Anket: Kadınların İlk Tercihi CHP

“Bu pazar genel seçim olsa, hangi partiye oy verirsiniz?” sorusunun yöneltildiği kadın seçmenlerin yüzde 36,2’i CHP yanıtını verirken, AK Parti diyenlerin oranı ise yüzde 27,5 oldu.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) erken seçim çağrılarını sürdürürken araştırma ve anket sonuçları açıklanmaya devam ediyor.

ORC Araştırma 26 ilde 2 bin 160 kadın seçmenle 9-11 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirdiği anket sonuçlarının bulgularını paylaştı.

Katılımcılara siyasi parti isimleri okunarak, “Bu pazar genel seçim olsa, hangi partiye oy verirsiniz?” sorusu yöneltildi.

Katılımcıların yüzde 36,2’i CHP yanıtını verirken AK Parti diyenlerin oranı yüzde 27,5 oldu. İki parti arasındaki farkın yüzde 8,7 olduğu görüldü.

MHP diyenlerin oranı yüzde 6,3 olurken DEM Parti diyenlerin oranı da yüzde 5,9 olarak ölçüldü. Ankette İYİ Parti diyen kadın seçmenlerin oranı yüzde 5,7 olurken Zafer Partisi diyenlerin oranı da yüzde 5,4 olarak kaydedildi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP): Yüzde 36,2
Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti): Yüzde 27,5
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP): Yüzde 6,3
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti):  Yüzde 5,9
İYİ Parti: Yüzde 5,7

Zafer Partisi: Yüzde 5,4
Yerli ve Milli Parti (YMP): Yüzde 3,2
Yeniden Refah Partisi (YRP): Yüzde 2,9
Saadet Partisi: Yüzde 2,5
Diğer: Yüzde 4,4

Paylaşın

Gazap Üzümleri: Kapitalizmin İşçi Sınıfı Üzerindeki Yıkıcı Etkileri

John Steinbeck’in en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen Gazap Üzümleri (The Grapes of Wrath / 1939), Büyük Buhran’ın Amerika’daki tarım işçilerini ve yoksul çiftçi ailelerini nasıl etkilediğini gözler önüne serer.

Haber Merkezi / Roman, 1930’ların Büyük Buhran döneminde, Oklahoma’daki toz fırtınaları (Dust Bowl) nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan Joad ailesinin Kaliforniya’ya göç hikayesini anlatır. Eser, toplumsal adaletsizlik, sınıf mücadelesi ve insan dayanıklılığı gibi evrensel temaları işlerken, aynı zamanda bireysel ve kolektif mücadelelerin dokunaklı bir portresini sunar.

Roman, Büyük Buhran’ın Amerika’daki tarım işçilerini ve yoksul çiftçi ailelerini nasıl etkilediğini gözler önüne serer. Joad ailesi, Oklahoma’daki kuraklık ve ekonomik çöküş nedeniyle çiftliklerini kaybeder ve daha iyi bir yaşam umuduyla Kaliforniya’ya göç eder.

Ancak, vardıklarında karşılaştıkları sömürü, yoksulluk ve ayrımcılık, umutlarını gölgeler. Steinbeck, Joad ailesinin hikayesini, dönemin daha geniş toplumsal sorunlarını yansıtmak için bir mikrokozmos olarak kullanır.

Steinbeck, kapitalizmin yoksul işçiler üzerindeki yıkıcı etkilerini eleştirir. Kaliforniya’daki büyük tarım şirketlerinin işçileri düşük ücretlerle sömürmesi, romanın ana çatışmalarından biridir. Joad ailesi ve diğer göçmenler, sistemin onlara karşı nasıl işlediğini deneyimler.

Joad ailesi, zorluklara rağmen bir arada kalmaya çalışır. Roman, bireysel mücadelelerin ötesinde, topluluk ruhunu ve dayanışmayı yüceltir. Özellikle Ma Joad karakteri, aileyi bir arada tutan güçlü bir figür olarak öne çıkar.

Roman, insanların toprağa olan bağını ve bu bağın kapitalist sistem tarafından koparılmasını sorgular. Joad ailesinin çiftliklerini kaybetmesi, hem maddi hem de manevi bir kayıp olarak işlenir.

Steinbeck, umut ile umutsuzluk arasındaki gerilimi ustalıkla işler. Joad ailesinin Kaliforniya’ya olan yolculuğu, umutla başlar, ancak karşılaştıkları gerçekler bu umudu sınar.

Ana Karakterler:

Tom Joad: Ailenin oğlu, romanın ana kahramanı. Hapisten yeni çıkmış bir karakter olarak, hem kişisel bir dönüşüm geçirir hem de toplumsal adaletsizliğe karşı bir mücadeleciye dönüşür.

Ma Joad: Ailenin belkemiği, güçlü ve fedakar bir anne. Dayanıklılığı ve aileyi bir arada tutma çabası, romanın duygusal çekirdeğini oluşturur.

Jim Casy: Eski bir vaiz, romanın manevi rehberi. Bireysel inançtan toplumsal dayanışmaya geçişi temsil eder.

Rose of Sharon: Tom’un kız kardeşi. Romanın sonunda fedakarlığıyla insanlığın devamına dair güçlü bir sembol olur.

Steinbeck’in anlatımı, gerçekçi ve şiirsel bir denge kurar. Roman, Joad ailesinin hikayesini anlatan bölümlerle, dönemin toplumsal koşullarını yansıtan genel (interkalary) bölümler arasında geçiş yapar. Bu genel bölümler, romanın tarihsel ve sosyolojik bağlamını güçlendirir. Steinbeck’in dili, hem yalın hem de güçlü imgelerle doludur; özellikle doğa tasvirleri ve insanlık halleri, okuyucuda derin bir etki bırakır.

Semboller:

Üzümler: Romanın başlığı, hem bolluk hem de sömürü sembolüdür. Kaliforniya’nın vaat ettiği bereketli topraklar, aslında işçiler için “gazap üzümleri”ne dönüşür.

Yolculuk: Joad ailesinin Route 66 üzerindeki yolculuğu, hem fiziksel hem de manevi bir arayışı temsil eder.

Rose of Sharon’un Son Sahnesi: Romanın tartışmalı finalinde, Rose of Sharon’un bir yabancıyı emzirmesi, insanlık, fedakarlık ve dayanışmanın güçlü bir sembolüdür.

Gazap Üzümleri, yayımlandığında büyük yankı uyandırdı ve 1940’ta Pulitzer Ödülü’nü kazandı. Steinbeck’in eseri, Amerikan işçi sınıfının karşılaştığı zorluklara dikkat çekerek sosyal reform tartışmalarını ateşledi. Ancak, tarım şirketleri ve muhafazakar kesimler tarafından “komünist propaganda” olarak eleştirildi. Buna rağmen, roman, evrensel temaları ve güçlü anlatımıyla dünya çapında bir klasik haline geldi.

Steinbeck, Gazap Üzümleri’nde bireysel hikayeleri toplumsal bir eleştiriyle ustalıkla harmanlar. Roman, hem bir dönemin belgesi hem de insan ruhunun direncine dair zamansız bir öyküdür. Eleştirmenler, Steinbeck’in karakter derinliği ve toplumsal meselelere duyarlılığını överken, bazıları finaldeki sembolizmin abartılı olduğunu düşünmüştür. Yine de, romanın duygusal ve entelektüel etkisi tartışılmaz.

Paylaşın

Çocukların Dişlerini Mahveden Ebeveynlik Hataları

Diş hekimleri diyorlar ki: Çocuklar da tıpkı yetişkinler gibi günde iki kez dişlerini fırçalamalıdır; bir kez yatmadan önce, bir kez de kahvaltıdan önce veya sonra.

Haber Merkezi / Çocukların diş sağlığını olumsuz etkileyen ebeveynlik hataları genellikle bilgi eksikliği, alışkanlıkların yanlış yönlendirilmesi veya ihmalkarlıktan kaynaklanır.

İşte yaygın hatalar ve kısa açıklamaları:

Diş Fırçalama Alışkanlığını Geciktirme: Çocuklarda diş fırçalama alışkanlığına erken yaşta başlanmazsa, plak birikimi ve çürük riski artar. İlk diş çıkar çıkmaz (6-12 ay) fırçalamaya başlanmalı.

Şekerli Gıdalar ve İçeceklere Sınırsız İzin Verme: Şekerli atıştırmalıklar, meyve suları veya gazlı içecekler diş minesini aşındırır ve çürük oluşumunu hızlandırır. Özellikle yatmadan önce şekerli gıdalardan kaçınılmalı.

Düzenli Diş Kontrollerini İhmal Etme: Diş hekimi ziyaretleri genellikle sorun çıkana kadar ertelenir. Ancak çocuklar için 6 ayda bir kontrol şarttır.

Biberonla Uyutma: Uzun süre biberonla süt veya şekerli içecek tüketimi, “biberon çürüğü” denen ciddi diş çürümelerine yol açar.

Fırçalama Tekniklerini Öğretmeme: Çocuklar doğru fırçalama tekniğini bilmezse dişlerini yeterince temizleyemez. Ebeveynlerin rehberliği ve denetimi çok önemli.

Florürlü Diş Macunu Kullanımından Kaçınma: Florür, diş minesini güçlendirir. Ancak bazı ebeveynler yanlışlıkla florürsüz macun tercih ederler, bu da çürük riskini artırabilir.

Kötü Örnek Olma: Ebeveynler kendi diş bakımına özen göstermezse, çocuklar da bu alışkanlığı edinemez.

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan “Yeni Anayasa” İddialarına Yanıt: Gündeme Gelmedi

Tülay Hatimoğulları, “Anayasa, toplumun tüm dinamiklerinin katıldığı, müzakere ettiği ve nihayetinde ‘Evet, bu benim anayasamdır’ dediği bir toplumsal mutabakatla yapılmalıdır. Bizim de evet diyeceğimiz anayasa işte budur” dedi.

bianet’e konuşan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, hem anayasa eleştirilerine cevap verdi hem de sürecin ilerleyişine dair açıklamalarda bulundu.

Şu ana kadar anayasa konusunun hiç gündeme gelmediğini söyleyen Hatimoğulları şu ifadeleri kullandı: “Elbette ki Türkiye’nin demokratik bir anayasaya ihtiyacı var. Demokrasi ve özgürlüklerden yana, bunları gerçek anlamda koruyan bir toplumsal sözleşmeye ekmek-su kadar ihtiyacımız var. Bu konuda parti olarak her zaman hazırlıklarımız ve önerilerimiz oldu. ‘Nasıl bir anayasa’ sorusuna en hazırlıklı parti biziz.

İkincil bir durum olarak, şunu da ifade ettik. Yeni Anayasa, çatlakları boya ile kapatacağımız bir duvar değil, evin taşıyıcı kolonlarını elden geçirecek bir kurucu süreçtir. Toplumun evet dediği bir anayasada biz de olacağız. Anayasa sadece DEM Parti’nin sorunu veya işi değil. Herkesin dahil olduğu bir süreç olmalı. Anayasa, bu ülkede yaşayan tüm halkların, inançların, kadınların, gençlerin, emekçilerin, ekolojistlerin yani toplumun tüm canlı dinamiklerinin katıldığı, müzakere ettiği ve nihayetinde “Evet, bu benim anayasamdır” dediği bir toplumsal mutabakatla yapılmalıdır. Bizim de evet diyeceğimiz anayasa işte budur.”

Bir önceki çözüm sürecine göre bu kez daha fazla siyasi parti tarafından sürecin desteklendiğini aktaran Hatimoğulları şöyle devam etti: “Fakat 2013-15 sürecinin negatif deneyimlerinden kaynaklı toplumda bu süreç gerçekten başarıya ulaşır mı kaygısı mevcut. Bu kaygı barışı isteyenlerin, süreci destekleyenlerin kaygısı.

DEM Parti olarak, sürece olan desteğin artması için 1 yıldır yoğun bir şekilde sahadayız. Topluma barışın önemini anlatıyoruz, halkın kaygılarını dinliyoruz.

AKP ise süreci toplumsallaştırma konusunda henüz ciddi adımlar atmış değil. MHP süreci en azından kendi tabanına anlatma ve toplumu ikna etme konusunda daha cesur sözler kuruyor. 1 Ekim ile başlayan sürecin sadece Türkiye’deki iç dengelerle açıklanmayacağını birçok çevre belirtiyor. Çünkü bu sürecin başlamasında bölgesel dengelerin ciddi etkisi var. Dolayısı ile sürecin başlamasına neden olan bölgesel rüzgar her halükarda Türkiye’nin iç barışını da etkiler.”

Paylaşın

Otomobil Üretimi Yüzde 3 Azaldı

Otomotiv Sanayii Derneği’nin verilerine göre; Otomobil üretimi, 2025 yılının ilk dokuz aylık döneminde geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 3 oranında azalarak, 637 bin 450 adet oldu.

Haber Merkezi / Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) 2025 yılının ilk dokuz aylık dönemine ilişkin verileri açıkladı. Buna göre; 2025 yılının ilk dokuz ayında toplam üretim bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3 artarken, otomobil üretimi yüzde 3 oranında azaldı. Bu dönemde toplam üretim 1 milyon 31 bin 527 adet, otomobil üretimi ise 637 bin 450 adet olarak gerçekleşti.

Aynı dönemde toplam pazar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9 artarak 958 bin 847 adet düzeyinde gerçekleşti. Bu dönemde otomobil pazarı ise yüzde 10 oranında arttı ve 742 bin 687 adet olarak gerçekleşti.

Ticari araç grubunda, 2025 yılının ilk dokuz ayında geçen yıla göre toplam ticari araç üretimi yüzde 15 ve hafif ticari araç grubu üretimi yıla göre yüzde 17 artarken, ağır ticari araç grubu üretimi yüzde 4 azaldı. 2025 yılının ilk dokuz ayında ticari araç pazarı yüzde 4, hafif ticari araç pazarı yüzde 6 artarken, ağır ticari araç pazarı yüzde 7 azaldı.

2025 yılının ilk dokuz ayında bir önceki yılın aynı ayına göre, toplam otomotiv ihracatı adet bazında yüzde 6 artarken, otomobil ihracatı ise yüzde 7 oranında azaldı. Bu dönemde, toplam otomotiv ihracatı 769 bin 625 adet, otomobil ihracatı ise 434 bin 71 adet düzeyinde gerçekleşti.

Bu yılın 2025 yılının ilk dokuz aylık döneminde bir önceki yılın aynı ayına göre, toplam otomotiv ihracatı Dolar bazında yüzde 11 arttı. Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) verilerine göre bu dönemde toplam otomotiv ihracatı 29,7 Milyar dolar olarak gerçekleşirken, otomobil ihracatı yüzde 8 artarak 8,4 Milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Paylaşın

“2025 Nobel Ekonomi Ödülü” Üç Bilim İnsanına Verildi

Bilim, edebiyat ve barış gibi alanlarda ilerlemeye katkı sağlayan kişilere verilen Nobel Ödülleri’nden 2025 Nobel Ekonomi Ödülü Joel Mokyr, Philippe Aghion ve Peter Howitt’e verildi.

Haber Merkezi / İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından yapılan açıklamaya göre, Mokyr “teknolojik gelişmeler yoluyla sürdürülebilir büyümenin ön koşullarını belirlediği” için bu ödülü kazanırken Aghion ve Howitt de “yaratıcı yıkım yoluyla sürdürülebilir büyüme teorisi” nedeniyle ödüllendirildi.

Ödülü kazanan isimlerden Mokyr, ABD’deki Northwestern Üniversitesi’nde; Howitt aynı ülkedeki Brown Üniversitesi’nde, Aghion ise Fransa’daki Collège de France ve INSEAD enstitüleriyle İngiltere’deki London School of Economics’te (Londra Ekonomi Okulu) çalışmalarını sürdürüyor.

Nobel ödülleri nedir?

Nobel Ödülleri, İsveçli mucit Alfred Nobel’in vasiyetiyle oluşturuldu. Nobel, servetinin, “önceki yıl insanlığa en büyük faydayı sağlayanlara” ödül olarak verilmesini istedi.

Alfred Nobel, 1895 yılında hayatını kaybetti ancak vasiyeti üzerindeki yasal mücadelenin ardından ilk Nobel Ödülleri ancak 1901 yılında verilebildi. Nobel, kimya ve fizik ödüllerinin İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından, edebiyat ödülünün ise İsveç Akademisi tarafından verilmesini şart koştu.

Fizyoloji veya tıp alanındaki ödülleri İsveç’teki Karolinska Enstitüsü’nün vermesini belirleyen Nobel, barış ödülünün ise Norveç parlamentosu tarafından verilmesini istedi. Nobel’in, o dönem İsveç ile bir birlik içinde olan Norveç’i barış ödülünün dağıtımı için neden seçtiği bilinmiyor.

1968 yılında İsveç Merkez Bankası, 300. yılını kutlarken, Nobel Vakfı’na yaptığı bağışla “Alfred Nobel Anısına Ekonomi Bilimleri Ödülü”nü kurdu. Bu ödül, diğer Nobel ödülleriyle aynı prensipler doğrultusunda İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından veriliyor.

Paylaşın

Şamanizm: Zamansız Din

Tarih boyunca farklı kültürlerde ortaya çıkan ve genellikle doğa, ruhlar ve atalarla bağlantıyı merkeze alan bir inanç ve uygulama sistemi olan şamanizm, din, felsefe ya da spiritüel bir gelenek olarak tanımlanabilir.

Haber Merkezi / Şamanizm, güzümüzde resmi bir din olmaktan ziyade bir yaşam biçimi ve dünya görüşü olarak görülmektedir.

Şamanizm’in merkezinde şaman adı verilen kişi bulunmaktadır. Şaman, ruhlar dünyasıyla iletişim kurabilen, toplumu için rehber, şifacı ve aracı rolü üstlenen bir figürdür. Şamanlar, transa girerek ruhlar, atalar veya doğa güçleriyle bağlantı kurar ve bu bağlantıyı şifa, kehanet veya toplumu yönlendirme amacıyla kullanmaktadır.

Şamanizm, doğadaki her varlığın (ağaçlar, hayvanlar, nehirler, dağlar) bir ruha sahip olduğuna inanmaktadır. Bu ruhlarla uyum içinde yaşamak, Şamanist pratiğin temelidir. Davul, dans, şarkı veya bitkisel maddeler gibi araçlarla transa giren şamanlar, trans sırasında ruhlar dünyasına yolculuk yaparak bilgi, şifa veya rehberlik ararlar.

Şamanist kozmolojide genellikle üç katmanlı bir evren anlayışı vardır: Üst Dünya (tanrılar ve yüksek ruhlar), Orta Dünya (insanların dünyası) ve Alt Dünya (atalar veya diğer ruhsal varlıklar).

Şamanizm, Sibirya’daki Tunguz halklarından türeyen bir terim olsa da, benzer uygulamalar dünyanın pek çok yerinde (Kuzey ve Güney Amerika, Orta Asya, Afrika, Avustralya Aborjinleri ve hatta Anadolu’nun bazı eski geleneklerinde) görülmektedir.

Özellikle Türk ve Moğol topluluklarında Şamanizm, Göktanrı inancıyla birleşerek önemli bir rol oynamıştır. Örneğin, eski Türklerde “Kam” olarak adlandırılan şamanlar, hem dini hem de toplumsal liderlik görevleri üstlenmiştir.

Günümüzde Şamanizm, hem geleneksel topluluklarda hem de modern spiritüel hareketlerde yeniden canlanmakta:

Geleneksel Şamanizm: Sibirya, Moğolistan ve Güney Amerika gibi bölgelerde hala yaşayan bir gelenektir. Örneğin, Amazon’daki Ayahuasca törenleri Şamanist uygulamalara örnek teşkil etmektedir.

Neo-Şamanizm: Batı dünyasında, New Age hareketleriyle birlikte Şamanizm’in modern bir yorumu ortaya çıkmıştır. Bu, genellikle bireysel şifa, meditasyon ve doğayla yeniden bağ kurma odaklıdır.

Türk Şamanizmi:

Anadolu’da Şamanizm, İslam öncesi Türk kültürlerinden izler taşımaktadır. Bazı Alevi – Bektaşi ritüellerinde, halk hekimliğinde ve doğa kültlerinde Şamanist etkiler gözlemlenmektedir.

Türk Şamanizmi, Türk halklarının İslam öncesi dönemde ve kısmen sonrasında geliştirdiği, doğa, ruhlar ve atalarla bağlantıyı merkeze alan spiritüel bir gelenektir.

Göktanrı (Tengri) inancıyla sıkı sıkıya iç içe geçmiş olan Türk Şamanizmi, Orta Asya Türk topluluklarının (Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, vs.) dünya görüşünü ve yaşam pratiklerini şekillendirmiştir.

Türk Şamanizmi’nde doğadaki her varlığın (dağlar, nehirler, ağaçlar, hayvanlar) bir ruhu (iye) olduğuna inanılmaktadır. Bu ruhlarla uyum içinde yaşamak, topluluğun refahı için kritik önemdedir.

Türk Şamanizmi’nde şamanlara “Kam” denilmektedir. Kam’ların rehberliğinde yürütülen ritüeller, toplumun bir arada kalmasını ve doğayla uyumunu sağlamıştır.

Türk Şamanizmi, Türk kültürünün köklü bir parçası olarak doğa, ruhlar ve Tengri ile bağlantıyı merkeze almaktadır. Günümüzde hem geleneksel hem de modern bağlamlarda varlığını sürdüren bu gelenek, Anadolu ve Orta Asya’daki kültürel mirasın önemli bir parçası konumundadır.

Paylaşın

Şi’den Trump’a Uyarı: Kırmızı Çizgiyi Aşmayın

ABD Başkanı Donald Trump’ın yeni ihracat kısıtlamaları ve yüzde 100 tarife tehdidine sert bir yanıt veren Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, “kırmızı çizgi” uyarısında bulundu.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, ABD Başkanı Donald Trump’ın yeni ihracat kısıtlamaları planlarına karşı açık bir “kırmızı çizgi” çekti. İki ülke liderinin yaklaşık altı yıl sonra ilk kez yüz yüze görüşmesi beklenirken, bu sert çıkış Pekin ve Washington arasında yeni bir ticaret savaşının fitilini ateşleyebilir.

Geçtiğimiz hafta Çin, belirli nadir elementleri içeren ürünlere yönelik geniş kapsamlı küresel ihracat kontrolleri açıkladı. Bu hamle, ABD’nin Çin’i ileri teknoloji çiplerden ve yapay zekâ üretim zincirlerinden dışlamayı amaçlayan önlemlerine misilleme olarak değerlendiriliyor.

Bloomberg’in haberine göre, Pekin yönetimi, bu adımların “savunma amaçlı” olduğunu savunarak, “ABD, Eylül’deki Madrid görüşmelerinden bu yana Çin’e karşı yeni kısıtlamalar devreye soktu. Biz savaş istemiyoruz ama korkmuyoruz,” açıklamasını yaptı.

ABD Başkanı Donald Trump, Çin’in kararının ardından Şi ile yapılacak planlı görüşmeyi iptal edebileceğini söyledi. Trump ayrıca Çin mallarına uygulanan gümrük vergilerini yüzde 100’e çıkaracağını ve “tüm kritik yazılımlar” üzerindeki ihracatı yasaklayacağını açıkladı.

Bloomberg’e göre, Trump yönetimi son dönemde Ticaret Bakanlığı aracılığıyla ihracat kısıtlamalarını genişletti ve mevcut yaptırımlardaki boşlukları kapatarak Çin’in ileri teknoloji ürünlerine erişimini daha da zorlaştırdı.

Yeni yaptırımların, Çin merkezli sosyal medya platformu TikTok’un ABD’deki operasyonlarının geleceğini de tehlikeye soktuğu belirtiliyor.

Ticaret ateşkesi tehlikede

İki tarafın Mayıs ayında imzaladığı ticaret ateşkesi, tarifeleri karşılıklı olarak düşürme ve yeni kısıtlama getirmeme taahhüdü içeriyordu. Ancak, Bloomberg’in analizine göre Washington bu anlaşmayı sadece gümrük indirimleriyle sınırlı, Pekin ise teknolojik yaptırımların da durdurulması gerektiği yönünde yorumluyor.

Bu çelişkili yorumlar, ticaret trafiğini ve küresel piyasaları yeniden sarsmış durumda. ABD borsaları geçtiğimiz hafta son altı ayın en sert düşüşünü yaşarken, soya, buğday, bakır ve pamuk fiyatları da geriledi.

Bloomberg analizinde, iki ülke arasındaki gerilimin merkezinde nadir toprak elementleri ve stratejik metaller olduğu vurgulandı. Bu maddeler, yapay zekâ teknolojileri ve silah üretimi için kritik önem taşıyor.

Çin’deki düşünce kuruluşlarından Hutong Research, ABD’nin asıl korkusunun ekonomik değil “stratejik” olduğunu belirterek, “Nadir element akışının kesilmesi, ABD’nin savunma üretim kapasitesini ve dolayısıyla küresel güç dengesini tehdit ediyor,” değerlendirmesinde bulundu.

Trump’ın yeni tarifeleri 1 Kasım’da yürürlüğe girecek. Bu tarih, iki liderin Güney Kore’de yapılması planlanan zirve görüşmesinden sadece birkaç gün sonrasına denk geliyor. Pekin’in yeni ihracat kısıtlamaları ise bir hafta sonra yürürlüğe girecek, bu da tarafların anlaşmaya varmak için oldukça sınırlı bir zamana sahip olduğunu gösteriyor.

Bloomberg’e konuşan analistler, gerilimin “sonsuz bir restleşmeye dönüşmeyeceğini” belirtiyor. The Futurum Group analisti Ray Wang, “Her iki ülke için ekonomik, güvenlik ve tedarik zinciri riskleri o kadar yüksek ki, bu gerilimin uzun süre sürmesi mümkün değil. Taraflar yeniden masaya oturacak,” değerlendirmesinde bulundu.

Paylaşın

Grip Aşısı Yaptırmak Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Grip aşısı, influenzaya (grip) karşı koruma sağlamak için geliştirilmiş bir aşıdır. Her yıl grip virüsünün değişen türlerine karşı güncellenir ve özellikle risk grupları için önerilir.

Haber Merkezi /  İşte grip aşısı hakkında bilinmesi gereken temel bilgiler:

Grip Aşısı Nedir?

Grip aşısı, influenza virüsünün belirli suşlarına karşı bağışıklık kazandıran bir aşıdır.
Genellikle inaktive (ölü) virüs içerir; bu nedenle grip hastalığına neden olmaz.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), her yıl o sezonun en yaygın grip virüslerini belirler ve aşı buna göre hazırlanır.

Kimler Grip Aşısı Olmalı?

Türkiye’de Sağlık Bakanlığı ve DSÖ önerilerine göre grip aşısı özellikle şu gruplar için önemlidir:

Yüksek risk grupları: 65 yaş ve üstü bireyler
Kronik hastalığı olanlar (diyabet, kalp, akciğer hastalıkları, böbrek yetmezliği vb.)
Bağışıklık sistemi zayıf olanlar (kanser hastaları, HIV pozitif bireyler)
Hamile kadınlar (doktor onayıyla)
6 ay-5 yaş arası çocuklar

Sağlık çalışanları ve kalabalık ortamlarda çalışanlar
Grip komplikasyonlarından korunmak isteyen herkes

Grip Aşısının Faydaları:

Grip riskini azaltır: Aşı, gribe yakalanma olasılığını %40-60 oranında düşürebilir (virüs suşuna bağlı olarak).
Hastalığı hafifletir: Aşı olanlarda grip olsa bile semptomlar daha hafif seyreder ve komplikasyon riski (zatürre, hastaneye yatış) azalır.
Toplum bağışıklığı: Aşılanma oranı artarsa, virüsün yayılımı azalır.

Ne Zaman Yaptırılmalı?

Türkiye’de grip sezonu genellikle ekim-nisan ayları arasındadır. Aşının en uygun zamanı eylül – ekim aylarıdır, çünkü bağışıklık gelişmesi 2-4 hafta sürer.
Ancak grip sezonu boyunca (mart – nisan aylarına kadar) aşı yaptırılabilir.

Grip Aşısı Türleri:

Standart doz inaktive aşı: Çoğu yetişkin ve çocuk için kullanılır.
Yüksek doz aşı: 65 yaş üstü için daha güçlü bağışıklık sağlar.
Nazal sprey aşı: Canlı zayıflatılmış virüs içeren bu aşı, bazı ülkelerde sağlıklı çocuk ve yetişkinler için uygundur (Türkiye’de yaygın değil).
Karevalent aşı: Dört farklı grip virüsü suşuna karşı koruma sağlar (A ve B tipi virüsler).

Yan Etkileri:

Grip aşısı genellikle güvenlidir, ancak hafif yan etkiler görülebilir:

Enjeksiyon bölgesinde kızarıklık, ağrı veya şişlik
Hafif ateş, baş ağrısı veya kas ağrısı
Nadiren alerjik reaksiyonlar (yumurta alerjisi olanlarda dikkatli olunmalı; doktorla görüşülmeli)

Dikkat Edilmesi Gerekenler:

Kimler yaptırmamalı?6 aydan küçük bebekler
Ciddi yumurta alerjisi olanlar (bazı aşılarda yumurta proteini bulunur)
Daha önce grip aşısına karşı ciddi alerjik reaksiyon geçirenler

Grip Aşısı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular:

Aşı olduktan sonra grip olabilir miyim? Evet, ancak aşıdan değil; ya virüs aşının kapsamadığı bir suştur ya da bağışıklık henüz tam gelişmemiştir.

Her yıl aşı olmak gerekir mi? Evet, grip virüsü her yıl değiştiği için yıllık aşı önerilir.

Hamileler aşı olabilir mi? Evet, doktor onayıyla güvenlidir ve hem anneyi hem bebeği korur.

Paylaşın

DEM Parti Sözcüsü Doğan: Demokrasi İmkanına Gölge Etmeyin

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin demokratikleşme umudu barıştan geçiyor. Demokrasi imkânına gölge etmeyin yeter” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü ve Şırnak Milletvekili Ayşegül Doğan, son günlerde DEM Parti üzerinden yürütülen “Demirtaş’ın tahliyesi” polemiği ve İmralı Heyeti’nden Pervin Buldan’ın Abdullah Öcalan’dan aktardığı bazı ifadelerin hedef alınmasını eleştirdi.

Ayşegül Doğan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Türkiye’nin demokratikleşme umudu barıştan geçiyor. Demokrasi imkânına gölge etmeyin yeter” dedi.

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan paylaşımında ayrıca “Muhalif kisvesiyle yazanlar, eleştiri diye zehir saçanlar, günlerdir DEM Parti’yi linçe kalkışanlar; siz aslında barışa karşısınız. ‘Düşman’ kalmakta ısrarcısınız! Süreci anlamanızı, empatiyle yaklaşmanızı, barışa el uzatmanızı ya da omuz vermenizi beklemiyoruz” ifadelerine yer verdi.

DEM Parti İmralı Heyeti, dün yaptığı açıklamada Halk TV yazarı Uğur Ergan’ın “Demirtaş’ın tahliyesine Öcalan set çekti” iddiasını yalanlayarak, iddiaların spekülasyondan ibaret olduğu vurgulamıştı.

Açıklamada “Sayın Öcalan’a atfettiği sözler gerçeği yansıtmamaktadır. Sayın Öcalan’la görüşmelerimizde hiçbir şekilde bu tarz bir değerlendirme yapılmamıştır” denilmişti.

Paylaşın