Bahri Çokkardeş kimdir?

1954 yılında Bosna’da dünyaya gelen Bahri Çokkardeş, ailesiyle birlikte Türkiye’ye göç edip Bursa’ya yerleşmiştir. Geçirdiği bir ruhsal bunalım sonucu, çeşitli hastanelerde tedavi görse de en son aşamada hayatla olan tüm ilişkisini kesen Bahri Çokkardeş, son aşamada yemek yemeyi de reddederek, 28 Eylül 2009 günü hayata veda etmiştir.

Haber Merkezi / Lise üçüncü sınıfta okulu bırakmış, bir süre amatör futbol oynamış daha sonra çeşitli serigrafi şirketlerinde desinatör olarak çalışmış ve emekli olmuştur. İlk  şiirlerinin yayımlandığı Yeni Nilüfer dergisinden, son şiirlerinin yayımlandığı Akatalpa dergisine dek -1975 yılından 2008 yılına kadar- toplamda 154 şiir  yazmış,
Gecenin Kalbinde Unutulmuş Şiirler ile Sessizlik İzleri isimli iki kitabı olan bir şairdir.

Onun şiir dili belirli sözcükler üzerine inşa edilmiştir. İlk şiirlerindeki tekrar eden dizelere ve tekrarlara dayalı monotonluğu; ikinci kitabında ve kitap dışı kalan şiirlerinde bırakmış, hissettiği, yaşadığı ve içselleştirdiği duygulara dayalı bir şiir oluşturmuştur. Bu sözcük ve olgulara dayandırdığı şiir dünyasında yer yer etkili şiirler söylemiş olan şair, yer yer sıradanlığa düşmekten kurtulamamıştır.

Şiirleri, öyküleri, yazıları ve söyleşileri Akatalpa, Aykırısanat, Dize, Eliz Edebiyat, Mavi, Patika, Sonsuzluk ve Bir Gün, Varlık vb. gibi dergilerde yayımlandı.

“Denizde Gül Bitti”

Suya tutundum
Sudaki su uykularında

Göçmen kuşlar dağıldı
Kendi düşüne ağladı ishak

Geçilmez yalnızlıktan
Geçti sessizlik
Sır oldu aşk
Denizde gül bitti

Us yürüdü
Sustu derin kederin çalgıcısı

Uğuldayan rüzgar
Boş gecede umutlar
Ay ışığı misafirim

Yağmura benzedim
Tozlu bir gölgeye değdim

Zamanın kapısını açtım
Ey anılar eski saatler

“Kırılmış Yürek”

annemin anısına…

Issız yıldızlarla
Sessiz kaldı şarkılar
Kederle kanayan gece

Soldu ay rengi yüzün
Bir damla buzdan gözyaşı
Yüreğimin son yalnızlığı

Siyah gözlerini örttü sisler
Veda etmeden kara güneşlere
Sonsuz gülümsemenle kal

Getirsin gece rüzgârı
Düşlerin hazan mevsimlerini
Me1ekler katından

Bundan sonrası hüzün
Korusun seni
Sakin gölgeleri
Beyaz güllerin

Paylaşın

Bahrem Yıldız kimdir?

7 Ocak 1947 yılında Kastamonu’ya bağlı Daday İlçesinin İnciğez Köyü’nde dünyaya gelen Bahrem Yıldız, İlkokulu Azdavay’da, ortaokul ve liseyi Kastamonu’da tamamladı. 1966’da üniversiteye girdi. 12 Mart 1980 askeri yönetimi döneminde tutuklandı.

Haber Merkezi / Bahrem Yıldız, yaşamını maliyecilik yaparak sürdürdü. Toplumcu-gerçekçi çizgi doğrutusunda yazdığı şiirleri Eski ve Berfin Bahar gibi dergilerde yayımlandı.

“Dize şairi değil Bahrem Yıldız, dizelerde yoğunlaştırmıyor diyeceğini, şiirin tümüne yayıyor. Bütünlüklü bir şiirden yana olduğunu anlıyoruz ve bunu kısa dizelerle gerçekleştiriyor. Dizelerin sıralanışında yakaladığı ritmi şiirin bütününde sürdürüyor.”

Eserleri;

Şiir; Sevdalanmak, Namlular Çiçek Açmaz Zulmün Elinde, Üveyik Kanadı, Sonsuza Rüzgardı 68 (Öner Yağcı, Ahmet Nergiz, H. Hüseyin Yalvaç’la).

“Oğul Acısı”

Gürül gürül ormanların göbek taşında
El yordamı yaratılmış sevdalar
Köylerin güzeli sevdalı gelin
Oğuldur oğlandır analık eder
Sütünün son damlası ilaç gibidir
Adam etmek okutmadan da önce
Onun için rüyaların en hası

Oğul büyür okur gider gurbete
Gider gelmez ne bir mektup ne haber
Yad ellerde yitip gitmiştir evlat
Bir gazete parçasında bulunur resmi.
Eyvah demek geç kalmış bir hikaye
Dövünüp çırpınmak geri getirmez
Yürek yangın yeri, saçlar kin tutmuş
Körelmiş tırnaklar saklar acıyı

Gelinin sevdası toprakta saklı
Kırmızı topraklara dikilmiş fidan
Yeşermeden kuru dala dönmüştür.
Acıların kahreden sorgu suali
Sevdalı gelinin yüreği kanar
Alır da başını çıkar yollara
Kaybolur yollarında kıvrımlarında.
Gülerken ağlamanın çelişkisidir
Bilinmez noktalarda sorgusuz infaz
Aranır bulunmaz sevdalı gelin
Tarihlerin birbirine karışmasında
Sonu oğul gibi gazetelerde
Yatar yerde açık gözler sorgulu
Cebinde Bakırköy’den deli raporu

“Umut”

Vuslat gene başka baharda mı?
Saçlar ak,
Eller titrek,
Umut hep yukarda mı?

Gel dedim,
Gelmedin,
Unuttum dedin.
Bahardan bahara bir umut doğar,
Umudun ölümü sonbaharda mı?

Bir duble rakıda bulurum seni.
Bir zeytin tanesi, bir parça peynir,
Tellerde dolaşan mızrabın sesi,
Sevgim içildikçe umudum yenir.

İnan ki ne şeklin, ne hayalin var.
Dünyam geniş, içim mezar gibi dar.
Sanma ki hasretim senin cismine
Sevmek, sevgi denen kavrama doğru
Bir umut, bir ışık, bir başka bahar…

Paylaşın

Baha Önem kimdir?

12 Ekim 1945 yılında Gümüşhane’de dünyaya gelen Baha Önem, ilkokulu Gümüşhane’de, liseyi Erzincan’da bitirdi. Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden öğrenimini tamamlayamadan ayrıldı.

Haber Merkezi / Uzun yıllar özel sektör kuruluşlarında çalıştı. 1968 yılında İzmir’e yerleşti ve 1968 yılından bu yana İzmir’de yaşamaktadır. Lise yıllarından bu yana şiirle ve edebiyatla uğraşıyor. Şiirleri, öyküleri ve yazıları Ajans Türk, Çağrı, Defne, Dize, Dönüşüm, Edebiyat ve Eleştiri, Ilgaz, Kanat,  Kıyı, Kuşakkaya, Şiir Sanatı, Varlık, Yelken vb. gibi dergilerinde yayımlandı.

Yapıtları; Uzak Güz, Sevginle Yaşıt

“Gitgide Öğreniyorum Kendimi”

Gitgide öğreniyorum kendimi: Çöl duruşluyum
ne kadar sulasam kuruyor diktiğim dal

Sevgim de öyle; bekleyişte buluyor direncini
bütün sözler eksiliyor, herşey kesilirken lâl

Tam isyan noktasında elimde açıyor gül
kanayan geçmişimin aynası sanki her fal

Çok zorladım kendimi ‘bir hiç’ olabilmek için
sonunda boyun eğdi içindeki serçeye kartal!

Biliyorum ıslak gözlerimi yüzümden saklamak boş
ah, bütün saatleri kurmalı yüzümü örten sakal

“Ses ve Duvar”

1/
Seni vuruyorum,
kabzası gül işlemeli silah elleri.
Sanki sonsuz duvarlar aramızda; sesim yankısız
yüreğim kardelenli dağların ıssız avcısı.
Yakmalıyım güneşe akan ırmakları
kalbim, sabırla yıkanmış bir deniz sancısı.

Gündoğumları ilk ışıklarını sana adamıştı
bunu yalnız ben biliyordum
yüzün duru ve inanılmaz aydınlıktı. Bana sordun:
Neden benim dünyama geldin? bilmiyordum.
Belki de hayat sokaklarındaki tek izdin
bir imbatın körfeze inen; her önüme
gelene sorduğum ve herkesin bir başkasına sorduğu:
-Adını aşrkılardan mı almış
-yoksa şehrin eline tutuşturan
bir nergis kokusu mu?

2/
Seni vurdum,
dediler “Ölümsüzlüğün adıdır o, bitmez…”
Düştüm kendime yabancı çığlıklarla yollara
bekledim gündoğumlarını, geçen mevsimleri
sarhoştum, günahımı sorguluyordu yokluğun
sesini duyuyordum, yansır gibiydi tüm duvarlara
ince kıvrımlı bir ecenin salınıp gezmeleri.

Derler ki sevginin evi bilinmez
o, bütün ovalarda, sonsuz uçurumlarda gezinir
hem coşturur içimizi, hem yaraya tuz basar

Sadece ayışığı aşkın ülkesine ışık tutar.

Paylaşın

Babür Pınar kimdir?

Ağustos 1953 yılında Erzincan’ın Çayırlı İlçesi’nde dünyaya gelen Babür Pınar, ilk ve orta öğrenimini Erzincan ve Erzurum da sürdürdü. 1970-71 döneminde Ankara Gazi Lisesinden mezun oldu. 1971-72 öğrenim döneminde Bursa İktisat Fakültesi’ne devam etti. 1973-74 öğrenim döneminde Ankara Devlet Mim. Müh. Ak. Mimarlık Fak. Öğrenime başladı.

Haber Merkezi / Eğitim sürecinde kamu ve özel kurumlarda işçi ve memur olarak çalıştı. Mimarlık Fakültesinden 1982 yılında mezun oldu.1982 yılından beri çeşitli kamu ve özel kuruluşlarda mimar olarak görev yaptı.1990-91 Dönemi Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulunda görev aldı. Şu anda Ankara da ikamet etmekte ve mimar olarak özel bir şirkette çalışmaktadır.

1974-75 yıllarında Özel Tiyatrolarda profesyonel oyuncu olarak sahneye çıktı. 1975-76 yıllarında ‘Sanat ve İnsan’ adlı Kültür ve Sanat dergisini yayınladı. Derginin Genel Yayın Yönetmenliğini üstlendi. Şiir ve edebiyat yazıları bu dergide yer aldı.

1976 yılında Devrimci Sanatçılar Der.(DEVSANDER) Kurucu üyeleri arasında yer aldı. İlk Dönem Derneğin Genel Sekreteri olarak görev yaptı. 2. Dönemde Dernek Genel Başkanı oldu.1978-79 yılları içinde ‘Türkiye Yazıları Kültür Ed. Dergisinde şiirleri yayınlandı. Dergi’de aktif görev aldı. 1984 yılında kurulan Dayanışma Kitap yayın.Koop.ne üye oldu. 1984-Eylül tarihinde ‘Umut Pas Tutmaz’ şiir kitabı yayınlandı. 1987 Döneminde Dayanışma Yayın Koop Genel Sekreteri seçildi. Nisan-1985 tarinde ‘Şiir Ayaktadır’ şiir kitabı yayınlandı. 1988 yılında Ankara Sanat Kurumunda Açılan Ortak resim sergisinde resim çalışmaları sergilendi. Birçok kitap içi ve kapağında ve dergide resim çalışmaları yer aldı.

Eylül 1994 tarihinde siyasi nedenlerle tutuklandı. 10 ay Ankara Ulucanlar Cezaevinde tutuklu kaldı. Temmuz 1995 tarihinde Yargıtayın beraat kararıyla cezaevinden çıktı. Ekim-1996 yılında ‘Bir Uzun Yolda’ şiir Kitabı yayınlandı. Temmuz -1997 tarihinde siyasi nedenlerle tutuklandı. 15 gün Elmadağ- cezaevinde tutuklu kaldı. Tutukluluğuna itirazı haklı bulundu ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest kaldı. Öteki ‘yayıncılık’ ta aktif görev aldı. Mart-1999 tarihinde ‘Aşk Fesleğen Kokar’ şiir kitabı yayınlandı. 2000 yılında bu kitap hakkında dava açıldı ve kitap DGM tarafından toplatıldı. Bu dava, yeni çıkarılan yasa nedeniyle düştü. Siyasi nedenlerle DGM tarafından şair hakkında açılan 4 dava beraatla sonuçlandı.

2001 yılında Ortadoğu Forumu Vakfı üyesi oldu. 2002-2003 yıllarında Vakıf Yönetim Kurulu Üyesi ve 1 dönem Vakıf Başkanı olarak görev yaptı. 2001-2003 yılları arasında Vakfa bağlı ‘Özgür Üniversite’ dersliğinde ‘etik’ dersi verdi.

Yapıtları;

Şiir Kitapları; Umut Pas Tutmaz, & Şiir Ayaktadır, Bir Uzun Yolda, Aşk Fesleğen Kokar, Yine Gökyüzü Yine Çocuk

Deneme, İnceleme, Eleştiri, Araştırma Kitapları; Kürt Sorunu: Çözüm Zor mu?, AKP Allah İnancını Kullanma Pratiği, İktidar ve Terör, Uzlaşmak Kirlenmektir

Katkıda Bulunduğu Kitaplar; Sosyalist Mücadele Etiği (Fikret Başkaya, Temel Demirer, Aydın Çubukçu ve Murat Akıncılar), Milliyetçilik Yurtseverlik ve Sol (Editör: Fikret Başkaya; Tolga Ersoy, Fikret Başkaya, Zafer Dize, Mete K. Kaynar, Gün Zileli, Sibel Özbudun, Temel Demirer, Emine Özkaya ve Merdan Özüdoğru), Sanat Estetik Politika – Kültür Sanat Konferansı Tebliğleri,Marksizm Tartışmalarına Marksist Bakış (Deniz Adalı, Cenk Ağcabay, Mehmet Gül ve Turgay Ulu), Şairlerden Kürt Sorununa Çözüm Önerileri (Ahmet Telli, Şükrü Erbaş, Arzu K. Ayçiçek, Asım Gönen, Güngör Gençay, Hidayet Karakuş, Özgen Seçkin, Suna Aras, Tacim Çiçek, Tarık Günersel ve Gültekin Emre), Emperyalizm ve Ulusal Sorun (Muzaffer İlhan Erdost, Mustafa Kahya, Temel Demirer ve İdris Köylü), Emekçi Kadın Hareketinin Sorunları (Derya Ulu, Funda Karaosmanoğlu, Gülümser Seyitcemaloğlu ve Turgay Ulu)

Paylaşın

Aziz Nesin kimdir?

20 Aralık 1915 yılında İstanbul Heybeliada’da dünyaya gelen Aziz Nesin, 5 Temmuz 1995 yılında geçirdiği bir kalp krizi sonucu hayata gözlerini yumdu. Aziz Nesin’in asıl adı Mehmet Nusret’tir.      Tiyatro, şiir, hikâye ve roman gibi pek çok edebî türde eser veren Nesin, daha çok mizah türündeki eserleriyle tanınmış, Türk mizahını şekillendiren, sevdiren ve dünyaya tanıtan önemli bir isim olarak Türk edebiyatında yer almıştır.

Haber Merkezi / 5-6 yaşlarında iken babası tarafından tanıştırıldığı Ali Galip Efendi’den okuma yazma ve Arapça öğrenen Nesin, henüz 8 yaşında iken hafız oldu. Annesi Hanife Hanım’ın, oğlunu hükûmet okullarından birinde okutma isteğine karşı çıkan baba Abdülaziz Efendi tarafından Mahalle Mektebi’ne yazdırılan Nesin, 1925 yılında Süleymaniye Kanuni Sultan Süleyman İptidai Mektebi’nde (sonrasında İstanbul 7. İlkokul olan) başladığı ilköğrenimini Darüşşafaka Lisesi’nin ilk bölümünde devam ettirdi. Darüşşafaka’nın 5. sınıfında devamsızlıktan okuldan atılan Nesin, İzmit’teki Akçakoca İlkokulu’nda sınava girerek diplomasını aldı.

Vefa Ortaokulu, Davutpaşa Ortaokulu ve Çengelköy Askeri Ortaokulu’ndan sonra 1935’te Kuleli Askeri Lisesi’ni, 1937’de Harp Okulu’nu bitirdi. Ankara’daki Harp Okulu’ndan subay olarak çıkınca kıta hizmetlerinde bulundu. İstanbul Maçka’daki Askeri Fen Tatbikat Okulu’nda öğrenim görürken bir yandan da Güzel Sanatlar Akademisi Doğu Süsleme Sanatları Bölümü’nün derslerini izledi. Teğmen rütbesiyle 1939’da Askeri Fen Okulu’nu bitirdi. Millet ve Yedigün dergilerinde öykü ve şiirleri yayımlanan Nesin, aynı yıl ilk eşi Vedia Hanım’la evlendi.

1940’ta ilk çocuğu, kızı Oya, 1942 yılında ikinci çocuğu Ateş doğdu. Aziz Nesin, Kırklareli, Erzurum, Erzincan ve Kars’ta görev yaptı. 1942’de Ankara Harp Okulu’nda açılan ilk tank kursuna katıldıktan sonra Safranbolu, Zonguldak ve İstanbul’da askerî görevlerde bulundu. İkinci Dünya Savaşı’nın en yoğun olduğu yıllarda erlere izin vermek yasak olmasına rağmen çocuğu olan bir ere izin vermesi sonucu “görevini kötüye kullanmak” suçlamasıyla 4 ay 10 gün hapse mahkûm edildi ve 1944’te ordudan çıkarıldı.

Askerliğin yanı sıra edebî eserler de veren Nesin’in 1942-43 yıllarında yazar olarak yer aldığı ve yöneticilik yaptığı Yedigün dergisinde şiirleri, 1 Ocak 1944’ten itibaren de Millet dergisinde öyküleri yayımlandı. Askerlikle ilişiği kesildikten sonra 1945’te İstanbul Nuruosmaniye’de bir bakkal dükkânı işletti, ardından Karagöz gazetesi ve Yedigün dergisinde redaktörlük ve yazarlık yaptı. Profesyonel olarak yazarlığa başladığı bu yıllarda Tan gazetesinde yayımlanan köşe yazılarıyla adını duyurdu.

Tan gazetesi yıktırılınca işinden olan Nesin’i Sedat Simavi de çekindiği için Yedigün’den çıkardı. Cumartesi adlı haftalık bir magazin dergisini 8 sayı çıkardı. 1946 yılında siyasî hayata atılan Nesin, yakın dostu Esat Adil Müstecaplı’nın kurduğu Türkiye Sosyalist Partisi’nde iki ay üye olarak yer aldı. Aynı yıl Gerçek, Yeni Dünya ve Ses gazete ve dergilerinde yazıları yayımlanan Nesin, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz ve karikatürist Mim Uykusuz’la birlikte haftalık Markopaşa adlı mizah gazetesini çıkardı. Sık sık kapatılan gazete 1950 yılına kadar Malumpaşa, Geveze, Merhumpaşa ve Ali Baba gibi çeşitli adlarla yayımlanmaya devam ederken yazar ve yöneticileri de pek çok kez soruşturma geçirdi ve yargılandı.

Amerikan emperyalizmi ve Türkiye’de uygulanmaya başlanan Truman Doktrini’ne karşı yazdığı bir kitapçığından dolayı sıkıyönetim tarafından tutuklandı ve askerî mahkemede yargılanarak “yayın yoluyla millî menfaatlere aykırı eylemde bulunmak” suçundan on ay hapis cezasına ve dört buçuk ay sürgüne çarptırıldı. Sürgün cezasını Bursa’da çeken Nesin, büyük geçim sıkıntısı yaşadığı bu yılda ilk eşi Vedia Hanım’dan da ayrıldı. Aynı yıl yayımlanan Azizname adlı taşlama kitabı nedeniyle İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı; dört ay tutuklu olarak süren yargılama sonunda aklandı.

Baştan adlı haftalık siyasî bir gazete de yayımlamaya başlayan Aziz Nesin, 1949’da Sabahattin Ali’nin öldürülmesinin ardından Markopaşa yerine Hür Markopaşa, Yedi-Sekiz Paşa, Bizim Paşa ve Öküz Mehmet Paşa gazetelerini çıkardı. 1949’da Aziz Nesin tarafından yazılan bir yazıda İngiltere Prensesi Elizabeth, İran Şahı Rıza Pehlevi ve Mısır Kralı Faruk kendilerine hakaret edildiğini öne sürerek Dışişleri Bakanlığı’na başvurdular ve bunun üzerine açılan dava sonucunda Nesin, 7 ay hapse mahkûm edildi.

1950’de Fransızcadan çevirdiği iddia edilen G. Politzer’in Felsefe Dersleri adlı kitabının ön sözü nedeniyle Ceza Kanunu’nun 124. Maddesi uyarınca 16 ay hapis, 16 ay güvenlik gözetimi altında bulundurulma cezasına çarptırıldı; cezasını Sultanahmet, Üsküdar ve Nevşehir cezaevlerinde çekti. 1951’de tahliyesinin ardından arkadaşı Sabahattin Erdem ile Levent’te Oluş Kitabevi’ni açtı. Bir taraftan de aynı semtteki evlere gazete dağıtımı yapan Nesin, 1953 yılında da bir ortakla birlikte Beyoğlu’nda Paradi Fotoğraf Stüdyosu’nu kurdu. 1954 yılında dönemin önemli mizah gazetelerinden biri olan Akbaba’da takma adlarla yazmaya başlayan Aziz Nesin, bir yıl sonra Kemal Tahir ile birlikte Düşün Yayınevi’ni kurdu.

O yıllara kadar yazdığı şiirlerini On Dakika adlı şiir kitabında bir araya getirip yayımlayan Nesin, bu şiirlerinde Yahya Kemal, Faruk Nafiz, Nâzım Hikmet etkisinde kaldığı için kitabını dağıtıma vermeden yaktı. İstanbul’da gayrimüslimlerin ev ve dükkânlarının yağmalandığı 6-7 Eylül olaylarında birçok solcu aydınla birlikte Aziz Nesin de tutuklandı. Harbiye Askeri Cezaevi’nde altı ay tutuklu kaldıktan sonra sorgusu bile yapılmadan serbest bırakıldı. 1956 yılında öykücü Meral Çelen’le evlenen yazarın aynı yıl oğlu Ali, bir yıl sonra da dördüncü çocuğu Ahmet Nesin doğdu. Aziz Nesin, Ulus, Yeni Gazete, Akşam, Tanin, Öncü, Yeni Tanin ve Ustura adlı haftalık gülmece ekini hazırladığı Günaydın gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı.

1961’de Tanin gazetesindeki köşe yazıları nedeniyle tutuklanan yazar, Balmumcu Cezaevi’nde 3 ay tutuklu kaldıktan sonra aklandı. Bir yıl sonra Kemal Tahir ile birlikte kurduğu Düşün Yayınevi anlaşılamayan bir nedenle yandı. 1967 yılında ayrıldığı eşi Meral Çelen’le iki yıl sonra barışarak yeniden evlendi. 1972 yılında kimsesiz ve yoksul çocukları okutmak için Nesin Vakfı’nı kurdu. 1974’te TYS Genel Başkanı seçilen Nesin, 1989’a dek bu görevine devam etti. 1993’te kurucularından olduğu Aydınlık gazetesinde yazmaya başladı. Sivas’ta 1993 Temmuz’unda 34 aydının yakıldığı ve Sivas Toplukıyımı adıyla anılagelen olayda Madımak Oteli’nden sağ kurtulanlar arasında idi. Semih Balcıoğlu, bu olayla ilgili hem ölümle burun buruna gelip hem suçlanmanın Nesin’i çok yıprattığını, yazarı birdenbire yaşlandırdığını belirtmiştir.

Aziz Nesin’in çeşitli alanlarda aldığı ödüller şu şekildedir:

1956’da İtalya Bordighera’da düzenlenen Uluslararası Mizah Yarışması’nda “Kazan Töreni” adlı öyküsüyle birincilik ödülü (Altın Palmiye),

1957’de İtalya Bordighera’da düzenlenen Uluslararası Mizah Yarışması’nda “Fil Hamdi” adlı öyküsüyle birincilik ödülü,

1959’da fıkra dalında İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Birincilik Ödülü,

1966 Bulgaristan Uluslararası Mizah Hikâyeleri Yarışması’nda “Vatani Vazife” adlı öyküsüyle birincilik ödülü (Altın Kirpi),

1968’de Üç Karagöz Oyunu ile 6. Karacan Armağanı Birincilik Ödülü,

1969’da “İnsanlar Uyanıyor” ile Krokodil Uluslararası Mizah Hikâyeleri Yarışması Birincilik Ödülü,

1970’te “Çiçu” ile TDK Tiyatro Ödülü,

1974’te “Pırtlatan Bal” ile Arkın Çocuk Edebiyatı Ödülü İkincilik Ödülü,

1974’te Asya-Afrika Yazarlar Birliği Lotus Ödülü,

1976’da Bulgaristan’ın Gabrovo kentinde düzenlenen Uluslararası Mizah Kitabı Yarışması Hitar Petar Ödülü,

1978’de Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz ile Madaralı Roman Ödülü,

TÜYAP tarafından düzenlenen anket sonucu 1985-86 Halkın Seçtiği Yılın Yazarı Ödülü,

1989’da Sovyetler Birliği Çocuk Fonu Tolstoy Altın Madalyası,

1990’da TÜYAP Kitap Fuarı Onur Yazarı, Tolstoy Altın Ödülü ve Viyana Tiyatro Ödülü,

1993’te Dionysos Şiir Ödülü ve Carl-von-Ossietzky Madalyası,

1994’te ABD Gazetecileri Koruma Komitesi Uluslararası Basın Özgürlüğü Ödülü (New York),

1995’te İsveç’te Editha Morris Vakfı Dünya Barışına Katkı Ödülü.

Yazar, dedesinin adı olan Aziz Nesin takma adını ilk kez 1 Ocak 1944’te Millet dergisinde yayımlanan “Arkadaş Hatırı” adlı öyküsünde kullanmıştır. Askerdeyken de Yedigün dergisine Vedia Nesin imzası ile şiirler göndermiştir. Nesin, çeşitli gerekçelerle pek çok yazısını, eserlerini takma adlarla yayımlamak zorunda kalmıştır.

İlk öyküsü “Bir Salkım Üzüm”ü 1941 yılında Yedigün dergisinde yayımlayan yazarın ilk öyküleri duygusal nitelikte olup konuları yazarın yaşamından izler taşımaktadır.

1946 yılında Markopaşa gazetesiyle gülmece öyküleri yazmaya başlayan Nesin, bu alanda dünya çapında ün yapmış olup eserleri çeşitli dillere çevrilmiştir. Bu türle birlikte Nesin’in dili sadeleşmiş, yazar halkın kolaylıkla anlayabileceği dilde yazmaya başlamıştır. Mizah hikâyelerinin konularını çok geniş bir çevreden alan Aziz Nesin, bizdeki çok eski ve köklü mizah geleneğini yenileştirip sürdürmüş ve bu eski geleneğin küçük hikâye alanındaki mizah anlayışını çok geliştirmiştir. Tahir Alangu, Nesin’in 1918-1935 yılları arasını kaplayan Batı etkisindeki salon mizahının kurduğu modayı yıktığını, çeşitli anlatım ve biçim denemelerine başvurarak da mizah hikâyesi geleneğinin hem mirasçısı hem de başarılı bir yenileyicisi olduğunu belirtmiştir.

Kuvvetli bir gözlem gücüne sahip olan Nesin, toplumsal düzenin çarpıklığının, kurumların işleyişindeki aksaklıkların günlük yaşama yansımalarını ve gülünç yanlarını anlatmasının yanı sıra insanları belirli alışkanlıkları, düşünüş ve davranış biçimleri çevresinde tipleştirmiştir. Hayatın içinden işine yarayan malzemeyi seçip almaktaki, halk masallarını ve hikâyelerini kullanmaktaki başarısı yazarın çok yazmasını, verimli bir yazar olarak tanınmasını kolaylaştırmıştır.

Aziz Nesin’in, yazı yaşamına başladığı yıllarda yazdığı edebî türlerden biri de şiirdir. İlk şiirlerini On Dakika adlı bir kitapta toplamasına rağmen bu şiirlerinde Yahya Kemal, Faruk Nafiz ve Nâzım Hikmet etkisinde kaldığını fark ederek kitapları dağıtıma vermeden yakmıştır. Şiir yazmaktan vazgeçmeyen Nesin, 1984 yılında kendi özgünlüğünü, üslubunu bulduğunu hissettiği zaman şiirlerini Sondan Başa adlı kitapta toplamıştır.

İnsanları güldürmek için yazmadığını belirten Aziz Nesin, “Biz gözü yaşlı insanlarız; sevinir ağlarız, üzülür ağlarız, kahrolur ağlarız. Mizahımız da bundan ötürü gözyaşlarından süzülmüş birkaç damla kahkahadır.” şeklinde tanımlamış ancak yazdıklarını okuyanların gülmeleri karşısında da gülmece kavramı üzerine düşünmüş, kendi gülmece anlayışını da “bana göre, insanı güldüren her türlü olay, eylem, devini, edim gülmecedir. İlle de yazı olarak ortaya çıkması gerekmez. Çizgi olarak, mim olarak, insan hareketleriyle, devinileriyle çıkabilir. Yaşamın her alanındaki devini, eylem, edim olabilir. Ancak bunun sağlıklı olması gerekir. Sağlıklı olarak bizi güldürüyorsa bir şey, bu gülmecedir.” şeklinde ifade etmiştir.

Modern Türk mizahını dünyaya tanıtan hikâye, roman ve oyun yazarı Aziz Nesin, kendisiyle yapılan bir röportajda Türk edebiyatının sorunlarına değinmiş, yeni yetişecek yazarlara olanak sağlanmamasını, gazetecilikle edebiyatın birbirinden tamamen ayrılıp gazeteciliğin ayrı bir meslek hâline gelmesini başlıca sorun olarak belirtmiştir. Kendi kuşağının yetişmesinde gazeteciliğin önemli bir yeri olduğunu düşünen yazar, yeni yetişen nesil için bu ayrımın olmasını büyük bir kayıp olarak görmüştür. Türk edebiyatının en büyük zorluklarından birinin de kamuyla ilişki kurmak olduğuna değinen yazar, değiştirilmesi istenen insanlar ile Türk edebiyatı arasındaki sosyal uzaklık nedeniyle sağlam bir köprü kurulamadığını düşünmüştür.

Hayatı boyunca hep yararı ön planda tutan Nesin, edebiyatın da bir yarar sağlaması gerektiğine inanmış ve çeşitli türlerdeki eserlerini hep bu eksende oluşturmuştur. Okurlarına mesaj vermek isteyen yazar, tiyatro yazarlığında da aynı amaç doğrultusunda birey ve toplum olarak yaşamayı hak etmenin gerekliliğini, bireylerin yaşamlarına ve toplumlarına sahip çıkmayı ele almıştır. Yazar, benzetmeci yaklaşımla yazdığı ve soyutlamaya yöneldiği kimi oyunlarında seyirciyi bireyin iç hesaplaşmasıyla karşı karşıya bırakırken benzetmeci ya da göstermeci yaklaşımı kullandığı çoğu oyunlarında ise bireyin yaşantısı ve yazgısı içinde yaşadığı toplumun duyarlık ve bilinç düzeyiyle ilişkilendirmiştir. 1960’ların sonuna doğru tiyatroda açık biçimi ve göstermeci biçemi denemeye başlayan yazar, geleneksel tiyatromuzdan da yararlanmıştır. 1970’lerde ise yeniden kapalı biçime ve benzetmeci biçeme yönelmiştir. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

 

Paylaşın

Aziz Kemal Hızıroğlu kimdir?

23 Mayıs 1949 yılında Adapazarı’nda dünyaya gelen Aziz Kemal Hızıroğlu, babasının işi nedeniyle, 4 yaşındayken Kasımpaşa’ya taşındılar ve Kasımpaşa Sururi İlkokulu’ndan mezun oldu. Ortaokulu yeniden döndükleri Adapazarı Ticaret Lisesinde okudu. Daha sonra Kuleli Askeri Lisesi’nden mezun oldu.

Haber Merkezi / Askeri öğrenci olarak okuduğu İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü yılında bitirdi. Öğretmen-subay olarak değişik yerlerdeki askeri okul, askeri kütüphane, kıta personel şubeleri ve askerlik şubelerinde  görev yaptı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okudu ancak 3.sınıfta ayrılmak zorunda kaldı. 12 Eylül 1980’de, yüzbaşı rütbesindeyken siyasal gerekçelerle tutuklandı.

Yargılanarak 1984 yılında beraat etmesine karşın, cezaevinde bir yıldan fazla kaldığı için Silahlı Kuvvetlerden ihraç edildi. 1985-1996 yılları arasında felsefe ve ekonomi-politik çevirileri yaptı. Yine aynı süreçte çeşitli vakıf, dernek ve sendikalarda kurduğu İngilizce atölyelerini yönetti. Yaklaşık 30 yıldır çeviri büroları için yarı-gün çeviriler yaparak yaşamını sürdürmektedir.

2000’li yılların başında iki dönem Toplumsal Araştırmalar Vakfı İstanbul-Kartal şubesinde eğitim ve kültürden sorumlu yönetici olarak görev yaptı. 2002 yılında SSK’dan emekli oldu. Türkiye Yazarlar Sendikası, PEN Türkiye Derneği ve Edebiyatçılar Derneği üyesi de olan Aziz Kemal Hızıroğlu 1989’da katıldığı bir şiir yarışmasında, Hoşgeldin Dokunmaya adlı eseriyle Cahit Sıtkı Tarancı ikincilik ödülüne layık görüldü.

Küçük yaşlarda şiir yazmaya başlayan Hızıroğlu, ilk şiirini dünyanın en önemli insanı olarak gördüğü annesine anneler günü hediyesi olarak yazmış ve o günden sonra şiir yazmayı bırakmamış ilkokulda şiir ve kompozisyon yarışmalarında ödüller alması heyecanını daha da artırmıştır. İlk çocuk şiirlerinin henüz 13 yaşındayken 1962 yılında, Adapazarı’nın yerel gazetesi Gürses’te yayımlanmasının ardından 1975 yılından itibaren şiirleri ve yazıları İmece, Eski (Broy), Evrensel Kültür Papirüs gibi dergilerde yayımlanmaya başladı.

Şiiri; estetik, anlamsal, sessel, organik, tarihsel ve toplumsal bir örgütlenme olarak gören sanatçı gerçekçi, yoğun, anlam yüklü, somut, ritimli ve biçimli şiirin peşinde olmuştur. Türk Edebiyatı dışında Çin, Japon, Fransız, Yunan, Rus ve Latin edebiyatlarını yakından talip eder.

Bu bakım şiirleri Parnasizm, sürrealizm, sembolizm, romantizm gibi akımlardan ve bunların temsilcilerinden izler taşır. Yine de şiir konusunda en zengin kaynakların Anadolu’da olduğunu düşünen şair doğrudan etkilendiği hiçbir yazar ve şairin olmadığını ise önemle belirtir. Toplumcu-Gerçekçi, Garip ve İkinci Yeni akımlarının poetik ve estetik çizgisinde yer alan şiirlerinde geniş bir tematik dünya vardır.

Yapıtları; Hoşgeldin Dokunmaya (şiir), Hazırlıksız ve Yalnız (şiir), Saprofit (şiir), Tabanımdaki Çamur (roman), Okyanus Eskiz’i Şeyler (şiir), Usulca (şiir), Yaşandınız Öldünüz (şiir), Şebnem (şiir), Beyaz da Bitti (şiir), Seçme Şiirler (şiir), Mühür (şiir), Göndere Çekilen Karanfil

Paylaşın

Azer Yaran kimdir?

13 Ekim 1949 yılında Ordu’nun Fatsa İlçesi’ne bağlı Korucuk (Kavraz) Köyü’nde dünyaya gelen Azer Yaran, 3 Ekim 2005’te kanser nedeniyle hayata gözlerini yumdu. 1972 yılında Ankara’da Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi’nin Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi.

Haber Merkezi / 1970’te TRT’nin düzenlediği ses ve yetenek sınavlarını kazanarak kurumun çoksesli topluluğunda bas ses olarak şarkı söylemeye başladı; kurum içinde profesyonel müzik eğitimi gördü. 1974’te TRT muhabiri oldu, dış yayınlar muhabiri olarak çalıştı. 1982’de memuriyetten ayrıldı. Daha sonra, reklam, ansiklopedi, basın çevirmenliği yaptı.

İlk şiirleri 1976’da Cemal Süreya’nın yönetimindeki Türkiye Yazıları ve Oluşum dergilerinde yayımlandı. İzleyen yıllarda değişik dergilerde şiirleri ve Rusçadan çeviri şiirleri yayımlandı. Milliyet Sanat ve Gösteri dergilerinin genç şairler özel sayılarında yer aldı. Sonraki yıllarda çeviri şiirlere ve bilimsel konulara ağırlık verdi.

Yapıtları;

Şiir; Mayıs, Burada Günışığı Türk, Deniz ve Ten, Giz Menekşesi

Dosyaları; Günışığının Kıyısında, Sonyaz Bildirisi

Çeviri; S. Yesenin; Lirikler, A. Ahmatova; Seçilmiş Şiirler, S. Yesenin; Sönüyor Al Kanatları Günbatımının, A. Blok; Şiirler, B. Pasternak; Kızkardeşim Hayat, B. Pasternak; İkinci Doğuş, Y. Lermontov; Deniz Kızı, A. Puşkin; Bakır Atlı,
G. Aygi; Sen-Simalarıyla Çiçeklerin, M. Tsvetayeva; Ruh ve Ad, V. Mayakovski; Dinleyin!, V. Mayakovski; Pantolonlu Bulut, A. Puşkin; Yevgeni Onegin

Paylaşın

Azad Ziya Eren kimdir?

27 Ekim 1976 yılında Diyarbakır’ın Kulp İlçesi’nde dünyaya gelen Azad Ziya Eren, İlköğrenimini Çorum’da, orta öğrenimini Gaziantep’te, liseyi Diyarbakır’da okudu. Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi Biyoloji Öğretmenliği Bölümünden mezun oldu. Mardin’in Mazıdağı ilçesi Sakızlıdağ köyünde ve Diyarbakır’da öğretmenlik yaptı.

Haber Merkezi / Çorba Kültür Edebiyat dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı. Kültür sanat politikaları üzerine makaleleri Avrupa Birliği Yayınlarında yayımlandı. Kent monografileri (Mardin, Diyarbakır ve Paris) yazdı. Uluslararası konferanslara ve kitap fuarlarına, okumalar ve Avrupa’da résidence programlarına katıldı. Başta Portekiz (Lizbon), Amerika (San Francisco) ve Fransa (Paris) olmak üzere birçok ülkede şiir festivallerine ve eleştiri üzerine konferanslara çağrıldı.

Türkiye’de “Le Tour de France en 80 Jours” fotoğraf sergisi, Fransa’da “La Nudité et la Poésie” resim sergilerini açtı. Almanya ve Fransa’da şiir atölyelerine ve turnelerine katıldı. Yapıtları Fransızca, İngilizce, Almanca, Kürtçe, Arapça, Süryanice ve Ermenice dillerine çevrildi; Ortadoğu ve Avrupa’da yayımlandı. 2009’da Metin Altıok Şiir Ödülü’ne değer görüldü. Pitoresk Sanat (2005) ve Palto Sanat (2009) dergilerini kurdu. Evli ve iki .ocuk babası olan Azad Ziya Eren hâlen Diyarbakır’da yaşamakta ve çalışmalarını burada sürdürmektedir.

Yazı hayatına şiirle başlayan Azad Ziya Eren 2000’li yıllardaki etkinliği ile ön plana çıkmış bir şairdir. İlk şiiri 1997 yılında yayımlanmış ve bu tarihten sonraki şiir, deneme, araştırma, anlatı, plastik sanat çözümleme ve eleştirilerini; kitap-lık, Özgür Edebiyat, No Edebiyat, Yasak Meyve, E Kültür Edebiyat, Evrensel Kültür, Üç Nokta, İle, Kül, Güney, Berfin Bahar, Ağır Ol Bay Düzyazı, Çorba Kültür Edebiyat, Radikal Kitap, Cumhuriyet Kitap, Evrensel Kitap, Birgün Kitap ve Akşam-lık gibi süreli yayınlarda yayımlamayı sürdürmüştür. İlk şiirlerini Karen Sarı Papatya Dağları (1999) adlı kitabında toplamıştır.

Bunu izleyen Ars Reguiem (2008) ve Bırakılma Koridoru (2008) ile şair, Metin Altıok Şiir Ödülü’nü kazanmıştır. Daha sonra yayımlanan Özenle Unutulmuş Parçalar (2009) kendini bir zorluk içinden çağıran, kışkırtan bir kitaptır. Metin Altıok Şiir Ödülü’nü kazanıp dikkat çeken şair için Haydar Ergülen “Bir Kuşak kapsamında değerlendirilemeyecek yoğunlukta bir edebiyat-sanat adamı ve bir şair. Yalnızca Türkçe şiire değil, dünya şiirini de açıklığını belli eden şiirleri, onun bütün okumaları ve etkilenmeleri erken bir ustalıkla özümseyip dönüştürerek, buradan Azad Ziya Eren’e özgü bir şiirle çıkmasının eşsiz örnekleri; Mitolojinin, söylencelerin içinden geçerek süren yolculuğunda Azad Ziya, bir nesneler müzesinden topladıklarını doğal tarihle buluşturuyor, şiiriyle can veriyor âdeta.” değerlendirmesini yapmıştır.

Destansı bir üsluba sahip olan Azad Ziya Eren şiirinde yaşadığı coğrafyanın izleri bulunmaktadır. Bu durum Davud’un Kuşları (2015)’nda belirgin biçimde göze çarpar. “Hüzünlü Mavi”, “Kalb’ler Yukarı”, “Süleyman Düğümü”, “Mısır Aynası”. adlı dört bölümden oluşan kitapta şair, kutsal metinlere ve kişilere göndermelerde bulunarak Ortadoğu coğrafyasının ruhunu yansıtır.

Kayıran, şairin Enis Batur’dan poetik ve estetik yönüyle, Ece Ayhan’dan ise sözdizimi tekniği yönüyle etkilendiğine vurgu yaparak Davud’un Kuşları (2015) adlı şiir kitabı ekseninde onu şu cümlelerle değerlendirmiştir: “Kendi poetik çizgisini ve okurunu bulmuş bir şairler arasında bugün. Yeni kitabı Davud’un Kuşları ile kendi şiirini derinleştiriyor. Doğulu bir ritim ve Batılı bir tınlama aynı şiirlerde. Bugün bir Azad Ziya Eren şiirinden söz edebiliriz, nicel birikimden dolayı değil kuşkusuz.” Şiirleri Fransızca, İngilizce, Kürtçe ve Arapça gibi dillere çevrilmiştir. Şiir dışında deneme ve günlük türünde de eserler veren Eren, Mardin’in bir dağ köyünde görev yaparken tuttuğu günlükleri Sakızköy Günceleri (2004) adıyla kitaplaştırmıştır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Ayten Mutlu kimdir? Hayatı, Eserleri

6 Ocak 1952 yılında Balıkesir’in Bandırma İlçesi’nde dünyaya gelen Ayten Mutlu, 1975 yılında İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitiren sanatçı daha sonra Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Fakültesi’ne devam etmekle birlikte fakülteyi üçüncü sınıftayken terketti. 1977 yılından 1998 yılına kadar çalıştığı Merkez Bankasından emekli oldu.

Haber Merkezi / Henüz lise yıllarında politik aktivitelere katılmış olan sanatçı Kadın Hakları Hareketi’nde de yer aldı. Edebî eleştiri yazıları ve denemeler yayımlamanın yanı sıra dünya edebiyatını edebiyat gündemimize taşıyan çeviriler yaptı. Kadın şairler üzerine araştırmalar yaparak bunları birçok dergide yayımlattı.

Bazı üniversitelerde konferanslara da katılan şairin şiirleri Fransa, İsveç, Almanya, İspanya, Senegal, Fas, İtalya, Sırbistan, Irak, Suriye, Ürdün, Makedonya, Romanya, İspanya, Arjantin, Güney Kore, Hindistan ve Rusya gibi birçok ülkede; bazı dergi, gazete ve antolojilerde yer aldı.

1999’da İbrahim Yıldızoğlu Edebiyat Ödülü’ne, 2001’de Uluslararası Yalova Şairleri Buluşması Şiir Ödülü’ne, 2005’te M. Sunullah Arısoy Edebiyat Ödülü’ne, 2015’te Akköy Dergisi Şiir İşçiliği Ödülü’ne ve 2017’de İsmet Kemal Karadayı Şiir Onur Ödülü’ne layık görüldü.

Şairin İmece, Yazko Edebiyat, Edebiyat 81, Varlık, Hürriyet Gösteri, Yaşasın Edebiyat, Şiirlik, Yeni Biçem, Düşlem, Sombahar ve Ludingirra gibi dergilerde ve değişik gazetelerde eserleri yayımlandı.

Türk şiirinin kadın söyleminin inceliklerini kendine özgü sesiyle şiirlerine yansıtmayı başarabilmiş şairlerdendir. Şairin hem şiirleri hem de dünya şairlerinden yaptığı çeviriler bir misyon yüklenmesini sağlamıştır. Ataol Behramoğlu, Ayten Mutlu için şunları söyler: “Tutkulu ses tonu, yüksek dozda ama gerçeklikten de kopuk olmayan duygusallığı, akıcı anlatı­mı, başarılı betimleri ve şiirinin güçlü ses öğeleriyle Ayten Mut­lu, kadın şairlerimiz arasında ve günümüz Türk şiirinde özgün bir yere sahiptir”.

Ayten Mutlu, “şairin kaderi hep bir gecikmişlik sanrısı ve sancısıyla yaşamak olsa gerek” diyerek arayışın sanat hayatındaki önemini vurgular. Hilmi Haşal onun bu tutumunu değerlendirirken, “Hâlâ arayış arzusunun, azmin ateşini güçlendirmektedir Ayten Mutlu” der. Eserlerinde yeni söylem arayışlarını kendini ifade etmenin farklı ve daha etkili biçimleri olarak okura sunar. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Ayten Çolakoğlu kimdir?

4 Mart 1975 yılında Avustralya’nın Melbourne kentinde dünyaya gelen Ayten Çolakoğlu, Türkçe’yi dokuz yaşında geldiği Türkiye’de öğrendi. Avustralya’da gördüğü dört yıllık öğrenimi yok sayılarak ilkokul 1. sınıftan öğrenime başladı. Ortaokul ikinci sınıfta öğrenimini yarıda bırakıp iş yaşamına atıldı.

Haber Merkezi / Çeşitli sektörlerde çalıştı. Avusturalya’ya döndü ve bir yıl süresince Melburn’daki Swinburne Üniversitesi’nde İngilizce dilimi gelişimi ve Holmesglen Enstütüsü’nde resim dersleri aldı. Tekrar Türkiye’ye döndü ve şirketlerde yönetici asistanlığı yaptı. Yarım kalan eğitimine devam ederek Akşam Lisesi’nden mezun oldu.

Halen bir Şirket’te Yönetim Kurulu Başkan Asistanı olarak çalışmakta. Bir Tv kanalında şiir programı hazırladı ve sundu. Şiirin yanı sıra resimle de uğraşan Çolakoğlu’nun şiir ve yazıları; Simge, Güzel yazılar, İspinoz, Kuzey Yıldızı, Şiir Ülkesi, Pencere ve Hayal adlı dergilerde yayınlandı.

Yapıtları: Sesimdeki Kuğu

Ödülleri; 2003 Kocaeli Üniversitesi Şiir Ödülü, 2004 Arkadaş Z. Özger Şiir Yarışması / övgüye değer, 2004 Atadost Edebiyat Ödülleri / övgüye değer, “Zehirli Üzüm” adlı ile, 2004 Çukurova Üniversitesi Adnan Yücel Şiir Yarışması / üçüncülük

“Hüznü Sevmez Papağanlar”

kadehlerimizdeki yâkut kristal parçacıklarıydı ayrılık
yutkundukça kesildi seslerle sessizliğimiz
en çok üşüdüğümüz yerden kanardık

masamızda dargın çiçekler
bir de Attilâ İlhan’ın ‘elde var hüzün’ ü

uykusuzluğumu yırttım, gözlerimde kan yangını
uykusuzluğunu yırttın, gözlerinde eflâtun hâleler
sessiz sokaklardan geçtik bir başımıza ve birlikte

sabahın tanıkları serçeler bizimle sustu
konuşanlarsa sadece papağanlar

camları tüketince kadehlerimizi de vurduk içimizdeki duvara
boyun eğdik kendi bedenlerimizdeki dev düşmana
kan rengini kaybetti, biz birbirimizi

– ahh ‘ayrılık’ o kadar gerçekti ki ! . .

“Manolya Mezarlığı”

kâğıt kadehlere döküldü keskin parfümümün kokusu
seramik bebeklerim gözyaşı döktü dantellerinden
yastığımdaki cam güvercin uyandı esneyerek

şimdi içim sonsuz bir manolya mezarlığı

rugan pabuçlarımın kırmızısı kırıldı
pembe sayfalı hatıra defterimdeki prens alev aldı
çocukluğum, uzayan parmaklarım, tüller ve küf

her çiçeğin ölümü bir zalimin parmak ucundadır ! . .

Paylaşın