Davutoğlu’nun ‘Millet İttifakı’nı Bölme Planı: Yeni İttifak

GP Lideri Ahmet Davutoğlu’nun, DEVA Lideri Ali Babacan ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamanın perde arkasında üçüncü ittifak arayışı olduğu ortaya çıktı. Davutoğlu’nun, İYİ Parti’yi de yanına alarak Millet İttifakı’ndan bağımsız üçüncü bir ittifak kurmak istediği belirtildi.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada “yeni ittifak” mesajı vermesi kulisleri hareketlendirdi. Davutoğlu ile Babacan, önceki gün bir araya geldi. Görüşmenin ardından Davutoğlu, yaptığı açıklamada, “Görüşmeleri yeni ittifak gibi yorumlamamak lazım ama bunlar da konuşulmalı” ifadelerini kullandı.

Davutoğlu’nun bu ifadeleri sonrasında kulislerde yeniden “Merkez sağ siyasette yeni bir ittifak mı doğuyor” sorularını beraberinde getirirken, Cumhuriyet’in edindiği bilgiye göre Millet İttifakı içindeki bazı partilerde “Davutoğlu’nun izlediği politika konusunda rahatsızlıkların yaşandığı” belirtiliyor. Başta CHP ve İYİ Parti olmak üzere altı muhalefet partisi, “güçlendirilmiş parlamenter sistem” için birlikte çalışıyor. Ortak masadaki genel başkan yardımcıları arasında “sorun yaşanmazken”, Davutoğlu’nun ise “Gelecek Partisi daha fazla görünür olmalı. Neden sürekli İYİ Parti ve CHP gündemde” şeklinde “serzenişte bulunduğu” iddia ediliyor.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’yun konuştuğu siyasi parti temsilcileri, “Davutoğlu’nun en başından bu yana Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı’na aday olmasını istemediğini” belirtiyor. Görüşmelerde de Davutoğlu’nun zaman zaman diğer partilerin genel başkanlarına “AKP tabanı CHP’ye oy vermek istemiyor” şeklinde değerlendirmelerde bulunduğu da ifade edilirken, Davutoğlu’nun Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmelerde de “Kılıçdaroğlu’nun aday olmaması yönünde ikna etmeye çalıştığı” ileri sürülüyor. Ancak Kılıçdaroğlu’nun, “tüm görüşmelerde kendi parti politikasına göre hareket ettiği, Davutoğlu’nun yorumlarına da nezaketle yanıt vermekten yana tavır izlediği” belirtiliyor.

“Güçlüyüm” mesajı 

Davutoğlu’nun uzun süreden bu yana aklında “merkez sağ bloktan oluşan bir ittifakın yattığı” ileri sürülürken, “Gelecek Partisi, İYİ Parti’yi de yanına alarak, Demokrat Parti, Saadet Partisi, DEVA Partisi ile yeni bir ittifakın da mümkün olduğunu düşündüğü, ancak bu duruma İYİ Parti’nin sıcak bakmadığı” belirtiliyor. İYİ Parti ile birlikte Demokrat Parti ve Saadet Partisi’nin de “Davutoğlu’nun bu düşüncesine katılmadığı, eğer 2023 seçimlerinde muhalefet cephesi ortak hareket edecekse, bunun ancak Millet İttifakı ile birlikte olması gerektiğine” işaret ediliyor. Davutoğlu’nun bu tavrı diğer siyasi partilerde de “Meclis’te grup kurmak, ‘ben güçlüyüm’ mesajı vermek istiyor. Bu nedenle de üçüncü ittifakı kast ederek ‘Bunlar da konuşulmalı’ diyor. Davutoğlu hep ön planda yer almak istiyor” şeklinde yorumlanıyor.

Paylaşın

Plastik Ambalajlardaki Kimyasallar Obeziteye Yol Açıyor

Yapılan yeni bir araştırma, günlük hayatta kullanılan plastik ambalajlar, aşırı kiloyu ve obezitenin gelişimini destekleyebilecek kimyasallar içerdiğini ortaya koydu. Dünyada yaklaşık 2 milyar insan aşırı kilo sorunu yaşarken, bunların yaklaşık 650 milyonu obezite kategorisine giriyor.

EurekAlert’in haberine göre, “Environmental Science & Technology” adlı hakemli dergide yer alan çalışma, ucuz olması ve gıdanın raf ömrünü uzatması nedeniyle yaygın olarak kullanılan plastik ambalajların binlerce farklı kimyasal madde içerdiğini ortaya koydu.

Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin (NTNU) öncülüğünde ve Almanya’daki Goethe Üniversitesinin katkılarıyla oluşturulan bir araştırma grubu, plastiklerin hangi kimyasalları içerdiklerini görmek için aralarında yoğurt kapları, içecek şişeleri ve mutfak süngerleri gibi günlük ürünlerin yer aldığı 34 farklı plastik ürünü inceledi.

İncelenen ürünlerde 55 binden fazla farklı kimyasal bileşen bulunurken, bunlardan 629’u tanımlandı. Bu maddelerden 11’inin insan metabolizmasına zarar verdiği gözlemlendi.

Yağ hücresini geliştiriyor

Yeni çalışmada incelenen plastik ürünlerin üçte birindeki kimyasalların, yağ hücresi gelişimine katkıda bulunduğun ortaya çıktı. NTNU Biyoloji Bölümünden Martin Wagner, incelemelerinin, plastik ürünlerin aşırı kilo ve obeziteye neden olabilecek maddeler içerdiğini gösterdiğini aktardı.

Plastik kirliliği

Güvenli sınır aşıldı

Geçtiğimiz günlerde Environmental Science&Technology Dergisi‘nde yayımlanan yeni bir çalışma, pestisitler, endüstriyel bileşikler ve antibiyotikler dahil olmak üzere 350 bin sentetik kimyasal ve plastiklerin yarattığı kirliliğin insanlık için güvenli sınırı aştığını ortaya koymuştu.

Kimyasal kirliliğin bir gezegen için son sınırlarına ulaştığı sonucuna varan bilim insanları, gezegeni saran bu kimyasal kirlilik karışımının, insanlığın bağlı olduğu küresel ekosistemlerin istikrarını tehdit ettiğini söyledi.

Araştırmanın sonuçlarına göre plastik kirliliği, Everest Dağı’nın zirvesinden en derin okyanuslara kadar gözlemleniyor ve poliklorlu bifeniller (PCB) gibi bazı toksik kimyasallar uzun ömürlü olup son derece yaygın.

Kimyasal kirlilik, tüm yaşamı destekleyen biyolojik ve fiziksel süreçlere zarar vererek gezegenin sistemlerini tehdit ediyor. Örneğin pestisitler, tüm ekosistemleri ve dolayısıyla temel ihtiyaçları ve hedeflenmediği halde birçok böceği yok ediyor.

Kirliliğin doğadaki yansıması

Birleşmiş Milletler (BM) Göç Eden Yabani Hayvan Türlerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme (CMS) tarafından yayımlanan bir raporda ise tatlı su türleri, kara hayvanları ve kuşlar da dahil olmak üzere CMS tarafından korunan türlerin nehir ekosistemlerindeki ve karadaki plastik kirliliğinden etkilendiği kaydedildi.

Uzmanlar, plastik kirliliğini yönetmeye yönelik küresel kapasitenin, plastik pazarında öngörülen büyümeye ayak uyduramadığı konusunda uyardı.

Raporda, 2030 yılına kadar, iddialı önlemlerle bile yılda 53 milyon metre tona kadar plastiğin su ekosistemlerine karışabileceği ve herhangi bir iyileştirme yapılmadığı takdirde bu rakamın yılda 90 milyon tona ulaşabileceğini vurgulandı.

Paylaşın

Sağlık Çalışanları ‘Beyaz Nöbet’te

Sağlık çalışanları, şiddete karşı çözüm bulunmaması başta olmak üzere, sorunlarına dikkat çekmek amacıyla “Beyaz Nöbet” eylemi başlattı. Sağlık çalışanları tüm taleplerini TBMM önünde açıkladıktan sonra 8 Şubat’ta greve gidecek.

Türk Tabipleri Birliği’nin aldığı karar doğrultusunda Türkiye genelinde başlatılan “Beyaz Nöbet” eyleminin yapıldığı yerlerden biri de Diyarbakır. Diyarbakır’da eyleme aralarında diğer sağlık örgütlerinin de bulunduğu sağlık platformu da destek veriyor. Platform üyeleri her akşam mesaiden sonra bir hastaneyi ziyaret ediyor. Nöbetçi sağlık çalışanlarıyla bir araya gelen platform üyeleri, sorunları dinleyerek, not alıyor. Platform üyeleri ayrıca, sağlık çalışanlarına yönelik şiddete dikkat çekmek amacıyla siyah kurdele dağıtıyor.

Eylemle ilgili VOA Türkçe’ye bilgi veren Diyarbakır Tabip Odası Başkanı Elif Turan, platform üyelerine iletilen en önemli sorunun şiddet olduğunu söyledi. Son olarak iki arkadaşlarının bıçaklı saldırıya uğradığına dikkat çeken Turan, talepleri şöyle sıraladı; “Biz onların sesi olmak zorundayız. Bir talepleri varsa onları ileteceğiz. Meclis önünde bir basın açıklaması yapacağız. Taleplerimiz karşılanmazsa, 8 Şubat’ta grevde olacağız. Öncelikli talep, sağlıkta şiddet maalesef. Arkadaşlarımız sürekli beyaz kod (şiddet durumunda aranan numara) vermek zorunda kalıyor. Caydırıcı bir yasa olmadığı içim saldırganlar neredeyse karakola, ön kapıdan girip arka kapıdan çıkıyorlar başta gelen bu. Meselelerden biri de özlük haklarımız, emeğimizin karşılığını alamıyoruz. Döner sermaye, performans denen, emekliliğe yansıyan ücret alamıyorlar. Emekliliğe yansıyacak tek ücret talebimiz var. Koşullarımızın ağır olması sorunu var. Daha öncede ağırdı ama pandemide daha da ağırlaştı. Güvenli çalışma alanlarımız yok ne yazık ki”

Turan’ın dikkat çektiği saldırı “Beyaz Nöbet” eyleminin başladığı gün Diyarbakır Dicle Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi’nde meydana geldi. Bir hasta ve iki yakını, doktor, hemşire, personel ve güvenlik görevlilerine bıçakla saldırdı. Saldırıda yaralanan olmadı.

“En önemli sorun şiddet”

Eyleme destek veren Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES)’nın Şube Eş Başkanı Şiyar Güldiken , sağlık çalışanlarının en önemli sorununun şiddet olduğunu vurguladı. VOA Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Güldiken, Türkiye’de günde ortalama 40 sağlıkta şiddet vakası olduğunu belirtti.

Sağlık çalışanlarının sorunlarının dayanılmaz bir hal aldığını vurgulayan Güldiken “Sağlık emekçilerinin artık dayanamıyoruz dedikleri noktadayız. Buna dikkat çekmek ve kamuoyunda farkındalık oluşturmak, hem bakanlığı, hükümeti bu konuda adım atmaya zorlamak için bir nöbet başlattık. Türkiye genelinde günde ortalama 40 şiddet vakası var. Buna sözlü hakaret dahil değil. Çünkü birçok arkadaşımız artık bunu kanıksadı. Korkunç bir duruma gelmiş. Sağlık emekçileri buna yeter diyorlar. ‘Şiddet varsa biz yokuz’ demiştik, şiddet devam ediyor. Biz de var olmaya devam ediyoruz” dedi.

Güldiken, 8 Şubat’ta da uyarı grevi yapacaklarını hatırlatarak “8 Şubat son bir uyarı grevi yapacağız sonrasında gerçekten ayakta durmayı planlıyoruz. Bunu devam ettirilirse, sağlıktaki şiddet durdurulamazsa, yeterli ve gerekli önlemleri alınmazsa sağlık alanında durduracağız. Sağlıkçı döverek, şiddet uygulayarak, kurtulamayız. Tek bir çaremiz var dayanışmak” diye konuştu.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan İttifak Açıklaması: Büyüyebilir, İsmi De Değişebilir

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Millet İttifakı’na yeni katılımların olabileceğini ifade etti. İttifak isminin değiştirilmesi konusunda kapıyı kapatmayan Kılıçdaroğlu, “Bu konuya bileşenlerin tamamı karar verir” dedi.

Birgün’den Nurcan Gökdemir‘e konuşan Kılıçdaroğlu, Türkiye siyasi yapısını iyi bilen bir siyasetçinin muhalefetin Cumhurbaşkanı adayı olması gerektiğini dile getirerek, “Bozulan hukuk düzenini yeniden inşa etmek, devletin yaşadığı çürümeyi sonlandırmak istiyorsak, devleti bilen, sağduyulu, ittifakın bileşenlerine güven veren ve ortak hareket etmeyi temel ilke olarak kabul etmiş birisini Cumhurbaşkanı adayı olarak belirleriz” dedi.

Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkındaki yemek ve MOBESE tartışmalarıyla ilgili şunları söyledi:

“Demokrasinin olmadığı ülkelerde otoriter yönetimler, toplumu baskılamak için yasa dışı yollarla delil üretmek isterler. Toplumun duyarlı kesimlerini dinleyip oradan elde ettikleri gayri resmi bilgilerle onların üzerinde baskı kurmak isterler. Demokrasilerde bu kabul edilemez. Belediye başkanlarımızın, bizim telefonlarımız dinleniyor. Ama şu bir gerçek ki ne yaparlarsa yapsınlar, biz yasa dışı hiçbir olayın içinde değiliz. Yaptığımız her şey yasal. Bizi dinlemelerinden son derece memnunuz. Umarım bizi örnek alırlar. Bu şekliyle dinlemek, devleti yönetenlerin korkularından kaynaklanıyor. Korkunun esiri olan bir yönetici ise ülkesini sağlıklı yönetemez. Adaletli ve ahlaklı yönetim sergileyemez çünkü siz daha baştan tüm kuralları ezerek yasa dışı yola başvuruyorsunuz. Mevcut AKP yönetimi bu haliyle otoriter bir rejimdir. Vatandaşlarımızın bunu korku unsuru olarak kabul etmemelerini isterim. Zaten burada ne konuşuyorsak dışarda da onu konuşuyoruz.”

‘Demokrasi vurgusu Diyarbakır’a özgü değil’

Kar yağışından dolayı ertelenen Diyarbakır ziyaretine dair de konuşan Kılıçdaroğlu, “Diyarbakır ziyaretime ilişkin demokrasi vurgusu yaptım ama bu oraya özgü bir vurgu değildi. Örneğin Rize’ye de diğer illere de gitsem demokrasi vurgusu yapardım. Bölgede geçmişte büyük acılar yaşandı.

Şehitlerimiz var, insanlar büyük acılar yaşadılar. Terörün bölgede çok etkin olduğunu biliyoruz. Bugün için çok minimize edilmesi, hepimizin de mutlak arzusu. Terörün insanlık suçu olduğunu biliyoruz ama terörle mücadele ediyoruz derken demokrasi askıya alınıyor. Demokrasi askıya alınırsa da en çok terör örgütlerine prim verirsiniz. Toplum üzerindeki kurulan baskı, bu baskının yoğunlaşması, belli kesimlerin terör örgütlerine sempati duyulmasını sağlar. Havalar biraz daha ısınınca daha iyi koşullarda Diyarbakır’a mutlaka gideceğim. Eğer Diyarbakır’a belirlediğimiz tarihte gitmiş olsaydım cezaevinde işkence görmüş bir yurttaşı da ziyaret edecektim. İşkence suçu, o dönemin yetkilileri gözetiminde gerçekleşmişse onlarla helalleşmemiz lazım. Diyarbakırlılara sadece demokrasi değil, insan hakları, ekonomi, işsizlik hakkındaki fikirlerimi ve çözüm önerilerimi anlatacağım” dedi.

‘Türkiye için dönüm noktası’

Cumhur İttifakı’nın Millet İttifakı’nın parçalanacağına yönelik ülkeyi beklentiye sokmaya çalıştığını kaydeden Kılıçdaroğlu, “Şu an güçlendirilmiş parlamenter sistem için çalışan altı siyasi parti genel başkanı da büyük sorumluluk içinde hareket ediyor. Demokrasi konusundaki açmazların farkındalar. Altı siyasi partinin genel başkanları, güçlendirilmiş parlamenter sistem konusunda bir görüş addediyorlarsa bu Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır, umut vericidir. İttifakı oluşturacak siyasi partiler oturacak, konuşacak, kamuoyuna taahhütlerde bulunacaklar. Güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçerken hangi adımların atılması gerekiyor, bu konuda çalışmak, çaba göstermek gerekiyor. Toplumun karamsar olmasına hiç gerek yok. Bütün bu sorunlar akılcı yöntemlerle uygarca konuşarak tartışarak çözülür” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanlığı’na nasıl bir profili aday göstereceklerine dair de açıklama yapan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: “Bozulan hukuk düzenini yeniden inşa etmek istiyorsanız, devletin yaşadığı çürümeyi sonlandırmak ve yeniden inşa etmek istiyorsanız, devleti bilen, sağduyulu, ittifakın bileşenlerine güven veren ve ortak hareket etmeyi temel ilke olarak kabul etmiş birisini cumhurbaşkanı adayı olarak belirlersiniz. Çünkü bu bir geçiş süreci. Böyle bir cumhurbaşkanı Türkiye’yi inşa konusunda elbirliğiyle bir güç olarak ortaya çıkabilir. ‘Biz çok popüler bir ismi getirip cumhurbaşkanı seçelim’ diye bir düşüncemiz yok. Cumhurbaşkanı adayının nitelikleri çok önemli. Adayın siyasetçi olması lazım. Çünkü devlet siyasal bir organ. Siyasal organı iyi tanıyan bir siyasetçi olması lazım.”

Her partinin ekonomi alanında çalışmaları olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, “Her partinin kendi programı var. Biz, ‘Kendi programınızı bir kenara bırakın’ diyemeyiz. Hepsini oturup konuşuruz. Her partide ekonomi konusunda genel başkan yardımcısı düzeyinde yetkin insanlar var” dedi.

Ekonomi programının DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’a bırakıldığına dair iddiaları da yanıtlayan Kılıçdaroğlu, “Hiçbir konu hiçbir siyasi partinin tekeline verilemez. Çünkü sorun ekonomi, insan hakları, adaletsizlik, liyakat sisteminin çökmesi, devletteki çürüme, liyakat sisteminin çürümüş olması. Hangi görüşten olursak olalım önce devleti doğru saat gibi çalışan bir organa dönüştürmek zorundayız. Merkez Bankası’ndan tutun Kamu İhale Kurumu’na kadar en nitelikli insanlar buralarda görev yapacaklar, yasaların gereğini yapacaklar, yasadışı iş yapan bürokratlar bürokrasiden ayıklanacak, düzgün, namuslu insanlar gelecek. Bunun A Partisi, B Partisi olmaz. Siz devletteki yapıya parti gözlüğü ile bakarsanız devletin yapılanmasında uyumsuzluk çıkar. Biz altı ay içinde Türkiye’de bütün çarkların rahatlıkla dönebileceğine inanıyoruz. Bütün bunların hepsi yapılabilir. Kamuda hala çalışan çok nitelikli insanlar var. Bunlar biraz köşeye atılmış insanlar, yetki ve görev verildiğinde çok iyi çalışırlar” açıklamasını yaptı.

‘Erdoğan’ı demokratik yollarla göndereceğiz’

Kılıçdaroğlu, yarın seçim olacak gibi çalıştıklarını ifade ederek, “Seçim sandıklarının başındaki görevlilere kadar çalışma yapıyoruz. Bu konuda çok iddialıyız. ‘Erdoğan seçim yapar mı, kaybetse de gitmez…’ Bunlar hayal, halkın moralini bozmak için bazı arkadaşların yazdıkları, televizyonlarda söyledikleri. Seçim olacak ve Erdoğan’ı demokratik yollarla göndereceğiz. Türkiye coğrafyasının neresinde yaşarsa yaşasın vatandaşların bunu bilmesini isterim. ‘Efendim acaba seçim olur mu?’ diye soruyorlar. Bu özellikle AK Parti kanadının pompaladığı bir şey, insanların sandığa gitmemesini sağlamak için yürütülen bir çaba. Hiç kimsenin hele hiçbir aydının bunu söylemeye hakkı yok. Seçim olacak ya zamanında ya erken. Sandığa gideceğiz, sandıklara sahip çıkacağız, oyumuzu kullanacağız ve bir kâbus dönemini sonlandıracağız, herkesin buna inanması lazım” diye konuştu.

Yeni partilerle yeni bir ittifak kurulması ya da Millet İttifakı’nın isminin değişmesi konusunda da konuşan Kılıçdaroğlu, “İttifakı oluşturan bileşenlerin tamamı karar verir. ‘Benim düşüncem şudur’ demem doğru olmaz” dedi.

Paylaşın

HDP’den İktidara Öcalan Çağrısı: Açın Kapıları Görüşelim

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son dönemde İmralı’daki Abdullah Öcalan’ın görüşleri olduğunu söylediği sözleri aktarmasına HDP’den yanıt geldi. Parti yönetimi, bu görüş ve eleştirileri birinci ağızdan duymak istediklerini söyleyerek “O halde açın kapıları; Öcalan’la görüşelim, varsa eleştirilerini bize kendisi söylesin” dedi.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in haberine göre; Erdoğan, son bir ay içinde yaptığı açıklamalarda “Öcalan’ın Edirne cezaevindeki HDP eski Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’tan rahatsız olduğu ve aralarında ayrılık olduğu” yönünde değerlendirmelerde bulunmuştu.

Demirtaş, bunun üzerine Yeni Yaşam Gazetesi’ne verdiği demeçte “Erdoğan’ın sözleriyle ilgili asıl soru şudur: Yıllardır tecritte tuttuğunuz Sayın Öcalan’ın ne dediğini nereden biliyorsunuz? O halde tecridi kaldırın, Öcalan avukatları ve ailesiyle düzenli olarak görüşsün, ne söyleyeceğini hep birlikte öğrenelim” demişti.

Oluç: Açın kapıları, görüşmek istiyoruz

Şimdiye kadar genel olarak suskun kalan HDP yönetimi de tavrını açıkladı. HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, dün küçük bir grup gazeteciyle görüşmesinde, Öcalan’dan bir süredir haber alınamadığını, ailesi ve avukatlarının da görüşemediğini belirterek, iktidara şöyle seslendi:

“Çok ağır bir tecrit sürmekte. Yanında kalan diğer hükümlülerle de bir görüşme yok. Yani bizim elimizde bir bilgi yok aslında. Erdoğan Öcalan’ı kastederek, ‘kendisine sormalı’ dedi. Biz de tam bunu söylüyoruz; yani tecridi kaldırın, açın kapıları ya bir avukat ya da bizim de içinde olacağımız siyasi bir heyet görüşebilsin. Görüşü, eleştirisi her ne ise biz bunları birinci ağızdan duyalım.”

Oluç, Öcalan’ın görüş ve varsa eleştirilerini halkın da duymak isteyeceğini belirterek “Aksi takdirde İmralı’daki durum, seçim için araçsallaştırılmış oluyor, kendisinden duymadığımız sürece güvenmediğimiz bir durum. Buna halk da güvenmez. Kürt sorununu ve Öcalan’ın durumunu seçim malzemesi haline getirmek kabul edilebilir bir durum değil” dedi.

“HDP, kendi kararını kendisi verir”

İktidarın İmralı’ya gitmelerine izin vermesi ve Öcalan’ın da HDP’ye şimdiki siyasi duruşundan farklı bir politika izlemelerini telkin etmesi durumunda ne yapacaklarının sorulması üzerine ise Oluç, şu yanıtı verdi:

“HDP, kendi kararlarını kendisi veren bir partidir. 31 Mart ve 23 Haziran’da da bunu göstermiştir. Dolayısıyla elbette ki HDP bütün öneri ve eleştirileri duyar, tartışır ve değerlendirir ve sonuçta kendisine göre bir karara varır. O yüzden kendimize güvendiğimiz için diyoruz: ‘açın kapıları’ diye.”

Oluç, parti olarak kendilerine güvenmeseler bu rahatlıkla konuşamayacaklarını ifade ederek görüş ve önerileri her zaman için “birinci ağızdan” duymanın en sağlıklı yöntem olduğunu belirtti.

“HDP’yi bölmek, hayali ihracat planıdır”

Saruhan Oluç, iktidarın “kapatarak HDP seçmenini çaresiz bırakmak ve Öcalan çıkışları ile partiyi Kürt, sol ve muhafazakar olarak üçe parçalamak” türü stratejiler yürüttüğüne yönelik yorumları da değerlendirdi.

İmralı-Edirne tartışmasının da bu stratejinin bir parçası olduğunu söyleyen Oluç, “Fakat HDP yönetimi de, seçmeni de bu gibi konularda oldukça duyarlı ve bilinçlidir. Bu tür planların, hedeflerin farkındadır ve öyle ikiye, üçe, dörde bölünme meselesi gülüp geçeceğimiz bir meseledir” yorumu yaptı.

Oluç, HDP içinde çeşitli eleştirilerin olmasının doğal olduğunu ve demokratik bir ortamda bunların tartışılabileceğini belirterek “Hele hele HDP’yi demokratik siyasetten tasfiye etmek için AYM eliyle kapatmak, ondan sonra seçmenlerini üçe, dörde bölmek; bu gerçekten hayali ihracat gibi bir plandır” diye konuştu.

HDP seçmeninin bu tür bir durumda çok daha büyük bir kenetlenme, daha kararlı bir duruş içinde olacağını ifade eden Oluç,” iktidarın eğer böyle planları varsa bunları tekrar gözden geçirmesinde fayda olduğu” değerlendirmesini yaptı.

“Seçmenimizi seçeneksiz bırakmayız”

Oluç, HDP’nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılması durumunda parti olarak nasıl bir B planı izleyecekleri sorusunu da yanıtladı. “B, C ve D planlarımızı yaptık. HDP kapatılırsa seçmenimizi asla seçeneksiz bırakmayacağız” diyen Oluç, bu planların ne olacağının günü geldiğinde konuşulacağını kaydetti.

Oluç, iktidarın 452 partiliyi siyasi yasaklı hale getirmeyi isteyerek HDP’yi demokratik siyasetten tasfiye etmek istediğini söyledi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Eğer iktidar bunların hepsini yapıp, bize büyük kaybettirmek istiyorsa, ki şu anda görünen o, o zaman biz de iktidara büyük kaybettireceğiz. Seçmenlerimiz, sadece Kürt halkı değil demokrasi güçleri de siyasi iktidardan bu ağır tasfiye operasyonun siyasi hesabını mutlaka soracaktır. Hangi kayıp daha büyük olur, onu hep beraber görürüz.”

Paylaşın

Türkiye’den BMGK’ya ‘Kıbrıs’ Tepkisi

Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs Adası’nda konuşlu Birleşmiş Milletler (BM) Barış Gücü Misyonu’nun görev süresinin uzatılmasına ilişkin BM Güvenlik Kurulu kararı hakkında açıklama yayımladı.

Bakanlığın açıklamasında, söz konusu kararla ilgili Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Dışişleri’nin tutumunun tümüyle desteklendiği belirtilerek şu ifadelere yer verildi:

“KKTC Dışişleri Bakanlığı’nın söz konusu kararla ilgili olarak yaptığı açıklamayı tümüyle destekliyoruz. Söz konusu karar alınırken bu yönde yapılan tüm çağrı ve ikazlara rağmen KKTC makamlarının rızası BM kural ve ilkelerine aykırı olarak yine alınmamıştır. Yasal bir düzenleme yapılmasından bugüne kadar ısrarla imtina edilmiş, ancak BM Barış Gücü, KKTC makamlarının iyi niyetli yaklaşımı çerçevesinde faaliyetlerini sürdürebilmiştir.

“Bu konuda KKTC makamlarının bundan sonra atacağı adımlara desteğimiz tamdır. Güvenlik Konseyi’nin bir yandan Ada’daki taraflara çözümü bulmalarını söylerken, diğer yandan 50 yılı aşkın süredir denenmiş, tüketilmiş, sonuç vermediği kanıtlanmış ve bir tarafın rızasını yansıtmayan bir çözüm modelini dayatmaya çalışması gerçeklikten kopuk ve çelişkili bir tutumdur.”

“Yine bir çifte standart örneği”

BM Güvenlik Konseyi’nin, KKTC makamlarının Maraş’ta attığı uluslararası hukuka uygun adımları eleştirmesinin de mülkiyet haklarının ihlali olduğu belirtilen açıklama özetle şöyle:

“Ayrıca Konsey’in Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Doğu Akdeniz’de attığı gerginliği artıran ve Kıbrıs Türklerinin haklarını yok sayan tek taraflı adımları görmezden gelmesi yine bir çifte standart örneğidir. Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir çözümün sağlanabilmesi için Güvenlik Konseyi’ni ve uluslararası toplumu Ada’daki gerçekleri temel alan samimi ve yapıcı bir tutum benimsemeye, bu amaçla Kıbrıs Türk halkının müktesep hakları olan, egemen eşitliğini ve eşit uluslararası statüsünü tescil etmeye çağırıyoruz.”

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Kıbrıs’taki barış gücünün (UNFICYP) görev süresini 31 Temmuz 2022’ye kadar uzatma kararı aldı. BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs’taki statükonun sürdürülemeyeceğini ifade etmişti.

Karar, 15 üyeli BM Güvenlik Konseyinde oy birliğiyle kabul edilmişti. BM’nin en uzun süreli faaliyette bulunan barış gücü misyonlarından biri olan UNFICYP, 1964’ten bu yana Ada’da görev yapıyor ve barış gücünün görev süresi her 6 ayda bir uzatılıyor.

Paylaşın

Bülent Özcan Kimdir? Hayatı, Eserleri

25 Şubat 1973 yılında Kayseri’de dünyaya gelen Bülent Özcan, Ahmet Ozan Akgüneş, Özlem Günay Aytekin, Can Ozan imzalarını da kullandı. İlk, orta ve lise öğrenimini Gaziantep’te tamamladı. 1995 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesini birinci sınıfta iken yarıda bıraktı.

Haber Merkezi / Londra’da Southgate, Nottingham’da New Kolejde okudu. Gaziantep’te yayınlanan Doğuş, Önder, Yeni Gazete, Sizin Gazete, Ekspres ve Arena gazetelerinde sanat yönetmenliği, Doğan ve Şok gazetelerinde yazı işleri müdürlüğü yaptı. Spor 27 gazetesinde felsefe, kültür ve sanat üzerine yazılar yazdı, şiir sergileri açtı ve Mayıs 1997 tarihinde Londra’ya yerleşti. Bülent Özcan Edebiyatçılar Derneği, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Kilis Gazeteciler Cemiyeti üyesidir.

İlk şiiri Yeni Bir Gün, Türkiye Çocuk Dergisinde 18.08.1989 tarihinde yayımlandı. Diğer şiirleri Şafak (Yunanistan) Ses, Ana, Gülpınar, Hayat, Berfin Bahar, Çalı, Edebiyat Gündemi, Öteki-siz, Aykırı Sanat, Şiir Defteri, Ozan, Damla, Almanya’da Dem, Wird, Demokratik Gündem ile İngiltere’de Köşe Taşı, Avrupa, Olay gazete ve dergilerinde basıldı. 1998’de Türkiye Çocuk Dergisi tarafından yılın araştırmacısı seçildi.

Şiir sanatına yaptığı katkılarından dolayı Müzik Magazin dergisi Onur Ödülünü aldı. Bir Dünya Büyüyor Yüreğimde şiiriyle 1992’de İsveç Enternasyonal Jüri Özel ödülü Türkiye Dergisi-Bay Ajans tarafından düzenlenen Barış Şiir Yarışmasında ikincilik ödülü, aldı. Bazı şiirlerii bestelendi, bazıları Farsça, İngilizce dillerine çevrildi. Şair, Görüşmek Üzere (1983) adlı şiir kitabında serbest vezinle yazdığı aşk şiirleriyle sevgilisine seslenir.

Eserleri;

En Güzel Ben Ölürüm
Gelincik Tozları

“En Güzel Ben Ölürüm!..”

Böyle umut doluyken tepeden tırnağa
Böyle seviyorken seni amansız
Böyle değerliyken
Böyle yüceyken sevda
En güzel ben ölürüm
K e s i n!..

“Ezgisi mavi”

Usul usul açıyorsun içimde
düş ırmağı bir göğü güzelliyorsun
bir ezgi düşürüyorsun mavi
kanatlanıp güzü elliyorsun

Usul usul açıyorsun içimde
uzun bir zamanı demliyorsun
yokluktan geliyorsun hünerli
bir ömrü yeniden deniyorsun

Usul usul açıyorsun içimde
sözcük sözcük çoğalıyorsun
bir imge oluyorsun bu şiirde
dokunduğum an kanıyorsun

“Hepimiz Birer Kuklayız…”

Hepimiz birer kuklayız
Hayatta.
Rol yapıyoruz
Boyuna…

Hepimiz birer kuklayız,
İplerimiz, biribirimizin elinde.
Aldatıyor, aldanıyoruz
Üç öğün de…

Paylaşın

Bülent Güldal Kimdir? Hayatı, Eserleri

15 Ağustos 1954 yılında Adana’nın Ceyhan İlçesinde dünyaya gelen Bülent Güldal, ilkokulu Ceyhan’da okudu. Edremit Lisesini bitirdikten sonra, İstanbul İktisadi ve İdari Bilimler Akademisinde yüksek öğrenimini tamamladı.

Haber Merkezi / 1973’ten itibaren devlet memuru olarak Edirne, Siirt, Ankara, Kırklareli ve Edremit’te görev yaptı. 1993’te emekli oldu. Bazı şiirleri bestelenen şair, TYS ve Edebiyatçılar Derneği üyesidir. Gökkule adlı eseriyle 2000 İbrahim Yıldız Şiir Yarışması Birincilik Ödülünü, 2000 Ali Rıza Ertan Şiir Başarı Ödülünü aldı. Yağmurkuşunun Türküsü adlı kitabıyla 2007 Ş. Avni Ölez Şiir Emeği Ödülü’ne (Asım Öztürk ile) değer bulundu.

Şiirlerinde genellikle serbest ölçü kullanan ve insan ve doğa sevgisi, aşk, özlem konularını işleyen Bülent Güldal’ın ilk şiiri Edremit gazetelerinden Dokuz Eylül’de yayınlandı (1971). Daha sonraki Şiirleri ve yazıları Afrodisyas Sanat, Agora, Akademi Gökyüzü, Akatalpa, Alaz, Ardıçkuşu, Ay, Aykırı Sanat, Bahçe, Berfin Bahar, Beşparmak Edebiyat, Caz Kedisi, Çağdaş Türk Dili, Çini Kitap, Damar, Dize, Dönemeç, Dünya Kitap, Düşlük, Düşünbil, Edebiyat Gündemi, Eliz Edebiyat, Her Şeye Karşın, İmgelem Çocukları, İspinoz, Kar, Kıyı, Kum, Kurşun Kalem, Lacivert, Mavi Dergi, Mavidünya, Mor Taka, Mühür, Onaltıkırkbeş, Özgür Pencere, Pencere, Sincan İstasyonu, Şehir, Şiir Ülkesi, Şiirce Edebiyat, Taflan, Tan Edebiyat, Tay, Turunç, Ünlem, Yalınayak Sanat, Yazılıkaya, Yeni Biçem, Yenibinyıl Şiir, Zalifre Yazıları vb., vb. dergilerde yayınlandı. Şarköy Sanat dergisinin yazı kurulunda yer aldı. Bazı şiirleri bestelendi.

“Aşk bu olmalı”

Zaman tırısa kalkıyordu güz atlarıyla
yelkeni yırtık eski bir teknenin
köpüren rüzgarlarını doldurup gömleğime
kayaların arasından süzülerek geçtim
kıyısız denizleri bölüştüm seninle

Dalgaların ucunda seken ay ışığının
izini sürerdik patlayan havalarda
ürkek martıların tüneğiydi gözlerin
ışıklar dökülürdü göğüslerinin arasından
kızıl ve beyaz çiçekler yanaklarından

Sular durgunlaşır mı öpüp okşadıkça?
Yıldızları tükenir mi şen gecelerin?
Kara görünür de sözcükler kirlenir mi?
Bırak,çaksın içimizde alevden şimşekler
herkesin olan kıyı bizim olmasın

Ne de güzel yağıyor güz yağmurları
son etabını koştuğum bu yarışın
ıslak saçlarına aşağıdan baktıkça
tuza kesiyor tenim,başım dönüyor
bir çağlayana yetişme telaşında
ömrümün incecik kuş ayakları

Geldiğim derinliğe dönüyorum şimdi
peşleri sıra kuduran dalgaların
direnmek anlamsız işte çekiyor girdaplar
bedenime biçim beğeniyor küheylan deniz
bir fesleğenin silkiniyor yaprakları
sona doğru,sondan içre aşk bu olmalı

“Aşka ibadet”

Bir gülü, bir seni,bir de denizi
örtündüm üstüme yaz geceleri
gül bütün rengini ömrüme kattı
sabahlara kadar çırpındı deniz
taradım saçlarını ay ışığıyla
aşka ibadetti mevsimin adı

Gözlerinde gördüm söz cümbüşünü
çiçekler açtı şiiristanımda
ağzımı dayayıp pınarlarına
teninden dökülen sulardan içtim
çözdüm anlamını bilmecelerin
hem üşüdüm hem yandım ak gerdanında

Bu hangi şiir ki söylerken güneş doğuyor
sıcak ırmakların gel giti başlıyor sonra
çırpınıyor göğsünün güvercinleri
ay kuytuları öpüyor ben seni
başımın içinde dönüyor koca dünya

Pervazlarda büyüttüğüm karanfillerden
belikler örüyorum saçlarının rüzgarına
canımın mağmasını harmanlıyor gözlerin
dağlar kalkınıyor içimde gülistan oluyor
bir’e eşittir ömrüm benim anlıyor musun
dar sofalardan savruluyorum sonsuza

Kendi halinde ne güzelsin ey hayat
uğultular vadisine ben kendim girdim
ve gördüm bir karıncanın tanrılığını
utandım göklere avuç açmaktan
giyindim ömrüme aşk hırkasını

“Satranç”

Altmışdört karenin sekiz cephesi benimdir
yılan yüzlü birileri piyon demiş adıma
kolayca harcanacak bir nesne yani
düş odaları sığ olanların ellerinde
mermi sesinden ürken asker gibi
kendimi aranırım bulunduğum siperde
ardımsıra dizili omuzu kalabalıklara
hiç bıkmadan anlatırım bu gerçeği
benimle başlar savaş biter benimle

Düşünce tarlasında iki karedir yerim
kalın duvarlarımın olduğu söylenilirse de
burçlarımı tutanların acemiliği yıkar beni
açılır bütün kapılar içten fethedilirim
işte bu an başlangıcıdır sarsıntının
ya uyanıksa biliyorsa bütün becerilerimi
tek kaleyle de savunabilir ülkesini
göğüs kafesinde ırmaklar akan biri

Siyahtan beyaza ya da tersi ‘L’ler çizerek
eşimi aranırım birlikte koşmak için,
gökülkeden geliyorsa şahin gözlü binicim
kırılır kilitleri şaha giden yolların,
küçücük bir çakıltaşı dağlaşıverir önümde
kesilir dermanı rüzgarla yarışan yüreğimin
kuralları hiçe sayan binicim acemiyse
başlamadan biter savaş tökezler ayaklarım

Çarpraz kulvarlarda gidip gelmektir işim
eşimle çıkarım yollara aynı at gibi
fil denilince uzun hortumlu iri cüsseli
bir de Kartaca Komutanı Hannibal’in
yakarken Roma’yı gücünden yararlandığı
kalın derili acayip bir hayvan gelir akla
oysa avuç içine sığan bir çift oyun taşıyım
okyanuslarında dolaşırım düşüncenin

Tanrı’yı cebinde taşıyan bir vezirin ülkesi
gül bahçesi gibidir aşklar meşkler içinde
geçip giderken ömür kimseler kahır çekmez
insanlığını unutup da tanrı sanırsa kendini
bir koyup beş almayı düşünür evvel aklıyla
eksildikçe çıldırır bir kumarbaz gibi
ol saltanatın yeller eser yerinde

Taç kimin başındaysa şah odur, deli ya da veli
atadan kalma nişanesidir hükümranlığın
titrek bacaklı bir çocuksa bürünür kaftanına
tersine akacağını da sanır ırmakların
bir sabah ay’ın güneşi öptüğü saatlerde
dağları yüreklerinde taşıyan birileri
sökünce menteşelerini saltanat kapısının
kenevirden yapıldığını anımsar urganın

Uyanıkken rüya görmeye başladı mı insan
hayatın tartısına vurmalı kendini
avuçlarına doldurup toprağı koklamalı
kor ateşlere yaslamalı başını ki
ömrüyle içinde mi gerçeğin anlasın
yoksa suların üstünde yürüdüğüne
ay’ı ortasından ikiye böldüğüne
ölüleri dirilttiğine inanır
uğruna kurban olduğu şahın

Aynı güneşle ısınıyoruz zamanın karelerinde
genizlerimizi yakıyor gözyaşlarımızın tuzu
kırmızı akıyor damarlarımızda kan
karanlığı tel tel bölen şimşeğin
gök gürültüsünün içimize saldığı korku
doğduğumuz mağaraları gösteriyor bize
bir insandan kral yapmak:Kah kah kah
birlikte oynadığımız bir oyundur yaşamak

Paylaşın

Burak Tokcan Kimdir? Hayatı, Eserleri

1979 yılında Ankara’da dünyaya gelen Burak Tokcan, 1990’da Ahmet Vefik Paşa İlkokulu’nu, 1997’de TED Ankara Koleji’ni, 2001’de Bilkent Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitirdi. Aynı üniversitenin Yayın Birimi’nde metin yazarı olarak görev yapıyor.

Haber Merkezi / İlk şiiri 1999’da yayımlandı. Kıyı, Bilkent 4 Mevsim, Damar, Beşparmak, Gökyüzü, Çağdaş Türk Dili, Dünya/Kitap, Ünlem, Yom Sanat, Evrensel Kültür, Patika, Koridor, Mavi Liman, Deliler Teknesi, Sanat Cephesi, Nikbinlik, Şehir, Ada, Papirüs, Akköy, Mavi Yeşil, Şarkî, KE, Sadece Şiir dergilerinde ürünleriyle yer aldı.

Eserleri;

“Kırılgan Yüzler Albümü” (Klaros Yayınları, 2021)
“Sesim Kan Kaybediyor” (Damar Yayınları, 2008)

Ödülleri;

Kemal Özer Şiir Yarışması 2.lik Ödülü (2021)
Raşit Kara Şiir Yarışması 2.lik Ödülü (2011)
Hasan Bayrı Şiir Yarışması 1.lik Ödülü (2009)
Attilâ İlhan Şiir Yarışması Mansiyonu (2007)
Cemal Süreya Şiir Yarışması Özendirme Ödülü (2006)
Rıfat Ilgaz Şiir Yarışması 1.lik Ödülü (2004)
Uğur Mumcu Şiir Yarışması 1.lik Ödülü (2003)
Beşparmak Dergisi Şiir Yarışması 2.lik Ödülü (2003)
Şinasi Özdenoğlu Şiir Yarışması 3.lük Ödülü (2001)
Kocaeli Üniversitesi Şiir Yarışması 2.lik

“Sesim kan kaybediyor”

ayakkabısı yırtılacak çocuklar
top oynadığında
bir çipura çengele asar kendini
baba dayağı diyetine

aynı zamanın akrebidir oysa
sevgilisini camda bekleyen kız
sokar aşktan ilk konuşanı

biz mi eskidik
yoksa yüzlerimiz midir dağılan
neden köşebaşlarını ısırgan otları tutuyor

sözlerini bilmediğim bir şarkıyı söylüyorum
sesim kan kaybediyor

“Suç demeti”

küçük şehirler gibi büyük yalnızlığım
şiirlerin gözle yazıldığı
çizgili duvar kağıtları gibi

benim hatam değil
duvarlarımda kabarmış şiir ölüleri var
ki sanırım nemrut dağı bu yüzden
tepelerinde tanımadığın insanların
kırılmış kandan heykellerimize baktığı bir dağ

acele kan aranıyor dediğim bundan
bir de ellerime pullar yapıştırıp
başka şehirlere gönderdiğimden

küçük odalar gibi yalnızlığım
örüyor ağını
ve binbir renkli çiçekler ekiyor

binbir renkli çiçeklere bakıyorum
aklımdan
vagonları voltaladığım
uzun tren yolculukları geçiyor

sonra bir kadın geliyor
hiçbirşey demeden çekip gidiyor
ağzının kenarında bir gül
gülün yanında bir de suç demeti

küçük şehirler gibi büyük yalnızlığım

“Çığlık”

çözüldü örgüsü gecenin
bir bulutun haritası
dağılıyor tenimize

yer değiştiriyor kum taneleri
içimde
rüzgârın kırılgan iğnesi

gider ansızın biri
küçülür gölgesi harflerin
hiç düşündün mü
çığlığın bittiği yeri

beni hayattan
yorgun bir perde gizledi

Paylaşın

Birhan Keskin Kimdir? Hayatı, Eserleri

22 Aralık 1963’te Kırklareli’nde dünyaya gelen Birhan Keskin, 1986 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nü bitirdi. İlk şiiri 1984 yılında yayınlanan şair 1995-98 yılları arasında arkadaşlarıyla birlikte Göçebe dergisini çıkardı.

Haber Merkezi / Çeşitli yayın kuruluşlarında editör olarak çalışan Keskin, Gülten Akın’ın ardından Altın Portakal Şiir Ödülü’nü kazanan ikinci kadın şairimiz oldu. Ayrıca Sema Kaygusuz’un Karaduygun adlı öykü kitabında yer alması nedeni ile, Türk edebiyatında ilk kez bir şair olarak, bir kitabın kahramanı oldu.

Yaşadığımız dünyaya tepkisini geliştirdiği şiir biçimiyle tekelinden genele yayan ama arada herhangi bir kopuşa katlanamayacak olan Keskin şiirinin genişleyen çemberini asla odaksız bırakmıyor.

Şair İlerleyen dönemlerde Türkçenin kendi imkanlarını sürekli genişletebilen, çok iyi bir şiir dili olacağını düşünüyor. Altıncı kitabı “Ba” Altın Portakal şiir ödülünü almıştır. Şairin Y’ol adlı kitabı 2006’da, son olarak “Soğuk Kazı” isimli kitabı 2010 yılının Nisan ayında yayınlandı.

Eserleri;

Delilirikler (1991)
Bakarsın Üzgün Dönerim (1994)
Cinayet Kışı + İki Mektup (1996)
Yirmi Lak Tablet + Yolcunun Siyah Bavulu (1999)
Yeryüzü Halleri (2002)

“Enstrümental”

Aksın, içimde bir nehir gibi
Dolanan keder
Unuttuğum, unutmaya çalıştığım ne varsa
Bende durmasın
İçimde öyle çok ki, her gidenden
biriktirdiğim melekler

zaman insafsızlık etmese
kederin oyduğu tarafımı sana getirsem
kalem beni tutmasa, anlatsam sana
siyah, simsiyah bir engerektir zaman
ve kış neler eder insana
nasıl yarım bırakır, ayırır parçalara
sense kışı yaşamadın daha

reddetim bütün kesinlikleri
kalbim bu hayale bir daha inansın diye
siyah… değişmiyor,
siyah hala nehir içimde
ve kalbim anlamıyor
adalet yok, niye?

Yıktığım, atladığım, söndürdüğüm
Bir yangın yerindeyim
İçimde sadece, dediğim gibi
Her gidenden biriktirdiğim melekler
Kalbimin üstünde bir daha hançer

“Salyangoz”

içimdeki taş yerinden kımıldadı.
göğün altında,
yerin telef edilmiş yüzünde
bir papatyanın “olmaz” yaprağına düştüm.
ben sustuysam söz de sussun. olmadı,

taşındım ertesi gün “olur” yaprağına.
orda büyüttüm hatırayı,
ordan düştüm.
hatıra da unutsun kendini koyuluğunda.

beni gel beni bul beni al,
istediğin yerde uyut bendeki hatırayı
istedim.

vardığım yer bir uçurumdan kekeme,
gümüşten ipliğim azaldı
susmaya unutmaya uykuya
yelteniyorum.

“Taş parçaları’ndan…”

II

İçerde tıkanan çığlık dışarda inliyor
Sabaha karşı
Uyku kabul etmiyor beni
Dışardan bir yerden uzuuuuunnnnuzun
Bir inilti kopuyor.
İçimde zulümün duvarları.
Uykuuuuuuuu
alsana beni koynuna.

Kalktığımda,
banyoya seyirttiğimde gözümden sesler boşanıyor.
İçerde,
sonra bu sessizce akan yaşlar senin, diyor. İçimin duvarlarında
bu taşlar oturuyor,
çıkaramadığım bir ses var, benden onu çıkarıyor,
Taşın sessizliğinde:
Kalın, ilkel, boşluğa doğru, gecenin kovuğundan
dışşşşarı doğğğruuuu:

Seni bu yalan dünyaya saldım sonunda
acıyor çoooooookkkkkkkkkkkkk,

Paylaşın