Sırrı Süreyya Önder Kimdir?

Sırrı Süreyya Önder, kentteki birkaç sosyalist aileden birinin çocuğu, çevresindeki hemen hemen herkesin ana dilinin Kürtçe olduğu, Türkmen bir ailenin mensubu olarak Adıyaman’da dünyaya geldi.

7 Temmuz 1962 yılında Sekiz yaşındayken kaybettiği babası, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Adıyaman örgütünün kurucularındandı. Dayısı ise Nurculuk hareketinin kurucusu Said-i Nursi’nin “talebesiydi”.

Sırrı Süreyya Önder, orta öğretim yıllarında, babasından kalan bazı edebiyat kitaplarını bulup okumaya başlamasıyla sol fikirlere yöneldi. Önder, gençliğinde devrimci, sosyalist gruplar içinde yer aldı.

1978 yılında Adıyaman Lisesi’nde öğrenciyken Maraş Katliamı’nı protesto için düzenlenen bir gösteriye katıldığı için tutuklandı. Liseyi bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazanıp başkentin yolunu tuttu. Burada “devrimci siyaset” içinde yer almaya devam etti.

12 Eylül 1980 darbesi olduğunda 18 yaşındaydı. Ertesi yıl siyasi çalışmalarından dolayı gözaltına alındı, işkence gördü ve Mamak Cezaevi’ne gönderildi, yedi yıl hapis yattı.

1987’de tahliye olduktan sonra yurt içinde ve dışında çeşitli işlerde çalışmaya devam etti. Mevsimlik tarım işçiliği, lastik tamirciliği, inşaat işçiliği ve uzun yol kamyon şoförlüğü, yaptığı işlerden bazılarıydı.

Sinemacı Sırrı Süreyya Önder

2003’te Yılmaz Güney’in Duvar filmini izledikten sonra Barış Pirhasan’ın senaryo atölyesine katılmasıyla sinema kariyerine başladı.

Sinemacı olarak özellikle 2006 yapımı Beynelmilel filmiyle geniş kesimlerin dikkatini çekti. 2007 Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Film Ödülü’nü kazan film, darbe dönemini hiciv yoluyla anlatırken aynı zamanda Önder’in gençliğine de göndermeler içerir.

Filmde, Önder cezaevindeyken maddi olarak ona ve ailesine destek olmak için berber dükkânında çalışan kardeşi de rol alır.

Önder, Sis ve Gece (2007), O… Çocukları (2008), F Tipi Film (2012), Yeraltı (2012) ve İtirazım Var (2014) gibi yapımlarda da senarist, yönetmen veya oyuncu olarak yer aldı. Üniversitelerde senaryo yazımı ve sinema dersleri verdi.

2010 yılında BirGün Gazetesi’nde, 2011 yılına dek ise Radikal Gazetesi’nde hafızalara kazınan ve toplumsal belleğin, dayanışmanın önemine vurgu yapan yazılar kaleme aldı. Milletvekili olduktan sonra köşe yazılarına bir süre daha devam etse de düzenli olarak yazmadı.

2011 yılında Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’ndan gelen davetle İstanbul milletvekili seçilerek politikaya adım attı. Barış ve Demokrasi Partisi’nde (BDP) yer aldı.

BDP Milletvekili ve TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu üyesi olduğu 2012 senesinde Mamak’ta kendisine işkence yapan dönemin cezaevi müdürü Raci Tetik’le 28 yıl sonra yüz yüze geldi: “Raci Tetik, benim bilfiil işkencecim. Sadece benim değil, Mamak zindanından geçen binlerce insanın işkencecisi. İki yoldaşımızın da ölümünden sorumlu. Onları sorarak başlayacağım. İlhan Erdost, Mustafa Yalçın.”

Tetik’le olan görüşmesinden önce gazetecilerin “Size nasıl bir işkence yapılmıştı?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Mamak’ta herkese ne yapıldıysa… Tabutluklar, falakalar, kendi eliyle dövmeler, köpekleri üstümüze salmalar, hakaretler, görüşçülerimize yapılan eziyetler… Bir özel harp mensubudur. Kıbrıs’taki işkencelerinden, gaddarlığından dolayı ödüllendirilerek Mamak’a gönderilmiştir. 28 Ağustos’ta geldi Mamak’a ve 12 Eylül’ün geleceğini haber vererek başladı işe. Soracağız bütün bunları. Tarih sorar. Gün gelir devran döner, sanıkla sorgulayan yer değiştirir.”

Daha sonra Halkların Demokratik Partisi (HDP) bünyesinde milletvekili olarak görev yaptı.

2013 yılında Gezi Direnişi’nde iş makinesinin önüne geçerek ağaçları ve parkı korumaya çalıştığı görüntüleri, Türkiye genelinde yankı uyandırdı. Gezi Parkı’nda polis tarafından hedef alındı ve yaralandı.

Aynı yıl Çözüm Süreci’nde İmralı Heyeti’nde yer aldı ve PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşmeler yürüttü. Diyarbakır Newrozu’nda Öcalan’ın mesajını milyonlara okuduğu için “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla yargılandı ve 3 yıl 6 ay hapis cezası aldı. 2018 yılında tutuklandı. Anayasa Mahkemesi’nin ifade özgürlüğü ihlali kararı sonrası 2019’da tahliye edildi.

2023 yılında Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nden (DEM Parti) İstanbul milletvekili seçildi ve TBMM Başkanvekili olarak görevlendirildi. İkinci İmralı Heyeti’nde yer aldı.

Etkileyici hitabeti, mizahı ve sosyalizm anlayışıyla hem sinema hem de siyaset dünyasında özgün bir yere sahip olan Önder, 15 Nisan 2025’te geçirdiği kalp rahatsızlığı sonrası İstanbul’daki Florence Nightingale Hastanesi’nde ameliyat oldu.

18 gün boyunca yoğun bakımda tedavi gören Önder, 3 Mayıs 2025 Cumartesi günü, saat 16.10’da çoklu organ yetmezliği nedeniyle hayatını kaybetti. Ceren isminde bir kızı, Ferhan Can adında bir de torunu var.

Sırrı Süreyya Önder’in filmografisi

Dizi:

Emret Komutanım (Senarist
Kalpsiz Adam (Senaryo Danışmanı

Film

Beynelmilel (Yönetmen, Senarist, Müzik, Oyuncu)
Sis ve Gece (Oyuncu)
Mutluluk (Uyarlama)
O… Çocukları (Senarist)
Ada: Zombilerin Düğünü (Oyuncu)
Ejder Kapanı (Oyuncu)
Mar (Oyuncu)
Yeraltı (Oyuncu)
F Tipi Film (Yönetmen, Senarist)
Feraahfeza (Oyuncu)
Düğün Dernek (Oyuncu)
İtirazım Var (Senarist, Oyuncu)
İçimdeki Ses (Kendisi)
14 Tirmeh (Oyuncu)
Manyak (Oyuncu)

Kısa Film

Taş Yok Mu Taş (Yönetmen, Senarist, Yapımcı, Oyuncu)

Sırrı Süreyya Önder’in aldığı ödüller

2007 – 18. Ankara Uluslararası Film Festivali, Ulusal Uzun Film Yarışması, Onat Kutlar “En İyi Senaryo” ödülü

2007 – 14. Altın Koza Film Festivali, Ulusal yarışma, En İyi Senaryo

2009 – 7. Karaçi Uluslararası Film Festivali, En iyi Yönetmen

Paylaşın

Hakan Çalhanoğlu’na “Mafya” Soruşturmasında Men Cezası

İtalyan Futbol Federasyonu (FIGC), Inter Teknik Direktörü Simone Inzaghi ve orta saha oyuncusu Hakan Çalhanoğlu’na yürütülen ‘mafya’ soruşturması kapsamında bir maç ceza verdi.

Haber Merkezi / Cezalar, Simone Inzaghi’nin yedek kulübesinde olmayacağı ve Hakan Çalhanoğlu’nun Cumartesi günü Inter’in Verona’yı konuk ettiği maçta forma giyemeyeceği anlamına geliyor. Inter, Serie A’da ikinci sırada ve lider Napoli’nin üç puan gerisinde.

Soruşturmayla ilgili olarak Inter’e 70 bin euro, AC Milan’a ise 30 bin euro para cezası verildi.

FIGC kararında, cezaların Inter’in “Curva Nord” ve Milan’ın “Curva Sud” gibi izinsiz taraftar gruplarıyla ilişkiler nedeniyle uygulandığı belirtildi. Bu grupların ‘Ndrangheta mafya grubuyla bağlantıları olduğundan şüpheleniliyor.

İtalyan Gazzetta dello Sport gazetesi, cezaların olaya karışan kişilerle spor otoriteleri arasındaki pazarlık sonucunda verildiğini bildirdi. Hakan Çalhanoğlu’na bir maç cezanın yanı sıra 30 bin avro para cezası verilirken, Simone İnzaghi’ye ise 15 bin avro para cezası verildi.

Inter’de 20 yıl forma giyen ve şu anda kulübün başkan yardımcısı olan Javier Zanetti de 14 bin 500 avro para cezasına çarptırılanlar arasında yer aldı.

Inter’de 2 yıl daha kontratı bulunan Hakan Çalhanoğlu, bu yıl çıktığı 41 maçta 10 gol atıp 5 asist yaptı. Çalhanoğlu aynı zamanda Türkiye A Milli Futbol Takımı’nın kaptanı.

Paylaşın

Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı Görmek İsteyenlerin Oranı Yüzde 19

Panorama’nın yalnızca aboneleriyle paylaştığı ankete göre; Erdoğan’ı cumhurbaşkanı olarak görmek isteyenler oranı, şubat ayında yüzde 17 iken şimdi yüzde 19’a çıktı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın grup toplantısındaki “Cumhurbaşkanlığı hevesi yolunda daha kaç CHP’li siyaset girdabında telef olup gidecek?” sözleri tepkilere neden oldu.

Gazeteci Ertuğrul Özkök “Aynı saatlerde önüme gelen ankete bakarsanız durum pek öyle görünmüyor” diyerek Erdoğan’ı kızdıracak anketin sonuçlarını yazdı. Ertuğrul Özkök, Panorama’nın yalnızca aboneleriyle paylaştığı anketin sonuçlarından bazı bölümleri bugünkü yazısında paylaştı.

Şubat ayında Ekrem İmamoğlu’nu Cumhurbaşkanı olarak görmek isteyenlerin oranı yüzde 15’ten yüzde 24’e yükseldi. Aynı dönemde Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı olarak görmek isteyenler de yüzde 17’den yüzde 19’a çıkmış.

19 Mart’taki gözaltı ardından tutuklama Ekrem İmamoğlu’na 8 puandan çok getirirken, Erdoğan’a da 2 puan getirmiş. Şubat ayı anketinde AK Parti ve CHP oyları yüzde 24 düzeyindeyken şubattan nisana geçen sürede CHP oyları 6 puan artarak yüzde 30’un üzerine çıkmış. AK Parti ise oylarını üç puan artırdı.

Özkök sonuçlara dair, “19 Mart depremi en çok İmamoğlu ve CHP’ye yaramış. Ama AK Parti’nin durumunu da konsolide etmiş. Anlayacağınız şu aşamada kutuplaşma CHP ve AK Parti’ye yarıyor…” yorumunu yaptı.

2023’te oy kullanmayan ve 2028’de kullanacak olan gençler arasında CHP’nin oyu 1’e 3 farkı açmış durumda. Yeni seçmenin yüzde 20’si AK Parti derken yüzde 60’ı CHP diyor.

Ankete göre AK Parti düşük gelirlilerden de oy almaya başladı. Özkök’e konuşan Panaroma Araştırma şirketi Genel Müdürü Osman Sert, şu ifadeleri kullandı:

“AK Parti ve CHP arasındaki oylar, döneme ve siyasal gelişmelere göre yükselip alçalabiliyor. Ama bunun dışında her iki partinin oy tabanında da yapısal değişimler görülmeye başlandı. Eskiden eğitim seviyesi yükselirken CHP’nin oyu artar gelir seviyesi düştükçe AK Parti’nin oyu artardı. Son dönemde bu ezber ciddi anlamda bozulmuş durumda.”

Paylaşın

İktidar, Kanal İstanbul’dan Vazgeçmiyor: Kesinlikle Yapacağız

İktidar, muhalefetin rant ve talan projesi olarak tanımladığı ve ülke ekonomisine büyük bir yük getireceğini ifade ettiği “Kanal İstanbul” projesinden vazgeçmiyor. 

Haber Merkezi / Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un ‘gündemimizde yok’ açıklamasının üzerinden 24 saat geçmeden, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, “Çok net bir irademiz var. Biz Kanal İstanbul’u yapacağız. Bunu ne zaman yapmalıyız, bu konuyu istişare ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Abdulkadir Uraloğlu, Karayolları Genel Müdürlüğü Hafif Seviye Kentsel Arama Kurtarma Ekibi “Karakurt” Tanıtım ve Araç Dağıtım Töreni’nin ardından Kanal İstanbul ile ilgili bir soruya “İlgili kurumlarımız, Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız başta olmak üzere, değerli bakanımız başta olmak üzere biz ilgili kurumlarla beraber bu süreci istişare ediyoruz ve buna göre de zaman zaman kamuoyuna belli açıklamalarda bulunuyoruz” şeklinde yanıt verdi.

Bakan Uraloğlu, şöyle devam etti: “Cumhurbaşkanımız ile ziyaret ettik. Ziyaret ettiğimiz yer Başakşehir Nakkaş Otoyol Projesi’nin Kanal İstanbul üzerindeki önemli bir yapısıdır. Altta Kanal İstanbul yapılacakmış gibi projelendirilmiş ve inşaatına da devam ediyoruz.”

“Biz Kanal İstanbul’un yapılmasıyla ilgili çok net bir şekilde söylemek istiyorum; çok net bir irademiz var, Kanal İstanbul’u kesinlikle yapacağız” diyen Abdulkadir Uraloğlu, şunları söyledi: “Yalnız Kanal İstanbul’u ne zaman yapacağız, ne zaman yapmalıyız bunu istişare ediyoruz hem bakanımızla (Murat Kurum), hem de sayın Cumhurbaşkanımıza arz ediyoruz.

Ciddi bir projeden bahsediyoruz 15-20 milyar dolarlık. Dolayısıyla doğru zamanda, doğru kredi ya da finans imkanlarıyla beraber Kanal İstanbul’u yapacağız. Bundan vazgeçmiş değiliz.”

Uraloğlu’nun açıklamaları, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un “Kanal İstanbul gündemimizde yok” ifadelerinden bir gün sonra geldi. Kurum, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) grup toplantısında gazetecilere yaptığı açıklamada, Kanal İstanbul projesinin gündemlerinde olmadığına dikkat çekmişti.

Kurum, gazetecilerin İstanbul’un su havzalarından Sazlıdere’de yapılan konutlara ilişkin “Kanal İstanbul ile bir bağlantısı nedir?” sorusuna şu yanıtı verdi: “Kanal İstanbul ile ilgili bir konu şu anda gündemimizde yok. Olmadığını daha önce de söylemiştik.”

Kanal İstanbul, İstanbul Boğazı’na alternatif bir su yolu oluşturmayı amaçlayan ve kamuoyunda uzun süredir tartışılan bir mega proje. İlk kez 2011 yılında o dönem başbakan olan Erdoğan tarafından ‘çılgın proje’ olarak duyurulan Kanal İstanbul, çevresel etkileri, ekonomik maliyeti ve şehir planlamasına olası zararları nedeniyle özellikle muhalefet partileri ve uzmanlar tarafından sert şekilde eleştiriliyor.

Paylaşın

İstanbul 1 Mayıs’ı: En Az 400 Gözaltı

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Taksim Meydanı kararına rağmen 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü meydanda kutlamak isteyen 400 kişinin gözaltına alındığı açıklandı.

Haber Merkezi / Anayasa Mahkemesi (AYM), Taksim Meydanı’nın emekçiler için “sembolik” anlamı olduğunu belirterek, burada yapılacak 1 Mayıs kutlamalarının yasaklanmasının hak ihlali olduğuna hükmetmişti.

İstanbul’da sendikalar, meslek örgütleri ve siyasi partiler 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü olağanüstü önlemler altında kutluyor.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) 1 Mayıs kutlamasını Kadıköy İskele’de, Türk-İş, Kartal Meydanı’nda gerçekleştirecek. Bazı sosyalist partiler, sendikalar ve gençlik grupları ise Taksim Meydanı’na yürüyüş çağrısında bulundu.

Ancak Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs kutlamasına bu yıl da izin verilmedi, Taksim civarında da önlemler artırıldı. Meydan ve çevresi dünden itibaren bariyerlerle çevrilirken, Gezi Parkı’na girişler engellendi. Bölgede çok sayıda TOMA, çevik kuvvet aracı ve polis konuşlandırıldı.

Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi, aldıkları ihbarları esas alarak, 400 kişinin gözaltına alındığını paylaştı. Gözaltına alınanlar arasında en az beş avukat olduğunu bildirdi.

Dernek, bünyesinde kurulan “kriz masası” ile eylemcilere hukuki destek sağlıyor.

Uluslararası Af Örgütü’nden yasağı kaldırma çağrısı

Uluslararası Af Örgütü, hükümete gösteri yasağını kaldırma çağrısı yaptı. Örgütün Avrupa sorumlusu Dinushika Dissanayake “Taksim Meydanı’ndaki 1 Mayıs kutlamalarına yönelik kısıtlamalar tamamen sahte güvenlik ve kamu düzeni gerekçelerine dayanıyor” dedi.

Öte yandan önceki yıllarda olduğu gibi sendika yöneticilerinin küçük bir grupla, 1 Mayıs 1977’de hayatını kaybedenleri anmak için Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı’na çelenk bırakmasına izin verildi.

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve DİSK Yönetim Kurulu üyeleri, Gümüşsuyu’ndan anıta “Taksim Meydanı 1 Mayıs alanı” sloganıyla kısa bir yürüyüş gerçekleştirdi.

Anıtın önünde “1 Mayıs şehitleri ölümsüzdür”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Kayyımlar gidecek biz kalacağız”, “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları atılırken, heyet adına DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu bir konuşma yaptı.

“1 Mayıs, ablukanın gölgesinde yaşanıyor”

DİSK Genel Başkanı Çerkezoğlu, 1 Mayıs’ın Türkiye’de işçilerin ve emekçilerin son derece olumsuz bir süreçten geçtiği bir dönemde gerçekleştiğini belirtti.

İstanbul’da ise büyük bir yasak ve ablukanın gölgesinde 1 Mayıs’ı yaşadıklarını vurgulayan Çerkezoğlu, “Bugün burada, 1 Mayıs Meydanı’mız Taksim bir kez daha yasaklı. Gördüğünüz gibi meydan yine barikatlarla abluka altına alınmış durumda. Sadece Taksim değil, bugün tüm İstanbul ablukada” dedi.

Çerkezoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dünyanın her yerinde işçiler ve emekçiler 1 Mayıs’ı kendi belirledikleri alanlarda kutlarken, Türkiye’de Taksim yıllardır yasaklı. Yıllardır 1 Mayıs’ı ve Taksim Meydanı’nı özgürleştirmek için mücadele ediyoruz. 2010, 2011 ve 2012’de bu meydanda, tam burada, dünyanın en büyük 1 Mayıslarını gerçekleştirdik. Ancak 2013’ten bu yana Taksim yeniden yasaklı.

“Aslında bu barikatlar çok şeyi anlatıyor. Bu barikatlar, ülkeyi yöneten siyasi iktidarın zihniyetini gösteriyor. Milyonlarca işçiyi ve emekçiyi asgari ücrete, sendikasızlığa mahkûm etmeyi anlatıyor.

“Türkiye’yi bir asgari ücretliler ülkesi, çalışmak zorunda kalan emekliler ülkesi, patronundan daha fazla vergi veren işçiler ülkesi hâline getirmeyi anlatıyor. Ülkemizi; kadınların her gün şiddet ve ayrımcılıkla yüz yüze kaldığı, gençlerimizin geleceğinin karartıldığı, çocuklarımızın okullara aç gittiği, siyasetçiler, belediye başkanları, gazeteciler, sendikacıların hapse atıldığı bir ülke haline getirenler, istiyorlar ki susalım, hiçbir şeye itiraz etmeyelim, onların verdiğiyle yetinelim.”

Anayasa Mahkemesi’nin Taksim Meydanı kararını hatırlatan Çerkezoğlu, “Hem hukuksal hem tarihsel olarak Taksim Meydanı, 1 Mayıs meydanı olmasına rağmen hala yasaklı ve hala bu yasakçı zihniyet devam ediyor” dedi.

Çerkezoğlu, iktidara seslenerek şunları kaydetti: “Taksim yasağından vazgeçin. Bu barikatları kaldırın, Taksim Meydanı’nı 1 Mayıs’a ve işçi sınıfına açın. Baskıyı, zulmü, yasakları kendi iktidarının güvencesi olarak görenler bilsinler ki, bu ülkenin tüm değerlerini ve güzelliklerini üreten halktan daha büyük bir güç yoktur. Mutlaka ama mutlaka bu ablukayı dağıtacağız. Taksim Meydanı’nı da 1 Mayıs’ı da özgürleştireceğiz.”

Olağanüstü önlemler

1 Mayıs kutlamaları nedeniyle kentte olağanüstü önlemler alındı. İstanbul Valiliği’nin 1 Mayıs nedeniyle aldığı önlemler saat 05.00 itibarıyla devreye girdi.

Beşiktaş, Beyoğlu, Şişli, Fatih, Kadıköy ve Kartal ilçelerinde onlarca cadde, bulvar ve sokak ulaşıma kapatıldı. Kent genelinde trafikte büyük bir sakinlik gözlenirken, kapanan yollarla bağlantılı yollarda trafik yoğunluğu yaşanıyor.

İstiklal Caddesi’ndeki nostaljik tramvay dahil çok sayıda hat ve istasyonda seferler durduruldu. Vezneciler, Haliç, Taksim, Şişhane, Osmanbey, Mecidiyeköy, Gayrettepe durakları, Gayrettepe-İstanbul Havalimanı Metro hattının Gayrettepe metro durağı, İstoç-Yıldız metro hattının Kağıthane-Yıldız arası tüm metro durakları, Zincirlikuyu, Mecidiyeköy, Çağlayan metrobüs durakları kapatıldı. Taksim, Tarlabaşı, Ömer Hayyam ve Tepebaşı gibi önemli İETT durakları da hizmet dışı. En yakın durakta inen yurttaşlar yürüyerek varış noktalarına yürüyerek ulaşmaya çalıştı.

Paylaşın

Suriye’de Aleviler Silah Zoruyla Evlerinden Atılıyor

Suriye’de geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’nın kapsayıcı bir yönetim sözü vermesine rağmen, ülkede yaşayan Aleviler silah zoruyla evlerinden tahliye edildiklerini ifade ediyorlar.

Suriye’de Alevi nüfusunun yoğun olduğu Lazkiye ve Tartus’ta martta çatışmalar yaşanmıştı. Birleşik Krallık merkezli Suriye İnsan Hakları İzleme Örgütü (SOHR), yaklaşık 1600 kişinin Şam destekli milisler tarafından öldürüldüğünü öne sürmüştü. Bunlardan 600’den fazlasının sivillerden oluştuğu aktarılmıştı.

Reuters’ın haberinde, Heyetu Tahriru’ş Şam’ın (HTŞ) aralıkta yönetimi ele geçirmesinden bu yana yüzlerce Alevinin, güvenlik güçleri tarafından Şam’daki evlerinden zorla çıkarıldığı savunuluyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla konuşan iki hükümet yetkilisi, Şam’da çoğunluğu Alevi olmak üzere binlerce kişinin evlerinden atıldığını belirtiyor.

Yetkililer, bu kişilerin çoğunun kamudaki görevleri dolayısıyla devlet tarafından tahsis edilen konutlarda oturduğunu, artık çalışmadıkları için buralarda kalma haklarını kaybettiğini söylüyor.

Şam’ın bir banliyösünde yaşayan ve adının gizli tutulmasını isteyen Alevi bir belediye başkanı, martta 2 bin aileden 250’sinin tahliye edildiğini belirtiyor.

Belediye başkanı, Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından HTŞ tarafından kurulan Genel Güvenlik Servisi’nden (GSS) bir yetkiliyle yaptığı görüşmeyi de anlatıyor. Telefon görüşmesinde, GSS yetkilisinin belediye başkanından bir aile için boş ev bulmasını talep ettiği, kiralık daire olmadığı yanıtını alınca da ona Alevilerden birini evden çıkarmasını söylediği savunuluyor.

Üç üst düzey GSS yetkilisi, Esad rejimiyle bağlantılı olduğu düşünülen kişilere ait mülkleri yönetmek için iki komite kurulduğunu belirtiyor. Komitelerden birinin el koyma işlemlerini, diğerininse şikayetleri değerlendirmeyi üstlendiği aktarılıyor.

Haberde, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet Şara’nın, tahliyelerden ne ölçüde haberdar olduğuna ya da komiteleri denetleyip denetlemediğine ilişkin net bilgi bulunmadığı yazılıyor.

Şam’ın Alevi mahallelerinden Dahyet el-Esad’da yaşayan 4 çocuk annesi Üm Hüseyin, ocak ayında evine gelen maskeli ve silahlı iki kişinin GSS mensubu olduğunu söylediğini ve mülkü boşaltmaları için kendilerine sadece iki dakika süre tanındığını öne sürüyor.

“Bu evde 22 yıldır yaşıyoruz, tüm birikimimizi buraya yatırdık. Başka yerde kiraya çıkamayız” diyen Hüseyin, ertesi gün dükkanlarına da aynı kişilerce el konduğunu savunuyor.

Alevi Suriyelilerden Refa Mahmud da 20 Şubat’ta 7 silahlı kişinin evine gelerek, 15 yıl önce satın aldıkları mülkü boşaltmamaları halinde kendisini ve ailesini öldürmekle tehdit ettiğini ileri sürüyor.

Reuters, düzenlenen baskınlarda Alevi vatandaşların herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın zorla evlerinden çıkarıldığını yazıyor.

Suriye’de Alevi nüfusunun yoğun olduğu Lazkiye ve Tartus’ta martta çatışmalar yaşanmıştı. Birleşik Krallık merkezli Suriye İnsan Hakları İzleme Örgütü (SOHR), yaklaşık 1600 kişinin Şam destekli milisler tarafından öldürüldüğünü öne sürmüştü. Bunlardan 600’den fazlasının sivillerden oluştuğu aktarılmıştı.

Şara, iddiaları reddederek saldırıları Esad rejimi destekçilerinin düzenlediğini ileri sürmüş, olayla ilgili inceleme başlatıldığını ve tüm sorumluların cezalandırılacağını duyurmuştu.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Ukrayna, ABD İle “Nadir Elementler” Anlaşmasını İmzaladı

Ukrayna ve ABD, Ukrayna’daki minerallerin ve nadir toprak elementlerinin gelecekteki satışından elde edilecek kar ve telif haklarının paylaşılması konusunda bir anlaşma imzaladı.

Haber Merkezi / ABD Başkanı Donald Trump, anlaşmanın, ABD’nin Ukrayna’nın savunmasına ve yeniden inşasına yatırım yapmaya devam etmesi için ekonomik bir teşvik sağlayacağını söyledi.

Ukrayna, elektronik eşyalar, elektrikli araçlar ve askeri uygulamalar gibi alanlarda kullanılan nadir toprak elementleri de dahil olmak üzere doğal kaynaklar açısından zengin bir ülke. Ukrayna ayrıca demir, uranyum ve doğal gaz rezervlerine sahip.

Ukrayna’nın kömür rezervlerinin büyük bir kısmı ise şu anda Rusya’nın işgali altındaki bölgelerde yer alıyor. Madencilik analistleri ve ekonomistlere göre, Ukrayna’da halihazırda ticari olarak işletilen bir nadir toprak madeni bulunmuyor.

Dünyanın en büyük nadir toprak elementi ve diğer birçok kritik mineral üreticisi ise Çin.

Ukrayna, Rusya ile bir barış anlaşmasına varılması halinde ülkenin güvenliğinin sağlanmasına yardımcı olmak için uluslararası bir güç oluşturulması konusun da Avrupalı müttefikleriyle de görüşüyor.

Ukrayna Başbakan Birinci Yardımcısı Yulia Svyrydenko, anlaşmaya ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “ABD ile birlikte ülkemize küresel yatırım çekecek bir fon oluşturuyoruz” dedi.

Yulia Svyrydenko , anlaşmayla, Ukrayna’daki yeraltı kaynaklarına Batı yatırımı çekmek için bir yeniden yapılanma yatırım fonu kurulduğunu aktardı.

Ortaklığın 50/50 temelinde olduğunu vurgulayan Svyrydenko, ABD’ye karşı hiçbir borç yükümlülüğü içermediğini de ekledi. Svyrydenko anlaşma ile, hava savunma sistemleri de dahil olmak üzere yeni askeri yardımların da garanti altına alındığını ifade etti.

Ukrayna Başbakanı Denis Şmigal da anlaşmayı, “iyi, eşit ve yararlı” olarak nitelendirdi. Başbakan, iki ülkenin eşit oy hakkına sahip olacağı bir “yeniden yapılandırma fonu” kurulacağını ve Ukrayna’nın yeraltı kaynakları, altyapısı ve doğal zenginlikleri üzerinde tam anlamıyla söz sahibi olmaya devam edeceğini söyledi.

Kiev’de endişe yaratan “borçlar” meselesine de değinen Şmigal, Rus işgalinin başından bu yana ABD’nin sağladığı milyarlarca doların geri ödenmesinin talep edilmeyeceğini, fondan elde edilen kârın yeniden Ukrayna’ya yatırılacağını ifade etti.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, anlaşmaya ilişkin sosyal medya hesabından yayınlandığı videoda şu ifadeleri kullandı:

“Ortaklık ABD’nin Ukrayna ile birlikte yatırım yapmasına, Ukrayna’nın büyüme varlıklarını ortaya çıkarmasına, Amerikan yeteneklerini, sermayesini ve Ukrayna’nın yatırım ortamını iyileştirecek ve Ukrayna’nın ekonomik toparlanmasını hızlandıracak yönetim standartlarını harekete geçirmesine olanak tanıyor.”

Rusya’dan anlaşmaya ilişkin bir açıklama gelmedi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rus ordusunun savaşa hazırlık durumunun dünyadaki en yüksek seviyede olduğunu ve aynı durumun savunma sanayi kompleksi için de geçerli olduğunu söylemişti.

Kremlin, Rusya’nın kimseyi tehdit etmediğini, ancak çıkarları için potansiyel olarak tehlikeli eylemleri görmezden gelmeyeceğini belirtmişti.

Paylaşın

Erdoğan’dan Partisine Uyarı: Mum Gibi Eriyip Giden…

Partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, “Kabahati asla millette aramayacak hep kendimize bakacağız. Neyi eksik neyi yanlış yaptığımıza, neyi yarım yamalak yaptığımıza odaklanacağız” dedi ve ekledi:

“Milletimizle daha güçlü şekilde kucaklaşacağız. Allah korusun aksi takdirde Türk siyasi hayatında sayısız örneği olan mum gibi eriyip giden partilerden biri haline dönüşürüz. Pekleşe pekleşe yolumuza devam ettik ve ediyoruz. 15 yıl önce 2023 vizyonu dedik ve bu hedefe ulaştık. Şimdi de 2053 diyoruz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan partisinin grup toplantısında konuştu. Erdoğan’ın konuşmasının satırbaşları şöyle:

“Geçen hafta çarşamba günü TBMM’nin 105. Kuruluş Yıl Dönümü ile Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutladık. Emek vermiş, ter dökmüş, millet için mücadele etmiş tüm milletvekilleri adına şükranlarımı sunuyorum. Cumhuriyetimizin banisi, Meclisimizin ilk başkanı Gazi Mustafa Kemal’in yanı sıra Kurtuluş Savaşı’mızı sevk ve idare eden tüm vekillerimizi rahmetle yad ediyorum.

27 Nisan Pazar günü ise milli iradeye yapılan hadsizliğin 18. seneidevriyesiydi. Türk demokrasisine cesaretle sahip çıktı. O gün aslında tarihin akışını da değiştirdik. 7 Şubat MİT krizi, Gezi olayları, 17-25 Aralık’ın 15 Temmuz’un başarısız olmasının gerisinde 27 Nisan gecesi aldığımız yürekli tavır vardır. AK Parti milletin kurduğu, büyüttüğü partidir. AK Parti’nin bir sahibi varsa o da milletimizin ta kendisidir.

Kabahati asla millette aramayacak hep kendimize bakacağız. Neyi eksik neyi yanlış yaptığımıza, neyi yarım yamalak yaptığımıza odaklanacağız. Milletimizle daha güçlü şekilde kucaklaşacağız. Allah korusun aksi takdirde Türk siyasi hayatında sayısız örneği olan mum gibi eriyip giden partilerden biri haline dönüşürüz.

Pekleşe pekleşe yolumuza devam ettik ve ediyoruz. 15 yıl önce 2023 vizyonu dedik ve bu hedefe ulaştık. Şimdi de 2053 diyoruz. Görüyorsunuz 2025’i neredeyse yarıladık. 23 yıllık iktidarımızdan ilhamla, cesaretle geleceğe çok daha güvenle, umutla, heyecanla bakıyoruz. Günlük olayların hercümerci sizi aldatmasın. Sel gider kum kalır. Aslolan milletimizle aramızdaki bağdır. Aslolan necip milletimizin hayır duasıdır. Her zaman bileğimizin gücüne, döktüğümüz alın terine güvendik. 86 milyonun tamamına ulaşmanın derdini ve gayesini taşıyacağız. Armut piş ağzıma düş anlayışının bizim tasavvurumuzda yeri yoktur.

Biz sürüklenen değil, inşa eden, kuran, yönlendiren taraftayız, hep öyle kalacağız. Siyasi beleşçilik ülkemizdeki muhalefetin işidir. Bunlar ülkeleri, milletleri, şehirleri için hiçbir vizyonları olmadığı halde her seçimde iktidara gelme hevesine kapılırlar. Son örneğini 2023 seçimlerinin ardından gördüğümüz üzere, sandıkta seçmenden tokadı yiyince milleti aşağılamaya başlarlar. Türk demokrasisinin kalitesini düşüren temel sorunlardan biri, daha önce de söylediğim gibi toksik muhalefet anlayışıdır. CHP, Meclis’teki sandalye sayısına göre ülkenin en büyük muhalefet partisidir.

Toplumun siyaset kurumuna güveninin artırılmasından en az iktidar partisi en az bizim kadar onlar da sorumlu ama CHP’nin başındaki zat FETÖ’cülerin üfürükleri ile siyaset yaptığını sanıyor. Milli Eğitim Bakanımıza, Hazine ve Maliye Bakanımıza, İçişleri Bakanımıza, yargı mensuplarımıza, emniyet güçlerimize saldırarak ucuz yollardan gündeme gelmeye çalışıyor. Kendi partisini ahtapot gibi saran rüşvetçileri demokrasi kahramanı ilan ediyor. Yalancı medya kuruluşlarına salya sümük ağlayarak partisini ve ülkesini de utandırıyor. Ettiği lafların içi tamamen boş. Nezaket deseniz hak getire. Üslup deseniz neye benzetsek ona haksızlık edeceğimiz derecede berbat.

Sayın Özel, aklına her estiğinde kendince bize meydan okuyor. İnsan önce bir aynaya bakar. Kendini bir ölçer, tartar. Senin siyaset seviyen bırakınız bizi herhangi bir şehrimizin bir mahallesindeki parti temsilcilerimizin bile fersah fersah gerisinde. Bir de kalkmış bu perişan haliyle cumhurbaşkanlığı adaylığı peşinde koşmaya başlamış. Önceki genel başkan da cumhurbaşkanı olacaktı, şaibeli şekilde tarih oldu. Bunun nefesi 2028’e kadar yetecek mi? Hep birlikte izleyip göreceğiz.

“Şeffaf olacaklardı rantçı oldular”

CHP Genel Başkanı önce bir mahalle temsilcimizin siyaset kalibresine çıksın, ondan sonra ne diyor diye kulak kabartırız. Girdiği bu yanlış yolda ısrar ederse kendisini muhatap almayız. ‘İzahı olmayanın mizahı olur’ diye meşhur bir söz var. CHP’de olup bitenleri başka türlü anlamlandırmak mümkün değil. Girdikleri her işte güya şeffaf olacaklardı ama gördük ki rantçı olmuşlar.

AK Parti açısından seçim her gün seher vakti ile başlayan asla bitmeyecek olan bir imtihandır. Biz maraton koşucusuyuz. Sizlerden her şeyinizi buna göre ayarlamanızı istiyorum. Sizlerden günün her saati sokakta, iş yerlerinde, evlerde, insanın bulunduğu her yerde AK Parti’nin rüzgarını hissettirmenizi bekliyorum.

Hırsızlığın, yolsuzluğun, rüşvetin, sahtekarlığın partisi pırtısı kimliği olmaz. İster İstanbul’da ister başka yerde olsun ortada bir deli dumrul düzeni varsa yargıdan buna göz yummasını kimse bekleyemez. Bu milletin hakkını, hukukunu, çıkarlarını savunmak hepimizin görevidir. Her kim haramilik yapıyorsa, kimliğine bakmadan hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde hesap sorulmasını sağlamak boynumuzun borcudur.

Devletin ve milletin bekası için üstlendiğimiz sorumluluklar, kendi kısır siyasetlerini karıştıranlara laf yetiştirerek kaybedecek vaktimiz yok. Onların yapmadıkları görevleri de gerketiğinde biz omuzlayıp, icraate dönüştürüyoruz. Kentsel dönüşüm konusunda benzer bir hazırlık içindeyiz. İstanbullu vatandaşlarımızın canlarını, mallarını kifayetsiz muhterislerin kaprislerine, bir İstanbullu olarak bırakamayız. İstanbul’un üzerine karabasan gibi çöken beceriksizliğin devam etmesine asla gönlümüz razı değil.

Yarısı Bizden Kampanyası ile vatandaşımıza 700 bin lira hibe, 700 bin lira faizsiz kredi, 100 bin lira faizsiz kredi sağladık. Yarısı Bizden kampanyasındaki destek tutarlarını artırıyoruz. Hibemizi 875 bin liraya, kredi tutarımızı 875 bin liraya, taşınma desteğini 125 bin liraya çıkarıyoruz. İş yerleri için hibe desteğini 437 bin 500 liraya, kredi desteğini de 437 bin 500 liraya yükseltiyoruz. Taşınma yardımı iste 125 bin lirayı buluyor.”

Paylaşın

Güneş Sistemi’nde Yaşam Barındırabilecek Yeni Bir Gezegen Keşfedildi

Tayvan , Japonya ve Avustralya’dan bilim insanlarının oluşturduğu bir ekip, Güneş Sistemi’nin sınırında dokuzuncu gezegenin olabileceğine dair yeni kanıtlar buldular.

Haber Merkezi / Dokuzuncu Gezegen (ya da NASA’nın adlandırdığı gibi Gezegen X ) ilk kez 2016 yılında, Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nden iki gök bilimcinin Neptün’ün çok ötesinde büyük bir çekim kuvvetinin (bir gezegenin) varlığına dair kanıtlar sunmasıyla olasılık olarak ortaya çıkmıştı.

Bilim insanları, Güneş’in etrafında yavaşça hareket eden ve yaklaşık 46,5 milyar ila 65,1 milyar mil uzaklıkta bulunan bir gezegen tespit ettiler. Güneş Sistemi’nin dış kenarındaki bu yeni gezegenin Güneş’e uzaklığı Plüton’unkinden yaklaşık 20 kat daha fazla.

2006 yılında dokuzuncu gezegen statüsünü kaybeden Plüton, Güneş’ten altı milyar kilometreden daha az bir uzaklıkta, Kuiper Kuşağı’nda yer alıyor. Kuiper Kuşağı, Güneş Sistemi’nde Neptün’ün ötesinde buzlu cisimler, kuyruklu yıldızlar ve Plüton gibi cüce gezegenlerle dolu bir bölge.

Yeni keşfedilen gezegenin, çok uzakta olduğu düşünüldüğünde, Uranüs veya Neptün gibi bir buz devi olma ihtimalinin yüksek olduğu ifade ediliyor. Bu koşullar altında, orada yaşam için tek olasılık, bilim insanlarının ekstremofil olarak adlandırdığı mikroplar olması olurdu.

Bilim insanları, kütle çekimine dayanarak bu gezegenin kütlesinin 7 ila 17 Dünya kütlesine eşit olduğunu, yani kabaca Uranüs veya Neptün büyüklüğünde olduğunu tahmin ediyor.

Ancak buz devleri Uranüs veya Neptün gibi, Dokuzuncu Gezegen’de de sıvı su bulunma olasılığı neredeyse yok; ancak buzun derinliklerinde, gezegenin çekirdeğine daha yakın bir yerde mümkün.

Ayrıca Dokuzuncu Gezegen o kadar uzakta ki, Güneş ışığı aşırı zayıf olacak, bu da yaşam formlarının hayatta kalmak için başka bir enerji kaynağı bulmaları gerekeceği anlamına geliyor. Yaşamın varlığı şüpheli olsa da bilim insanları, Dokuzuncu Gezegen’in Güneş etrafındaki yörüngesini belirlemeye çalışıyor.

Araştırmada, 1983 yılında uzaya fırlatılan Kızılötesi Astronomi Uydusu (IRAS) ve 2006 – 2007 yılları arasında uzay gözlemleri yapan Japonya’ya ait AKARI uydusundan alınan veriler kullanıldı.

Bilim insanları Dokuzuncu Gezegen’in varlığını doğrulamaya çalışırken, NASA bu buz devinin gerçek olduğunu kanıtlamanın, Güneş Sistemi’ndeki birçok gizemi açıklamaya yardımcı olacağını söylüyor.

Paylaşın

Davutoğlu’ndan İktidara Kanal İstanbul’a İlişkin Altı Soru

Yeni Yol Grubu’nda konuşan Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, başbakanlığı döneminde Kanal İstanbul projesiyle ilgili aldığı brifinglerin ardından ciddi endişeler taşıdığını belirterek, iktidara 6 soru yöneltti.

Davutoğlu, sorulara tatmin edici yanıtlar alamadığını, Erdoğan’ın Kanal İstanbul’un İstanbul’u koruyacağı yönündeki inancının da yanıltıcı olduğunu ifade etti.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Yeni Yol Partisi grup toplantısında konuştu. Davutoğlu, konuşmasında hem İstanbul’un karşı karşıya olduğu risklere hem de iktidarın Kanal İstanbul ısrarına sert sözlerle tepki gösterdi.  23 Nisan’da meydana gelen 6.2 büyüklüğündeki Marmara Depremi’ni bir ‘uyarı’ olarak niteleyen Davutoğlu, “Kanal İstanbul, kalan İstanbul’u da yok edecek” dedi.

Konuşmasına, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutlayamayan emekçilere destek mesajı vererek başlayan Davutoğlu, özellikle Altındağ Belediyesi işçilerinin karşılaştığı baskı ve hak ihlallerini örnek gösterdi. Enflasyonun işçi ve emekli gelirlerini ciddi biçimde erittiğine dikkat çeken Davutoğlu, “4492 TL’lik kayıpla karşı karşıya kalan kamu işçileri ve 134.2 milyar TL toplam gelir kaybı yaşayan çalışan kesim için ne bayram kaldı ne huzur” dedi.

Davutoğlu, konuşmasının büyük bölümünü İstanbul ve Kanal İstanbul projesine ayırdı. 23 Nisan 2025’te Marmara Denizi’nde meydana gelen 6.2 büyüklüğündeki depremi “ilahi bir uyarı” olarak nitelendiren Davutoğlu, bu sarsıntının İstanbul’un sessiz çığlığı olduğunu söyledi: “Geçen hafta İstanbul bir kez daha feryat etti. Dedi ki: ‘Beni hırpaladınız, daha fazla yormayın! Benim doğama vurduğunuz her darbe, sizin de sonunuzu getirir.’”

Davutoğlu, 1999 depreminin ardından rahmetli Mimar Turgut Cansever’in öncülüğünde oluşturulan bir uzmanlar grubuyla İstanbul için bir eylem planı hazırladıklarını hatırlattı. “Bugün o raporun yeniden değerlendirilmesi bir zorunluluktur” diyen Davutoğlu, İstanbul’un plansız nüfus artışı ve kent estetiğinden yoksun yerleşimlerle dayanılmaz bir yük altında olduğunu vurguladı.

Kanal İstanbul’a ilişkin 6 kritik soru

Başbakanlığı döneminde Kanal İstanbul projesiyle ilgili aldığı brifinglerin ardından ciddi endişeler taşıdığını belirten Davutoğlu, iktidara şu 6 soruyu yöneltti:

İstanbul’un ada haline gelmesi durumunda savaş, deprem veya terör riskine karşı nasıl korunacağı stratejik olarak analiz edildi mi?
Kanal İstanbul, Montrö Sözleşmesi’nden doğan haklarımızı nasıl etkileyecek?
Tatlı su kaynakları olan Küçükçekmece Gölü, Sazlıdere Barajı ve Terkos’un akıbeti ne olacak?
Zaten kirlenen Marmara Denizi, kanal inşası sonrası nasıl korunacak?
Kuzey ormanlarının ekosistemi nasıl korunacak?
Yeni yerleşim alanlarının yaratacağı nüfus baskısı İstanbul’u nasıl etkileyecek?

Davutoğlu, bu sorulara tatmin edici yanıtlar alamadığını belirttiği konuşmasında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kanal İstanbul’un İstanbul’u koruyacağı yönündeki inancının da yanıltıcı olduğunu ifade etti.

Davutoğlu, bu konuyu 2018 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunduğu 27 sayfalık raporda da gündeme getirdiğini, İstanbul’un adaya dönüşmesiyle birlikte savaş ve afet senaryolarında ağır güvenlik zaafları doğabileceği uyarısında bulunduğunu hatırlattı.

“Bir savaşta Boğaz ve Kanal üzerindeki köprüler tahrip edilirse, 16 milyondan fazla insanın yaşadığı İstanbul, kara bağlantısı kopmuş bir ada olur” diyen Davutoğlu, benzer bir felaketin büyük bir depremde de yaşanabileceği uyarısını yineledi.

Erdoğan’ın son günlerdeki “yapı stokunu birlikte dönüştürelim” çağrısını olumlu bulduğunu belirten Davutoğlu, bu çağrının gereğinin yapılabilmesi için tüm kesimleri kapsayan toplumsal bir mutabakat önerdi.
“Gelin, iktidarlar değişse bile korunacak bir ‘İstanbul Yasası’ çıkaralım” çağrısında bulunan Davutoğlu, imar rantlarının kamusallaştırılacağı yeni bir “İmar Yasası” ile hem şehirlerin korunabileceğini hem de kaynak yaratılabileceğini ifade etti.

Davutoğlu, konuşmasını İstanbul’un sadece bir şehir değil, bir medeniyet sembolü olduğunun altını çizerek tamamladı: “İstanbul’a hükmetmeye kalkmayalım! İstanbul’un önünde diz çökelim ve ders alalım! Mekânları ve şehirleri cansız varlıklar olarak görmeyelim; onlar gönül kulakları açık olanlara konuşur. İstanbul anlayana en büyük Hoca’dır.”

Gelecek Partisi lideri, Kanal İstanbul’a karşı “Kalan İstanbul’u da yok etmesine izin vermeyeceğiz” diyerek uyarısını yineledi.

Paylaşın