Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 138 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 17 bin 426 yeni vaka tespit edilirken, 132 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,22 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 93,01 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 298 bin 252 test yapılırken, 17 bin 426 yeni vaka tespit edildi. 132 kişi hayatını kaybederken, 35 bin 568 kişi sağlığına kavuştu.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, 2 doz aşılama verilerine de yer verildi. En az 2 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 2. doz aşılama ortalama yüzde 85,22 oldu. 1. doz ortalaması yüzde 93,01 olurken, 1., 2. ve 3. doz aşısını olan vatandaşların sayısı toplamda 146 milyon 243 bin 976’ya yükseldi.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 12 Mart verilerine göre, dün 318 bin 846 test yapılmıştı. Dün, 20 bin 465 vaka tespit edilirken, 132 kişi hayatını kaybetmiş ve 42 bin 751 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

Kaygı, Korku Ve Panik Arasındaki Fark Nedir?

Tüm dünyanın tersine döndüğü durumlar vardır. Gelecekte bize ve sevdiklerimize ne olacağını bilmek ve bu durumu kontrol etmek imkansızdır. Birçok kişi, hem eylemde hem de içsel duyumlarda kendini gösterebilen korku, endişe duygusuna aşinadır.

Haber Merkezi / Peki kişi bu durumun korku mu, kaygı mı yoksa başka bir şey mi olduğu nasıl anlar?

Bir kişi endişeli hissettiğinde, hareketsiz duramaz, büyük olasılıkla bir aktivite ile tepki verir. Bu, durum üzerinde hiçbir kontrolümüz olmadığında ve düşüncelerimizi temizleyerek kontrol duygusunu yeniden kazanmaya çalıştığımızda ortaya çıkar.

Pek çok insan, sanki kaygı düzeyini azaltıyormuş gibi sürekli haberler arasında gezinerek bilgisini düzenlemeye çalışır. Ama aslında, sadece kaygı durumunu geliştirir. Bazıları ise tam tersine, haberleri izlememeye veya kendilerine her şeyin yoluna gireceğini söylemeye çalışıyordur. Buna geri çekilme reaksiyonu denir.

Gelecek bulanık ve belirsiz olduğunda, endişeli hissetmek normaldir; yüksek ve düşük, durumsal ve kişisel olabilir.

  • Yüksek; Sadece olabilecek koşulların ciddiyetini dramatize etmeye ve abartmaya meyilliyseniz,
  • Düşük; Ekstrem sporlara gidiyorsanız ve heyecana oldukça sakin bir şekilde katlanıyorsanız
  • Durumsal; Geleceğin belirsizliğine vücudun normal tepkisi
  • Kişiye özel; Olumsuz sonuçları abartma eğilimi.

Kaygıyı psikolojik bir fenomen olarak ele alırsak iki özelliği ayırt edebiliriz:

  • Her zaman gelecekle, yani henüz olmamış olanla ilgilidir
  • Her zaman belirsizdir, bilinmezdir.

Korkunun özellikleri nelerdir?

Kaygı ile başa çıkmanın ilk adımı onun somutlaştırılmasıdır. Bu kaygının tam olarak ne olduğunu anlamaya başladığımızda olur, korkuyu deneyimliyoruz.

Her zaman spesifiktir: Yüksekten düşerek çarpmaktan, sevdiklerimi kaybetmekten veya işsiz kalmaktan korkuyorum. Korku, benliğin gerçekten hasara neden olabilecek tehlikeli bir şeye, normal bir tepkisidir.

Örneğin, büyük bir korkutucu aslan düşünün. Kapalı bir kapının arkasındaysa ve bir hırıltı duyarsam, vücudum alarmla tepki verir. Ama bu büyük aslanın beni yiyebileceğini anlarsam, bir korku hissi, yaşam için özel bir tehdit durumuna dönüşür.

Korku durumunda iki güçlü tepki gözlemlenebilir: dövüş ya da kaç. Örneğin, bir örümcek görünce biri onu öldürmeye çalışacak ve biri de odadan kaçacak. İkisi de oldukça doğal. Korkudaki saldırganlık, insanın tamamen doğasında vardır. Bu, insanların tehlikeyle karşı karşıya kaldıklarında hayatta kalmasına yardımcı olur.

“Korku tepkisi” nedir?

Aniden aslan örneğindeki kapı açılırsa ve bu büyük korkunç canavar odaya girerse, kaçacak hiçbir yer olmayacak ve onunla savaşamayacaksınız. Savaş ya da kaç tepkileri işe yaramadığında, bir korku hissi ortaya çıkar. Kişi uyuşur ve hareket edemez. Korku, başımıza gelen durumu gerçekte fark edemediğimizde oluşur.

Panik nasıl farklıdır?

Panik, korkunun bir yönüdür. Durum o kadar belirsizse, odaklanmak imkansızsa, harekete geçmek için bir susuzluk hissederiz, hiperaktivite moduna gireriz. Bazen bu kendini bir panik atak şeklinde gösterir, vücut psişenin olanaklarını maksimuma çıkardığında: kalp çarpar, nefes daralır… Panik halindeyken çok fevri kararlar verebiliriz.

Paylaşın

Bizi Daha Mutlu Eden Dört Basit Şey!

İyi haber şu ki, stres, birçok durumda yönetilebilir. İster ailevi gerginlikler isterse işteki sorunlar olsun, biraz sabır ve birkaç yardımcı strateji, kaygı miktarını azaltmanıza yardımcı olabilir.

Meditasyon

Meditasyon, düşünceleri odaklamanıza ve yönlendirmenize izin veren bir tür zihin eğitimidir. Farkındalık meditasyon programları, stresin olumsuz yönlerini, kaygıyı ve depresyon riskini azaltmaya yardımcı olabilir.

Bu, kesinlikle ustalaşmaya değer bir beceridir. Her gün veya haftada birkaç dakika kesinlikle kaygı seviyenizi azaltacaktır. En önemlisi ise, her seferinde etkisini daha belirgin hissedeceksiniz.

Meditasyonun faydalarını destekleyen birçok çalışma var. Örneğin, yoganın (meditasyon uygulamaları içerir) kaygı düzeylerini azalttığı gösterilmiştir. Bu muhtemelen gereksiz düşüncelerden kurtulmaktan ve fiziksel aktiviteden kaynaklanmaktadır.

Kucaklamak

Bilim insanları, bir başkasını dokunarak desteklemenin aslında stresi azaltabileceğini söylüyor. Doğamız gereği sosyal yaratıklarız, bir başkasına yardım etmek, onu rahatlatmak, sarılmak da dahil olmak üzere kendi durumumuzu iyileştiriyoruz.

Burada önemli bir rol, “zevk hormonu” olarak bilinen bir nörotransmitter olan dopamin üretimi tarafından oynanır. Gerginliğin giderilmesine yardımcı olan hoş bir tatmin hissine neden olur.

Sarılmaların “aşk hormonu” olarak bilinen oksitosin üretimini de arttırdığı bulunmuştur. Tansiyonu ve “stres hormonu” norepinefrini düşürür ve ayrıca diğer insanlarla duygusal olarak bağlantı kurmanızı sağlar ve onlara güvenmenizi teşvik eder.

Hangisi şu soruyu akla getiriyor: Optimal sağlık için günde kaç sarılmaya ihtiyaç var? Maksimum olumlu etkiyi elde etmek istiyorsak, mümkün olduğunca çok sayıda olmalıdır.

Çikolata

Çikolata en zengin antioksidan kaynaklarından biridir. Stres, vücutta bu maddelerin dengesizliğini tetikler. Bu nedenle üzgünken bir parça çikolata yemek o kadar da kötü bir fikir değil.

Çeşitli çalışmaların sonuçları, iki hafta boyunca bitter ve sütlü çikolata yedikten sonra stres düzeylerinin önemli ölçüde azaldığını kanıtlıyor. Ve bu daha büyük ölçüde kadınlar için geçerlidir.

Müzik

Endişeli hissettiğiniz durumlarda müzik dinlemenin sizi sakinleştirmeye yardımcı olabileceğine dair birçok kanıt vardır. Müzik terapisinin çok hızlı bir şekilde ivme kazanmasına şaşmamalı. Klasik müziği caz ile birlikte dinlemek, depresyon belirtileri üzerinde özellikle olumlu bir etkiye sahiptir .

Doğanın sesleriyle birleşen müzik, daha az endişeli hissetmenize yardımcı olur. Kritik hastalığı olan insanlar için bile. Şarkı söylemek, aynı zamanda stresi de azaltıyor. 2017’de yapılan bir araştırma, şarkı söylemeden önce ve sonra katılımcıların tükürüğündeki kortizol miktarını ölçtü. “Stres hormonu” seviyesinin daha düşük olduğu ortaya çıktı.

(Haber Merkezi)

Paylaşın

Trabzonspor’dan Şampiyonluk Yolunda Dev Adım

Süper Lig’in 29. haftasında ldier Trabzonspor, Göztepe ile karşı karşıya geldi. Akyazı’da oynanan karşılaşmayı Trabzonspor 4-2’lik skorla kazanmayı başardı.  Trabzonspor, bu galibiyet ile ligde puanını 70’e çıkardı. Göztepe ise 27 puanda kaldı.

Haber Merkezi / Trabzonspor’a galibiyeti getiren golleri 34. dakikada Anthony Nwakaeme, 37 ve 53. dakikalarda Abdülkadir Ömür ve 49. dakikada Djaniny kaydetti. Konuk ekip Göztepe’nin golleri ise 31. dakikada Halil Akbunar ve 43. dakikada Soner Aydoğdu’dan geldi. Ligin bir sonraki haftasında Trabzonspor, Çaykur Rizespor ile deplasmanda karşılaşacak. Göztepe ise kendi sahasında Alanyaspor’u ağırlayacak.

Karşılaşmadan dakikalar;

14. dakikada Cornelius’un pasında ceza alanı sağ çaprazında Nwakaeme’nin şutunda, top üsten auta çıktı. 21. dakikada Nwakaeme’nin aşırtma pasında topla buluşan Cornelius’un dönerek vuruşunda, meşin yuvarlak kaleci İrfan Can Eğribayat’da kaldı.

23. dakikada sol taraftan yapılan ortada, ceza alanı içindeki kalabalıkta son olarak Berkan Emir’in yakın mesafeden kafa şutunda, kaleci Uğurcan Çakır büyük bir tehlikeyi önledi. 31. dakikada Göztepe’de savunma arkasına sarkan Halil Akbunar, rakibinden sıyrılıp kaleci Uğurca Çakır ile karşı karşıya kaldı. Ayağının içiyle vuruşunda ise meşin yuvarlak kalecinin solundan ağalarla buluştu (0-1)

34. dakikada Cornelius ceza yayı üzerinde topu Nwakaeme ile buluşturdu. Nwakaeme’nin vuruşunda meşin yuvarlak kaleci İrfan Can’ın solundan ağalarla buluştu (1-1). 37. dakikada Visca yarı sahadan aldığı topla birlikte Göztepe ceza sahası içine girdi. Kaleci ile karşı karşıya kalan Visca, meşin yuvarlağı arkadaşı Abdulkadir Ömür’e bıraktı. Abdulkadir’in vuruşunda meşin yuvarlak ağlara gitti (2-1).

43. dakikada hızlı gelişen Göztepe atağında sol kanattan topu alan Berkan son çizgiye inip ceza sahası içindeki Soner’e gönderdi. Soner’in düzgün vuruşunda kaleci Uğurcan topa müdahale etse de meşin yuvarlak filelerle buluştu (2-2). 49. dakikada Trabzonspor tekrar öne geçti. Nwakaeme’nin uzun pasında, savunmada Angel’in hatasıyla topu önünde bulan Djaniny, kaleci İrfan Can Eğribayat’ı geçerek topu filelere gönderdi (3-2).

54. dakikada bordo-mavili ekip farkı 2’ye çıkardı. Visca’nın pasıyla ceza alanı içinde uygun durumda topla buluşan Abdülkadir Ömür’ün şutunda, meşin yuvarlak filelerle buluştu (4-2). 63. dakikada Trabzonspor, Visca ile gole çok yaklaştı. Djaniny’ye gelen topu Göztepe savunması uzaklaştırdı, ceza sahasında önünde kalan topa sert vuran Visca, yakın mesafeden çerçeveyi tutturamadı.

64. dakikada Berkan’ın sol kanattan çevirdiği topa koşu yapan Di Santo, çaprazdan vuruşunu yaptı, top yan ağlarda kaldı. 67′ Nwakaeme’nin pasıyla topla buluşan Djaniny ceza sahası dışından rakibini geçip kaleye şutunu gönderdi ancak top savunmadan oyun alanına döndü.

69. dakikada Göztepe’de sol kanattan topu alan Berkan içeriye ortasını gönderdi, kale önünde Wilker Angel vuruşunu yaptı ancak top yandan auta çıktı. 76. dakikada Nwakaeme’nin pasında ceza sahası içine giren Visca’nın vuruşunda meşin yuvarlak kaleci İrfan Can’ın sağından auta çıktı.

86. dakikada Trabzonspor’da Bakasetas ceza sahası dışından aldığı topu sol ayağıyla kaleye gönderdi ancak top yandan auta gitti. 90+1. dakikada ani gelişen Trabzonsor atagından Visca’nın pasında kaleci ile karşı karşıya kalan Bakasetas’dan önce kaleci İrfan Can meşin yuvarlağı kontrol etti.

Stat: Medical Park

Hakemler: Ali Şansalan, Kemal Yılmaz, Yusuf Bozdoğan

Trabzonspor: Uğurcan Çakır, Peres, Ahmetcan Kaplan, Denswil, Trondsen (Dk. 46 Yusuf Erdoğan), Berat Özdemir (Dk. 46 Dorukhan Toköz), Siopis, Abdülkadir Ömür (Dk. 75 Bakasetas), Visca, Nwakaeme (Dk. 82 Kouassi), Cornelius (Dk. 46 Djaniny)

Göztepe: İrfan Can Eğribayat, Kerim Alıcı, Arslanagic, Angel, Berkan Emir, Obinna, Aytaç Kara (Dk. 64 Tijanic), Soner Aydoğdu (Dk. 78 Yalçın Kayan), Halil Akbunar (Dk. 89 Lourency), Ndiaye, Di Santo (Dk. 78 Jahovic)

Goller: Dk. 31 Halil Akbunar, Dk. 43 Soner Aydoğdu (Göztepe), Dk. 34 Nwakame, Dk. 37 ve 54 Abdülkadir Ömür, Dk. 48 Djaniny (Trabzonspor)

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 132 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 20 bin 465 yeni vaka tespit edilirken, 132 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,22 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 93,01 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 318 bin 846 test yapılırken, 20 bin 465 yeni vaka tespit edildi. 132 kişi hayatını kaybederken, 42 bin 751 kişi sağlığına kavuştu.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, 2 doz aşılama verilerine de yer verildi. En az 2 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 2. doz aşılama ortalama yüzde 85,22 oldu. 1. doz ortalaması yüzde 93,01 olurken, 1., 2. ve 3. doz aşısını olan vatandaşların sayısı toplamda 146 milyon 225 bin 452’e yükseldi.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 11 Mart verilerine göre, dün 342 bin 365 test yapılmıştı. Dün, 25 bin 401 vaka tespit edilirken, 123 kişi hayatını kaybetmiş ve 52 bin 269 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

Kovid 19 Salgını İşçileri Daha Da Yoksullaştırdı

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Araştırma Merkezi (DİSK-AR) tarafından hazırlanan “2. Yılında Salgının İşçilere Etkisi” başlıklı araştırma raporu bugün DİSK Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen bir bastın toplantısıyla kamuoyuna açıklandı.

Açıklamaya DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, DİSK Genel Sekreteri Adnan Serdaroğlu, DİSK Yönetim Kurulu üyesi Seyit Arslan, DİSK İstanbul Bölge Temsilcisi Nevzat Karataş katıldı.

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu burada yaptığı açıklamada pandeminin ağır bir insani tahribatın yanı sıra, önemli sosyoekonomik sorunlar da yarattığını, geçtiğimiz iki yılda pandeminin ekonomik bedelini ve yükünü işçilerin ödediğini ve ödemeye devam ettiğini vurguladı.

Pandeminin işçiler ve çalışanlar için yarattığı olumsuz sonuçlara dair DİSK-AR’ın başka çalışmalarının geçmişte kamuoyu ile paylaşıldığını hatırlatan Çerkezoğlu “Bu çalışma ile ilk kez ülke çapında pandeminin işçiler üzerindeki sosyo-ekonomik etkileri ortaya konmaktadır” dedi.

Friedrich Ebert Stiftung (FES) Türkiye Temsilciliğinin katkılarıyla yapılan çalışmanın alan çalışmasını Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi yürüttü. Türkiye İşçi Sınıfının Görünümü: Ekonomik Krizin ve Kovid 19 Salgınının ve İşçiler Üzerindeki Etkileri Araştırması adıyla yürütülen çalışmanın kapsamlı sonuçları önümüzdeki günlerde kamuoyu ile paylaşılacak.

Araştırmanın sonuçları şöyle özetlendi:

Pandemiyle birlikte işçilerin çalışma biçimleri değişti, gelir kayıpları yaşandı. 2017’de ortalama ücretler ile asgari ücret arasında yüzde 35 fark varken bu fark 2021’de yüzde 27,5’e geriledi. Böylece pandemi döneminde ortalama ücretler asgari ücrete doğru düşmeye devam etmiş ve makas daralmıştır. Bunun en önemli nedeni pandemi döneminde yapılan kısa çalışma ve nakdi ücret desteklerinin işçilerin asıl ücretlerinin altında kalmasıdır.

İşçiler çalışma hayatında işsizliği en önemli sorun olarak görüyor. İşçilerin yüzde 72’si “çalışma hayatındaki en önemli sorun nedir” sorusuna “işsizlik” yanıtını verdi. İkinci en önemli sorun ise yüzde 65 ile “düşük ücret” olmuştur. Bu sonuçlar pandemi döneminde yaşanan iş ve gelir kaybının etkisini ortaya koyması açısından önemlidir. Araştırmaya katılan işçilerin çalışma hayatına ilişkin belirtikleri en önemli üçüncü sorun yüzde 44,8 ile sigortasız çalıştırılma/kayıtdışı istihdam, dördüncü sorun yüzde 43 uzun çalışma saatleri olmuştur.

Araştırma kapsamında uzaktan çalışan işçilere pandemi döneminde ev masraflarının artıp artmadığı soruldu. İşçilerin yüzde 58’i pandemi döneminde ev masraflarının arttığını söylerken, yüzde 26,2’si bu görüşe kısmen katıldığını söyledi. İşçilerin sadece yüzde 14,5’i pandemi döneminde ev masraflarının artmadığını söyledi. Böylece masrafların tamamen veya kısmen arttığını söyleyenler birlikte ele alındığında uzaktan çalışan işçilerin yüzde 85,5’i pandemi döneminde ev masraflarının arttığını söylemiştir.

Borçlanmanın artışı pandemide işçilerin yaşadığı en büyük sorun olarak öne çıkıyor. İşçilerin yüzde 55’i pandemi döneminde borçlarının arttığını, yüzde 27’si faturalarını ödemekte zorlandığını, yüzde 25’i kredi kartı borcunu ödeyemediğini söylemiştir.

Pandemide artan geçinme, yaşam zorluğu ve borçlanma ile baş edebilmek için işçilerin yüzde 66,4’ü harcamalarını azalttığını, yüzde 49,6’sı ise daha ucuz besinlere yöneldiğini belirtmiştir. Araştırmaya katılan işçilerin yüzde 32,4’ü kredi kartlarını daha fazla kullandıklarını ifade etmişlerdir.

İşçilerin pandemide aldıkları yardımın ana kaynağı aileleri oldu. İşçilerin yüzde 39’u ailesinden yardım aldığını beyan etmiştir. Kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin ödeneği alanların toplam oranı yüzde 32,5 olmuştur.

Araştırma Kovid 19’un aynı zamanda bir işçi hastalığını olduğunu ve işçilerin hastalığa yakalanma oranının yüksek olduğunu gösteriyor. İşçilerin yüzde 54,4’ü hastalığa yakalanmadığını belirtirken yüzde 46’sı ise kendilerinin ve/veya çalışma arkadaşlarının Kovid 19’a yakalandığını beyan etmektedir.

İşçilerin yüzde 30’u işyerinde Kovid 19 vakası görülmesine rağmen işlerin durdurulmadığını, üretimin devam ettiğini belirtmiştir. İşçilerin Kovid 19’a yakalanma oranın yüksek olmasında salgının en yoğun döneminde bile üretimi sürdürme yaklaşımının rol oynadığını söylemek mümkündür.

Salgında yaşanan kapanmalar ve işe ara vermeler ile diğer düzenlemeler nedeniyle işçilerin çalışma biçiminde önemli değişiklikler oldu. Kısa çalışma, ücretsiz izin, evden çalışma gibi yeni istihdam biçimleri ortaya çıktı. İşçilerin yüzde 25,8’i “bir değişme olmadı, eskisi gibi çalışmaya devam ediyorum” derken yüzde 74,2’si ise pandemi döneminde çalışma biçiminin değiştiğini belirtmiştir.

Evden çalışan işçilerin yüzde 57’si pandemi sırasında her an ulaşılabilir durumda olduklarını belirtmiştir. İşçilerin yüzde 29,7’si bu görüşe kısmen katıldığı belirtirken, sadece yüzde 10,5’i bu görüşe katılmadığını beyan etmiştir. Bu durum pandemi koşullarında iş saatleri dışında da çalışanların erişilebilir hale geldiğini ortaya koymaktadır.

Evden çalışan işçilerin yüzde 48,8’i ev işleri ve bakım yükünün arttığını belirtmiştir. Bu oran erkeklerde yüzde 44,8 iken, kadınlarda yüzde 52,9 düzeyindedir. Araştırmaya katılan ve evden uzaktan çalışan işçilerin yüzde 50,6’sı salgın döneminde iş ve iş dışı (özel) yaşam sınırlarının kaybolduğunu belirtmiştir. İşçilerin yüzde 30,7’i ise bu ifadeye kısmen katıldığını ifade etmiştir.

Ev işlerine ve bakıma ayrılan zaman arttıkça kadın ve erkeklerin buraya ayırdıkları süre arasındaki makasın açıldığı görülmektedir. Ev işlerine ve bakıma 3-6 saat ayıran kadınların oranı yüzde 23,7, erkeklerin oranı ise yüzde 9,7’dir. Ev ve bakım işlerine zaman ayırmayan kadınların oranı yüzde 7,6 ile sınırlı kalırken erkeklerin oranı yüzde 29’a yükselmektedir.

İşçilerin yüzde 43,5’i verilen sosyal destekleri yetersiz bulduklarını belirtmektedir. Katılımcıların yalnızca yüzde 28,5’i destekleri yeterli bulmaktadır. Destekleri ne yeterli ne yetersiz bulanların oranı ise yüzde 24,5’tir. İşçilerin yüzde 36,1’i hükümetin sağlık politikasını başarılı bulurken yüzde 35,4’ü başarısız bulduğunu belirtmiştir. İşçilerin yüzde 26’sı ise Hükümeti ne başarılı ne başarısız bulduğunu belirtmiştir.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’ndan Yeni Seçim Vaadleri

Katıldığı bir etkinlikte yaptığı konuşmada “Bozulan düzen için ne yapmamız lazım?” diye soran CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Yeni kadrolar, yeni kurallar yeni kurumlar diyoruz. Biz bu üç adımı gerçekleştirirsek, yani düşündüğümüzü gerçekleştirirsek önemli sonuçlar elde etme konusunda önemli bir merhaleyi aşmış olacağız.” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuya ilişkin açıklamasının devamında “Yeni kadrolardan kastımız devlette liyakatin olmasıdır. Yani işi ehline teslim etmektir.  İkinci kural siyasette hesap verebilirlik. Üçüncü ise ihtiyaç duyulan yeni kurumların kurulması” ifadelerini kullandı.

Maltepe Ekonomi Forumu’na CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’nin Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak’ın yanı sıra çok sayıda isim katıldı. Burada gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle;

“Sorunları birlikte ve beraber aşmak zorundayız. Sorunları aşarken; bilimi, aklı, mantığı, uygulamaları, dünyayı iyi sorgulamak zorundayız. Önemli olan biz bu sorunları nasıl aşacağız? Neler yaparsak biz bu sorunları rahatlıkla aşabiliriz? Ekonomide ciddi bozulma olduğunu biliyoruz. Bütçe açığımız, dış ticaret açığımız, işsizliğimiz, hayat pahalılığı var. Üç temel adımdan ya da kuraldan söz ediyoruz. ‘Yeni kadrolar, yeni kurallar, yeni kurumlar’ diyoruz. Biz bu üç adımı atarsak önemli sonuçlar elde etme konusunda önemli bir merhaleyi aşmış, yakalamış olacağız.

Yeni kadrolardan kastımız, devlette liyakatin olmasıdır. Yani işi ehline teslim etmektir. Eğer siz, Merkez Bankası yönetimine veya herhangi bir yönetim kurulu üyeliğine bir arkeoloğu atarsanız; bu olmaz. Banka yönetim kuruluna bir sporcuyu, güreşçiyi atarsanız, bu olmaz. Her bir kişinin bilgisi, birikimi, ağırlığı kendi alanında olursa o kendini hissettirebilir. Yeni kadrolardan kastettiğimiz, devletin yeniden yapılanmasında liyakat sisteminin yani işi ehline teslim etmenin kural olarak benimsenmesidir.

Bu kuralı uygulamada, yasalarda hayata geçirmemiz lazım. Bugün; devlette, bürokraside var olan çürümenin, yozlaşmanın temel nedeni liyakat sisteminin yok edilmesidir. Bilgiye, birikime değil yani işi yapana değil; sadece belli bir kişiye sadakatten yola çıkarak belli kişileri belli kadrolara taşırsanız, sonuç bugünkü yozlaşma tablosunu önümüze çıkarır. Buradan kurtulmamız lazım.

Yeni kurallardan kastettiğimiz, bir; devletin saydam olması lazım. Ben vergi ödüyorsam, vergilerin nereye harcandığını bilmem lazım. Bugün adeta bürokrasi kapalı bir kutu gibi. Soruyoruz, şehir hastanelerini kaça yaptınız? ‘Ticari sır.’ Yolu, köprüyü kaça yaptınız? ‘Ticari sır.’ Kardeşim parasını ben ödüyorsam nasıl ticari sır oluyor? Devlet yönetiminde şeffaflık, temel kurallardan birisi. İkinci kural, siyasette hesap verilebilirlik. Siyasetçi eğer devleti, bürokrasiyi yönetmeye kalkıyorsa kesinlikle hesap vermesi lazım.

Hesap vermenin onurunu yaşaması lazım, siyasetçinin. Burada iki temel kuralımız var. Birisi; bizim hem İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi’nde, hem de Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem modelini açıklarken ifade ettik. Kesin Hesap Komisyonu. Yani harcanan bütçenin, harcandıktan sonra paranın nereye harcandığını gösteren yasanın adına kesin hesap kanunu diyoruz. Kesin hesap kanunu, parlamentoda çok tartışılmaz, hep geleceğin bütçesi tartışılır. Oysa; paranın nereye harcandığını, hedeflerin ulaşılıp ulaşılmadığını, kesin hesap kanunu belirler. Kesin Hesap Komisyonu kuracağız, Plan ve Bütçe Komisyonu dışında; başkanı ana muhalefet partisinden olacak, yürütme organı parlamentoda, yaptığı harcamaların hesabını muhalefete verecek. Bu belki AB uygulamalarında da bir ilk olacak.

Temel nedeni, yürütme organının yaptığı harcamalar dolayısıyla yasama organına hesap verebileceğini bilmesidir. Komisyonda, yani uzmanların da bulunduğu bir komisyonda; yürütme organının yasama organına hesap vermesidir. Bu komisyonun bir başka önemi; ‘Ben nasıl olsa hesap vereceğim’ diyecek ilgili bakan, bürokratlar da orada hazır olacaklar, kesinlikle yolsuzlukların önlenmesi konusunda da önemli kilometre taşıdır, Kesin Hesap Komisyonu. İkincisi, Sayıştay. Uluslararası kurallara göre denetim yaparsa o zaman sağlıklı raporlar TBMM’ye gelmiş olur. Biz, Sayıştay’ın da yapısını değiştirerek, Uluslararası Sayıştaylar Birliği’nin öngördüğü temel kurallara göre Sayıştay’ın denetim yapmasını sağlayacağız. Bunun raporları da parlamentoya gelecek.

Üçüncüsü, israf. Yürütme organı, en tepeden başlayarak bir genelge çıkaracak. İsrafın kesinlikle yasaklandığını öngören kuralları, bürokrasiye duyuracak. İsraf konusunda yürütme organının duyarlı olmasının temel nedeni, siyasetçi ile vatandaş arasındaki güveni inşa etmektir. Ben vergi veriyorum, ama benim vergimi harcayan yürütme organı dikkatli davranıyor, israfı engelliyor. O güveni sağlamış olacağız. Dördüncüsü, Siyasi Ahlak Kanunu. Artık siyasetin de yozlaşma zincirini kırması lazım. Siyasetin ahlaklı, erdemli, hesap verilebilir konumda olması lazım. O nedenle, Siyasi Ahlak Kanunu çıkaracağımızı taahhüt ettik. İkinci önemli ayağı, kurallar bu.

Yeni kurumlar veya var olan kurumların daha sağlıklı işleyişi. Bir; Stratejik Planlama Teşkilatı kuracağız. Bir ülke kendi geleceğini planlayamıyorsa, o yürütme organının veya o ülkenin ekonomide başarılı olması, büyük başarılara imza atması mümkün değildir. Kaynakları verimli kullanması mümkün değildir. Planlama olacak ki savurganlık sona ersin, kaynaklar en verimli alanlarda kullanılabilsin.

İkincisi, Ulusal Vergi Konseyi kuracağız. Eğer ben vergi ödüyorsam, yeni doğan çocuk vergi ödüyorsa, en yaşlımız vergi ödüyorsa; biz ödediğimiz vergilerin nereye harcandığını bilmek zorundayız. Vergilerin sağlıklı, adil bir şekilde toplanıp toplanmadığını bilmek zorundayız. Ulusal Vergi Konseyi kurulmalı, her yıl vergilerle ilgili bütün ayrıntıları bir rapora bağlamalı ve Resmi Gazete’de yayınlamalı.

Merak eden herkes; ister üniversite kesimi, ister iş adamları, esnafı, çiftçisi, işsizi, sendikası girecek, orada vergilerin ne olduğunu ne kadar vergi alındığını; bütün ayrıntıları orada öğrenecek. Böylece toplum olarak ödediğimiz vergilerin hesabını sorma bilincini yakalamış olacağız. Bu demokrasinin güçlenmesi demektir. Ben ödediğim vergilerin hesabını soramıyorsam veya sormuyorsam o ülkede demokrasi yoktur. Kimse kusura bakmasın.

Bir başka yeni kurum, İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu. Yeni bir kurum olarak ortaya çıkacak. Dolayısıyla demokrasinin güçlenmesi, hiç kendini öteki hissetmemesi için bir kurum. Kurumun kurallarını yerine getirmesi konusunda, bu kurum yetkili olacak.

Dördüncüsü, Aile Destekleri Sigortası Kurumu. Madem bir sosyal devletiz, bu topraklarda hiçbir çocuk yatağa aç girmemeli. Yardımı onları sıraya dizerek, yoksulluğunu afişe ederek yapamazsınız. 1971 yılında parlamentoda kabul edilen, aile destekleri sigortası olarak adlandırılan uygulanmadı. Nedeni, yoksulluğu siyasete malzeme etmek. Yoksulun onuruyla oynamak. Elli yılı aşkındır uygulanmayan bu sigorta dalını uygulayacağız, insan onurunu koruyacağız.

Var olan kurumlar var. Sıcak siyasetin büyük ölçüde yozlaştırdığı kurumlar var. Merkez Bankası’nı gerçekten bağımsız kılacağız. Asıl görevine dönecek. Fiyat istikrarını sağlayacak. Kamu İhale Kurumu’nu yeniden yapılandıracağız. BDDK, SPK bunları da yeniden ehil insanları getirerek, bu kurumları yeniden inşa edeceğiz. Bugün tamamen bir tarafa atılan Ekonomik Sosyal Konsey’i yeniden inşa edeceğiz.

Yeni kadrolar, yeni kurallar, yeni kurumlar. Bunları yaptığımız zaman Türkiye kalkınır mı? Hayır. Bir şey daha yapmamız lazım. Bu kurumlarda, görev alanların belli bir strateji içinde hedefe kilitlenmesi lazım. Yoksa, hedefe kilitlenemezler.

Stratejinin de dört ayaklı olması lazım. Bir, demokrasi. Demokrasi yoksa can ve mal güvenliği yoktur, medya özgürlüğü, adalet yoktur, yabancı sermaye de yoktur. Demek ki, stratejinin en temel ayaklarından birisi ülkede demokrasiyi inşa etmek.

İkincisi üreten Türkiye. Özellikle sanayi ve teknolojide, katma değeri yüksek ürün üretmeye kilitlenmesi lazım Türkiye’nin. Üretemezseniz söz sahibi olamazsınız. Katma değeri yüksek ürün üretmenin yolu üniversitelerin bilgi üretmesidir. Üniversitelere sıcak siyasetin girmemesi ve her türlü düşüncenin özgürce tartışılması lazım. Bunu yapabilirsek Türkiye büyür.

Stratejinin üçüncü ayağı, güçlü bir sosyal devleti inşa etmektir. Demokrasiniz olabilir, üretim de yapabilirsiniz. Ama hakça bölüşmezseniz o ülkede barışı sağlayamazsınız. Yeni kuracağımız kurumlar arasında Aile Destekleri Sigortası dedik. Hepsi birbirini tamamlayan bir zincirler halkası.

Dördüncüsü de sürdürülebilirlik. Demokrasi sürekli gelişen bir kavramdır, üretim, sosyal devlet anlayışı sürekli değişen kavramlardır. Statik durursanız, kaybedersiniz. Bütün alanlarda kendinizi yenilemeniz, dünyada öncü olmanız gerekir.”

Paylaşın

Davutoğlu’ndan Dikkat Çeken İttifak Açıklaması: Yeniden Yapılanmalı

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, İzmir programının ikinci gününe basın toplantısıyla başladı. Basın mensuplarıyla kahvaltıda bir araya gelen Davutoğlu, soruları yanıtladı. Toplantıda Davutoğlu’nun yanı sıra Gelecek Partisi İzmir İl Başkanı Onur Sivaslı ve partinin genel başkan yardımcıları da yer aldı.

İz Gazete’den Gizem Taban’ın haberine göre, İzmir ziyaretine ilişkin bilgiler verirken ülke gündemine ilişkin görüşlerini de açıklayan Gelecek Partisi Lideri Davutoğlu, “İzmir’de birçok temasta bulundum. Esnafımızı bezgin halkımızı alışverişten uzak gördük. Orta sınıfın yok olduğu bir ülke olduk. Ülkemizde özellikle Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi hayata geçtikten sonra öyle bir ekonomik tablo ortaya çıktı ki orta sınıf yok oldu. Kutuplaşmaları aşmak üzere yoğun bir çaba içerisindeyiz. STK’larla bir araya geldik. Tüm o masaların ortak kanaati: iktidarın artık gitmesi gerektiği… Ekonomi biliminden uzak, kurumsal akıldan kopmuş bir iktidar Türkiye’nin felaketin eşiğine getiriyor. Gençlerimiz gelecek kaygısı yaşıyor. Kutuplaşmaları aşmak üzere 6 lider bir masada bir araya geldik. Bunu toplumumuz tarafından büyük bir kabul gördüğünü görmekten mutlu olduk. Halkımız yoruldu. Bu yorgunluğun aşılmasının yolu da karşılıklı olarak siyasi nezaket geliştirmek. Herkesin kendi parti tabanı var ama tüm bunlardan önemlisi milletin ortak geleceğini demokrasiyi yeniden inşa ederek, özgürlükleri yeniden hakim kılarak yeni Türkiye’yi inşa etmek” diye konuştu.

“İzmir’de iddiamız en güçlü parti olmak” diyerek açıklamalarını sürdüren Davutoğlu, “Bu yönde de önemli mesafeler kat ettik… İzmir’de kısa sürede tüm ilçelerde teşkilatlanacağız, seçime hazır olacağımız. Halk yeni çözümler duymak istiyor, Gelecek Partisi de bunun adresi olarak İzmir’de faaliyetlerini sürdürecek” dedi.

Gelecek Partisi kurulduğundan bu yana İzmir İl Başkanlığı görevinde 5’inci kez değişiklik olmasının hatırlatılması üzerine Davutoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu: “Siyasi partiler dinamik yapılar. Özellikle yeni kurulan partilerde dinamizmi hayat emaresi olmak görmek gerekiyor. Yeni kurulmuş iddiasız bir partide rekabet söz konusu olmaz. Çekim alanı olmaz. AK Parti’de ilk yıllarda ekip oluşturma döneminde bazı değişimler yaşanmıştı. Bunu dinamizm olarak görüyorum.”

Anketlerde çok farklı tablolarla karşılaştıklarını belirten Davutoğlu, “Anketlerin doğru netice vermesinin birkaç ön şartı vardır. Birincisi korku iklimi olmayacak. Yani insanlar kanaat beyan ederken endişe etmeyecek.  Ancak şu anda iktidarda bulunan bazı dostlarımız taziye mesajını bile diğer dostlarımız aracılığıyla mesaj gönderiyor. Taziye mesajında bile korku ortamı söz konusu…” ifadelerini kullandı.

‘İttifak yeniden yapılanmalı’

Gelecek Partisi’nin, Millet İttifakı’na dahil olup olmayacağı noktasındaki soruyu yanıtlayan Davutoğlu, “Güçlendirilmiş parlamenter sistem konusunda elde edilen mutabakat çok önemli… Çünkü mesele kişi meselesi değil, sistem meselesi…. Sistem sağlam bir zemine oturmadıkça, iyi kurgulanmamışsa siyasi şartların kişileri nasıl etkileyebileceğini kötü örnekleriyle gördük. O yüzden önce sistem, sonra sistem, sonra sistem… Bu bakımdan elde edilen mutabakat çok önemli. Mutabakat açıklamasında da ortaya konduğu gibi bu bir iş birliği, birliktelik… Ancak ittifak bir seçim ile ete kemiğe bürünür. Bu bir seçim ittifakı değil. Benim şahsi kanaatim; mümkün olan en kısa sürede ilkeleri açık bir şekilde ortaya konmuş, gelecek planlaması itibarıyla da ana bir perspektifin verildiği bir ittifak yapılanmasının, ittifakın yeniden yapılanmasının doğru olacağı… Ama bu konular istişareye açık konular… Bütün liderler bu konuda kanaatlerini dile getirecek ve partilerimizin Türkiye’nin ortak vizyonu çerçevesinde daha geniş tabanlı bir iş birliği yapmasının imkanlarını araştıracağız. Önemli olan iyi niyet, önemli olan şahsi hesaplarımızın ülke vizyonunun önüne geçmemesi… Bizleri o masada memnun neden liderler arasında bu konuda karşılıklı güvene dayalı bir psikolojinin oluşmuş olması…” diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Beş lider de isterse Cumhurbaşkanı adayı olurum” yönündeki açıklaması hakkında görüşlerinin sorulması üzerine Davutoğlu, şunları söyledi: “Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunu hiç konuşmadık. Liderler arasında bu konunun, günü geldiğinde konuşulması gereken bir husus olduğu konusunda kanaat birliği var. Tabii ki gazeteciler soru sorduğunda görüşler beyan ediliyor. Nihayetinde Cumhurbaşkanı adayı konusu da o masada istişare edilecek. Ve kişilerden daha çok Cumhurbaşkanlığı makamının getirdiği niteliklerin öne çıkması, o niteliklerin gerektirdiği şartlar oluşturulduktan sonra kişiler konuşulabilir. Şu anda öncelikli konumuz isim tespiti değil.”

Rusya-Ukrayna geriliminin en çok Türkiye’yi etkilediğini söyleyen Davutoğlu, “Çatışmanın bir an önce bitmesi ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün korunması gerekir. Türkiye’nin çıkarına olacak tek şey budur. Türkiye birçok savaşı geç bir şekilde, yavaş adımlarla takip etti. Cumhurbaşkanının bir rüzgarın, fırtınanın yaklaştığını görememiş olması bize zaman kaybettirdi. Türkiye’nin Ukrayna ile ilgili NATO zirvelerine katılamaması Türkiye’nin NATO’daki etkinliğini zayıflattı. Ukrayna’nın toprak bütünlüğü esastır, Rusya uluslararası hukuku çiğnemiştir. Bir an önce ateşkes sağlanması gerekir” açıklamalarında bulundu.

Yerel medyayı çok önemsediklerini dile getiren Davutoğlu, “Yerel medya Türkiye’de göz ardı edilen en önemli kamuoyu oluşturma araçlarından biri… Yerel medyanın mutlaka desteklenmesi lazım. Başbakanlığım dönemimde yurt dışında giderken yerel medya temsilcileri ilk kez Başbakanlık uçağına alınmıştı. Böylece yerel medyaya duyduğumuz güveni göstermiştik. Yeniden bir iktidar nasip olduğunda yerel medyanın en iyi şekilde basın hayatı içinde yer alacağını taahhüt ederim” dedi.

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu: ‘Ekonomik Pandemi’ İle Karşı Karşıyayız

SP Lideri Karamollaoğlu, “Kapanma döneminden sonra şimdi de kapatma dönemini yaşıyoruz. ‘Ekonomik pandemi’ ile karşı karşıyayız adeta! Evde vatandaşımız kombisini kapatıyor, Esnafımız kepenk kapatıyor, Dolmuş, otobüs ve taksi şoförlerimiz kontak kapatıyor; kapatmak zorunda kalıyor…” dedi.

Haber Merkezi / Sosyal medya hesabından açıklamalarda bulunan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, akaryakıt, doğal gaz ve gıda ürünlerine üst üste gelen zamlara tepki gösterdi. SP Lideri Karamollaoğlu, “Hükümet ise gözünü, kulağını kapatmış; ya da daha vahimi görmezden, duymazdan geliyor” ifadelerini kullandı.

Karamollaoğlu’nun sosyal medya üzerinden yaptığı açıklama şöyle:

“Kapanma döneminden sonra şimdi de kapatma dönemini yaşıyoruz. ‘Ekonomik pandemi’ ile karşı karşıyayız adeta! -Evde vatandaşımız kombisini kapatıyor, -Esnafımız kepenk kapatıyor, -Dolmuş, otobüs ve taksi şoförlerimiz kontak kapatıyor; kapatmak zorunda kalıyor…

Hükümet ise gözünü, kulağını kapatmış; ya da daha vahimi görmezden, duymazdan geliyor. Halbuki, hayat pahalılığına karşı virüsle mücadele eder gibi ciddiyetle tedbir alınması gerekir. Gelinen noktada, öncelikle ‘eşel mobil sistemi’ derhal yeniden hayata geçirilmelidir.”

Paylaşın

The Economist, Kılıçdaroğlu’nu Manşetine Taşıdı: Tüm Oklar Onu İşaret Ediyor

İngiliz ekonomi dergisi The Economist, Türkiye’deki Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme dikkat çekerek, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu manşetine taşıdı. Dergi, “İttifak henüz Cumhurbaşkanı adayını açıklamadı. Ancak tüm oklar Kılıçdaroğlu’nu işaret ediyor” diye yazdı.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Muhtemel Rakibiyle Tanışın” diyen dergi, Kılıçdaroğlu’nu okuyucularına tanıttı. İmzasız yayınlanan makalede, “Kemal Kılıçdaroğlu hayatının en büyük mücadelesine hazırlanıyor” denildi.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme dikkat çeken dergi, “İttifak henüz Cumhurbaşkanı adayını açıklamadı. Ancak tüm oklar Kılıçdaroğlu’nu işaret ediyor” diye yazdı.

Makalede, “CHP lideri iyi bir Cumhurbaşkanında olması gereken özelliklere sahip olsa da, hala iyi bir aday olduğunu ispat etmesi gerekiyor” ifadesini kullanıldı.

İşte o yazının tamamı:

“Sosyal demokrat bir parti olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu hayatının en büyük mücadelesine hazırlanıyor. Partisinin Genel Merkezinde, “Erdoğan gitmemek için her şeyi yapacaktır” ifadesini kullanan Kılıçdaroğlu önümüzdeki sene yapılmasını beklenen seçimlerle alakalı düşüncesini paylaşıyor. “Erdoğan yargıya baskıyı arttıracak, özgür medyayı susturmaya çalışacak ve Yüksek Seçim Kurulu’nu manipüle etmeye çalışacak. Ancak ona sandıkta bir ders vereceğiz.”

Erdoğan’ın rakipleri saflarını sıklaştırıyor. 28 Şubat’ta CHP’nin de içinde bulunduğu 6 muhalefet partisi ortak bir mutabakata imza attı. Planları arasında Erdoğan’a sınırsız yetki veren Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ni kaldırmak, Parlamento’ya yeniden güç kazandırmak, mahkemeler ve Merkez Bankası başta olmak üzere devlet bürokrasisini yeniden ayağa kaldırmak var. İttifak henüz Cumhurbaşkanı adayını açıklamadı. Ancak tüm oklar Kılıçdaroğlu’nu işaret ediyor.

Erdoğan ve partisi AKP bugün olduğu kadar hiç zayıf gözükmemişti. Erdoğan’ın düşük faiz konusundaki yanlış ısrarından dolayı, ülkedeki enflasyon yüzde 54’ün üzerine çıktı. Sene başından beri uygulanan döviz mevduat garantileri ve yoğun Merkez Bankası müdahaleleri ile daha fazla destek bulan Türk Lirası şimdi de Ukrayna’daki savaştan ötürü darbe alıyor. Erdoğan’ın sakin bir yaz ve milyarlarca dolarlık turizm geliri üzerinden umut ettiği ekonomik iyileşme, Ukrayna’daki Rus füzeleri ile darmadağın olmuş durumda.

Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığa doğru kullanmak istediği rüzgar 2019’da başladı. CHP ve esas ortağı İYİ Parti yerel seçimlerde Türkiye’nin en büyük altı şehrinin beşinde (İstanbul da dahil) AKP’ye karşı üstünlük sağladı. Muhalefet ittifakını birleştiren Kılıçdaroğlu bu başarıda büyük bir rol oynadı.

Paylaşın