B. Levent Umut Kimdir? Hayatı, Eserleri

1980 yılında Ankara’da dünyaya gelen Levent Umut, Bahçelievler İlkokulu ve Bahçelievler Deneme Lisesi’ni bitirdi. 1998 yılında okumaya hak kazandığı Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstriyel İlişkiler Bölümü’nden 2003 yılında mezun oldu.

Haber Merkezi / Levent Umut’un ilk şiirleri üniversite yıllarında Patika ve Koza adlı edebiyat dergilerinde yayımlandı. Halihazırda özel bir bankada müfettiş olarak görev yapmaktadır.

“Ömrüm”

Yaralamadan öldürün beni
Hep beraber öldürün ki
Katilim belli olmasın…

İnsanlık komedisiyse hayat
Ömrüm çok değildir
Seine nehrine düşen kitabın
Sayfalarında yiten kahramandan

Yaralamadan öldürün beni
Bir şafak vakti, gök yükseldiği zaman
Ne dua, ne iz kalsın
Duymasınlar korktuğumu
Kanlar içinde bulunmaktan…

“Sevmediniz”

Beni sevmediniz hiçbiriniz
Anlardım halinizden, söylemezdim
Belki bin kere seviyorum dediniz
Beni sevmediniz hiçbiriniz.

Utangaç öpüşmelerimiz oldu
Utanmaz gecelere varan;
Her gecenin sabahında anladım
Beni sevmediniz hiçbiriniz.

Aslında ben de sevmedim hiçbirinizi
Ama o hariç;
O hep hariçti zaten gözlerimden
Bir kere söyledim sevdiğimi,
Hepsi bir kere konuştuk zaten.

Sarhoş oldum;
Gecelerce ağladım onun için
Her geceyi sabaha bağladıkça anladım
Beni sevmediniz hiçbiriniz…

“Ayna”

sayısını bilmiyorum
en çok sen terk ettin beni

uzun kahverengi saçlarını yele vererek
kendine doğru çıktığın yolculuklardan
dönemediğin bir gün
ayrıldık

varoluşumuz  kadar gerçek
yokluğun

bilmiyorsun değil mi?
aynaların da bellekleri vardır
ki sevgilim, mütemadiyen
dünyama yansıyorsun
iç aynamdan

“Birikim”

Deniz kıyısında topladıkları
Renkli taşları biriktiren çocuklar gibi
Bir “yaşamak” biriktirmiştim
Gözlerinden

Şimdi
Her duyuşumda dalga seslerini
Aklıma gelir,
O yaz akşamında
Taşlarını kaybeden çocuk gibi
Seni kaybedişim

Paylaşın

Levent Özbek Kimdir? Hayatı, Eserleri

1966 yılında Adana’nın Ceyhan İlçesinde dünyaya gelen Levent Özbek, ilk, orta ve lise öğrenimini Ceyhan’da tamamladı. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümü’nden mezun oldu.

Haber Merkezi / Emlak Bankası Otomasyon Müdürlüğü’nde bilgisayar programcısı olarak çalıştı. Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü İstatistik Ana bilim Dalı’nda Yüksek Lisansını tamamladı. Halen aynı bölümde Yardımcı Doçent olarak çalışmaktadır.

Levent Özbek, Akademik, Bilim, Edebiyat kategorilerinde eserler vermiştir. Özbek’in kitapları, Akademisyen Kitabevi, Gazi Kitabevi aracılığıyla kitapseverlerle buluşmuştur.

Levent Özbek tarafından yazılan son kitap “Olasılık ve Algoritma Tasarımına Giriş”, Akademisyen Kitabevi tarafından okurların beğenisine sunulmuştur.

Eserleri;

Algoritma Tasarımına Giriş
Kalman Filtresi
Kimsesiz Şiirler
Olasılık ve Algoritma Tasarımına Giriş

“Kurbanlar adarım”

Küstü kırlangıçlar
Kanat çırparken
Dostlarını terkedip gittiler
Çamurlara bulanmış rüzgarlar
Maviliklerde yaylalara yürüdüler

Ağlayan sızlayan günler
Yerlerde sürünürken
Vurulup gitti gelecek günler

Tutuverdi güneş
Ellerini uzatmıştı
Tüm yeşillikler
Açarken gözlerini

Çapkın çapkın bakıyordu kediler
Bu geçici dünyada olmuşlardı deli
Günahsız bir ağaç kalmamıştı
Açtı sardunyalar çiçeklerini
Günbatımlarından habersiz

Ne bir portakal çiçeği kalmıştı kokan
Ne de kırçıllı bir karanfil
Tüm rüzgarlar boğdu
Tüm fırtınalar doğurdu bedenimi

Topraklarda hasat mevsimi gelmeden
Gömmeliyim
Sürüp dallarımı yeşillenmeliyim
Geçer günler geçer sevdadan
Sayarım yıldızları yıldızlardan bir haber

Ne iyileşmeye yüz tutmuş yaram kanar
Ne de sözsüz gönlüm
Hayran hayran bakarken geçmişe
Gelecek haram olur kalır

Kurbanlar adarım
Ezgisiz bir şarkı
Suslardan bir senfoni
Gözlerden bir demet çiçek

Paylaşın

Levent Karataş Kimdir? Hayatı, Eserleri

28 Mayıs 1972 yılında Kars’ta dünyaya gelen Levent Karataş, Haydarpaşa Lisesinden mezun olduktan sonra Yeni Yüzyıl ve Hürriyet gazetelerinde çalıştı. 1997 yılından beri reklamcılıkla uğraşmaktadır.

Haber Merkezi / Levent Karataş, Tükiye Yazarlar Sendikası ve Türkiye PEN üyesidir. Hâlen İstanbul’da yaşamaktadır. 1992’de Düşünüyorum Galileo adlı ilk şiir kitabını yayımladı.

Daha sonra sırasıyla Masal, Bir Doğa Uykusu, Güzel Cumartesi, Piyano Fabrikaları, Bir Dünyanın Mesafesi ve Son Görüş adlı şiir kitapları yayımlandı. Şiir ve yazılarını Varlık, Adamsanat, Gösteri, Kitap-lık, Sombahar, Yasakmeyve, Şiir-lik, Şiiratı, Şiiroku, İblis, Şairin Atölyesi, Cumhuriyet, Cumhuriyet Kitap gibi dergi ve gazetelerde yayımlamaya devam etmektedir.

Kültürün ve dilin ortak coğrafyasında Hilmi Yavuz’un anlayışına yaklaşan bir şiir yazan şair, dilin ara sokaklarında dolaşan, masalsı bir ses tonuyla konuşan bir şair olarak değerlendirilmektedir.

“Havadan Sudan”

Havayı seyrediyoruz
Kurtların korkacağı yağmurlu çalçamur karanlık havayı
Pencerenin kenarında durup
Kıyaslıyoruz dünkü evvelki havayla
Tanrım güneşsizlik çok acı çektiriyor bize kimi zaman
Ruhumuzun güneşsizliği de acı çektiriyor
İşte bu diyoruz şeytanın gölge sever havaları
Yağmurda ıslanmasını düşünüyoruz hayaletlerin
Paralel bir mevsime geçişini ülke ülke gezinirken
Onun şemsiye açmasını düşünüyoruz, şemsiyeyi kapamasını
Havalardan söz ediyoruz
Ağlamaklı ağlamaklı ağlamaklı havalardan
Giden uçaklara inanıyoruz
Gelmeyen trenlere
Denizi görüyoruz ve sudan bahsetmeye başlıyoruz
Havadan sudan
Ah diyoruz denizi görüyorum. Hep burada yatsaydım
Yağmurun denize indiğini hissediyoruz
Üşüdüğümüzü
Ürperdiğimizi
Rüzgar yokluyormuş gibi oluyor
Su ile uyanıyoruz
Hava ile konuşuyoruz
Herkesin yaptığı gibi
Havadan sudan konuşuyoruz.

“Hipnoz”

Beni buraya kim getirdi?
En son tuvaletimdeydim galiba
Onu hatırlıyorum
Bu dosyaları götüren adamlar da kim?
Şu aşçı
Ya şu aşçı
Ya şu aşçı
Doktor siz misiniz?
Yoksa annem mi uyanmamı isteyen?
Ama babam da olabilir
Doktor siz misiniz?
En son bir duble rakı söylemiştim
Ben asla o rakıyı masamda göremeyeceğim galiba
Garson siz misiniz?
Kırmızı bir koltukta oturuyorum
Gitmişim en gidilmedik çıkmaz sokaklara bile
Ama bu fena oldu
Hah hah hah
Bekçiler çocukluğumda kaldı diye düşünmüştüm
Bekçi düdüğü mü bu duyduğum
Kondüktör de olabilir
Ama bu defa çok fena
Ne söz vermiştim kendime
A doktor siz misiniz?
Hah hah hah

Paylaşın

Lale Müldür Kimdir? Hayatı, Eserleri

1956 yılında Aydın’da dünyaya gelen Lale Müldür, Orta öğrenimini Robert Kolej’de bitirdi. Şiir bursuyla Floransa’ya (İtalya) gitti. Dönüşte birer yıl Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektronik ve Ekonomi bölümlerine devam etti.

Haber Merkezi / İngiltere’ye gitti, Manchester Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden lisans öğrenimini tamamladı. Essex Üniversitesi Edebiyat Sosyolojisi Bölümü’nden master yaptı. Belçikalı ressam Patrick Jacquart ile evlenerek Brüksel’e yerleşti. Üç yıl sonra yurda döndü. Bir dönem Radikal gazetesinde yazdı.

İlk şiirleri Yazı ve Yeni İnsan dergilerinde yayınlandı. Sonraki yıllarda Gösteri, Defter, Şiir Atı, Oluşum, Mor Köpük, Yönelişler, Sombahar gibi dergilerinde şiir ve yazıları yayınlandı. Şiirlerinden bazıları bestelendi ve filmlerde kullanıldı. Birçok şiiri İngilizce, Fransızça ve İbranice gibi değişik dillere çevrildi.

Türk şiirinin lirizm birikimleriyle ilintisiz, imge ya da görüntü düzeyinden çok beslendiği farklı kültürlerdeki kavramlar ve kaynaklar üzerine kurulu Türk şiirinin köşe taşlarından sayılan bir şiiri vardır. Şiirlerinden bir seçki “Water Music” adıyla Dublin’de yayınlandı (Poetry Ireland, 1998).

Fransız ressam Colette Deblé’nin resimleri üzerine yazdığı şiirler ise Fransız Enstitüsü’nden “Yağmur Kızı Böyle Diyor” adıyla Fransızca yayınlandı. Divanü lügat-it-Türk isimli kitabı Fransız bir Türkolog tarafından Fransızca’ya çevrildi. Ultrazon’da Ultrason (2006) dlı kitabıyla 11. Altınportakal Şiir Ödülünü kazandı.

Eserleri;

Şiir:

Uzak Fırtına (1988)
Voyıcır II (Ahmet Güntan’la birlikte, 1990)
Seriler Kitabı (1991)
Kuzey Defterleri (1992)
Buhurumeryem (1993)
Saatler/Geyikler (2001)
Ultrazon’da Ultrason (2006)

Düzyazı: Divanü lügat-it-Türk (1998)

Deneme: Haller Leyla (2006)

Roman: Bizansiyya, Yapı Kredi Yayınları (2007)

Ödülleri: 2007 Altın Portakal Şiir Ödülü / Ultrazon’da Ultrason (2006)

Paylaşın

Müştehir Karakaya Kimdir? Hayatı, Eserleri

4 Şubat 1961 yılında Muş’un Bulanık İlçesine bağlı Oğlakkaya Köyünde dünyaya gelen Müştehir Karakaya, dönemin şartlarından dolayı gerçek doğum tarihi (04.02.1961) geç yazdırılmıştır. Muhammed Arif Karakaya, pek çok dil bilmektedir. Molla Arif adıyla ünlenmiş M. Arif Karakaya özellikle Arap ve Fars edebiyatına vâkıftır ve bu alanlarda 20’ye yakın telif/tercüme eserleri bulunmaktadır.

Haber Merkezi / Müştehir Karakaya Muş Korkut Yatılı Bölge İlkokulunda başladığı ilköğrenimini ailesiyle beraber yerleştiği İstanbul’da Beykoz Ortaçeşme Hacı Numan İklokulunda tamamladı.Fevzi Çakmak Ortaokulnda başladığı orta öğrenimini Muş ve Paşabahçe Ferit İnal Lisesinde sürdürdü. 1980’de Patnos Lisesinden mezun oldu. Cağaloğlu’nda hamallık, müdürlük gibi çeşiitli işlerle uğraştı. 1988-1989 yıllları arasında Mavera dergisinde yazı işleri müdürlüğü, kurcuları arasında yer aldığı Dâvâ dergisinde yayın yönetmenliği yaptı. Bir müddet Bu Meydan gazetesinde çalıştı. Arkadaşlarıyla birlikte kurdukları Kardelen dergisinin dört yıl boyunca yayımlanmasını sürdürdü. 1995’te Van’a yerleşti ve Van Belediyesinin basın-yayın danışmanı olarak çalışmalarını sürdürdü. Burada da yazarlığın süreli yayın çalışmalarına devam etti.

Van’ın yerel gazetelerinden Şark Yıldızı’nın genel yayın yönetmenliğini yürüttü. Anadolunun Sesi, ve Gündemde Van adlı yerel gazetelerin kurucuları arasında yer aldı. Yine arkadaşlarıyla burada da Hazan (1990-1991 yıllları arasında yayın hayatını sürdürerek, toplam 13 sayı çıktı) adlı bir dergi yayımladı. Karakaya, 2017 yılından itibaren Van Büyükşehir Belediyesine bağlı kültür daire başkalığında genel yayın koordinatörü olarak çalışmaktadır. Günümüzde bulunan VAYAP (Van Şair ve Yazarlar Birliği)’a üye olmasa da yaptığı çalışmalara katkıda bulunmaktadır. Karakaya ayrıca günümüzde Van ve dışındaki şiir etkinliklerine aktif bir şekilde katılmakta; lise, ortaokul ve ilkokullarda öğrenciler ile buluşmaktadır.

Şiir, deneme, roman, hikâye ve çocuk kitapları kaleme alarak üretken bir isim olan Müştehir Karakaya daha çok şair kimliğiyle ön plana çıkmıştır. Onun şiir macerasının şekillenmesinde İstanbul önemli bir ayrıntıdır. Şiir ve düz yazıları; Mavera, Dâvâ, Bu Meydan, Kardelen ve Hazan gibi süreli yayınlarda yayımlanmıştır. O, hayatı boyunca gurbette yaşamanın hüznünü yüreğinde taşıyarak, gurbete atıldıktan sonra sılaya duyduğu özlemi “Oralarda Bir Yerde Yüreğimi Bıraktım” diyerek bir çığlık hâline getirmiştir. Karakaya, şiire başlama yaşını ve niçin bu türde karar kıldığını şu cümlelerle dile getirmiştir: “Sanırım üç yaşındayken, öyle olmalı. Çünkü üç yaşıma kadar konuşamıyormuşum. Ailem bir köyden bir köye, bir yaz günü, at sırtında giderken, bir dağ yolunda, bir pınarın başında, sulak çayır ve çimenlerin arasında, kuşların öttüğü, çiçeklerin meltem esintisiyle şarkı söylediği, hayvanların oynaştığı bir demde… Ben, ‘anne baba güzeller’ diyerek yeryüzüne üç kelimelik bir şiir düşürmüşüm… O gün bugündür şiir görür şiir söylerim… Ama kâğıt ve kalemi keşfettiğimde oniki yaşındaydım… Kendim için şiir, vicdanım için şiir, kalitem için, öngörüm için, kültürüm için, bilgim için, üst kimliğim için, azdan çoğu yaratmak için, sırrım için, gizemim için, suskunluğum için, gidiyor oluşum ve kalıyor oluşum için… Yer için, gök için, Tanrı için, Tanrının özel kulları için… İmanım için, değerlerim için, değer verdiklerim için, kalbim için, bana verilen bu has durum için, ayrıcalığımın farkına varabilmem için yani…”

Anadolu, bütün yönleriyle onun şiir, roman ve öykülerinde kendini belli eder. O sadece Anadolu’nun sosyal yaşamını anlatmakla kalmaz, mitolojilerde yer eden Anadolu’yu da anlatır. Kurbani, onun şiirlerindeki mitolojik unsurlara vurgu yaparak şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Sizlere ismiyle, içeriğiyle birbirine uyumlu bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Epopeler. Taşra snat işçiliğinin gönüllü ve profesyonel fedakârı Müştehir Karalkaya’nın son şiir kitabının ismi. Yerden göğe tüm varları mitolojik olayların heyecanıyla anlatan ve mitolojik imgelerin bol bol kullanıldığı geniş yelpazeli bir şiir kitabı. Maddi sebeplerin bir araya getirdiği ince bir haleti ruhiye anlatısı.”

Her ne kadar şiirleriyle ön plana çıksa da Karakaya, yaşadığı coğrafyanın izlerini taşıyan roman ve hikâyeler kaleme almıştır. Tuşba’nın İncisi Semiramis (2012) ve Tuşba Yolunda (2014) onun kendi coğrafyasını ve tarihini harmanlayarak kurguladığı romanlardır. Yılmaz, Semiramis’i şöyle değerlendrimektedir: “Müştehir Karakaya’nın Van yöresindeki medeniyet tarihini konu edinen romanlarından Semiramis’te Urartu devletinin başkenti olarak imar edilen Tuşba anlatılırken, yazar anlatıcı tarafından yörenin taviri de yapılmış olur. ‘Doyumsuz gök denizin koyu maviliğiyle2 betimlenen göl çevresi, Prenses Semiramis’i kendine hayran bırakan doğa harikalarıdır. Baharın gelmesiyle birlikte kaleden çıkan Prenses, ‘göl kenarı boyunca uzanan’ ve yeşilin her tonunun cirit attığı bağlara’ dinlenmeye çekilir. Burada ‘şarıl şarıl sular akar, alabalıklar bu sularda, ceylanların ormanda mutlu ve huzurlu oynaştıkları gibi oynaşır.’, ‘türlü türlü kuşlar aralıksız şakır.’ Yörenin çoğunlukla imgelerle verildiği bu romanda deniz olarak isimlendirlen Van Gölü ve çevresi ‘birkaç koldan gürül gürül akan dereleriyle’ cenneti çağrıştırmaktadır.” Mazlum Halepçe (1991) roman tarzında oluşturulmuş eserdir ve Karakaya, Halepçe katliamının mahzun ve masum hikâyesini akıcı ve duru bir üslupla aktarmıştır. Kahramanların ve şehirlerin isimlerinin sembollerle ifadesi olan Dört Şehir Dört Kapı (2016), yaşanmış bir aşk hikâyesinden hareketle kurgulanan çağdaş bir aşk masalıdır.

Karakaya’nın eserlerinin pek çoğunda da kendi yaşamından izler bulunmaktadır. Bunu verdiği bir söyleşide şöyle dile getirmektedir: “Benim yazdıklarım zaten benim izdüşümlerim. Kimisi iyi yemek yediği için iyi bir şiire düşebilir, iyi koştuğu için koşunun şiirini, ağlayabildiği için ağlamanın rüştünü, vurduğu için kol gücünün izini görebilir yaptığı işte. Sanırım kim neyle meşgulse onu yazıyor… ” Nesir ve nazım türünde başarılı eserler veren Müştehir Karakaya, yazı serüveninde çocukları ihmal etmemiş; çocuklar için Düşlerin Kıyısına (1997), Irmak (1997), Ay Bölündüğü Gece (1997), Çocuk, Hüzün Ve Ölüm (1997) ve Kırmızı Gül (1997) adlı çocuk kitaplarını kaleme almıştır. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Müştak Erenus Kimdir? Hayatı, Eserleri

13 Eylül 1915 yılında Şam’da dünyaya gelen Müştak Erenus, 4 Kasım 2002 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Tam adı Müfehham Müştak Erenus’tur. Şükriye Hanım ile şimendifer makinisti Hüseyin Lütfi Erenus’un oğludur.

Haber Merkezi / Kadıköy İtalyan İlkokulu ve Beyoğlu İtalyan Ortaokulu’ndan sonra Haydarpaşa Lisesi’ni ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi (1940). 1998’e dek İstanbul’da avukatlık yaptı. PEN Yazarlar Derneği ve Nâzım Hikmet Vakfı üyesi olan Müştak Erenus, yazar Bilgesu Erenus’la evliydi.

İlk şiiri 1948’de Yücel dergisinde çıktı. İmzası bu dergide çokça görüldüğünden “Yücel Şairi” olarak anıldı. Şiirlerini Yeni Türk, Kaynak, Şadırvan, Yurt, Sanat Emeği, Yazko Edebiyat, Varlık ve Broy dergilerinde yayımladı. İlk şiir kitabı Şiirler’i 1965 yılında çıkardı. Bu kitabı sırasıyla Ölmeye Vakit Yok (1976), Duyuru (1979), Çağırın Gidenleri (1987), Sermaye Destanı (1989), Kalk Geleceğe Oturdun (1991), Önce Umut Vardı (1995) adlı kitapları takip etti. Toplu şiirlerini Taşlı Yazı (1995) ve Bu Günler (2000) adlı kitaplarında bir araya getirdi.

Şiirlerinde yakın çevresinde yaşadığı günlerin olaylarını gözlemlemeye ve yansıtmaya çalıştı. Sennur Sezer’in tespiti ile Müştak Erenus’un şiirleri 1960’lı yıllardan itibaren insancıllıktan, toplumsal eleştiriye ve toplumcu gerçekçiliğe yöneldi. Şiirlerinde abartısız, yalın ve samimi bir dil kullandı. Seyyit Nezir, Müştak Erenus’un şiirleri ile ilgili şu tespiti yapar: “Müştak Erenus, yarım yüzyıldır sulu sözcükler kullanmadan dobra bir hümanizmle yalana, çirkefe, halk düşmanlarına karşı şiirin yalın ve tok sesini umut ve cesaret alarak hep ama hep yükseltmesini bildi.

İnsanın doğadaki her şeyin yanı sıra ürettiklerini ve toplumsal ilişkilerimizin ürünü nice duyguyu, düşünceyi, hepsinin ötesinde sevgiyi bile salt kendinin kılma, edinme, başkalarından alıkoyma körlüğünü tek dizede, hiçbir sözcük oyununa başvurmadan yüzümüze haykırır.” 1997 yılında “Memetçik Memet” adlı bir şiir kaseti çıkaran Müştak Erenus, hatıralarını 1991 yılında Körbeyazı Sordu adıyla yayımladı.

Paylaşın

Müslüm Yücel Kimdir? Hayatı, Eserleri

1969 yılında Şanlıurfa’nın Bozova İlçesine bağlı Sızan Köyünde dünyaya gelen Müslüm Yücel, ilk ve ortaöğrenimini tamamladıktan sonra gazetecilik yaptı. İlk şiiri 1983’te Tomurcuk adlı okul dergisinde yer aldı.

Haber Merkezi / Müslüm Yücel, sonraki yıllarda ürünleri Anzılha, kendisinin çıkardığı Halay (1991-92, 13 sayı) ile Evrensel Kültür, Anadolu Ekini, Karşı Edebiyat, Ayrım, Yarın, İnsancıl dergilerinde yayımlandı. Suruç adlı öyküsü ödüle değer görüldü.

Eserleri;

Şiir; Kalbimizin Kuyusunda Kardeştir Yaralarımız (1994), İpekyolu (1995), Ölü Evi (2004).

İnceleme; İbrahim ve Harran Gizemi (2000).

“Gazele”

Gazele… hayatıma bir kır ekle
Çöz beni dağların ipiyle, ırmaklara kat
Suskun çay, kanayarak durulansın sende
Kalmanın tadı, gitmenin ağrısıdır. Gazele
Ayrılık geliyor, aşkı öğretiyor bize

Gazele… şiire yakışan, şairi yakan, bakışın
Sunağında kaç kurban. Dönüp durduğum
Cehennemin ağzında köpükten bir ay
Beyaz yakıyor geceyi, sen gelmesen de ayak
Seslerin gelsin yeter diyor Rabia hatun

Gazele toprak tel gibi ses taşıyor, kulağımda nal sesleri
göz kapaklarımı indiriyor uyku, uyu bir yılan biçiminde
Belli değil, bir kalbe dönüp yandığın kimin göğsünde
Sesin kayalara çarpıp dönecek mi geriye?
Metruk bir şarkı, simli bir kovukta yineliyor seni yine

Gazele, sevgilim annesinin yüzünü düşürdü yüzünden
Düze indi. Bir dilim daha olsa neler söylemem.
Hiçliğim bile bir şey anlatmıyor.Ağlıyor, göz yaşları
Kahkahadan öte geçmiyor kalbinde, Kalbi
Toprağa karışımş, kara bir gölgeyi çekiyor üstüne

Nereye dönsem bir sus ku dağı, bir çöl. Kalbimden
Geçen yolları siliyor bir karınca. Hayatım ki dudaklarımın
Arasında. Nereye dönsem bir kaya yüzümü yalayıp
Geçiyor. Sonsuz bir uyku, uyku bir kuyu.
Ne kadar uyusam, o kadar kanatıyor beni su

Anneler çocuklarını asıyor, balkon iki kere yıkanmış
Çamaşır kokuyor. Gazele, desem ki yağmurlar dindi
Desem ki kendini dünya ile örten insan çıplak ve evler
Odalara bölündükçe, bileğe yakın bir el kaldı.
Desem ki korku bitti, anneme benzeyen yüzün yok artık

Gazele, sır çözüldü, perdelerden döküldü sabah
Tanıdın beni, gözlerinle soydun gözlerimi. Gözlerin
Ateşten güller gibi açıldı geceye. Nice kelebek oldum
Döndüm, dudaklarının denizinde. Bir masal gibi
Dinledin beni, bir masal gibi unutuyorsun şimdi

Yüzün kaplan derisi çöl, yüzüm kanın yüzdüğü
Et parçası. İnsan derisinden yüzüme kurduğun çadır
Öldüğüm kulağımdan gitmeyen kahkahayla söküldü
Dallardan boğazıma uzandı bir sürgün, bir sürme dedim
Gazele bütün dünya sensiz yaşayacak, sessizdir kül..

Ruhum gecelerin, kör kuyuların, zamanın Gazele
Esirler sevemez, adım toprakla örtülmüş bir su cesedi
Bir ahu ölüsü, bir avcı diri, bir kök mezarlık,
Bir mezarlık bekçisi, Gazele, dayanamaz, beni de.
Eritir içine sindiğim et ve kemik, terimle mühürlendi derim

“Harran”

Bedevi bir yalnızlıktır beni saran çöl
Kitabelere sığmayan dövmelerdir inimdeki gurbet
Gitsem Kerem’in külü savrulur,akıl esir kalır ruha
Sussam sabahları kararır bütün sokakların
Çamurlu bir ayna gibi yayar kendini zaman

Çokça ayrılık sığar ölüme
Bir canda yüz bin beden çırpınır
Suyun yüreği ateşin sesiyle birleşir
Toprağın kalbi durur
Çığlıklar diken üstünde, sesler gömülmüştür
Gece serilmiştir çöle.Güneşe mayın
ömrümüze buğday ekilir
Harran yeşilinde soyulmuş bir şehirdir şimdi yeraltında
Gölgesinde ruhlarımız ayrılır ve tarih kendini yanıltan
bir bellektir burda.
Tapınakların rahminde tanrıların hücresi
Yere inen krallar, biçim değiştiren yüzler
Ve her karesi insanın yenilgisi olan dua
Sin yüzünü kapatır, acem sırtında taşır kendini,
zerdüşt kovulur yurdundan
Çöl biter…yol başlar
Uygarlık adına demiryolları… çeliğin ihaneti
Savrulan gün…Ay’da şeytanın surat buruşması
harelenen insan… ve artık gülyağı minarelerin harcında
her dilde sussan esrik bir köle çığlığıdır Harran.

Ah okusan… konuşan sesim olsan, dursan
Gölgesi olsan gidenlerin:Harran
Sen yüreğimden çıkmış gibi sırılsıklam.

Paylaşın

Müslüm Danaoğlu Kimdir? Hayatı, Eserleri

23 Haziran 1982 yılında Gaziantep’in Nizip ilçesine bağlı İntepe Köyü’nde dünyaya gelen Müslüm Danaoğlu, ilk ve orta öğretimimi Nizip’te tamamladı. 2005’te Abant İzzet Baysal Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü’nden mezun oldu.

Haber Merkezi / Şırnak’a atanan Müslüm Danaoğlu, halen Cizre’de bir ilköğretim okulunda Türkçe öğretmeni olarak görev yapmaktadır.

Yazın dünyasına şiirle giriş yaptı. Şiirleri; Londra Olay gazetesi, Kalem, Şehir, İkindi Yağmuru, Andız, Mavi, Mavi Ada, Aylak Mavi Dünya, Çalı, Anafilya, Afrodisyas sanat, Akademi Gökyüzü, Mavi yaren, Taflan, Bireylikler, Su, Tekne, Sunak, Ortanca, Yazılıkaya Şiir Yaprağı, Mühür, Denizsuyu Kasesi gibi dergilerde yayımlandı. 2008’de Küçükkuyu Ulusal 1. Zeus Şiir Yarışmasında “Kırağı Çalmış Tenin” adlı şiir dosyasıyla ikinci oldu.

“Ben darağacında aşk”

Kirpiklerimde ısladım seni

Şakağından vurgun
Varoş gecelerin
Düş mezarlığına borçlandım
Ben bir kırlangıçtım ve narin
Göçlerime geç kaldım

Bedenime yas-ladım seni

Yatağından durgun suların
Kuytularına çağrıldım
Ben bir balıktım ve denizlerin
Gözyaşlarıyla boğuldum

Gömleğime ilikledim hançerini

Yükünden yorgun harflerin
Avuçlarıyla dilendim
Ben bir sözcüktüm ve derin
Anlamımda kirlendim

Harflerime astım kendimi:
A
Ş
K…

“Kuşlar geldiğinde seninle öleceğim”

-kuşlar geldiğinde seninle öleceğim- bir gün gözlerimin içine kibrit çöpü atıp yakacağım göz kapaklarım saçlarının siyahına gömülecek beni kirpiklerine yazdığında kirpiğinin her teli divit olacak yüreğime bütün alfabeleri, harfleri, bütün bedenleri dolaşıp senin şiirini yazacağım ruhuma mandallayacağım seni hafifliğin kadar kırılgan yaktığın kadar kutsal olacaksın bileceğim göz çukurlarımda ateşinle yüzümü yıkayıp ürpereceğim temizleneceğim, temizleneceğim ahhh! şiirime karışacak ellerin kalsın! hep kalsın ama dinle ben gökyüzünde ayı ikiye böldüm gözlerimle uykusuz yastıklar büyüttüm şafak vaktine ama sakııııın üzülme çünkü sen çünkü sen yağmur kuşlarını beklemesin çünkü ben raylarımda çarpışan trenlerin vagonlarından savrulan kaçak yüzlere sığınma hakkı vereceğim ancak tanrılar ağlar cehennemine bilirsin ben ki göz yaşlarımı içerek bitireceğim ve daktilomu asıp tavana intihar süsü vereceğim ve buna güleceğim ve çiçeklere su verecek ve avuçlarında kasımpatılar besleyeceğim ve jiletler öldüreceğim sakalımda ve melekler kuytularımda… ve sonra gideceğim biliyorsun en kör karanlıklara düşeceğim üzerine çalı çırpı serdiğim kuyuların tuzağına ve sen sevgilim sen yağmur kuşlarını beklemelisin biliyorsun ancak kuşlar geldiğinde bütün kuyularımı bir bir gömüp toprağa yalnız senle ölebilirim

“Melami yalnızlıkları”

-kalbime gömülmeli
aşka inat mugaylan dikeni-

yüzüm yılların bağrından koparıp hüzünleri
usulca bırakırken aynaya
ütopik düşlerimin
idam sehpası kurulurdu odama.

alfabetik olmayan harflere kanardım.
kinle bakardım kadeh tokuşturduğum boşluğa.
ahh! Melami yalnızlığım
gece yarısından sonra ağlama!

üşürdüm
üşürdüm ve ellerim
çaydanlığın titrek buğusunu boğardı ey Serena!
gamzelerimden başka çukurlar da varmış
anladım gözlerine bakınca.

dinle Serena!
dünyada
tek kişilik halaylar da olabilirdi
bir kitap elbette sondan okunabilirdi
bunu unutma.

ve hatırla:
sesin yeryüzünün en tiz çığlığı olunca
haykırmalar sona ererdi
çünkü acının
vakti dolardı Serena!

bekle
sabırla…

Paylaşın

‘Türkiye Mart’ta Baskın Seçim Görebilir’ İddiası

Düşük faiz ve yüksek kura endeksli yeni ekonomik modelde ısrar eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk Lirası günden güne dolar karşısında eridiği süreçte ekonomik darboğazdan kurtuluşun tek reçetesi olarak erken seçimi savunan muhalefete “Kur korumalı TL Vadeli Mevduat” açıklamasıyla karşılık verdi.

DW Türkçe’den Hilal Köylü’nün haberine göre; Erdoğan, yeni düzenlemeyi “yeni bir finansal alternatif” olarak niteleyip, Türk lirasını döviz karşısında koruyacaklarını duyurdu. Öyle ki bu ürün, Türk Lirası mevduat hesaplarının getirisinin, döviz getirisi altında kalması durumunda aradaki farkın vatandaşlara ödeneceğini öngörüyor.

Erdoğan’ın açıklamasının ardından Türk Lirası hızla değer kazandı ve 18,36’ya kadar yükselen Dolar /TL kuru 12,30 seviyesinin altını gördü. Dolar/TL kurunun hangi seviyede, ne kadar süreyle kalacağı bilinmezliğini korurken Erdoğan’ın bu çıkışının arkasında bir seçim planı olup olmadığı, Türkiye’nin Haziran 2023’ten önce bir seçime gidip gidemeyeceği tartışması yeniden alevlendi.

Erdoğan’ın yeni paket çıkışını bir çeşit seçim yatırımı olarak gören siyaset bilimciler ve kamuoyu araştırmacıları, Türkiye’nin bir erken seçime gideceği öngörülerini kuvvetlendirdi. MAK Danışmanlık Şirketi sahibi, kamuoyu araştırmacısı Mehmet Ali Kulat bu öngörüyü daha ileri bir noktaya, “baskın seçim”e taşıdı.

Erdoğan’ın çıkışlarının siyasi boyutlarını değerlendiren Kulat, Türk Lirası mevduatlarının döviz kurları karşısında korunmasına dönük yeni ekonomik kararların muhalefetin yüksek döviz kurlarını işaret edip “Türkiye yönetilemiyor” eleştirilerinin yükseldiği bir döneme denk geldiğine dikkat çekiyor.

Kulat, “Uzunca bir süredir tamamen kontrolsüz gelişen döviz fiyatları ve piyasanın sahipsiz görünümü muhalefete ciddi bir alan açmıştı. Muhalefet sahada ciddi bir şekilde ‘Türkiye’de yönetici yok. Yönetim yok. Ekonomi tamamen başıboş’ izlemini oluşturuyordu. Bu algı da ciddi şekilde toplumda karşılık bulmuştu” diyor.

“Ekonomik kurtuluş savaşını kazandığı imajı yaratabilir”

Son dönemde sadece MAK tarafından değil Metropol, KONDA, PİAR başta olmak üzere tüm kamuoyu araştırma şirketlerinin yaptığı anketlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oyları ortalama yüzde 35’e, AKP’nin oy oranı da yüzde 30’lara kadar gerilemiş olarak gösterildi. Araştırma şirketleri bu gerilemenin nedenini de ekonomide yaşanan krize bağladı.

Doların ateşinin bir türlü düşürülemediğini siyasette, ekonomide, sokakta doların 25 lirayı bulacağına dair hesaplar yapıldığını hatırlatan Kulat, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu hesaplardan etkilenip de yeni finansal alternatif açıklamak durumunda kaldığını düşünüyor. Kulat, “Cumhurbaşkanı Erdoğan ekonomiyi doğrudan yönetiyor ve belli ki bu süreçte boş durmamış, Türk Lirası mevduatlarını döviz karşısında nasıl koruruz diye bir sistem geliştirmiş” diyor.

Kulat’a göre Erdoğan’ın dövize çevrili mevduat sistemi açılımını Türkiye’yi bir baskın seçime götürmek için kullanma ihtimali var. Kulat, “Erdoğan, üç-beş ay süren bir istikrar çıkartabilirse buradan, emeklilere ve memurlara enflasyonun üstünde bir maaş zammı verebilirse tıpkı 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonunu, 15 Temmuz darbe girişimini savuşturmasını topluma bir başarı olarak lanse ettiği gibi şimdi de ekonomik kurtuluş savaşını kazandığı imajı verebilir. Türkiye; baskından da baskın Mart’ta bir seçim görebilir” öngörüsünde bulunabiliyor.

“Döviz düştü diye toplum mutlu olmuş değil”

Peki Erdoğan’ın dövize çevrili mevduat sistemiyle ekonomide istikrar yakalaması mümkün mü?

Kulat, bunun zamanla anlaşılacağını söylese de, bu kez Türkiye’de bambaşka bir sorun yaşandığına dikkat çekiyor:

“Türk Lirası eriyordu. İnsanlar, tabiri caizse kefen parası olarak biriktirdiği parayı, emekli maaşını, üç-beş kuruş harçlığını dövize yatırdı. Şimdi mağdurlar. Zannedildiği gibi döviz düştü diye toplum mutlu olmuş değil. Toplumu mutlu eden, istikrardır. -Siz paranızı TL’de tutun, paranızı çekmek istediğiniz zaman reel dövizin karşılığı para veririm size- diyen bir sistem var karşımızda. Bu sürdürülebilir bir durum değil. Türkiye adı konmamış bir seçim ortamına girdi zaten. Bütün kamuoyu anketleri AKP’nin kaybetme ihtimalinden söz ediyordu ki, Erdoğan kritik bir hamle yaptı.”

Paylaşın

Trabzonspor Kazanmasını Bildi

Süper Lig’in 18. haftasında Trabzonspor ile Altay, Alsancak Mustafa Denizli Stadı’nda karşı karşıya geldi. Trabzonspor, 1-0 geriye düştüğü karşılaşmayı 2-1 kazanmayı bildi. Böylede Trabzonspor, kritik bir maçı daha kazanmış oldu.

Haber Merkezi / Altay’ın tek golünü 33. dakikada Cebrail atarken Trabzonspor’un gollerini ise 51. ve 88. dakikalarda Cornelius attı. Bu sonuçla Trabzonspor 14’üncü galibiyetini alarak 45 puana ulaşırken, 3 puan özlemi 11 haftaya yükselen Altay 18 puanda kaldı.

Karşılaşmadan dakikalar;

3. dakikada sol kanattan ceza alanına giren Djaniny, sağ ayağıyla sert vurdu, kaleci Lis topu kurtardı. 5. dakikada savunmadan seken topu ceza sahası dışı sol çaprazında önünde bulan Hamsik sağ ayağıyla sert vurdu, top kaleci Lis’te kaldı.

6. dakikada sol kanattan yüklenen Trabzonspor’da Djaniny’in pasıyla ceza sahası dışı sol çaprazında topla buluşan Hamsik, kaleye şutunu gönderdi ancak kaleci Lis topu kurtardı.

21. dakikada sağ kanattan atak yapan Altay’da Pinares’in ortasına ceza sahası için kafa vuruşu yapan Bamba’nın şutunda kaleci Uğurcan topu uzanarak çeldi. Pozisyonun devamında savunma topu uzaklaştırdı. 26. dakikada Altay serbest vuruş kazandı. Yaklaşık 30 metreden kullanılan serbest vuruşta Murat direkt kaleye vurdu, kaleci Uğurcan köşeye giden topu kornere çeldi.

33. dakikada sağ kanattan yüklenen Altay’da Poko’nun pasıyla topla buluşan Cebrail Karayel, ceza sahası sağ çaprazından topu kaleye gönderdi, meşin yuvarlak sol ve üst kale direğinin birleştiği noktadan ağlarla buluştu (1-0).

48. dakikada Trabzonspor atağında Trondsen ceza sahasına soldan girdi ortasını yaptı savunma topu kornere gönderdi. 51. dakikada Cornelius attı Trabzonspor beraberliği yakaladı. Orta alanda topla buluşan Bakasetas, sol çaprazdan ceza sahasına pası aktardı. Penaltı noktası üzerinde Cornelius gelişine falsolu vuruşuyla topu ağlara gönderdi (1-1).

53. dakikada Trabzonspor ikinci gole çok yaklaştı. Djaniny’nin pasını kontrol eden Abdülkadir Ömür ceza sahası dışından topu havadan savunma arkasına gönderdi. O bölgeye hareketlenen Djaniny ceza sahası içinden tek vuruşu yaptı fakat top üstten auta çıktı. 58. dakikada bu kez de Altay gole yaklaştı. Poko ceza sahası dışı sol çaprazından sağ ayağının üstüyle vuruşunu yaptı, üst direğe çarpan top auta çıktı.

68. dakikada Hamsik orta sahadan kaleci Uğurcan’a geri pas gönderdi, kısa düşen topa Kappel hareketlendi fakat Uğurcan kalesinden çıkarak topu son anda uzaklaştırdı. 76. dakikada orta alandan rakibinden topu kapan Kappel, yaklaşık 50 metre top sürerek ceza sahasına girdi, topu sağına çekip şut atan Kappel’in pozisyonunda meşin yuvarlak sağ kale direğinin yanından az farkla auta çıktı.

80. dakikada orta alandan yüklenen Altay’da ceza sahası içerisinde Poko’nun pasıyla kaleciyle karşı karşıya kalan Bamba, şutunu attı ancak kaleci Uğurcan topu kurtardı. 88. dakikada orta alandan yüklenen Trabzonspor’da Koita’nın pasıyla kaleciyle karşı karşıya kalan Cornelius, yerden vuruşla kalenin sağından topu ağlara gönderdi  (1-2).

Stat: Alsancak Mustafa Denizli

Hakemler: Ali Şansalan, Serkan Ok, Kemal Yılmaz

Altay: Lis, Cebrail, Murat, Thiam, Naderi, Poko, Zeki, Pinares (Paixao dk. 90+1), Kappel, Rodriguez (Rayan dk. 90+1), Bamba

Trabzonspor: Uğurcan, Peres, Edgar (Hüseyin dk. 85), Denswill, Trondsen (Koita dk. 79), Siopis (Bakasetas dk. 46), Berat (Dorukhan dk. 46), Hamsik, Abdülkadir Ömür (Ahmetcan dk. 90+2), Djaniny, Cornelius

Goller: Cebrail (dk. 33) (Altay), Cornelius (dk. 51 ve 88) (Trabzsonspor)

Paylaşın