AYM, Sedef Kabaş’ın Başvurusunu Reddetti

Anayasa Mahkemesi (AYM), “Cumhurbaşkanına hakaret”  ve “kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret” suçlamalarıyla 12 yıl 10 ay hapis cezası istenen tutuklu gazeteci Sedef Kabaş’ın avukatlarının, “tedbir yoluyla derhal tahliye edilmesi” talebini reddetti.

AA’nın haberine göre; Kabaş’ın avukatları, tahliye isteminin yerel mahkemece reddedilmesi üzerine Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapmış, başvurunun öncelikle görüşülmesini isteyerek, tedbir talebinde bulunmuştu.

Başvuruda, Sedef Kabaş’ın “tedbir yoluyla derhal tahliye edilmesi ve başvurunun öncelikli olarak pilot dava usulüne göre incelenmesi” talep edildi. Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, “tedbiren tahliye talebi”ni reddetti.

AYM: Tehlike bulunmuyor

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü uyarınca, tedbir talebi, başvurucunun yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike bulunduğunun anlaşılması üzerine verilebiliyor.

Yüksek Mahkeme’nin de “başvurucunun ceza infaz kurumunda tutulmasının yaşamına, maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik bir tehlike oluşturduğuna dair derhal tedbir kararı verilmesini gerektirir bir durum bulunmadığı sonucuna vararak, bu aşamada başvurucunun tedbir talebinin reddine karar verilmesi gerektiği” yönünde karar verdiği öğrenildi.

Sedef Kabaş’ın, tutuklanmasıyla kişi hürriyeti ve güvenliği, ifade ve basın özgürlüğü haklarının ihlal edildiğinin tespit edilmesi de talep edilen bireysel başvuru, esas yönünden inceleme yapılmak üzere daha sonra görüşülecek.

Ne olmuştu?

TELE 1’de Uğur Dündar’ın sunduğu ‘Demokrasi Arenası’ programına Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştiren sözlerinin ardından Sedef Kabaş, 22 Ocak Cumartesi gece yarısı polis baskını ile İstanbul’daki evinden gözaltına alındı.

Tutuklanmasına sebep olan televizyon programında Kabaş bir Çerkes atasözünden alıntı yaparak “Büyükbaş hayvan saraya girdiği zaman kral olmaz, o saray ahır olur” ifadelerini kullanmış ve eklemişti:

“Çok meşhur bir söz vardır; taçlanan baş akıllanır diye, ama görüyoruz ki gerçek değil.”

Kabaş’ın sözlerinin yetkililer tarafından Cumhurbaşkanına hakaret olarak algılanmasının ardından hakkında soruşturma açıldı. Programın yayımlanmasının ardından pek çok siyasetçi ve hükümet yetkilisi Kabaş’ın ifadelerini kınadı.

Tepki gösterenler arasında yer alan Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, Kabaş’ın ifade işlemleri sürerken, Kabaş’ın sözlerinin “haset ve nefretten doğan hadsiz ve hukuksuz ifadeler” olduğunu ve “adalet önünde hak ettiği karşılığı bulacağını” belirten bir açıklama yaptı. Gül’ün açıklamasının ardından aynı Kabaş “cumhurbaşkanına hakaret” suçlaması ile tutuklandı.

Kabaş’ın avukatı 26 Ocak’ta verdikleri tutukluluğa itiraz dilekçesinin mahkeme tarafından reddedildiğini açıkladı. Kabaş’ın avukatı ayrıca, Kabaş’ın sorgusu sırasında Gül’ün açıklamalarıyla yargıyı etkilemeye teşebbüs ettiğini öne sürerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesince garanti altına alınan “adil yargılanma hakkının” ihlal edildiğini söyledi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Ekim 2021’de açıklanan Vedat Şorli kararı, Türk Ceza Kanunu’nda yer alan cumhurbaşkanına hakaret suçunun ifade özgürlüğü ile uyumsuz olduğunu belirtti.

Yüksek mahkeme, ayrıca Facebook’ta Erdoğan hakkından eleştirel içerik paylaşan bir kişinin gözaltına alınmasının veya ona hapis ceza verilmesinin hukuki bir dayanağı olamayacağına kanaat getirdi.

Kabaş’ın tutuklanması öncesi, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Ebubekir Şahin Kabaş’ın sözleri nedeniyle TELE 1’e soruşturma başlatıldığını açıkladı. 24 Ocak’ta yapılan üst kurul toplantısında TELE 1’e yıllık reklam gelirinin yüzde 5’i oranında idari para cezası ve beş kez program durdurma cezası verildi. RTÜK’ü TELE 1’e yapılan soruşturma sebebiyle eleştiren gazeteci Uğur Dündar’ın eleştirileri sebebiyle de kanala yüzde 3 daha idari para cezası verildi.

Gazeteci Alican Uludağ ise, Kabaş’ın tutukluluk kararını veren hâkimin 2020’de Osman Kavala’nın tutukluluk kararını veren aynı hâkim olduğunu ortaya çıkararak haberleştirmesinin ardından Twitter’da ölüm tehditleri aldı.

Paylaşın

Tarım Üretici Fiyatları Rekor Tazeledi

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ocak ayına ilişkin Tarım ÜFE verilerini açıkladı. Buna göre, söz konusu endekste ocakta bir önceki aya göre yüzde 14,83, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 52 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 26,55 artış gerçekleşti.

Sektörlerde bir önceki aya göre değişime bakıldığında, balık ve diğer balıkçılık ürünlerinde yüzde 8,19, tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 14,96, ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 16,20 artış kaydedildi.

Ana gruplarda aylık bazda değişim ise canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 13,42, tek yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 15,34, çok yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 16,64 artış olarak kayıtlara geçti.

Sebzede yüksek artış

Aylık Tarım-ÜFE’ye göre 6 alt grup daha düşük, 5 alt grup daha yüksek değişim gösterdi. Bir önceki aya göre artışın düşük olduğu alt gruplar sırasıyla yüzde 1,68 ile tahıllar (pirinç hariç), baklagiller ve yağlı tohumlar, yüzde 3,74 ile çeltik olarak belirlendi.

Aylık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla yüzde 37,47 ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular, yüzde 17,69 ile lifli bitkiler oldu. Bir önceki aya göre azalış gösteren alt grup ise yüzde 0,52 ile diğer ağaç ve çalı meyveleri ile sert kabuklu meyveler, yüzde 0,32 ile yağlı meyveler olarak kaydedildi.

Yıllık oranlar

Yıllık Tarım-ÜFE’ye göre 7 alt grup daha düşük, 4 alt grup daha yüksek değişim gösterdi. Yıllık artışın düşük olduğu alt gruplar sırasıyla yüzde 14,81 ile turunçgiller ve yüzde 22,88 ile çeltik oldu. Buna karşın, yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar sırasıyla yüzde 147,56 ile lifli bitkiler, yüzde 69,2 ile tahıllar (pirinç hariç), baklagiller ve yağlı tohumlar, yüzde 64,34 ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular olarak tespit edildi.

Endekste kapsanan 86 maddeden 13’ünün ortalama fiyatında azalış olurken 5’inin ortalama fiyatında değişim olmadı, 68’inin ortalama fiyatında ise artış gerçekleşti.

CHP’li Sarıbal’dan açıklama

CHP Bursa Milletvekili ve Parti Meclisi Üyesi Orhan Sarıbal, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında Tarım- ÜFE’deki yükselişin tüketiciye gıda enflasyonu olarak döneceğini söyledi.

Tarım-ÜFE’deki artışa rağmen çiftçinin para kazanamadığını ve borç yükü altında ezildiğini kaydeden Sarıbal, “Girdi maliyetlerindeki aşırı artış nedeniyle çiftçi ürettiğinden para kazanamıyor. Tüketici de pahalıya gıda almak zorunda kalıyor. Uygulanan yanlış politikalar nedeniyle hem çiftçi hem tüketici mağdur oluyor” dedi.

Artışlar ne ifade ediyor?

Tarım-ÜFE’nin 2020 yılı Nisan ayından beri Tarım-ÜFE 21 aydır bir yükseliş trendinde olduğunu belirten Sarıbal’ın açıklamaları şöyle:

“TÜİK’e göre Tarım-ÜFE yıllık yüzde 52, aylık yüzde 14,83 arttı. Açıklanan Tarım-ÜFE aylık ve yıllık bazda son 10 yılın en yüksek rakamı oldu. Ki TÜİK’in rakamlarının ne kadar doğru olduğu da şüpheli. Bunun böyle geleceği dünden belli idi. 2021 Aralık rakamları da yüksekti.

“Peki, tüm bu artışlar bize neyi ifade ediyor? Çiftçinin ürün bedelindeki artış gıda fiyatlarına da yansıyacağı açıktır. Bugün bu açıklanan Tarım ÜFE’deki rekor artışa rağmen, çiftçi para kazanamamaktadır. Çünkü artan gübre, yem, mazot, elektrik, zirai ilaç, işçilik, kredi faizleri çiftçinin belini bükerken tüketiciye de pahalı gıdaya mal olmaktadır. Düşünün ki öyle bozuk bir sistem var ki.

“Çiftçi para kazanamıyor, tüketici ucuza alamıyor. Alamayacakta. Son yüzde 7’lik KDV indirimine rağmen gıda fiyatları yükselmeye devam edecek. En son açıklanan enflasyon rakamları içerisinde gıda enflasyonu yüzde 55 açıklanmıştı. Bu enflasyon rakamı ile Avrupa ve OECD ülkeler içerisinde birinci, dünyada onuncu olduk.”

Maliyetler yüksek

Bunun yanı sıra Tarımsal Girdi Fiyat Endeksinin (Tarım-GFE) de önemine dikkat çeken Sarıbal, “Bu veri de sürekli yükseliyor ve yükselmeye devam edecek. Çünkü son bir yılda girdi fiyatları içerisinde; gübre yüzde 300-500, yem yüzde 100, mazot yüzde 115, tarımsal elektrik yüzde 121, tohum yüzde 50 -300 oranında, ilaç yüzde 100 ile yüzde 300 oranında yükseldi. Diğer girdileri eklediğimizde çiftçinin bu maliyetlerle ucuza üretmesi imkansız” dedi.

Çiftçinin ucuza üretemediği için gıda fiyatlarının ucuzlamasının mümkün olmadığını belirten Sarıbal, tarımsal girdi maliyetlerini düşürerek üretime destek olunması gerektiğini vurguladı. Sarıbal, “Çiftçinin kullandığı tüm girdiler üzerindeki vergi yükü kaldırılmalı. Hibe destekleri verilmeli” diye konuştu.

Paylaşın

Aile Hekimleri İki Gün İş Bırakıyor!

Sağlık çalışanlarının tüm ülke genelinde özlük hakları için geçen hafta iş bırakmasının ardından, Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu’da (AHEF) aile hekimlerinin perşembe ve cuma günü iş bırakacağını duyurdu.

Haber Merkezi / Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu aile hekimlerinin taleplerinin karşılanmadığı taktirde 14-16 Mart tarihlerinde de üç gün iş bırakacağını duyurdu. Federasyonun konuya ilişkin açıklamasında şöyle denildi:

“Birinci basamak sağlık hizmetlerinde bu ülkenin sağlık alanındaki en önemli gerçeğinin aile hekimliği sistemi olduğunun bilinci ile ‘’ önce insan’’ diyerek, mesleğimizin kutsallığı gereği sahadaki her bir aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı, tüm olumsuz duruma rağmen insanüstü bir çaba ile mücadele etmektedir.

Aile hekimleri dernekleri federasyonu (AHEF) olarak yıllardır başarıyı kendi hanelerine yazdıran sağlık idaresine sunduğumuz önerilerin dikkate alınmadığını üzülerek görmekteyiz.

Türkiye’de aile hekimliği sisteminin modern ve bilimsel çizgiye çekilmesi yönünde gerekli adımlar atılmamışken, sağlık idaresi tarafından yetersiz altyapı göz ardı edilerek yapılan düzenlemeler, tüm kazanımları geriye götürmüş, mevzuat değişiklikleri sistemin önünü tıkamış, Türkiye’de aile hekimliği sistemi günübirlik politikalara alet edilmiştir.

Modern aile hekimliği sisteminin şartlarını bilmeden, bir gecede ismi değiştirilerek yürürlüğe konan aile hekimliği kanunu ve buna bağlı sözleşmeler, ilk on yıldaki kazanımları tüketmiş, aile hekimliği sisteminin önünü açmak yerine, sistemin önünü tıkamış, adeta ceza kanunu ve ceza yönetmeliği halini almıştır.

Son olarak; İstanbul, Tekirdağ, Muş, Hakkâri, Mersin ve Diyarbakır gibi birçok ilde bu ceza yönetmeliği kullanılarak, tabiri caiz ise ‘’cadı avı’’ başlatılmış, birçok aile hekiminin sözleşmesi yenilenmemiştir.

Hukukun, bir toplumun barış ve demokrasi içerisinde çalışmasını mümkün kılması gerekirken, aile hekimlerine uygulanan bu orantısız ceza ve baskının gerekçesini anlamakta zorlanıyoruz.

Aile hekimleri için iş güvencesizliği, keyfi idare tutumu, mobbing ve baskı yönetmeliğini kabul etmiyoruz.

Aile hekimliği sisteminin evrensel bir parçası olan kronik hasta takibi, yeni yönetmelik ile HYP adı verilen, ruhsuz bir bilgisayar algoritması ile matematiksel veriler elde etmeyi amaçlayan, yapana ücret veren, yapamayanı yok sayan, bilimsellik ile ilgisi olmayan bir düzenlemeye indirgenmiştir. Bu durum ancak bir akıl tutulmasının sonucu olabilir.

Tüm siyasi partilerin mutabakat sağladığı, hekimlerin çalışırken ve emeklilik sonrasında özlük haklarını iyileştirecek düzenlemenin ‘’Aslında biz hata yaptık!’’ diye geri çekilmesi, düzenlemenin popülist politikalara alet edilmesi biz hekimlerde tam bir hayal kırıklığı yaratmıştır.

Yetişmiş beyinlerin, bu ülke evlatlarının her gün onlarcasının memleketi terk ettiği dönemde, fedakârca görevi başında bulunan hekimlerin hak edişlerinin ve özlük haklarının görmezden gelenlerin nihai maksatlarını anlamakta zorlanıyoruz.

İlk nefesten son nefese kadar, halkımıza yönelik kolay ulaşılabilir, kapsamlı, bütüncül, sağlık hizmetinde sürekliliği esas alan yapı yerine, bu hizmeti veren aile hekimi ve aile sağlığı çalışanları bir makine olarak görülmüş, moral ve motivasyonları bitme noktasına getirilmiştir.

Resmi enflasyon verileri ışığında, aile sağlığı merkezi medikal sarf, kira, elektrik, personel giderleri yıllar içerisinde en az %167 oranında artmış, reel verilere göre ise artış oranı bunun neredeyse iki katına ulaşmış, ancak cari gider ödemelerine sağlanan artış aynı süre için %70 lerde kalmıştır.

Aile sağlığı merkezleri artık çalışan personelleri işten çıkarmak durumunda kalacak, 20.000 ’e yakın yetişmiş sağlık çalışanı işsiz kalacaktır.

Sağlık bakanlığı bizi dinlemelidir,

Aile hekimliği sistemini idare edenler, bu hizmeti verenler hekimler için gelişimi destekleyen bilimsel önermeleri değil, cezaya dayalı bir yöntemi tercih etmiştir, yol yakınken bizi dinleyin.

Sağlık Bakanlığı, ceza yönetmeliğinde ısrar ettikçe, aile hekimlerinin taleplerini göz ardı ettikçe, cumhuriyetin yüzüncü yılına girerken, pandemi döneminde ‘’ülkemizde koruyucu sağlık hizmetlerini çökerten sağlık bakanlığı’’ olarak tarihe geçecektir.

Biz AHEF olarak İl derneklerimiz ve 30.000 aile hekimi ile mücadele yolunu seçtik, tüm olasılıklara hazırız.

Sıcak odalarda değil sahada, yollarda, mobilde, köylerde, ilçelerde, sosyal medyadayız; 84 milyon insanımız ile her gün beraberiz.

84 milyon vatandaşa temas eden 30 bin aile hekiminin temsilcisi AHEF olarak, aşağıda belirttiğimiz taleplerin karşılanmasını istiyoruz;

  • Etkin bir sağlıkta şiddet yasası istiyoruz.
  • 30 haziran 2021 tarihli ödeme sözleşmesi yönetmenliğinin geri çekilmesini ya da revize edilmesini istiyoruz.
  • Çalışan tüm meslektaşlarımızı için makul bir ödeme, rahat bir emeklilik istiyoruz.
  • Aile Sağlık Merkezi gider ödemelerinin yeniden değerlendirilerek artırılmasını istiyoruz.

Yukarıda belirttiğimiz düzenlemeler için Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu çözüm için ortak çalışma ve iletişimi sürekli kılacak haklı taleplerimizin takipçisi olacaktır;

1-) Bugün itibariyle tüm aile hekimleri,

-Her hastaya nitelikli sağlık hizmeti verebileceği 20 dakikalık bir süre ile iyi hekimlik uygulaması gereği MHRS mevzuatına uygun olarak, sadece randevu ile hasta bakacaktır.

-Tıbbi gereklilikler kapsamında kronik hastalarımıza sağlık hizmeti verilecek ancak HYP sistemi kesinlikle kullanılmayacaktır.

-Mevzuata uygun olmayan sağlık raporu talepleri değerlendirilmeyecek, E-Rapor harici sağlık raporu hiçbir şekilde düzenlenmeyecek, ileri tetkik gerektiren durumlarda vatandaşlar ikinci basamak sağlık kuruluşlarına sevk edilecektir.

– Aile hekimlerince özellikli izlem adı altında, telefon ile aramak suretiyle hiçbir işlem yapılmayacaktır.

2-) Hak ve taleplerimiz yerine getirilmediği takdirde;

17.02.2022 tarihlerinde, AHEF tarafından tüm il dernek başkanlarının katılımı ile Ankara’da ortak basın açıklaması düzenlenecek, Anayasanın tanıdığı hak gereği, sosyal, hukuksal ve özlük haklarımız ve sağlık çalışanına şiddete dikkat çekmek için tüm Türkiye’de, 17-18 Şubat 2022’de (2) gün İŞ BIRAKMA eylemi icra edilecek, illerde ortak basın açıklaması ve basılı dokümanlar ile halka yönelik farkındalık çalışması yürütülecektir.

3-) Hak ve taleplerimiz yerine getirilmediği takdirde;

14 Mart 2022 itibariyle her yıl 14 MART tarihi, Tüm STK’ların katılımı ile emsalleri gibi ‘’ Hekim Emek ve Dayanışma Günü’’ olarak kutlanacak ve Acil sağlık hizmetleri haricinde iş üretilmeyecektir.

14.03.2022-16.03.2022 tarihlerinde, tüm Türkiye’de Anayasanın tanıdığı hak gereği, sosyal, hukuksal ve özlük haklarımız ve sağlık çalışanına şiddete dikkat çekmek için, (3) gün İŞ BIRAKMA eylemi icra edilecek, illerde ortak basın açıklaması ve basılı dokümanlar ile halka yönelik farkındalık çalışması yürütülecektir.”

Paylaşın

Sancar’dan İttifak açıklaması: Üçüncü İttifak Değil, Geniş Demokrasi İttifakı

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, ittifak görüşmelerine ilişkin yaptığı açıklamada, “‘Üçüncü ittifak’ sözü, yürüttüğümüz çalışma için doğru bir niteleme değildir. Bu şekilde kullanıldığının farkındayız ama biz bunu üçüncü ittifak değil, geniş demokrasi ittifakı olarak tanımlıyoruz. 26’sındaki toplantı da çalışma alanlarını ve yöntemlerini daha da somutlaştıracağımız bir gündemle gerçekleştirilecek” ifadelerini kullandı.

Mithat Sancar, parlamenter sistem çalışması yürüten altı muhalefet partisi liderinin buluştuğu “yuvarlak masa” toplantısına davet beklemediklerini ancak “geçiş süreci” ve cumhurbaşkanlığı seçimi konularında kendilerinin “mutlak müzakere zemini” olarak kabul edilmesini istediklerini söyledi.

Sancar, “O nedenle ‘HDP ile görüşüyoruz’ demek yetmez. ‘HDP’yi meşru görüyoruz’ demek de yetmez. Esas olan, HDP’yle eşitler arası bir zeminde tereddütsüz, çekincesiz, doğrudan ve açık bir diyalog ve müzakere yürütmeyi kabul etmektir” görüşünü dile getirdi.

Sancar, İYİ Parti’nin “HDP kapatılmalıdır” yaklaşımını eleştirirken, muhalefet içinde “HDP’yi hoş tutalım, ama boş tutalım, yaklaşımını pişirenlerin farkında olduklarını” söyledi.

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, güncel siyasi gelişmelere ilişkin BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın sorularını yanıtladı:

Altı muhalefet partisi liderinin buluşmasıyla başlamak istiyorum. Bu buluşma nedeniyle, sosyal medyadan “HDP neden masada yok” eleştirileri geldi. Siz bu masaya davet edilmeyi bekliyor muydunuz?

Muhalefet partilerinin kendi aralarında diyalog ve ortak çalışma yürütmelerine bizim herhangi bir itirazımız yok. Zaten bu buluşma, güçlendirilmiş parlamenter sistem tartışmalarının finali olarak duyurulmuştu. Bu tür çalışmalar yapılabilir elbette. Çeşitli partiler arasında bu tür ilişkiler bize göre olumludur.

Burada karışıklık yaratan ve tartışmaya neden olan durum şudur: Toplantı hakikaten belirtilen gündemle mi gerçekleştirildi, yoksa aynı zamanda bir ittifak buluşması mıydı? Millet İttifakı’nın genişleyip genişlemeyeceği gibi bir tartışma, sanırım bu belirsizlikten ortaya çıktı. Millet İttifakı’nın genişlemesiyle ilgili görüşmeler de yapılabilir, buna da bizim itirazımız olamaz. Zira biz parlamento seçimine kendi ittifakımızı kurarak gireceğimizi belirttik.

Fakat cumhurbaşkanlığı seçimi için ortak aday fikrine açık olduğumuzu da söyledik. Bunun yolunun da bizimle kamuya açık, doğrudan müzakere yürütülmesi olduğunu her vesileyle dile getiriyoruz. Müzakere etmek istediğimiz çerçeveyi ana hatlarıyla zaten hem deklarasyonumuzla duyurduk hem de çeşitli beyanatlarımızda ifade ettik. Eğer bu çalışma, Meclis seçimlerine dönük bir ittifak niyetiyle yapılıyorsa, bizim burada yer almamızın bir gereği zaten yok.

Şayet cumhurbaşkanlığı seçimi ve onunla bağlantılı temel meseleler söz konusuysa, durum değişir. Başta geçiş süreci olmak üzere, cumhurbaşkanlığı seçimini ilgilendiren konularda bizimle açık diyalog ve müzakere yürütülmesi talebimizi tekrar etmek istiyorum. Bunun için o masada bulunmak gerekmiyor; kaldı ki bizim o masaya davet edilme gibi bir beklentimiz de yoktu. Şayet cumhurbaşkanlığı seçimi ortak aday tartışması üzerinden gelişecekse, HDP olarak talebimiz, bu çerçevedeki konuların bizimle kamuoyuna duyurularak, açık, doğrudan ve şeffaf biçimde yürütülmesidir.

Bu görüşmenin ardından Pervin Buldan, “Bizi yok sayanları zamanı geldiğinde biz de yok sayarız” dedi, keza sizin de bu yönde açıklamalarınız var ve bu, altılı toplantıya tepki olarak yorumlandı.

HDP’yi yok sayan herhangi bir yaklaşımın, Türkiye’de gerçek ve güçlü bir demokrasi, kapsamlı ve kalıcı bir toplumsal barış inşa etme şansı yok. Bunu da şöyle netleştireyim: Eğer Türkiye’de gerçekten demokrasiye giden yol açılacaksa, yeni bir dönem başlatmak gerekiyor. Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmanın ve Meclis’te bu değişimi sağlamaya yetecek bir çoğunluk oluşturmanın bu açıdan çok önemli olduğu açık. Bütün bunları HDP’siz yapabileceğini düşünen kim varsa, hayal aleminde yaşıyor demektir.

“HDP’yi hoş tutalım ama boş tutalım” gibi bir yaklaşımın da birilerinin gündeminde olduğunu ve bu konuda hazırlık yapıldığını görüyoruz. Böylesi bir yaklaşım tuzaklarla doludur. Bunun farkında olmadığımızı düşünmek de ciddi bir yanılgıdır.

“Kastettiğimiz İYİ Parti’dir”

Benim merak ettiğim şu; siz o toplantıda olmamakla kendinizi “yok sayılmış” mı hissettiniz?

Hayır, böyle söylemiyorum. HDP’yi ötekileştiren, hatta düşmanlaştıran yaklaşımlar çok tehlikeli sonuçlar doğurur. HDP’yi muhatap almayı kabul etmeyen, bunun da ötesine geçerek HDP’ye karşı düşmanca tutum takınan bir zihniyetin Türkiye’de demokrasiye katkı sunma iddiasının herhangi bir inandırıcılığı yoktur, olamaza da.

Eğer bu iktidara karşı demokratik bir alternatif oluşturulmak isteniyorsa, bunu Türkiye’nin geçmişten bugüne en derin sorununda iktidarın anlayışını aynen sahiplenerek yapılması mümkün değildir. Sözü dolandırmaya gerek yok: Kastettiğimiz, öncelikle ve özellikle İYİ Parti’dir. Düşünün ki, bu parti sözcüleri aracılığıyla “HDP kapatılmalıdır” bile diyebiliyor.

Buna yönelik mi tepkiniz, yani İYİ Parti’ye?

Sadece İYİ Parti’ye yönelik değil. Toplantıdan önce de pek çok kez dile getirdik. “Altı muhalefet partisi” bir araya geldiğinde, bu partilerin,Türkiye’deki temel sorunlara dair gerçekten muhalif bir tutum sergilemesi beklenir. Muhalif olmak da iktidarın, Türkiye’deki temel sorunlara dair yaklaşımlarına karşı olmak ve demokratik çözüm önerileri sunmak anlamını taşır. Ancak bir parti, kurum veya çevre, Kürt sorunu, eşit yurttaşlık ve siyasal özgürlükler gibi en temel konularda dahi iktidarla aynı veya benzer anlayışı paylaşıyorsa biz bu yapıya muhalif diyemeyiz.

Böyle bir anlayışın ağırlık taşıyacağı bir ittifakın da Türkiye’ye bugünkünden daha iyi bir gelecek vaat etmesinin mümkün olmayacağını düşünüyoruz.

“HDP mutlak müzakere adresi olarak kabul edilmeli”

Kılıçdaroğlu, ‘HDP’yi yok saymıyoruz, görüşüyoruz, gerektikçe de görüşeceğiz’ dedi. Bu açıklama sizin için yeterli oldu mu, yoksa “biz de o masada mutlaka olmalıydık” diyor musunuz?

Bizim “mutlaka o masada olmalıydık” gibi bir beyanımız veya açıklamamız olmadı. Biz Türkiye’nin geleceği tartışılırken HDP’nin yok sayılmasının büyük bir yanlış ve tuzak olduğunu söylüyoruz. Esas mesele, HDP’nin doğrudan doğruya müzakere adresi olarak kabul edilip edilmediğidir.

HDP ile açık ve şeffaf görüşme yürütülmesi, diyalog kanallarının oluşturulması, Türkiye’de baskıcı iktidarı ve yıkıcı atmosferi dönüştürmek için elzemdir. Ama gündemde seçimler olduğu için meseleleri genellikle seçim çerçevesinde konuşmak durumunda kalıyoruz.

Öncelikle şunu tekrar vurgulamalıyım: Parlamento seçimiyle cumhurbaşkanlığı seçimini ayırıyoruz. Cumhurbaşkanlığı seçimi aynı zamanda bir geçiş süreci meselesidir. Eğer ortak bir adayda karar kılınacaksa, Türkiye’nin yeni bir başlangıcı hangi çerçevede yapacağının ayrıntılı bir biçimde konuşulması gerekiyor. Şayet ortak bir aday fikri olgunlaşırsa biz, bu meselenin isim üzerinden değil, siyasal ilkeler ve yapısal sorunlar üzerinden konuşulmasını istiyoruz. Aksi taktirde kamuoyunun büyük bir kesiminin şu soruları sorma hakkı doğuyor: 6 parti buluştu, şöyle bir geçiş süreci şöyle bir sistem ve şöyle bir gelecek önerisi ortaya çıkardı. Peki bu nasıl hayata geçirilecek?

Bunu Türkiye’nin en dinamik, demokrasi mücadelesi konusunda başta Kürt halkı olmak üzere en direngen ve kararlı sosyolojisini hesaba katmadan, bu sosyolojinin doğrudan siyasi iradesini temsil eden bir partiyi eşit bir aktör olarak görmeden nasıl yapacaksınız? Bu sorulara cevap verme mecburiyeti, muhalefet partilerinin topluma karşı sorumluluğudur.

“HDP ile görüşüyoruz, meşru görüyoruz demek yetmez”

Bizim derdimiz esas olarak Türkiye’yi demokrasiye kavuşturarak kalıcı barışı inşa etme imkanlarını sağlayacak toplumsal dinamizmi ortaya çıkarmaktır. Son yıllarda çok büyük tahribatlar, çok büyük adaletsizlikler yaşandı. Bunların elbette tamiri gerekiyor ama daha ötesini hedeflemek gerekiyor, o da şudur: Aynı tahribatların yeniden yaşanmayacağı sosyolojik ve politik bir zemini yaratmak.

Bu zemini yaratabilmek için de HDP’nin siyasi aktör olarak temsil ettiği geniş sosyolojinin siyasi özne olarak tanınması bir zorunluluktur. O nedenle “HDP ile görüşüyoruz” demek yetmez. “HDP’yi meşru görüyoruz” demek de yetmez. Esas olan, HDP’yle eşitler arası bir zeminde tereddütsüz, çekincesiz, doğrudan ve açık bir diyalog ve müzakere yürütmeyi kabul etmektir.

Siz ‘mevcut iki ittifak içinde yer almayacağız‘ diyorsunuz ama partinizin cumhurbaşkanı adayı çıkarıp çıkarmayacağı konusunda da şimdiye kadar net bir açıklama yapmadınız.

Aday meselesini, önerdiğimiz bu çerçeve derinlemesine tartışılmadan gündemimize almıyoruz. Seçim tarihi belli olduğunda o zamana kadar alınmış olan veya alınması muhtemel yola bakarız, gelişmeleri değerlendiririz, kararlarımızı da bu olgu ve verilere göre veririz.

Kendi adayımızı çıkarıp çıkarmayacağımız meselesi de bu süreç içerisinde şekillenecektir. Ki bunu da sadece HDP olarak yapmayacağız; Meclis seçimi için kurmakta olduğumuz demokrasi ittifakının bileşenleriyle tartışarak, bu ittifakta yer almayan demokrasi güçleriyle istişare ederek, tabanımızla diyalog içerisinde belirleyeceğiz. Şöyle yapılmazsa aday çıkarırız veya şöyle yapılırsa aday çıkarmayız gibi bir yaklaşımın, bu konuda yürütülebilecek kapsamlı ve derinlemesine tartışmaların önünü tıkayacağı kanaatindeyiz. O yüzden biz, demokrasiye, barışa ve adalete giden yolun tıkanmaması, aksine bu yolun genişlemesi için, mevcut şartlarda bir tuzak olarak gördüğümüz aday tartışmasına girmek istemiyoruz.

“Seçeneklerden biri kendi adayımızla çıkmaktır”

Ama eş genel başkan yardımcınız Tayip Temel de altı liderin buluşmasına davet edilmemenizi eleştirirken “biz de kendi adayımızı çıkarabiliriz” anlamına gelecek bir açıklama yaptı…

Tam olarak öyle söylemedi, o açıklamanın bir bağlamı vardı. Tayip Temel arkadaşımız, “Millet İttifakı’nda, kendi adayımızı çıkarma eğilimimizi güçlendiren gelişmeler var” dedi. Herkes biliyor ki, kendi adayımızı çıkarmak da reel bir seçenektir. Ama biz bunu şimdi tartışmak istemiyoruz.

Yani seçeneklerden biri, elbette seçimlere demokrasi ittifakının adayıyla katılmaktır. Bizim esas olarak önceliğimiz, bu önerdiğimiz çerçeve olgunlaşıncaya kadar tartışmanın sürdürülmesidir. Mutabakat sağlanırsa ortak aday fikrine açık olduğumuzu zaten beyan etmiştik. Şayet ortak aday bu gerçekleşmezse ne yapacağımıza, biraz önce değindiğim çoğulcu demokratik yöntemle karar vereceğiz. Böyle bir durumda, kendi adayımızla seçimlere girmek de elbette önemli bir seçenek olacaktır.

“Üçüncü ittifak değil, geniş demokrasi ittifakı olarak tanımlıyoruz”

Partinizin de içinde yer aldığı üçüncü ittifak çalışması var. İkinci toplantıyı da sanırım 26 Şubat’ta yapacaksınız. Birincisi sekiz siyasal yapı ile başlayan ittifak görüşmeleri yeni katılımcılarla genişleyecek mi? İkinci olarak da sekiz siyasal yapı lideri olarak bir araya gelip birlikte fotoğraf verecek misiniz?

Bizim demokrasi ittifakımız çok geniş bir çerçeveyi içeriyor. Sol sosyalist aktörlerle, siyasi parti ve oluşumlarla ittifak da bunun önemli bir parçasıdır. Biz bu buluşmalara “ortak mücadele” hedefi koyduk.

Bizim yaptığımız görüşmeler, demokrasi ittifakı olarak tanımladığımız bir çerçeve içerisinde ilerliyor. Demokrasi ittifakı, başlı başına bir seçim ittifakı değildir. Bizim önceliğimiz, bir mücadele ortaklığını oluşturmaktır. Bu ortaklık inşa edilirken bir seçim gerçekliğiyle de karşı karşıya olduğumuzun bilincindeyiz. Ancak odağımıza seçimi almadık.

İlk toplantıda da bu konuda mutabakat sağladık. Yani öncelik seçim ittifakı değildir. Birincil olarak ortak mücadeleyi nasıl inşa edeceğimizi konuşuyoruz. Ama seçimler de bu buluşmalardaki tartışma konularından biri olarak gündeme gelecektir elbette.

Taraflar, 26’sında gerçekleşecek ikinci toplantıya eş başkanlar düzeyinde katılacak. İlk toplantıdan çıkan üç önemli sonuç vardı. Bunların içinde genişleme perspektifi de yer alıyordu. Dolayısıyla sol-sosyalist yapılara dönük genişleme çalışmalarımız devam edecek.

Öte yandan demokrasi ittifakı çerçevesinde başka kesimlerle görüşmelerimiz sürüyor. Mesela Kürdi partilerle yürüyen bir çalışmamız var. Zaten 2019 yerel seçimlerinde oluşmuş bir ittifakımız mevcut, bunu genişletmek için çalışmalarımızı yürütüyoruz. Biz bütün ezilenleri, sömürülenleri, dışlananları, ötekileştirilenleri, mazlumları ve mağdurları kapsayacak bir ortak mücadele birlikteliği inşa etmek istiyoruz. Bunu başardığımızda seçim meselesi daha rahat bir biçimde ele alınır.

O nedenle “üçüncü ittifak” sözü, yürüttüğümüz çalışma için doğru bir niteleme değildir. Bu şekilde kullanıldığının farkındayız ama biz bunu üçüncü ittifak değil, geniş demokrasi ittifakı olarak tanımlıyoruz. 26’sındaki toplantı da çalışma alanlarını ve yöntemlerini daha da somutlaştıracağımız bir gündemle gerçekleştirilecek.

“Öcalan’ın ne dediğini doğrudan kendisinden öğrenelim”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Edirne’deki İmralı’dakine hesap verecek” sözleri çok tartışıldı. Burada HDP’ye yönelik yeni bir plan mı kuruluyor ya da somut bir gelişme olmuş olabilir mi sizce?

Suyu bulandırmak istiyorlar. Somut bir gelişme olup olmadığını bilmemiz mümkün değil. Bunu bilmenin tek yolu var: İmralı’da avukatlarla ve/veya bağımsız heyetlerle görüşmeye izin verilmesi. Böylece Abdullah Öcalan’ın bu konu dahil, diğer konularda ne düşündüğü, bizzat kendisi tarafından ifade edilsin. Bunun dışındaki hamlelerin HDP içinde tartışma yaratma, Kürt seçmende zihin bulanıklığına yol açma gibi amaçlar güttüğünün farkındayız ama bu hesapların tutması mümkün değil. O nedenle biz Erdoğan’ın sözlerinin içeriğine bir önem atfetmiyoruz.

Öcalan daha önce yıllarca avukatlarıyla görüştü, düşüncelerini avukatları aracılığıyla kamuoyuna duyurdu; şimdi de aynısı yapılmalıdır. Yol basit ve açıktır: Görüşmeler sağlansın, Öcalan’ın ne dediğini herkes doğrudan kendisinden öğrenelim.

“HDP yüzde 15’lere ilerliyor”

Partiniz hakkındaki kapatma davasının seçimlere kadar sonuçlanmasını bekliyor musunuz? Partiniz kapatılsa da kapatılmasa da, HDP temsilcilerini bir şekilde sahada siyasi aktör olarak görecek miyiz?

HDP kapatılsa da kapatılmasa da, siyasi gücünü ve toplumsal etkisini bir şekilde değil, her şekilde, sadece siz değil herkes görecek. Biz hem mücadele sürecine hem de seçime ağırlığımızı ve gücümüzü en etkili şekilde yansıtacak imkanlara sahibiz. Geleneğimiz, tecrübemiz ve birikimimiz ortadadır. Bütün saldırılara ve kuşatmalara rağmen sadece ayakta durmakla kalmadık, yolumuzda tutarlı ve kararlı bir şekilde ilerledik, ilerliyoruz.

Şu anda bizden hoşlanmayan çevrelerin etkisindeki kamuoyu yoklamaları bile HDP’nin yüzde 15’lere doğru ilerlediğini dile getiriyor. Yüzde 15 oranı sadece sayısal bir mesele değildir. Bu oran, bütün engellere rağmen HDP’nin, halkın desteğiyle belirlediği yolda kararlı ve tutarlı biçimde yürümeye devam etmesi anlamı taşımasıdır. Dolayısıyla yüzde 15 sayısal olmanın ötesinde çok önemli bir siyasal meseledir. Türkiye’nin güçlü demokrasiye ve eşit ortak yaşama dayalı büyük barışa ulaşması konusunda gerçek bir alternatifin mevcut olduğunun, buna dair umudun canlı ve bu yolda mücadelenin dinamik olduğunun önemli bir göstergesidir.

Erdoğan’ın üçüncü dönem aday olup olmayacağı tartışması var. Bazı muhalefet partileri “hukuken aday olamaz ama siyaseten biz bu tartışmaya girmeyeceğiz, aday olsun” yaklaşımında. Sizin tutumunuz nedir?

Ben bir kamu hukukçusu olarak ifade edeyim: Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesinin tek bir yolu var. O da cumhurbaşkanı olarak görev süresi tamamlanmadan Meclis’in erken seçim kararı alması. Anayasa hükümleri bu konuda açıktır. Karşı argümanı savunanlar var ama argümanların hukuksal temeli yok. Anayasa’nın lafzı açık: Eğer seçim zamanında yapılırsa veya cumhurbaşkanı erken seçim kararı alırsa Erdoğan aday olamaz. Çünkü referandum ile Anayasa’nın tümü değil, bir kısmı değişti. Dolayısıyla değişmeyen kısımlar uygulanmak zorunda.

Bu kısımlardan biri de cumhurbaşkanının en fazla iki dönem aday olabileceğidir. Tek istisnası da hükme bağlanmıştır: Görev süresi dolmadan Meclis’in en az 360 oyla erken seçim kararı alması. Kendi gerçekleştirdikleri anayasa değişikliğinde bile bu hususu öngörmemiş, bu konuda bir düzenleme yapmamış iktidara, “anayasaya uymayabilir ama yine de aday olsun” diyemeyiz. Bu, demokratik hukuk devletine dönmeyi hedefleyen çevrelerin dile getirebileceği bir argüman olamaz. Bizim böyle bir lüksümüz de hakkımız da yok.

Erdoğan belirttiğim istisna dışında yeniden aday olursa ve -çok küçük bir ihtimal ama- seçilirse meşruiyet tartışması bitmeyecektir. Biz de bunun takipçisi oluruz.

Paylaşın

Akşener: İktidarın, Son Çırpınışlarını İzliyoruz

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan İYİ Parti Lideri Akşener, “Son günlerde, hata üstüne hata yapan, beceriksizlikte adeta bir ekol haline gelen, ve artık vadesini, ziyadesiyle doldurmuş bir iktidarın, son çırpınışlarını izliyoruz.” dedi.

Haber Merkezi /Altı muhalafet partisinin hafta sonunda yaptığı toplantıyla ilgili değerlendirmede bulunan İYİ Parti Lideri Akşener, “Toplantımız, büyük bir heyecan yarattı. Bu heyecanın sebebi, son derece açık ve nettir. Milletimiz artık, ortak akıl için bir araya gelebilen, milletin ve memleketin meselelerini, birbirleriyle konuşabilen siyasetçiler istiyor” ifadelerini kullandı.

Akşener, konuya ilişkin değerlendirmesinin devamında, “Ben yaptım oldu anlayışından bıkan milletimiz, Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile unutulan, istişare kültürünün önemini görüyor. Gerek kurumsal anlamda, gerekse de fikren, farklılaştıkları noktalar olsa da, 6 siyasi parti liderinin, memleket meseleleri için, bir araya gelmesi önemlidir. Bu toplantı nedeniyle, Cumhur ittifakının bileşenlerini, bir garip rahatsızlık almış gibi gözükse de; biz İyi parti olarak, bu toplantıyı önemli bir başlangıç olarak görüyoruz.” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın “AK Parti’den önce sadece gaz lambası ve mum olduğu” açıklamasını da değerlendiren Meral Akşener, “Aklı ve bilimi reddeden Sayın Erdoğan şimdi de Edison’u mezarında ters döndürmeye karar verdi. Kendisi, AK Parti’den önce sadece gaz lambası ve mum olduğunu iddia etti. Modern bir hayatın birçok unsuru gibi ampulü de Sayın Erdoğan ve arkadaşları keşfetmiş. Ampulü bulan adam Isparta’yı karanlığa mahkum etti.” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından satır başları şöyle:

“Sayın Kılıçdaroğlu’nun ev sahipliğinde, Ankara’da yaptığımız toplantı, ülke gündemine oturdu. Toplantımız, büyük bir heyecan yarattı.

Bu heyecanın sebebi, son derece açık ve nettir. Milletimiz artık, ortak akıl için bir araya gelebilen, milletin ve memleketin meselelerini, birbirleriyle konuşabilen siyasetçiler istiyor.

“Ben yaptım oldu.” anlayışından bıkan milletimiz, Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile unutulan, istişare kültürünün önemini görüyor. Gerek kurumsal anlamda, gerekse de fikren, farklılaştıkları noktalar olsa da, 6 siyasi parti liderinin, memleket meseleleri için, bir araya gelmesi önemlidir.

Bu toplantı nedeniyle, Cumhur ittifakının bileşenlerini, bir garip rahatsızlık almış gibi gözükse de; biz İYİ parti olarak, bu toplantıyı önemli bir başlangıç olarak görüyoruz.

Çünkü ortak aklın ışığında, sorunları ve çözümleri konuşabilmeyi, hem çağın, hem de aklın gereği olarak görüyoruz.

Buradan başta, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere, toplantıya iştirak eden Sayın Genel Başkanlara, huzurunuzda bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.

Ayrıca bu vesileyle, bu girişimimize büyük destek veren, bizlere güç verip, şevkimizi artıran aziz milletimize, bir kez daha teşekkür ediyorum. Allah bizleri milletimize karşı utandırmasın.

“İktidarın, son çırpınışlarını izliyoruz”

Son günlerde, hata üstüne hata yapan, beceriksizlikte adeta bir ekol haline gelen, ve artık vadesini, ziyadesiyle doldurmuş bir iktidarın, son çırpınışlarını izliyoruz.

Her sıkıştığında, yalana, hamasete ve kutuplaştırmaya sığınan, Ak Parti iktidarının, artık elinde, hiçbir bahanesinin kalmadığını biliyoruz. Artık, takke yerlerde gezerken, tüm cesametiyle ortaya çıkan keli, çok net biçimde görüyoruz.

Nitekim Sayın Erdoğan, geçtiğimiz günlerde; her ayın, bir önceki aydan, daha iyi olacağını söyledi… Bu söz, size de bir yerden tanıdık geldi mi?

Türk Ekonomisi’ni, büyük bir uyum içerisinde, el ele verip batırdıkları Damat Bakan da, bir gece ansızın ortadan kaybolmadan önce, tam olarak böyle söylüyordu.

Hatırlayın; Mart Şubat’tan, Nisan Mart’tan, Mayıs’ta Nisan’dan iyi olacaktı, değil mi? Peki sonunda ne olmuştu? Damat Bakan paket olmuştu…

Demek ki; Artık Sayın Erdoğan da, ufukta beliren seçimin sonuçlarını, görmeye başlamış. Demek ki; Damadıyla aynı yolun yolcusu olduklarını, artık kendisi de anlamış.

Ne diyelim? Geç gelen bu farkındalıktan ötürü, kendisini kutluyorum. Ama bu farkındalık, göklerden gelen o kutlu kararı değiştirmeyecek. Çünkü, ok yaydan çıkalı, çok oldu.

Çünkü; Yıllardır milletimize anlattıkları masallar, tutmadıkları sözler, beceremedikleri vaatler, artık gün gibi ortaya çıktı. Yalanların son kullanma tarihi geçti. Yalancılar için, artık yatsı vakti geldi.

Yastık altı altın düzenlemesi…

Gelin, birlikte hafızamızı tazeleyelim… Yıl 2016, dolar 3.51’ken; Sayın Erdoğan çıkıp, milletimize, yastık altındaki dövizleri bozdurma çağrısı yapmıştı.

Yıl 2018, dolar 4.75’ken; “ver yetkiyi gör etkiyi” diyerek, dolara, enflasyona ve faize, sözüm ona meydan okumuştu.

Yıl 2019, dolar 5.64’ken; Geçen zamana rağmen, etkisini nedense bir türlü göremediğimiz, bu arkadaşımız çıkıp; “Bunlara göre dolar 10 olacak, enflasyon yüzde 30’u aşacak. Ne oldu? Bunların hiçbiri oldu mu?” diye sormuştu.

Sonra ne oldu? 2021 yılında, dolar 18 oldu. Enflasyon, yüzde 50’ye dayandı. Kendisi, bu sefer de çıkıp; Zerre utanmadan, “Rekabetçi kur” diyerek, döviz kuru arttıkça, Türkiye’nin de zenginleşeceğini söyledi.

Ama ne ilginçtir ki; Sürecin devamında, doların 13’e inmesini de, bir başarı olarak, milletimize pazarlamakta, en ufak bir tutarsızlık görmedi.

Ve bugün, 2022 yılındayız. Dolar da, 13.62 lira. Sayın Erdoğan ise, hâlâ 2016 yılındaki sözlerini tekrar ediyor.

“Yazıklar olsun”

Gerçekler ortadayken, hâlâ utanmadan çıkıp, yastık altı diyor. Bu sefer de, kur korumalı döviz hesaplarıyla, milletimize, dövizi ve altını bozdurma çağrısı yapıyor. Yahu insan biraz utanır…

Hiç değilse, yüzü kızarır. Devletin tüm kaynaklarını tükettiniz. Merkez Bankası’nın tüm rezervlerini erittiniz. Hâlâ milletimizin kenardaki birikimine, kadınların bileziklerine, takılarına göz dikiyorsunuz.

Yazıklar olsun. Sayın Erdoğan; Madem öyle; o zaman, sana bir sorum olacak: Madem milletimize, “Döviz ve altınlarınızı bozdurun.” çağrısı yapacaktın; O zaman, sen ve damadın, hazineyi, neden döviz ve altınla borçlandırdınız?

Madem kenara döviz koymak, kötü bir şeydi, O zaman, yandaşlarınıza, neden dövizle gelir garantisi verdiniz?

Bak, seni şimdiden uyarıyorum: Şayet, milletimizden topladığın altınlarla, yine yandaşlarının cebini doldurmanın peşindeysen, hiç kusura bakma, bu defa başaramayacaksın. Bu cefakar millete, aynı kazığı bir defa daha atamayacaksın. Bunu böyle bilesin.

Sanki zamların sorumlusu kendisi değilmiş gibi sayın Erdoğan da, ona çalışan milletvekilleri de isyanda.

İşi gücü bırakmış muhalefeti ‘yaygaracı’ diye suçlamakla meşgul. Zamları ben mi yaptım kardeşim? Yalan atacağınıza, çık gez gör. Elini tutan mı var?

Cesaretin varsa vatandaşın içine kendin çıktı. Süslü açılışlardan bahsetmiyorum. Mesela bir gün Ankara’da, İstanbul’da esnaf gez. Nebati Bakan gözler çok önemli diyor ya, bak bakalım milletimizin gözünde neler var. Neler göreceksin o gözlerin içinde.

“Bu yöntemle enflasyon düşmez”

KDV oranının düşürülmesini olumlu karşılıyoruz ama bu indirim bir defalık bir indirimdir.

Bazı ürünlerde fiyatlarda yüzde 7 gerileme olabilir ancak bu yöntemle enflasyon düşmez. Enflasyon fiyatların genel seviyesindeki artıştır.

Nedenleri ortadan kaldırmazsanız gelecek ay fiyatlar yeniden artmaya devam eder. Politika faizini etkisiz hale getirdik diyebilen parlak zekalı Hazine ve Maliye Bakanı varken enflasyonu aşağı çekmek mümkün olmaz.

Mesela enflasyonu düşürmek için mücadele timleri kuran, polisiye filmlere fevkalade düşkün Ticaret Bakanı varken enflasyonu düşürmek mümkün olmaz.

Fantastik açıklamaları ile piyasaları allak bullak eden, anı yaşamaya meraklı bir Cumhurbaşkanı varken, enflasyonla mücadele asla mümkün olmaz.

Ampulü de bizzat Sayın Erdoğan ve arkadaşları keşfetmiş. Allah onlardan razı olsun. Gelin görün ampulü bulan adam ve yönetimi Ispartamızı tam 78 saat boyunca karanlığa mahkum etti.

Isparta’da il merkezi ile 8 ilçe merkezi ile 188 köyde toplamda 113 bin abone elektriksiz kaldı.

İktidar mensupları ise hiçbir şey yapmadı. Biz aslında Isparta’da 30 cm karla bile mücadeleyi beceremeyen bir yönetim anlayışının pişkinliğine şahit olduk.

İstanbul’daki karda MOBESE kaydı peşine düşenlerin mesele Isparta olunca araziye nasıl uyum sağladıklarını ibretle izledik. Yazıklar olsun hepinize.

Isparta’da yaşanan bu utanç verici olay sırasında Ispartalı vatandaşlarımızla birlikteydik. Karantinada olduğum için bizzat bölgeye gidemedim.

An be an Isparta’daki durumu takip ettim. Bir daha böyle utanç verici bir olayın yaşanmaması için çözüm önerilerimizi hazırladık.

İlk olarak Isparta’nın afet bölgesi olarak kabul edilmesi için kanun teklifimizi sunduk. Isparta’yı bir an önce afet bölgesi ilan ederek oluşan zararları karşılayın.

Eski damat bakanın bu rezaletteki katkılarını söylemezsek haksızlık ederiz. Biliyorsunuz kendisi ekonomideki marifetlerini 84 milyona göstermeden önce enerji bakanıydı.

İzlediği politikalar ticareti ön plana çıkarıyordu. Yapılması gereken altyapıların hiçbirini yapmamıştı. O nedenle eski damat bakanda bu krizden sorumludur.

“Bay kriz Erdoğan”

Enerji krizinin oscarlarında sıra geldi başrole. Enerji gibi uzmanlık ve tecrübe isteyen bir alanda marketçiden, damattan büyük oyuncu yaratmak isteyen vizyonun adı Sayın Erdoğan nam-ı değer bay kriz dokunduğu her alandaki kriz gibi enerjideki krizin asıl sorumlusudur.

Paylaşın

AYM’den HDP’ye 60 Günlük Ek Süre

Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması istemiyle açılan davada, partiye esas hakkındaki savunmasını hazırlaması için 60 günlük ek süre verdi.

Yüksek Mahkeme, 29 Kasım 2021’de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanarak AYM’ye gönderilen esas hakkındaki görüşü, savunmanın hazırlanması için HDP’ye göndermiş ve partiye, savunmasını hazırlamak için 30 günlük süre vermişti.

Alınan bilgiye göre HDP, esas hakkındaki savunmasını hazırlamak için 4 aylık daha süre istedi.
HDP’nin savunma yapmak için istediği süre talebini görüşen Anayasa Mahkemesi, partiye 60 günlük daha ek süre verilmesine karar verdi.

Tanınan toplam 60 günlük ek sürenin de sonra ermesinin ardından esas hakkında savunmanın tamamlanarak mahkemeye sunulması gerekiyor.

Süreç nasıl işleyecek?

Kapatma davasında işleyen süreç kapsamında, daha sonra belirlenecek bir tarihte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin sözlü açıklama, HDP yetkilileri de sözlü savunma yapacak.

Bu sürecin ardından, davaya ilişkin bilgi, belgeleri toplayacak Anayasa Mahkemesi raportörü, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu işlemler sürerken Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ve davalı HDP, ek delil veya yazılı ek savunma verebilecek.

Raporun, Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılmasının ardından AYM Başkanı Zühtü Arslan, toplantı için gün belirleyecek, üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.

Karar oy çokluğuyla verilecek

HDP hakkındaki kapatma davasını, 15 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi heyeti, karara bağlayacak. Anayasa’nın 69. maddesinde sayılan hallerden ötürü partinin kapatılmasına veya dava konusu fiillerin ağırlığına göre devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakılmasına, toplantıya katılan üyelerin 3’te 2 oy çokluğuyla yani 15 üyenin 10’unun oyuyla karar verilebilecek.

Siyasi parti kapatma davası sonucunda verilen karar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile ilgili siyasi partiye tebliğ edilecek ve Resmi Gazete’de yayımlanacak.

Anayasa Mahkemesinin, siyasi yasak istenen partililerin, beyan ve eylemleriyle partinin kapatılmasına neden olduğunu belirlemesi halinde bu kişiler, kesin kararın Resmi Gazete’de gerekçeli yayımlanmasından başlayarak 5 yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve denetimcisi olamayacak.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Şahin, 7 Haziran 2021’de HDP’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesine dava açmış, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu da 21 Haziran 2021’de iddianamenin kabulüne oy birliğiyle karar vermişti.

Paylaşın

Tavuklu Tortilla Çorbası, Malzemeleri, Hazırlanışı

Tavuklu Tortilla Çorbası, herkesin mutlaka tatması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir. Öyleyse hemen verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi sevdikleriniz için yapın! 

Haber Merkezi / Ortalama 45 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

  • 1 büyük mısır ekmeği
  • Tuz
  • 6 su bardağı tavuk suyu
  • 2 su bardağı domates suyu
  • 500 gr. domates küp küp doğranmış
  • 200 gr. domates sosu
  • 1 büyük havuç, jülyen doğranmış
  • 100 gr. yeşil biber, doğranmış
  • ½ su bardağı doğranmış kırmızı soğan
  • ½ su bardağı doğranmış taze kişniş
  • ¼ fincan doğranmış taze fesleğen
  • 3 orta boy sarımsak, kıyılmış
  • 1 yemek kaşığı pul biber
  • 1 çay kaşığı öğütülmüş kimyon
  • 1 çay kaşığı sarımsak tozu
  • 4 orta boy kemiksiz, derisiz tavuk göğsü, kavrulmuş ve ince dilimlenmiş
  • 300 gr. sert peynir
  • ½ büyük avokado, dilimlenmiş
  • ½ büyük taze domates, doğranmış
  • 2 yemek kaşığı taze sıkılmış limon suyu

Hazırlanışı;

  • Fırını 200 derecede önceden ısıtın,
  • Ekmeği şeritler halinde kesin, yapışmaz sprey ile hafifçe püskürtün ve tuz serpin,
  • Ekmek şeritlerini fırın tepsisine tek sıra halinde dizin,
  • Açık kahverengi ve gevrek olana kadar pişirin, 5 ila 7 dakika
  • Soğuyana kadar bekletin,
  • Et suyu, domates suyu, domates, domates sosu ve havucu büyük bir tencerede birleştirin ve iyice karıştırın,
  • Ara sıra karıştırarak 10 dakika kaynatın,
  • Yeşil biber, soğan, kişniş, fesleğen, sarımsak, biber tozu, kimyon ve sarımsak tozunu karıştırın,
  • Ara sıra karıştırarak 5 dakika daha pişirin,
  • Çorbayı kaselere paylaştırın. Her kaseye tavuk, ekmek şeritleri ve peynir ekleyin,
  • Her birinin üzerine dilimlenmiş avokado ve doğranmış taze domates koyun,
  • Limon suyu gezdirin,
  • Afiyet olsun…
Paylaşın

Çikolatalı Baklava, Malzemeleri, Hazırlanışı

Çikolatalı Baklava, herkesin mutlaka tatması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir. Öyleyse hemen verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi sevdikleriniz için yapın! 

Haber Merkezi / Ortalama 90 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

  • 20 adet baklava yufkası
  • 1,5 su bardağı tuzlu tereyağı, eritilmiş
  • 500 gr. ince kıyılmış ceviz
  • 300 gr. çikolata parçacıkları
  • ¾ su bardağı toz beyaz şeker
  • 1,5 çay kaşığı öğütülmüş tarçın
  • 1 çay kaşığı rendelenmiş limon kabuğu

Şurup;

  • ½ su bardağı taze sıkılmış portakal suyu
  • ½ su bardağı toz beyaz şeker
  • ½ su bardağı su
  • ½ bardak bal
  • 2 yemek kaşığı taze sıkılmış limon suyu

Hazırlanışı;

  • Fırını 200 derecede ısıtın,
  • Yufkaların sığabileceği bir fırın tepsisini yağlayın,
  • Hazırlanan tepsiye sekiz yaprak yufkayı (birer birer) yerleştirin, bir sonraki tabakayı eklemeden önce her birine tereyağı sürün,
  • Bir kapta ceviz, çikolata parçaları, şeker, tarçın ve limon kabuğu rendesini birleştirin,
  • Yufkanın üst tabakasına 2 su bardağı oranında serpin,
  • Dört yaprak daha yufka ekleyin (birer birer), bir sonrakini eklemeden önce her birine tereyağı sürün,
  • Ceviz karışımından 2 bardak daha ekleyin,
  • Dört tabaka hamuru daha yağlayın ve fırçalayın; kalan fındık karışımı ile doldurun,
  • Kalan yufkaları serin, her bir tabakayı tereyağı ile fırçalayın,
  • Üzerine kalan tereyağını gezdirin,
  • Keskin bir bıçak kullanarak baklavayı elmas dilimler halinde kesin,
  • 40 ila 50 dakika veya altın kahverengi olana kadar pişirin,
  • Baklava pişerken şerbet malzemelerini bir tencerede birleştirin; orta ateşte ara ara karıştırarak kaynatın
  • Isıyı azaltın; 20 dakika boyunca ağzı açık şekilde kaynatın,
  • Sıcak baklavanın üzerine şerbeti dökün,
  • Baklava parçalarını tepsiden çıkarmadan önce tamamen soğutun,
  • Afiyet olsun…
Paylaşın

Soğanlı Kiş, Malzemeleri, Hazırlanışı

Soğanlı Kiş, herkesin mutlaka tatması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir. Öyleyse hemen verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi sevdikleriniz için yapın! 

Haber Merkezi / Ortalama 55 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

Hamuru için;

  • 3 su bardağı un
  • 1 çay kaşığı tuz
  • 1 çay bardağı yoğurt
  • 1 adet yumurta
  • Yarım paket kabartma tozu
  • 100 gr margarin

İçi için;

  • ¼ su bardağı tuzsuz tereyağı
  • 4 orta boy tatlı soğan, ince dilimlenmiş
  • ½ çay kaşığı tuz
  • ½ çay kaşığı taze çekilmiş karabiber
  • 1 su bardağı rendelenmiş peynir
  • 2 büyük yumurta
  • 2 büyük yumurta sarısı
  • 1,5 su bardağı krema
  • 1 çay kaşığı öğütülmüş hindistan cevizi

Hazırlanışı;

  • Hamuru için margarini eritin geniş bir kaba alın,
  • Unu, tuzu, yoğurdu, yumurtayı ve kabartma tozunu döküp hamuru yoğurun (yumuşak bir hamur olacak),
  • Fırın kabına yayın,
  • Fırını önceden 180 derecede ısıtın,
  • İçi için tereyağını büyük bir tavada orta ateşte eritin,
  • Soğanları ekleyin, örtün ve soğanlar yumuşayıncaya kadar ara sıra karıştırarak pişirin,
  • Tuz ve karabiberle tatlandırın,
  • Biriken sıvıyı boşaltın ve soğanları pişmiş hamur örtüsüne yerleştirin,
  • Peyniri serpin,
  • Orta boy bir kapta yumurtayı, kremayı ve hindistan cevizini çırpın ve fırın kabındaki soğanların/peynirlerin üzerine dökün,
  • 30 dakika ya da kabarık olana kadar pişirin,
  • Kesmeden önce 5 dakika bekletin,
  • Afiyet olsun…
Paylaşın

Klasik Sangria, Malzemeleri, Hazırlanışı

Klasik Sangria, herkesin mutlaka tatması gereken bir lezzettir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir. Öyleyse hemen verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi sevdikleriniz için yapın! 

Haber Merkezi / Ortalama 4 saat 15 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

  • ½ fincan brendi
  • ½ su bardağı portakal likörü
  • ½ su bardağı su
  • ½ su bardağı portakal suyu (taze sıkılmış en iyisi)
  • Sabır otu nektarı
  • 750 ml. kırmızı şarap
  • Portakal ve limon dilimleri

Hazırlanışı;

  • Tüm malzemeleri bir cam sürahi veya kasede birleştirin,
  • Birkaç saat soğutun, sonra servis yapın,
  • Afiyet olsun

Not;

  • Sangrianın tadı çok güçlüyse, portakal suyu ekleyin,
  • Bu tarifi ikiye veya üçe katlamak çok kolaydır; her bir şişe şarap için tüm malzemeleri 1/2 bardak artırmanız yeterlidir.
Paylaşın