‘Mükemmel Şekilde Korunmuş’ Dinozor Embriyosu Bulundu

Bilim insanları tıpkı tavuk gibi yumurtasından çıkmaya hazırlanan bir dinozorun mükemmel bir şekilde korunmuş embriyosunu bulduklarını duyurdu. Çin’in güneyindeki Ganzhou bölgesinde keşfedilen embriyonun 66 milyon yaşında olduğu tahmin ediliyor.

BBC Türkçe’de yer alan habere göre; Baby Yingliang adı verilen dinozorun dişsiz bir Teropod dinozoru veya Oviraptorosaur olduğu düşünülüyor. İki ayağı üzerinde yürüyen Teropodlar kısa ön bacaklı ve uzun arka bacaklı dinozorlar olarak tasvir ediliyor.

Yumurta hırsızı kertenkeleler anlamına gelen Oviraptorosaurs, günümüzden 66 ila 100 milyon yıl öncesinde Kretase döneminin sonlarında, bugün Asya ve Kuzey Amerika kıtaları olarak bilinen bölgelerde yaşayan tüylü dinozorlardı.

Araştırmacı Dr. Fion Waisum Ma, bunun bugüne kadar bulunmuş “en iyi dinozor embriyosu” olduğunu söyledi.

Keşif, dinozorlar ve modern kuşlar arasındaki bağlantının daha iyi anlaşılmasını da sağlıyor. Fosilde embriyonun kıvrılmış bir pozisyonda olduğu görünüyor. Bu pozisyon, kuşların yumurtasından çıkmadan hemen önceki duruşuyla aynı.

AFP haber ajansına konuşan Dr. Ma, ”Modern kuşlardaki bu davranış ilk olarak dinozor atalarından kaynaklanıyor ve kuşların onlardan evrildiğine işaret ediyor.” dedi.

Araştırma ekibinden Paleontolojist Prof. Dr. Steve Brusatte, Twitter’da, “bunun hayatı boyunca gördüğü en etkileyici dinozor fosili olduğunu ve embriyonun, yumurtasından çıkmak üzere olan bir dinozora ait olduğunu” belirten bir paylaşım yaptı.

Baby Yingliang, başından kuyruğuna 27 cm uzunluğunda ve 17 cm uzunluğundaki bir yumurtanın içinde kıvrılmış pozisyonda yatıyor. Yumurta Çin’deki Yingliang Stone Doğal Tarih Müzesi’ne getirildi.

İlk olarak 2000 yılında keşfedilen yumurta on yıl boyunca saklandı.

Müzede inşa çalışmalarının başlamasıyla eski fosillerin yeniden sınıflandırılması gerekti. Araştırmacılar ancak o zaman yumurtayı tekrar ele alıp, içinde bir embriyo olabileceğinden şüphelendiler.

Dinozorun vücudunun bir bölümü hâlâ kaya ile kaplı ve araştırmacılar ileri tarama teknikleriyle iskeletinin tam görüntüsünü elde etmeye çalışıyor.

Paylaşın

Bakan Koca: Turkovac Acil Kullanım Onayı Aldı

Bakan Koca, yerli koronavirüs (Kovid 19) aşısı Turkovac’ın bugün itibariyle acil kullanım onayı aldığını ve de üretimine başlandığını duyurdu. Koca, “Gelecek hafta sonu aşımız kullanılabilir olacak” dedi.

Haber Merkezi / Bakan Koca, Şanlıurfa Organize Sanayi Bölgesi’ndeki bir laboratuvarda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın online katıldığı programda yaptığı konuşmada, milletin beklediği müjdeyi vermekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

“Yerli inaktif Kovid 19 Turkovac aşımız bugün itibariyle acil kullanım onayı almış durumda” ifadesini kullanan Koca, şunları belirtti:

“Üretime bugün itibariyle başlamış olduk. Sayın Cumhurbaşkanım, bugün Şanlıurfa’da üretim yapılan merkezlerimizden birindeyiz. 50 yıl sonra Türkiye hücreden başlayarak Türk bilim insanlarımız tarafından yüzde 100 yerli olarak geliştirilen bir aşıyı geliştirmiş olduk. Aynı zamanda 24 yıl aradan sonra, yerli aşımız üretilmiş oluyor. Böylece Covid-19 aşısı üreten bugün itibariyle 9 ülkeden biri olduk.

Şu an dolum tesislerinin olduğu alandayız. Şu an dolum, etiketlenme ve ambalajlanma olan noktadayız. Dolum tesislerinde dolumu, etiketlenmesi ve ambalajlanması burada yapılıyor, üretim başlamış oldu. Sayın Cumhurbaşkanım, işaret ettiğiniz üzere yıl bitmeden acil kullanım onayı ve üretimi Turkovac’ın başlamış oldu. Bu başarı liderliğinizde bütün milletimizin başarısıdır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan da törende yaptığı konuşmada, “Salgın döneminde maske başta olmak üzere elimizdeki tıbbi malzemeleri paylaştık. Diğer yerlerden aldığımız aşılardan bir kısmını da dost ülkelere gönderiyoruz. Turkovac’ın üretimiyle birlikte aşımızı tüm insanlıkla paylaşmaktan memnuniyet duyacağız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Meral Akşener: Düşün Artık Bu Milletin Yakasından

Partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, “Emekliler, kadınlar çok yorgun! Senin yüzünden, artık çocuklar bile yorgun! İnsanlarımızın sabretmeye gücü de, mecali de kalmadı. Ayıptır günahtır. Bu büyük millete, böyle zulüm yapılır mı? Düşün artık bu milletin yakasından! Yazıktır günahtır” dedi.

Haber Merkezi /  Akşener, konuşmasında, dolar kurunda yaşanan düşüşe de değinerek, “Madem kur düştü, madem artık uçuyoruz; o zaman hemen, doğal gaz ve elektrik fiyatlarını düşürün. Hodri meydan” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sözlerine Maraş Katliamının yıldönümünü anarak başlayan Akşener, “Memleketimizde kavgayı ve nefreti körükleyenlere, bir daha fırsat tanınmasın” dedi.

İYİ Parti Lideri Akşener, konuşmasının devamında özetle şunları söyledi;

“Ülkemizin şartlarını göz önüne alarak, önerimizi geliştirdik, iktidarla paylaştık. Dedik ki; asgari ücreti, 4 bin lira yapın. Devlet eliyle, 555 lira vergi muafiyeti sağlayıp, işverenin yükünün, bir kısmını da omuzlayın. Sonuçta ne oldu? Asgari ücret, 4253 lira oldu. İşveren maliyetinin, 450 liralık kısmını da, devlet üstlendi. İşçilerimiz de, zam oranını olumlu buldu. Yani, İYİ Parti’nin makul siyaset anlayışı sayesinde, kazanan milletimiz oldu. Demek ki neymiş, muhalefete kulak verildiğinde, kıyamet kopmuyormuş. Demek ki neymiş; muhalefete kulak verildiğinde, iyi şeyler oluyormuş.

Hep söylediğim gibi, bizim çözümlerimiz, projelerimiz, miri maldır. Alsınlar kullansınlar. Yeter ki milletimize faydası olsun. Yalnız; milletimizin bu kazancının, ne kadar süreceğinden endişe duyuyoruz. Bu yüzden, bazı önemli itiraz noktalarımız, ve bazı tamamlayıcı önerilerimiz var. Şimdi bu arkadaşlar, belli ki farkında değiller ama, kendi elleriyle yol açtıkları, yüksek enflasyon yüzünden, açıklanan asgari ücret artışı, 4 ayda eriyecek. O yüzden biz, İYİ Parti olarak; üç ayda bir, asgari ücrete güncelleme yapılmasını, ve çalışanımızın emeğinin, enflasyona karşı korunmasını öneriyoruz.

Ayrıca; daha önce söyledim, şimdi de tekrar ediyorum: Verimliliği arttırmadan yapılan, enflasyon sarmalı neticesinde gelen ücret artışları, refahı arttırmaz. Üstelik hane halkı, özel sektör, ve kamunun, mali dengelerinde de bozulmaya neden olur. İktidarın izlediği mevcut yol, çok kısa bir süre içinde, enflasyonu arttırarak asgari ücret zamlarını eritir.

Buradan iktidardakilere seslenmek istiyorum. Eğer gerçekten bir refah artışı sağlamak istiyorsanız işe; hayat pahalılığını azaltmakla, yani enflasyonu düşürmekle başlayın. Eğer gerçekten bu millete nefes aldırmak istiyorsanız işe; ilçe ziyaretlerimde kulağıma, “15 gündür yemek pişiremedim” diye fısıldayan, kadınları dinleyerek başlayın. “Şükür fakirin ekmeğidir” diyerek sabreden, Anadolu insanını görerek başlayın. “Siftah yapmadım” diyen esnaf sayısını, dikkate alarak başlayın.”

“Sevimli hayalet gibi, orada değilmiş”

Maalesef Sayın Erdoğan, milletimizin dertlerini bırakıp, Afrikalı gençlerin dertlerinin peşine düşmüş. Biliyorsunuz kendisi, birkaç gün önce Afrikalı gençlerle buluştu. Mozambikli bir genç kızın sözleri, Sayın Erdoğan’ı derinden etkilemiş… Ne demiş o genç? “Daha adil bir dünya istiyorum.” demiş. Hiç reklam kokmayan bu hareketten, Sayın Erdoğan da, derinden etkilenmiş. Pek bir duygulanmış… Yani; “Adil bir düzen” isteyen, milyonlarca gencimizi, itip kakan, hatta hızını alamayıp, terörist ilan eden, gerçek bir gönül insanı, adeta bir sevgi pıtırcığı olan Sayın Erdoğan; Afrikalı bir genç kız, daha adil bir dünya isteyince, çok duygulanmış… Yazıııık. Kıyamam… Ekonomi yangın yeri. Sayın Erdoğan, Mozambikli gençlerin derdine düşmüş… Şu ciddiyetsizliğe bir bakar mısınız? Milletine yabancılaşmış, şu yönetim anlayışına bir bakar mısınız?

Bu garip tavır yetmiyormuş gibi, kendisi, iki gün önce de çıktı ve bir açıklama yaptı, dedi ki; “Başbakanlığım döneminde, döviz rezervini, 135 milyar dolara çıkardık, ama daha sonra, bir düşüş yaşandı. Ben o sırada yoktum, Cumhurbaşkanıydım.” Evet, yanlış duymadınız, aynen böyle dedi. Arkadaş, “sevimli hayalet Casper” misali, o sırada orada değilmiş… Şu ibretlik psikolojiye bir bakar mısınız?

İki gündür saray medyasında, davul zurna eşliğinde, kutlama yapmayı biliyorsunuz. Madem kur düştü, madem artık uçuyoruz; o zaman hemen, doğal gaz ve elektrik fiyatlarını düşürün. Madem bu, büyük bir ekonomik başarı; o zaman, bu başarının nimetlerinden, şu zor kış şartlarında, milletimiz de yararlansın. Buyurun, hodri meydan.

Emekliler, kadınlar çok yorgun! Senin yüzünden, artık çocuklar bile yorgun! İnsanlarımızın sabretmeye gücü de, mecali de kalmadı. Ayıptır günahtır. Bu büyük millete, böyle zulüm yapılır mı? Düşün artık bu milletin yakasından! Yazıktır günahtır.”

Paylaşın

Demirtaş: Dışarıda Da İçeride De Siyasetçiyim

Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, HDP kapatma davası kapsamında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, kendisi hakkında siyaset yasağı istemesi üzerine, “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı siyaseti koltuk, makam, mevki ve parti üyeliğinden ibaret sanıyor olsa gerek ki, bana siyaseti yasaklayabileceğini iddia ediyor” dedi.

HDP’ye (Halkların Demokratik Partisi) yönelik kapatma davasında hakkında siyasi yasak istenen 451 siyasetçiden biri olan Selahattin Demirtaş, AYM Başkanlığı’na konuyla ilgili bir savunma dilekçesi yazdı. Başak Demirtaş’ın bugün kişisel Twitter hesabından paylaştığı dilekçe şöyle:

“Sayın Başkan, değerli üyeler,

“İddianameye karşı kapsamlı hukuki savunmayı avukatlarım Mahkemenize sunacaklar. Ben sadece, birkaç cümleyle düşüncelerimi arz etmek istiyorum.

“Kürt-Zaza”, “Müslüman”, “başı kapalı”, “yoksul” bir “kadın” doğurdu beni. Anamın bütün kimlikleri bu coğrafyada sorun olarak görüldüğünden, ben de benzerlerim gibi doğuştan ve mecburen siyasetçiyim.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı siyaseti koltuk, makam, mevki ve parti üyeliğinden ibaret sanıyor olsa gerek ki, bana siyaseti yasaklayabileceğini iddia ediyor.

Beş yıldan fazla süredir siyasi rehine olarak tutulduğum yüksek güvenlikli bir cezaevi hücresinde, beyaz bir plastik sandalyeden başka koltuğum da makamım da olmadı.

“Dışarıda da içeride de siyasetçiyim”

“Ancak yine de dışarıdayken ne kadar siyasetçiysem içeride de o kadar siyasetçi olduğumu rahatlıkla belirtebilirim. Siyaset yapmak için altın varaklı koltuklara ve saraylara gerek yoktur. Önemli olan nerede olduğunuz değil, yüreğinizin nerede ve kimler için attığıdır. Benim yüreğim her daim yoksul, emekçi halkımızın mazlum yüreğiyle birlikte atıyor. Halkımızın yüreğinin de benimle birlikte attığını biliyorum.

Bana siyaset yapma zeminini sağlayan en önemli etken de budur.

Şayet Mahkemeniz bana siyasi yasak getirirse kararın son cümlesi olarak şunu yazmanızı arz ve talep ediyorum:

‘Siyasi yasak getiriyoruz ama bir işe yarayacağından da emin değiliz.’

Kararınızın Türkiye toplumu ve ortak geleceğimiz açısından katkı sağlayıcı nitelikte, tarih önünde ve halkın huzurunda gururla savunacağınız şekilde olmasını diliyor, saygılarımı sunuyorum.”

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

Kirkor Yeteroğlu Kimdir? Hayatı, Eserleri

20 Temmuz 1950 yılında Malatya’nın Arapgir ilçesinde dünyaya gelen Kirkor Yeteroğlu, ilk öğrenimini Arapgir’de tamamladı. Akçadağ Öğretmen Okulunda okumak isteğini gerçekleştiremedi, ortaokul ikinci sınıftan ayrılarak yaşama atıldı.

Haber Merkezi / Şiirleri ve yazıları Afrodisyas Sanat, Agora, Agos, Agos/Kitap,  Ağın Düşün Sanat, Akatalpa, Alkım Sanat, Amatör Sanat, Anafilya, Arapgir Postası, Birgün, Çağdaş Türk Dili, Damar, Dize, E, Edebiyat 81, Eski, Evrensel Kültür, Gazete Kadıköy, Güğüm(Gördes), Güzel Yazılar, Haliç, İnsancıl, Kar, Karşı Edebiyat, Kıyı, Lacivert, Marmara, Nefes, Öğretmen Dünyası, Patika, Sanat ve Hayat, Surp Pırgiç, Şehir, Şiir Ülkesi, Tepte, Varlık, Yaba, Yalın Ses, Yasakmeyve, Yazıt vb. gibi dergi, gazete ve eklerinde yayımlandı.

Eserleri; Kırık Çan

“Dokundukça Hep Kış”

Ömrüm ilkgünden
Akşamüstü

Binyüzlüyüz şimdi
Irmaklar suskun

İğreti gülüçükler açmış
Yaşamın renginde
Saksılarda yapma çiçekler
Dokundukça hep kış

Boğuluyoruz sessizce
Çağ artığı kıyılarda
Saatler sanal zamana ayarlı
Sevginin kurma kolu kırık

Ütopya
Yenik bir düş kendi ülkesinde

“Kırık Düven Eski Türkü Dedem”

Son yaprağıydı ağacın
Gövdesinde onulmaz sızı
Bin dokuz yüz üçte baktı dünyaya
Göçüşü ilk haziranı ikinci binyılın

Omzunda taşımıştı çocukluğumu
Geçerken Karasu ırmağını
Kanatlarında boy vermiş
Gençliğim keven..

Kızgın öğle güneşi
Öterdi ardıçkuşu
Hayatı derin yarıklarda

“Hançer ucunda coğrafya”

Kır kokuları soluğumuzu yakınca
Silvan sarardı düşlerimizi
Gölgeli avlular, parke sokaklar
Viran evleriyle Hançepek*
Hançer ucunda coğrafya

Taşımıştın çocukluğunu
Kentlerin yalnızlığına
Sinmişti kimliğinin kıyısına
Mutsuz bir göçebelik

Alaca bir suskunlukta
Durmuştu yürek saati

Solgun bir nergistim Karacadağ’da
Yakamda kınalı bir güvercin
Tenimde yangın izi

*Diyarbakır’da Ermeni Mahallesi

Paylaşın

Koray Feyiz Kimdir? Hayatı, Eserleri

9 Mayıs 1961 yılında İstanbul’un Üsküdar İlçesinde dünyaya gelen Koray Feyiz, KTÜ ve ODTÜ’de Mühendislik-Şehircilik lisans ve yüksek lisans öğrenimi gördü. “Şehir Psikolojisi” konusunda doktora tezini tamamladı. Doçentlik tezi üzerinde çalışıyor.

Haber Merkezi / İlk şiiri; Varlık dergisinde 1987 yılında yayımlandı. Varlık, Adam-Sanat, Milliyet-Sanat, Hürriyet-Gösteri, İnsancıl, Evrensel Kültür, Damar, Yarın, Yazıt, Temmuz, Parantez, Şiir Ülkesi, Dönemeç, Çağdaş Türk Dili, Cumhuriyet Kitap, Edebiyat Eleştiri, Su, Kıyı, Yazko Edebiyat, Patika, Yaba-Öykü, Lacivert, Dar Sokak, Taflan ve pek çok dergide şiir ve şiirin sorunları üzerine yazıları yayımlandı.

“Modern Türk şiirinin kırılma noktalarında gündeme giren şiir anlayışı ile Koray Feyiz, güçlü ya da güçsüz kendi eleştirisini de birlikte oluşturmuştur. Örneğin, bir öznel eleştiriden, bir izlenimci eleştiriden, yazın tarihine dayalı bir eleştiriden, toplumcu eleştiriden, çözümlemeci eleştiriden, bir ölçüde göstergebilimci eleştiriden söz edilebilir onun şiirinde.

Genelde, ölçüsüz – uyaksız, günlük görüntülere yaslanan, anı yakalayan, güncele ve konuşma diline sıkı sıkıya bağlı bir şiirden, söylediklerinde bir arka plan, bir derinlik arayan, imgeyi, simgeyi, ölçüyü hesaba katan, felsefi boyutu olan bir şiire yöneldi.

Ancak, kendine ait bir dil ya da söylem kullanması, müzik ve sesle yakın ilişki içinde bulunması ve estetik bir etkileme gücünün olması herkes tarafından kabul edilebilecek özelliklerdir.

Bundan da öte, temelde Marksçı dünya görüşüne yakın/yatkın bir insan olduğunu sanat/yazın anlayışının da başta Marksçı sanat/yazın kuramı olmak üzere çeşitli kuramlardan beslendiğini, hiç bir kurama onun sıkı ‘takipçisi’ olacak kadar bağlı olmadığını, kuramlar karşısında eleştirel tavrını her zaman koruduğunu, örneğin Toplumcu Gerçekçilik kuramındaki tarihselliği ve uygulamada yapılan yanlışlıkları ilk belirtenlerden biri olduğunu eklemek gerekir.

Eserleri; Mezarlar Eskimedi (1987), Bir Mektupta İki Yalnızlık (1988), Ben O Issız O Yorgun Şehir (1995), Uhrevi Zorba (1995), Düşle Gelen(1995),Seni Bağışladım Çünkü Beni Çok Üzdün (1999).

Paylaşın

Kemalettin Kamu Kimdir? Hayatı, Eserleri

15 Eylül 1901 yılında Bayburt’ta dünyaya gelen Kemalettin Kamu, 6 Mart 1948 tarihinde geçirdiği bir kalp krizi sonucunda yaşama veda etti ve Ankara Cebeci Mezarlığı’na defnedildi. Edebiyatımızda “Gurbet Şairi” olarak tanınan Kemalettin Kamu’nun çocukluğu babasının memuriyeti nedeniyle Erzurum civarında geçti.

Haber Merkezi / 1910 yılında dışarıdan sınava girerek orta birinci sınıfta öğrenim görme hakkı elde etti. Erzurum’da başladığı ortaokulu, Refahiye’de bitirdi.

Refahiye’de iken Erzurum’un işgal edildiği haberini alan babası kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Kısa bir süre sonra işgal nedeniyle aile, Refahiye’den ayrılmak zorunda kaldı. (Hicret şiirinde şair bu ayrılışı anlatmaktadır) Annesiyle önce Sivas’a sonra Kayseri’ye göç etti. Bir süre Bursa’da matematik öğretmeni olan ağabeyi Hüsnü Bey’in yanında bulundu, ardından İstanbul’a giderek öğrenimine devam etti.

İstanbul Erkek Öğretmen Okulu’nda okuyan Kemalettin Kamu’nun, bu yıllarda yazdığı şiirleri Süleyman Nazif’in gazetesinde yayımlandı. İstanbul’un işgali üzerine ünlü “Gurbet” şiirini kaleme aldı ve işgal altındaki şehri terkedip Ankara’ya gitti. Ankara’da Matbuat Genel Müdürlüğü’nde çalıştı.

1933 yılında Anadolu Ajansı temsilcisi olarak gittiği Paris’te Siyasal Bilimler alanında eğitim gördü. 1938 yılında öğrenimini tamamlayıp Paris’ten dönünce önce İstanbul’a, sonra Ankara’ya gitti. Şiirlerinin yanı sıra ekonomi ile ilgili çalışmalar da yaptı.

1939 yılında Rize milletvekili olarak TBMM’ye girdi. 6 ve 7. dönemlerde Rize, 8. dönemde Erzurum milletvekili mecliste görev yaptı. Bir yandan da Türk Dil Kurumu’nda “Terimler Kolu Başkanlığı” yaptı.

Önce aruz, daha sonra hece vezniyle şiirler yazan Kamu, Milli Mücadele yıllarında yazdığı kahramanlık türündeki şiirleriyle üne kavuştu. Daha sonra aşk, gurbet ve yurt sevgisi konularını da işleyen şairin şiirleri Büyük Mecmua (1919}, Dergah (1921}, Varlık (1933-34}, Oluş (1939) da yayınlandı ancak bir kitap olarak yayınlanması ancak ölümünden sonra gerçekleşti.

Bestelenmiş bazı şiirleri de bulunmaktadır. Şiirleri ölümünden sonra Rıfat Necdet Evrimer’in “Kemalettin Kamu, Hayati, Şahsiyeti ve Şiirleri” (1949) başlıklı kitabında toplanmıştır.

Paylaşın

Kemal Varol Kimdir? Hayatı, Eserleri

29 Eylül 1977 yılında Diyarbakır’ın Ergani İlçesinde dünyaya gelen Kemal Varol, ortaokul ve lise öğrenimini Ergani, Torbalı ve Diyarbakır’da sürdürdü. Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesinden mezun oldu. Üniversite yıllarında çeşitli yayın kuruluşlarında sunuculuk ve yönetmenlik yaptı. İki yıla yakın bir süre öğretmenli yaptıktan sonra istifa edip Bilkent Üniversitesinde yüksek lisansa başladı.

Haber Merkezi / Buradaki eğitimini bir müddet sürdürdüyse de tamamlamadı ve tekrar öğretmenliğe döndü. Radikal Kitap, Özgür Gündem, Kitap Zamanı, Milliyet Sanat, Varlık ve Mesele gibi çeşitli dergi ve gazetelerde şiir, roman ve müzik üzerine eleştiri yazıları yazdı. Kalem ürünleri İHD Şiir Ödülü ve çeşitli ödüllere değer bulundu. İlk şiir kitabı Yas Yüsükleri (2001) ile Nüzhet Erman Şiir Ödülü’nü aldı. 2014 yılında İletişim Yayınları tarafından yayımlanan Haw adlı romanı Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü, Bursa ÇGD tarafından 2015 Barış Ödülü ve Pen Amerika 2017 Çeviri Ödülü’ne layık görüldü. Bu roman aynı zamanda Sabitfikir tarafından 2014’ün en iyi romanı seçildi. Kemal Varol, Sahiden Hikâye (2017) adlı kitabıyla da 2018 Sait Faik Hikâye Armağanı’na değer görüldü.

Şiir, roman ve hikâye türünde eserler veren Kemal Varol, iki döneme ayırabileceğimiz yazı hayatının ilk döneminde şiire, Jar (2011) romanından itibaren ise kurmacaya ağırlık vermiştir. Varol, yazmaya şiirle başlamış, Yas Yüzükleri (2001) adlı ilk şiir kitabını Kin Divanı (2005) ve Temmuzun On Sekizi (2007) takip etmiştir. Temizyürek’e göre Kemal Varol, daha ilk şiir kitabında, yaslı bir benlik tasarımını üstlenmiş olmakla, Doğu’nun şiirinde o malum kederli değerlerle yüzleşmekte, bilgeliğe giden yolun kaçınılmaz uğrağı olan keder kalıtına katılmaktadır. Varol, şiirlerini Bakiye (2013) adıyla toplu hâlde yayımlamış ve daha sonra şiiri bıraktığını açıklamıştır. Haydar Ergülen, onun şiiri bırakıp kurmacaya yönelişini “İçlerinden en son Kemal Varol’un romanını okumuştum, Kemal’i çok iyi bir şair olarak tanımış ve sevmiştim ilk kitabı Yas Yüzükleri’nden beri. Sonra Kin Divanı çıktı. Temmuzun On Sekizi’ni daha dosyasından okumuştum.

Etkileyici şiirleri kadar dilden dile dolaşan dizeleri de vardı Kemal Varol’un (…) Sonra da Bakiye adıyla toplu şiirlerini yayımlayarak şiiri bıraktığını ilan etti Kemal. Üzüldüm, konuştuk da. Fakat 2011’den başlayarak yayımladığı üç romanı da okuyunca, Jar, Haw ve son romanı Ucunda Ölüm Var, Kemal’in aslında şiiri bırakmadığını, romana taşıdığını gördüm. Şiirsel bir anlatım değil sözünü ettiğim. Bu onun çabasını hafife almak ve şairane bulmak sayılır. Kemal’in yaptığı daha değerli bir şey. Romanı şiir olarak yazıyor. Anlatıya diyelim yeni bir biçim kazandırıyor, yeni bir nefes üflüyor. Yeni bir akış yaratıyor. Nehir şiir. Neyse bu türden tanımlama çabaları her zaman üzücü sonuçlanır. İnsanın hissiyatını layığıyla yansıtamaz. Söylemek istediğinin tersini söylersin. Yapıtı da üzersin yazanı da.” cümleleriyle değerlendirmiştir.

Masalsı, büyülü, etkileyici ve yalın bir ilk roman olan Jar (2011)’da birbirinden nefret eden iki yaşlı adamın etrafında dönen hikâyeler anlatılmaktadır. Eser; uzaklara gidemeyen, kaybetmiş, yara almış, kendi hatıralarıyla yaşamaya yazgılı kahramanların iç dünyalarındaki çalkantılar, adım adım yaklaşan bir şiddetin gündelik hayatta nasıl mayalandığını gösterir. Öfke ve şiddetin pençesine düşmüş bir toplumun ruh hâlini resmeden Jar, kin duygusunun insan ve toplum üzerindeki izini sürerken, okuruna benzersiz bir kasaba portresi sunmaktadır. Yazar, ikinci romanı Haw (2014)’da, 1990’lardaki Türkiye’nin karmaşık siyasi ortamını Mikasa adlı köpeğin perspektifinden anlatır ve dönemin âdeta panoramasını çizer.

Romanın ironi ve kara mizahtan beslenen güçlü bir modern fabl olduğunu belirten Ak, “Varol’un anlatmak istediği zamanlar, Türkiye’nin her anlamda karışık olduğu 1990’lar. PKK, JİTEM, Korucular, Hizbullahçılar… Hepsi aynı topraklarda, Diyarbakır’da. Sonucu da faili meçhuller, infazlar ve savaş. (…) Romanın omurgasını dönemin siyasi anlamda öne çıkan “uçları” meydana getiriyor. Savaşın edebiyatını başka gözler üzerinden yapıyor Kemal Varol. Bu doğrultuda da o yılların atmosferi bir panorama şeklinde sayfalar arasında akarken, diğer yandan romanın köpek kahramanının aşk hikâyesini izliyoruz.” (Ak 2014) değerlendirmesini yapmıştır.

Yarım asırlık bir aşk hikâyesi olan Ucunda Ölüm Var (2016)’da Ağıtçı Kadın anlatılmaktadır. Romanın örgülü bir anlatım şekliyle de dikkat çektiğini vurgulayan Orman, içeriğini şu cümlelerle değerlendirmiştir: “Her ne kadar bir aşk romanı gibi gözükse de, tarihin kekemeliğinde dinsel ayırımlar, ötekileştirilenler, katledilenlerin hikâyelerine girilir; 12 Eylül’de Diyarbakır Cezaevi’nde Co isimli köpeğiyle insanları işkenceden geçiren komutanın ev hayatındaki babacan, sevecen, insancı tarafı verilerken, böyle bir adam nasıl da acımasız olur sorusunu da sordurur.” (Orman 2016). Âşıklar Bayramı (2019) baba-oğul hesaplaşması ve Diyarbakır’dan Kars’a yolculuğun romanıdır.

Romanın başkişisi kırk yaşındaki Yusuf yirmi beş yıldır babasını görmemiştir. Bir gece aniden zil sesi ile uyanır. Uzun bir tereddütten sonra kapıyı açmasıyla babasını görmesi bir olur. Ne yapacağını ne söyleyeceğini bilemeyen genç adam babasının yüzünde de kendisine benzeyen bir çaresizliği, dile getirilemeyenleri sezer. Yusuf, onun neden şimdi geldiğini anlamlandırmaya çalışırken babasının hareketlerinden bir tuhaflık olduğunu anlar. Kars’ta Âşıklar Bayramı yapılacaktır. Baba gitmeden önce Yusuf’a veda etmeye gelmiştir. Erzurum’da bir davası vardır ve babasına birlikte gitmeyi teklif eder. Gönülsüz de olsa babası teklifi kabul eder ve böylece uzun yol hikâyeleri başlar. Tüm bu yolculuk boyunca babanın ve oğulun haytlarına tanık olunur.

Âşıklar Bayramı esas olarak oğulların babalarıyla kuramadıkları ilişki üzerine bir roman gibi görünse de bir yanıyla o oğulların aşklarında neden hoyrat olduklarının da öyküsüdür (Celâl 2019). Yazı hayatında hikâyeye de yer veren yazar Sahiden Hikâye (2017)’de okurlarının Jar’dan ve Haw’dan bildiği, Ucunda Ölüm Var’da da bir ara uğradıkları hayalî mekân olan Arkanya’nın sokaklarında gezdirir. Arkanya, Varol’un yarattığı kurmaca bir yerdir. Arkanya peynirleri, Arkanya Devlet Hastanesi hatta çarşısı bile vardır. Yazar bu hikâye kitabında zamanı ters yüz eder, okurla oyunlar oynar ve mizahî bir üslûp kullanır. Gerek okurlar gerekse eleştirmenler tarafından olumlu değerlendirmeler alan Kemal Varol’un romanlarının belirgin özelliği dil ile kurduğu temastır. Onun romanlarında dil âdeta bir kahraman gibidir. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Kemal Özer Kimdir? Hayatı, Eserleri

9 Mart 1935 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Kemal Özer, 30 Haziran 2009’da kalp krizinden hayatını kaybetti. Zeytinburnu Kozlu Mezarlığı’na defnedilmiştir. İstanbul Erkek Lisesi’nde orta öğrenimini bitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğrenim gördü.

Haber Merkezi / Öğrenim yıllarında arkadaşlarıyla birlikte “a” dergisi’ni çıkardı. Cumhuriyet gazetesinde, Karacan Yayınları’nda çalıştı. Kitapçılık ve yayıncılık yaptığı 1965-1970 arasında, şiir ve sinema alanında kitapların yanı sıra Şiir Sanatı dergisini yayınladı. 1972’de arkadaşlarıyla yeniden yayınladıkları “Yeni a” Dergisi’nin kurucu ve yazarları arasında yer aldı. Varlık dergisinin yönetmenliğini üstlendi. Türkiye Yazarlar Sendikası’nın ikinci başkanlık görevinde bulundu.

Yazın dünyasıyla öğrencilik yıllarında tanıştı. Başlarda İkinci Yeni Hareketi içinde yer aldı. İlk üç yapıtında ikinci yeninin izleri görülmektedir. Sonraki yıllarda ‘Toplumcu Gerçekçi’ çizgide ürünler verdi. Dünyaya yeni bir bakış ve ona bağlı olarak yeni bir sanat anlayışıyla yazdığı şiirler çeşitli yankılara neden oldu. Eleştirmenlere göre,bu dönemde, gündemdeki toplumsal ve siyasal olayların yanı sıra söz konusu olaylar karşısında insanların duygu, düşünce ve tepkilerine tanıklık etti.

Toplumcu gerçekçi eğilimi 1970 – 1980 yılları arasında yayımlanan 4 eserine hakim oldu. Bu kitapları izleyen şiirlerinde yeni boyut ve ilgi alanlarına açılım arzusu gözlendi. 1983’te yayımlanan Araya Giren Görüntüler’de 12 Eylül dönemine ilişkin tanıklığını sergiledi. 1985 tarihli Sınırlamıyor Beni Sevda’da sevda olgusunu toplumsal bakış açısıyla yorumladı. 1995’te basılan Oğulları Öldürülen Analar ile bir başka toplumsal soruna, kayıp annelerinin sesine aracılık etti. Onların Sesleriyle Bir Kez Daha kitabıyla da uzun süreli bir baskı döneminin ardından seslerini yeniden yükselten çalışan kesimi aktardı.

Behçet Necatigil, Kemal Özer’i 1977’de şöyle değerlendirdi: “İkinci Yeni’nin en çok sözü edilen şairlerinden olan Kemal Özer’in şiirlerinde, uzak çağrışımların izinde yürümekle çözülebilecek gizli bir bütünlük kaygısı seziliyordu. Şairliği, yeni aşamalarda, toplumsal eylemlere, yurdun ve dünyanın politik-güncel olaylarını şiirleştirmeye yöneldi.”

Eserleri;

Gül Yordamı (1959)
Ölü Bir Yaz (1960)
Tutsak Kan (1963)
Kavganın Yüreği (1973)
Yaşadığımız Günlerin Şiirleri (1974)
Sen de Katılmalısın Yaşamı Savunmaya (1975)
Geceye Karşı Söylenmiştir (1978)
Kimlikleriniz Lütfen (1981)
Araya Giren Görüntüler (1983)
Sınırlamıyor Beni Sevda (1985)
İnsan Yüzünün Tarihinden Bir Cümle (1990)
Bir Adı Gurbet (1993)
Oğulları Öldürülen Analar (1995)
Onların Sesleriyle Bir Kez Daha (1999)
Çağdaş ve Boyun Eğmeyen (1985)
XX. Yüzyıldan Duvar Kabartmaları 1-2 (2000)
Temmuz İçin Yaralı Semah-Yangın Şiirleri

Ödülleri;

1976 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü: “Sen de Katılmalısın Yaşamı Savunmaya” ile
1982 Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülü: “Kimlikleriniz Lütfen” ile
1991 Yunus Nadi Şiir Ödülü: “İnsan Yüzünün Tarihinden Bir Cümle” ile
1993 Ferit Oğuz Bayır Düşün ve Sanat Ödülü: “Bir Adı Gurbet” ile
1999 Damar Dergisi Edebiyat Emek Ödülü
2000 Truva Kültür ve Sanat Ödülü
2001 Dionysos Şiir Ödülü
2008 Dünya Kitap Ödülü

(Kaynak: siirakademisi.com)

Paylaşın

Kemal Kale Kimdir? Hayatı, Eserleri

1960 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Kemal Kale, 1989 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Yaşamının ilk on dokuz yılını Rize’de geçirdi. Sonra ailesiyle İstanbul’a göç etti.

Haber Merkezi / 1971 yılında ilkokulun dördüncü sınıfındayken  yürüme yetisini yitirdi ve okulu bıraktı. Çocukluk yaşlarından itibaren şiir yazdı. Şiirleri Gösteri, Milliyet Sanat, Yazko / Edebiyat, Temmuz, Kıyı, Zeytin Ülkesinde Sanat, Karşı, Eylül, Parantez (Almanya), Kültür / Sanat (KKTC) ve Cumhuriyet Dergi’de yayımlandı.

Eserleri;

Adım Kalabalıktır
Yaşlanmayan İklimlere

“Ayaktaysam”

Eğer özlememişsem ölümü
Betonun üzerine sermeliyim kilimi

Eğer yüzüm yere bakmıyorsa
Koklamalıyım gülümü

Eğer antenlere konup uçmuşsa bir karga
Hafifçe çiğnemeliyim yolumu

Eğer Jose Felciano’yla konuşuyorsa kalbim
Sevmeliyim bacaklarımı

Eğer Bob Dylan’a şükrediyorsa ellerim
Nilüferler üstünde bulun benim ölümü

Eğer özlememişsem ölümü
Gecenin kucağına bırakmalıyım hüznümü

“Ölüğüm gün”

Ben öldüğüm gün
Yeşil bir elbise giy.
Bir daha görmeden yüzümü, ellerimi
Kırlarda dolaş, şarkı söyle
Ağla, gözyaşın çimen beslesin
Ulu bir ağacın dalına as resmimi

Ben öldüğüm gün
Güzel insanlarla konuş
Deniz kenarında otur, bir sigara iç
Dalgalarla dertleş.
Gözlerinin rengiyle boyansın baktıkların
Ama karaların uzağından geç

“İş kazasıyla yetim kalan bir bebenin”

Yangına biz ne yaptık ki
Alıp gitti memelerini benden
Sıcak alnımı sıcak koynundan?…

Soğukluk verdi alnıma, karnıma

Senden sonra anne
Hayalin emzirdi, ben gece ağlarken
Sabahleyin ağzımın kenarında
Sütünün izlerini gördü ninem

Biberonlar hiç benzemiyor memelerine anne
O mutlu pembelik yayılmaz oldu artık
Güvenli yanaklarıma
Yüreğim artık bilmem kaç aylık değil
Ninemin gözlerinden daha yaşlı

Paylaşın