Multipl skleroz (MS) nedir? Detayları

Multipl skleroz (MS), merkezi sinir sistemini (CNS) içeren kronik bir hastalıktır. Hastalık, bağışıklık sistemi, sinir liflerinin etrafındaki koruyucu tabaka olan miyelini etkiler. İltihaplanma, yaraya veya lezyonlara neden olan hastalık, beyninizin vücudunuzun geri kalanına sinyal göndermesini zorlaştırır.

Multipl skleroz (MS) hayatı tehdit eden bir hastalık değildir. Bazı hastalarda ileriki yaşlarda hareket ve bazı bilişsel kayıplara rastlanabilir. Hastalığın kesin tedavisi olmasa da günümüzde tıptaki gelişmeler, erken tanı ve doktor kontrolünde alınacak önlemler, yaşanan sıkıntıları azaltmaktadır.

Nedenleri;

Multipl Skleroz’un oluşumunda çevresel etkenler (iklim, yaşanan bölge vb.) ve geçirilmiş viral enfeksiyonların yanı sıra, genetik yatkınlık da önemli rol oynuyor. MS Hastalığı, genetik ve çevresel nedenlerin bir araya gelmesi sonucunda da meydana gelebilir. Multipl Skleroz (MS) hastalığı, özellikle 20-40 yaş arasında ve çoğunlukla kadınlarda görülüyor ancak bu farkın nedeni bilinmiyor.

MS’in kuzey ülkelerinde görülme sıklığı ekvatora yakın ülkelere göre 3 kat fazlayken bunun nedeni konusunda araştırmalar sürüyor. Kuzey ülkelerinde güneşli gün sayısının ekvatoral bölgelere kıyasla azlığından yola çıkan kimi araştırmalar, D vitamini eksikliğinin MS için bir risk faktörü olabileceğinin üstünde duruyor.

Multipl Skleroz çeşitleri;

Hastalık her kişide farklı olarak seyreder. Hastaların hepsinde sinirler zarar görür ancak ortaya çıkan belirtiler farklı olabilir. MS’in tanımlanan başlıca dört tipi bulunur;

  • Atak ve iyileşmeler ile giden MS; Ataklar ile ortaya çıkar. Ataklar tam veya kısmen geri dönüşlüdür. MS’li hastaların çoğu başlangıçta atak ve iyileşmeler ile giden seyir gösterir. Atakların ne sıklıkta geleceğini tahmin etmek ise mümkün değildir. Ataklar bazen yılda birkaç kez, bazen 2-3 yılda bir, bazı hastalarda ise ancak yıllar sonra tekrar ortaya çıkabilir
  • Sekonder ilerleyici MS; Atak ve iyileşmeler ile giden MS hastalarının bir kısmında daha sonra ataklar azalır ya da görülmezken, örneğin yürüme güçlüğü ve konuşma ve denge bozukluğu ya da bilişsel engellilikte devamlı bir ilerleme olur
  • Primer ilerleyici MS; Hastalık sinsi başlıyor ve yıllar içinde gittikçe artan engellilik ortaya çıkıyor. İlerleme hızı değişken olmakla birlikte genellikle yavaş seyirli oluyor. Bu gruptaki hastalar MS’li olguların daha az bir bölümünü oluşturuyor
  • Ataklarla ilerleyici MS; Başlangıçtan itibaren sinsi ve ilerleyici seyretmekle beraber arada ataklar da görülebiliyor

Belirtileri;

MS belirtileri hastadan hastaya değişir. Her bireyin kendine özgü semptomları, sorunları ve kendi seyri vardır. MS hastalığı belirtileri kişiden kişiye göre değişebilse de MS’in  en yaygın belirtileri vücudun çeşitli yerlerinde uyuşma veya karıncalanma, vücudun bir veya daha fazla yerinde güçsüzlük, yürüme güçlüğü, baş dönmesi, yorgunluk, görsel bulanıklık ve bazen çift görmedir. Hastalarda ayrıca Lhermitte fenomeni adı verilen ve boyunlarını öne doğru eğdiklerinde sırtlarında, kollarında veya bacaklarında elektriksel karıncalanma veya şok hissettiği bir semptom olabilir.

MS’li hastalar, aşağıdaki problemlerin herhangi birini ataklar ve düzelmeler veya yavaş kötüleşen bir seyir izleyerek yaşayabilirler:

  • Uyuşukluk, karıncalanma, iğnelenme
  • Güç kaybı, spazm, kas sertliği, kramp, ağrı. Güç kaybı vücudun bir tarafındaki kol ve bacakta veya her iki bacakta birden olabilir
  • Görme kaybı, çift görme
  • İdrar kaçırma ve idrar aciliyeti
  • Kabızlık
  • Konuşma bozukluğu
  • Cinsel fonksiyon bozuklukları
  • Denge kaybı, bulantı
  • Yorgunluk
  • Depresyon
  • Kısa süreli hafıza problemleri
  • Yutma zorluğu da MS belirtileri arasındadır

MS hastalığının ilk belirtileri, kol ya da bacakta kuvvet azalması-güçsüzlük şikayeti ile başlar. MS’li hastalar genellikle yeni gelişen duyu bozuklukları, bulanık görme, denge bozuklukları, çift görme gibi belirtiler ile doktora başvurular. MS hastalığının belirtilerinin her hastada birbirinden farklı olabileceğini akılda tutmak gerekir.

MS hastalığı belirtileri, miyelin konusu ile doğrudan bağlantılıdır. Merkezi sinir sisteminde sinir liflerini çevreleyen ve koruyan “miyelin” isimli bir tür kılıf vardır ve bu kılıf sinir liflerinin elektrik uyarılarını iletmelerine yardımcı olur. MS’de miyelin kılıfı hasara uğrar ve bazı bölgelerde yok olur. Hasar gören bu bölgeler ‘plak’ olarak da bilinir. Miyelin sadece sinir liflerini korumakla kalmayıp, görevlerini yerine getirmelerini de sağlar. Miyelin yok olduğunda veya hasar gördüğünde, sinirlerin beyine giden veya beyinden gelen elektrik uyarılarını iletebilme kapasiteleri kesintiye uğrar; bu durum çeşitli MS belirtilerine neden olur.

En belirgin MS belirtileri, halsizlik, yüzde veya vücutta uyuşma ve karıncalanma, hissizlik, yorgunluk, denge problemleri, görme bozuklukları, kas sertleşmesi, bozuk konuşma, bağırsak veya mesane problemleri, dengesiz yürüme (ataksi), cinsel işlev sorunları, ısıya hassasiyet ve kısa süreli bellek sorunları şeklinde sıralanabilir.

Tanısı;

Tanı, birçok hastalıkta olduğu gibi nörolojik öykü, muayene bulguları ve tetkikler sonucunda konulur. Kesin tanı için geçmişte değişik tanısal ölçütler geliştirilmiştir ve bu ölçütler kısmen zaman içerisinde elde edilen yeni bilgiler ile değiştirilmektedir. Yeni tanı ölçütleri 2005 yılında tekrar düzenlenmiştir. Bu ölçütlere göre kesin MS, muhtemel MS tanısı konur ya da tanı dışlanır. Ortak fikir belirti ve bulguların zaman ve alan açısından yayılımını esas alır. Hastalığın başlangıç aşamalarında tanı ölçütlerini karşılamayan hastalar kafa karıştırıcı olmuştur. Bazı durumlarda klinik belirtileri olan bir atak olur ama eMaR görüntülemede yaygın plaklar tespit edilir. Bu durum doğrudan MS adını almasa da klinik izole hastalık tablosu olarak adlandırılır.

Genellikle sık yapılan bir yanlış, MR görüntülemede bazen rastlantısal tespit edilen parlak alanların gereğinden fazla MS’e eşdeğer kabul edilmesidir. Klinik belirtilerin de MS ile uyumlu olması gerekir. Bu görüntüler sık baş ağrısı yaşayanlarda (migrende), ileri yaşlarda, damar cidarını etkileyen bazı hastalıklarda (Sjögren sendromu, sarkoidoz, sistemik lupus eritromatozus, poliarteritis nodoza, Behçet hastalığı) sıklıkla izlenir.

MS tanısı konduktan sonra Kırmızı Bayrak ya da Işık durumu varsa tanıyı tekrar gözden geçirmek gerekir. Bu durumda MS dışında diğer hastalıklar da araştırılmalıdır: 1. ailede nörolojik hastalık varsa, 2. beyinde değil de sınırlı olarak omurilik alt kısımlarında plak görüntüsü varsa, 3. eşlik eden devamlı sırt ağrısı varsa, 4. sadece belli bölge ile ilişkili bulgular varsa, 5.hastalığın 60 yaş üzerinde ya da 15 yaş altında başlaması ve 6. ilerleyici hastalık olması. Bunlar varsa MS tanısı kabul edilmeden diğer hastalıklar da aranmalıdır.

Tedavisi;

MS’in temel olarak 3 tip tedavisi var; belirtilere yönelik tedavi, atak tedavisi ve atakları önleme tedavisi. Bağışıklık sistemini düzenleyen, baskılayan ve/veya atak sırasında uygulanan bu tedaviler MS hastalarına yardımcı oluyor.

Günümüzde MS tedavisinde çok sayıda ilaç seçeneği bulunuyor. Hastanın atakları ve hastalığın şiddetine göre hangi ilaca başlayacağına karar veriliyor. Ataklar erken dönemde kontrol altına alındığında, bu atakların yaratacağı hasar da engellenmiş oluyor. MS’i tamamen durduracak kesin tedavi henüz olmasa da, bazı türlerinde erken tanı ve tedaviyle atakların sıklığı ile şiddeti de belirgin olarak azalıyor.

Bunun sonucunda hastaların atak döneminde yaşadıkları görme bozukluğu, konuşma güçlüğü, denge sağlama ve idrar tutamama gibi nörolojik bulgulara bağlı sıkıntılardan az etkileniyor. Ayrıca hastaların atak nedeniyle sık aralarla yüksek doz kortizon almaktan kurtulmaları yaşam kaliteleri açısından oldukça önem taşıyor.

Ayrıca erken dönemde tedavi başlanan hastalarda başta zihinsel işlevler olmak üzere yürüme ve denge gibi merkezi sinir sistemi etkilenmesine bağlı olarak özürlülüğe neden olan bozuklukların da daha geç ya da daha az geliştiği görülüyor. Bugün hem MS hastalığının daha kötüye gitmesine engel olacak, hem de alevlenmeleri yatıştıracak birçok ilaç tedavide kullanılıyor. Bununla birlikte, fizik tedavi gibi farklı rehabilitasyon türleri de kişinin ev ve iş hayatında yardımcı olabiliyor.

MS, kronik bir hastalık olduğundan hem kaliteli uzun bir yaşam, hem de atakların önüne geçebilmek için egzersiz de önem taşıyor. Egzersiz, zayıf kasların neden olduğu problemleri önleyebiliyor, mesane ve bağırsak problemlerinin çözümüne de destek sağlıyor. Yaygın bilinen aksine hastalığın cinsel isteği etkileme ihtimali bulunuyor ve bu durumda ilaç ve terapi yoluna gidilebiliyor. Ancak olası cinsel sorunlara karşın MS hastalığı çocuk sahibi olabilme yeteneğini etkilemiyor.

Her kronik hastalıkta olduğu gibi MS’de de kişinin ve çevresinin doğru bilgilere sahip olması tedavinin etkinliği, kaliteli bir yaşam ve hastalıkla savaşacak gücü bulması için önem taşıyor. Türkiye’de MS konusunda çalışan dernekler ve farkındalık kampanyaları bulunuyor.

MS hastalığı hamileliğe engel değildir ve çocukta herhangi bir gelişim bozukluğuna neden olmaz. Hamilelik ve doğum süreci, MS hastası olmayan kadınlarla aynıdır. Hamileliğiniz planlarken doktorunuza MS hastası olduğunu söyleyerek hamileliğiniz esnasındaki tedavi sürecini doktorunuz ile beraber düzenleyebilirsiniz.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Miyelodisplastik sendrom (MDS) nedir? Detaylar

Nedeni bilinmeyen ve daha çok 40 yaş ve üzeri bireylerde ortaya çıkan Miyelodisplastik Sendrom (MDS), kemik iliğinde yapılan kan hücrelerinin olgunlaşamaması ve normal formlarından farklı bir gelişim göstermeleri ile karakterize durumdur. MDS’li hastalarda kan yapımında azalmanın sonucu anemi (kansızlık) görülür. 

İlk olarak 1950 yılında MDS ile ilişkili kemik iliğinde farklılıktan söz edilmiştir. Hastalık 1982 yılında Fransız-Amerikan ve İngiliz çalışma gurubu tarafından Miyelodisplastik Sendrom (MDS) olarak ifade edilmeye başlanmıştır.

Sebepleri;

MDS’nin sebebi tam olarak bilinmemektedir. Hastalığın ortaya çıkmasında kalıtımsal özellik sadece çocuklarda daha sık gözlenen Fanconi anemili hastalarda gözlenir. Hastaların büyük bir kısmında hastalık ile ilişkili bir neden saptanamaz. Boya sanayi ve ayakkabıcılıkta sık olarak kullanılan benzene maruz kalma ile hastalık arasında ilişki vardır. Ayrıca habis hastalıkların tedavisi için kullanılan ilaçlar veya  radyoterapiden  yıllar sonra MDS  ortaya çıkabilir.

Habis hastalıklarda kullanılan ilaçlara örnek olarak siklofosfamid, klorambusil, melfalan, ifosfamid ve etoposid gösterilebilir. Bununla beraber alkolizm, kurşun zehirlenmesi, tüberküloz ilaçlarının kullanımı seyri veya sonrasında MDS gelişebilir. Ancak ileri yaşın da önemli bir faktör olduğunu unutmamak gerekir. Hastaların yarısından fazlasında 5, 7, 8, 11, 12 ve 20. kromozomlarda kopma veya kırılma olduğu bilinmektedir. Bugünkü bilgilerimize göre MDS’nin bakteri, virüs ile oluştuğuna dair kanıt yoktur. Hastalığın bulaşıcı özelliği yoktur.

Belirtileri;

Belirtiler hangi kan hücrelerinin tutulduğuna göre değişir. Hastaların çoğunda sadece kırmızı kan hücreleri tutulur. Bu hastalar kansızlığın ana belirtisi olan halsizlik ile doktora başvururlar. Halsizlik uzun süreli yol yürümekle veya merdiven çıkmakla oluşur. Halsizliğe sıklıkla nefes darlığı ve çarpıntı eşlik eder. Bazı hastalarda ayağa kalkarken baş dönmesi ve göz kararması olabilir. Kol ve bacak ağrısı ya da uyuşması da görülebilir. Lökositler etkilenmişse sık enfeksiyonlara yakalanma; trombositler etkilenmişse kol veya bacaklarda kanamalar, kolay çürük oluşumu görülür.

Tanısı;

Hastanın muayenesinde deride, dudaklarda solukluk vardır. Bazı hastalarda boyun ve koltuk altlarında ya da kasıklarda lenf bezlerinde büyüme bulunabilir. Karaciğer veya dalakta büyüme saptanabilir. Kol veya bacaklarda küçük kanama odakları gözlenebilir. Ateşi olan hastalarda enfeksiyon bölgesi ile ilgili belirtiler bulunabilir. Bu belirtiler sonrası tam kan sayımı tahlili yapılır. Tanının kesinleşmesi için bir ileri tetkik, kemik iliği aspirasyonu ve biyopsisidir.

Tedavisi;

MDS tedavisinde yaş, MDS alt grubu, hastanın şikayetleri ve laboratuvar bulguları dikkate alınır. İnatçı anemi genellikle demir, folik asit veya B vitamini takviyesine yanıt vermez. Semptomatik hastalara eritrosit transfüzyonu gereklidir. Trombosit düşükse trombosit süspansiyonları ile yerine konmaya çalışılır. Eğer kanda eritropoietin hormonu beklenen oranda yüksek değilse, bu hormon cilt altından uygulanarak kök hücrenin kan üretmesi uyarılabilir. Özel bir kromozom anomalisi (5q-) saptanırsa, lenalidomid tedavisi başarılı olabilir. 65 yaş altındaki hastalarda kemik iliğinde blast artışı varsa, en kesin tedavi yöntemi kemik iliği naklidir.

Miyelodisplastik Sendrom başka hastalıklar karışabilir mi?

MDS başka hastalıklarla karışabilir. Bu hastalıkların başında B12 vitamini eksikliği gelmektedir. Bununla beraber bazen hem B12 hem de demir eksikliğinin birlikte olduğu durumlarda da ayırıcı tanı önemlidir. Folik asit eksikliği çok nadiren MDS ile karışır. Bu nedenle serum da demir, B12 vitamini, folik asit ve ferritin düzeyi bakılarak demir eksikliği ve B12 vitamini eksikliği tanıda dışlanmaya çalışılır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Minimal invaziv cerrahi nedir? Detaylar

Minimal invaziv cerrahi, cerrahın yapması gereken kesiklerin boyutunu ve sayısını sınırlayan teknikleri kullanmasına olanak tanır. Genellikle açık cerrahiden daha güvenli kabul edilir ve hastanın daha çabuk iyileşmesini sağlar.

Geleneksel açık cerrahide, cerrahınız vücudunuzun ameliyat ettiği bölümünü görmek için büyük bir kesik yapar. Minimal invaziv cerrahide, cerrahınız cildinizdeki birkaç küçük kesikten geçen küçük aletler, kameralar ve ışıklar kullanır. Bu, cerrahınızın çok fazla deri ve kası açmadan ameliyat yapmasını sağlar.

Bazı minimal invaziv ameliyatlar, ameliyat üzerinde daha hassas kontrol sağlayan robotik teknoloji ile yapılır. Diğer minimal invaziv ameliyatlar robotik yardım olmadan yapılır.

Minimal invaziv cerrahi nasıl çalışır?

Robotik cerrahi veya robotik yardımlı cerrahi, bilgisayara benzeyen bir elektronik ameliyathane ile yapılır. Bu istasyondan doktorunuz veya cerrahınız, ameliyatı gerçekleştiren yüksek çözünürlüklü bir kamerayı ve robotik kolları kontrol eder.

Robotik destekli ameliyatların çoğunu gerçekleştirmek için doktorunuz veya cerrahınız:

  • Ameliyat boyunca sizi uykuda tutmak için anestezi kullanır
  • Ameliyat sırasında robotik kolların kullanacağı aletleri kurar
  • Aletlerin yerleştirileceği birkaç küçük kesik yapar
  • Robotik kollara bağlı aletleri kesiklerden vücudunuza yerleştirir
  • Üzerinde ışık ve kamera bulunan, endoskop adı verilen dar bir tüpü başka bir kesikten sokar. Bu, çalıştıkları alanı görmelerini sağlar
  • Ekrandaki endoskop görüntülerine bakarken robotik kollarla işlemi gerçekleştirir
  • Kesiklerden tüm aletleri çıkarır
  • Prosedür tamamlandıktan sonra kesikleri diker

Minimal invaziv cerahi hangi durumlarda kullanılır?

Robotik destekli teknikler kullanılarak birçok ameliyat gerçekleştirilebilir:

Akciğerler;

  • Tümörler
  • Kanser
  • Amfizem

Kalp;

  • Kalp kapakçıklarının onarımı
  • Atriyal fibrilasyon (AFib)
  • Mitral kapak prolapsusu

Ürolojik sistem;

  • Mesane kanseri
  • Böbrek kanseri
  • Prostat kanseri
  • Böbrek taşı
  • Böbrek kistleri
  • Böbrek tıkanıklığı
  • Böbrek çıkarma
  • Böbrek nakli
  • İdrara çıkma veya bağırsak hareketlerinizi kontrol etmekte sorun yaşamak

Jinekolojik sistem;

  • Endometriozis
  • Yumurtalık kistleri
  • Yumurtalık kanseri
  • Rahmin alınması (histerektomi)
  • Yumurtalıkların alınması (ooferektomi)

Sindirim sistemi;

  • Mide kanseri
  • Safra kesesi kanseri
  • Karaciğer kanseri
  • Kolon veya rektal kanser

Diğer genel alanlar;

  • Obezite için mide baypas
  • Safra kesesi enfeksiyonu veya taşları
  • Pankreas kanseri
  • Gastroözofageal reflü hastalığı (GERD)

Minimal invaziv cerrahinin yararları ve riskleri nelerdir?

Yararları;

  • Ameliyat sırasında daha az kan kaybetme
  • Cilde, kaslara ve dokuya daha az hasar
  • Daha kısa, daha az ağrılı iyileşme süresi
  • Daha küçük enfeksiyon riski
  • Daha küçük, daha az görünür izler

Riskleri;

Her ameliyatta olduğu gibi, genel anestezi ve enfeksiyonlarda riskler mümkündür. Robotik cerrahi, açık cerrahiden daha uzun sürebilir. Bunun nedeni, doktorunuzun işlem yapılmadan önce robotik ekipmanı kurması gerektiğidir. Anestezi riskleri artabilir. Bazı durumlarda, robotik cerrahi başarılı bir şekilde bitirmelerine izin vermiyorsa doktorunuz açık ameliyat yapabilir. Bu, daha uzun bir iyileşme süresine ve daha büyük bir yara izine yol açabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.
Paylaşın

Micro TESE nedir, nasıl yapılır? Detaylar

Biyolojik baba olmak isteyen ancak Obstrüktif Olmayan Azoospermi (NOA) olarak adlandırılan bir duruma sahip erkekler için farklı yöntemler geliştirilmiştir. Micro TESA’da bu yöntemlerden biridir. MESA (Mikroskop altında Epididimal Sperm Aspirasyonu), menide hiç sperm bulunmaması durumunda erkeklerin kanallarından lokal yada genel anestezi altında mikrocerrahi yöntemiyle (MESA) sperm elde edilmesi işlemidir.

Erkek kısırlığı alanında son yıllarda görülen en göz kamaştırıcı gelişme kuşkusuz menisinde hiç sperm hücresi bulunmayan erkeklerde görülmektedir. Yumurta kanallarının herhangi bir nedenle tıkalı olması veya yumurtalıklardaki üretimin yetersiz olmasına bağlı bu durumlarda, sperm hücresi elde etmek için başka bir kaynağa başvurmak gerekir.

Yumurtalık kanallarının tıkalı olması veya doğuştan yokluğu durumunda sperm hücreleri kanallardan alınmakta ve bu hücrelerle mikroenjeksiyon uygulanmaktadır. Tıkanmanın olmadığı durumlarda ise problem daha karışıktır. Bu durumlarda erkek yumurtalığının çeşitli bölümlerinde çok kısıtlı da olsa bir üretim söz konusu olabilmektedir. Mikro TESE yöntemi böyle vakalarda sperm elde etme şansını büyük oranda arttırmaktadır.

Genel anestezi altında yumurtalıklar açılarak mikroskop altında incelenir. Bu yöntemle yumurtalıkta sperm üretilen bölgeler daha iyi seçilmekte ve alınan doku miktarı daha az olduğundan çok sayıda alandan parça alınabilmektedir. Bu dokular laboratuarda embriyolog tarafından kesilerek kanalların içine dökülmüş yada kanallara yapışık olan sperm hücreleri ayıklanarak mikroenjeksiyon işleminde kullanılır.

Micro TESE kimlere uygulanır?

  • Sperm kanallarında tıkanıklık
  • Sperm kanallarının doğuştan olmaması
  • Hormonal nedenler
  • Genetik nedenler; erkekte sperm üretimini sağlayan genler Y kromozomu üzerindedir. Bu genlerdeki problem sperm üretimini etkiler
  • Radyasyon; özellikle kanser tedavisi nedeniyle radyasyon alınması bazen sperm üretimini tamamen ortadan kaldırabilir ve bu durum kalıcı olabilir
  • İlaçlar; özellikle kanser tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar sperm üretimini kalıcı olarak durdurabilir
  • Enfeksiyon (Kabakulak sonrası)

Mikro TESE nasıl yapılır?

Mikro TESE operasyonunda testis tek bir kesi ile tamamen açılır ve doku mikroskop ile 24 kat büyütülerek sperm yapımı olması muhtemel bölgeler tespit edilir. Sperm üreten kanallar geniş bir şekilde görülebildiği için kolaylıkla ayırt edilir ve gerekli dokular işlemi gerçekleştiren ürolog tarafından toplanır. Bu doku örnekleri birtakım işlemlerden geçirilerek içlerindeki canlı sperm hücreleri ayrıştırılır. Canlı sperm bulunursa ve mikroenjeksiyon için anne adayından toplanan yumurtalar hazırsa aynı gün tüp bebek işlemi yapılır. Fazla sayıda sperm elde edilmesi durumunda, kullanılmayan sperm hücreleri dondurularak saklanır ve ileride gerçekleştirilecek tüp bebek tedavilerinde çözülerek kullanılır.

Mikro TESE yöntemi, eskiden uygulanan çoklu biyopsi yöntemine kıyasla çok daha fazla sayıda ve daha iyi kalitede sperm elde etme imkanı sunar. Mikro TESE yönteminin diğer bir avantajı ise mikroskop altında testisi besleyen damarların daha iyi gözlenmesi ve testise verilen hasarın asgari düzeye indirilmesidir.

Mikro TESE kaç saat sürer?

Mikro TESE, ameliyathane koşullarında ve genel anestezi altında gerçekleştirilen bir operasyondur ve yaklaşık 1-2 saat sürmektedir. Operasyona 6 saatlik açlık ile gelinmesi gerekmektedir. Mikro TESE ameliyatı sonrası hasta 3-4 saat gözlem altında tutulur. Taburcu edildikten sonra da 3–4 gün ev istirahati önerilmektedir. Hastanın 10 gün süre ile ağır bir işle uğraşmaması ve fiziksel aktiviteden uzak durması gerekmektedir.

Mikro TESE öncesi dikkat edilmesi gerekenler;

  • Operasyon öncesi en az 6 saat hiçbir şey yememeli ve içmemelisiniz (Su dahil).
  • Operasyon bölgesini jiletle temizleyiniz. Banyo yapınız.
  • Operasyon sonrası testisler üzerine baskı ağrıya neden olacağından, yanınızda bol pantolon veya eşofman altı getiriniz.

Mikro TESE sonrası dikkat edilmesi gerekenler;

  • Mikro TESE operasyonundan çıkan hastalar, narkozun etkisi geçinceye kadar (2-3 saat) gözlem altında tutulduktan sonra evlerine dönebilirler
  • Hastanın Mikro TESE ameliyatı sonrası evine giderken araç kullanmaması önerilir
  • Ameliyat sonrası hastanın yatması gerekmez ancak 10 gün kadar ağır fiziksel aktivite yapılmaması ve cinsel ilişkiye girilmemesi önerilir
  • Ameliyattan 48 saat sonra pansuman yaptırılmalıdır
  • Mikro TESE ameliyatından 3 gün sonra duş alınabilir
  • Operasyon sonrası hastaların 10-15 gün sıkı iç çamaşırı veya suspansuar kullanmaları önerilir
  • Dikişler kendiliğinden yaklaşık bir haftada eriyeceğinden dikiş almaya gerek yoktur

Riskleri;

Mikro TESE sonucunda canlı sperm hücresi elde edilemeyebilir. Bu risk altta yatan nedene bağlıdır. Sperm kanallarında tıkanıklık olan bir hastada sperm bulunma şansı; hormonal veya genetik problemi olan hastaya göre daha yüksektir. Ameliyat sonrası nadiren operasyon yerinde enfeksiyon, kanama olabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Mide yanması (ekşimesi) nedir? Tedavisi

Mide yanması (ekşimesi), midede ve yemek borusunda hissedilen yanma durumudur. Farklı bir tanımla, göğsünüzde sıklıkla boğazınızda veya ağzınızda acı bir tatla ortaya çıkan yanma hissidir. Mide ekşimesi, büyük bir öğün yemek yedikten sonra veya uzandığınızda daha da belirginleşebilir.

Mide ekşimesini evde başarıyla tedavi edebilirsiniz. Bununla birlikte, mide ekşimesi yemek yemeyi veya yutmayı zorlaştırıyorsa, daha ciddi bir tıbbi durumun işareti olabilir. Bu durumda doktorunuza görünmenizi tavsiye edebiliriz.

Mide yanmasına (ekşimesine) ne sebep olur?

Mide ekşimesi tipik olarak mideden gelen içeriğin yemek borusuna geçmesiyle ortaya çıkar. Yemek borusu, yiyecek ve sıvıları ağızdan mideye taşıyan bir tüptür. Yemek borunuz mideye alt yemek borusu sfinkteri olarak bilinen bir bağlantı noktasından bağlanır. Sfinkter düzgün çalışıyorsa yemek yemek borusundan geçip mideye girdiğinde kapanır.

Bazı insanlarda sfinkter düzgün çalışmaz veya zayıflar. Bu, mide içeriğinin yemek borusuna geri sızmasına yol açar. Mide asitleri yemek borusunu tahriş eder ve mide ekşimesine neden olabilir. Mide ekşimesi, mide fıtığının bir sonucu da olabilir. Bu, midenin bir kısmı diyaframdan göğse doğru itildiğinde olur.

Mide ekşimesi, hamilelik sırasında da sık görülen bir durumdur. Bir kadın hamile kaldığında, progesteron hormonu alt yemek borusu sfinkterinin gevşemesine neden olabilir. Bu, mide içeriğinin yemek borusuna girmesine ve tahrişe neden olmasına izin verir.

Diğer sağlık koşulları veya yaşam tarzı seçimleri de mide ekşimesine neden olabilir;

  • Sigara içmek
  • Aşırı kilolu veya obez olmak
  • Kafein, çikolata veya alkol tüketmek
  • Baharatlı yiyecekler yemek
  • Yedikten hemen sonra uzanmak
  • Aspirin veya ibuprofen gibi bazı ilaçları almak

Mide ekşimesi konusunda doktora ne zaman görmeliyim?

Çoğu insan zaman zaman mide ekşimesi yaşar. Bununla birlikte, haftada ikiden fazla mide ekşimesi yaşıyorsanız veya evde denediğiniz tedaviyle düzelmeyen mide ekşimesi yaşıyorsanız, doktorunuzla iletişime geçmelisiniz. Bu daha ciddi bir durumun işareti olabilir.

Mide ekşimesi genellikle yemek borusu ve mide zarında yaralar olan ülserler veya gastroözofageal reflü hastalığı gibi diğer gastrointestinal rahatsızlıkların yanında ortaya çıkar. Mide ekşimesi varsa aşağıdaki durumlarda doktorunuza başvurun:

  • Yutma güçlüğü
  • Yutma ile ağrı
  • Koyu, katranlı veya kanlı dışkı
  • Nefes darlığı
  • Sırtınızdan omzunuza yayılan ağrı
  • Baş dönmesi
  • Göğüs ağrısı varken terleme

Mide ekşimesi kalp krizi ile ilişkili değildir. Bununla birlikte, mide ekşimesi olan birçok insan, semptomlar çok benzer olabileceği için kalp krizi geçirdiklerine inanıyor. Aşağıdaki durumlarda kalp krizi geçiriyor olabilirsiniz:

  • Şiddetli veya ezici göğüs ağrısı
  • Nefes almada zorluk
  • Çene ağrısı
  • Kol ağrısı
Mide ekşimesi için tedavi seçenekleri nelerdir?

Ara sıra mide ekşimesi yaşarsanız, semptomlarınızı hafifletmeye yardımcı olabilecek birkaç ev ilacı ve yaşam tarzı değişikliği vardır. Şunlardan da kaçınmalısınız:

  • Yemeklerden sonra uzanmak
  • Tütün ürünlerini kullanmak
  • Çikolata tüketmek
  • Aalkol tüketmek
  • Kafeinli içecekler tüketmek

Bazı yiyecekler mide ekşimesi yaşama olasılığını artırabilir;

  • Karbonatlı içecekler
  • Turunçgiller
  • Ddomates
  • Nane
  • Kızarmış yiyecekler

Bu tedaviler iyileştirmezse, doktorunuza görünmeniz gerekebilir. Doktorunuz tıbbi geçmişinizi gözden geçirecek ve size belirtilerinizi soracaktır. Doktorunuz ayrıca mide ekşimenize neyin sebep olduğunu bulmak için birkaç test isteyebilir. Testler şunları içerebilir:

  • Mide veya karın röntgeni
  • Boğazınızdan aşağıya ve midenize bir kamera ile donatılmış küçük bir tüpün geçirilmesini içeren yemek borusu veya mide astarında ülser veya tahriş olup olmadığını kontrol etmek için bir endoskopi
  • Yemek borunuzda ne kadar asit olduğunu belirlemek için pH testinde

Teşhisinize bağlı olarak, doktorunuz semptomlarınızı azaltmanıza veya ortadan kaldırmanıza yardımcı olacak tedavi seçenekleri sunabilecektir.

Ara sıra mide ekşimesi tedavisinde kullanılan ilaçlar arasında antasitler, pepcid gibi mide asidi üretimini azaltmak için H2 reseptör antagonistleri ve asit üretimini bloke eden proton pompası inhibitörleri bulunur, örneğin:

  • Prilosec
  • Prevacid
  • Protonix
  • Nexium

Bu ilaçlar yardımcı olabilse de yan etkileri vardır. Antasitler kabızlığa veya ishale neden olabilir. Herhangi bir ilaç etkileşimi riski altında olup olmadığınızı görmek için zaten aldığınız ilaçlar hakkında doktorunuzla konuşun.

Mide ekşimesi ile ilişkili komplikasyonlar nelerdir?

Ara sıra mide ekşimesi yaşıyorsanız endişe etmenize gerek yoktur. Ancak sık sık yaşıyorsanız tedavi gerektiren ciddi bir sağlık sorununuz olabilir.

Ciddi mide ekşimesi için tedavi görmezseniz, yemek borusu iltihabı gibi özofajit veya Barrett özofagusu gibi ek sağlık sorunları geliştirebilirsiniz. Barrett’s özofagusu, yemek borusu iç yüzeyinde yemek borusu kanseri riskinizi artırabilecek değişikliklere neden olur.

Uzun süreli mide ekşimesi, yaşam kalitenizi de etkileyebilir. Günlük yaşamınızı sürdürmekte zorlanıyorsanız veya mide ekşimesi nedeniyle aktivitelerinizde ciddi şekilde kısıtlıysanız, bir tedavi süreci belirlemek için doktorunuza görünün.

Mide ekşimesini nasıl önleyebilirim?

  • Belirtilerinize neden olabilecek yiyeceklerden veya aktivitelerden kaçının
  • Semptomlar başlamadan önce mide ekşimesini önlemek için yemeden önce çiğnenebilir bir antiasit tablet gibi reçetesiz satılan bir ilaç da alabilirsin
  • Zencefilli atıştırmalıklar veya zencefil çayı, birçok mağazadan satın alabileceğiniz yararlı ev ilacıdır
  • Sağlıklı bir yaşam tarzı sürün ve alkol ve tütünden kaçının
  • Gece geç saatte atıştırmaktan kaçının. Bunun yerine yatmadan en az dört saat önce yemeyi bırakın
  • Sindirim sisteminiz üzerindeki etkiyi hafifletmek için iki veya üç büyük öğün yerine daha sık daha küçük öğünler yiyin

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Metastatik akciğer kanseri nedir? Detaylar

Kanser, vücudun bir bölgesinde veya organında gelişir. Bu alan birincil bölge olarak bilinir. Vücuttaki diğer hücrelerin aksine, kanser hücreleri birincil bölgeden ayrılabilir ve vücudun diğer bölgelerine gidebilir. Kanser hücreleri vücutta kan dolaşımı veya lenf sistemi yoluyla hareket edebilir.

Lenf sistemi, sıvı taşıyan ve bağışıklık sistemini destekleyen damarlardan oluşur. Kanser hücreleri vücuttaki diğer organlara gittiğinde buna metastaz denir. Akciğerlere metastaz yapan kanser, vücudun başka bir bölgesindeki kanser akciğere yayıldığında gelişen yaşamı tehdit eden bir durumdur. Herhangi bir birincil bölgede gelişen kanser, metastatik tümörler oluşturabilir.

Yaygın olarak akciğerlere yayılan birincil tümörler şunları içerir:

  • Mesane kanseri
  • Meme kanseri
  • Kolon kanseri
  • Böbrek kanseri
  • Nöroblastom
  • Prostat kanseri
  • Sarkom
  • Wilms tümörü

Metastatik akciğer kanserinin belirtileri nelerdir?

Metastatik akciğer kanseri her zaman semptomlara neden olmaz. Semptomlar geliştiğinde, tanımlanması zor olabilir. Bunun nedeni, semptomların kanser dışındaki sağlık koşullarına benzer olabilmesidir.

Metastatik akciğer kanserinin semptomları şunları içerebilir:

  • Kalıcı bir öksürük
  • Kan veya kanlı balgam öksürmek
  • Göğüs ağrısı
  • Nefes darlığı
  • Hırıltılı solunum
  • Zayıflık
  • Ani kilo kaybı

Metastatik akciğer kanseri nasıl gelişir?

Kanser hücrelerinin metastaz yapabilmesi için birkaç değişikliğe uğraması gerekir. İlk olarak, hücreler birincil bölgeden kopmalı ve kan dolaşımına veya lenf sistemine girmenin bir yolunu bulmalıdır.

Kan dolaşımına veya lenf sistemine girdikten sonra, kanser hücreleri kendilerini yeni bir organa hareket etmelerine izin verecek bir damara bağlamalıdır.

Hücreler akciğere ulaştığında, yeni yerde büyümek için tekrar değişmeleri gerekecektir. Hücreler ayrıca bağışıklık sisteminden gelen saldırılara da dayanabilmelidir.

Tüm bu değişiklikler metastatik kanseri birincil kanserden farklı kılar. Bu, insanların iki farklı kanser türüne sahip olabileceği anlamına gelir.

Metastatik akciğer kanseri nasıl teşhis edilir?

Metastatik kanserden şüpheleniliyorsa doktorunuz fizik muayene yapacak ve çeşitli teşhis testleri isteyecektir. Doktorunuz aşağıdakiler gibi bir teşhis testi kullanarak teşhisini doğrulayacaktır:

  • Göğüs röntgeni; Bu test akciğerin ayrıntılı görüntülerini oluşturur
  • CT tarama; Bu test , akciğerin net, kesitsel resimlerini üretir
  • Akciğer iğnesi biyopsisi; Doktorunuz analiz için küçük bir akciğer dokusu örneğini alır
  • Bronkoskopi; Doktorunuz küçük bir kamera ve ışıkla akciğerler dahil solunum sisteminizi oluşturan tüm yapıları doğrudan görselleştirebilir

Metastatik akciğer kanseri nasıl tedavi edilir?

Tedavinin amacı, kanserin büyümesini kontrol etmek veya herhangi bir semptomunu hafifletmektir. Farklı tedavi türleri mevcuttur.

  • Yaşınız
  • Genel sağlığınız
  • Tıbbi geçmişin
  • Birincil tümör tipi
  • Tümörün yeri
  • Tümörün boyutu
  • Tümör sayısı

Kemoterapi genellikle akciğerlerdeki metastatik kanseri tedavi etmek için kullanılır. Bu ilaç tedavisi vücuttaki kanserli hücrelerin yok edilmesine yardımcı olur. Kanserin daha ilerlemiş olduğu ve vücuttaki diğer organlara yayıldığı zaman tercih edilen tedavi seçeneğidir.

Bazı durumlarda, akciğerdeki metastatik tümörleri çıkarmak için ameliyat da yapılabilir. Bu genellikle bir kişinin birincil tümörü zaten çıkarılmışsa veya kanser akciğerin yalnızca sınırlı bölgelerine yayılmışsa yapılır.

Doktorunuz ayrıca şunları önerebilir:

  • Radyasyon; Yüksek enerjili radyasyon, tümörleri küçültür ve kanser hücrelerini öldürür
  • Lazer tedavisi; Yüksek yoğunluklu ışık, tümörleri ve kanser hücrelerini yok eder
  • Stentler; Doktorunuz hava yollarını açık tutmak için küçük tüpler yerleştirir

Metastatik kanser için deneysel tedaviler de mevcuttur. Akciğerlerdeki kanser hücrelerini yok etmek için ısı probları kullanılabilir. Kemoterapi ilaçları ayrıca akciğerin metastatik tümörü içeren etkilenen bölgesine de uygulanabilir.

Metastatik akciğer kanseri olan insanlar için uzun vadeli görünüm nedir?

Uzun vadeli görünümünüz, birincil tümörünüzün boyutuna ve konumuna bağlı olacaktır. Ayrıca kanserin ne kadar yayıldığına da bağlı olacaktır. Akciğerlere yayılan bazı kanserler kemoterapi ile çok tedavi edilebilir.

Akciğerlere yayılan böbrek, kolon veya mesanedeki birincil tümörler bazen ameliyatla tamamen çıkarılabilir.

Çoğu durumda, metastatik kanser tedavi edilemez. Bununla birlikte, tedaviler yaşamınızı uzatmaya ve yaşam kalitenizi artırmaya yardımcı olabilir.

Metastatik akciğer kanseri nasıl önlenebilir?

Akciğerlere metastatik kanseri önlemek çok zordur. Araştırmacılar önleyici tedaviler üzerinde çalışıyorlar, ancak henüz yaygın bir uygulama yok. Metastatik kanseri önlemeye yönelik bir adım, birincil kanserinizin hızlı ve başarılı bir şekilde tedavi edilmesidir.

Metastatik akciğer kanseri ile başa çıkmak;

Hissettiğiniz herhangi bir stres ve endişeyle başa çıkmanıza yardımcı olabilecek güçlü bir destek ağına sahip olmak önemlidir.

Bir danışmanla konuşmak veya endişelerinizi başkalarıyla tartışabileceğiniz bir kanser destek grubuna katılmak isteyebilirsiniz. Doktorunuza bölgenizdeki destek grupları hakkında danışın.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Adet döngüsü nedir? Detaylar

Ergenlik ile menopoz arasında geçen yıllar boyunca her ay, kadının vücudu olası hamileliğe hazır hale gelmek için bir takım değişikliklerden geçer. Bu hormon kaynaklı değişiklikler dizisine adet döngüsü adı verilir.

Her adet döngüsü sırasında bir yumurta gelişir ve yumurtalıklardan salınır. Astar rahim kurar. Hamilelik olmazsa, uterus astarı adet döneminde dökülür. Ardından döngü yeniden başlar.

Bir kadının adet döngüsü dört aşamaya ayrılır:

  • Adet dönemi
  • Foliküler faz
  • Yumurtlama aşaması
  • Luteal faz

Her aşamanın uzunluğu kadından kadına farklılık gösterebilir ve zamanla değişebilir.

Adet dönemi;

Adet aşaması, adet döngüsünün ilk aşamasıdır. Aynı zamanda regl olunduğu zamandır. Bu aşama, önceki döngüden bir yumurta döllenmediğinde başlar. Hamilelik gerçekleşmediğinden östrojen ve progesteron hormonlarının seviyeleri düşer.

Bir hamileliği destekleyecek olan uterusunuzun kalınlaşmış astarı artık gerekli değildir, bu nedenle vajinadan dökülür. Regl dönemi boyunca rahimden bir kan, mukus ve doku kombinasyonu salgılanır.

Belirtileri;

  • Kramplar
  • Hassas göğüsler
  • Şişkinlik
  • Ruh hali değişikliği
  • Sinirlilik
  • Baş ağrısı
  • Yorgunluk
  • Bel ağrısı

Kadınlar 3 ila 7 gün süreyle adet döngüsünün adet fazı içindedir. Bazı kadınların adet fazı diğerlerinden daha uzun sürebilir.

Foliküler faz;

Foliküler aşama, adetinizin ilk gününde başlar (bu nedenle adet aşaması ile bir miktar örtüşme vardır) ve yumurtladığınızda sona erer.

Hipotalamus, folikül uyarıcı hormonu (FSH) salmak için hipofiz bezinize bir sinyal gönderdiğinde başlar . Bu hormon, yumurtalıklarınızı folikül adı verilen yaklaşık 5 ila 20 küçük kese üretmeye teşvik eder. Her folikül olgunlaşmamış bir yumurta içerir.

Sadece en sağlıklı yumurta sonunda olgunlaşacaktır. (Nadir durumlarda, bir kadının iki yumurtası olgunlaşabilir.) Foliküllerin geri kalanı vücudunuza yeniden emilecektir.

Olgunlaşan folikül, östrojende uterusun iç yüzeyini kalınlaştıran bir artışa neden olur. Bu, embriyonun büyümesi için besin açısından zengin bir ortam yaratır. Ortalama foliküler faz yaklaşık 16 gün sürer. Döngünüze bağlı olarak 11 ila 27 gün arasında değişebilir.

Yumurtlama aşaması;

Foliküler faz sırasında yükselen östrojen seviyeleri, hipofiz bezinizi luteinize edici hormonu (LH) salması için tetikler. Yumurtlama sürecini başlatan şey budur.

Yumurtlama, yumurtalıklarınızın olgun bir yumurta bıraktığı zamandır. Yumurta, sperm tarafından döllenmek üzere fallop tüpünden uterusa doğru hareket eder. Yumurtlama aşaması, adet döngünüzde hamile kalabileceğiniz tek zamandır. Yumurtladığınızı aşağıdaki gibi belirtilerle anlayabilirsiniz:

  • Bazal vücut ısısında hafif bir artış
  • Yumurta beyazı dokusuna sahip daha kalın akıntı
  • Yumurtlama, 28 günlük bir döngünüz varsa – adet döngünüzün tam ortasında – 14. gün civarında gerçekleşir. Yaklaşık 24 saat sürer. Bir gün sonra yumurta döllenmemişse ölür veya çözülür.

Luteal faz;

Folikül yumurtasını bıraktıktan sonra korpus luteuma dönüşür. Bu yapı başta progesteron ve bir miktar östrojen olmak üzere hormon salgılar. Hormonlardaki artış rahim zarınızı kalın ve döllenmiş yumurtanın implante edilmesi için hazır tutar.

Hamile kalırsanız, vücudunuz insan koryonik gonadotropini (hCG) üretecektir. Bu, gebelik testlerinin tespit ettiği hormondur. Korpus luteumun korunmasına yardımcı olur ve uterus astarını kalın tutar.

Hamile kalmazsanız, korpus luteum küçülür ve yeniden emilir. Bu, döneminizin başlamasına neden olan östrojen ve progesteron seviyelerinin azalmasına yol açar. Rahim duvarı regl döneminiz boyunca dökülecektir.

Bu aşamada hamile kalmazsanız , adet öncesi sendrom (PMS) semptomları yaşayabilirsiniz . Bunlar şunları içerir:

  • Şişkinlik
  • Göğüs şişmesi, ağrı veya hassasiyet
  • Ruh hali değişiklikleri
  • Baş ağrısı
  • Kilo almak
  • Cinsel arzudaki değişiklikler
  • Yemek isteği
  • Uyku problemi
  • Luteal faz 11 ila 17 gün sürer. ortalama uzunluk 14 gündür.

Yaygın sorunlar;

Her kadının adet döngüsü farklıdır. Bazı kadınlar adetlerini her ay aynı saatte alırlar. Diğerleri daha düzensiz . Bazı kadınlar diğerlerinden daha ağır veya daha uzun süre kanar.

Adet döngünüz, hayatınızın belirli dönemlerinde de değişebilir. Örneğin menopoza yaklaştıkça daha düzensizleşebilir.

Adet döngünüzle ilgili herhangi bir sorun yaşayıp yaşamadığınızı anlamanın bir yolu, adetlerinizi takip etmektir. Ne zaman başlayıp bittiğini yazın. Ayrıca, kanamanızın miktarı veya sayısı ve dönemler arasında lekelenme olup olmadığındaki değişiklikleri de kaydedin.

Bunlardan herhangi biri adet döngünüzü değiştirebilir:

  • Doğum kontrolü; Doğum kontrol hapı dönemlerinizi kısaltabilir ve hafifletebilir. Bazı hapları kullanırken, hiç adet görmeyeceksiniz.
  • Hamilelik; Adet dönemleriniz hamilelik sırasında durmalıdır. Kaçırılan adetler, hamile olduğunuzun en belirgin ilk belirtilerinden biridir.
  • Polikistik yumurtalık sendromu (PCOS); Bu hormonal dengesizlik, yumurtalıklarda yumurtanın normal gelişimini engeller. PCOS, düzensiz adet döngülerine ve gözden kaçan adetlere neden olur.
  • Rahim fibroidleri; Rahminizdeki bu kanserli olmayan büyümeler adet dönemlerinizi normalden daha uzun ve ağırlaştırabilir.
  • Yeme bozuklukları; Anoreksi, bulimia ve diğer yeme bozuklukları adet döngünüzü bozabilir ve adetlerinizi durdurabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Menopoz nedir, ne zaman başlar? Detaylar

Menopoz, bir kadının arka arkaya 12 ay içinde adet görmediğinde ve artık doğal yollarla hamile kalamadığında ortaya çıkan durumdur. Genellikle 45-55 yaşları arasında başlar ancak bu yaş aralığından önce veya sonrada gelişebilir.

Menopoz, rahatsız edici bazı semptomlara neden olabilir . Çoğu kadın için menopoz için tıbbi tedaviye gerek yoktur. Menopoz hakkında bilmeniz gerekenleri öğrenmek için okumaya devam edin.

Menopoz neden oluşur?

Menopoz, yumurtalıklar yaşlandıkça ortaya çıkan ve daha az üreme hormonu üreten doğal bir süreçtir. Vücut, daha düşük seviyelere yanıt olarak birkaç değişikliğe uğramaya başlar:

  • Estrojen
  • Progesteron
  • Testosteron
  • Folikül uyarıcı hormon (FSH)
  • Luteinize edici hormon (LH)

En dikkat çekici değişikliklerden biri, aktif yumurtalık foliküllerinin kaybıdır. Yumurtalık folikülleri, yumurtalık duvarından yumurta üreten ve salgılayan, adet görmeye ve doğurganlığa izin veren yapılardır.

Çoğu kadın, akış ağırlaştıkça ve uzadıkça adet sıklığının daha az tutarlı hale geldiğini fark eder. Bu genellikle 40’ların ortalarından sonlarına kadar bir noktada ortaya çıkar. 52 yaşına gelindiğinde çoğu kadın menopoza girmiştir.

Bazı durumlarda menopoz, yumurtalıkların ve ilgili pelvik yapıların yaralanması veya cerrahi olarak çıkarılmasından kaynaklanır veya buna neden olur.

Menopozun yaygın nedenleri arasında şunlar bulunur:

  • Bilateral ooferektomi veya yumurtalıkların cerrahi olarak çıkarılması
  • Östrojen reseptörü pozitif tümörü olan kadınlarda hormon tedavisi, cerrahi veya radyoterapi teknikleriyle yapılabilen yumurtalık ablasyonu veya yumurtalık fonksiyonunun kapatılması
  • Pelvik radyasyon
  • Yumurtalıklara ciddi hasar veren veya tahrip eden pelvik yaralanmalar

Menopozun belirtileri nelerdir?

Her kadının menopoz deneyimi farklıdır. Menopoz aniden ortaya çıktığında semptomlar genellikle daha şiddetlidir. Kanser veya histerektomi gibi yumurtalık sağlığını etkileyen koşullar veya sigara içmek gibi belirli yaşam tarzı seçimleri semptomların şiddetini ve süresini artırma eğilimindedir.

Adet değişikliklerinin yanı sıra, perimenopoz, menopoz ve menopoz sonrası semptomlar genellikle aynıdır. Perimenopozun en yaygın erken belirtileri şunlardır:

  • Daha az sıklıkta adet görme
  • Normalde yaşadığınızdan daha ağır veya daha hafif dönemler
  • Sıcak basmalar , gece terlemeleri ve kızarma dahil vazomotor semptomlar
  • Kadınların tahmini yüzde 75’i menopozla birlikte sıcak basması yaşıyor

Menopozun diğer yaygın semptomları şunlardır;

  • Uykusuzluk hastalığı
  • Vajinal kuruluk
  • Kilo almak
  • Depresyon
  • Kaygı
  • Konsantrasyon zorluğu
  • Hafıza problemleri
  • Azalmış libido veya cinsel dürtü
  • Kuru cilt , ağız ve gözler
  • Artan idrara çıkma
  • Ağrılı veya hassas göğüsler
  • Baş ağrısı
  • Kalp atışı
  • İdrar yolu enfeksiyonları (İYE)
  • Azaltılmış kas kütlesi
  • Ağrılı veya sert eklemler
  • Azaltılmış kemik kütlesi
  • Daha az dolu göğüsler
  • Saç incelmesi veya dökülmesi
  • Yüz, boyun, göğüs ve üst sırt gibi vücudun diğer bölgelerinde artan kıllanma

Komplikasyonları;

  • Vulvovajinal atrofi
  • Disparoni veya ağrılı ilişki
  • Daha yavaş metabolik fonksiyon
  • Osteoporoz veya azaltılmış kütle ve kuvvete sahip daha zayıf kemikler
  • Ruh hali veya ani duygusal değişiklikler
  • Katarakt
  • Periodontal hastalık
  • İdrar kaçırma
  • Kalp veya kan damarı hastalığı

Menopoz tanısı nasıl koyulur?

Kişide menopoz belirtileri görülmesi durumunda hekime giderek muayene olması gerekir. Hekim, öncelikle hastanın öyküsünü dinler ve âdetin üçüncü gününde, kan düzeyindeki LH ve FSH hormonlarının ölçülmesi için laboratuvar testi yapılmasını ister. Âdet düzensizliği olan kadınlarda FSH düzeyi, 40 pg/ml ve üzerinde bir değerdeyse kişiye menopoz tanısı koyulur. FSH düzeyinin 25 ila 39 pg/ml aralığında olması, kişinin premenopoz döneminde olduğunu gösterir. Hekim âdet düzensizliğine neden olan farklı bir hastalığın araştırılması için ek tetkikler isteyebilir.

Menopoz tedavi yöntemleri nelerdir?

Menopoz, doğal bir süreç olduğundan tedavi edilmez. Ancak kişinin hayat kalitesini arttırmaya yönelik pek çok farklı tedavi seçeneği bulunur. Hormon replasman tedavisi (GRT) bunlardan biridir. Postmenopozal hormon tedavisi (PHT) olarak da bilinen bu tedavi yönteminde kişiye, östrojen ya da östrojen ve progesteron kombinasyonlarından oluşan ilaçlar verilir. Osteoporoz ve kalp damar hastalıklarının önlenmesinde etkili olan bu yöntem sayesinde vajinal kuruluk, gece terlemeleri ve sıcak basması gibi menopoz döneminde yaygın görülen belirtiler de azaltır.

Hangi hastalarda tedaviye başlamak gerekir?

Diğer açılardan sağlıklı, 60 yaşından genç, menopoza yeni girmiş ya da menopozun üzerinden 5 yıldan fazla zaman geçmemiş hastalarda menopoz şikayetlerinin tedavisinde hormon tedavisi en iyi seçenektir. Temelde 3 hasta grubuna tedavinin mutlaka başlanması gerekir: Hastanın şikayetleri yaşam kalitesini bozuyor, günlük aktivitelerini kısıtlıyorsa.. Şikayeti olmasa bile 45 yaşından önce menopoza girmişse… Menopoza bağlı ürogenitalatrofi olarak adlandırılan vajende incelme, buna bağlı kuruluk, idrarda yanma, sık idrar yolu enfeksiyonu varsa başlanması gerekir. Tedaviye mümkün olan en düşük dozla başlanır, şikayetler devam ederse doz artırılır.

Tedavinin sakıncaları nelerdir?

Meme ya da dölyatağı kanseri gibi hormon bağımlı kanseri olanlarda, 60 yaş üstündeki hastalarda, menopozun üzerinden 10 yıldan fazla zaman geçmiş hastalarda hormon tedavisine kesinlikle başlanmaz.

Menopozda cinsel yaşam;

Menopozla birlikte cinsel yaşam sona ermez. Östrojen azlığı nedeni ile cinsel organlarda küçülme olur. Buna bağlı olarak cinsel ilişki esnasında ağrı hissedilebilir. Ağrıyı azaltmak için yağlar kullanılır.

Menopozda beslenme nasıl olmalıdır?

  • Östrojen yetmezliğine bağlı olarak metabolizma hızı yavaşlar ve hızlı kilo alımı başlar
  • Osteoporozdan korunmak için günlük 1500 mg kalsiyum alınmalıdır
  • E vitamini sıcak basmalarını ve halsizliği önleyebilir
  • D vitamini normal düzeyde tutulmalıdır
  • Tuz alımı kısıtlanmalıdır
  • Menopoz döneminde düzenli egzersiz yapılması önemlidir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Menenjit nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Bebeklerde, çocuklarda ve genç erişkinlerde sık görülen Menenjit, beyin ve omuriliği çevreleyen zarların iltihaplanması durumudur. Acil tıbbi müdahale gerektiren bir hastalık olan menenjitin en sık nedeni virüslerdir. Bununla beraber, bakteriler, mantarlar veya parazitler de menenjite sebep olabilir.

Çocukluk çağında yapılan karma aşılar menenjite neden olan birçok bakteriye karşı koruyuculuk sağlamaktadır.  Fakat, ebeveynlerin hastalığın belirtilerini dikkate alması, tedavinin vakit kaybetmeden başlaması ve hastalığın zarar bırakmaması açısından oldukça önemlidir.

Menenjit nasıl bulaşır?

Menenjit genellikle kış ve ilkbahar aylarında, salgınlar şeklinde görülüyor. Bakteriyel menenjite neden olan etmenler genellikle insanların burun ve boğaz mukozalarında bulunuyor. Ancak her zaman hastalığa neden olmuyor. Bağışıklığın düşük olduğu zamanlarda hastalık görülüyor. Geçiş şekli insandan insana solunum yolu sekresyonları, öksürük ve hapşırmayla etrafa dağılan sıvı partikülleri yoluyla oluyor. Kreş, yurt, gündüz bakım evi, askeri kışlalar, hac, umre gibi kalabalık ortamlarda bulaşma ve taşıyıcılık olasılığı artıyor.

Kimler risk altında?

Menenjit her yaşta görülmekle beraber, özellikle beş yaş altındaki çocuklarda daha sık rastlanıyor. İki yaş altındaki çocuklarda ise mikroplara özgü bağışıklık sistemi tam gelişmediğinden dolayı ölüm oranı yüksek oluyor.

Nedenleri;

Menenjitin en yaygın nedenleri viral ve bakteriyel enfeksiyonlardır. Diğer olası nedenler ise şunlardır;

  • Kanser
  • Kimyasal tahriş
  • Mantarlar
  • İlaç alerjileri

Menenjitin belirtileri nelerdir?

Viral ve bakteriyel menenjit semptomları başlangıçta benzer olabilir. Bununla birlikte, bakteriyel menenjit semptomları genellikle daha şiddetlidir. Belirtiler yaşınıza bağlı olarak değişebilir…

Viral menenjit semptomları;

  • İştah azalması
  • Sinirlilik
  • Uykululuk
  • Letarji
  • Ateş

Yetişkinlerde viral menenjit şunlara neden olabilir:

  • Baş ağrısı
  • Ateş
  • Boyun tutulması
  • Nöbetler
  • Parlak ışığa duyarlılık
  • Uykululuk
  • Letarji
  • Bulantı ve kusma
  • İştah azalması

Bakteriyel menenjit semptomları;

  • Bozulmuş zihinsel durum
  • Mide bulantısı
  • Kusma
  • Işığa duyarlılık
  • Sinirlilik
  • Baş ağrısı
  • Ateş
  • Titreme
  • Boyun tutulması
  • Morluklara benzeyen mor cilt alanları
  • Uykululuk
  • Lletarji

Bu semptomlarla karşılaşırsanız derhal tıbbi yardım isteyin. Bakteriyel ve viral menenjit ölümcül olabilir. Sadece nasıl hissettiğinizi değerlendirerek bakteriyel mi yoksa viral mi menenjitiniz olduğunu bilmenin bir yolu yok. Hangi türe sahip olduğunuzu belirlemek için doktorunuzun testler yapması gerekecektir.

Mantar menenjit semptomları;

  • Mide bulantısı
  • Kusma
  • Işığa duyarlılık
  • Ateş
  • Baş ağrısı
  • Kafa karışıklığı veya yönelim bozukluğu

Her menenjit türünün bazı ayırt edici semptomları vardır. Bunlar hakkında daha fazla bilgi edinin, böylece her bir menenjit türü arasındaki farkları anlayabilirsiniz.

Tanısı;

Doktor tarafından önce fizik muayene yapılır. Ense sertliği, eklemlerin esnekliği ve ciltte döküntü olup olmadığı kontrol edilir.

  • Kan testi; Kanda enkesiyon belirteçleri ile bakteri ve virüs varlığı araştırılır. Lomber ponksiyon: Belden yapılan bu işlemde bel omurları arasından bir iğne yardımıyla beyin-omurilik sıvısı alınarak bakteri ve virüs varlığı araştırılır
  • Bilgisayarlı tomografi; Beyinde herhangi bir anatomik değişiklik olup olmadığı kontrol edilir

Menenjit nasıl tedavi edilir?

Tedaviniz menenjitinizin nedenine göre belirlenir. Bakteriyel menenjit acil hastaneye yatış gerektirir. Erken teşhis ve tedavi beyin hasarını ve ölümü önleyecektir. Bakteriyel menenjit intravenöz antibiyotiklerle tedavi edilir. Bakteriyel menenjit için spesifik bir antibiyotik yok. İlgili bakteriye bağlıdır.

Mantar menenjiti, antifungal ajanlarla tedavi edilir. Parazitik menenjit, sadece semptomları tedavi etmeyi veya enfeksiyonu doğrudan tedavi etmeye çalışmayı içerebilir. Sebebe bağlı olarak, bu tip antibiyotik tedavisi olmadan iyileşebilir. Ancak kötüleşirse, doktorunuz enfeksiyonu kendisi tedavi etmeye çalışabilir.

Viral menenjit kendi kendine düzelebilir, ancak viral menenjitin bazı nedenleri intravenöz antiviral ilaçlarla tedavi edilecektir.

Menenjiti önlemek mümkün mü?

Hijyen kurallarına uymak, sık sık elleri yıkamak tehlikeli mikropların vücudumuza ulaşmasına engel olacaktır. Bu konuda, çocuklarımıza örnek olmalı, küçük yaşta iyi alışkanlıklar kazandırmalıyız.

Özellikle çocuklarda önemli menenjit etkenleri olan H.influenza ve Pnömokok adlı bakterilerden aşıyla korunmak mümkündür. Anne sütü almanın, pekçok başka faydaları yanında, bebekleri menenjitten de koruduğu gösterilmiştir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Meme rekonstrüksiyonu (onarımı) nedir? Detaylar

Günümüzde plastik cerrahinin en başarılı ameliyatlarından birisi olan Meme Rekonstrüksiyonu (Onarımı), tümör veya başka bir hastalık nedeniyle memenin alınması sonrası yapılan işlemdir. Ülkemizde henüz bu sistem tam oturmadığı ve hastalar tam bilgilendirilmeği için birazda sosyo-ekonomik nedenlerle kanser ameliyatından sonra hastalar memesiz kalarak organ kaybı ve sakat kalma, yarım insan olma gibi psikolojik stresler yaşamaktadır.

Erken meme kanseri tespiti yapılan bir çok kadında artık memenin sadece kanserli kısmını içeren meme bölümü çıkarılarak memeyi büyük oranda korumak mümkün oluyor. Memesi büyük olan bayanlarda memenin rekonstrüksiyonu bu durumdan dolayı gerekmiyor. Kalan meme yeterli meme dokusu sağlıyor. Memesi  çok küçük olan bayanlarda ise bu işlem sonrası memenin yeniden yapılması ihtiyacı doğuyor.

Meme onarımı için uygun adaylar kimlerdir?

Pek çok meme kanseri hastası meme alındıktan hemen sonra meme onarımı için uygundur. Yani meme kanseri tespit edilen hemen hemen tüm hastalar meme alındığı anda hemen meme onarımı için adaydırlar.  Ancak bazı hastalar fazladan bir ameliyat olayı başlangıçta istemeyip yada genel cerrahların tavsiyesi ile beklemeyi ve ikinci bir seansta onarım istemektedir.

Ayrıca sağlık durumu bu ameliyatı kaldıramayacak hastalar, ileri derecede şişmanlığı olanlar,  yüksek tansiyonu olanlar ve sigara içenler sonradan onarım için bekletilebilir. Yine de memesi alınacak olan bu tip hastalar önceden psikolojik olarak  hazırlanıp bu onarımın ilerde de yapılabileceği konusunda bilgilendirilerek geleceğe daha pozitif bakmaları sağlanmalıdır.

Meme onarımı için doğru zamanlama nedir?

Kanser sebebiyle memesi alınan birçok kadına meme onarım operasyonu yapılabilir. Meme onarım operasyonu, meme alınırken (eş zamanlı) veya sonraki süreçte (geç onarım) olarak doktorun uygun gördüğü şekilde gerçekleştirilir.

  • Eş zamanlı meme onarımı; Genellikle erken evrede fark edilen meme kanserinde gerçekleştirilir. Eş zamanlı meme onarımı; meme derisi korunarak memesi alınan hastanın yaşaması muhtemel psikolojik sorunların en aza indirgenmesine yardımcı olur. Eş zamanlı meme onarımı genel cerrahların mastektomi yaptığı sırada, plastik cerrahlarında aynı anda operasyona girerek meme onarımı (rekonstrüksiyon) işlemini yapmasıdır
  • Geç zamanlı meme onarımı; Bazı durumlarda meme onarımı (rekonstrüksiyon) operasyonu için beklemek gerekebilir. Hastaların kanseri kabullenmesi, meme onarımı veya cerrahi başka bir işlem istememesi ya da doktorundan gelen tavsiye üzerine bir süre beklemesi gerekebilir. Geç zamanlı meme onarımı, mastektomi işleminin üzerinden belli bir süre geçtikten sonra (6 ay veya 10 yıl önce gibi) yapılan operasyonlara denir

Meme onarımında gözlenebilecek riskler nelerdir?

Tüm cerrahi operasyonlardan sonra gözlenebilecek; kanama, ödem/sıvı toplanması ya da anestezi sorunları riskleri meme rekonstrüksiyon ameliyatlarından sonra da gözlenebilir. Sigara içenlerde, yara iyileşmesi daha geç olabilir veya iz daha fazla ortaya çıkabilir. Eğer bir protez kullanılacaksa nadiren bir enfeksiyon gelişme riski olabilir. Bu tür durumlarda bazen, protezi çıkarıp aylar sonra tekrar koymak gerekebilmektedir.

Protez kullanımında en sık gözlenebilen sorun kapsül kontraktürüdür. Kapsül kantraktüründe; protezin etrafındaki yara dokusu protezi sıkıştırır bu da meme sertmiş hissini ortaya çıkarır. Kapsül kontraktürü tedavi edilebilmektedir. Meme rekonstrüksiyonun (onarımının) kanserin nüksü (tekrar etmesi) üzerine bir etkisi yoktur. Ayrıca radyoterapi ya da kemoterapiye engel olan bir durum oluşturmaz.

Nasıl Yapılır?

Cerrahi planlama;

Meme kanser tespit edilen hastalar meme alınması ameliyatı yapılmadan onarımı da planlamaya başlayabilirler.  İdeali memeyi alacak olan genel cerrah ile onarımı yapacak olan plastik cerrahın birlikte hareket ederek en iyi strateji ve tekniği belirlemeleridir. Hastanın sağlık durumu incelendikten sonra plastik cerrahlar ne tip bir ameliyat yapılacağını ve hangi tekniğin  daha uygun olacağını ve hedefleri açıklarlar .

Yeniden meme yapılması hastanın görünümünü daha iyi hale getireceği gibi kendine güvenini yeniden kazanmasını sağlayarak mutlu olmaları ve hastalığın tedavisi sırasında morallerinin daha yüksek olması sağlanmış olacaktır. Hasta ameliyat öncesi yapılan çeşitli testlerle ve tahlillerle incelenerek ameliyat engel bir durum olup olmadığı tespit edilir. Eğer gerekiyorsa sigara bıraktırılır ve aspirin gibi kanamayı artırıcı kullandığı bazı ilaçlar kesilir.

Ameliyat;

Meme onarımı birden fazla ameliyatın bir arada yapıldığı bir ameliyattır ve  mutlaka tam teşekküllü bir hastanede yapılması uygundur.  Yapılacak olan ameliyatın tipine göre hastanede 1-3 kadar kalmayı gerektirir. Genel anestezi uygulanır. Yeniden meme onarımı için pek çok cerrahi yöntem bulunmaktadır ve plastik cerrah hasta ile konuşarak hangisinin daha uygun olacağını birlikte kararlaştırır.

  • Cilt genişletme tekniği; En sık kullanılan yöntemdir. Birinci seansta hastanın meme alınan yerde kalan derisi ve kas altına yerleştirilen doku genişletici denilen özel bir balon ile 1-2 ay içinde yavaş yavaş şişirilerek genişletilir. Daha sonra cilt yeterince genişleyince ikinci seansta bu balon çıkarılarak yerine kalıcı silikon jelli veya tuzlu su içeren meme protezi yerleştirilir. Daha sonra da meme ucu yapılır. Bazı hastalar da genişletme gerekmez ve cerrah ilk seansta kalıcı meme protezini yerleştirir
  • Flap tekniği; Bu teknikte meme yapmak için protez yerine hastanın kendi vücudunun diğer bölümlerinden alınan dokuları kullanılır. Örneğin sırt, karın, veya kalçalar gibi. Mesela karının alt kısmından veya sırttan alınan deri yağ  ve kas dokusu göğüs bölgesine  aktarılarak ve yeniden şekillendirilerek yeni meme oluşturulur. Doku alınan yerler kapatılır. Daha sonra meme başı yapımı veya revizyonlar gibi ufak girişimler lokal anestezi ile yapılabilir. Diğer meme de eğer hasta isterse yeni yapılan meme ile uyumlu hale getirilir

Ameliyat sonrası;

Operasyon sonrasında doktor tarafından uygun görülen ilaçlar sayesinde ağrı büyük ölçüde engellenebilir. Operasyon sonrasında 2 veya 5 gün arasında değişen süre boyunca hastanede kalmak gerekebilir. Operasyon sırasında sıvıların birikmemesi için engelleyici olarak meme bölgesine yerleştirilen drenler, operasyon sonrası birkaç gün içerisinde alınırlar. Meme onarımı operasyonu sonrası günlük işlere dönmek, yapılan operasyona bağlı olarak değişebilir.

Doktorun da uygun görmesi durumunda genellikle 2 ila 4 hafta arasında hasta normal yaşantısına geri dönebilir. Protezle ile yapılan meme onarım operasyonlarında ise bu süre otojen dokularla yapılan meme onarımı operasyonuna göre daha kısa sürebilir. Memenin alınması ile memede oluşan duyu kaybı meme onarımı ameliyatlarından sonra tamamen normale dönmez, ancak zamanla bir kısım duyu geri kazanılır.

Operasyon sonrası izlerinin birçoğu zaman içinde azalabilir. Bu süre 1 ile 2 yıl arasında değişiklik gösterse de, izler tamamen kaybolmayacaktır. Yapılan meme onarım operasyonun kalitesi ne kadar yüksek olursa, hastanın izlere daha az aldırış ettiği görülür.

Meme onarımının dezavantajları nelerdir ?

  • Yeni yapılan meme kişinin tam hayalindeki gibi olmayabilir
  • Meme bölgesinde ve doku alımı yapılan bölgelerdeki izler rahatsız edici olabilir
  • Yeni yapılan memenin duyusu eski meme ile aynı olmaz biraz daha farklıdır. Hatta ilk zamanlarda bir miktar duyu azlığı olur
  • Yeni memenin şeklinin daha güzelleştirilmesi, meme başının yapılması gibi ek cerrahi girişimler gerekebilir
  • Bazen vücut dokularının meme yapımı için kullanıldığı hastalarda bu dokuların kaybı olabilir bu da yeni cerrahi girişimlerin yapılmasını gerektirir. Süreç uzayabilir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın