İBB’nin İhtiyaç Sahiplerine Dağıtmak İçin Topladığı Paraya El Konuldu

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) yeni tip koronavirüs (Kovid 19) salgını dolayısıyla ihtiyaç sahiplerine dağıtmak üzere topladığı 6,2 milyon lira tutarındaki bağışa el konularak, Defterdarlık hesabına geçirildi.

İstanbul Fatih Kaymakamlığı’nın 8 Şubat 2022’de İBB’ye gönderdiği yazıya göre, belediyenin altı banka hesabındaki 6 milyon 212 bin TL ile 100 İsviçre Kronu ve 40 euroya el konularak, İstanbul Defterdarlığı’na ait üç hesaba aktarıldı.

Halk TV yazarı İsmail Saymaz’ın konuyu sorduğu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu “O gün bu parayı ihtiyaç sahiplerine dağıtmayıp kamuya geçirenlere, o zor günleri yaşayan ve yaşamaya devam eden binlerce insan beddua edecek. Beddua aldılar” dedi.

Saymaz, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin topladığı 3,5 milyon liraya da yakında el konulacağını yazdı.

İBB’den konuya ilişkin yapılan açıklamada ise şöyle denildi: “İstanbulluların işlerine gidemediği, birçok çalışanın maaşını dahi alamadığı günlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından dayanışma için başlatılan ‘Birlikte Başaracağız’ kampanyasına 5 Ağustos 2020 tarihinde müdahale edildi.

30 Mart – 18 Haziran 2020 tarihleri arasında 6 farklı bankada toplanan yardım paralarının bulunduğu hesaplar, İçişleri Bakanlığı’nın kararıyla donduruldu. Artarak devam eden dayanışma kampanyasının önü kesildi. İstanbul Valiliği’nden izin alınmaması, karara gerekçe olarak gösterildi.

İBB, hesaplarının hukuksuz şekilde dondurulmasını yargıya taşıdı. Belediye kanunun 15.maddesine göre bağış toplamanın belediyenin yetki ve imtiyazları arasında olduğu hatırlatıldı. Yargı sonucu beklenmeden Fatih Kaymakamı Kaan Peker imzasıyla İBB’ye resmi bir yazı gönderildi. Yazıda 2 yıldır bloke halde bulunan paranın İstanbul Defterdarlığı banka hesabına aktarılmasına karar verildiği belirtildi.”

Paylaşın

Seçim Yasası, Mart’ın İlk Haftası TBMM’ye Geliyor

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Siyasi Partiler ve Seçim Yasası’nda uzlaştı. Teklif, Mart’ın ilk haftasında TBMM Genel Kurulu’na sunulacak. Yasayla seçim barajı yüzde 7’ye düşürülecek ve grup kurma şartı kaldırılacak.

AKP ile MHP’nin bir süredir üzerinde çalıştıkları Siyasi Partiler ve Seçim Yasası’nın Mart ayının ilk haftasında TBMM Genel Kurulu’na sunulması bekleniyor. DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre; AKP ve MHP’li yetkililerden edinilen bilgiye göre 15 maddelik teklif, seçim barajı ile seçimlere katılma yeterlilik şartlarından biri olan grup kurma şartı dışında çok önemli değişiklikler içermeyecek. İttifak içi baraj, daraltılmış bölge gibi konularda da değişikliğe gidilmeyecek. Teklifle yüzde 7’ye düşürülecek.

Grup kurma şartı kaldırılacak

Bir diğer önemli değişiklik ise grup kurma şartı ile ilgili olacak. Mevcut yasaya göre bir partinin seçimlere girebilmesi için 81 ilin en az yarısında, seçimden en az altı ay önce teşkilatlanmasını tamamlamış olması ya da TBMM’de grup kurmuş olması gerekiyor. 2018 yılındaki milletvekilliği seçimlerinde henüz teşkilatlanmasını tamamlayamamış olması, önünde engel oluşturan İYİ Parti, CHP’den 15 milletvekili ile seçimlere katılabilme yeterliliği elde etmişti. Yeni düzenleme ile, seçime katılma yeterliliklerinden birisi olan TBMM’de grup kurma şartı kaldırılacak. Yasa yürürlüğe girdiği takdirde partilerin seçime katılabilmesi için teşkilatlanmasını tamamlamış olması gerekecek.

Destici’nin sözleri tartışma yarattı

Bu arada Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici’nin düzenlemeyle ilgili “Yüzde 7 maddesine oy vermem” çıkışı ise “Cumhur İttifakı içerisinde çatlak mı var?” sorusunu gündeme getirdi. Siyasal iletişim uzmanı İbrahim Uslu, “Bu çıkışın Cumhur İttifakı içerisinde bir sorun yaratacağını zannetmiyorum” dedi. Destici’nin itirazını değerlendiren Uslu, “Seçim barajı, parlamenter sistem içerisinde anlamlı” ifadesini kullandı. Barajın mantığının parlamentodan bir hükümet çıkarılmasına olanak sağlamak olduğunu belirten Uslu, “Baraj olmadığında çok sayıda parti parlamentoya giriyor o zaman da güvenoyu zorlaşıyor. Ancak, başkanlık sisteminde vatandaş, başkanı doğrudan seçtiği için hükümet parlamentodan çıkmıyor. Bu durumda baraj bu kadar yüksek olmamalı, hatta hiç olmamalı” diye konuştu.

“Krize dönüşmedi ancak gerilimden bahsedebiliriz”

Uslu, düzenleme ile ilgili ise AKP’nin iki değişikliğe odaklandığını ifade etti. Uslu, “Birincisi daraltılmış bölgeye geçmek, ikincisi de il ve ilçe seçim kurul başkanlarını istediği gibi atayabilmek” dedi. MHP’nin itirazı üzerine bu düzenlemelerden vazgeçildiğinin kamuoyuna yansıdığını kaydeden Uslu, şöyle devam etti: “Üzerinde durulması gereken nokta, AKP ve MHP bir yılı aşkın süredir bu yasa üzerinde çalışıyor. Bugüne kadar uzlaşılamamış olması da dikkat çekici. Anayasa paketi üzerinde iki hafta içerisinde anlaşmış iki partiden bahsediyoruz”. İki parti arasında bir uzlaşmazlık olduğunu belirten Uslu, “Bu uzlaşmazlık, krize dönüşmedi ancak iki parti arasında bu konuda bir gerilimden bahsedebiliriz” dedi.

Paylaşın

Türkiye’de Kadınlar Erkeklerden Daha Mutlu

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ‘Yaşam Memnuniyeti Araştırması’nın 2021 sonuçlarını paylaştı. Buna göre mutlu olduğunu beyan eden 18 ve üzeri yaştaki bireylerin oranı 2020’ye oranla artarak yüzde 49,3’e çıktı. 2020’de bu oran yüzde 48,2’ydi.

Haber Merkezi / Benzer şekilde mutsuz olduğunu beyan eden bireylerin oranı da 2020’de yüzde 14,5’ken 2021’de yüzde 16,6 yükseldi.

2003’te mutlu olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 59,6’yken, mutsuz olduğunu ifade edenlerin oranı sadece yüzde 7,3’tü. 18 yılda mutsuz olduğunu söyleyenlerin oranı ikiye katlanmış oldu.

Kadınlar daha mutlu

Mutlu olduğunu beyan eden erkeklerin oranı, 2020’de yüzde 43,2’yken 2021’de yüzde 43,9 oldu. Kadınlarda ise bu oran, 2020’de yüzde 53,1’ken 2021’de yüzde 54,6 oldu.

Evliler evli olmayanlardan daha mutlu

Yine TÜİK’in istatistiklerine göre evli bireylerin, evli olmayan bireylere göre daha mutlu olduğu görüldü. Mutlu olduğunu belirten evli bireylerin oranı, 2021’de yüzde 54’ken evli olmayanlarda bu oran, yüzde 40,1 olarak gerçekleşti.

Evli olanların mutluluk düzeyi cinsiyete göre incelendiğinde; evli erkeklerin yüzde 48,9’unun, evli kadınların ise yüzde 58,8’inin mutlu olduğu gözlendi.

En mutlu olanlar 65 ve üzeri yaş grubunda

Yaş gruplarına göre mutluluk düzeyi incelendiğinde; 65 ve üzeri yaş grubu, 2020’de yüzde 57,7, 2021’de ise yüzde 56,2 ile en yüksek mutluluk oranının görüldüğü yaş grubu oldu.

En düşük mutluluk oranı ise 2020’de yüzde 45,4 ile 35-44 yaş grubunda görülürken 2021’de yüzde 44,5 ile 18-24 yaş grubunda gözlendi.

Bir okul bitirmeyenler daha mutlu

Eğitim durumuna göre mutluluk düzeyi incelendiğinde; 2021’de en yüksek mutluluk oranı, yüzde 54,4 ile bir okul bitirmeyenlerde görüldü.

Bunu sırasıyla; yüzde 51,4 ile ilkokul mezunu, yüzde 47,8 ile lise ve dengi okul mezunu, yüzde 47,6 ile yükseköğretim mezunu ve yüzde 45,7 ile ilköğretim veya ortaokul mezunu bireyler takip etti.

Bireylerin mutluluk kaynağı aileleri

Bireylerin mutluluk kaynağı olan kişiler incelendiğinde; kendilerini en çok ailelerinin mutlu ettiğini belirtenlerin oranı, 2021’de yüzde 67,6 olurken bunu sırasıyla; yüzde 16,8 ile çocuklar, yüzde 4,1 ile eş, yüzde 4 ile anne/baba yine yüzde 4 ile kendisi ve yüzde 2,1 ile torunlar takip etti.

Bireyleri en çok sağlıklı olmak mutlu etti

Bireylerin mutluluk kaynağı olan değerler incelendiğinde; kendilerini en çok sağlıklı olmanın mutlu ettiğini ifade edenlerin oranı, 2021’de yüzde 69 olurken bunu sırasıyla; yüzde 14,3 ile sevgi, yüzde 8,9 ile başarı, yüzde 5,1 ile para ve yüzde 2,3 ile iş takip etti.

En yüksek memnuniyet oranı yüzde 73,8 ile asayiş hizmetlerinde

TÜİK kamu hizmetlerinden memnuniyet düzeylerini de inceledi. 2021’de asayiş hizmetlerinden memnun olduğunu beyan edenlerin oranı yüzde 73,8 oldu. Bunu sırasıyla yüzde 69,8 ile ulaştırma, yüzde 68,1 ile sağlık, yüzde 59,1 ile Sosyal Güvenlik Kurumu, yüzde 55,7 ile eğitim ve yüzde 54,8 ile adli hizmetlerinden memnuniyet takip etti.

Her 10 kişiden 6’sı geleceğinden umutlu

Kendi geleceklerinden umutlu olduğunu beyan eden bireylerin oranı, 2021’de yüzde 60,7 oldu. Kendi geleceklerinden umutlu olan erkeklerin oranı yüzde 59,1 iken kadınlarda bu oran yüzde 62,4 oldu.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Milletimiz Yüz Üstü Bırakıldı

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından, “Günlerdir bile isteye beklentiye sokulan milletimiz, bir kez daha elektrik faturalarında yüz üstü bırakılmıştır” açıklamasında bulundu.

Elektrik fiyatında yapılan tarife değişikliğe yükselen faturalara yönelik tepkilerin ardından hükümetin, bugünkü kabine toplantısında düzenleme yapabileceği iddia ediliyordu.

Kabine toplantısının ardından konuşma yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “210 kilowatt saate kadar düşük tarife ve 210 kilowattın üzerindeki yüksek tarife rakamları ilgili kurumlarımız tarafından vatandaşlarımız lehine yeniden değerlendirilecektir. Küçük esnaf ve sanatkarı koruyacak şekilde benzer kademelendirme yapılacaktır” dedi.

Zam geri çekilene kadar elektrik faturasını ödemeyeceğini açıklayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, beklenti içinde olan halkın yüz üstü bırakıldığını söyledi.

Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Kılıçdaroğlu, “Günlerdir bile isteye, göz göre göre beklentiye sokulan milletimiz, bir kez daha elektrik faturalarında yüz üstü bırakılmıştır. Milletimize söz verdim; bu mücadelemin sonu değil, daha başlangıcı!” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Antarktika’da Çiçeklerin Yayılma Hızı On Kat Arttı

Antarktika’daki Güney Orkney Adaları’nın bir parçası olan Signy Adası’nda incelemelerde bulunan araştırmacılara göre, 2009’dan bu yana bitkilerdeki artış, önceki 50 yılın toplamından daha fazla oldu ve söz konusu artış hızla yükselen hava sıcaklıkları ve kürklü fok sayısındaki azalmayla aynı zamana denk geldi.

Antarktika kıl otu (Deschampsia antarctica) ve Antarktika inci otu (Colobanthus oldukçansis) popülasyonları adadaki bilim insanları tarafından 1960’tan bu yana inceleme altında.

Araştırmalar, kıl otunun 2009 ile 2018 yılları arasında 1960 ve 2009 yılları arasında olduğundan beş kat daha hızlı yayıldığını buldu. Araştırmaya göre; inci otu için bu artış neredeyse on kat daha fazla.

Ekosistem küresel ısıtmaya hızla tepki veriyor

Yeşil Gazete’nin Guardian’dan aktardığına göre; son on yılda, 2012’de kaydedilen güçlü soğumaya rağmen, yaz aylarındaki ısınma 0.02°C’den 0.27°C’ye yükseldi. İtalya’daki Insubria Üniversitesi’nden baş araştırmacı Prof. Nicoletta Cannone, “Antarktika karasal ekosistemleri bu iklimsel faktörlere hızla tepki veriyor” dedi:

“Bu bitkilerde bir artış bekliyordum ama bu büyüklükte değil, Antarktika’da büyük bir değişimin meydana geldiğine dair çok sayıda kanıtımız var.”

Yaz sıcaklığı ilk sebep

Antarktika’daki bitki örtüsündeki değişikliklerin en uzun kayıtlarından birini ortaya koyan araştırmaya göre, değişimin birincil itici gücü yaz mevsiminin daha sıcak geçmesi. İkincil bir neden, adada bitkileri çiğneyen daha az kürklü fok olması.

Araştırmaya göre; fok sayısının neden azaldığı bilinmemekle birlikte, gıda mevcudiyeti ve deniz koşullarındaki değişikliklerle ilgili olması muhtemel.

Analizler, kürklü fokların 1960’tan 2009’a kadar olan değişiklikleri etkilediğini, 2009 ve 2018 arasındaki ana itici gücün ise sıcaklık artışı olduğunu gösteriyor.

Isınma eğilimleri devam edecek

Gelecek on yıllarda iklim krizinin daha fazla buzsuz alanın oluşmasına neden olması ve ısınma eğilimlerinin devam etmesi bekleniyor. Bilim insanları Signy Adası’ndan elde edilen bulguların bölgede daha genel olarak meydana gelen süreçleri temsil ettiğini söylüyor.

Araştırmacılar, Current Biology‘de yayınlanan makalede, “Bulgularımız, gelecekteki ısınmanın bu kırılgan Antarktika ekosistemlerinde önemli değişiklikleri tetikleyeceği hipotezini destekliyor” diyor.

“Karasal ekositemin tüm bileşenlerinde sonuçları olacak”

Araştırmaya göre, bu türlerin yayılması, toprak asitliğinde, topraktaki bakteri ve mantarlarda ve organik maddenin nasıl ayrıştığı konusunda değişikliklere sebep olacak.

Ek olarak Cannone, toprak kimyasındaki değişikliklerin yanı sıra donmuş toprağın bozulmasının “karasal ekosistemlerin tüm bileşenleri üzerinde sonuçları olan” bir dizi değişikliğe neden olacağını söylüyor.

“Bitkiler hızlı adapte oluyor”

Buna göre bazı bitkiler çok kısa bir büyüme mevsimine adapte oldu ve 0°C’nin altındaki hava sıcaklıkları ile karlı koşullarda fotosentez yapabiliyor. Ancak hızlı ve zorlu iklim koşullarında üreyebilmelerine rağmen, diğer yerli olmayan bitkilerle rekabet etmede iyi değiller.

Araştırmacılar, ısınmanın bazı yerli türlere izolasyonda fayda sağlayabilmesine rağmen, yerli türleri geride bırakabilecek ve geri dönüşü olmayan vahşi yaşam kaybını tetikleyebilecek yerli olmayan türlerin oluşma riskini büyük ölçüde artırdığı konusunda uyarıyor.

Örnek olarak da 2018’de, genellikle golf sahalarında kullanılan “Poa annua” adlı istilacı bir çim türü Signy Adası’nı kolonize etmesi gösteriliyor. Cannone, “Yabancı türlerin girişi, milyonlarca yıllık evrim ve hayatta kalma gerektiren Antarktika’nın doğal biyolojik çeşitliliğinde dramatik bir kayba neden olabilir. Ayrıca bitki örtüsü değişikliği karasal ekosistemlerin tüm biyotası üzerinde bir domino etkisi yaratacaktır” ifadelerini kullanıyor.

“İnsan faaliyetleri değişimde etkili”

Pliyosen ortalarında, Antarktika’da türlerin Güney Amerika’dan Antarktika’ya kendiliğinden göç etmesine ve bunun tam tersine neden olan ısınma olayları yaşandı.

Bilim insanları, Antarktika’da mevcut ısınma seviyelerinin, insan faaliyeti – yani artan turizm seviyeleri – nedeniyle bu tür yosun, liken ve omurgasız göçlerini zaten tetiklemiş olabileceği konusunda uyarıyor.

British Antarctic Survey‘de karasal ekolojist olan ve çalışmaya dahil olmayan Dr Kevin Newsham, “Çalışma, önümüzdeki yıllarda Antarktika’nın ısınmasıyla bölgenin yeşillenmesine yol açacağı için bu bitki türlerinin popülasyonlarında daha fazla artışın beklenebileceğini, ancak yabancı bitki türlerle bağlantılı ekosistemler için artan risklerin de olabileceğini gösteriyor” diyor.

Kutuplar daha hızlı ısınıyor

Bilim insanları, küresel ısıtmanın, kutup bölgelerinin dünyanın geri kalanına göre daha hızlı ısınmasına yol açtığı konusunda uyarıyor. Eriyen buzul miktarındaki artışın, güneş ışınlarının yansıtılmasını önemli derece azaltacağı, buna bağlı olarak denizin ve toprağın daha fazla ısınacağı, dolayısıyla ısınmanın çok daha hızlanabileceğine işaret ediyor.

Ancak araştırmaların sonuçları olumlu yönde değil. Greenpeace’in Ulusal Kar ve Buz Merkezi’nden aktardığına göre, Kuzey Kutbu’nda buz kütlesi 15 Eylül 2020’de 3,74 milyon kilometre kareye ulaştı. Bu miktar bugüne kadar ölçülen en düşük 2. seviye.

Nature Climate Change adlı dergide yayımlanan başka bir araştırmanın sonuçlarına göre ise yerkürenin yüksek kesimlerindeki buzul göllerinin kapladığı alanın 1990’dan 2018 yılına kadar yüzde 51 arttı.

Leeds ve Edinburgh üniversiteler ile University College London’da görevli bilim insanlarının yaptığı araştırmaya göre de yeryüzünde 1994 yılından bu yana toplam 28 trilyon ton buzul eridi. 28 trilyon ton buzul, İngiltere’nin tüm yüzeyini 100 metre kalınlığında donmuş bir su tabakasıyla kaplayabiliyor.

ABD Havacılık ve Uzay Ajansı’nın (NASA) fotoğrafları da bu araştırmayı destekledi. Yeryüzü gözlem uydularının çektiği 254 bin 795 fotoğrafı inceleyen araştırmacılar, 28 yıllık sürede, buzul göllerinin sayısının yüzde 53, kapladığı alanın ise yüzde 51 arttığını tespit etti.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Günlük Vaka Sayısı 90 Binin Üzerinde

Kovid 19’da son 24 saatte 94 bin 176 yeni vaka tespit edilirken, 271 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Vefat sayısını azaltmamız ek bir hastalıkla mücadele gücü olmayan bu grubun korunmasına bağlı.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 463 bin 241 test yapılırken, 94 bin 176 yeni vaka tespit edildi. 271 kişi hayatını kaybederken, 104 bin 409 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Vaka sayımız dünküyle yaklaşık aynı, vefat sayımızda önemli bir düşüş var. Omicron döneminden itibaren salgının özellikle yaşlılarda ve kronik hastalarda ölüme yol açtığını biliyoruz. Vefat sayısını azaltmamız ek bir hastalıkla mücadele gücü olmayan bu grubun korunmasına bağlı.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 15 Şubat verilerine göre, dün 461 bin 955 test yapılmıştı. Dün, 94 bin 730 vaka tespit edilirken, 309 kişi hayatını kaybetmiş ve 102 bin 673 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

Avrupa Birliği, Bağışladığı Aşıdan Fazlasını Çöpe Atıyor

Avrupa Birliği ülkelerinin Afrika ülkelerine bağışladıkları korona aşısından çok daha fazlasını, tarihi geçtiği için çöpe attığı öğrenildi. Halkın Aşısı (The People’s Vaccine) adlı ittifakın açıklamasına göre Avrupa ülkelerinin Afrika’ya gönderdikleri aşı miktarı 30 milyon doz civarında. Avrupa’da şubat ayı sonuna kadar tarihi geçtiği için çöpe atılacak olan aşı miktarı ise 55 milyon doz.

Aralarında Oxfam, Birleşmiş Milletler AIDS Programı gibi dünya genelinde 80’den fazla yardım kuruluşunun içinde yer aldığı Halkın Aşısı adlı ittifak, çeşitli sağlık uzmanları, ekonomistler, devlet başkanları ve inanç liderlerince de destekleniyor.

Halkın Aşısı’ndan yapılan açıklamada “Her ne kadar AB, dünya genelinde aşıda en büyük ihracat gücü olsa da ve Afrika ile ortaklığı vurgulasa da aşıların fiyatlandırılması, tamamen kârlarını azami hale getirmeye odaklı ilaç şirketlerine bırakılmış durumda” denildi. “Avrupa Birliği ülkelerinin hükümetleri aşı dozlarını son kullanma tarihi geçene kadar istifliyor” ifadelerine yer verilen açıklamada Afrika’da ise aşı eksikliğinin son derece büyük olduğu belirtildi. “Akut aşı eksikliği pandemiyi öngörülemez bir biçimde uzatıyor ve yeni virüs varyantları riskini yükseltiyor” denildi.

Sadece yüzde 11 iki doz aşılandı

Oxfam’ın verdiği bilgilere göre kıtada halkın sadece yüzde 11’i, yani yaklaşık 151 milyon insan iki doz aşı olmuş durumda. Halkın Aşısı sayılara bakıldığında uluslararası çapta geliştirilen aşı inisiyatifi olan Covax’ın başarısızlığa uğradığını açıkladı. Açıklamada aşıların dağıtımından ziyade yerinde üretilmesi ve bunun için de patent haklarının kaldırılması gerektiği vurgulandı. İttifak bir kez daha Batı ülkelerine aşıların patent hakkını kaldırma çağrısı yaptı.

Dünya Ticaret Örgütü de yaklaşık 6 ay önce benzer bir teklifte bulunmuş, bu öneri kalkınmakta olan ve kalkınmanın eşiğindeki hemen hemen tüm ülkelerin yanı sıra ABD tarafından da desteklenmişti. Patent haklarının kaldırılmasına başta Almanya olmak üzere Avrupa Birliği karşı çıkmıştı.

“Alman hükümeti patent konusundaki blokajını kaldırmalı”

Oxfam’dan Pia Schwertner “Yeni Federal Hükümet patent haklarından feragat konusunda blokajını kaldırmalı ve ilaç şirketlerinin çıkarlarını Afrika’daki insanların hayatlarının üstünde görmeye bir son vermeli” dedi.  Schwertner “Aşıların geliştirilmesi kamu kaynakları ile finanse ediliyor ve know-how da dünya ile paylaşılmalı ki tüm nitelikli üreticiler bu hayati öneme sahip aşıların üretimine geçebilsin” diye konuştu.

Afrika’da aşılamanın geri kalmasının nedenlerinden birinin kıtada yeterince aşı olmaması olduğu Almanya Kalkınma Bakanlığı’nın bir iç yazışmasında da ifade edildi. Belgeye göre 2021’den bu yana Afrika’daki aşı üretim projelerine Almanya’nın yaptığı yardımın toplam hacmi ise yaklaşık 530 milyon euro.

Altyapı eksikliği de rol oynuyor

ONE adlı kalkınma örgütünün yaptığı analize göre Afrika’da aşılamada ülkeden ülkeye büyük farklılıklar bulunuyor. Seyşeller’de iki doz aşılananların nüfusa oranı yüzde 79,8 ile Afrika’da ilk sırada. Onu yüzde 71,9 ile Mauritius ve yüzde 62,9 ile Fas takip ediyor. Her üç ülkenin de ikili anlaşmalarla nüfuslarına yetecek miktarda aşı temin ettikleri belirtiliyor. Afrika’da aşılama oranının en düşük olduğu ülke ise yüzde 0,1 ile Burundi. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’den iki doz aşılananların nüfusa oranı yüzde 0,2, Çad’da ise yüzde 0,8. Bu ülkelerin nüfuslarına oranla daha az aşı temin edebildikleri ancak temin edilen dozların da az bir kısmının uygulanabildiği kaydediliyor. ONE bunun nedenleri arasında tedarik zincirindeki eksiklikleri ve aşıyı belli bir derecenin altında tutma koşullarının olmayışını da sayıyor. Ayrıca şırınga eksikliği de aşılamanın düşük olmasında rol oynuyor.

Paylaşın

Babacan: BAE, 15 Temmuz’un Arkasında Mıydı, Değil Miydi?

Partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık değerlendirme toplantısında konuşan Babacan, Erdoğan’ın BAE ziyaretine ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Sayın Erdoğan’ın bu millete bir cevap vermesi gerekiyor. BAE, 15 Temmuz’un arkasında mıydı, değil miydi? Cevap verin. Arkasındaysa hangi hakla kendi vatandaşlarımızın hukukunu, onurunu çiğniyorsunuz? Değilse, bunca senedir milletimizi, halkımızı neden aldattınız? Yoksa, acaba bir suç örgütü liderinin yayınladığı videolar mı sizi bazı şeylere mecbur bıraktı? Bu da akla geliyor.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Konuşmasında enflasyona karşı dört konuda özel bir destek programı oluşturulmasını isteyen Babacan, “Dar gelirli vatandaşlarımızı gıda, elektrik, doğalgaz, kömür ve benzeri temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat artışlarına karşı koruma maksadıyla özel bir destek programı oluşturun. Elektrik ve doğal gaz faturalarındaki vergileri derhal indirin.

Çiftçilerimiz için gübre, tohum, ilaç, elektrik, mazot, yem gibi girdi maliyetlerindeki artışları telafi edecek özel bir destek programı oluşturun. Esnafımız için özel bir doğrudan destek, kredi ve garanti mekanizması oluşturun. Dört; iktidarın sebep olduğu enflasyon karşısında ezilen ihtiyaç sahibi ailelere, doğrudan gelir desteği sağlayın” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık değerlendirme toplantısında konuştu. Babacan’ın gündeminde KDV’deki değişiklikler, yastık altı altın tartışması, MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin ‘Avrupa Birliği normları nedir?’ sorusu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BAE ziyareti vardı. Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Bir; dar gelirli vatandaşlarımızı gıda, elektrik, doğalgaz, kömür ve benzeri temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat artışlarına karşı koruma maksadıyla özel bir destek programı oluşturun. Elektrik ve doğal gaz faturalarındaki vergileri derhal indirin.

İki; çiftçilerimiz için gübre, tohum, ilaç, elektrik, mazot, yem gibi girdi maliyetlerindeki artışları telafi edecek özel bir destek programı oluşturun. Üç; esnafımız için özel bir doğrudan destek, kredi ve garanti mekanizması oluşturun. Dört; iktidarın sebep olduğu enflasyon karşısında ezilen ihtiyaç sahibi ailelere, doğrudan gelir desteği sağlayın.

34 yıl boyunca %80’lerde, %100’lerde seyreden enflasyonu tek haneye düşüren ekonomi yönetiminin hafızasına dayanarak çok açık ifade etmek istiyorum: Önümüzdeki ilk seçimlerden sonra biz enflasyonu, iktidarımızın en geç ikinci yılında tek ve düşük haneli rakamlara yeniden indireceğiz.

“Koskoca ülkeyi ‘sehven’ yönetiyorlar”

Cumhurbaşkanı Kararıyla kırmızı etin KDV’si %18’e çıkartıldı. Kamuoyunda tepkiler yükselince, yine Resmî Gazete ile ‘düzeltme’ geldi. Neymiş? ‘Sehven’ olmuş. ‘Sehven’in TDK sözlüğündeki tanımı: ‘Dalgınlık veya unutkanlık sonucu oluşan yanlışlıkla’. İşte Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sisteminin özeti: Dalgınlık veya unutkanlık sonucu oluşan yanlışlık.  Koskoca ülkeyi ‘sehven’ yönetiyorlar.

Bu KDV indirimi fazla bir işe yaramayacak. Gıda üreticileri, çoğu girdi maliyetlerinde %18 KDV ödüyor. Girdileri tedarik ederken ödedikleri %18 KDV’yi, ürünlerini satarken aldıkları %1 KDV’yle karşılamaları mümkün değil. KDV oranı düşerken, KDV’siz fiyatlar artacak. Bir gıda üreticisi enerjiye, elektriğe, doğalgaza %18 KDV ödüyor. Hükûmet ‘Satarken %1 KDV alacaksın’ diyor. Aradaki %17 ne oldu? Kim ödeyecek? Çoğu üreticimiz devletten vergi iadesini alamadığına göre, üretici bu farkı fiyatına yansıtmak zorunda kalacak. Fiyatların gerçekten düşmesini istiyorsanız, önce gıda üreticilerinin ödediği girdi maliyetlerindeki KDV’yi düşürün. Elektriğin, doğalgazın üzerindeki KDV’yi düşürün. Ondan sonra onların mal satarkenki KDV’sini indirin.

Vatandaşlarımızdan altın topluyorlar. ‘Getirin sisteme girsin’ diyorlar. Önce güveni kazanın, sistem dışı ne var ne yoksa gelir. Ama güveni sağlayamazsanız avucunuzu yalarsınız. Ülkede savaş mı var ya? Allah korusun, bir savaş olursa vatandaş küçük kızının kulağındaki küpeyi bile devleti için teslim eder. Ama beceriksizliğin bedelini vatandaşa ödetmeye hakkınız yok.

“Bahçeli, Google’a yazıp öğreneceği şeyleri ülkeye soruyor”

Türkiye’nin Avrupa standartlarına yükselmesi hedefi krizlerin ortağı Bahçeli’yi rahatsız etmiş.Google’a yazıp öğreneceği şeyleri grup toplantısında ülkeye soruyor.  Bunlar yeni konular değil. Türkiye Avrupa Konseyi’nin kurucu üyesi olurken altına imza ettiği sözleşmeler.

Bizim gibi tam demokratların ülkemizi taşımak istediği noktada, Bahçeli’nin zihniyetine yer yok.Bahçeli Anayasa Mahkemesi’ni kapatmak isteyedursun; tam demokratların arzusu, Türkiye’nin gerçek bir anayasal demokrasiye kavuşmasıdır. Anayasamızın, hak ve özgürlüklerimizin koruyucusu ve denetleyicisi olan Anayasa Mahkemesi’nin bağımsızlığı, tarafsızlığı ve özgürlüğüdür. İdam gibi, gelişmiş demokrasilerde yer alması mümkün olmayan ve olmayacak yöntemlerin, ceza adalet sistemimize geri gelmemesidir.

Türkiye’nin Avrupa normlarına yükselmesi; Sayın Bahçeli’nin bir daha askıya ekmek koymaya ihtiyacının kalmamasıdır. Avrupa normları; milletimizin, sıkıntı çekmeden, gönül rahatlığıyla sofrasını kurmasıdır. Bahçeli, bu ülkeyi aşağı çekmek için paçamıza asıladursun, bu ülkenin kanatlanmasına asla engel olamayacaktır.

“Bu manzara hak mıdır, adalet midir?”

Bir yanda, o günkü şartlarda legal bir bankaya yatırdığı para ve legal bir derneğe üyeliği nedeniyle tutulduğu cezaevinde 84 yaşında hastalıktan hayatını kaybeden Nusret Muğla… Diğer yanda, 5 yıl boyunca tarihimizin en kanlı gecesi olan 15 Temmuz hain darbe girişiminin arkasında olduğunu iddia ettiği Birleşik Arap Emirlikleri’yle kucaklaşan Sayın Erdoğan… Elinizi vicdanınıza koyun: Bu manzara hak mıdır, adalet midir?

“Bir suç örgütü liderinin videoları mı sizi bazı şeylere mecbur bıraktı?”

Biz kimseye ‘Bozduğun ilişkileri neden düzeltiyorsun’ demiyoruz. Sayın Erdoğan’ın bu millete bir cevap vermesi gerekiyor. BAE, 15 Temmuz’un arkasında mıydı, değil miydi? Cevap verin. Arkasındaysa hangi hakla kendi vatandaşlarımızın hukukunu, onurunu çiğniyorsunuz? Değilse, bunca senedir milletimizi, halkımızı neden aldattınız? Yoksa, acaba bir suç örgütü liderinin yayınladığı videolar mı sizi bazı şeylere mecbur bıraktı? Bu da akla geliyor.”

“Üniversite sistemi ifade özgürlüğü ve liyakat temelinde yeniden inşa edilmeli”

Türkiye’nin özgür, özerk ve performansa dayalı bir üniversite modeline ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Üniversitelerinde idari özerkliğin ve bilimsel özgürlüğün olmadığı bir ülke, fikrî yoksunluğa ve yozlaşmaya mahkumdur. Üniversite sistemimizin ifade özgürlüğü ve liyakat temelinde yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Liyakatin, eğitim sürecinin her alanında ödüllendirilmesi, gayret gösteren gençlerin başarısını ve imkanlarını artıracak, adaleti sağlayacaktır. Başarılı olan hakkını alacak; sistem gayret edenin arkasında duracaktır.”

Paylaşın

Konut Fiyat Artışında Yeni Rekor!

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) konut fiyat endeksine göre aralıkta konut fiyatları bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 59,59 arttı. Böylelikle endeks tarihinin en sert artışı kaydedildi.

Bloomberg HT’de yar alan haberde aynı ayda konut fiyatlarında reel artış ise yüzde 17,9 oldu. Aralık ayında konut fiyat artışında yeni rekor yaşandı. Aylık bazda artış ise yüzde 8,99 oldu.

Yeni konutlarda fiyatlar bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 66,6 arttı. Yeni olmayan konutlardaki artış ise yüzde 57,7 olarak kaydedildi.

3 büyükşehirdeki durum

TCMB’nin endeksine göre İstanbul’da konut fiyatları aralıkta yüzde 63 arttı. Ankara’da artış yüzde 55,7 olurken, İzmir’de ise artış yüzde 58,3 olarak gözlemlendi.

Metrekare fiyatlarına bakıldığında ise İstanbul’da ilk kez 10 bin TL barajının aşıldığı görüldü. Ankara’da 4 bin 562 TL, İzmir’de ise 7 bin 497 TL’lik metrekare fiyatı izlendi.

“Barınamayanlar” eylemdeydi

2021’in Eylül ayında bir grup artan konut fiyatlarını ve yurt ücretlerini protesto etmek için sokak nöbetlerine başlamıştı. Barınamıyoruz Hareketi eylemlerini şu sözlerle anlatmıştı:

“Öğrencilerin fahiş fiyatlarla karşılaşmadan, nitelikli yurtlarda kalabilmesi, karşılanabilir kiralar ödeyerek yaşam kalitesinden ödün vermeden kalabileceği evler, daha geniş ve daha ucuz apartlar.”

Barınamıyoruz Hareketi’nin yaşanan barınma problemine dikkat çekmek için başlattığı eylemler, Türkiye’nin farklı il ve ilçelerinde devam etmişti.

Öte yandan Ağustos 2021’de Mekanda Adalet Derneği’nin (MAD) yaptığı araştırmaya göre İstanbul’daki 38 bin 829 kiralık konuttan sadece yüzde 2’si ‘yaşamaya elverişli konut’. 8 ilçede ise yaşamaya elverişli konut ilanı hiç yok.

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu’ndan 28 Şubat Eleştirilerine Sert Yanıt

Partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan SP Lideri Karamollaoğlu, kendisinin de bulunduğu 6 siyasi parti liderinin bir araya geldiğini ve verilen fotoğrafın Türkiye’nin siyasi tarihi açısından son derece önemli olduğunu söyledi.

Haber Merkezi / SP Lideri Karamollaoğlu, “Tarih üzerinden kıyamet koparanlara buradan seslemek istiyorum. Milli görüş hareketimizin son ve tek temsilcisi Saadet Partisi’nin olduğu masada, 28 Şubat’ı olumlayacak, bu mesajı verecek hatta bunu ima edecek olanlara biz haddini bildirmesini biliriz. Böyle şeyi akla bile getirmek hayal ve imkan dışıdır. Kaldı ki sadece biz değil; o masada 28 Şubat’ın gerçek mağdurları var” dedi.

Karamollaoğlu, “Ahlatlıbel’de çekilen kareler, kuraklaşan siyaset hayatımıza daha şimdiden can suyu olmuş ve insanımıza bir nebze olsa da nefes aldırmıştır. Uzunca bir süredir ülkemizin hasret kaldığı uzlaşı, hoşgörü ve diyalog iklimi cumartesi gecesi yeniden yeşermiştir. 6 siyasi partinin genel başkanları olarak bir araya geldiğimiz o masa, adeta umudun ve çözümün adresi olmuştur. Bir umut ve çıkış kapısı arayan insanlarımızın yüreğine su serpmiştir” diye konuştu.

Temel Karamollaoğlu, birtakım çevrelerin masada oturma düzeni, tarih, yer ve saat üzerinden tezvirat üretmeye başladığını; masada sadece 6 genel başkanın değil 84 milyon vatandaşın bulunduğunu söyledi. Bir sonraki görüşme tarihinin 28 Şubat olarak belirlenmesine yöneltilen eleştirilere de yanıt veren Karamollaoğlu, “O masada 28 Şubat’ın gerçek mağdurları var” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Karamollaoğlu, şöyle konuştu:

“Maalesef ifade etmeliyim ki, Türkiye’nin eğitimde, adalette, ekonomide, dış ve iç politikada pek çok sorunu var. En önemlisi devletin işleyişiyle ilgili sorunlar var. Devletin kurumları ve kurumsallığı açısından önemli sorunları var. Ülkeyi yönetenler bu sorunları ve sebepleri anlamaktan uzaklar. Anlamak ve çözmek için gerekli çabayı da ortaya koyamıyorlar. Halbuki bu sorunları çözmenin yolu, farklı fikirlere sahip insanların uyum içinde bir arada çözüm aramasından ve üretmesinden geçiyor.

Kamuoyunun ve sizlerin de yakından takip ettiği üzere geçtiğimiz hafta sonu 6 partinin genel başkanlarıyla bir araya geldik. O gün verdiğimiz fotoğrafın dahi siyasi tarihimiz açısından son derece önemli ve değerli olduğunu buradan bir kez daha tekrar etmekte fayda görüyorum. 12-13 Şubat tarihinde Ahlatlıbel’de çekilen kareler, kuraklaşan siyaset hayatımıza daha şimdiden can suyu olmuş ve insanımıza bir nebze de olsa nefes aldırmıştır. Evet, uzunca bir süredir ülkemizin hasret kaldığı uzlaşı, hoşgörü ve diyalog iklimi Cumartesi gecesi yeniden yeşertilmiştir. 6 siyasi partinin genel başkanları olarak bir araya geldiğimiz o masa, adeta umudun ve çözümün adresi olmuştur. Bir umut ve çıkış kapısı arayan insanlarımızın yüreğine su serpmiştir.

Ne yazık ki, birileri ülkemizin rahat bir nefes almasını ve toplumsal kutuplaşmanın son bulmasını istemiyor. Çünkü kutuplaşmadan nemalanıyor, bu iklimi oluşturarak ayakta kalabiliyorlar. “Kin, kimleri besliyor?” ve “Kimler, kini besliyor?” sorularının cevabı, bu kişileri çok net açığa çıkarmaktadır. Fakat isteseler de istemeseler de, bu tarihi buluşma öncesinde ve sonrasında akla hayale gelmedik iftiralar, senaryolar üretseler de; bu kervan yoluna devam edecektir Allah’ın izniyle…

Altı liderin buluşması

Biz o masada, bizi diğer partilerden ayıran farklılıklarımızın üstünü çizmedik. Sadece ortak kaygılarımızın ve hedeflerimizin altını çizdik. Bizi bir araya getiren ortak kaygılarımız, ülkemizin problemlerini çözme irademiz ve insanımıza rahat bir nefes aldırma isteğimizdir. Görüyoruz ki; birtakım çevreler her zaman olduğu gibi masada oturma düzeni, tarih, yer ve saat gibi şeyler üzerinden yine sembolizm adına tezviratlar üretmeye başlamışlar.  Öncelikle şunu ifade edelim, o masada;

-Evet, sadece 6 genel başkan yok; 84 milyon insanımız dertleri ve özlemleri ile eşit bir şekilde o masada oturmaktadır.

-Asgari ücretlilerimiz, çiftçimiz, esnafımız, memurlar, işçiler, emeklilerimiz ve açlık ve yoksulluk sınırının altında bir yaşama mahkum edilen milyonlarca insanımızla birlikte oturduk o masaya..

-İşçi ve işverenlerimizi bir araya getirmektedir o masa..

-Üretici ile tüketiciyi, bir araya getirmektedir o masa..

-Yaşlı ile genci, kadın ile erkeği adil bir şekilde buluşturmaktadır o masa..

-A partisine oy veren ile B partisine oy vereni, Doğu ile Batıyı, Kuzey ile Güney’i buluşturmuştur o masa…

“O masada 28 Şubat’ın gerçek mağdurları var”

Kıymetli arkadaşlar; tarihler üzerinden kıyamet kopartanlara buradan sesleniyorum. Milli Görüş Hareketimizin son ve tek temsilcisi Saadet Partisi’nin olduğu masada, 28 Şubat’ı olumlayacak, bu mesajı verecek, hatta bunu ima edecek olanlara biz haddini bildirmesini biliriz. Böyle şey olabilir mi? Kaldı ki sadece biz değil; 28 Şubat’ın gerçek mağdurları var hep o masada..

“Bu masayı kim kurdu, kimler kurdurdu, ayağı nerde, ayakları nereye basıyor?” diye algı üretmek isteyenlere de sesleniyorum: O masanın ayakları; Kocaeli’nin, Tunceli’nin, Sivas’ın, Konya’nın, Afyonkarahisar’ın ve Ankara’nın bereketli topraklarına sapasağlam basmaktadır.

Ayrıca o masanın çapı; Edirne’den Hakkari’ye, Muğla’dan Ardahan’a, İzmir’den Van’a, Sinop’tan Hatay’a; 81 ilimizi kapsayacak kadar geniştir. Sözün özü; Ahlatlıbel’de kurulan o yuvarlak masanın genişliği 783.562 kilometrekaredir! Aslında o masa meclisi tamamen saf dışı bırakan, bütün yetkiyi tek kişiye teslim eden bir sistem ve anlayışı değiştirmek için kurulmuştu. Ancak, geldiğimiz noktada ülkemiz öyle bir çıkmaza sürüklendi ki, artık sadece bununla yetinemeyeceğimiz ortaya çıktı. Tam bir kaos ortamına girdik. Bunun için yeni arayışlara, çıkış yollarına ihtiyacımız var. Kurduğumuz masanın sorumlulukları, temel ilke ve hedefleri değişti ve aslında genişledi.

Hem Türkiye’de hem de tüm dünyada güttüğümüz temel ilkeler bellidir:

-Savaş değil, barış!

-Çatışma değil, diyalog!

-Çifte standart değil, adalet!

-Üstünlük değil, eşitlik!

-Sömürü değil, adil paylaşım!

-Baskı ve tahakküm değil, insan hakları!

Bu cihanşümul bir değerlendirmedir. Bunların hakim olmadığı bir ülke ve dünya zulme mahkumdur. İşte, kurduğumuz masanın temel ilkeleri olarak da bunları görebiliriz.

-Adalet, ahlak, ehliyet ve liyakat, tek akıl değil ortak akıl, kutuplaşma değil kucaklaşma, hesaplaşma değil helalleşme istiyor, bunun için gayret gösteriyoruz.

-Borca ve tüketime dayalı değil, üretim ve istihdama dayalı ekonomi diyoruz.

-Günlük siyasi menfaatler uğruna milli ve manevi değerlerimizin içi boşaltılmasın, yozlaştırılmasın istiyoruz.

-Bu ülkede hiçbir çocuk yatağa aç girmesin, aileler tarumar olmasın, ülkemizin geleceği ipotek altına alınmasın ve ülke yönetiminde istişare rafa kalkmasın diye çaba gösteriyoruz…

Türkiye, ne yazık ki kötü yönetimin kötü sonuçlarını yaşıyor. Sefalet endeksinde, demokrasi endeksinde en kötü ülkelerle aynı kategoride yer alıyor. Dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip ilk 5 ülkesinden biri. En yüksek faiz oranına sahip ülkelerinden biri. Farklı kredi derecelendirme kuruluşlarının verdiği notlarda Benin, Uganda, Tanzanya, Fiji, Bahamalar gibi ülkelerle aynı seviyede değerlendiriliyor.

İşte böylesi bir ortamda; biz sadece “birilerine karşı olduğumuz” için değil, “Türkiye’nin yanında olduğumuz” için bu fotoğrafta yer alıyoruz. Biz, “birileri gitsin de ne olursa olsun” dediğimiz için değil “Ne olursa olsun Türkiye’yi sorunlarından kurtaracağız” dediğimiz için bir aradayız. Biz sadece “birilerini yenmenin ve seçim kazanmanın” değil, “Türkiye’yi krizlerden ve kötü yönetimden kurtarmanın” derdindeyiz.

Şimdi, “İktidarı kaybedersek ne olacak?” korkusuna kapılanlar bizi eski Türkiye’yi geri getirmekle suçluyorlar. Biz eski Türkiye’yi geri getirmenin değil “Yeniden Büyük Türkiye ve Yaşanabilir bir Türkiye”yi kurmanın gayretindeyiz. Ve öyle bir kazanacağız ki hiç kimse kaybetmeyecek! Öyle bir Türkiye inşa edeceğiz ki, her bir vatandaşımız kazanacak, bu topraklar üzerinde herkes mutlu, huzurlu ve insanca bir yaşam sürecek!

Erdoğan’ın BAE ziyareti

Bilindiği üzere Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşik Arap Emirlikleri’ne bir ziyaret gerçekleştirdi. Diplomaside pek de alışık olunmayan bir şekilde, epey şatafatlı gösterilerle karşılandı kendisi.. Biz ülkelerin birbiri ile görüşmesinin, özellikle de İslam ülkelerinin birbiri ile ilişkilerini geliştirmesinin her zaman altını çizdik ve önemini vurguladık.

Bu ziyareti de bu anlamda önemli ve değerli bulduğumuzu peşinen ifade etmek isterim. Fakat kamuoyunun ve bizlerin zihinlerindeki soru işaretlerinin giderilmesi adına da bazı soruların cevaplanması gerekir diye düşünüyorum. Zira BAE özelinde, hükümetin tutarlılık probleminin bir kez daha gün yüzüne çıktığını görüyoruz.

Merak ediyoruz;

Düne kadar “15 Temmuz’un mimarı” dedikleri BAE ile bir araya gelmekte beis görmeyenler, 6 partinin bir araya gelmesinden neden bu kadar rahatsız oluyorlar? “Rabbim de milletim de beni affetsin” diyenler, bu af hakkını kendilerine bir hak olarak görenler, bir taraftan 15 Temmuz’un mimarı olarak ilan ettikleri BAE ile helalleşenler, diğer tarafta 84 yaşında ağır hastalıkları olan Nusret Muğla’yı dört duvar arasında çürümeye mahkum bırakırken, KHK’lıları görmezden gelirken; bunu hangi ahlak, hangi vicdan ve hangi hukuka göre yapıyorlar? Ermenistan ve İsrail ile bile normalleşenler, Mısır ve Suriye ile neden benzer bir adım atmıyor? Herkesle normalleşenler, neden muhalefetle normalleşmeyi beceremiyorlar? Filistin’de zulümler devam ederken, Hindistan’da, Çin’de Müslümanlara her türlü baskı ve zulüm yapılıyorken; hükümet neden bu konularda tek çift söz edemiyor?

Dış politikada bu “savrulmuşluk, tutarsızlık ve yönsüzlük hali”, ülkemize ağır maliyetler üretmeye devam ediyor. Her gün değişen ve ülkemizin çıkarları için değil şahsi çıkarlar adına değişen “dostum” ve “küstüm” hitapları ülkemize ağır bedeller üretmeye devam ediyor. İktidar, normalleşme adımlarını dahi normal bir şekilde atmıyor, atamıyor! Sorduğumuz soruların cevaplanmasını ve hükümetin tutarlı ve şahsiyetli bir dış politikada karar kılmasını temenni ediyoruz..

“Bir gün elbette bunların hesabını soracağımızın da bilinmesini isteriz”

Saadet Partisi olarak, tüm bu süreçlerin takipçisi olduğumuzun, iktidar sahiplerinin ses çıkaramadığı, Müslüman kardeşlerimizin uğradığı her haksızlığın da bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da karşısında olacağımızın, bir gün elbette bunların hesabını soracağımızın da bilinmesini isteriz..

Hayat pahalılığı, zamlar, işsizlik ve özetle hükümetin düzelteyim derken her geçen gün daha da bozduğu ekonomi… Bir yandan artık vatandaşların yastıklarına, kefen paralarına göz diken iktidar, diğer yandan tüketime, borca, israfa hız kesmeden devam eden yine aynı iktidar.. İşine gelince; “yaptığımız her şeyi bize Allah yaptırıyor” diyecek kadar fütursuzlaşanlar, işine gelince de “bu zamları biz yapmıyoruz” diyecek kadar komikleşenler…

2-3 liralık TRT payını kaldırıp, hemen ardından %127 elektriğe zam yapanlar, dolar kurunu 18’e kadar çıkarıp, bir nebze geri düşünce alkış bekleyenler, Zamlara dövizi bahane edip, döviz düştüğü halde fiyatlar daha da artınca bu kez esnafı, üreticiyi, marketleri suçlayanlar, kira bedeli kadar, bir ailenin fatura giderlerinin olmasına sebep olanlar, “KDV’yi %1’e indirdik, problemleri çözdük, hadi şimdi bizi yine alkışlayın” diyenler, diğer taraftan her bir ürüne zam üstüne zam yapanlar; bunun hesabını millete vermezler, millet de bunun hesabını soracaktır!

Değerli arkadaşlar, kıymetli vatandaşlarımız; bilesiniz ki; işte bunlar hep aynı kişiler. Değerlerimizin içini boşaltanlar kimlerse, baklava ve tostun içini boşaltanlar da onlardır. Fakat az kaldı, biliyoruz; çok sıkıldınız, yoruldunuz ve bunaldınız. Ama hep birlikte bu kötü gidişata artık son verecek; ülkemize rahat bir nefes aldıracağız. Saadet Partisi, bunun teminatıdır. TBMM’nin gücünün kalmadığı, bakanlıkların dahi yönetim iradesinde etkisinin bulunmadığı ve sadece iki kişinin kapalı kapılar ardında görüşüp, bu görüşmeye göre bakanların ve politikaların değiştiği bu yönetim sistemini değiştireceğiz!”

Paylaşın