Verilerle Rusya / Ukrayna Savaşının Bilançosu

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 24 Şubat’ta Ukrayna’ya yönelik işgal kararını açıkladığı savaş 10. gününde devam ediyor. Putin, işgali, “Ukrayna’nın doğusundaki Donbas’a özel askeri operasyon” olarak tanımladı.

Savaşın başından bu yana yüzlerce kişi yaşamını yitirirken 1 milyona yakın Ukraynalı da ülkeden kaçarak komşu ülkelere sığındı. Öte yandan Ukrayna ve Rusya heyetleri, sivil tahliyelerin yapılacağı bölgelerde geçici ateşkesin sağlanması konusunda anlaştı.

İşte savaşın 10’uncu gününde tarafların açıkladığı verilerle son durum:

Ukrayna: Savaşta 10 binden fazla Rus askeri öldü

Ukrayna Genelkurmay Başkanlığından yapılan açıklamaya göre 10 binden fazla Rus askeri hayatını kaybetti. 39 uçak, 40 helikopter, 269 tank, 945 zırhlı araç, 105 topçu sistemi, 409 araç, 60 yakıt tankı ve 3 insansız hava aracı etkisiz hale getirildi.

Rusya: Ukrayna’da 2037 askeri altyapı tesisinin imha edildi

Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov Rus ordusunun, Ukrayna’nın Mariupol kenti etrafındaki kuşatma çemberini daraltmaya devam ettiğini, Pribrajenka, Komsomolskoye, Zagornoye, Dorojniyanka, Reşetilovskoye, Konstantinovka, Şevçenko, Çubarevka, Proletarska ve Lyubimovka yerleşim yerlerini ele geçirdiklerini söyledi.

Ukrayna’ya ait askeri altyapı tesislerine yönelik saldırılara devam ettiklerini aktaran Konaşenkov, “Toplam 2037 askeri altyapı tesisi imha edildi. Bunların arasında Ukrayna ordusuna ait 71 komuta ve iletişim merkezi, 98 hava savunma füze sistemi S-300, Buk M-1, Osa ve 61 radar istasyonu bulunuyor.” dedi.

Ukrayna: Rus işgalinde şu ana kadar 2 bin sivil can kaybı

Ukrayna acil servisi, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin 2000’den fazla Ukraynalı sivili öldürdüğünü ve ulaşım tesisleri, hastaneler, kreşler ve evler de dahil olmak üzere yüzlerce yapının tahrip edildiğini bildirdi.

Birleşmiş Milletler Mülteci Ajansı Direktörü Flippo Grandi, savaşın başından bu yana Ukrayna’dan ayrılanların sayısının 1 milyonu aştığını aktardı. Ayrıca Grandi, Ukrayna içerisinde sayısız kişinin yerlerinden edildiğini dile getirdi.

BM: Ukrayna’da ölü ve yaralı sayısı 1000’i geçti

Birleşmiş Milletler ise Ukrayna’da 24 Şubat’tan bu yana ölen ve yaralanan sivillerin sayısının 1000’i geçtiğini açıkladı. BM Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric, Ukrayna’da Rus işgalinde şimdiye kadar 331 sivilin hayatını kaybettiğini söyledi. 24 Şubat-3 Mart’ta ölen ve yaralan sivillerin sayısının 1006’ya yükseldiğini belirten Dujarric, 1,2 milyondan fazla kişinin ise ülkeden ayrıldığını ifade etti.

Rusya ve Ukrayna arasında siviller için güvenli koridor sağlanması yönündeki anlaşmayı memnuniyetle karşıladıklarını vurgulayan Dujarric, Ukrayna’nın birçok şehrinde günlerdir devam eden bombardıman nedeniyle alt yapının ciddi zarar gördüğünü ifade etti.

Zelenskiy’den NATO’ya eleştiri

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, NATO’nun Ukrayna’yı uçuşa yasak bölge ilan etmeyi reddederken şehirlerin bombalanmasına yeşil ışık yaktığını bildirdi. Düzenlenen NATO zirvesini, “zayıf ve kafaları karıştıran bir zirve” olarak niteleyen Zelenskiy, şöyle devam etti:

“NATO ülkelerinin, güya Ukrayna üzerindeki gökyüzünü uçuşa kapatmakla Rusya’nın NATO’ya karşı doğrudan saldırganlığını kışkırtacağı yönünde bir masal oluşturduklarına inanıyoruz. Bu, kendi kendine hipnoz. Bugünden itibaren ölenlerin hepsi sizin yüzünüzden ölüyor.”

Rusya’nın nükleer konuşlanması Pentagon’un takibinde

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü John Kirby, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in nükleer güçlerin de dahil olduğu stratejik kuvvetleri teyakkuza geçirme talimatından bu yana Rusya’nın nükleer kuvvetlerinin konuşlanmasında değişiklik görmediklerini belirtti. Kirby, “Elbette ki bunu her gün yaptığımız gibi yakından takip ediyoruz. Şunu da yine ifade etmeliyim ki Bakan (Lloyd) Austin stratejik caydırıcılığımıza güveniyor ve kendi ülkemizi savunmamız konusunda rahat.” dedi.

Fransa nükleer tesislerin güvenliği için BMGK’yi acil toplantıya çağırdı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle Ukrayna’daki nükleer tesislerin güvenliğinden derin endişe duyduğunu ifade ederek ülkesinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni acil toplantıya çağırdığını belirtti.

Elysee Sarayından yapılan yazılı açıklamada, Macron’un Rus kuvvetlerinin nükleer tesislerine yönelik saldırının her türlüsünü şiddetle kınadığı kaydedildi.

(Kaynak: euronews)

Paylaşın

‘Üçüncü Yol İttifakı’ Genişleyecek Mi?

Üçüncü yol arayışı ve yapılan toplantıya ilişkin değerlendirmelerde bulunan EHP Merkez Komitesi üyesi Hakan Öztürk, “Mevcut partiler olarak kalmasın hem siyasi partiler hem de diğer toplumsal hareketler bu yapının içinde olsun diye öneriler var. Bu yapının genişlemesi çok muhtemeldir” dedi.

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) çağrısıyla 3’üncü yol arayışı kapsamında 7 partinin 18 Ocak’ta yaptığı ilk toplantının ardından 26 Şubat’ta da ikinci toplantısını yaptı. Emek Partisi (EMEP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Emekçi Hareket Partisi (EHP) ve Halkevleri temsilcilerinin katılımıyla yapılan toplantıda “Ortak koordinasyon” kurma, geleceğe dair önemli kararlar alındı.

Mezopotamya Ajansı’ndan Kadir Güney’in haberine göre; toplantıya katınla EHP Merkez Komitesi üyesi Hakan Öztürk, 3’üncü yol arayışı ve yapılan toplantıya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

HDP’nin çağrısıyla yapılan toplantının olumlu ve verimli geçtiğini vurgulayan Öztürk, “İlk toplantı biraz daha ilk görüşlerimizi öğrendiğimiz toplantı oldu. İkinci toplantı ise yaklaşımlarımızı geliştirmeye çalıştık. Türkiye’de yapılması gerekenlere dair değerlendirmeler yapıldı. Toplantıda çeşitli sonuçlara varıldı” dedi.

Toplantıda gündeme gelen konulardan birinin “savaş” olduğunu söyleyen Öztürk, her yerdeki savaşlara karşı çıkılması gerektiğinin altının çizildiğini belirtti. Toplantı gündemlerinden birinin de ekonomik kriz olduğunu anlatan Öztürk, “Ekonomik gidişatın bir ufkunun olmadığı gerçeği görülüyor. Bütün bunlara karşı hem halkta hem de çok belirgin olarak çeşitli sektörlerde örgütlenmiş olan işçi sınıfında önemli çıkışlar var. Bunları dikkate almak gerektiğini düşündük. Buraya dahil olmamış bütün toplumsal hareketlilik yaratan kesimlerle, diğer siyasi oluşumlarla da görüşme, bağ kurma kararı alındı” diye belirtti.

HDP’nin çağrısıyla yapılan 7 partinin bir araya geldiği ikinci toplantının çok verimli geçtiğini belirten EHP Merkez Yürütme Komitesi üyesi Hakan Öztürk, “Kurulacak ‘ortak koordinasyon’ ile önümüzdeki süreç koordine edilecek” dedi.

Toplantı sonrası açıklanan “ortak koordinasyon” kurma kararı kapsamında bir yürütmenin oluşturulduğunu belirten Öztürk, koordinasyonunun çalışmalarına dair şunları söyledi: “Bu yürütme önümüzdeki süreci koordine etmekte çok aktif olacak. Toplantılarımızı organize ederek, bahsedilen konularda daha detaylara girerek etkin bir çalışma yapılacak. Önümüzdeki dönemde hangi politik hedefleri koyarsak koyalım onları hayata geçirmek için üst düzey bir çaba gösterecektir. Toplantılar yapacak ve geniş toplantıları örgütleyecektir. İlk elden düşünülmüş hedefleri organize etmek hayata geçirmek için yürütme çalışmalar yapıyor olacak.”

“Genişlemesi muhtemel”

HDP çağrısıyla parti ve oluşumların bir araya gelmesine toplumun da ilgi gösterdiğini ifade eden Öztürk, buluşmaya dair olumlu bir ilgilinin olduğunu dile getirdi. Öztürk, “Mevcut partiler olarak kalmasın hem siyasi partiler hem de diğer toplumsal hareketler bu yapının içinde olsun diye öneriler var. Bu yapının genişlemesi çok muhtemeldir. İttifak görüşmelerini halk fark etti. Bundan sonra halkın da bu işin içerisine giriyor olması lazım. Sadece siyasetle uğraşanlara birleşin demek yeterli bir olay değildir. Halkın, işçi sınıfının, demokrasi talep edenlerin siyasetin içerisine girmesi gerekir. Onların siyasallaşması gerekir” dedi.

“Güçlendirilmiş parlamenter sistem” çalışması ile 6 partinin bir araya gelmesini de değerlendiren Öztürk, Millet İttifakı’nın demokrasi anlayışının “güçlendirilmiş parlamenter sistem” olduğunu söyledi. Öztürk, “Bunun dışında diyebilecekleri tek bir kelime yok. Ama biz bundan öte bir şey diyebilen bir topluluğuz. Olay sadece parlamentonun olabilmesi değil. Siyasal örgütlenme hakkının olabilmesi, gösteri yürüyüş hakkının olabilmesidir. 6’lı masanın arkasında bir araya gelmişlerin halkla teması, esnafa arada sırada ziyaret etmektir. Fakat bizim şuan ki ittifakımızda bir fiil işçilerin mücadelesini örgütleyen kesimler var, sendikalarda mücadele eden kesimler var. Bu bambaşka bir demokrasi düzeyidir. Onlar demokrasi alemine yeni geldiler” diye belirtti.

İlk adımlarını attıklarını ve görüşlerini sistematize ederek toplumun önüne koyacaklarının altını çizen Öztürk, “Hem seçimlere kadar çok önemli bir mücadeleyi ortaya koyacağız, hem seçimlerde söyleyecek önemli sözlerimiz olacak, hem de seçimlerden sonra bu örgütlülükle, aktif mücadeleye hem de politik programımızı geliştirerek, politik hamleler yapma açısından çok ciddi çabalarımız olacak” dedi.

Paylaşın

Erdoğan, Son Çare Olarak Kabuk Değişimini Deniyor

Derinleşen yönetim krizi iktidarı köşeye sıkıştırdı. Hamle arayışlarına hız veren iktidar kabinede kabuk değişimine gidiyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilen 2018’den bu yana 8 bakan ya görevden alındı ya da Saray’dan ‘affını istedi.’ Son olarak Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli de önceki gece Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan ‘affını’ isteyen isimler arasında yer aldı.

Pakdemirli’den boşalan koltuğa Vahit Kirişci atanırken, Pakdemirli’nin dün ‘Tarım ve Orman Bakanı’ sıfatıyla AKP Erzincan İl Başkanlığı’nda bir dizi programa katılacağı ortaya çıktı. Söz konusu program Pakdemirli’nin görevinden ayrılacağından haberinin olmadığı şeklinde yorumlandı.

Öte yandan tüm yetkinin ‘tek adam’da toplandığı başkanlık sisteminde kabine, öne çıkan bir iki isim dışında işlevsiz bir görüntü ortaya koydu. Saray ve yakınlarının taleplerinin onaylandığı ve hayata geçirildiği kurum haline dönüştü. Bakanlara dair beklenti, iktidar politikalarını sorunsuz şekilde yürütmesinden öteye geçmiyor. Kiminin bu göreve atandığından haberi bile olmazken kimisi de bir gece yarısı kararnamesi ile görevden alındığını öğreniyor.

Gerekçeler benzer

2018’den bu yana bakanların görevden alınma gerekçeleri ise benzerlikler taşıyor. Saray yönetimi, yıpranan isimlerin üstünü çizerek 2023’e yeni bir ‘vizyon’ ile girmeyi hedefliyor. Pek çok skandal ile anılan Pakdemirli’nin ismi de son olarak geçtiğimiz yaz ülke orman yangınlarıyla boğuşurken yangın söndürme uçaklarının yetersizliği ile gündeme gelmişti. İlk akla gelen bir başka örnek de Ruhsar Pekcan’ın Ticaret Bakanı iken bakanlığa usulsüz dezenfektan sattığının ortaya çıkmasından sonra görevden alınması oldu.

Üstü çizilenler, bakanlık yaptıkları alanda sahip oldukları şirketlerle de gündeme geldi. Görevden alınan Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un özel okulları olduğu biliniyor. 2018’de göreve gelen Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’un ETS Tur’un kurucusu olduğu, ismi görevden alınacaklar listesinde olduğu iddia edilen Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın da özel hastane sahibi olduğu biliniyor. Kabinedeki değişiklikler patron bakanların gidip yerine Saray’a bağlı isimlerin geldiği yorumlarını da beraberinde getiriyor.

Kulislerde yer alan bir başka iddia ise milletvekillerinin bakanlara ulaşamadıkları yönünde Erdoğan’a şikayetlerde bulunması. Milletvekillerinin Erdoğan’a Pakdemirli hakkında benzer şikayetlerde bulunduğu konuşuluyor.

Görevden alınan bakanlar

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde bugüne kadar kabinenin değişimi ise şöyle:

  • 28 Mart 2020 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararıyla Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan görevden alındı.
  • Mehmet Cahit Turhan’ın yerine Adil Karaismailoğlu atandı.
  • Instagram hesabından 8 Kasım 2020’de paylaştığı açıklamayla istifa eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın bu talebi, 27 saat sonra 9 Kasım 2020’de kabul edildi. 10 Kasım 2020 tarihinde yerine Lütfi Elvan atandı.
  • 2 Aralık 2021’de ise Lütfi Elvan Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan istifa etti, yerine yardımcısı Nureddin Nebati atandı.
  • Odatv’nin duyurduğu Ticaret Bakanlığı’na eşinin şirketi üzerinden değerinden yüksek fiyata dezenfektan alımı yapan Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, 21 Nisan 2021 tarihinde görevden alındı, yerine AKP Grup Başkanvekili Mehmet Muş atandı.
  • 21 Nisan 2021 tarihinde Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı bölündü; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı kuruldu. Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk görevden alındı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı görevine Derya Yanık, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevine de Vedat Bilgin getirildi.
  • Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un istifası, Resmi Gazete’de 6 Ağustos 2021 tarihli kararla öğrenildi. Kararda
  • Adalet Bakanı Abdulhamit Gül görevinden istifa etti. Gül’ün yerine görevi devraldığı Bekir Bozdağ yeniden atandı.

(Kaynak: Birgün)

Paylaşın

‘Ukrayna Krizi’nin Maliyeti Raflara Yansımaya Başladı

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi tüm dünya ekonomilerinde kendini hissettiriyor. Enerji fiyatları hızla yukarı tırmanırken değerli madenlerde ve gıda fiyatlarında da önemli yükselişler söz konusu. İki ülke ile toplamda 40 milyar doları aşan ticaret hacmine sahip olan Türkiye de bu krizden en fazla etkilenen ülkeler arasında.

İlk olarak enerji ve turizm gibi sektörler akla gelse de iki ülke Türkiye’nin gıda ithalatı ve ihracatı için de önemli konumda. Zira Türkiye, iki ülkeden önemli miktarda hububat ve yağ ithal ediyor. Ayrıca Türkiye’nin yaş sebze ve meyve ihracatında da Rusya çok önemli bir pazar.

Rus işgalinin devam ettiği her gün Türkiye’nin gıda tarafındaki endişeleri artıyor. Özellikle ham yağ, yağlı tohum ve buğday gibi ürünlerde Türkiye, Rusya ve Ukrayna’dan önemli ölçüde ithalat yapıyor.

Geçtiğimiz hafta gıda sektörü temsilcileri yaptıkları açıklamalarda buğday gibi ürünlerde Türkiye’nin kendi üretimini karşılayabilecek kapasiteye sahip olduğunu ancak krizin uzaması halinde gıda fiyatlarında bir artış yaşanacağını kaydetmişti.

Ancak gelinen noktada özellikle yağ ithalatında yeni sıkıntılar ortaya çıktı. Rusya ve Ukrayna’dan Türkiye’ye yağ getiren gemilerin limanlardan çıkışına Rusya tarafından izin verilmemesi bu konuda arz sorunu ortaya çıkardı. Geçtiğimiz ay 110-120 lira arasında satışa sunulan 5 litrelik sıvı yağ fiyatları market raflarında 160-170 lira bandını aştı.

Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile savaşın ayçiçeği tedarikinde oluşturacağı sorunların önüne geçmek amacıyla 30 Haziran gününe kadar soya, palm yağı, ayçiçeği tohumu, aspir veya pamuk tohumu yağları, hep, kolza, hardal yağı gibi ürünlerde gümrük vergisi sıfırlandı.

Belirsizlik ortamı oluştu

DW Türkçe’den Emre Eser’in haberine göre; Piyasada oluşan belirsizlik ortamının girdi fiyatlarındaki artışla birleşmesi ile ani fiyat artışlarının yaşandığını söyleyen Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği Başkanı Tahir Büyükhelvacıgil, “Rusya tarafından gemilerimizin çıkışına izin verilmemesi de bir şok etkisi yarattı. Biz aslında arz tarafında bir sorun yaşayacağımızı düşünmüyorduk. Bu konuda iç pazarın ihtiyacı olan miktarda ürün, hasat döneminin de yaklaşması ile kısa sürede temin edilecektir ama tedarik tarafında beklenmeyen gelişmeler fiyatlara yansıyabiliyor. Bu krizin uzun sürmesi fiyatlar üzerinde baskıyı artıracak ama bir orta yol bulunursa fiyatlar da normal seviyesine geri döner. Bizim gemilerimizin Türkiye’ye yağ getirmesi de bu panik havasını dağıtacaktır” ifadelerini kullandı.

Büyükhelvacıgil, uluslararası piyasalarda yağın ton fiyatının 1400 dolar seviyesindeyken önce 1900 dolara, ardından 2 bin dolara tırmandığı bilgisini verdi.

Bu noktada fiyatların hızla tırmanması Türkiye’nin de ithalatını etkileyecek. Zira Türkiye tükettiği ayçiçeğinin yaklaşık yüzde 35’ini ithal ediyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın verilerine göre dünyadaki toplam ayçiçeği ithalatının 3’te birini de Türkiye gerçekleştiriyor. Bu ithalatın yarısı tek başına Rusya’dan yapılıyor. En büyük ayçiçeği üreticisi ise yüzde 30,4 ile Ukrayna, onu yüzde 26,4 ile Rusya ve yüzde 18,2 ile AB ülkeleri takip ediyor.

Tedirgin olanlar mal vermeyebilir

Şu an itibari ile piyasada bir panik havasının görülmediğini anlatan İstanbul Ticaret Odası (İTO) Hububat Bakliyat Meclisi Üyesi Tevfik Dinçer ise asıl problemin belirsizlik olduğunu vurguluyor.

Piyasadaki tüm aktörlerin şimdiye kadar istedikleri tüm ürünleri rahatça tedarik edebildiğini belirten Dinçer’in altını çizdiği konu bu belirsizliğin fiyatlama üzerindeki etkisi oluyor. Dinçer’e göre bu krizin ne kadar devam edeceğini kimse öngöremiyor, tedarikçiler bir süre sonra fiyatların daha da artacağı ve arzda sorunlar yaşanacağı düşüncesi ile piyasaya ürün vermekten kaçınıyor. Bu da yavaş yavaş market raflarında tüketicinin karşısına zam olarak çıkıyor.

Gıda sektörü çok hızlı etkileniyor

İstanbul Perakendeciler Derneği (PEDDER İstanbul) Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Güzeldere de raflardaki etikette yazacak olan fiyatın ne olacağı konusunda kimsenin bir şey bilmediğini söylüyor.

“Gerçekten büyük bir belirsizlik içerisindeyiz. Bazı ürünler hakkında yüksek fiyatları duymaya başladık. Ancak şu an ciddi bir artıştan söz edemeyiz. Böyle diyoruz ama pazartesi ne olacağını da bilmiyoruz. Gıda sektörü bu belirsizliklerden en hızlı etkilenen sektör” diyen Güzeldere, fiyatların ne olacağına savaşın gidişatı karar vereceğini söylüyor.

Özellikle bitkisel yağlarda ve hububat tarafında krizden kaynaklı fiyat artışlarının yaşanabileceğine dikkat çeken Güzeldere, aynı zamanda Türkiye’nin Rusya’ya ihraç edemediği yaş sebze ve meyvenin iç piyasaya sürülmesi ile bu ürünlerde de ciddi bir ucuzlama yaşandığını kaydediyor.

Fiyatlara çözüm üretime destekten geçiyor

Burada daha çok direkt olarak yaşanan bir arz sorunundan bahsedildiğini ifade eden Büyükhelvacıgil, savaşın enerji ve diğer girdi maliyetleri üzerindeki olumsuz etkisinin de fiyatlarda önemli ölçüde etkili olduğunu dile getiriyor. Diğer yağ gruplarındaki ithalat vergisinin sıfırlanmasının kısa vadede önemli bir çözüm olduğunu vurgulayan Büyükhelvacıgil, şöyle devam ediyor:

“Savaşın uzaması gıda tarafında hem arz hem fiyat sorunu yaratacaktır. Maalesef tüm dünya gibi Türkiye de bundan etkilenecektir. Umarız savaş kısa sürede biter. Ama bizim önceliğimiz kendi iç üretimimizi arttırmak olmalı. Bu konuda üreticiye verilen desteklerin arttırılması, teşvik mekanizmalarının daha verimli olması bizim gıda tarafında bu süreci daha az hasarla atlatmamıza neden olur.”

Ekilen ürünler değişir mi?

Önümüzdeki süreçte yaşanan sıkıntılara bağlı olarak üreticilerin de ekim alanlarındaki tercihlerini değiştireceğini söyleyen İTO Hububat Bakliyat Meclisi Üyesi Tevfik Dinçer’e göre geçtiğimiz yıllarda pirinç üretimine ayrılan alanların yarısı önümüzdeki dönemde ayçiçeği ekim alanı olarak kullanılabilir. Üreticilerin bu tercihlerinde piyasada oluşan ihtiyaç temek etken olacak.

Sektör temsilcilerinin ortak görüşü yağ ve hububat tarafında Türkiye’nin büyük bir kriz yaşamayacağı yönünde. Ancak burada açılan ortak bir parantez var. O da ne olursa olsun savaş devam ettiği sürece Türkiye’nin de dünyadaki fiyat artışlarından çok fazla etkileneceği. En çok vurgulanan konu ise akaryakıt fiyatlarının neredeyse her gün artış eğiliminde olması. Nakliye giderlerinin katlanması da fiyatlara hızla yansıyor.

Vadeler düştü, nakit isteniyor

Ticaret borsalarında 3 gün önce 4 lira 90 kuruştan satılan buğdayın fiyatının bugün 5 lira 50 kuruşa çıkmasını örnek gösteren Tevfik Dinçer, “Bu fiyat artışları, arz tarafındaki belirsizlik yeni sorunlar oluşturdu. Evet henüz biz ürün temin etmekte zorlanmıyoruz ama güçlenen bir belirsizlik var. Önceden 45 gün vadeli çalıştığımız ticari partnerler artık 10 gün vadeli çalışmak istiyor. Bazı firmalar sadece nakit çalışmaya döndü. Bunun en büyük sebebi savaşın getirdiği endişeler. İnsanlar ödeme alamamaktan korkuyor” diyor.

Paylaşın

Kabinede Yeni Değişiklikler Gündemde

“Görevden affını” isteyen Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Ankara kulislerini hareketlendirdi. Pakdemirli’nin ardından kabinede topun ağzında olduğu iddia edilen bakanlar da ortaya çıktı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Pakdemirli’yi de önceki bakanlarda olduğu gibi gece yarısı görevden aldı. Pakdemirli’den boşalan göreve AKP’li Vahit Kirişci atandı. Af talebinde bulunduğu belirtilmesine karşın dün Erzincan’da programı olan Pakdemirli’nin görevden alınacağından haberinin olmadığı iddiaları dile getirildi.

Yeni aflar olabilir

Seçime az bir süre kala böyle bir değişiklik yapılması, “iktidarın kaybettiği çifçiyi yeniden yanına çekebilmek için yaptığı bir hamle” olarak da yorumlanıyor.

Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın haberine göre iktidar kulislerinde önümüzdeki dönemde kabinedeki değişikliklerin devam edeceği konuşuluyor. Kulislerde, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu ile Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın da aralarında bulunduğu bazı isimlerin görevden alınabileceği dile getiriliyor.

Yine kulislere göre önümüzdeki dönemde Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ikiye ayrılabileceği, Mehmet Nuri Ersoy’un Turizm Bakanı olarak devam edeceği ancak Kültür Bakanlığı’na başka bir ismin getirilebileceği de dillendiriliyor.

Paylaşın

Altı Partinin Yeni Hedefi Ne?

CHP, DEVA Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi, İYİ Parti ve Saadet Partisi güçlendirilmiş parlamenter sistem açıklamasından sonra, altı parti sorunlara karşı çözüm üretmek için yapabilecekleri ortak çalışmalara odaklandı.

Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’ın haberine göre, partiler çözüm önerileri oluşturmak üzere yeni masalar kuracak. Partilerin genel başkan yardımcıları da sık sık görüş alışverişinde bulunuyor.

Altı lider, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ev sahipliğinde Ahlatlıbel’de bir araya gelmişti. İkinci “liderler zirvesi” ise DEVA Partisi lideri Ali Babacan ev sahipliğinde yapılacak.

Kulislerde, Babacan’ın ikinci “liderler zirvesine” ev sahipliği yapacak olması, “Liderler, mutabakat metnindeki sırayla birbirini ağırlıyor” olarak değerlendirdi.

Buluşmanın, martın son haftası gerçekleştirilebileceği belirtilirken; liderlerin bundan sonraki süreçte güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş süreci, bu süreçte nelerin yapılması gerektiği gibi konuları ele alacağı öğrenildi.

‘Sık sık görüşeceğiz’

CHP’li Muharrem Erkek, “Her şeyin temeli sistemdir. Ekonomistler, ‘Kriz nasıl çıkıyor?’ diye sorulduğunda ne diyor? ‘Önce sistem düzeltilmeli, önce hukuk devleti olmalı’ diyor. Türkiye için, demokrasi için birlikte çalışıyoruz” dedi. Erkek, liderlerin bundan sonra sık sık bir araya geleceğini söyledi.

Paylaşın

Buğday Fiyatlarındaki Artış Durdurulamıyor!

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Rusya‘nın Ukrayna’yı işgali ile başlayan savaş nedeniyle dünya genelinde açlığın artmasından endişe duyuyor. Teşkilatın Almanya, Avusturya ve Lichtenstein Genel Müdürü Martin Frick, Rusya ve Ukrayna’nın dünyanın önde gelen buğday ihcaratçıları olduğunu ve bu nedenle Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile buğday fiyatlarının kürsel çapta hızlı biçimde arttığını dile getirdi.

Rusya ile Ukrayna, küresel çaptaki buğday ihracatının yüzde 30’unu elinde bulunduruyor. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısıyla buğday fiyatları geçtiğimiz günlerde hızla tırmanışa geçerek rekor kırmıştı. Bugün de yüzde 10 artışla Avrupa’da buğdayın tonu 418,74 Euro’ya yükseldi.

Alman bankası Commerzbank’ın analistlerinden Carsten Fritsch, Rusya ve Ukrayna’nın dünya piyasalarından koptuğunu, bu durumun özellikle Kuzey Afrika ülkeleriyle Ortadoğu’da büyük endişe yarattığını dile getirdi. Özellikle Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkeleri Rusya ve Ukrayna’dan buğday alıyor ve genellikle de sübvansiyonla ekmek üretilmesini sağlıyor. Nitekim bu ülkelerin çoğunda pek çok diğer az gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ekmek temel gıda maddesi olma özelliğine sahip. Söz konusu ülkelerde buğday aşırı sıcak ve kurak iklim nedeniyle yetişmiyor.

Küresel rezervler en az seviyede

Buğday fiyatlarının artmasına neden olan bir diğer konu da dünya çapında rezervlerin yeterince dolu olmaması. Uluslararası Hububat Konseyi’nin (IGC) verilerine göre dünyanın önde gelen ihracatçılarından Avrupa Birliği (AB), Rusya, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Kanada, Ukrayna, Avusturalya, Kazakistan ve Arjatın’de, 2021/2022 hasat dönemi için rezervler, 57 milyon ton ile son dokuz yılın en düşük seviyesine indi. Bu miktarın dünya ihtiyacının 27 günlük kısmına denk geldiğini belirten IGC, söz konusu ülkeler arasından Rusya ve Ukrayna çıkarıldığında mevcut buğday rezervinin dünyanın ihtiyacını ancak üç hafta karşılayabileceğini kaydetti.

Dünya rezervlerinin neredeyse yarısı Çin’in elinde

Uluslararası Hububat Konseyi’nin verilerine göre 131 milyon ton ile Çin dünyadaki buğday rezervlerinin yaklaşık yarısını elinde tutuyor, ancak Çin’deki buğday miktarına dair verilerin doğruluğunu bağımsız kaynaklardan teyit etmek mümkün değil, zira Pekin hükümeti buğdayı stratejik ürün saydığı için kesin verileri açıklamıyor.

Buğdayın stratejik ürün sayılması politikası çerçevesinde Çin yönetimi 2005-2006’dan itibaren buğday satın alımı için asgari taban fiyatı uygulamasını yürürlüğe koydu. Çin bu uygulama ile çiftçilerini buğday üretimine teşvik etmeyi hedefliyor. Ülke geçen yıl da 1 milyon ton oranında sadece Kuzey Kore’ye buğday ihraç etti.

Uluslararası Hububat Konseyi (IGC) ekonomistlerinden Alexander Karavaytsev, son iki yıl zarfında gıda tedariğinde güvence konusunun öne çıktığını, bunun sonucu olarak da Pekin’in yedi yıl aradan sonra 2021’de taban fiyatını artırdığını belirtti. Böylece hububat üretimi çiftçiler için cazip kılmaya çabalanıyor.

Karavaytsev, sadece Çin‘de değil başka ülkelerde de kötü hasat ve pandemi nedeniyle son iki senede gıda temininde güvence konusunun ana gündem maddesi haline geldiğini belirtiyor. Buğday fiyatları Avrupa’da son iki sene zarfında neredeyse ikiye katlanarak tonu önce 390,75 euro olmuştu. Bugün de yüzde 10 artışla 418,74 Euro’ya yükseldiği bildirildi.

Türkiye’de de endişe: Bazı un ve yağ ürünleri ihraç kısıtlaması listesine alındı

Buğday ihtiyacının yüzde 70’ini Rusya, yüzde 15’ini de Ukrayna’dan karşılayan Türkiye’de de son günlerde buğday sıkıntısı yaşanabileceğine dair endişe hakim. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısıyla Türkiye’nin kendi ihtiyacını karşılayıp karşılayamayacağı sorusu gündemde.

27 Ocak’ta bazı Tarım Ürünlerinin İhracatına İlişkin Tebliğ Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Tebliğ, Tarım ve Orman Bakanlığı’na, belirlenen kimi ürünlerin ihracatında, gerektiğinde dönemsel düzenlemeler yapma yetkisi veriyor. Akabinde 20 tarım ürününün ihracatına ilişkin yetki alan Bakanlık, Rusya-Ukrayna savaşının etkisiyle girilen bu hafta başında önce zeytinyağı, fasulye ve kırmızı mercimek ihracatına kısıtlama getirmişti. Bugün de yine Resmi Gazete’de yayınlanan bir tebliğ ile bu listeye, Ukrayna’ya Rusya’nın saldırmasıyla oluşabilecek arz sıkıntısı sebebiyle bazı un ve yağ çeşitlerinin de eklendiği duyuruldu. Böylece ihracatına kısıtlama getirilen ürün sayısı 37’ye çıktı.

Bunlar arasında büyükbaş ve küçükbaş hayvan eti, pirinç, buğday, mısır unu, aşurelik buğday, soya, zeytinyağı, zeytin, ayçiçeği tohumu yağı, pamuk yağı, patates, sivri biber, patlıcan, elma, limon gibi yaygın kullanılan gıda ürünleri de bulunuyor.

Tahılın hayvan yemi ve enerji üretiminde kullanılması nedeniyle başka alanları da olumsuz etkileyeceği bildiriliyor. Almanya’daki tavuk ve kanatlı havyan ticareti ile uğraşan çiftçiler, buğday ve mısırın yakıt üretiminde kulanılmasına son verilmesi için hükümete çağrıda bulundular. Çok sayıda örgüte üye çiftçilerin, Federal Tarım Bakanı Cem Özdemir ile Aşağı Saksonya Eyalet Tarım Bakanı Barbara Otte-Kinast’a’e bir mektup yazarak, küresel çapta yaşanan hububat sıkıntısına dikkat çektikleri ve yakıt üretiminde kullanılmaya devam edilmesi halinde hayvanların yem ihtiyacının karşılanmasında sıkıntıya girileceğini ve besiciliği tehlikeye atacağını ilettikleri bildiriliyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Babacan’dan Erdoğan Ve Bahçeli’ye: Yeni Anayasa Nerede?

Partisinin Kırıkhan ilçe kongresinde konuşan DEVA Lideri Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ çalışmasına ilişkin sözlerini, yeni anayasaya ihtiyaç olduğuna dair açıklamalarını hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı: “13 ay oldu, yazmaya başladığınız yeni anayasa nerede?”

Erdoğan’ın ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem milli iradeye tehdittir’ sözlerini de değerlendiren Babacan, “Oksimoron diye bir tabir vardır. Birbiriyle zıt iki kavramın aynı anda kullanılması demek. Konuştuğu tam bir oksimoron. Milli iradenin en geniş temsille tecelli ettiği yer parlamentodur, yani Meclis’tir. Seçimde oy kullananların %90’ı, 95’i Meclis’te temsil edilir.

Parlamenter sistem tam da milli iradenin en güçlü şekilde hayata geçirileceği sistemin adıdır. Ancak Sayın Erdoğan’ın zihni şöyle işliyor: ‘Ben 50+1’le seçildim. Yani milli irade benim.’ Kendisini milli irade zannediyor. ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem milli iradeye tehdittir’ derken de aslında, ‘bu sistem benim irademe tehdittir’ demek istiyor. Zamanında sen 50+1’le seçilmiş olabilirsin, ancak, meclisin temsil gücü %90’dır, 95’dir. Temsilde Meclisle yarışamazsın.” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Hatay’da partisinin Kırıkhan ilçe kongresinde konuştu. Rusya-Ukrayna savaşına ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ çalışmasına ilişkin eleştirilerini değerlendiren Babacan’ın açıklamaları şöyle;

“Sayın Erdoğan diyor ya “en küçük bir teklif ortaya koyamıyorlar” diye. Biz 45 sayfalık, tam bir mutabakat metnini teklif olarak ortaya koyduk. Görmediyse görmesini, okumadıysa okumasını tavsiye ediyorum. Ben şimdi kendisine buradan soruyorum. Peki anayasa konusunda kendi teklifi neymiş? Duyan var mı? Gören var mı?  Peşinden de krizlerin ortağı durur mu, o da koşmuş hemen. Üzerinden tam 13 ay geçmiş, dile kolay. Sayın Erdoğan, Sayın Bahçeli: Yazmaya başladığınız yeni anayasa nerede? Bir de şu var; sakın ola öyle sağa sola 28 Şubatçı falan demeyin. 28 Şubatçı arıyorsanız Beştepe’de sağınıza solunuza bakın. Aynı gemide olduğunuz, rotayı teslim ettiğiniz Perinçekgillere bakın.

“Sayın Erdoğan kendisini ‘milli irade’ zannediyor”

Sayın Erdoğan ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem milli iradeye tehdittir’ demiş. Oksimoron diye bir tabir vardır. Birbiriyle zıt iki kavramın aynı anda kullanılması demek. Konuştuğu tam bir oksimoron. Milli iradenin en geniş temsille tecelli ettiği yer parlamentodur, yani Meclis’tir. Seçimde oy kullananların %90’ı, 95’i Meclis’te temsil edilir. Parlamenter sistem tam da milli iradenin en güçlü şekilde hayata geçirileceği sistemin adıdır. Ancak Sayın Erdoğan’ın zihni şöyle işliyor: ‘Ben 50+1’le seçildim. Yani milli irade benim.’ Kendisini milli irade zannediyor. ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem milli iradeye tehdittir’ derken de aslında, ‘bu sistem benim irademe tehdittir’ demek istiyor. Zamanında sen 50+1’le seçilmiş olabilirsin, ancak, meclisin temsil gücü %90’dır, 95’dir. Temsilde Meclisle yarışamazsın.

Ukrayna’nın işgali, tüm dünya için bir turnusol kağıdıdır. Çünkü bu savaş; demokrasi ile otokrasi arasındaki bir savaştır. Geçen gün Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Rusya’yı kınama oylaması yapıldı. ‘Rusya’yı kınamayalım’ diyen ülkeler, Rusya’nın yanında kümelenen devletler; Belarus, Kuzey Kore, Eritre ve Suriye… Çekimserler kalanlar da Çin, Kazakistan, Vietnam, Küba, Laos, Moğolistan, Pakistan, İran falan… Bizim safımız, yurtta ve dünyada demokrasinin ve barışın yanıdır. Bizim safımız; demokratik hukuk devletlerinin yanıdır. Bizim hedefimiz; hukukun üstünlüğünün hem ülkemizde hem de uluslararası alanda tesis edilmesidir. Şehirlere bombalar yağarken, Rusya’daki rejimin yanında saf tutanların, demokrasimiz hakkında söyleyecek tek bir sözü olamaz. Doğudan gelen postal seslerine alkış tutanların, Türkiye’de demokrasisi hakkında söyleyecek tek bir sözü dahi yoktur, olamaz.

Vaktinde AK Parti’ye gönül vermiş dostlarıma seslenmek istiyorum. Sizler, verdiğiniz haysiyet mücadelesini zaferle taçlandırmış insanlarsınız. Türkiye’nin Erdoğan-Bahçeli-Perinçek troykasını hak etmediğini en iyi sizler biliyorsunuz. Gelin, yepyeni bir birliktelikle ülkemize hizmet edelim. Gelin, ülkemize yoksulluğu dayatan bu Kriz İttifakı’na güzelce bir ders verelim. Gelin, dış politikada ciddi bir eksen sorununa yol açan bu otoriter ittifakı beraber sona erdirelim. Gelin hep beraber “herkes için adalet” diye haykıralım. Unutmayın, DEVA Partisi varken hiç kimse sizin hakkınıza göz koyamaz. Helal tek bir lokmanızı kimse elinizden alamaz. Ayrıca biz, bugün gasp edilmiş hakların da tamamını iade edeceğiz.

“Beştepe’de şov yapanlar, asgari ücretin alım gücünü iki ayda tam 716 lira eritti”

Dün şubat ayı enflasyon rakamları açıklandı. Resmî enflasyon 20 yıl sonra ilk kez yüzde 50’yi aştı. Üretici fiyatlarında ise iktidardaki otoriter ortaklık Türkiye’yi üç haneli enflasyon dönemine geri götürdü.  Üretici fiyat enflasyonu tam %105 oldu. Üstelik bunlar TÜİK’in rakamları. Gerçek enflasyon, bu rakamların da çok üstünde. Türkiye bu iktidar yüzünden yeniden “kronik yüksek enflasyon” dönemine girdi. Vatandaşlarımızın satın alma gücü iyice düştü. Beştepe’de asgari ücrete zam yapıyoruz diye şov yapanlar, asgari ücretin alım gücünü iki ayda tam 716 lira eritti. Zaten açlık sınırının altına düşen asgari ücret tümüyle anlamını yitirdi. Dünyaya ‘Beştepe Harikalar Diyarı’ndan bakan Sayın Erdoğan, ‘Enflasyonu düşüreceğiz’ diye masal anlatırken, ülkemiz G-20 ülkeleri arasında yüksek enflasyonda birinci sıraya çıktı.

Sayın Erdoğan’a yarınlarla ilgili bir iyi, bir de kötü haberim var demiştim. Önce iyi haberden başlayalım. Evet, Türkiye’de enflasyon mutlaka düşecek. Tek haneli seviyelere gerileyecek. Hepimiz için iyi olan haber bu. Ama kendisine bir de kötü haberim var: Enflasyon tek haneli düşük seviyelere indiğinde ülkenin cumhurbaşkanı artık kendisi olmayacak. Daha önce, 2002 ve 2008’de nasıl iki defa ülkemizi krizden biz çıkarttıysak, bu krizden çıkartmak da yine bize düşecek. Güçlü, sürdürülebilir ve kapsayıcı bir büyüme modelini hayata geçirerek ülkemize bolluk dönemini yeniden yaşatacağız.

Ranta dayalı bu ekonomik sisteme de bir son vereceğiz. Bu rant öylesine kötü bir alışkanlık ki, bir bulaştınız mı kurtulması çok zor oluyor. Doğaya bakarken bile hemen rant gözlüklerini takıyorlar. Geçen gün Resmî Gazete’de bir maden yönetmeliği yayınlandı. Neymiş? Elektrik üretiminde kullanılan maden sahası, zeytinlik alan içinde kalırsa, sahada madencilik faaliyeti yürütülebilirmiş. Daha önce Danıştay tarafından engellenen, ardından vatandaştan gelen itirazlarla geri çekilen bir girişimi şimdi de Resmî Gazete marifetiyle yapmak istiyorlar. Resmî Gazete’yi, adeta atlama sırığına çevirdiler resmen. Anayasa’nın ve kanunların üstünden atlamak istediklerinde alıyorlar ellerine Resmî Gazeteyi.

“Zeytin ağaçlarından ellerinizi çekin”

Zeytinliklerimize göz koyanlara sesleniyorum: Şu rant gözlüklerinizi iki dakika çıkartın da biraz doğaya ve toprağa bakın. Zeytin ağacına niye ‘ölmez ağacı’ demişler diye bir düşünün. Karar alırken, bundan sonraki nesillere bırakacağınız ülkeyi aklınıza getirin. Sizin, yarınlara yaşanabilir bir ülke bırakma zorunluluğunuz var. Bolluğun, barışın, bilgeliğin sembolünden, her kültürde kutsal kabul edilen zeytin ağaçlarından ellerinizi çekin.”

Paylaşın

DİSK, KESK, TMMOB Ve TTB’den ‘Savaşa Hayır’ Eylemi

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türk Mühendis ve Mimar Odası Birliği (TMMOB), Kadıköy İskele Meydanı’nda savaşa karşı ortak basın açıklaması düzenledi.

Açıklamada savaşın acı ve ölüm getirmesinin yanı sıra emekçinin ekmeğinin küçülmesi, zenginlerin kasalarını doldurması anlamına geldiği vurgulandı, mücadele çağrısı yapıldı. HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm ve Musa Piroğlu’nun yanı sıra çeşitli siyasi partiler de eyleme destek verdi.

Kadıköy İskele Meydanı’nda gerçekleşen açıklamayı DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu okudu. Çerkezoğlu’nun okudu basın açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

“Bir süredir Rusya ile Ukrayna arasında yapay olarak körüklenen gerilim bir haftadır savaşa dönüştü. Rusya’nın saldırılarıyla beraber ağır bir insani yıkımla karşı karşıyayız. Bu çatışmanın kaybedeni Rusya ve Ukrayna emekçileri başta olmak üzere bölge halkları olacaktır.

  • Savaş, ölüm, acı, gözyaşı ve yıkım demektir!
  • Savaş, baskı, şiddet ve sömürünün katmerlenerek artması demektir!
  • Savaş, emekçilerin ekmeği küçülürken zenginlerin kasalarının dolması demektir!
  • Savaş, emeğin haklarının tamamen ortadan kaldırılması demektir!
  • Savaş, iktidarların baskı politikalarına kılıf uydurulması demektir. İnsan haklarının, hukuk ve adaletin hiçe sayılmasıdır!
  • Savaş üzerinde yaşadığımız gezegenin, ekosistemin, doğanın tahrip edilmesi demektir!
  • Savaş daha fazla, açlık, yoksulluk, göç ve dolayısıyla tüm boyutlarıyla sağlıksızlık demektir!
  • Savaş artan ırkçılık, cinsiyetçilik ve ayrımcılık demektir

Öncelikle sivillerin can güvenliğini tehdit eden ağır saldırılar sürerken, Ukrayna’yı terk etmek isteyen herkese tüm komşu ülkeler sınırlarını açmalıdır. Mültecilere sınırları kapatmak veya ırkına, kökenine, inancına göre mülteci seçmek insanlık suçudur.

Savaşı durdurmak için geç değildir.

Rusya kendi halkının sokaklardan yükselen barış taleplerine kulak vermeli, saldırılarını derhal durdurmalıdır.

Ukrayna’daki tüm yabancı güçler geri çekilmeli, Ukrayna’daki tüm halklar kendi gelecekleri hakkında silahların gölgesinden uzak bir biçimde karar verebilmelidir.

Dünya ölçeğinde de tüm askeri paktlar dağıtılmalı, başka ülkelerdeki askeri varlıklar sonlandırılmalıdır.

Silahlanmayı ve yayılmayı esas alan politikalarından vazgeçilmelidir.

Bu talepler doğrultusunda ülkemizi yöneten iktidarın NATO’da genişlemeye yönelik yaklaşımına itiraz ediyoruz. Savaşı değil yaşamı ve barışı savunan bizler Rusya ile nükleer anlaşmalara son verilmesini istiyoruz. Ülke kaynaklarının savaş politikaları için kullanılmasını, saldırgan devletleri vergilerimizle beslemek istemiyoruz.

Farklı emperyalist projelerin ve yayılmacı hayallerin çatışması emekçilere yıkım getirmekte, dünyayı ve halkları felakete sürüklemektedir. Bizler farklı emperyalist kampların yayılmacı tezlerini, savaş gerekçelerini reddediyor, savaşsız, sömürüsüz “başka bir dünya mümkün” diyoruz.

Biz Türkiye’nin emek ve demokrasi güçleri için dünyadaki tüm dostlarımızı savaşa karşı barış, silahlanmaya karşı sosyal haklar, ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı halkların kardeşliği, baskıcı iktidarlara karşı demokrasi, emeğin sömürüsüne karşı eşitlik için, “başka bir dünya için” ortak mücadeleye çağırıyoruz.

Paylaşın

Osman Kavala Ve Mücella Yapıcı İçin Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis Talebi

Savcı Edip Şahiner, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Gezi Parkı davasında  mütalaasını açıkladı. Savcı, Osman Kavala ve Ayşe Mücella Yapıcı´nın ‘Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasını talep etti.

Diğer sanıklar Çiğdem Mater Utku, Ali Hakan Altınay, Mine Özerden, Şerafettin Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Yiğit Ali Ekmekçi hakkında da “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım etme” suçundan 15 yıldan 20’şer yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.

Savcı Şahiner, Osman Kavala’nın tutukluluğunun da devamını istedi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 12 Şubat’ta, iş insanı Osman Kavala’nın hukuki durumunda değişiklik olmadığını belirterek tutukluluğun devamına karar vermişti.

Mahkeme, bu karara gerekçe olarak, Kavala’nın tutuksuz yargılanması halinde, adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacak olmasını göstermişti. Mahkemenin oy çokluğuyla aldığı karara üye hakim Kürşad Bektaş muhalefet şerhi koymuştu. Bektaş, karşı oy yazısında, sanığın savunmasının alındığını ve delillerin toplandığını belirtmişti.

Hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen tutukluluğunun son bulması gerektiği yönündeki kararlardan sonra tahliye edilmeyen Osman Kavala, “savunma yapmasının artık anlamsız olduğunu” söyleyerek duruşmalara katılmayacağını açıklamıştı.

Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala’nın AİHM kararına rağmen tahliye edilmemesi ve aynı kanıtlarla farklı davalar açılarak cezaevinde tutulması nedeniyle Türkiye’ye Avrupa Konseyi tarafından yaptırım uygulanmasına yönelik süreç devam ediyor.

Osman Kavala kimdir?

Osman Kavala, 2 Ekim 1957’de Fransa’nın başkenti Paris’te doğdu. İngiltere’de Manchester Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden mezun olduktan sonra, 1982 yılında Kavala Grubu şirketlerinin yönetimini üstlendi.

1983 yılında İletişim Yayınları’nın kuruluşuna katılan Kavala, 1990’ların başından beri birçok sivil toplum kuruluşuna destek oldu.

Kavala, 2002’den beri kâr amacı gütmeyen bir kültür kurumu olarak faaliyetlerini sürdüren Anadolu Kültür Vakfı’nın kurucusu ve yönetim kurulu başkanı. Ayrıca Açık Toplum Vakfı, TESEV, TEMA Vakfı, Tarih Vakfı, Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü, Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür Vakfı gibi pek çok sivil toplum örgütünde kurucu üye, yönetim kurulu üyesi veya danışma kurulu üyesi.

Uluslararası Af Örgütü’nün de bağışçılarından olan Kavala, Türkiye’de risk altında olan kültürel mirasın korunmasına yönelik çabaları nedeniyle 2019 yılında Avrupa Arkeoloji Mirası Ödülü’ne layık görülmüştü.

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi de Kavala’ya yine 2019 yılında, demokratik toplum çalışmalarına katkıda bulunduğu için “Ayşenur Zarakolu Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü”nü vermişti.

Mücella Yapıcı kimdir?

1951 yılında İstanbul’da doğan Mücella Yapıcı İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden mezundur. Yüksek Mimar Mücella Yapıcı, TMMOB Mimarlar Odası Afet Komisyonu ve TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Kentleşme, Afet Komitesi ve Çevre Etki Değerlendirme Kurulu üyesidir. Taksim Gezi Parkı eylemlerinden adını duyduğumuz Mücella Yapıcı Taksim Dayanışması grubundadır.

Paylaşın