Antalya: Aspendos

Aspendos; Antalya’nın Serik İlçesi, Sarıabalı Mevkii’nde yer almaktadır. Serik’ten dolmuşlarla Aspendos’a ulaşılabilir.

Aspendos, sadece Anadolu’nun değil tüm Akdeniz dünyasının en iyi korunagelmiş Roma Dönemi tiyatrosuna sahip olmasıyla ünlüdür. Şehir, bölgenin en büyük nehirlerinden Köprüçay (Antik Eurymedon) yakınlarındaki tepe düzlüğünde kurulmuştur. Akdeniz ile ulaşımını ve gelişmesini yakınındaki nehre ve dolayısıyla çevresindeki bereketli topraklara borçlu olan Aspendos’ta bugün çoğunlukla tiyatro ve suyolları ziyaret edilir.

Şehre ait diğer yapıların kalıntıları ise tiyatronun yaslandığı tepenin düzlüğünde yer alır. Tarihçiler şehrin yakınlarında akan nehrin kenarında İ.Ö. 467 yılında Yunanlılarla Persler arasında geçen, Eurymedon Savaşı adıyla anılan savaşta Yunan tarafının kazandığından bahseder. Aspendos, Büyük İskender’e hileli yollarla direnme göstermeye çalışsa da sonuçta teslim olup, şehirde yetiştirilen ünlü atlar ve altın karşılığındaki vergi borcunu kabul etmişlerdir.

İskender’in ölümünden sonra Ptolemaios egemenliğine giren şehrin, en parlak dönemi şüphesiz, ünlü tiyatro ve suyollarının inşa edildiği Roma İmparatorluk dönemidir. Aspendos Tiyatrosu, gerek mimari özellikleri gerekse iyi koruna gelmişliği ile Roma Devri tiyatrolarının günümüzdeki en seçkin temsilcilerinden biridir.

Tanrılara ve devrin imparatorlarına adanan yapı, Roma tiyatro mimarisinin ve yapım tekniğinin son çizgilerini sergiler. Devrinin görkemli yapılarından biri olan Aspendos tiyatrosu 15–20 bin kişi alabilmekteydi. İmparator Marcus Aurelius devrinde (İ.S. 161–180) Theodoros’un oğlu mimar Zenon tarafından inşa edilmiştir. Girişin iki anında Grekçe ve Latince yazıtlardan Curtius Crispinus ve Curtius Auspicatus adlı şehrin zengini iki kardeş tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

Tiyatronun yanında şehrin ziyaret edilebilir en önemli kalıntıları suyollarıdır. Aspendos suyolu sistemi antik suyollarının günümüze dek koruna gelmiş en iyi örneklerinden biridir. Genel görünümü, yaklaşık 1 kilometre uzunluğundaki kuzey-güney konumlu kemerli köprünün her iki ucundaki su basınç kuleleri oluşturur.

Şehrin suyu tepede yer yer görülebilen ana kayaya oyulmuş armut şekilli sarnıçlarda toplanırken, İ.S. 2. ve 3’üncü yüzyıllarda tüm yapılarla beraber suyolu sistemi geliştirilerek suyun daha düzenli elde edilmesi başarılmıştır. Tiyatronun yaslandığı, yer yer sur duvarları ile çevrili tepenin üzerinde ise şehir merkezinin yapıları olan agora, bazilika, anıtsal çeşme, meclis binası ile anıtsal tak, cadde ve Hellenistik tapınak, görülmesi gerekli kalıntılardır.

Böylesine ufak bir ölçekte bir kentin tüm Akdeniz dünyasının en geçerli parasını basması ve anıtsal yapılarla donanması ekonomisindeki rahatlıkla açıklanabilir. Şehir ekonomisini ayakta tutan en önemli ihraç ürünü bugün kurutulup pamuk tarımında kullanılan, yakınlarındaki Kapria Gölü’nden elde dilen tuzdur.

Diğer ihraç ürünleriyle beraber ulaşıma elverişli nehir aracılığıyla diğer Akdeniz pazarlarına gönderilen tuz, şehrin en önemli gelir kaynağıydı. Ayrıca bağcılık ve buna bağlı olarak şarapçılık, zeytin ve zeytinyağı ile diğer tahıl ürünleri ve yaş meyve şehrin tarıma dayalı diğer ihraç ürünleriydi. Tarihçiler Aspendos’ta yetiştirilen atların tüm Yakındoğu ve Akdeniz dünyasının en aranır atları olduğunu yazarlar. Aspendos, Bizans ve Selçuklu dönemlerinde varlığını sürdüren şehirlerden biridir.

Ünlü tiyatroda Selçuklu dönemi onarım izlerini özellikle dış cephe ortasındaki anıtsal kapı eklentisinde ve cephesindeki koyu kırmızı zigzag desenli sıva kaplamada görmek mümkündür. Selçuklu sultanlarının konakladıkları, kervansaray olarak düzenlendiği düşünülen sahne binasının günümüze dek sağlam kalabilmesinin en önemli nedeni de bu Selçuklu onarım ve korumacılığına bağlanır. Mustafa Kemal Atatürk de 1930 yılında burayı ziyaret etmiş, “onarılıp yeniden kullanılması” için direktifler vermiştir.

Paylaşın

Antalya: Myra Antik Kenti

Myra Antik Kenti; Antalya’nın Demre İlçe merkezi ve civarında yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçları ile ulaşım sağlanabilmektedir.

Myra Antik Kenti, aynı adı taşıyan ova üzerinde kurulmuştur. Myros Nehri’nin (Demre Çayı) batısındaki ulaşıma elverişli kanal ile şehrin denizle bağlantısı sağlanmaktaydı. Kanalın diğer yanında yer alan Andriake (Çayağzı) Limanı’ndan da bölgenin deniz ulaşımı ve ticareti yürütülmekteydi. Myra Antik Kenti özellikle Likya Dönemi kaya mezarları, Roma Dönemi tiyatrosu ve Bizans Dönemi Aziz Nikolaos Kilisesi (Noel Baba) ile ünlüdür.

Kaya mezarları, Likçe yazıtları ve sikkeler, Myra’nın en azından İ.Ö. 5’inci yüzyıldan itibaren varlığını sürdürdüğünü gösterirler. Strabon’un verdiği bilgiye göre Likya Birliği’nin altı büyük kentinden biri olan Myra, Likçe yazıtlarda Myrrh adıyla anılır.

İ.S. 2’nci yüzyıl Myra’nın büyük bir gelişmeye sahne olduğu dönemdir. Likya Birliği’nin Metropolisi olan şehirde, Likyalı zengin kişilerin yardımları ile birçok yapı inşa edilmiş ve onarılmıştır. Bizans Dönemi’nde ise Myra, dini yönden olduğu kadar idari yönden de önde gelen şehirlerden biri olmuştur. Günümüze dek ulaşan ününü, Aziz Nikolaos’un (Noel Baba) İ.S. 4’üncü yüzyılda şehrin piskoposu olmasına ve ölümünden sonra aziz mertebesine ulaşıp adına kilise yapılmasına borçludur.

Myra, 7’nci yüzyıldan itibaren gerek deprem, su baskını ve Demre Çayı’nın getirdiği alüvyonlar, gerekse Arap akınları sebebiyle önemini yitirip 12’nci yüzyılda köy hüviyetine dönüşmüştür. Günümüz kalıntılarını, akropolün güney eteğinde yer alan tiyatro ile her iki yanında yer alan kaya mezarları oluşturur. Yapılan araştırmalara göre bugün oldukça sağlam durumda olan Roma Dönemi surlarının dışında, Helenistik, hatta İ.Ö.5’inci yüzyıla tarihlenen sur kalıntılarına akropol tepesi ve çevresinde rastlamak mümkündür. Akropolün güney eteğinde yer alan tiyatro, gerek oturma sıraları gerekse sahne binası ile iyi korunmuş bir Roma Dönemi tiyatrosunun özelliklerini yansıtır. Sahne binası ikinci katın yarısına kadar ayaktadır. Tiyatronun hemen iki yanında, kabartmalı veya düz kaya mezarları yer alır.

Likyalıların ahşap ev mimarisinin kaya mezarlarına en iyi uyarlanmış örnekleri olan Myra mezarlarının içinde, ölüyü ve yakınlarını betimleyen kabartmalı mezar, en ilginç örneklerden biridir. Ayrıca yine kabartmalı veya kitabeli birçok kaya mezarı, kayalığın güneye bakan yüzünde üst üste veya yan yana sıralanmaktadır. Tiyatro yakınındaki şehir merkezine giderken yolun solundaki hamam kalıntıları ise Roma Dönemi tuğla mimarisinin erken ve ilginç örneklerini oluştururlar.

Şehrin su ihtiyacı, Demre Çayı’nın aktığı vadi kenarındaki kayaya oyulmuş kanallarla karşılanmaktaydı. Likya Konfederasyonu’nda üç oy hakkına sahip altı şehirden biri olan Myra’nın “En parlak kent” unvanıyla anılması ne denli önemli bir kent olduğunu göstermektedir. Myra’nın Likya Konfederasyonu’na ait sikkelerin yanında kendi adıyla basılmış sikkelerinde, şehrin ana tanrıçası Artemis’in Anadolu’nun en eski tanrıçası Kybele formunda temsil edilmiş olması ayrı bir önem taşımaktadır. İ.S. 5’nci yüzyılda Likya eyaletinin başkenti olan Myra’nın, St. Paul ve arkadaşlarının uğradıkları şehir olması Hıristiyanlıkça da özel bir önem taşımaktadır.

Paylaşın

Antalya: Side Antik Kenti

Side Antik Kenti; Side, MÖ VII. yüzyılda bir yerleşim merkezi olmuştur. MÖ VI. yüzyılda tüm Pamfilya ile birlikte Lidya Krallığı’nın egemenliğine girmiş, Lidya Krallığı’nın 547/46’da yıkılışından sonra Perslerin hâkimiyeti altına girmiştir.

Bu devirde özgürlüğünü bir ölçüde koruyan kent, kendi adına sikke basmıştır. Büyük İskender’in Anadolu seferinde (MÖ 334) hiçbir direniş göstermeden kapılarını Makedonya kralına açan Side, daha sonraları İskender’in kurduğu büyük sikke basım merkezlerinden biri olmuştur.

İskender’in ölümünden sonra Helenistik Dönem krallıkları arasında sürekli el değiştiren Side, MÖ III. yüzyılda, önce Ptolemaioslar’ın, MÖ 215-189 yıllarında da Seleukoslar’ın egemenliği altındadır. Şehir en çok Antiokhos III ile dostça ilişkilerde bulunmuş, Suriye Krallığı’nın Bergama ve Rodos krallıklarının desteğini sağlamış, Romalılar’a karşı açtığı savaşta Side donanmasıyla, Seleukoslar’ın yanında yer almıştır.

Bu savaş sonunda Seleukoslar yenik düşünce MÖ 188 yılında yapılan Apameia Barışı’na göre Pamfilya ve bu arada Side de Bergama Krallığı’na verilmiştir. Buna karşın Side bir süre sonra yeniden bağımsızlığına kavuşmuş ve tarih içerisindeki en parlak devirlerinden birini yaşamıştır.

MÖ 138 yılında Suriye tahtına oturan sonraları ise “Sidetes” lakabını alan Antiokhos VII’nin gençliğinde öğrenim görmesi için Side’ye gönderilmesi, kentin Doğu Akdeniz’de ne denli önemli bir kültür merkezi olduğunun göstergesidir. Kentin bu parlak dönemi fazla uzun sürmemiştir.

MÖ 1. yüzyılda Pisidya ve dağlık Kilikya bölgelerinde başlayan korsanlık, Pamfilya ve dolayısıyla Side’ye de atlamış, korsanlarla başa çıkamayan Sideliler liman ve pazarlarını onlara açmak zorunda kalmışlardır. Sonunda MÖ 78 yılında Romalı Konsül Publius Servilius’un bölgeyi korsanlardan temizlemesi üzerine Side de Pamfilya’nın diğer kentleri gibi Roma İmparatorluğu’na bağlanmıştır.

MÖ 25 yılından sonra ise Augustus, Pamfilya bölgesini doğrudan doğruya kendisine bağlı bir memurun yönettiği eyalet haline getirmiştir. Bu tarihten sonra Side Roma’ya bağlı eyaletin bir kentidir. MS II. ve III. yüzyıllarda parlak bir dönem yaşayan Side, IV. yüzyılda fakirleşen bir Hıristiyan şehri görünümündedir. V. ve VI. yüzyıllarda üçüncü ve son parlak zamanını yaşayan kent, Doğu Pamfilya Metropolitliği’nin başkenti olmuştur.

IX. ve X. yüzyıllarda Arap akınlarıyla iyice zayıf düşen kentten Bizans imparatoru Konstantinos Porfirogennetos (913-959) “De Thematibus’’ adlı eserinde bir “korsanlar yuvası” olarak söz etmektedir. Arap coğrafyacısı İdrisi ise (1150’ye doğru) Side’yi “Yanık Antalya” olarak adlandırmakta, halkının ise iki günlük mesafede bulunan “Yeni Antalya”da iskân edilmiş olduğunu bildirmektedir.

Ticaret ve liman kenti olarak tanınan Side Antik Kenti kalıntıları üzerinde XX. yüzyıl başlarında Giritli göçmenler tarafından Selimiye Köyü kurulmuştur. Bir yarımada üzerine kurulmuş olan Side, diğer Pamfilya kentlerinde olduğu gibi şehrin ana kapısından başlayan bir anıtsal cadde boyunca uzanmaktadır.

Kuzeydoğudaki “Büyük Kapı”dan başlayan ana cadde, Tiyatro önündeki kavis dışında hemen hemen düz bir çizgi şeklinde yarımada boyunca ilerleyerek tapınaklar yakınında büyük bir meydanla sona erer. Kentin ikinci büyük caddesi de “Büyük Kapı”dan kentin güneyine doğru uzanmaktadır. Her iki cadde de sütunlu olup, iki taraflarında korint başlıklı sütunlu portikler ve bunların gerisinde de bir sıra dükkân vardır.

Paylaşın

Antalya: Düden Şelalesi

Düden Şelalesi; Antalya’nın Kepez İlçesi, Varsak Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçları ile ulaşım sağlanabilmektedir.

Düden Şelalesi çeşitli kaynaklarda, İskender Şelalesi ve Yukarı Düden Şelalesi olarak da geçmektedir. Aynı zamanda halk arasında Düdenbaşı Şelalesi diyenler de vardır. Eski Antalya-Burdur yolunun 28’inci kilometresinde Kırkgözler’in 30’ncu kilometresinde Pınarbaşı adında iki büyük karstik kaynak çıkmaktadır.

Suyu bol bu iki nehir kısa bir akıştan sonra birleşerek Bıyıklı Düdeni içinde kaybolur. Bıyıklı Düdeni’nde kaybolan su 14 kilometre kadar yerin altında gittikten sonra Varsak Çöküntüsü’nün bir ucundan çıkar, çok kısa bir akıştan sonra çöküntünün öbür ucundan tekrar batar. Varsak’ta kaybolan su iki kilometre kadar yeraltı akışından sonra Düdenbaşı’nda yeryüzüne çıkar.

Yüzeyden hiç su akmadığı günlerde bile Düdenbaşı Şelalesi’nin altından saniyede en az 10 metreküp su yüzeye çıkar. Bu suyun maksimum debisi 94 metreküp, ortalaması ise saniyede 15-16 metreküptür. Düdenbaşı’nda yukarıdan şelale yaparak akan su Kepez hidroelektrik santralından gelen sudur. Düdenbaşı’ndan sonra koyunlar regülatöründe, iki ana kanala ayrılan Düden Çayı 9 kilometre sonra Antalya’nın doğusunda 40 metre yüksekliğindeki traverten bir eşikten şelale yaparak Akdeniz’e dökülür.

Paylaşın

Bağ Salatası Çorbası, Malzemeleri, Hazırlanışı

Bağ Salatası Çorbası; Herkesin mutlaka tadması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Malzemeleri;

  • 5 adet domates
  • 8-10 adet sivri biber
  • 3 adet salatalık veya acur
  • 1 kahve fincanı koruk veya limon suyu
  • ½ demet taze nane
  • 2-3 diş sarımsak
  • 1 kahve fincanı zeytinyağı
  • 2 tatlı kaşığı tuz
  • Yeteri kadar buz

Hazırlanışı;

Domateslerin zar kabuklarını ayıklayınız. Parçalara bölüp karıştırıcı (blender)dan geçiriniz. Elde ettiğiniz domates suyunu çukur bir kap içine koyunuz. Aynı şekilde yıkanmış salatalıkları da kabuklarını soymadan karıştırıcıdan geçiriniz. Salatalık suyunu domates suyunun üzerine boca ediniz. Karıştırıcıdan, en son, sarımsak dişleri ile yıkanmış ve sapları ayıklanmış yeşil sivri biberleri geçiriniz. Biberleri domates – salatalık suyuna katınız.

Ayrı bir kapta zeytinyağını, ekşiyi, tuzu ve kıyılmış naneyi çırpınız; domatesli karışıma aktarınız. Tüm malzemeyi karıştırınız. Hazırladığınız çorbayı servis kabına aktarınız. Üzerine buz parçaları koyup soğuk soğuk sofraya veriniz. Bağ salatası, kepçe ile kaselere dağıtılarak yanında kaşıkla servis edilir.

Not;

  • Taze nane yerine kuru nane kullanabilirsiniz.
  • Karıştırıcı (blender) kullanmak istemiyorsanız domates ve salatalıkları ince ince rendeden geçirerek; yeşil biber ve sarımsağı havanda döverek de salatayı hazırlayabilirsiniz.
  • Börek, makarna, pilav gibi susuz yemeklerin yanında servis edilmesi tavsiye edilir.
Paylaşın

Gülgas (Gölevez), Malzemeleri, Hazırlanışı

Gülgas (Gölevez); Herkesin mutlaka tadması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Malzemeleri;

  • 1 kg gülgas
  • 500 gr kuşbaşı koyun veya oğlak eti
  • 1 yemek kaşığı tereyağı
  • 1 baş sarımsak
  • 500 gr ıspanak
  • 1 kahve fincanı zeytinyağı
  • 2 adet limon
  • 1 tatlı kaşığı karabiber
  • 1 tatlı kaşığı kırmızıbiber
  • 1 tatlı kaşığı tuz

Hazırlanışı;

Tencereyi orta ateşte kızdırınız. Tereyağını ve kuşbaşı etleri koyunuz. Karıştırarak saldıkları suyu çekinceye kadar etleri kavurunuz. 1 çay bardağı sıcak su ekleyip ocağın altını kısınız.  Etleri, tencerenin kapağı kapalı halde, kısık ateşte pişmeye bırakınız. Etlerin pişmesine yakın gölevezleri ayıklayıp kuşbaşı doğrayınız. Doğramayı kırarak yapmayı tercih ediniz. Bol su ile yıkayıp suyunu dökme işlemini 5-6 kez tekrarlayınız ve iyice kurulayınız.

Etler piştiğinde, tuzla ezilmiş 1 baş sarımsağı ekleyip karıştırınız. Gölevezleri, limon suyunu, kırmızıbiberi ve 2 bardak suyu katınız. Orta ateşte birkaç taşım kaynattıktan sonra ocağın altını kısınız. Tencerenin kapağı kapalı halde, yemeği pişmeye bırakınız. Ispanak köklerini ayıklayınız. Yapraklarını bol suda yıkayıp kabaca doğrayınız. Geniş yüzeyli bir tavayı orta ateşte kızdırınız ve zeytinyağını koyunuz. Kızgın yağlı tavada ıspanak yapraklarını karıştırarak kavurunuz. Karabiberi, 1 veya 2 kepçe yemek suyunu katıp ıspanakları eziniz. Gölevezler piştiğinde ve yemek kıvamını bulduğunda ezilmiş ıspanakları yemeğe katıp karıştırınız. Yemeği servis kabına aktarıp sıcak sıcak sofraya veriniz.

Not;

  • Gölevez, güney sahillerinde yetiştirilen yumru köklü, geniş yapraklı bir bitki türüdür. Kıbrıs’tan Akdeniz sahillerine sıçramıştır. Sulak yerleri sever. Yaprakları fil kulağına benzer. Kökleri de patatese benzer. Sebze olarak kullanılan kısmı, kökleridir.
  • Gölevez, nohutlu ve domatesli de pişirilebilir.

 

Paylaşın

Kıvrım, Malzemeleri, Hazırlanışı

Kıvrım; Herkesin mutlaka tadması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Malzemeleri;

  • 8 adet hazır baklavalık yufka
  • 1 su bardağı erimiş tereyağı
  • 8 çay bardağı ceviz içi (dövülmüş)

Şurup için;

  • 4 su bardağı toz şeker
  • 3,5 su bardağı su
  • 1 parça ıtır yaprağı (yağgülü)
  • ½ adet limon

Hazırlanışı;

Toz şeker ve suyu, ıtır yaprağıyla beraber, orta ateşte 3-5 dakika kaynatınız. Limon suyunu ekleyip şurubu hazır ediniz. Bir baklavalık yufkayı alınız, düz bir zemine yayınız. Üzerine fırça ile erimiş tereyağı sürünüz. 1 çay bardağı dövülmüş ceviz içini yayınız ve yufkayı pile pile buruşturup bant yapınız. Bantı da salyangoz gibi dolayınız; yağlanmış fırın tepsisisin ortasına koyunuz.

İkinci yufkayı da yağlayıp cevizledikten sonra pile pile büzüp bant yapınız; onu da tepsideki dolanmış yufkanın etrafına dolayınız. Aynı işlemlere devam ederek tüm yufkaları bantlayıp bir öncekinin etrafına dolayınız. Böylece tepsiyi doldurunuz. Tepsideki döşenmiş yufkaların üzerine tekrar erimiş tereyağı sürünüz. Tepsiyi önceden 180°C kızdırılmış fırına sürünüz. Yufkaların üzeri kızardığında tepsiyi fırından alınız. Sıcak yufkaların üzerine azar azar şurup gezdirip yediriniz ve servise veriniz.

Not; Hazır baklavalık yufka kullanmak istemiyorsanız yufkayı kendiniz açmanız gerekir.

Paylaşın

Kızıl Sulu Et, Malzemeleri, Hazırlanışı

Kızıl Sulu Et; Herkesin mutlaka tadması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Malzemeleri;

  • 2 kilo kemikli parça et (koyun veya keçi)
  • 3 adet soğan (orta boy)
  • 1 yemek kaşığı domates salçası
  • 1 yemek kaşığı kırmızı toz biber (tatlı)
  • 1 tatlı kaşığı karabiber
  • 1 tatlı kaşığı kekik
  • 3 yemek kaşığı tereyağı
  • 1 çay bardağı zeytinyağı
  • 1 tatlı kaşığı tuz

Hazırlanışı;

Geniş yüzeyli bir tavayı orta ateşte kızdırıp zeytinyağını koyunuz. Kızgın yağda etleri alt üst ederek parti parti kızartınız ve bir kaba çıkartınız. Diş diş doğranmış veya rendelenmiş soğanları tencereye koyunuz. Orta ateşte tereyağı ilavesi ile karıştırarak sararıncaya kadar kavurunuz; 1 çay bardağı suda sulandırılmış salçayı ve kırmızı toz biberi ekleyip karıştırınız.

Soğanlara kızartılmış etleri, tuzu, karabiberi ve kekiği ekleyiniz. Azar azar su katarak ve 3-5 dakika karıştırarak kavurduktan sonra tencereye etlerin hizasına kadar su doldurunuz; tencerenin kapağı kapalı halde pişmeye bırakınız. Etler pişmeden suyunu çektiğinde sıcak su takviyesi yapınız. Etler kolayca çatal batıncaya kadar piştiğinde ocağın altını kapatınız. Etleri servis kabına aktarıp sıcak sıcak sofraya veriniz.

Not ; Salça yerine 3-4 adet domates de kullanabilirsiniz. Bu takdirde kavrulmuş soğanlara katılan rendelenmiş domateslerin, suyunu çeker gibi oluncaya kadar pişirilmesi gerekmektedir.

Paylaşın

Mantar Böreği, Malzemeleri, Hazırlanışı

Mantar Böreği; Herkesin mutlaka tadması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Malzemeleri;

  • 2 adet hazır yufka
  • 1 kahve fincanı zeytinyağı

Harç için;

  • 8 gram kültür mantarı
  • 2 adet kırmızı, etli biber
  • 1 demet taze soğan (kıyılmış)
  • 1 tatlı kaşığı karabiber
  • ½ demet maydanoz
  • 1 kahve fincanı zeytinyağı
  • 1 tatlı kaşığı tuz

Hazırlanışı;

Harç;

Mantarları ve kırmızı, etli biberleri diş diş doğrayıp yıkayınız. Geniş yüzeyli bir tavayı orta ateşte kızdırınız. Zeytinyağını koyunuz. Kızgın yağda taze soğanları karıştırarak öldürünüz ve diş diş doğranmış mantarlar ile kırmızı biberleri ekleyiniz. Tüm malzemeyi soteleyiniz. Tuzu, karabiberi ve kıyılmış maydanozları katıp, harcı hazır ediniz.

Börek;

Hazır yufkaları rulo yapınız ve tam ortadan ikiye kesiniz. Yarı daire şeklindeki yarım yufkayı düz bir zemine koyunuz. Daire çapının üçte bir uzunluğundaki kısmını kaldırıp üçte ikilik kısmın üstüne katlayınız. Hazırladığınız harcın dörtte birini, katlanmış kısmın ortasına koyunuz. Yanlara taşmayacak şekilde yayınız. Yufkanın alt ve üst kısımlarını kaldırıp harcın ortasında birleşecek şekilde katlayınız.

Sonra da üçte ikilik kısmı kaldırıp harcın üstüne kapatınız. Uç kısmını ıslatıp gövdeye yapıştırınız. Böylece dikdörtgen şeklinde bir börek elde etmiş olacaksınız. Aynı işlemleri diğer yarı yufkalar için de yapınız. Hazırladığınız börekleri ocak üstü kısık ateşte kızdırılmış ve yağlanmış teflon tavada alt üst ederek kızartınız. Kızaranları servis tabağına üst üste koyunuz. Yanında ayran ile sıcak sıcak sofraya veriniz.

Not;

  • Taze soğan yerine kuru soğan da kullanabilirsiniz.
  • Köylerde bu börek hazır yarım yufkadan değil, açma bütün yufkadan yapılmakta ve sac üstünde pişirilmektedir. Katlanması da ya yarım daire şeklinde ya da bohça tipi olmaktadır. Yukarıda anlatılan tarif kent mutfaklarında da kolayca uygulanabilmektedir.
Paylaşın

Kırmızı Tavuk, Malzemeleri, Hazırlanışı

Kırmızı Tavuk; Herkesin mutlaka tadması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir.

Malzemeleri;

  • 1 adet bütün tavuk (ayıklanmış)
  • 1 adet soğan
  • 1 kahve fincanı zeytinyağı
  • 1 yemek kaşığı domates salçası
  • 1 yemek kaşığı kırmızı toz biber (tatlı)
  • 4 adet patates
  • 4 adet yeşil sivri biber (tatlı)
  • 5-6 diş sarımsak
  • 1 tatlı kaşığı karabiber
  • ½ demet maydanoz veya fesleğen
  • 1 tatlı kaşığı tuz

Hazırlanışı;

Bütün tavuğu kuşbaşı büyüklüğünde parçalara bölünüz; tencereye koyunuz. Kısık ateşte, tencerenin kapağı kapalı halde pişirmeye bırakınız. Tavuklar saldığı suyu çekince tencereye rendelenmiş soğanı ve zeytinyağını koyunuz. Tüm malzemeyi karıştırarak kavurunuz.  1 çay bardağı suda sulandırılmış salçayı, kırmızı toz biberi, ayıklanmış ve kuşbaşı doğranmış patatesleri, sarımsak dişlerini, yeşil biberleri ve tuzu ekleyiniz. Tencereye, malzemelerin seviyesine kadar sıcak su doldurunuz. Yemeği orta ateşte, tencerenin kapağı kapalı halde pişirmeye bırakınız. Etler ve patatesler kolayca çatal batacak kadar piştiğinde, yemek kıvamını bulduğunda, karabiberi, kıyılmış maydanozu veya fesleğeni ekleyiniz ve ocağın altını kapatınız. Yemeği servis kabına aktarıp sıcak sıcak sofraya veriniz.

Not; 

  • Yemeği patates, sivri biber katmadan sade olarak da pişirebilirsiniz.
  • Zeytinyağı yerine tereyağı da kullanabilirsiniz.
Paylaşın