, halkın iradesi ayaklar altına alınıyor; yerel demokrasi çiğneniyor, en kötüsü de halkın demokrasiye olan inancı ve temsil gücü büyük zarar görüyor” dedi ve ekledi:

“Seçilmiş bir belediye başkanının, daha hakkında sonuçlanmış bir yargı kararı bile yokken, görevden alınıp, yerine İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir vali ya da başka bir görevlinin atanması hangi hukuk ve demokrasi anlayışına sığar? Oysa ulusal yönetimler, yerel yönetimlere çelme takmak yerine, onlarla iş birliği yaparak, ulusal kalkınmayı, iyi yönetişimi ve demokratik katılımı yerelden beslemelidir.”

Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu; TBB, Şişli Belediyesi ve Avrupa Birliği Bölgeler Komitesi’nin (COR) ortaklaşa düzenlediği, “31. Türkiye Çalışma Grubu Toplantısı”na katıldı.

Cumhuriyet’in aktardığına göre; Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın da bir konuşma yaptığı toplantı öncesinde, COR Türkiye Çalışma Grubu Başkanı Antje Grotheer ile ikili bir görüşme gerçekleştiren İmamoğlu, “Hep birlikte daha adil, daha katılımcı ve daha demokratik bir Avrupa oluşturmak için önemli bir güç oluşturuyoruz” dedi.

“Dünyamız, Ukrayna’dan Gazze’ye krizler ve savaşlar, önüne geçemediğimiz iklim krizi, düzensiz göç dalgaları, gittikçe keskinleşen yoksulluk ve eşitsizlik gibi sorunların süreklilik arz ettiği bir ‘çoklu kriz’ dönemi yaşıyor” saptamasında bulunan İmamoğlu, şunları söyledi:

“Her gün yeni bir çatışma ve istikrarsızlıkla uyanıyoruz. Lübnan’da ateşkes sağlandı derken, şimdi de Suriye’de çatışmalar yeniden başladı. Bu şartlarda, maalesef geleneksel siyasal kurumlar yeni ihtiyaçlara cevap veremiyor. Türkiye dahil birçok ülkede siyasal rejimler kabuk değiştirirken, evrensel demokratik değerleri tehdit eden otoriter anlayışlar güçleniyor. Halkların memnuniyetsizliği ve öfkesinden faydalanarak yükselen otoriter ve popülist dalga, bu çoklu krizlere çare bulmaktan çok uzak.

Tam tersine; bu siyasi dalga, öfkeyi körükleyen bölücü politikalarla, yeni düşmanlar yaratarak ya da kırılgan grupları hedef göstererek, çözümsüzlüğü kemikleştiriyor. Popülist otoriter liderler, sadece kendi ülkelerindeki demokratik kurumları değil, dünya barış ve istikrarını da tehdit ediyorlar. Çözüm ise, tüm paydaşların dahil olduğu, iş birliğine dayalı çoğulcu bir yaklaşımda yatıyor.

Bu çözüm arayışında yerel siyaset, hayati önem taşıyor. Zira vatandaş, demokrasi ve etkin yönetişim arasındaki bağı, onlar kuruyor. Yerel siyaset, ulusal siyasetin altında, hiyerarşide ikinci sınıf bir siyaset alanı asla değil. Yerel yönetimler, halka en yakın yönetim birimleri olarak, onların beklentilerini, ihtiyaçlarını, kaygılarını ve kızgınlıklarını biliyor; sadece bugünün değil, geleceğin sorunlarına da somut ve pratik çözümler üretiyor.

Örneğin; 16 milyonluk İstanbul’da, çocuğunu bırakacak yer bulamadığı için iş hayatına katılamayan annenin ihtiyacı olan kreşler de gelecek kuşaklar için hayati önem taşıyan yeşil alanlar ve sürdürülebilir ulaşım da bu hayati çözümler arasında. Bu sorumlulukları yerine getirmek için, ulusal ve yerel yönetimler arasında sağlıklı bir diyalog ve etkileşim olması gerekirken, üzülerek görüyorum ki, siyasi çıkarlarını her şeyin üstünde görenler, toplumsal ortak faydaya zarar vermekten çekinmiyorlar.

“Demokrasiye ve hukuka aykırı bu uygulamalarla…”

Türkiye’nin politik haritasını yeniden çizen ve ana muhalefet partisi CHP’yi birinci parti yapan Mart 2024 yerel seçimlerinden bu yana, sekiz belediye başkanı görevinden alındı ve yerlerine kayyum atandı. Hepsi muhalefetten olan bu başkanlar arasında, Türkiye’nin en büyük ilçe belediyesi olan Esenyurt’un başkanı Profesör Ahmet Özer ve kadim kent Mardin’in belediye başkanı, tecrübeli ve barışsever politikacı Ahmet Türk de var. Demokrasiye ve hukuka aykırı bu uygulamalarla, halkın iradesi ayaklar altına alınıyor; yerel demokrasi çiğneniyor, en kötüsü de halkın demokrasiye olan inancı ve temsil gücü büyük zarar görüyor.

Seçilmiş bir belediye başkanının, daha hakkında sonuçlanmış bir yargı kararı bile yokken, görevden alınıp, yerine İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir vali ya da başka bir görevlinin atanması hangi hukuk ve demokrasi anlayışına sığar? Oysa ulusal yönetimler, yerel yönetimlere çelme takmak yerine, onlarla iş birliği yaparak, ulusal kalkınmayı, iyi yönetişimi ve demokratik katılımı yerelden beslemelidir.

Uluslararası seviyede de yerel yönetimler arasındaki iş birliği ve koordinasyon için çalışma gruplarından şehir diplomasisi platformlarına uzanan araçlar geliştirmeli, var olan yapıları da daha etkin kılmalıyız. İstanbul olarak, 2021’de Balkan Şehirleri Ağı’nı kurduk, 2023’te ise mega şehirlerin ortak sorunlarını tartışmak ve çözüm önerileri paylaşmak üzere, tarihte ilk defa gerçekleştirilen ‘Megaşehirler Zirvesi’ne ev sahipliği yaptık.

10 gün sonra da Ortadoğu ve Kuzey Afrika belediye başkanlarına ev sahipliği yapacak, Gazze’deki ve bölgedeki insani trajediyi hafifletmek, barışın tesisi için yerel yönetimler olarak neler yapabileceğimizi tartışacağız.

“Türkiye’nin aday ülke olarak adı zikredilmiyor bile”

Bu çok krizli dünyada, Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki iş birliği ihtiyacı, hiçbir zaman olmadığı kadar acil; ancak ilişkiler, belki de tarihindeki en düşük seviyede. Son 20 yıldır adım adım gerileyen Türkiye-AB ilişkileri, stratejik bir ortaklık olmaktan çıkıp; gerginliklerle dolu, düzensiz göç ve mülteciler konusuna indirgenmiş, bir ‘al-ver’ yaklaşımına kilitlendi. AB’nin genişleme politikaları konuşulurken, Batı Balkanlardaki pek çok ülkeden bahsedilirken, Türkiye’nin aday ülke olarak adı zikredilmiyor bile.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula van der Leyen’in, geçtiğimiz hafta, yeni komisyonun ilk çalışma gününde yaptığı konuşmada, genişlemeden bahsederken, Türkiye’nin adını telaffuz etmemesi büyük bir talihsizliktir. 60 yılı aşkın politik diyalog ve 20 yıllık adaylık süreci, tam anlamıyla derin dondurucuda. Bırakın üyelik müzakereleri ve vize serbestisini, ortak çıkarlarımızı ilgilendiren Gümrük Birliği’nin modernizasyonu konusunda adım atılması dahi, siyasi nedenlerle mümkün olamıyor.

Bu noktaya gelmemizde, Türkiye’nin de sorumluluğu bulunduğunun ve bunun önemli bir sebebinin, AK Parti hükümetinin ülkeyi Kopenhag kriterlerinden uzaklaştıran politikaları olduğunun farkındayız elbette. Ancak, halkımızın büyük bölümü, ülkemizin geleceğini demokratik, çoğulcu, insan hak ve özgürlüklerine, hukukun üstünlüğüne saygılı ülkelerin arasında görüyor. Mart 2024 yerel seçiminin sonuçlarını, halkımızın bu yöndeki iradesinin somut bir göstergesi olarak kabul ediyoruz. 24 Nisan’da Brüksel’de yaptığımız son toplantıda da ifade ettiğimiz gibi, bu seçim sonuçlarının AB ile ilişkilerimize de ‘taze kan’ getirmesini umut ediyoruz.

Ancak biz, demokratik kurumların güçlendirilmesi ve hukukun üstünlüğü alanlarında kendi eksiklerimizi tamamladıkça, AB’nin de Türkiye’yi güvenilir bir ortak ve gelecekte AB üyesi olarak görmesini istiyoruz. AB, Türkiye ile ilişkilerini, ulusal gündemi ve kamuoyu nedeniyle, Türkiye’ye sürekli hasmane tavır alan üye ülkelerin insafına bırakmamalı. Türkiye ve AB arasındaki pozitif gündeme katkıda bulunmak amacıyla kaleme alınan ve aslında AB üye ülkelerinin, Türkiye konusundaki asgari müştereklerini yansıtmaktan öteye geçemeyen ‘Borrell Raporu’nun bile, Avrupa Konseyi tarafından resmi olarak onaylanmamış olması üzücüdür.

Bundan sadece 20 yıl önce, yüzde 80’i AB üyeliğini destekleyen Türk halkının AB’ye inancına darbe vuran dört temel konu olduğunu düşünüyorum: Bunlardan birincisi; vatandaşlarımıza AB konsoloslukları önünde eziyet çektiren vize meselesidir. Bu sorunun çözülememesinden zarar görenlerin başında, AB ülkelerindeki okullara kabul edildikleri halde okullarına gidemeyen başarılı gençlerimiz geliyor. Avrupa ve Türkiye arasında köprü kuracak güce sahip bu gençler, vize duvarına toslamamalıdır.

İkinci konu ise, Kıbrıs. Türk kamuoyu, Kıbrıslı Türklerin, BM çerçevesindeki barış planlarına ‘evet’ demişken, bu planları elinin tersiyle kenara iten Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kıbrıs’ın tek temsilcisi olarak AB’ye kabul edilmesini haksız buluyor. Kıbrıslı Türklerin diplomatik izolasyonun sürmesini, Güney Kıbrıs’ın AB’nin sadece adanın kuzeyi ile ilişkilere değil, Türkiye ile ilişkilere de ipotek koymasını adil bulmuyoruz.

Türk kamuoyunu üzen diğer bir konu ise, AB’nin Filistin meselesindeki sessizliğidir. Eğer barışa ve insan haklarına inanıyorsak, tüm dünyanın gözü önünde, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu on binlerce masum Filistinlinin katledilmesini daha yüksek sesle ve net bir şekilde eleştirmemiz, kınamamız gerekmez mi? Dördüncü konu ise göç ve sığınmacılar meselesi. Dünyada en fazla sığınmacıya ev sahipliği yapan ülkelerin başında gelen Türkiye’nin, bu ağır yükü tek başına taşımaya devam etmesi ne sürdürülebilir ne de adil.

Yalnızca İstanbul’da, sayılarını tam olarak bilmediğimiz yüzbinlerce Suriyeliye ev sahipliği yapıyoruz, ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yoğun çaba sarf ediyoruz. İklim krizleri ve küresel yoksulluğun keskinleşmesiyle daha da artmasını beklediğimiz göç krizi, kısa vadeli ‘al-ver politikaları’ ile çözülemeyecek, birkaç ülkenin sırtına yüklenemeyecek kadar büyük ve önemli. Bu konuda geniş kapsamlı uluslararası iş birliği ve dayanışma şart.

Önümüzdeki dönemde, Türkiye ile AB arasında askıya alınmış iş birliği ve istişare mekanizmalarının yeniden hayata geçirilmesi, genişleme ülkelerine yönelik tüm toplantılara Türkiye’nin de dahil edilmesi olumlu bir adım olacaktır. Türkiye-AB ilişkilerinin, ortak hedefler doğrultusunda yeniden güçlendirilmesi, jeopolitik risklerden yerel politikalara, yalnızca mevcut sorunların çözümüne değil, daha kapsayıcı ve sürdürülebilir bir geleceğin inşasına da hizmet edecektir. Bu çerçevede, diyalog ve iş birliği konusundaki kararlılığımızı bir kez daha vurgulamak isterim.”

İmamoğlu, Şahan ve Grotheer’in konuşmalarının ardından, “Türkiye ile Avrupa Birliği Arasındaki Güncel Gelişmeler” konulu bir panel düzenlendi. Grootheer’in modere ettiği panelde, AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Thomas Ossowski, Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan Akın ve Melikgazi Belediye Başkanı Mustafa Palancıoğlu fikir paylaşımlarında bulundu.

Paylaşın

Türkiye’den Üç Firma “En Büyük 100 Silah Üreticisi” Listesinde

“En büyük 100 silah üreticisi” listesinde Türkiye’den Aselsan, Baykar ve TUSAŞ yer aldı. Üç firmanın toplam gelirleri yüzde 24 artışla 6 milyar dolara ulaştı. İlk 100 listesinde Türkiye’nin payı yüzde 1’den az oldu.

Geçen yıl tüm dünyada en fazla gelir elde eden ilk 100 silah üreticisi yüzde 4,2 büyümeyle toplam 632 milyar dolarlık satış yaptı.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) raporuna göre 2023 yılında Türk şirketlerinin küresel silah ticaretinden aldıkları pay büyüdü.

SIPRI’nın “En büyük 100 silah üreticisi” listesinde Türkiye’den Aselsan, Baykar ve TUSAŞ yer aldı. Üç firmanın toplam gelirleri yüzde 24 artışla 6 milyar dolara ulaştı.

“Türkiye uzun süredir savunma sanayisinde kendi kendine yeterli olmayı hedefliyor” denilen raporda Türk firmalarının silah satışlarındaki büyümenin iç talep ve Ukrayna savaşıyla bağlantılı olduğu kaydediliyor.

Bir yılda yüzde 25 artışla 1,9 milyar dolar gelir elde eden Baykar “İlk 100” listesinde 10 basamak tırmanarak 69’uncu sırayı aldı. Baykar üretimi insansız hava araçlarının (İHA) Ukrayna’da yaygın şekilde kullanıldığı vurgulanan raporda, “(Şirket) Yıl boyunca doğrudan Ukrayna’ya veya Ukrayna’ya gönderilmek üzere başka ülkelere İHA’lar ihraç etti” denildi. Geçen yıl Baykar’ın kasasına giren paranın yüzde 90’ı yurt dışına yapılan satışlardan geldi.

Listede 10 basamak yükselerek 78’inci sırayı alan TUSAŞ, yüzde 45’le gelirlerini en fazla artıran Türk silah üreticisi oldu. Şirket 1,7 milyar dolarlık satışın yüzde 31’ini yurtdışına yaptı.

Gelirlerini yüzde 12 büyüten Aselsan listenin 54’üncü sırasında yer aldı. Diğer iki Türk üreticiye kıyasla gelirlerinin çok küçük bir kısmı ihracattan geldi, şirket 2,4 milyar dolarlık satışın büyük bölümünü Türk güvenlik güçlerine yaptı.

Geçen yıl tüm dünyada en fazla gelir elde eden ilk 100 silah üreticisi yüzde 4,2 büyümeyle toplam 632 milyar dolarlık satış yaptı. Türkiye, bu rakamın yüzde birden azını oluştururken listede yer alan ABD merkezli 41 şirket toplam gelirlerin yarıdan biraz fazlasını elde etti.

Dünyanın en büyük silah üreticisi ABD’li Lockheed Martin şirketinin gelirleri, artan siparişlere rağmen yüzde 1,6 azaldı. F-16 ve F-35 gibi gelişmiş savaş uçaklarını üreten şirket yaşadığı tedarik zorlukları nedeniyle siparişlere cevap verecek hızda üretim kapasitesini artıramadı. Şirket geçen yıl 60,8 milyar dolar gelir elde etti.

Çinli üreticiler 103 milyar dolarla Amerikalı rakiplerinden sonra en fazla geliri elde ederken, listede detaylı ve şeffaf veri elde edilemeyen Rusya’dan toplam 25,5 milyar dolarlık satışla iki şirket yer aldı.

İlk 100’de Almanya’dan ise toplam 10,7 milyar dolar gelirle dört şirket yer aldı. Bu 2022’ye göre gelirlerin yüzde 7,5 büyüdüğü anlamına geliyor.

Almanya’nın en hızlı büyüyen şirketi, hava savunma sistemleri ve mühimmatlarına olan talepteki artışa paralel, Diehl oldu. Şirket gelirlerini yüzde 30 artırarak 1,4 milyar dolar elde etti.

Ülkenin en büyük silah üreticisi Rheinmetall ise yüzde 10 büyümeye karşılık gelen 5,5 milyar dolarlık satışla 26’ncı sırada yer aldı. Rheinmetall’ın satışlarında Ukrayna’ya tank ve mühimmat ihracatı önemli yer tuttu.

Gazze savaşının etkisiyle İsrailli şirketlerin de gelirleri hızlı arttı. Listedeki üç firma yüzde 15 büyümeyle 13,6 milyar dolarlık satış kaydetti. “Çelik Kubbe” ve “Davut’un Sapanı” adlı hava savunma sistemlerini üreten Rafael şirketi yüzde 16 artışla 3,7 milyar dolar gelir elde etti ve en çok satış yapan 42’nci şirket oldu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Bu 8 Gıda İle Kırışıklıklara Veda Edin

Kırışıklıklar birçok kadını endişelendiren kaçınılmaz bir yaşlanma sürecidir. Ancak gençliğin sırrı sadece pahalı kozmetiklerde değil aynı zamanda doğru beslenmede de gizlidir.

Haber Merkezi / Uzmanlara göre, 40 yaşına gelindiğinde insan vücudundaki bağ dokusundaki kolajenin yaklaşık dörtte biri kayboluyor.

Uzmanlar, “Vücut, amino asitlerden kolajen üretiyor ancak bu özellik 20 yaşından sonra giderek azalıyor. Bu nedenle belirli bir beslenme rejimini takip etmek önemlidir” diyor.

Genelde, cildin güzelliğini korumaya yardımcı olan gıdaların bir listesini sunan uzmanlar, özellikle kolajen oluşumunda “C” vitamininin önemini vurguluyorlar. Uzmanlar, bunun için vitamin zenginliği nedeniyle lahana turşusunu en uygun besin olarak kabul ediyorlar.

Karaciğer, yumurta sarısı ve tereyağı, kollajen üretimi ve kıkırdak, bağ ve tendonların sağlığının korunması için önemli olan K2 vitamininin ana kaynaklarıdır.

Çinko ve bakır, cildin elastikiyetini korumaya ve cildin iyileşmesini hızlandırmaya yardımcı olan minerallerdir. Çinko içeriği açısından deniz salyangozları, kırmızı et ve karaciğer önde geliyor.

Uzmanlar, “Cilt güzelliğinin ve sağlığının anahtarı proteindir. Bu bağlamda sığır eti özellikle tavsiye edilir” diye ekliyorlar.

Paylaşın

Cildin Susuz Kaldığını Gösteren Dört İşaret

Sağlıklı ve parlak bir cilt için optimum nemlendirmeyi sürdürmek esastır. Ancak su kaybı, kuru cilt tipi ve belirli cilt rahatsızlıkları gibi faktörler dehidrasyona yol açarak çeşitli cilt sorunlarına neden olabilir.

Haber Merkezi / Cilt susuzluğu, aşırı sıcak hava, yeterli su içmeme ve alkol tüketimi gibi yaşam tarzı tercihleri ​​nedeniyle epidermiste su kaybı olduğunda ortaya çıkar. Bu durum, ince çizgiler ve kırışıklıklar gibi yaşlanma belirtilerini daha da belirgin hale getirebilir.

Egzama veya sedef hastalığı gibi bazı cilt rahatsızlıkları cildin bariyer fonksiyonunu bozarak su kaybının artmasına ve susuzluğa yol açabilir.

Cilt susuzluğunun en önemli belirtilerinden biri sürekli kuruluk ve gerginliktir. Cilt kurumuş, esnekliğini kaybetmiş ve donuk görünüyorsa, bu cildin yeterli nemli olmadığının açık bir belirtisidir. Nemlendiriciler gibi besleyici cilt ürünleri, cildin su içeriğini yenilemeye yardımcı olur.

Cilt susuzluğunun diğer önemli belirtilerinden biri de, kızarıklık, kaşıntı veya batma hissidir. Bu durum, cildin koruyucu bariyerinin tehlikeye girmesi ve dış tahriş edicilerin daha kolay nüfuz etmesine izin vermesi nedeniyle oluşur. Bu belirtileri hafifletmek için cildi yatıştıran ve besleyen nazik cilt bakım ürünlerini tercih edilmeli.

Cilt susuz kaldığında, donuk görünebilir ve ince çizgilerin, kırışıklıkların görünümü daha belirgin olur. Susuzluk, ciltte dolgunluk ve elastikiyet kaybına yol açarak bu belirtileri daha belirgin hale getirir. Kırışıklıkların görünümünü azaltmak için cilt bakım rutinine besleyici serumlar veya yüz yağları eklenmeli.

Sağlıklı bir cilde sahip olmak için susuz kalmış cildin belirtilerini bilmek çok önemlidir. Cildi bütünsel formüllerle nemlendirerek nemi geri kazandırabilir, kuruluğu ve gerginliği giderebilir ve ince çizgilerin ve kırışıklıkların görünümü azaltılabilir.

Nemlendirme rutinine, hassas göz çevresini yatıştırmak ve nemlendirmek, şişkinliği ve koyu halkaları azaltmak için özel olarak formüle edilmiş kremler ile başlanmalı. Nemlendirmeyi yenilemek ve doğal ışıltıyı kazandırmak için bitkisel özler ve esansiyel yağlarla zenginleştirilmiş kremler ile devam edilmeli.

Yoğun nemlendirme için derinlemesine beslenme sağlayan kremler susuz kalmış cildi onarmaya ve canlandırmaya yardımcı olur. Nemlendirme seviyesi, nemi hapsetmek ve cildin elastikiyetini artırmak için güçlü bir antioksidan ve hyaluronik asit karışımı olan serumlar ile daha da artırılmalı.

Paylaşın