Bakırhan’dan “PKK” Açıklaması: Umarım Bu Süreci Barışla Taçlandırırız

PKK’nın Abdullah Öcalan’ın çağrısı doğrultusunda kendini feshetme ve silah bırakma kararı almasıyla ilgili açıklamalarda bulunan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Umarım bu süreci barışla taçlandırırız” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı öncesi, PKK’nın Abdullah Öcalan’ın çağrısı doğrultusunda kendini feshetme ve silah bırakma kararı almasıyla ilgili açıklamalarda bulundu.

Sürecin barışla taçlandırılması temennisinde bulunan Bakırkan, “Kongre Türkiye’ye hayırlı olsun. Artık demokratik Türkiye’yi inşa etmemek için herhangi bir gerekçe kalmadı” ifadelerini kullandı.

PKK silah bırakma kararını açıkladı

PKK (Kürdistan İşçi Partisi), Öcalan’ın çağrısının ardından düzenlediği olağanüstü kongresinde fesih ve silah bırakma kararı aldığını duyurdu.

PKK açıklamasında, “PKK’nin Olağanüstü 12. Kongresi PKK mücadelesinin, halkımız üzerindeki inkâr ve imha siyasetini parçaladığını, Kürt sorununu demokratik siyaset yoluyla çözme noktasına getirdiğini, bu yönüyle PKK’nin tarihi misyonunu tamamladığını değerlendirdi. Bu temelde PKK 12. Kongresi, pratikleşme süreci Önder APO tarafından yönetilmek ve yürütülmek üzere PKK’nin örgütsel yapısının feshedilmesi ve silahlı mücadele yöntemini sonlandırması kararlarını alarak PKK adıyla yürütülen çalışmaları sonlandırdı” denildi.

Açıklamada, Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasasına atıfta bulunularak soykırım kelimesine yer verilmesi dikkat çekti. “Partimiz PKK; kaynağını Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasasından alan Kürt inkâr ve imha siyasetine karşı, halkımızın özgürlük hareketi olarak tarih sahnesine çıktı” denilen metinde, “PKK katı Kürt inkârının, buna dayalı imha siyasetinin, soykırım ve asimilasyon politikalarının egemen olduğu koşullarda şekillendi” ifadesine yer verildi.

Bu kararın “kalıcı barışa ve demokratik çözüme güçlü bir zemin sunduğunu” belirten PKK, “Söz konusu kararların uygulanması Önder Apo’nun süreci yürütüp yönlendirmesini, demokratik siyaset hakkının tanınmasını ve sağlam bütünlüklü bir hukuki güvenceyi gerektirir. Bu aşamada Türkiye Büyük Millet Meclisinin tarihi sorumlulukla rolünü oynaması önemli olmaktadır. Aynı şekilde hükümet ve ana muhalefet partisi başta olmak üzere mecliste temsili bulunan tüm siyasi partileri, sivil toplum örgütlerini, din ve inanç topluluklarını, demokratik basın kuruluşlarını, kanaat önderlerini, aydınları, akademisyenleri, sanatçıları, işçi-emekçi sendikalarını, kadın-gençlik örgütlerini, ekolojist hareketleri sorumluluk altına girerek barış ve demokratik toplum sürecine katılmaya çağırıyoruz” açıklamasında bulundu.

Aldığı kararı Kürt halkının “herkesten daha iyi anlayacağına, demokratik toplum inşası temelinde demokratik mücadele döneminin görevlerine sahip çıkacağına inancının tam” olduğunu ifade eden PKK, “Halkımızın kadınlar ve gençler öncülüğünde, yaşamın her alanında öz örgütlerini oluşturması, dilleri, kimlikleri ve kültürleriyle kendine yeterli olma temelinde örgütlenmesi, saldırılar karşısında kendini savunur hale gelmesi ve seferberlik ruhuyla komünal demokratik toplumu inşa etmesi hayati önemdedir” dedi.

Örgüt, “Bu temelde Kürt siyasi partilerinin, demokratik örgütlerinin, kanaat önderlerinin Kürt demokrasisini geliştirme ve Kürt demokratik uluslaşmasını sağlama yönündeki sorumluluklarını yerine getireceklerine inanıyoruz” diye ekledi.

Bu noktaya nasıl gelindi?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 22 Ekim 2024’te PKK lideri Abdullah Öcalan’a, örgütü lağvetmesi koşuluyla, “umut hakkı için başvurması ve TBMM’de DEM Parti Grup Toplantısı’nda konuşması” çağrısında bulundu.

Umut hakkı, ömür boyu hapis cezasına çarptırılan ve koşullu salıverme imkanından yararlanamayan mahkumların durumuyla ilgili bir düzenleme.

23 Ekim 2024’te DEM Parti milletvekili Ömer Öcalan’a amcası Abdullah Öcalan’la görüşme izni verildi. Böylece Öcalan’a 43 ay sonra ilk kez bir ziyaret gerçekleştirildi.

Aynı gün, PKK’nın, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş.’ye ait (TUSAŞ) Kahramankazan’daki tesislere düzenlediği saldırıda beş kişi yaşamını yitirdi.

DEM Partili bir heyet, 28 Aralık 2024’te ve 22 Ocak’ta İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan ile görüştü ve Öcalan’ın mesajlarını kamuoyuna iletti.

Heyette DEM Parti milletvekilleri Sırı Süreyya Önder ve Pervin Buldan vardı.

PKK lideri Abdullah Öcalan 27 Şubat’ta kamuoyuyla paylaşılan “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nda tüm gruplara silah bırakma ve PKK’ya kendini feshetme çağrısında bulundu.

PKK, bu doğrultuda 1 Mart’tan itibaren ateşkes ilan ettiğini duyurdu.

İmralı heyeti siyasi partileri ziyaret etti, 10 Nisan’da Beştepe’de Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştü.

İmralı heyetinde yer alan Sırrı Süreyya Önder, 3 Mayıs’ta hayatını kaybetti.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, 5 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, PKK’nın silah bırakması ve kendini feshetmesi sürecinin somutlaşmasını “günler içinde” beklediklerini söyledi.

Paylaşın

TÜİK Duyurdu: İnşaat Maliyetleri Yüzde 23,23 Arttı

TÜİK’in açıkladığı verilere göre; İnşaat maliyetleri, mart ayında bir önceki aya göre yüzde 1,53 artarken, bir önceki yılın aynı ayına göre ise yüzde 23,23 arttı.

Haber Merkezi / İnşaat malzeme maliyetleri ise mart ayında bir önceki aya göre yüzde 1,95 artarken, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 18,80 arttı. İşçilik maliyetleri de mart ayında bir önceki aya göre yüzde 0,80 artarken, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 31,72 arttı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), İnşaat Maliyet Endeksi Mart 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; İnşaat maliyet endeksi, mart ayında bir önceki aya göre yüzde 1,53, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 23,23 arttı. Bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 1,95, işçilik endeksi yüzde 0,80 arttı. Ayrıca bir önceki yılın aynı ayına göre malzeme endeksi yüzde 18,80, işçilik endeksi yüzde 31,72 arttı.

Bina inşaatı maliyet endeksi, bir önceki aya göre yüzde 1,45, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 23,60 arttı. Bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 2,0, işçilik endeksi yüzde 0,54 arttı. Ayrıca bir önceki yılın aynı ayına göre malzeme endeksi yüzde 19,68, işçilik endeksi yüzde 30,77 arttı.

Bina dışı yapılar için inşaat maliyet endeksi, bir önceki aya göre yüzde 1,79, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 22,05 arttı. Bir önceki aya göre malzeme endeksi yüzde 1,82, işçilik endeksi yüzde 1,74 arttı. Ayrıca bir önceki yılın aynı ayına göre malzeme endeksi yüzde 16,14, işçilik endeksi yüzde 35,22 arttı.

Paylaşın

Beşiktaş’ta Serdal Adalı Yeniden Başkan Seçildi

Serdal Adalı, Türkiye Atletizm Federasyonu Ataköy Atletizm Salonu’nda gerçekleştirilen Olağan Seçimli Genel Kurul Toplantısı’nda 4648 oy alarak yeniden Beşiktaş JK Yönetim Kurulu Başkanlığına seçildi.

Haber Merkezi / Serdal Adalı, sonuçların ilan edilmesinden sonra yaptığı teşekkür konuşmasında şunları söyledi:

“Sözlerime öncelikle aileme, hayattaki en büyük destekçim eşim Eren Adalı’ya ve her zaman yanımda olan çocuklarım Celal ve Serhan’a çok teşekkür ederek başlamak istiyorum. Bu gururu bizlere yaşatan değerli kongre üyelerimize, ilk andan itibaren bize desteklerini her gün daha fazla hissettiren büyük Beşiktaş taraftarlarına şükranlarımı sunarım. Büyük Beşiktaş camiasının tek tek her bir ferdine can-ı gönülden teşekkür ederim.

Bir önceki yönetim kurulumuzda görev alıp, yeni dönemde iş yoğunlukları sebebiyle affını isteyen; fakat bizlere destek vermeye devam edeceklerinden şüphe duymadığım arkadaşlarıma da özel bir teşekkür etmek istiyorum. Önümüzdeki dönemde birlikte olacağımız, Beşiktaşımız için birlikte mücadele edeceğimiz, camiamıza birlikte hizmet edeceğimiz yeni yönetim kurulumuza yürüyeceğimiz bu yolda başarılar diliyorum.

Bugün kulübümüzün sicil kurulu, denetleme kurulu ve disiplin kurulu seçimlerinde yarışan herkesi teker teker tebrik ediyor, kazananlara görevlerinde başarılar diliyorum. Sadece 4 buçuk ay önce Beşiktaş’a sahip çıkarak rekor bir katılımla ve tarihin en yüksek oy sayısıyla bizleri bu göreve layık görmüştünüz. Bugün de bizlere duyduğunuz güveni bir kez daha gösterdiniz. Beşiktaş adına, Beşiktaşımızın geleceği adına istikrar dediniz.

Bugün camiamızın teveccüh ve güvenini bir kez daha arkamıza aldığımızı bilmek bizim için büyük bir onurdur. Biz, göreve geldiğimiz andan itibaren Beşiktaşımızın büyüklüğüne yakışır hedefler koyup, bunları gerçekleştirmek için çalışmalara başladık. Bugün ortaya koyduğumuz bu hedeflerin bir kez daha onaylandığını görüyoruz.

Bugün 11 Mayıs 2025. Beşiktaşımız bu tarihten itibaren net bir istikrar dönemine girmiştir. Bugün itibarıyla Beşiktaş’ın yükselişi başlamıştır. Sözünü verdiğimiz proje ve icraatları birer birer yerine getireceğimizden, Beşiktaş’ı layık olduğu günlere taşıyacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın.

Yeni dönemde de desteklerini beklediğimiz, kalplerimizin hep birlikte attığı büyük taraftarımızdan ve camiamızdan en büyük isteğim birlik ve beraberliktir. Umuyorum ki ortak hayallerimizi hep beraber hayata geçirecek, yeniden zirvede olan Beşiktaş’ı el birliğiyle inşa edeceğiz. Bugünden itibaren herkesin, sadece Beşiktaş’ın başarısına odaklanmasını ve aynı çatı altında tek yumruk olmasını bekliyorum.

Beşiktaşlıların içi rahat olsun. Türkiye’nin en büyük kulübü olan Beşiktaşımızı zirveye hep birlikte taşıyacak ve yeniden şampiyonluk şarkıları söyleyeceğiz. Bugün burada bütün Beşiktaşlılara söyleyeceğim tek bir söz var. Siyah beyaz bayraklarınızı sandıktan çıkarın. Son yıllarda yaşayamadığımız bütün sevinçleri, içimizde ukde kalan duyguları, söyleyemediğimiz tüm şarkıları bağırma vaktidir. Tüm camiama sevgi ve saygılarımla, sağ olun var olun. En büyük Beşiktaş!”

Serdal Adalı’nın yönetim kurulu listesi:

Asıl üyeler: Hakan Daltaban, Murat Kılıç, Kaan Kasacı, Uğur Fora, A. Orhan Özalp, Toygun Batallı, Çağatay Abraş, Özkan Arseven, Merve Öztopaloğlu, Mehmet Sarımermer

Yedek üyeler: Aykan Aydın, Aykut Torunoğulları, Turgut Koç, Esra Sayın, İbrahim Şafak Sağlam

Paylaşın

Nisan Ayında 152 İşçi İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

2025 yılının dördüncü ayında en az 152 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. İnşaat, tarım, taşımacılık, hizmet ve metal işkolları en fazla ölümün meydana geldiği işkolları oldu.

Haber Merkezi / İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) Nisan 2025 İş Cinayetleri Raporu’nu yayınladı. Buna göre; Nisan ayında en az 152 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.. Böylece 2025 yılının ilk üç ayında iş cinayeti sayısı 611’e ulaştı.

Nisan ayında inşaat, tarım, taşımacılık, ticaret/büro/eğitim/sinema ve metal işkollarındaki ölümler ilk sıralarda yer alıyor. İş cinayetlerine sektörel olarak baktığımızda ise sanayide 49 işçi, hizmette 37 işçi, inşaatta 35 işçi ve tarımda 31 işçi hayatını kaybetti.

Tarımda orman işçileri, sanayide ve inşaatta kayıtdışı çalışanlar, uzun yol şoförleri; yatay kesen olarak güvencesiz çalışanlar en çok iş cinayetlerinde ölen işçilerdir.

İnşaatlardaki yüksekten düşmeler işkolundaki ölümlerin yüzde 33’ünü, trafik kazası taşımacılık işkolundaki ölümlerin yüzde 90’ını, ezilmeler tarımdaki ölümlerin yüzde 48’ini oluştururken, kalp krizi/beyin kanaması nedenli ölümler hemen hemen her sektörde meydana geldi.

Nisan ayında iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı şöyle: İnşaat, Yol işkolunda 34 işçi; Tarım, Orman işkolunda 30 emekçi (15 işçi ve 15 çiftçi); Taşımacılık işkolunda 13 işçi; Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 11 işçi; Metal işkolunda 9 işçi; Belediye, Genel İşler işkolunda 7 işçi; Konaklama, Eğlence işkolunda 6 işçi; Savunma, Güvenlik işkolunda 6 işçi; Madencilik işkolunda 5 işçi; Tekstil, Deri işkolunda 5 işçi; Petro-Kimya, Lastik işkolunda 3 işçi; Enerji işkolunda 3 işçi; Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 3 işçi; Gıda, Şeker işkolunda 2 işçi; Ağaç, Kâğıt işkolunda 1 işçi; İletişim işkolunda 1 işçi; Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 1 işçi; Eldeki veriler ışığında çalıştığı işkolu belirlenemeyen 12 işçi.

Nisan ayında iş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı şöyle: Ezilme, Göçük nedeniyle 29 işçi; Trafik, Servis Kazası nedeniyle 28 işçi; Yüksekten Düşme nedeniyle 26 işçi; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 23 işçi; İntihar nedeniyle 8 işçi; Elektrik Çarpması nedeniyle 5 işçi; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 4 işçi; Şiddet nedeniyle 3 işçi; Patlama, Yanma nedeniyle 2 işçi; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 2 işçi; Kesilme, Kopma nedeniyle 1 işçi; Diğer nedenlerden dolayı 21 işçi.

Nisan ayında iş cinayetlerinin yaş gruplarına göre dağılımı şöyle: 14 yaş ve altı 3 çocuk işçi, 15-17 yaş arası 5 çocuk/genç işçi, 18-29 yaş arası 20 işçi, 30-49 yaş arası 70 işçi, 50-64 yaş arası 38 işçi, 65 yaş ve üstü 9 işçi, Yaşı bilinmeyen 7 işçi.

Nisan ayında Türkiye’nin 52 şehrinde ve yurtdışında beş ülkede (kısa vadeli çalışmak için gidilen veya Türkiye menşeili şirketlerde çalışan) iş cinayeti gerçekleştiği tespit edildi: 19 ölüm İstanbul’da; 7’şer ölüm Ankara ve İzmir’de; 6’şar ölüm Antalya ve Sakarya’da; 5 ölüm Şanlıurfa’da; 4’er ölüm Balıkesir, Kocaeli, Konya, Muğla ve Şırnak’ta; 3’er ölüm Aksaray, Aydın, Denizli, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Malatya, Rize ve Sivas’ta; 2’şer ölüm Adana, Adıyaman, Bolu, Bursa, Çanakkale, Erzurum, Hakkari, Karabük, Kayseri, Manisa, Nevşehir, Niğde, Ordu, Osmaniye, Samsun, Tekirdağ ve Van’da; 1’er ölüm Bilecik, Burdur, Çankırı, Çorum, Diyarbakır, Düzce, Eskişehir, Isparta, Karaman, Kars, Kastamonu, Kütahya, Mardin, Siirt, Tokat, Trabzon, Zonguldak, Burkina Faso, Kuzey Kıbrıs, Slovakya ve Suudi Arabistan’da meydana geldi

NOT: İSİG, iş kazalarını iş cinayetleri olarak tanımlıyor.

Paylaşın

TFF Duyurdu: Süper Kupa Yeni Formatla Oynanacak

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), Süper Kupa 2025’in dört takımla, tarafsız sahada ve tek maç eleme usulüne göre yapılacağını duyurdu. Süper Kupa karşılaşmaları 2026 yılının Ocak ayında oynanacak.

Haber Merkezi / Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), Süper Kupa 2025’in yeni formatla oynanacağını duyurdu.

TFF’den yapılan açıklamada; “Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu bugün yaptığı toplantıda, daha önceki dönemde yeni formatı ile oynanacağı duyurulan Süper Kupa 2025 müsabakalarının hangi şekilde oynanacağını kararlaştırmıştır.

Buna göre, müsabakalar tarafsız saha veya sahalarda tek maç eleme usulüne göre oynanacak olup, yarı finalde lig şampiyonu ile kupa finalisti, kupa şampiyonu ile de lig ikincisi eşleşecektir. Kazanan takımlar final müsabakası oynamaya hak kazanacaktır.

Ancak bu sezon Galatasaray A.Ş.’nin ligi ilk iki sırada bitirmeyi garantilemiş olması ve Türkiye Kupası’nda finale yükselmiş olmasından dolayı, ligi üçüncü sırada bitirecek takım, Süper Kupa 2025 müsabakalarına katılacak son takım olacaktır.

Takımlarımızın sezon öncesinde oynayacağı UEFA eleme müsabakaları da dikkate alınarak, müsabakaların 2026 Ocak ayında oynatılmasına karar verilmiştir. Kesin tarihler ve final merkezleri daha sonra ilan edilecektir.

Lig sıralaması ve kupa finalinde alınacak sonuçlar doğrultusunda eşleşmeler aşağıdaki şekilde olacaktır.

Lig şampiyonu ile kupa şampiyonunun aynı takım olması halinde:

Lig şampiyonu ile kupa finalisti,
Lig ikincisi ile lig üçüncüsü,

Lig şampiyonu ile kupa finalistinin aynı takım olması halinde:

Lig şampiyonu ile lig üçüncüsü,
Kupa şampiyonu ile lig ikincisi,

Lig ikincisi ile kupa şampiyonunun aynı takım olması halinde:

Lig şampiyonu ile kupa finalisti,
Kupa şampiyonu ile lig üçüncüsü,

Lig ikincisi ile kupa finalistinin aynı takım olması halinde:

Lig şampiyonu ile kupa finalisti,
Kupa şampiyonu ile lig üçüncüsü eşleşecektir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.” ifadelerine yer verildi.

Süper Kupa

İlki 1966 yılında oynanan ve Türkiye 1. Ligi’nin şampiyonu ile  Türkiye Kupası şampiyonunun karşılaştığı Cumhurbaşkanlığı Kupası’nın adı 1981-1982 sezonu sonunda Devlet Başkanlığı Kupası adı altında oynandı. 1998 yılında ara verilen kupa mücadelesine, 2006 yılından itibaren Süper Kupa adıyla tekrar başlandı.

Beşiktaş, Süper Kupa’yı müzesine götüren takım oldu. Beşiktaş, 30 Temmuz 2006’da Almanya’da oynanan maçta Galatasaray’a 1-0 üstünlük kurarak kupayı aldı.

Süper Kupa’yı şimdiye dek en çok kazanan takım Galatasaray oldu. Galatasaray, ilk organizasyonda Beşiktaş’a boyun eğmesine rağmen sonraki süreçte 6 kez mutlu sona ulaştı. Galatasaray, 2008, 2012, 2013, 2015, 2016, 2019 ve 2024’te Süper Kupa’yı müzesine götürdü.

Fenerbahçe’nin 3 kez kazandığı kupayı, Beşiktaş ve Trabzonspor ikişer, Atiker Konyaspor ve Akhisarspor ise birer kez havaya kaldırdı.

Süper Kupa’nın ilk 3 organizasyonu Almanya’da gerçekleştirildi. Beşiktaş ile Galatasaray’ın karşılaştığı ilk kupa maçı Frankfurt kentinde oynanırken, daha sonra sırasıyla Köln ve Duisburg şehirlerinde karşılaşmalar yapıldı.

Almanya’daki maçlarda Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray birer kez kupa sevinci yaşadı.

2020-2021 sezonunun Süper Kupa maçı ise Katar’da gerçekleştirildi. Doha’da bulunan Ahmed Bin Ali Stadı’nda oynanan maçta Beşiktaş, normal süresi ve uzatma bölümü 1-1 tamamlanan maçta Antalyaspor’a penaltılarda 4-2 üstünlük kurarak şampiyon oldu.

Almanya’daki kupa maçlarının ardından mücadele Türkiye’ye taşınırken, yurttaki ilk kupayı Fenerbahçe havaya kaldırdı. İstanbul’da 2009’da oynanan müsabakada Fenerbahçe, Beşiktaş’a üstünlük kurarak kupanın sahibi oldu.

Türkiye’de İstanbul (3), Konya (2), Ankara (2), Erzurum, Kayseri, Manisa, Samsun ve Şanlıurfa’da yapılan 12 karşılaşmada Galatasaray 6 kez kupayı müzesine götürdü. Yurt içinde oynanan maçlarda Fenerbahçe ve Trabzonspor ikişer, Konyaspor ve Akhisarspor ise birer kez kupa sevinci yaşadı.

Paylaşın

Araştırma: Her 5 Kadından 1’i Çocukluğunda Cinsel Şiddete Uğruyor

Toplam 204 ülkeden veri içeren yeni bir araştırma, dünya genelinde neredeyse her beş kadından birinin 18 yaşından önce cinsel şiddete maruz kaldığını ortaya koydu.

Araştırmanın kıdemli yazarlarından Dr. Emmanuela Gakidou, “Çocuklara yönelik cinsel şiddet yaygın bir insan hakları ve halk sağlığı sorunudur ve dünya bunu sona erdirmekte açıkça başarısız” dedi.

Yeni bir küresel analiz, dünya genelinde neredeyse her beş kadından birinin ve her yedi erkekten birinin 18 yaşından önce cinsel şiddete maruz kaldığını ortaya koydu.

The Lancet tıp dergisinde Perşembe günü yayınlanan araştırmaya göre, çocukluk döneminde cinsel şiddet oranları kadınlar için Güney Asya’da, erkekler için ise Sahra altı Afrika’da en yüksek ancak hiçbir bölge bu “yaygın sağlık ve insan hakları sorunundan” muaf değil.

Gençliklerinde cinsel şiddete maruz kalan kişiler, yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde depresyon, anksiyete, madde bağımlılığı, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar (CYBE) ve astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) gibi kronik rahatsızlıklar gibi sağlık sorunları açısından daha yüksek risk altında.

Toplam 204 ülkeden veri içeren çalışma, çocukluk çağında cinsel şiddet konusunda bugüne kadar yapılmış en kapsamlı değerlendirmelerden biri.

Araştırmacılar çocukluk çağında cinsel şiddeti, 18 yaşından önce istenmeyen cinsel ilişkiye veya okşama ya da diğer cinsel dokunuşlar gibi cinsel temasa fiziksel olarak zorlanma veya zorlama olarak tanımladı.

Bu tanıma çevrimiçi istismar ya da sömürü dahil edilmezken, mağdur ile fail arasındaki ilişki de dikkate alınmadı.

Rapora göre, genel olarak, kadınların tahmini yüzde 18,9’u ve erkeklerin yüzde 14,8’i 18. yaş günlerinden önce cinsel şiddete maruz kaldı.

Araştırmanın kıdemli yazarlarından ve ABD merkezli Sağlık Ölçümleri ve Değerlendirme Enstitüsü’nde (IHME) profesör olan Dr. Emmanuela Gakidou, “Çocuklara yönelik cinsel şiddet yaygın bir insan hakları ve halk sağlığı sorunudur ve dünya bunu sona erdirmekte açıkça başarısız,” dedi.

Avrupa’da kadınlar için çocukluk çağında cinsel şiddet oranları Karadağ’da yüzde 6,9 ile Hollanda’da yüzde 29,7 arasında değişiyor.

Tahminlere göre, erkekler için bu oranlar Belçika’da yüzde 9,7 ile Bosna Hersek’te yüzde 21 arasında değişiyor.

Ancak araştırmacılar, çocuk cinsel istismarının sıklıkla bildirilmemesi nedeniyle gerçek rakamların çok daha yüksek olabileceğini belirtiyor.

Avustralya’daki Curtin Üniversitesi’nde uluslararası sağlık profesörü olan ve çalışmaya katılmayan Jaya Dantas yaptığı açıklamada, bulguları “endişe verici” olarak nitelendirerek, “tüm ülkelerde sürveyansı destekleyen sağlık sistemlerinin geliştirilmesi için kaynak ve finansman” çağrısında bulundu.

Çalışma ayrıca, çocukların daha yüksek risk altında olabileceği zaman dilimine de ışık tutuyor.

Örneğin, çocukluğunda cinsel şiddete maruz kalmış 25 yaş ve altı kadınların yüzde 41,6’sı 16 yaşından önce, yüzde 7.7’si ise 12 yaşına gelmeden önce mağdur olmuştu.

Gakidou, “Bu kadar genç yaşta cinsel istismara maruz kalanların oranı son derece endişe verici ve tüm ülkelerin yasaları, politikaları ve uzmanların müdahale yöntemlerini iyileştirmek için acilen harekete geçmesi gerekiyor,” dedi.

Çalışma özellikle 1990’dan 2023’e kadar olan verileri inceledi ve yıllar boyunca cinsel şiddet oranlarında nispeten az değişiklik olduğunu tespit etti.

Ancak İspanya’daki La Laguna Üniversitesi’nde profesör olan ve çalışmaya katılmayan Maria Pilar Matud Aznar, bölgesel ve ülke düzeylerindeki farklılıkların “cinsel şiddet için risk ve koruyucu faktörler olduğunu” gösterdiğini söyledi.

Aznar yaptığı açıklamada, bu faktörlerin anlaşılmasının, insanların “bu tür şiddeti önlemek ve ortadan kaldırmak için programlar ve politikalar uygulamasına” yardımcı olabileceğini söyledi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Sırrı Süreyya Önder’e Suikast Girişimi İddiası: DEM Parti’den Açıklama

DEM Parti, 15 Nisan gecesi kalp rahatsızlığı nedeniyle kaldırıldığı hastanede 3 Mayıs günü hayatını kaybeden Sırrı Süreyya Önder’in aracına suikast düzeneği konulduğu iddialarını doğruladı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), 2 Nisan’da Önder’in aracında lastiği patlatabilecek keskin bir düzeneğin tespit edildiğini, olayın parti kurullarına ve resmî makamlara iletildiğini belirttiği açıklamasında şöyle dedi:

“Bazı basın-yayın organlarında İmralı Heyeti Üyesi ve Meclis Başkanvekilimiz merhum Sırrı Süreyya Önder’e suikast düzenlendiğine dair haberlere ilişkin açıklama yapma ihtiyacı doğmuştur.

2 Nisan’da, otopark görevlisi Sırrı Süreyya Önder’in aracını kullanırken lastiklerden gelen sesten şüphelenmiş ve aracı servise götürmüştür. Yapılan incelemede, aracın sol arka lastiğini patlatabilecek, demirden yapılmış keskin bir düzeneğin yerleştirildiği tespit edilmiştir.

Önder bu olayı parti kurullarına taşımış ve gerekli inceleme ve değerlendirmeler yapılmıştır. Olay ve ilgili kanıtlar resmî mercilere iletilmiştir. Hem partimiz hem de Sayın Önder konunun yakın takipçisi olmuştur. İncelemenin hassasiyeti nedeniyle konu kamuoyuna yansıtılmamıştır. Yürütülen araştırma ve incelemeye ilişkin tarafımıza henüz net bir sonuç iletilmemiştir.”

Aydınlık gazetesi yazarı İsmet Özçelik bugünkü köşe yazısında, İmralı heyetinde de yer alan Önder’in hastaneye kaldırılmasından bir hafta önce aracında suikast düzeneği bulunduğunu iddia etti. Özçelik, rahatsızlanmadan birkaç saat önce Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek’i ziyaret eden Önder’in Perinçek’e bu düzeneğin “son anda fark edildiğini” söylediğini aktardı.

TBMM Başkanvekili ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder 15 Nisan gecesi kalp rahatsızlığı nedeniyle kaldırıldığı hastanede 3 Mayıs günü yaşamını yitirmişti.

Paylaşın

Jose Mourinho Gelecek Sezon Takımda Kalacak Mı? Ali Koç’tan Açıklama

Teknik direktör Jose Mourinho hakkında açıklamalarda bulunan Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, “Fenerbahçe menfaatleri için Jose Mourinho’nun devam etmesini daha doğru buluyorum” dedi.

Ali Koç, Beşiktaş’a 1-0 kaybedilen derbinin ardından kulüpte yükselen istifa ve erken seçim çağrılarına yanıt verdi. Özellikle tribünlerden gelen yoğun tepkiler ve bazı kongre üyelerinin seçim talebiyle başlattığı imza kampanyası başlatmış, öte yandan camianın tanınan isimlerinden Hakan Bilal Kutlualp ise başkanlığa aday olacağını açıklamıştı.

TRT Spor’da katıldığı programda sürece dair açıklamalarda bulunan Koç, erken seçime kapıyı kapattı. “Yüksek Divan Kurulu’nda bundan sonraki süreç için söylediklerimizin arkasındayız. Seçime gitmiyoruz.” diyen Ali Koç, kulüp yönetimi olarak göreve devam edeceklerinin altını çizdi.

Ali Koç istifa hakkında ise, “İstifa etmeyi doğru bulmuyorum! İmza kampanyası demokratik haktır, saygı duyuyorum. Yerine gelirse, seçime gidilir! Bu anlattıklarımdan sonra camiamız bizi onur kırıcı şekilde yollamak isterse, bu da kaderde varmış diyeceğiz! Ne yapacağız başka!” dedi.

Kaybedilen derbiler ve mali konular hakkında da açıklama yapan Ali Koç, “Beşiktaş mağlubiyeti ve derbi performansımız bu sene kabul edilemez. Geldiğimizde UEFA’nın kapağında batmaya en yakın kulüp Fenerbahçe olarak gösteriliyordu. Finansal Fair Play vardı ve manevra alanımız kısıtlıydı. Geldiğimiz noktada Fenerbahçe, kurumsal ve mali olarak iyi noktada” ifadelerini kullandı.

Başkan Koç verilen yönetime verilen tepkiler hakkında “Futbolda şampiyonluk olmadığında camiayı kesmiyor. Taraftarın öfkesi çok, çünkü beklentisi çok. Diğer camialar uzun yıllar şampiyon olamadı, benzer dönemi yaşıyoruz. Bizim dönemde dijital medya var, eleştiriler yüksek sesle çıkabiliyor. Bu tepkileri anlıyorum, başarı isteği normal.

Benim taraftarlığım, daha doğrusu bizim jenerasyonun taraftarlığı bugünün taraftarlığından biraz farklı. Biz ‘pazara kadar değil mezara kadar’ kültüründen gelen insanlarız” dedi.

“Jose Mourinho ile devam etmek istiyoruz”

Ali Koç Jose Mourinho hakkında ise “Herhalde taraftarın gözünde Jose Mourinho’nun kredisi daha yüksek. Derbiden sonra Mourinho ile görüşmedik. Bu akşam buluşacaktık ama program olduğu için buluşamadık. İstikrar açısından Jose Mourinho ile devam etmek istiyoruz. Başkan olarak anlatıyorum, başka hoca yazılıyor! Fenerbahçe menfaatleri için Jose Mourinho’nun devam etmesini daha doğru buluyorum.” ifadelerini kullandı.

Başkan Koç Mourinho’ya teklif geldiğini ve gitmek istemesi hakkında yapması gereken şeyler olduğunu belirterek, “Jose Mourinho’ya devre arasında 36 Milyon Euro’luk teklif geldi. Tango iki kişi ile yapılır, Jose Mourinho eğer gitmek isterse şartlar belli. Gitmek isterse, bir yıllık ücretini bırakması gibi gerekir şeyler var sözleşmede. Hoca ile ayrı bir ilişkimiz var. Ailemi, babamı, karımı, çocuğumu tanıyor, sürekli yemek yiyoruz. Onun ailesini tanıyamadık, henüz gelmediler. Biz hala beraberiz, ondan farklı bir şey gelirse bakarız.” dedi

Ali Koç oyunculara verilen tepkiyi ise anlamadığını vurgulayarak, “Oyunculara tepkiyi anlamıyorum. Zenit ile oynadığımız hazırlık maçında bile istifa tezahüratları oldu. Oyunculara maç bitene kadar destek olun. Maç içinde bize dediğiniz zaman da etkileniyor çocuklar. Bu kısmını anlamış değilim. Bizim tribünümüzde olan şeyler değildi, Aziz Başkan’ın son dönemlerinde oldu” şeklinde konuştu.

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç sarı-lacivertli kulüpteki bölünmüşlüğe dikkat çekerek, “Bugün geldiğimiz noktada en büyük rekabet avantajımız, rakiplerin ve düşmanların ekmeğine yağ sürme noktasına gelmiş durumda. Bahise, sisteme, yapıya karşı mücadele veriyoruz. Rakiplerimizin yaptıklarının 10’da 1’ini biz yapsak, herhalde şu anda adliye koridorlarındaydık.

Rakip takım olsam, Fenerbahçe’deki bu parçalanmışlık durumundan haz duyardım. Bizim fabrika ayarlarımıza dönmemiz lazım. Biz olalım ya da olmayalım! Bu sorunu çözmeliyiz, kılıçları kendimize çekiyoruz. Kendimizi yıpratıyoruz. Aynayı bakıp bu durumu nasıl gidereceğiz kısmını düşünmeliyiz.” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan Mehmet Şimşek’e Sert Sözler: Milleti Ahmak Mı Sanıyorsun?

İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, Mehmet Şimşek’ tepki göstererek, “Habire vergi topluyorsun. Fakirden fukaradan topladığın vergileri götürüp finans baronlarına, dolar faizi diye ödüyorsun, sonra da ekonomi iyileşiyor diyorsun. Sen milleti ahmak mı sanıyorsun?” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümleri şöyle:

“Pazartesi’yi Salı’ya bağlayan gece, bereketin ve bolluğun habercisi Hıdırellezdi. Türk’ün huzuru, mutluluğu, egemenliği ve bağımsızlığının müjdesini 3 Mayıs günü verdik. O müjdeyi, her bir parlayan gözde gördük. Geride bıraktığımız bir yıl için de gelecek yıllar için de bu güveni tazeledik. Hatırlayın bu kürsüde ‘avazımız havada kalmaz’ demiştim. Şükür ki kalmadı. Şimdi daha büyük bir inançla daha güçlü bir azimle bu yolda ısrar edeceğiz, bu sesi büyüteceğiz.

Kıymetli yol arkadaşlarım, bundan bir yıl önce, Genel Başkan sıfatıyla bu kürsüye çıktığım ilk grup toplantısında, yaptığım o konuşmanın üç ana başlığı, üç çağrısı vardı. Hatırlamak ve hatırlatmak isterim. Çünkü unutmamak, yaşadıklarımızı normalleştirmemenin en önemli ve belki de tek yoludur. İşte, o çağrıların ilki adaletti. O talebi ve belki de çığlığı, rahmetli Sinan Ateş’in katlemesinin ve adaletin tecelli etmeye niyet etmeyişinin, kalplerde ve vicdanlarda açtığı yaranın sızısıyla dile getirdim. O günlerde tamamlanan soruşturmanın, adeta bir hatır senedine dönüştüğünü ifade ederek ‘ya adalet ya kıyamet’ dedim. Geçtiğimiz bir yılda, adalet namına neredeyse her gün, bir kıyamet daha koptu. Bizler kimini duyduk, kimini ise duyamadık. Çaresiz bir kadının, tek başına bir çocuğun, kimsesiz bir yaşlının sessizliğidir bunlar. Duyduğumuz çığlıklar ve isyanlarsa halen çınlamaktadır.

Artık yoksulluğu, aylık enflasyonu dahi açıklandığında hatırlıyoruz. Türkiye, yoksulluğunu dahi konuşamaz hale gelmiştir. Bu oranları dert edinip araştıranlar ve sorgulayanlar, ‘O rakamlar öyle değil; böyledir’ diyenler dahi soruşturuluyor, hapse atılıyor. Aylık enflasyon yüzde 3; yıllık ise yüzde 37 diyorlar. Ev fiyatları ise bir yılda yüzde, 70 artmış. Sen neden bahsediyorsun? Bir ayda 57 milyar dolar yaktılar ‘Tutuklamanın etkisi de birkaç günde geçti’ diye masal anlatıyorlar. Sen kime ne anlatıyorsun? Hazine ve Maliye Bakanı tahsildar Mehmet bey. Habire vergi topluyorsun. Fakirden fukaradan topladığın vergileri götürüp finans baronlarına, dolar faizi diye ödüyorsun, sonra da ekonomi iyileşiyor diyorsun. Sen milleti ahmak mı sanıyorsun?

Bugün saray iktidarının hepimizi uğraştırdığı, oyaladığı gündemler, gece gündüz televizyonlarda tartışılan meseleler, hangi yaraya merhem, hangi derdimize dermandır? Bize zehir olan, onlara ilaçtır! Millete zerk ettiği ‘sözde Yeni anayasaydı’. ‘Hukuksuz, adaletsiz, üstelik ekmeksiz bir millete ‘Yeni anayasa’ demek ancak abesle iştigaldir. Tekraren söylüyorum, ‘Ekmek bulamıyorsanız anayasa yiyin’ demektir. Bizi, yine, Yeni Anayasa zokasıyla getirdiler. Sonra ne mi yaptılar? Kayyım siyasetine başladılar. Bizlere Demokrasi dersleri verirken, o gün canları hangi belediyeyi istiyorsa, gözlerine hangi ili, ilçeyi kestirdilerse oraya kayyım atadılar. Bunu yaparken terörü bahane ettiler, sonunda teröristbaşına el uzattılar. Demokrasi dediler, hatta iki gün önce de ‘Terörsüz Türkiye ile demokrasimiz üzerindeki siyasi tansiyon kalkacak’ diye buyurdular.

“Cumhuriyete kastedilen yerde, önce demokrasi ölmüştür”

Ben size işin doğrusunu söyleyeyim: Demokrasimiz üzerinde bir tansiyon problemi yoktur. Çünkü demokrasimizin nabzı yoktur. Hasta kaybedilmiştir. Neden biliyor musunuz? Ben söyleyeyim, çünkü, Cumhuriyete kastedilen yerde, önce demokrasi ölmüştür. Çünkü, Cübbelere düğme dikilen yerde, önce adalet ölmüştür. Türkiye’yi 23 yıldır yönetenler, sadece demokrasimizi yıkmadılar, hudutlarımızı yıkmadılar. Anayasamızı yıkmadılar. Vicdan duvarlarını da yıktılar. Sadece ormanları kesmediler, fikir ve irfan damarlarımızı da kestiler, sadece dereleri, tarlaları kurutmadılar, ahlakı da kuruttular. Yerleştikleri bataklığı böyle yarattılar. Evet, bu kuruyan yerde ise bugün bataklık vardır: Bugün bir şehit cenazesi alt yazıyla geçiştiriliyorsa. Ve aynı anda başka bir cenazede Terörist başının çağrısı okunuyorsa. O çürümüşlüğü tedavi edecek şey bellidir: Bir tercihte bulunmak!

Altını çizmek isterim, biz herkesin yüzüne, herkese açıktan konuşanlarız. Kamera önünde ve arkasında başka pozumuz yoktur. Ve bunları söylerken, kimse benden, bizden, ölünün arkasından ileri geri konuşmak da beklemesin. Ben neysem oyum, neyi temsil ediyorsam, onu dile getirmekle mükellefim. Bize tanımadığımız bir cenazenin geçişinde bile saygıyla durmayı öğrettiler. Peygamber efendimizin “ölülerinizi hayırla yad ediniz” tembihi de, bu mükellefiyetin ve örfümüzün gereğidir. Ancak hayırla yad etmek demek, hayırla anılamayacak eylemleri de bir ölünün arkasına saklanarak, geçer akçe sayacağız, demek değildir. İnsana nezaket ve saygı, öncelikli tavrımızdır. İkinci sırada, vatandaş olmak gelir. Hak ve hukuk bakımından eşitiz sayarım. Üçüncüsü ise fikirler düzlemidir ki, bizim mücadele alanımız budur. Arzu ettiğimiz siyaset, demokrasi ve Türkiye özlemi budur.

Geçtiğimiz haftalarda bu kürsüden, Trump, Netanyahu ve Erdoğan’ın aynı fotoğraf karesinde işbirliği pozları vermesi yakındır demiştim. Bunlar bölgede barışın değil, Türkiye’nin yalnızlığının göstergeleridir. Türkiye’nin dostlarının değil, Erdoğan’ın dostlarının isimleridir. Soruları hazırdır, ABD başkanıyla Dünya liderimiz görüşüyor, görüşmesin mi? Görüşsünler tabi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Amerika Birleşik Devletleri, iki ‘eşit egemen’ devlet olarak görüşsünler. Sorun, ‘Rahip Bronson’u derhal gönder dedim, o da gönderdi’ diyen, ‘Yap’ denilince yapan; ‘Sus’ denilince susan bir tabiyettedir.

Üzülerek ve acıyarak görüyorum ki, iktidar pozunu verenler, bu ferasetin yakınından bile geçmemektedirler. Bir evlat, babasının mezarını ziyaret edemeyecek öyle mi? Ankara’nın ortasında, merkezinde, herkesin gözü önünde, Bir Türk Milliyetçisi, Rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş’in kabrini ziyaret edemeyecek öyle mi? Bu girişim Alparslan Türkeş ile Türk Milliyetçileri’ni ayırma hamlesidir.

Yahut Ana muhalefet partisi genel başkanı, fiziki bir saldırının hedefi olacak; Üstelik yüzlerce kişinin, onlarca gazetecinin önünde bu gerçekleşebilecek öyle mi? Biz bu aşamaya mı geldik? Sizin maksadınız nedir? Bir cani, hem de bir evlat katili, infaz yasasından faydalanmış aramızda dolaşıyor. Canlı yayında, kameraların önünde, ne hikmetse, bir parti genel başkanına denk geliyor ve saldırıyor. Anayasa’nın her yurttaşa tanıdığı siyaset yapma hakkına yönelen hiçbir saldırı basit bir adli vaka değildir. Bu sıradan bir cebri fiil değildir.

Bu, doğrudan doğruya anayasal düzene, demokratik hayatımıza ve Cumhuriyet’in temel ilkelerine yönelik bir tehdittir. Bir milletvekiline, bir il başkanına, bir siyasi parti liderine yönelen saldırı; Sadece bir kişiye değil, bir hakka, bir kuruma, bir rejime yönelmiş demektir! ‘Sana siyaset yaptırmayacağım’ demektir! Alparslan Türkeş’in kabrinde yaşanan hadisede; Valilik ve emniyet 200 kişiyi oradan uzaklaştıramıyor, bir milletvekilini, bir kadını, bir evladı, merhumun aziz hatırasını korumak yerine, Cumhur koalisyonunu korumayı tercih ediyorsa, bunlar devlet olma vasfını yitirmişlerdir.”

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Her 2 Kişiden 1’i Yeni Bir Dünya Savaşı’nın Yakın Olduğunu Düşünüyor

YouGov ‘un yaptığı yeni bir anket çalışmasına göre; Avrupa’da nüfusun yüzde 41 ile 55’i önümüzdeki 5 ile 10 yıl içerisinde III. Dünya Savaşı’nın çıkma ihtimali olduğunu düşünüyor. ABD’de bu oran yüzde 45 civarında.

Nazilerin koşulsuz teslimiyeti kabul etmesiyle Avrupa’da II. Dünya Savaşı’nın resmen sona erdiği ve sonrasında “Zafer Günü” olarak kutlanan 8 Mayıs’ın 80. yıldönümüne az bir süre kalmışken yeni bir anketin sonuçları yayımlandı.

Anket şirketi YouGov, merkezinin yer aldığı Birleşik Krallık’ın yanı sıra ABD, Almanya, Fransa, İspanya ve İtalya’da bu çalışmayı gerçekleştirdi. Avrupa ülkelerinde 5-10 yıla III. Dünya Savaşı bekleyenlerin oranı yüzde 41’le 55 arasında değişti. ABD’de ise yüzde 45’i bu görüşü onayladı.

“III. Dünya Savaşı’nda nükleer silah kullanılır” cümlesini benimseyenlerin oranı yüzde 68 ila 76 olurken II. Dünya Savaşı’na kıyasla daha fazla can kaybı olacağını öngörenlerin oranları yüzde 57’yle 73 arasında değişti. Yeni bir cihan harbinde insanların çoğunun öleceğini düşünenlerse yüzde 25-44 bandında.

Yüzde 66’yla 89 arasında değişen oranlarda “Benim ülkem savaşa girer” dendi. Ancak Avrupa’da ordularının kendisini savunabileceğini düşünenler yüzde 16 ila 44’te kaldı. ABD’lilerin yüzde 71’i ordunun kendilerini koruyabileceğini savundu.

III. Dünya Savaşı’nın Rusya yüzünden çıkacağını düşünenlerin oranı yüzde 69’la 82 arasında değişti. Moskova korkusunu “İslamcı terör” izledi. Diğer yandan İspanya, Almanya ve Fransa’da çoğunluk ABD’yle yaşanan gerilimlerin küresel barışa tehdit oluşturduğunu da belirtti.

ABD’de yaşayanların yüzde 52’si, İspanya’dakilerinse yüzde 31’i Nazi Almanyası’nın işlediği türden suçların kendi ülkelerinde meydana gelmesini bizzat görmeyi beklediğini ifade etti. Diğer ülkelerin oranları bu ikisinin arasında kaldı.

Nazileri mağlup etmek için en çok kimin çaba harcadığı sorulduğunda Birleşik Krallık dışındaki ülkelerde ABD diyenler yüzde 40’la 52 arasında değişirken, Sovyetler Birliği yanıtını verenler yüzde 17 ila 28 oldu.

Birleşik Krallık’ta yüzde 41’in kendi ülkelerinin adını zikretmesi dikkat çekti. Zira diğer ülkelerde Londra’yı bu konuda etkili görenler yüzde 5’le 11 arasında değişiyor.

Almanların yüzde 46’sı, ülkelerinin 1945’ten sonra savaş hakkında iyi iş çıkardığını düşünürken yüzde 47’nin “Nazi geçmişi hakkında aşırı bilinçliyiz” dediği görüldü. Bu durumun güncel meselelerde sorun yarattığını savundular. Yüzde 24’se Almanya liderlerinin dengeyi doğru kurduğunu söylüyor.

Barışın korunmasında en çok kimin pay sahibi olduğu sorulduğunda yüzde 52’yle 66 arasında değişen oranlarda yanıt NATO oldu. Yüzde 45 ila 56 da Avrupa Birliği’nin kıtadaki barışın korunmasında etkili olduğunu düşünüyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın