Yılın İlk Çeyreğinde İşsizlik Oranı Yüzde 28,5

Geniş tanımlı işsizlik oranı 2025 yılının ilk çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre 0,4 puanlık artış ile yüzde 28,5 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 18,4 iken potansiyel işgücü ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 19,6 olarak tahmin edildi.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), İşgücü İstatistikleri I. Çeyrek: Ocak – Mart 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre; 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2025 yılı I. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre 183 bin kişi azalarak 2 milyon 884 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0,4 puanlık azalış ile yüzde 8,2 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 6,6, kadınlarda yüzde 11,2 olarak tahmin edildi.

İstihdam edilenlerin sayısı 2025 yılı I. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre 266 bin kişi azalarak 32 milyon 389 bin kişi, istihdam oranı ise 0,5 puanlık azalış ile yüzde 48,9 oldu. Bu oran erkeklerde yüzde 66,3 iken kadınlarda yüzde 31,9 olarak gerçekleşti.

İşgücü 2025 yılı I. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre 449 bin kişi azalarak 35 milyon 273 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,8 puanlık azalış ile yüzde 53,3 olarak gerçekleşti. İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 71,0, kadınlarda ise yüzde 36,0 oldu.

15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki çeyreğe göre 0,9 puanlık azalış ile yüzde 15,0 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 10,8, kadınlarda ise yüzde 22,7 olarak tahmin edildi.

Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam edilenlerin sayısı 2025 yılı I. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre tarım sektöründe 171 bin kişi, sanayi sektöründe 61 bin kişi, hizmet sektöründe 37 bin kişi azalırken inşaat sektöründe 3 bin kişi arttı. İstihdam edilenlerin yüzde 14,3’ü tarım, yüzde 20,8’i sanayi, yüzde 6,6’sı inşaat, yüzde 58,2’si ise hizmet sektöründe yer aldı.

İstihdam edilenlerden referans döneminde işbaşında olanların, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi 2025 yılı I. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre 0,6 saat artarak 43,5 saat olarak gerçekleşti.

Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı 2025 yılı I. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre 0,4 puanlık artış ile yüzde 28,5 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 18,4 iken potansiyel işgücü ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 19,6 olarak tahmin edildi.

Paylaşın

TÜİK’e Göre Ücretli Çalışan Sayısı Yüzde 0,6 Arttı

Sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 0,6 arttı. Ücretli çalışan sayısı bir önceki yılın mart ayında 15 milyon 224 bin 973 kişi iken, mart ayında 15 milyon 320 bin 987 kişi oldu.

Haber Merkezi / Ücretli çalışanların alt detaylarına bakıldığında; Mart ayında ücretli çalışan sayısı yıllık olarak sanayi sektöründe yüzde 2,6 azaldı, inşaat sektöründe aynı kaldı ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 2,7 arttı.

Sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı mart ayında bir önceki aya göre yüzde 0,2 azaldı. Ücretli çalışanların alt detaylarına bakıldığında; Mart ayında ücretli çalışanlar aylık olarak sanayi sektöründe yüzde 0,7, inşaat sektöründe yüzde 0,7 azaldı ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 0,1 arttı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ücretli Çalışan İstatistikleri Mart 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; Sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 0,6 arttı. Ücretli çalışan sayısı bir önceki yılın mart ayında 15 milyon 224 bin 973 kişi iken, mart ayında 15 milyon 320 bin 987 kişi oldu.

Ücretli çalışanların alt detaylarına bakıldığında; Mart ayında ücretli çalışan sayısı yıllık olarak sanayi sektöründe yüzde 2,6 azaldı, inşaat sektöründe aynı kaldı ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 2,7 arttı.

Sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı mart ayında bir önceki aya göre yüzde 0,2 azaldı. Ücretli çalışanların alt detaylarına bakıldığında; Mart ayında ücretli çalışanlar aylık olarak sanayi sektöründe yüzde 0,7, inşaat sektöründe yüzde 0,7 azaldı ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 0,1 arttı.

Paylaşın

UNICEF’ten Dikkat Çeken Rapor: Türkiye, Çocuk Refahı Bakımından Son Sıralarda

UNICEF’in raporuna göre; Türkiye, 43 ülke arasında genel çocuk refahı bakımından 35’inci sırada yer aldı; 34’üncü basamaktaki Meksika ve 33’üncü sıradaki Kolombiya Türkiye’den daha iyi performans gösteren ülkeler oldu.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) raporuna göre Türkiye’de 15 yaşındaki gençlerin yaşam memnuniyeti dört yılda 10 puan düşerken, akran zorbalığına uğradığını söyleyenlerin oranı arttı.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ile Avrupa Birliği (AB) üyesi 43 ülkeden 2018 ile 2022 yıllarında elde edilen verileri kıyaslayan UNICEF, zihinsel ve fiziksel sağlık gibi kriterleri dikkate alarak hazırladığı çocuk refahı raporunu yayımladı.

Raporda, “çocuk olmak için en iyi iki ülkenin” Hollanda ve Danimarka olduğu tespit edilirken, Türkiye’de çocukların yaşam kalitesinin gerilediği kaydedildi.

Türkiye, 43 ülke arasında genel çocuk refahı bakımından 35’inci sırada yer aldı; 34’üncü basamaktaki Meksika ve 33’üncü sıradaki Kolombiya Türkiye’den daha iyi performans gösteren ülkeler oldu.

Rapora göre intihar, dünya genelinde 15-19 yaş arası kişilerde en yaygın dördüncü ölüm nedeni oldu. Genel olarak intiharlarda azalma görülse de Türkiye; Japonya ve Güney Kore ile birlikte ergen intiharlarının en hızlı arttığı ülke oldu. Türkiye’de 15-19 yaş grubunda intihar oranı 2018-2022 yıllarında 100 binde 2,5’ten 100 binde 4,5’a yükseldi.

Türkiye’de çocukların yaşam memnuniyeti dört yılda 10 puan geriledi; Şili, Meksika ve Polonya ile birlikte bu alanda en sert düşüş görülen ülke oldu.

Türkiye’de akran zorbalığına uğradığını söyleyenlerin oranı ise yüzde 25,5’den yüzde 26,4’e yükseldi. Artış oranı küçük gibi görünse de dünyadaki birçok ülkede azalış rapor edildi, Türkiye bu anlamda olumsuz ayrıştı. Almanya, ABD, İtalya gibi ülkelerde akran zorbalığının azaldığı bildirildi.

Raporda Türkiye’de çocuk ölümlerindeki azalışın sürdüğü tespitine yer verildi, ancak mevcut oranlar hâlâ Almanya, Hollanda ve İtalya gibi ülkelerin yaklaşık iki katı seviyesinde.

Türkiye yüzde 32,7 ile çocuklar arasında obezitenin en yüksek olduğu ülkeler arasında yer aldı. İngiltere’de çocuk obezitesi oranı yüzde 30, ABD’de ise yüzde 42 olarak kaydedildi.

Öte yandan Türkiye’de çocukların yüzde 75’i başkalarının nasıl hissettiğini anlayabildiklerini belirtti. Empati yeteneği bakımından Türkiye; Avusturya, Danimarka ve Macaristan ile birlikte en başarılı ülkeler arasında yer aldı.

Raporda COVID-19 pandemisi nedeniyle okulların tatil edilmesinin küresel anlamda çocukların akademik becerilerinde keskin düşüşlere yol açtığı tespitine de yer verildi.

İncelemeye konu 43 ülkede 15 yaşındaki yaklaşık sekiz milyon çocuğun okuma yazma ve matematik becerilerinin yetersiz olduğu görüldü. Akademik başarı kategorisinde en kötü performansı Bulgaristan, Kolombiya ve Kosta Rika gösterdi. Türkiye’de ise 15 yaş grubundaki çocukların yüzde 58’inin akademik açıdan “yeterli” olmadığı belirtildi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Trump, Şara İle Görüştü: İsrail İle Normalleşin

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile görüşen ABD Başkanı Donald Trump, Şara’ya İsrail ile ilişkileri normalleştirme çağrısında bulundu.

ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile bir araya geldi. İki ülke arasında başkanlar düzeyinde 25 yıl aradan sonra gerçekleşen bu görüşme, Trump’ın Suriye’ye yönelik yaptırımları kaldırma kararını açıklamasının ertesi gününde yapıldı.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, sosyal medya platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, gerçekleşen dörtlü toplantıya ilişkin ayrıntıları kamuoyuyla paylaştı.

Leavitt, “Başkan Trump, Cumhurbaşkanı Eş-Şara’ya, ülkesinde tarihi bir adım atmak için elinde büyük bir fırsat bulunduğunu söyledi” ifadelerini aktarırken, Trump’ın ayrıca Eş-Şara’yı “Suriye halkı için harika işler yapması konusunda teşvik ettiğini” ve şu konularda harekete geçmesini istediğini belirtti:

İsrail ile İbrahim Anlaşmaları’nı imzalamak
Tüm yabancı teröristlerin Suriye’den ayrılmasını sağlamak
Filistinli teröristleri sınır dışı etmek
ABD’ye, IŞİD’in yeniden güç kazanmasını önlemede yardımcı olmak
Kuzeydoğu Suriye’deki IŞİD tutuklu merkezlerinin sorumluluğunu üstlenmek

Beyaz Saray açıklamasında şu ifadeler yer aldı: “Cumhurbaşkanı Eş-Şara, bu görüşmenin düzenlenmesine yönelik çabalarından dolayı Başkan Donald Trump’a, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’a ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür etti.

İranlı güçlerin Suriye’den çekilmesinin sunduğu önemli fırsata dikkat çeken Eş-Şara, terörle mücadele ve kimyasal silahların ortadan kaldırılması konularında ABD ile ortak çıkarlara sahip olduklarını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Eş-Şara, İsrail ile 1974 yılında imzalanan Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’na bağlılığını yineledi. Ayrıca Suriye’nin doğu ile batı arasındaki ticaretin kolaylaştırılmasında kritik bir köprü işlevi görebileceğini vurgulayarak, Amerikalı şirketleri ülkenin petrol ve doğal gaz sektörüne yatırım yapmaya davet etti.”

Ne olmuştu?

Ortadoğu turu kapsamında Riyad’da temaslarda bulunan Trump, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) – ABD Zirvesi’nden önce Ahmed eş-Şara ile bir araya gelmişti. Prens Selman’ın da iştirak ettiği toplantıya Cumhurbaşkanı Erdoğan çevrimiçi katılmıştı.

ABD Başkanı Trump, Ortadoğu ziyareti öncesinde Oval Ofis’te düzenlediği basın toplantısında, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye konusunda da bazı çalışmalar yapıyoruz, bu arada yaptırımlar konusunda da bir karar vermemiz gerekecek. Suriye’den yaptırımları kaldırabiliriz çünkü onlara yeni bir başlangıç imkânı vermek istiyoruz,” şeklinde konuşmuştu.

Trump, dün Körfez turu kapsamında Riyad’da katıldığı Suudi Arabistan-ABD Ortak Yatırım Forumu’nda yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile telefonda görüştüklerini hatırlatarak, “Türkiye’nin lideri Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde benzer talebi oldu. Ortadoğu’daki diğer saygın arkadaşlarım da bunu söyledi Suriye’deki yaptırımları kaldıracağız,” ifadelerini kullanmıştı.

Suriye halkının çok büyük sıkıntılar, sefalet ve ölüm yaşadığını belirten Trump, “Yeni hükümetle umarım ülkeyi istikrarlı ve barış içinde tutabilir. Suriye’de görmek istediğimiz budur,” değerlendirmesinde bulunmuştu.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Türkiye, Sahte Ürün Ticaretinde İkinci Sırada

Küresel sahte ürün trafiğinde önemli bir aktör konumunda olan Türkiye, sahte ürün ticaretinde Çin’in ardından ikinci sırada yer aldı. Tüm dünyada el konulan sahte ürünlerin yüzde 45’i Çin menşeli.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ile Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi’nin 2024 yılında yayımladığı ortak rapor, 2020–2021 dönemine ilişkin çarpıcı veriler ortaya koydu. Karar’ın aktardığı rapora göre, Türkiye, sahte ürün ticaretinde Çin’in ardından ikinci sırada yer aldı.

Tüm dünyada el konulan sahte ürünlerin yüzde 45’inin Çin menşeli olduğu belirtilirken, Hong Kong’un bu ticaretteki payı da artış gösterdi. Türkiye ise her ne kadar önceki yıllara kıyasla ele geçirilen sahte mallar açısından daha düşük paya sahip olsa da, küresel sahte ürün trafiğinde hâlâ önemli bir aktör konumunda.

Raporda, Türkiye’nin coğrafi konumu, gelişmiş lojistik altyapısı ve bölgesel ticaret ağı nedeniyle, sahte ürünlerin menşe ülkesi olmasa bile bu ürünlerin sevkiyatında ve geçişinde sıklıkla kullanıldığı vurgulandı. Türkiye, Hong Kong ve Lübnan ile birlikte sahte ürün ihracatına yatkın ülkeler arasında “yüksek risk grubunda” yer aldı.

Sahte ürün ticaretinde en çok karşılaşılan kategoriler arasında giyim, ayakkabı, deri ürünleri ve saatler öne çıkarken; sağlık ve güvenlik açısından risk barındıran sahte ilaçlar, kozmetikler, oyuncaklar ve gıda maddeleri de ciddi bir sorun olarak öne çıkıyor. Bu ürünlerin, doğrudan tüketicilerin sağlığını tehdit etmesi, konunun sadece ekonomik boyutla sınırlı olmadığını gösteriyor.

Raporun dikkat çeken bir diğer başlığı ise çevrimiçi sahtecilik faaliyetlerinin ulaştığı boyut oldu. Sahte ürünlerin giderek daha fazla e-ticaret platformları üzerinden pazarlanması, geleneksel denetim mekanizmalarının etkisini sınırlarken, tüketiciye ulaşma hızını artırıyor. Pop-up reklamlar ve sahte markalarla donatılmış sosyal medya içerikleri üzerinden yapılan satışlar, özellikle bilinçsiz alıcılar için büyük risk oluşturuyor.

Raporda, büyük uluslararası markaların gümrük denetimlerini destekleme yönünde artan etkisinin, küçük ve yerel üreticilerin ürünlerinin daha kolay hedef haline gelmesine neden olabileceği yönünde uyarılar yer aldı. Bu durum, fikri mülkiyet haklarının korunmasında adaletin sağlanması ve tüm ölçeklerdeki işletmelerin eşit derecede korunması gerektiği yönündeki çağrıları da beraberinde getiriyor.

Paylaşın

DEM Parti’den Bakan Tunç’un “Umut Hakkı Yok” Sözlerine Tepki

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un “umut hakkı”sözlerine tepki göstererek, “Üslubunuz bu süreçte ihtiyacımız olan yapıcı dilden uzak, ne yazık ki zehirleyici bir etki yaratıyor” dedi.

Yılmaz Tunç, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a “umut hakkı” uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin soruya, “Böyle bir durum söz konusu değil. Böyle bir görüşme de yok” yanıtını verdi.

Adalet Bakanı Tunç’a yanıt Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan’dan geldi. Sosyal medya hesabından Tunç’un açıklamasına tepki gösteren Ayşegül Doğan, “Sayın Bakan, Umut hakkı tartışmasından bağımsız; üslubunuz bu süreçte ihtiyacımız olan yapıcı dilden uzak, ne yazık ki zehirleyici bir etki yaratıyor. Toplum olarak beklentimiz; temsil gücünüzü adaleti tesis etmek için kullanmanız. Polemiğe değil, hukuka ve demokratik uzlaşıya ihtiyacımız var” dedi.

Bakan Tunç ne demişti?

Belirli infaz düzenlemelerinin gündemlerinde olduğunu ancak umut hakkının söz konusu olmadığını ifade eden Tunç, “HSK seçimleri ve başka konular var. Cezaevi şartlarıyla ilgili yasal çerçevede yapılması gerekenler genel olarak söylüyoruz. Ceza İnfaz Kanunu’ndaki düzenlemeleri genişletebiliriz. Bu konudaki çalışmamızı Meclis grubumuzda paylaştık. Meclis’in yaz için ara vermesine zaman var. İnfaz kanununda yapılabilecek hususlar var. Kanun gerektiren bir husus olursa bunlar yürütmenin yetkisinde olan hususlar değil” dedi.

Yılmaz Tunç’un açıklamaları, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024 tarihli grup konuşmasında Öcalan’a ilişkin “umut hakkı”na dair sözlerini yeniden gündeme getirdi. Bahçeli söz konusu konuşmasında, “Şayet teröristbaşının tecridi kaldırılırsa, gelsin TBMM DEM Parti grup toplantısında konuşsun. Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın. Bu dirayet ve kararlılığı gösterirse, ‘Umut Hakkı’nın kullanımıyla ilgili yasal düzenlemenin yapılması ve bundan yararlanmasının önü de ardına kadar açılsın.” demişti.

Paylaşın

PKK’nın Silah Bırakması Erdoğan’a Seçim Kazandırır Mı?

Yöneylem Araştırma’nın anketine göre; Erdoğan’ın PKK’nın silah bırakmasıyla başlayan sürecin sonunda yeniden “Cumhurbaşkanı” seçileceğine inananların oranı yüzde 39’da kalırken, inanmayanlar yüzde 45’i buldu.

PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) silah bırakma ve örgütsel yapısını feshetme açıklamasının ardından kamuoyunda başlayan siyasi tartışmalarda, sürecin Erdoğan’a oy desteği kazandıracağı yönünde iddialar gündeme gelmişti. Ancak Yöneylem Araştırma tarafından yayımlanan anket verileri, bu kanaatin kamuoyunda karşılık bulmadığını ortaya koydu.

Ankete katılanların yalnızca %21,2’si sürecin sonunda Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı seçileceğine “katıldığını”, yüzde 17,5’i ise “tamamen katıldığını” belirtti. Buna karşılık, yüzde 24,5 “hiç katılmadığını”, yüzde 20,2 “katılmadığını” ifade etti. Kararsızlar ve “bilmiyorum” diyenlerin oranı ise toplamda yüzde 16,6’ya ulaşıyor. Böylece Erdoğan’ın yeniden seçileceğine inananların toplamı yüzde 38,7’de kalırken, inanmayanlar yüzde 44,7 ile daha yüksek bir oranda.

Siyaset bilimci ve Yöneylem Araştırma’nın kurucusu Doç. Dr. Derya Kömürcü, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, “Kamuoyunda sürecin Erdoğan’ın oy desteğinde artışla sonuçlanacağına yönelik bir kanaatin hakim olduğunu söylemek mümkün değil” değerlendirmesinde bulundu. Kömürcü, “Süreci, kerameti kendinden menkul kehanetler üzerinden değerlendirmemek gerek” diyerek erken yorumların sağlıksız olacağına işaret etti.

Parti tercihlerine göre dağılıma bakıldığında ise çarpıcı farklılıklar dikkat çekiyor. AK Parti seçmeninin yüzde 77,7’si sürecin Erdoğan’ın yeniden seçilmesiyle sonuçlanacağına inanırken, MHP seçmeninde bu oran yüzde 51,6’ya düşüyor. Muhalefet cephesinde ise tablo çok farklı: CHP seçmeninin yüzde 71,7’si, DEM Parti seçmeninin yüzde 68,6’sı, İYİ Parti seçmeninin yüzde 75,3’ü sürecin Erdoğan’a kazandırmayacağını düşünüyor.

Paylaşın

Ülke İçinde Yerinden Edilenlerin Sayısı 83 Milyonu Aştı

2024 sonu itibarıyla kendi ülkeleri içinde yerinden edilen kişilerin sayısı 83,4 milyon oldu. 2023 yılına kıyasla yüzde 10’luk bir artışa işaret eden bu sayı, altı yıl önceki rakamın ise iki katından fazlasına tekabül etti.

Gazze Şeridi’nde 2024 sonu itibarıyla yerinden edilen kişi sayısı yaklaşık 2 milyon olarak belirlendi. Bu sayı, Gazze Şeridi’nin neredeyse tüm nüfusuna tekabül ediyor.

Uluslararası bir sivil toplum kuruluşu olan Ülke İçinde Yerinden Edilme İzleme Merkezi (IDMC) raporunda, 2024 yılında çatışma veya doğal afet nedeniyle ülke içinde yerinden edilen kişi sayısının rekor düzeye ulaştığını ortaya koydu.

Merkezi İsviçre’nin Cenevre kentinde bulunan IDMC kuruluşunun raporuna göre, 2024 sonu itibarıyla kendi ülkeleri içinde yerinden edilen kişilerin sayısı 83,4 milyon oldu. 2023 yılına kıyasla yüzde 10’luk bir artışa işaret eden bu sayı, altı yıl önceki rakamın ise iki katından fazlasına tekabül etti.

Çatışma ve şiddet nedeniyle yerinden edilenlerin sayısı da 73,5 milyona ulaşarak tüm zamanların en yüksek sayısı olarak kayıtlara geçti. Bu sayının 12 ayda 6,5 milyon arttığı görüldü.

IDMC, açıklanan istatistikler kapsamındaki kişilerin büyük bölümünün, uzun yıllardır Afganistan, Suriye ve Yemen gibi ülkelerde yaşayan insanlar olduğunu belirtti. Haiti, Lübnan, Myanmar ve Ukrayna gibi ülkelerde yaşanan son şiddet olaylarının ise sayıları daha da yükselttiği vurgulandı.

Yaklaşık 10 ülkenin her birinde 2024 sonu itibarıyla çatışma ve şiddet nedeniyle ülke içinde yerinden edilen kişi sayısı 3 milyonu aştı. Yıkıcı bir iç savaşa sahne olan Sudan’da ise bu sayı 11,6 milyona ulaştı. Bu, şu ana dek bir ülkede kaydedilen en yüksek sayı oldu.

Gazze Şeridi’nde 2 milyon kişi

Gazze Şeridi’nde 2024 sonu itibarıyla yerinden edilen kişi sayısı yaklaşık 2 milyon olarak belirlendi. Bu sayı, Gazze Şeridi’nin neredeyse tüm nüfusuna tekabül ediyor.

Geçen yıl dünya genelinde yaklaşık 10 milyon kişi ise doğal afetler nedeniyle ülke içinde yerinden edildi. Raporda, şu ana kadar kaydedilen en yüksek seviyeye işaret eden bu sayının beş yıl önceki rakamın iki katının üzerinde olduğuna dikkat çekildi.

IDMC, söz konusu verilerin yer aldığı raporu 2008 yılından beri yayımlıyor.

IDMC Direktörü Alexandra Bilak, “İç göç; çatışma, yoksulluk ve iklim krizinin kesişim kümesidir ve en çok da en savunmasız olanları etkiler” dedi.

Bilak “Son sayılar, ülke içinde yerinden edilmenin sadece bir insani kriz olmadığının ispatıdır. Şu ankinden çok daha fazla dikkat çekilmesi gereken bir kalkınma problemi ve siyasi sorun olduğunu da açıkça göstermektedir” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Özel’den Dikkat Çeken “Lozan Ve Anayasa” Mesajı

CHP Lideri Özgür Özel, PKK bildirgesindeki Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasasına yönelik eleştirilere ilişkin, “Cumhuriyet’i kurmuş bir parti olarak terör örgütünün açıklamalarının muhatabı değilim” dedi ve ekledi:

“Ama bu açıklamalar MİT’le istişare ediliyor, her kelimesi konuşuluyor. Onun için bekleniyor denen açıklamalarda Cumhuriyet’in kurucu iradesiyle ilgili, Lozan’la ilgili, Anayasa ile ilgili ve geçmişle ilgili çok söz var. O sözlerin hiçbirinin muhatabı ben değilim.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, 301 maden işçisinin yaşamını yitirdiği Soma Katliamı’nın 11. yılında “Maden Şehitleri Anma Yürüyüşü”ne katıldı. Özgür Özel, yürüyüş öncesi basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

BirGün’ün aktardığına göre; ZHP Lideri Özel, açıklamasında, “11 yıl önce ‘Unutursak yüreğimiz kurusun’ diyenlerin Soma’yı unuttuğu bir süreçteyiz. Unutmayanlara selam olsun. Soma’da dağın tepesinden reyting kovayalıp da bu meselelerde reyting almayınca Soma’ya sırtını dönenleri çok gördük, dönmeyenlere selam olsun” ifadelerini kullandı.

PKK’nin fesih kararına ilişkin değerlendirmeleri sorulan Özel, “Biz 10 yıllardır tarihsel tutarlılığını koruyan bir partiyiz. Biz terör istemeyiz, biz terörün, teröristin karşısındayız. Biz barış isteriz, biz analar ağlamasın isteriz. Bu Türk de olsa, Kürt de olsa ağlamasın isteriz. Terörle mücadelede harcanan paralar millete harcansın isteriz” ifadelerini kullandı.

“Biz durduğumuz doğru yerdeyiz” diyen Özel, şunları söyledi: “Ne askerden kaçtık, ne bu millet için bir fedakarlıktan kaçtık. Gerekirse canımızı verdik, gün oldu provokasyon yaptılar şehit cenazelerinde belediye işçilerini üstümüze saldılar. Bir santim eğilmedik, bir adım geri atmadık, bir kelime de eksik konuşmadık. O gün ne dediysek bugün aynı noktadayız. Hepsi döndüler dolaştılar, CHP’nin demokratik çözüm, terörsüz Türkiye ve herkes için eşitlik ve demokrasi istediği noktaya geliyorlar.”

“O sözlerin hiçbirinin muhatabı ben değilim”

PKK bildirgesindeki Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasasına yönelik eleştirilere değinen Özgür Özel, “Cumhuriyet’i kurmuş bir parti olarak terör örgütünün açıklamalarının muhatabı değilim. Ama bu açıklamalar MİT’le istişare ediliyor, her kelimesi konuşuluyor. Onun için bekleniyor denen açıklamalarda Cumhuriyet’in kurucu iradesiyle ilgili, Lozan’la ilgili, Anayasa ile ilgili ve geçmişle ilgili çok söz var. O sözlerin hiçbirinin muhatabı ben değilim” dedi.

CHP Lideri Özel, şunları söyledi: “O açıklamanın altında benim imzam, benim sorumluluğum yok. O açıklamanın altında Abdullah Öcalan’ın parafı varsa Erdoğan ile Bahçeli’nin tuğra gibi imzaları var. Sorumluluğu taşıyacaklar, o açıklamanın hesabını onlar verecek. Biz terörün bitmesini, anaların ağlamamasını, yüzlerin gülmesini, ülkenin hızla kalkınmasını savunan tarafız.”

Paylaşın

Doğurganlık Hızı 1,48’e Geriledi

Doğurganlık hızı, 2001 yılında 2,38 çocuk iken 2014 yılından itibaren aralıksız düşüş eğilimine girerek 2024 yılında 1,48 çocuk olarak gerçekleşti. Toplam doğurganlık hızı son sekiz yıldır nüfusun yenilenme seviyesi olan 2,10’un altında kalmaya devam etti.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Doğum İstatistikleri 2024 verilerini açıkladı. Buna göre; Canlı doğan bebek sayısı 2024 yılında 937 bin 559 oldu. Canlı doğan bebeklerin yüzde 51,4’ü erkek, yüzde 48,6’sı kız oldu.

Toplam doğurganlık hızı, bir kadının doğurgan olduğu dönem olan 15-49 yaş grubunda doğurabileceği ortalama çocuk sayısını ifade etmektedir. Toplam doğurganlık hızı, 2001 yılında 2,38 çocuk iken 2014 yılından itibaren aralıksız düşüş eğilimine girerek 2024 yılında 1,48 çocuk olarak gerçekleşti. Toplam doğurganlık hızı son sekiz yıldır nüfusun yenilenme seviyesi olan 2,10’un altında kalmaya devam etti.

Toplam doğurganlık hızının en yüksek olduğu il 2024 yılında 3,28 çocuk ile Şanlıurfa oldu. Bu ili 2,62 çocuk ile Şırnak, 2,32 çocuk ile Mardin izledi. Toplam doğurganlık hızının en düşük olduğu iller ise 1,12 çocuk ile Bartın ve Eskişehir oldu. Bu illeri 1,15 çocuk ile Zonguldak ve Ankara, 1,17 çocuk ile İzmir izledi.

Toplam doğurganlık hızının nüfusun yenilenme seviyesinin altına düştüğü 2017 yılında 57 ilin toplam doğurganlık hızı 2,10’un altında iken 2024 yılında 71 ilin toplam doğurganlık hızı bu seviyenin altında kaldı.

Toplam doğurganlık hızının 1,50’nin altında kaldığı il sayısı 2017 yılında 4 iken 2024 yılında 55 oldu. Toplam doğurganlık hızının 3 çocuk ve üzerinde olduğu il sayısı 2017 yılında 10 iken 2024 yılında sadece Şanlıurfa ili oldu.

Avrupa Birliği üyesi 27 ülkenin toplam doğurganlık hızları incelendiğinde, 2023 yılında en yüksek toplam doğurganlık hızına sahip olan ülkenin 1,81 çocuk ile Bulgaristan olduğu, en düşük toplam doğurganlık hızına sahip olan ülkenin ise 1,06 çocuk ile Malta olduğu görüldü. Toplam doğurganlık hızı 2024 yılında binde 1,48 olan Türkiye, Avrupa Birliği üyesi ülkeler arasında 9. sırada yer aldı.

Annenin eğitim durumuna göre toplam doğurganlık hızı incelendiğinde, 2024 yılında en yüksek toplam doğurganlık hızı okuma yazma bilmeyen/okuma yazma bilen fakat bir okul bitirmeyen anneler için 2,65 çocuk iken en düşük toplam doğurganlık hızı yüksek öğretim mezunu anneler için 1,22 çocuk oldu.

Mekânsal Adres Kayıt Sistemi’nin (MAKS) kullanılmaya başlanması ile birlikte fiili kent-kır yapısını daha doğru yansıtan, “yoğun kent, orta yoğun kent ve kır”(1) ayrımında oluşturulan yeni bir sınıflama yapılmıştır.

Kent-kır sınıflamasına göre toplam doğurganlık hızı incelendiğinde, 2024 yılında kır olarak sınıflandırılan yerlerde toplam doğurganlık hızı 1,83 çocuk iken orta yoğun kent olarak sınıflandırılan yerlerde 1,58 çocuk ve yoğun kent olarak sınıflandırılan yerlerde ise 1,39 çocuk oldu.

Kaba doğum hızı binde 11,0 oldu

Kaba doğum hızı, bin nüfus başına düşen canlı doğum sayısını ifade etmektedir. Kaba doğum hızı, 2001 yılında binde 20,3 iken 2024 yılında binde 11,0 oldu. Diğer bir ifade ile 2001 yılında bin nüfus başına 20,3 doğum düşerken, 2024 yılında 11,0 doğum düştü.

Yaşa özel doğurganlık hızı, belli bir yaş grubunda bin kadın başına düşen ortalama canlı doğan çocuk sayısını ifade etmektedir.

Yaş grubuna göre doğurganlık hızı incelendiğinde, 2001 yılında en yüksek yaşa özel doğurganlık hızı binde 144 ile 20-24 yaş grubunda iken 2024 yılında binde 100 ile 25-29 yaş grubunda görüldü. Bu durum, doğurganlığın kadının daha ileri yaşlarında gerçekleştiğini gösterdi.

Adölesan doğurganlık hızı, 15-19 yaş grubunda bin kadın başına düşen ortalama canlı doğan çocuk sayısını ifade etmektedir. Adölesan doğurganlık hızı, 2001 yılında binde 49 iken 2024 yılında binde 10’a düştü. Diğer bir ifadeyle, 2024 yılında 15-19 yaş grubundaki her bin kadın başına 10 doğum düştü.

Annenin “son iki doğumu arasındaki ortalama süre”(2) incelendiğinde, bu süre 2019 yılında 4,6 yıl iken 2024 yılında 4,7 yıl oldu.

2024 yılında 2. doğumunu yapan annelerin ilk gerçekleştirdiği doğumu ile bu doğumu arasındaki ortalama süre 4,3 yıl oldu. Doğum yapan annelerden 2024 yılında 3. doğumunu gerçekleştirenlerin 2. doğumu ile arasındaki ortalama süre ise 5,4 yıl oldu.

Doğum yapan annelerden 2024 yılında 2. doğumunu gerçekleştirenlerin 1. doğumu arasındaki ortalama sürenin en uzun olduğu il, 2024 yılında 5,4 yıl ile Kırklareli oldu. Bu ili 5,3 yıl ile Çanakkale, 5,1 yıl ile Kütahya, Edirne, Uşak ve Bartın izledi. Annenin 2. ile 1. doğumu arasındaki ortalama sürenin en kısa olduğu il, 2024 yılında 2,7 yıl ile Şanlıurfa oldu. Bu ili 2,9 yıl ile Şırnak, 3,0 yıl ile Ağrı ve Muş izledi.

Doğumlarını 2001 yılında gerçekleştiren annelerin ortalama yaşı 26,7 iken 2024 yılında 29,3 oldu. İlk doğumunu 2024 yılında gerçekleştiren annelerin ortalama yaşı ise 27,3 oldu.

İlk doğumdaki ortalama anne yaşı illere göre incelendiğinde, 2024 yılında ilk doğumda ortalama anne yaşının en yüksek olduğu il 29,4 ile Tunceli oldu. Bu ili 29,0 yaş ile Artvin, 28,8 yaş ile İstanbul izledi. İlk doğumdaki ortalama anne yaşının en düşük olduğu iller ise 24,4 ile Şanlıurfa ve Muş oldu. Bu illeri 24,5 yaş ile Ağrı, 25,2 yaş ile Gaziantep izledi.

Çoğul doğum sayısı 2024 yılında 31 bin 109 oldu. Doğumların 2024 yılında yüzde 3,3’ü çoğul doğum olarak gerçekleşirken, bu doğumların yüzde 97,0’ı ikiz, yüzde 2,9’u üçüz ve yüzde 0,1’i dördüz ve daha fazla bebek olarak gerçekleşti. Doğum sırasına göre doğumlar incelendiğinde, 2024 yılında doğumların %41,9’unun ilk, yüzde 30,3’ünün ikinci, yüzde 16,0’ının üçüncü, yüzde 11,5’inin ise dördüncü ve üzeri doğum olarak gerçekleştiği görüldü.

Paylaşın