CHP’li 11 Büyükşehir Belediye Başkanından Ortak Açıklama

Cumhuriyet Halk Partili (CHP) 11 büyükşehir belediye başkanından akaryakıt fiyatlarıyla ilgili ortak açıklama geldi. Yapılan açıklamaya İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla duyurdu.

İBB Başkanı İmamoğlu, söz konusu açıklamayı, “11 Büyükşehir Belediye Başkanı olarak açıklamamızı kamuoyunun bilgisine saygıyla sunarız” paylaştı. Açıklamada, art arda gelen akaryakıt zamlarına karşı toplu ulaşımda ÖTV alınmaması önerilerinin defalarca merkezi idare tarafından duymazdan gelindiği belirtildi.

11 belediye başkanının imzasıyla yapılan ortak açıklamada, “Toplu ulaşım ücretlerine yakın zamanda ciddi artışlar olması kaçınılmaz hale gelmiştir. Üzülerek ifade ederiz ki, elimizde olmayan nedenlerle bu artışları vatandaşlarımıza yansıtmak durumunda kalacağız.” denildi.

Açıklama şöyle:

“Türkiye ekonomisinin içinden geçtiği zor süreçte, ekonomik öngörülebilirlik yerini ne yazık ki günlük fiyat artışları ve istikrarsız süreçlere bırakmıştır. Yeni koşullar vatandaşlarımızı olduğu gibi yerel yönetimlerimizi de ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bir süre öncesine kadar dövizdeki hızlı yükseliş nedeniyle akaryakıt fiyatlarında hızlı yükselmeler olmuştur. Bu yükselişler devam etmekte olup, tarihte ilk kez ülkemizde art arda 7 gün boyunca akaryakıt fiyatları zamlanmıştır.

Öyle ki, sadece yılbaşından bu yana geçen 70 günde akaryakıt ücretleri yüzde 94’ten daha fazla artış göstermiştir. Benzer artış, enerji fiyatları için de geçerlidir. Bu sıra dışı artışlar bir süre önce toplu taşımada gerçekleşen fiyat artışlarını artık kadük hale getirmiş hatta durumu öncekinden bile zorlaştırmıştır.

Büyükşehirlerimizde sağlıklı ve sürdürülebilir toplu taşıma hizmeti belediyelerimizin en önemli vazifelerindendir. Toplu taşımada kullanılan akaryakıt ve elektrik gibi artan personel maliyetleri, yurt dışı yedek parça kaynaklı bakım onarım maliyetleri de artık belediyeler tarafından kaldırılamayacak kadar zamlanmıştır. Ne yazık ki daha önce defalarca talep ettiğimiz, toplu taşımada kullanılan akaryakıttan en azından ÖTV alınmasın önerimiz de merkezi idare tarafından duymazdan gelinmiştir.

Tüm bu süreçleri ele aldığımızda toplu taşıma ücretlerinde yakın zamanda çok ciddi artışlar olması kaçınılmaz hale gelmiştir. Üzülerek ifade ederiz ki, elimizde olmayan nedenlerle bu artışları vatandaşlarımıza yansıtmak durumunda kalacağız. Ayrıca, yasa gereği ve Meclis kararları çerçevesinde toplu taşımayı ücretsiz kullanan çok sayıda vatandaşımız vardır.

Vatandaşlarımızın sağlıklı hizmet alması adına, 2016 yılında yayınlanan yönetmelikle, belediyelerin şehir içi toplu taşıma yetkisi verdiği özel şahıslara ait araçlara ödenen 1.000 TL’lik destek ise aradan geçen yıllara rağmen artırılmamıştır. Bu durum, kimi zaman taşımacılarla, toplu ulaşımı ücretsiz kullanan vatandaşlarımızı karşı karşıya getirmektedir. Hükümetin, bu destek uygulamasında da fiyat artışına giderek, toplu taşımada yaşanan tatsızlıkların önüne geçmesi çok kolaydır.”

Paylaşın

‘Gıda Fiyatlarında Yüzde 20’ye Kadar Artış Olabilir’ Uyarısı

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Ukrayna’daki çatışmalar nedeniyle uluslararası gıda ve yem fiyatlarının yüzde 8 ila yüzde 20 arasında artabileceği uyarısında bulundu. FAO, ayrıca Ukrayna’da savaşın uzaması durumunda mahsullerin hasadı ve Rusya’nın gıda ihracatına yönelik belirsizlik olduğunu belirtti.

FAO, fiyatlardaki artışın yetersiz beslenme ile karşı karşıya kalan insanların sayısını da artırabileceğini kaydetti. FAO Genel Direktörü Qu Dongyu, “Temel gıda ürünleri ihracatında bu iki önemli ülkenin tarımsal faaliyetlerinde oluşabilecek aksaklıklar, dünya genelinde gıda güvensizliğini ciddi olarak artıracak” şeklinde konuştu.

FAO’nun verdiği bilgilere göre, dünyada buğday ihraç eden ülkeler arasında Rusya ilk, Ukrayna ise beşinci sırada yer alıyor. Dünyada arpa arzının yüzde 19’u Ukrayna ve Rusya tarafından karşılanıyor. Dünyadaki buğday arzının yüzde 14’ünü karşılayan bu iki ülke, mısır arzının ise yüzde 4’ünü tedarik ediyor. Dünyadaki toplam tahıl ihracatının üçte birinden fazlası bu iki ülke tarafından yapılıyor.

Zelenskiy’den çiftçilere çağrı

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Cuma günü yaptığı açıklamada, Ukraynalı çiftçilere Rus işgaline rağmen mümkün olduğunda çok tahıl ekme çağrısında bulundu. Zelenskiy, “Bu ilkbaharda da, her ilkbaharda olduğu gibi, kapsamlı bir tohum ekme kampanyası yürütmeliyiz” diye konuştu.

Ukrayna’da tarlaları ekme faaliyetleri geleneksel olarak Şubat sonu veya Mart ayının başında başlıyor. Çiftçiler de, mümkün olan en kısa süre içinde güvenli bölgelerde tarlaların ekilmesine başlayacaklarını duyurdu. Ancak Tarım Bakan Yardımcısı Taras Vysotskiy, çiftçilerin yeterli tohumunun olduğunu ancak savaş nedeniyle yaşanan yakıt sıkıntısının çiftçiler için büyük bir sorun olduğuna dikkat çekti.

Afrika ülkeleri olumsuz etkilenebilir

Buğday ithal eden ülkelerin başında ise Kuzey Afrika ülkeleri ile Türkiye ve bazı Asya ülkeleri yer alıyor. Almanya’nın Kiel kentinde bulunan Dünya Ekonomisi Enstitüsü’nün (IfW) yaptığı bir araştırma ise Ukrayna’daki savaş nedeniyle ortaya çıkacak arz açığının özellikle Afrika ülkelerinin durumunu kötüleştireceğini ortaya koydu.

IfW’nin ticaret araştırmaları uzmanı Hendrik Mahlkow, Ukrayna’daki durumu “Savaşın bir sonucu olarak Ukrayna’nın dünya ekonomisi ile bağlantısı kesilebilir- ticaret yolları kapatılabilir, alt yapı hasar görüyor ve geriye kalan bütün üretim güçleri savaş ekonomisine yönelebilir” sözleriyle değerlendirdi.

Mahlkow, bu durumun Afrika ülkeleri için muhtemel sonuçlarını ise şu sözlerle aktardı: “Ülke özellikle de Afrika kıtası için dünyanın en önemli tahıl ihracatçılarından biri olması nedeniyle, buradaki arz durumu oldukça kötüleşecek.” Enstitü’nün tahminlerine göre, Ukrayna’dan buğday ihracatının durması halinde Tunus’un ithal ettiği buğday uzun vadede yüzde 15 azalacak. IfW, Mısır’ın buğday ithalatının yüzde 17, diğer tahıl ürünlerinin ithalatının ise yüzde 19 azalacağını tahmin ediyor.

FAO’nun verdiği bilgilere göre, aralarında az gelişmiş ülkelerin de bulunduğu 50 ülke, buğday sevkiyatının en az yüzde 30’unun karşılanmasında Rusya ve Ukrayna’ya bağımlı durumda. FAO, raporunda “2022-2033 döneminde dünya genelinde yetersiz beslenenlerin sayısı 8 milyondan 13 milyona çıkabilir” denildi. Raporda, bu durumdan özellikle Asya-Pasifik bölgesinin, Sahra Altı Afrika ülkelerinin, Ortadoğu’nun ve Kuzey Afrika’nın etkilenebileceği kaydedildi.

Paylaşın

Hekimler Ve Sağlık Çalışanları Eylemdeydi

Sağlık çalışanları, yeni tip koronavirüs (Kovid 19) salgınının ikinci yıl dönümünde “Pandeminin Ağır Sonuçlarının Sorumlularını Biliyoruz” sloganıyla Sağlık Bakanlığı ve il sağlık müdürlükleri önünde açıklama yaptılar.

Ankara’da Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türk Diş Hekimleri Birliği (THB), Türk Hemşireler Derneği (THD), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Dev Sağlık-İş, Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği ve Psikologlar Derneği,  Sağlık Bakanlığı önünde ortak basın açıklaması gerçekleştirdi.

Eyleme, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Milletvekili Murat Emir, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ve HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül de destek verdi.

Ankara

Açıklamada ilk sözü alan Ankara Diş Hekimleri Odası Başkanı Serhat Özsoy, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “son 17 yılda ülkemizin temel hizmet alanlarında ve altyapısında gerçekleştirdiğimiz büyük dönüşüm sayesinde hamdolsun Türkiye, bu sürece olabilecek en hazırlıklı şekilde yakalanmıştır” sözlerini hatırlattı ve salgının Erdoğan’ın söylediği gibi yönetilmediğini belirtti.

Özsoy, ilk vakanın ardından geçen iki yıl sonunda Türkiye’nin 14,5 milyon vakayla dünyada dokuzuncu sırada yer aldığını ve salgını en ağır yaşayan ülkelerden biri olduğunu söyledi.

Sağlık Bakanlığı’nın ölümlere dair açıkladığı verilerin bile yüksek olduğunu belirten Özsoy, gerçek ölüm rakamının 250 binin üzerinde olduğunu söyledi.

Pandemi döneminde hükümetin işçilerin çalışmaya devam etmesi yönündeki “çarklar dönecek üretim sürecek” şeklindeki ısrarını hatırlatan Özsoy, çalışmanın durdurulması ve ekonomik destek yönündeki çağrılara karşı hükümetin bu ısrarının sermayeye destek ancak emekçiye açlık ve ölüm olarak döndüğünü söyledi.

Hekimler, 14-16 Mart arasında gerçekleştirecekleri greve ilişkin dayanışma çağrısını yaptıktan sonra, “Yaşamak, yaşatmak istiyoruz”, “Buradaydık, buradayız, gitmiyoruz” sloganlarıyla açıklamalarını sonlandırdı.

İzmir

İzmir Sağlık Platformu,  İzmir İl Sağlık Müdürlüğü önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, koronavirüsten dolayı yaşamını yitiren sağlık çalışanları anısına saygı duruşunda bulunuldu.

Platform adına açıklamayı yapan İzmir Tabip Odası Başkanı Lütfi Çamlı, koronavirüs salgının üzerinden 2 yıl geçtiğini anımsatarak, 14.5 milyon vakayla dünyada dokuzuncu sırada yer alan Türkiye’nin salgını en ağır yaşayan ülkelerden biri olduğunu vurguladı.

Mersin

Sağlık çalışanlarının Mersin’deki eylemine Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri de destek verdi. “Gidecek olan Hekimler değil”, “Pandeminin ağır sonuçlarının sorumlularını biliyoruz” pankartlarının ve “Yönetemiyorsunuz, tükeniyoruz” dövizinin açıldığı açıklamada, “Herkese sağlık güvenli gelecek” sloganı atıldı. Ortak açıklamayı Mersin’de ise Mersin Tabip Odası Başkanı Mehmet Antmen yaptı.

Diyarbakır

Amed Sağlık Platformu’nun Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü önünde yaptığı açıklamaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) İl Eşbaşkanı Gülistan Atasoy, KESK ve DİSK üyeleri de katıldı. Açıklamayı SES Diyarbakır Şube Eş Başkanı Yıldız Ok Orak yaptı. Eylem “Haklıyız, susmuyoruz, hiçbir yere gitmiyoruz” sloganı ve alkışlarla son buldu.

Şebnem Korur Fincancı

Urfa

Urfa’da TTB, SES ve Diş Hekimleri Odası, Mehmet Akin İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde açıklama yaptı. Urfa TTB Odası Başkanı Osman Yüksekyayla, yanlış yürütülen politikalar, alınmayan önlemler nedeniyle pandemi sürecinde sağlıkçıların yaşamlarından olduğunu söyledi. Yüksekyayla,”Sorumluları biliyoruz, affetmiyoruz” dedi.

Ardından konuşan SES Şube Eşbaşkanı Salih Karataş ise, maskeyi dağıtamayanların sağlık emekçilerinin ölümüne neden olduğunu ifade etti. Karataş, “Bir yere gitmiyoruz. Mücadeleye devam edeceğiz. Gidecek olan biri varsa ilk seçimlerde hükümettir, hükümetin yandaşlarıdır” dedi. Açıklamanın ardından 2 yıllık pandemi sürecinde yaşamını yitiren sağlıkçılar için saygı duruşunda bulunuldu.

Mardin

Mardin Tabip Odası, Mardin Diş Hekimleri Odası ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Mardin Şubesi, Mardin Devlet Hastanesi önünde açıklama yaptı. Açıklamaya TTB Merkez Konsey üyesi Dr. Halis Yerlikaya da katıldı.

Yerlikaya, 11 Mart 2020’den bu yana pandeminin nasıl yönetilmesi gerektiğini anlatmaya çalıştıklarını ancak salgının yönetilemediğini söyledi. Yerlikaya, “Resmi rakamlara göre; 93 bin ölüm var. Ama biz biliyoruz ki; sadece Covid-19’a bağlı değil, Covid-19 dışı hastalıklar nedeniyle de fazladan ölümler yaşandı. Bu süreçte 250 bin insanımızı yitirdik. Bunları yitirmeyebilirdik” dedi.

Ardından Mardin Tabip Odası Başkanı Dr. Mustafa Volkan Binbaş, açıklama yaptı. Binbaş, “Salgın döneminde siyasi rant hedefiyle politikalar üretildi. Eksik, yanlış, tutarsız salgın yönetimi hayatları karatmaya devam etti” dedi.

Adana

Adana Tabip Odası ve SES Adana Şubesi, İl Sağlık Müdürlüğü önünde açıklama yaptı. Açıklamaya TİP Milletvekili Ahmet Şık, HDP Adana İl Eşbaşkanları Helin Kaya ve Mehmet Karakış da destek verdi. Türkiye’de her gün 40 binler civarı yeni vaka ve 150 civarı ölüm olduğunu ifade eden Adana Tabip Odası Başkanı Selahattin Menteş, “Tüm önlemler artık kaldırılmış ve pandemi kendi haline bırakılmıştır. Aşı sayıları gittikçe düşmüştür. Pandemi sürüyor! Önlemlere devam edilmelidir” dedi.

Hatay

Hatay Tabip Odası ve SES Hatay Şubesi, Hatay Tabip Odası’nda açıklama yaptı. SES Hatay Şubesi Eşbaşkanı Meryem Avcı, “Destek sermayeye, açlık emekçiye düştü. Salgın tabii ki bitecek. Bu günlere nasıl gelindi kısa özeti budur. Sorumluları biliyoruz” diye konuştu.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 123 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 25 bin 401 yeni vaka tespit edilirken, 123 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,22 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 93,01 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 342 bin 365 test yapılırken, 25 bin 401 yeni vaka tespit edildi. 123 kişi hayatını kaybederken, 52 bin 269 kişi sağlığına kavuştu.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, 2 doz aşılama verilerine de yer verildi. En az 2 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 2. doz aşılama ortalama yüzde 85,22 oldu. 1. doz ortalaması yüzde 93,01 olurken, 1., 2. ve 3. doz aşısını olan vatandaşların sayısı toplamda 146 milyon 222 bin 195’e yükseldi.

Tabloda, aşılamada önde giden illere de yer verildi. Bakanlığın tablosuna göre en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa takip etti. Bakanlığın tablosuna göre en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın açıkladığı 10 Mart Perşembe gününe ait verilere göre, 29 bin 492 vaka tespit edilirken 140 kişi yaşamını yitirmişti. Dün, 358 bin 846 test yapılmış ve 62 bin 245 kişi iyileşmişti.

Paylaşın

Tansu Çiller Siyasete Dönüyor; Büyük Türkiye Partisi

Türkiye’nin ilk ve tek kadın başbakanı olan Tansu Çiller’in ismi bugünlerde yeniden gündemde. Çiller aktif siyasete dönüyor. 2002 yılında aktif siyasetten çekilen Çiller’in 20 yılın ardından bugünlerde yeniden merkez sağ için nabız yokladığı, bazı partilerin liderleri ile görüşmeler yaptığı belirtilmişti.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in Tansu Çiller’e yakın isimlerden edindiği bilgiye göre, Çiller yeni bir parti kurmayacak ve 2020 yılında kurulan Bizim Parti’nin ismi değiştirilecek. Partinin yeni yüzü için Büyük Türkiye Partisi ismi konuşuluyor. Şu anda eski DYP’li isimlerle ve şu anda başka partilerde görev almış siyasetçilerle Çiller’in ekibine katılım için görüşmeler sürüyor.

Çiller de geçtiğimiz günlerde hükümete yakın bir televizyon kanalının etkinliğinde geri dönüş sinyali vererek, “Ben milletimi özledim. Kim ne kadar isterse, o kadarını alır. Bu benim bir borcum. Bu benim üstümde bir vebal. Yani karar vermiş durumda değilim. Ama neye karar verirsem vereyim bunu koltuk için yapmayacağım, bunu bir ikbal için yapmayacağım” demişti.

Çiller’in siyasette adım adım yükselişi

Türkiye’nin 1990’lı yıllarındaki çalkantılı zamanlarına damga vuran isimlerden olan Çiller, ilk dönemlerde aldığı iyi eğitim ve kadın olması nedeniyle bazı kesimlerde Türkiye’nin yeni yüzü olarak görülmüştü.

Süleyman Demirel’in davetiyle 1990 yılında Doğru Yol Partisi’nde (DYP) siyasete giren Çiller, 1991 seçimlerinde İstanbul’dan milletvekili seçildi. Ekonomi alanındaki altyapısı ile 1991 seçimlerinde kamuoyunun da iyi hatırladığı “herkese iki anahtar” vaadiyle partisini koalisyon ortağı yaparken kendisi de Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı oldu.

Ancak gerek “iki anahtar” gerekse Ulusal Dinamik Denge Modeli isimli diğer ekonomi vaadini hayata geçiremeyen Çiller, 1993’te Turgut Özal’ın ani ölümü ve ardından Demirel’in Cumhurbaşkanı olmasıyla DYP’nin başına geçti.

Çiller daha sonra dönemin Cumhurbaşkanı Demirel tarafından hükûmeti kurmakla görevlendirildi ve böylelikle 25 Haziran 1993’te ikinci DYP-SHP koalisyon hükümetinde Türkiye’nin ilk kadın başbakanı oldu.

Çiller ve 1990’lı yıllar

Çiller’in Haziran 1993’de başbakan olarak göreve başlamasını takip eden iki hafta içinde 2 Temmuz’da Sivas, 6 Temmuz’da ise Başbağlar katliamları yaşandı. Bunlar türbülanslı bir dönemin de bir nevi işareti oldu.

1993’ün yaz ayları Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde kanlı olayların ve PKK saldırılarının arttığı bir dönem oldu. Çiller ise 10 Ekim 1993′te Avrupa Konseyi toplantısı için bulunduğu Viyana’da Kürt sorunu için Bask modelinin uygulanabileceğini söyledi. Ancak bu sözler başta Demirel olmak üzere bazı kesimlerde olumsuz yankılandı.

Bu açıklamaların hemen ardından Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, 22 Ekim 1993’te Lice Tugay Komutanlığı bahçesinde uzun namlulu silahla alnından vurularak öldürüldü. Resmi makamlar saldırıyı PKK’nın işlediğini söylerken PKK’nın üstlenmediği saldırı için JİTEM’i işaret edenler oldu.

Şiddet olaylarından sonra önce Bask modelinden bahseden Çiller, sonra 180 derece farklı politikasının işaretini “Bu terör ya bitecek ya bitecek” sözüyle verdi. Kasım 1993’te ise karanlık bir dönemin kapılarını aralayan “Elimizde PKK’ya yardım eden 60 Kürt iş adamının listesi var. Devlet, PKK ile olduğu gibi PKK’ya mali destek sağlayanlarla da her biçimde mücadele edecektir” açıklamasını yaptı.

Bu açıklamadan sonra 24 Ocak 1994’te Liceli iş adamı Behçet Cantürk kaçırılarak öldürüldü. Cantürk’le başlayan cinayetler serisi, ünlü Kürt iş adamlarıyla devam etti. Failler ise bulunamadı. PKK’ya karşı başlatılan sert önlemler de yaygın insan hakları ihlallerine neden oldu.

1994’te de bir yandan şiddet olayları tırmanırken, diğer yandan HEP’in kapatılmasından sonra kurulan Demokrasi Partisi’ne (DEP) geçen Kürt siyasetçilerin dokunulmazlıkları TBMM’de kaldırıldı. Orhan Doğan ve Hatip Dicle Meclis’te polis tarafından gözaltına alınarak götürüldü.

Ekonomide 5 Nisan kararları

Çiller her ne kadar iyi bir ekonomi eğitimi almış olsa da Türkiye’nin yaşadığı en önemli ekonomik buhranlardan birisine neden olmuş bir isim olarak gösterilir.

Başbakan olmasının ardından ekonomiyi doğrudan ya da dolaylı olarak yönlendiren tüm kamu kuruluşlarını kendisine bağlayan Çiller’in faizleri doğal yöntemlerle değil emirle düşürme girişiminde bulunması ülkeyi büyük bir krize sürükledi. 1994 yılındaki bu krizin etkilerini yumuşatmak için 5 Nisan kararları açıklandı ve bu kapsamda TL’de yüzde 51 oranla cumhuriyet tarihinin üçüncü en büyük devalüasyonu gerçekleşti.

Başta TEKEL ve akaryakıt olmaz üzere çeşitli vergilerde çok yüksek oranlarda artış yapılırken, IMF ile stand-by anlaşması imzalanarak maddi destek sağlandı.

DYP oyları eriyor, Parsadan dolandırıyor

1995 genel seçimleri Çiller’in genel başkan olarak katıldığı ilk genel seçim olurken, 1991 seçim sonuçları kıyaslandığında partisi DYP’ye yüzde 30 oranında oy kaybettirdiği gözlenir.

O günlerde yaşanan bir gelişme ise Çillerli yılları hafızalara kazıyan bir diğer olay oldu. 1995 seçimlerinden önce Çiller’i arayan Selçuk Parsadan, emekli Orgeneral Necdet Öztorun’un adını kullanarak “emekli ve muvazzaf askerlerin seçimlerde DYP’ye çalışmak istediklerini” belirterek kendisinden para talebinde bulundu. Bu talebin Çiller tarafından olumlu karşılanmasıyla Başbakanlık örtülü ödeneğinden Parsadan’a 5,5 milyar TL ödeme yapıldı.

Seçimden sonra Mayıs 1996’da patlak veren bu skandal nedeniyle Parsadan dolandırıcılıktan dolayı yargılandı ve mahkûm oldu.

“Kurşun atan da kurşun yiyen de…”

3 Kasım 1996’da Susurluk’ta meydana gelen trafik kazası ise Çiller dönemindeki devlet-siyaset-mafya ilişkilerini ortaya sermesi açısından kritik bir gelişmeydi.

Kaza olduğu sırada Refah Partisi ile DYP’nin koalisyon hükümeti iktidardaydı ve Çiller başbakan yardımcısıydı. DYP’nin Şanlıurfa Milletvekili Sedat Bucak yaralı kurtulurken, polis müdürü Hüseyin Kocadağ, kırmızı bültenle aranan cinayet sanığı ülkücü Abdullah Çatlı ve Çatlı’nın sevgilisi Gonca Us adlı kadın hayatını kaybetti.

Bu kişilerin aynı arabada olması uzun süre tartışıldı. Dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, Çatlı’yı koruduğu gerekçesiyle sert eleştirilerin hedefi oldu ve istifa etmek zorunda kaldı.

Çiller ise parti grubunda yaptığı konuşmada “Bu ülke, millet ve devlet uğruna kurşun atan da kurşun yiyen de bizim için saygıyla anılır; onlar şereflidirler” diyerek Susurluk’a adı karışanlara sahip çıktı.

Kazadan iki yıl sonra Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş’ın hazırladığı raporda Susurluk meselesinin “bir bütün ve olaylar zincirinden ibaret” olduğu belirtilerek suikast ve bombalama gibi bir dizi faili meçhul olayların Susurluk kazası sonrası “adeta bıçakla kesilir gibi durduğuna” dikkat çekildi.

Yenikapı’da yeniden sahneye çıkış

Uzun bir süre aktif siyasetten uzak olan Çiller’in 24 Haziran 2018 seçimlerine günler kala AKP’nin Yenikapı’da düzenlediği Büyük İstanbul Mitingine katılması çoğu kişi için sürpriz oldu.

İYİ Parti yetkilileri, Çiller’in Erdoğan’ın talimatıyla Meral Akşener’in oylarını düşürme amaçlı bir oluşum içinde olduğunu savundu. Akşener ile Çiller’in yolları 1990’lı yıllarda kesişmişti ve Akşener, Susurluk kazası sonrasında istifa eden Mehmet Ağar’ın yerine İçişleri Bakanı olmuştu.

Paylaşın

Akaryakıtta Verginin Kaldırılması İçin Kanun Teklifi

HDP ve CHP’li vekiller bugün ayrı ayrı akaryakıtla ilgili kanun teklifleri verdi. HDP Ekonomi Komisyonu verdiği teklifte akaryakıttan alınan verginin kaldırılmasını isterken, CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan toplu ulaşımda kullanılan akaryakıttan KDV ve ÖTV’nin alınmamasını istedi.

HDP’li Vekiller Garo Paylan, Necdet İpekyüz, Erol Katırcıoğlu ve Serpil Kemalbay söz konusu kanun tekliflerini şöyle gerekçelendirdi:

Benzin ve mazota gelen fahiş zamlar yurttaşlarımızın belini bükmüştür. İktidar, Rusya-Ukrayna savaşını bahane ederek, neredeyse her gün akaryakıta zam yağdırmaktadır. Petrol küresel piyasalarda son altı ayda yaklaşık yüzde 60 yükselirken, ülkemizde bu dönemde benzine yüzde 160, mazota yüzde 220 zam yapılmıştır.

Benzin ve mazota yağdırılan zamlar sonucunda dar gelirli yurttaşlarımız için kontak çevirmek iyice imkânsız hale gelmiştir.  Son yapılan zamlarla, benzinin litre fiyatı 20 TL’yi, motorinin litre fiyatı 23 TL’yi geçmiştir. Başta çiftçiler olmak üzere; kamyon, otobüs, minibüs, taksi esnafı akaryakıt maliyetlerine isyan etmektedir. Çiftçi tarlasını süremez, kamyon esnafı yük taşıyamaz haldedir. Fiyatların bu seviyede kalması, gıda krizinin ve ekonomik krizin derinleşmesine neden olacaktır.

Akaryakıt zamları, iğneden ipliğe bütün ürünlerin zamlanmasına neden olmaktadır. Akaryakıta yapılan fahiş zamlar yurttaşlara yüksek enflasyon, düşük alım gücü olarak yansıyacaktır. TÜİK’e göre bile yüzde 50’yi aşan enflasyon, zamlar geri alınmazsa önümüzdeki aylarda kontrolden çıkacaktır. Bu duruma karşı TBMM mutlaka sorumluluk almalıdır.

HDP Ekonomi Komisyonu olarak hazırladığımız yasa teklifiyle, akaryakıtta KDV ve ÖTV’nin sıfırlanmasını öneriyoruz. Bu sayede benzin ve mazot fiyatları yaklaşık 6’şar TL düşecektir. Teklifimizin yasalaşması, dar gelirli yurttaşlarımıza bir nebze nefes aldıracaktır.

CHP toplu taşıma için teklif verdi

CHP’li Murat Bakan da verdiği kanun teklifinde Katma Değer Vergisi Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nda değişiklik yapılarak toplu ulaşımda kullanılan akaryakıtta KDV ve ÖTV’nin kaldırılmasını önerdi.

Bakan, teklifinin gerekçesinde “Vatandaşlarımız öylesine yoksullaşmıştır ki, Anayasa ile de güvence altına alınmış gıda dahil en temel insani ihtiyaçlarını karşılayamaz noktaya gelmiş, işe gitmek okula gitmek gibi en zorunlu seyahat haklarını dahi kullanamaz hale gelmiştir” dedi.

Bakan, toplu ulaşımda kullanılan akaryakıtta KDV ve ÖTV’nin kaldırılmasının hem toplu taşıma hizmetinin fahiş akaryakıt fiyatları nedeniyle içinde bulunduğu krizden kurtulmasına önemli bir katkı sağlanacağını hem de yurttaşların toplu taşımayı daha ucuza kullanabileceğini vurguladı.

Yüzde 24’ü vergi

Bugün her benzin ve motorinden yüzde 24 oranında vergi (ÖTV + KDV) alıyor. 20,35 TL’lik benzine tüketici 5,63 TL vergi ödüyor.

Paylaşın

Cari Açık, Son 4 Yılın En Yüksek Seviyesinde

Merkez Bankası’nın verilerine göre, cari açık, bir önceki yılın aynı ayına göre 5,34 milyar dolar artarak 7,11 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bunun sonucunda on iki aylık cari işlemler açığı 20,22 milyar dolar oldu. Cari denge Ocak’ta 7,11 milyar dolar açık verdi. Böylelikle 2017 Aralık ayından bu yana en yüksek cari açık kaydedilmiş oldu.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) bu gelişmeyi dış ticaret açığının artmasına bağlıyor. TCMB’nin değerlendirmesi, bu gelişmede, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığının 6,43 milyar dolar artarak 8,33 milyar dolara yükselmesinin etkili olduğu şeklinde.

Ocak ayında portföy yatırımlarında ise 766 milyon dolar tutarında net çıkış görüldü. Alt kalemler itibarıyla yurt dışı yerleşiklerin hisse senedi piyasasında 352 milyon dolar net satış ve devlet iç borçlanma senetleri piyasasında 98 milyon dolar net satış yaptığı belirlendi.

TCMB’nin açıkladığı rakamlar, ekonomistlerin beklentileriyle de uyumlu. Piyasanın beklentisi, ortalama olarak 7 milyar 200 milyon dolar açık verileceği yönündeydi.

Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki yükseliş etkili oldu

Cari açığı azaltmak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın büyüme, ihracat, istihdam ve düşük faiz oranlarına ağırlık veren yeni ekonomi programının başlıca hedeflerinden biri.

TCMB, Erdoğan’ın ekonomi programı uyarınca politika faizini Eylül’den bu yana 500 baz puan indirdi. Bunun üzerine TL, geçen yıl ABD doları karşısında yüzde 44 değer kaybına uğradı.

Enflasyon da Şubat ayında yaklaşık yüzde 55’e yükseldi. Ocak ayında cari açıkta meydana gelen artışta, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali üzerine petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki yükseliş de etkili oldu.

Rusya-Ukrayna krizinin Türkiye’nin turizm gelirlerini de etkilemesi bekleniyor. Reuter ajansına görüş bildiren ekonomistler, Rusya’nın Ukrayna’ya girmesinden sonra yıl sonu beklentilerini değiştirdi.

Sekiz ekonomistin 2022 için yıllık cari açık beklentisi ortalama 29 milyar dolar düzeyinde. Hükümetin ekonomik programında ise bu açığın 18,6 milyar dolar olması öngörülüyor.

Cari açık bu yıl 30 milyar doları aşabilir

Ekonomist Haluk Bürümcekçi’nin değerlendirmesine göre Ocak ayına dair veriler, kötüleşme eğilimininin devam ettiğini yansıtıyor.

Son dönemde TL’nin değer kaybının beklenen ithalat azalışını getirmediğine dikkat çeken Bürümcekçi, buna karşılık doğal gaz ve petrol fiyatlarındaki belirgin artışla enerji ithalatı tutarlarının ciddi boyutta artarak cari açıktaki kötüleşmeyi hızlandırdığını ifade etti.

Bürümcekçi’ye göre, ilk aylardaki eğilimler korunursa bu yıl cari açık 30 milyar doları aşabilir. Tera Yatırım’dan Enver Erkan da Ukrayna’daki savaş durumu nedeniyle petrol fiyatlarındaki hızlı yükselişin enerji faturasını artıracağına dikkat çekiyor.

Bunun ağırlıklı etkisinin Mart ayından sonraki dönemde gözlemleneceğini belirten Erkan, kriz yaz aylarına doğru çözülmezse turizmden kaynaklı gelirlerin düşmesinin de hizmetler dengesi katkısını azaltacağını belirtiyor.

Erkan, yıllık bazda bakıldığında cari açık/GSYH oranının büyük olasılıkla 2020 seviyelerine doğru gerçekleşme eğiliminde olacağı yorumunu yapıyor.

Emtia fiyatlarındaki artış baskı yaratıyor

FX Pro’dan mali analist Alex Kuptsikevich de TL üzerindeki baskının Türkiye’nin buğday başta olmak üzere tarım ürünleri, gaz ve petrolde büyük ölçüde dışa bağımlı olmasından kaynaklandığını ifade ediyor.

Kuptsikevich, “Şubat ayında ve Mart başında emtia fiyatlarında daha karamsar bir tablo görüyoruz ve bunun ödemeler dengesi üzerinde daha da fazla baskı oluşturacağı kesin” diyor.

Temel emtia fiyatlarındaki artış, sanayi üretiminde düşüşe neden oluyor ve durumun önümüzdeki aylarda daha da kötüleşebileceği belirtiliyor.

Kuptsikevich’e göre bu durumda döviz kuru, müdahaleler veya ciddi sermaye kontrolleriyle yapay olarak belli bir düzeyde tutulmadığı sürece bir doğal damping mekanizması işlevini görüyor. Kuptsikevich sermaye kontrollerinin ise ekonominin zamanla duruma uyum sağlaması sürecini uzattığını söylüyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

“Pandemi Bitmedi, Tehlikeli Yeni Varyantlar Kaçınılmaz”

Türkiye’de ilk Kovid 19 vakasının açıklanmasının üzerinden tam iki yıl geçti. Resmi verilere göre; ilk vakanın açıklandığı 11 Mart 2020’den bugüne kadar Türkiye’de 14,5 milyon vaka görüldü. Yaklaşık 96 bin insan hayatını kaybetti.

Salgınla geçen bu iki yılda virüs binlerce kez mutasyon geçirdi. Beta, Delta, Delta Plus, Omicron gibi her yeni varyant Türkiye’de de kendini gösterdi. Omicron varyantı nedeniyle vaka ve ölüm sayıları yine tepe noktaya çıktı.

Ancak 50 binin üstünde vakanın, 130-150 arasında ölümlerin yaşandığı bir dönemde Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu tedbirleri kaldırma kararı aldı.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca,  2 Mart’ta tedbirlerin kaldırıldığını açıkladı. Bakan Koca, tedbirlere artık bireysel olarak devam edileceğini, açık alanlarda maske takma  zorunluluğunun kaldırılacağını ifade etmişti.  Kapalı alanlarda ise mesafe ve havalandırma uygunsa maske çıkartılabileceğini belirtmişti. Ayrıca stadyumlara giriş de dahil olmak üzere HES kodu sorulması uygulamasına son verilmişti.

“Yeni varyantlar çıkabilir”

“İki yılın sonunda tedbirler kaldırıldı, pandemi bitti mi, Türkiye süreci tamamladı mı?” Türk Tabipleri Birliği (TTB) Genel Sekreteri İmmunoloji Uzmanı Prof. Dr. Vedat Bulut,  pandemi ile geçen iki yılı ve tedbirlerin kaldırılmasını bianet’e değerlendirdi.

Prof. Dr. Bulut, pandeminin sona ermediğini, hatta daha tehlikeli yeni varyantlar ortaya çıkabileceğini söyledi.

Dünyadaki aşılama oranına dikkat çeken Prof. Dr. Bulut, “Şu an dünya nüfusunun sadece yüzde 54’ü aşılanmış durumda, bu nedenle önümüzdeki aylarda ve yıllarda yeni varyantlar ortaya çıkacak, bu kaçınılmaz. Eğer aşı patenti kaldırılsaydı ve aşıya erişim sağlanmış olsaydı şu an tüm dünyada pandemi sorunu ortadan kalkmış olacaktı. Bunu yapabilmenin koşulu da vardı ancak yapılmadı ve hala pandemiyle yaşamaya devam ediyoruz” dedi.

“Yoksul ülkelerde aşılama düşük”

Prof. Dr. Bulut, özellikle yoksul ülkelerdeki aşılama oranının çok düşük olduğunu söyledi ve ekledi: “Afrika veya diğer yoksul ülkelerde yeni varyantlar çıkabilir. Yoksul ülkelerde aşılama yapılmadığı için aşılama oranını en üst seviyeye çıkaran ülkelerde de virüs sürekli kendini gösteriyor bumerang gibi tekrar ediyor.  Mesela Suudi Arabistan aşılamayı yüzde 99’a çıkardı, Kanada yine aşılamanın çok yüksek olduğu bir ülke ama buna rağmen hastalık görülebiliyor.”

“Risk hâlâ devam ediyor”

Omicron’un  son varyant olmadığını özellikle vurgulayan Prof. Dr. Bulut, Türkiye’nin tedbirleri kaldırmasıyla ilgili ise; “Risk hâlâ devam ediyor, aşılamada da yeterli seviyeye ulaşılamadı durum böyleyken tedbirlerin kaldırılması Türkiye’yi büyük bir risk altına sokmak demektir” tespitini yaptı.

Türkiye’nin yanılgıya kapıldığını ifade eden Prof. Dr. Bulut, şöyle devam etti: “Omicron’un bulaş hızı çok yüksek ve hemen herkes hastalığa yakalandı. Hasta olanların tamamını izole etmek büyük bir iş gücü kaybına neden olacaktı.

“Hastalık zaten hafif atlatılıyor gibi bir algı da yaratıldı ve tedbirler kaldırıldı. Aslında kapitalizm Omicron’a diyebiliriz. Ama hâlâ her gün 140-150 insanın öldüğünü unutmamamız gerekiyor. Bu kadar insan ölürken hastalık yokmuş gibi davranmak insanların hayatını hiçe saymak anlamına geliyor.

Ayrıca Türkiye bu şekilde toplumsal bağışıklık sağlayabileceğini düşünüyor. Ama şu unutuluyor; hastalığı geçirenlerde oluşan antikor sadece o varyanta karşı koruyor, bu durum aşılamada da böyle oluyor. Yani yeni bir varyant geldiğinde ona karşı bağışıklık sağlamada ya da korumada daha yetersiz kalıyor. Moderna, Pfizer, Sputnik aşılarının tamamında koruyuculuk yeni çıkan varyantlarda düştü. Aşıları geliştirme yoluna gittiler.  Yani tedbirler kaldırılarak bağışıklık sağlanmış olmayacak.”

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan ‘Aday Alacak Mısınız’ Sorusuna Dikkat Çeken Yanıt

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Diyarbakır’da kendisine yöneltilen “Aday olacak mısınız” sorusuna “Altı liderden biri olacak ama kimin olacağı belli değil. Herkes ile uzlaşan ve görüşebilen biri olacaktır. Ama yetkiyi vereceğimiz kişinin önünü açabilmek için o verdiğimiz yetkinin düzenlemesini yapmamız gerekir. Altı liderin bu konuda uzlaşması gerekecek” şeklinde yanıt verdi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır ziyareti yakından takip edildi. Kılıçdaroğlu, Diyarbakır programının ilk gününde (10 Mart) 11 kadınla kahvaltıda bir araya geldi.

Medyascope’tan Ferit Aslan’ın haberine göre; görüşmeye, 28 Kasım 2015’te öldürülen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin eşi avukat Türkan Elçi, yerine kayyum atanan ve 22 Ekim 2019’dan bu yana cezaevinde tutulan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı’nın eşi emekli öğretmen Zeynep Mızraklı, 13 Ocak 1993’te faili meçhul cinayet sonucu öldürülen öğretmen Zübeyir Akkoç’un eşi KAMER Vakfı Başkanı Nebahat Akkoç, “çocuklar ölmesin” dediği için cezaevinde yatan öğretmen Ayşe Çelik, Diyarbakır Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Merkezi kurucusu avukat Remziye Tanrıkulu, önceki dönem Diyarbakır Barosu Başkan Yardımcısı avukat Zülal Erdoğan, önceki dönem DBP Eş Genel Başkan Yardımcısı ve avukat Feride Laçin, Sanayi Odası Kadın Meclisi Başkanı sanayici Nevin İl, Doğu ve Güneydoğu İş Kadınları Derneği Başkanı eczacı Rojda Kaya, arkeolog, araştırmacı ve yazar Nevin Soyukaya, avukat ve Artı Gerçek yazarı Nurcan Kaya katıldı.

“Altı liderden biri olacak ama kimin olacağı belli değil”

Görüşmede Kılıçdaroğlu’na cumhurbaşkanı adayı olup olmayacağını da soruldu. Kılıçdaroğlu bu soruyu, “Altı liderden biri olacak ama kimin olacağı belli değil. Herkes ile uzlaşan ve görüşebilen biri olacaktır. Ama yetkiyi vereceğimiz kişinin önünü açabilmek için o verdiğimiz yetkinin düzenlemesini yapmamız gerekir. Altı liderin bu konuda uzlaşması gerekecek” diye yanıtladı.

Katılımcılar, altı muhalefet partisi liderinin buluştuğu masada neden HDP ve başka Kürt partilerin olmadığını sordu ve Kürtler olmadan başarılı olamayacaklarını söyledi. Bunun üzerine Kılıçdaroğlu HDP ile bir sorunları olmadığını, HDP Eş Başkanı Mithat Sancar ile gerektiğinde görüştüklerini söyledi.

“Demirtaş’ı da, Osman Kavala’yı da serbest bırakacağız”

Kemal Kılıçdaroğlu, programları dahilinde gençlerle basına kapalı bir araya geldi. Kılıçdaroğlu, öğrencilerden gelen 50 soruyu tek tek cevapladı. Kılıçdaroğlu, Selahattin Demirtaş sorusuna, “Selahattin Demirtaş’ı da, Osman Kavala’yı da, askeri öğrencileri de, gazetecileri de, ne kadar haksızlığa uğramış onlara göre düşünce mahkumları varsa, tamamını serbest bırakacağız” dedi.

2016 yılında bir anayasa değişikliği geldiğini belirten Kılıçdaroğlu, “Diyelim ki Kemal Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığını kaldıracağız. Getirirler Meclis’e, Meclis’te yarıdan fazlası el kaldırsa otomatikman dokunulmazlık kalkar. Dolayısıyla Selahattin Bey’in içeride tutulmasının temel nedeni şu, hiçbir suçu yok. Hiçbir günahı yok. Zaten yargı da bunu kabul etti. ‘Cumhurbaşkanı adayı bile olabilirsiniz’ dedi. ‘Ben seni başkan yaptırmayacağım’ dedi. Madem öyle söyledin. Ben de seni içeride tuttururum dedi. Selahattin Demirtaş’ı da, Osman Kavala’yı da, askeri öğrencileri de, gazetecileri de ne kadar haksızlığa uğramış onlara göre düşünce mahkumları varsa, tamamını serbest bırakacağız. Selahattin Demirtaş ile en fazla görüşen milletvekilleri de CHP’li vekillerdir. Onu da bilmenizi isterim” dedi.

“PKK bir terör örgütüdür”

Bir gencin ‘PKK terör örgütü müdür?’ sorusunu cevaplayan Kılıçdaroğlu, “Bizim partimizin düşüncesine göre, PKK bir terör örgütüdür. Sadece bizim partimize göre değil, pek çok ülkede de terör örgütü olarak geçmektedir. Bir arkadaşımız ‘bir HDP’li vekilin dokunulmazlığı kaldırıldı, neden CHP’li vekiller el kaldırdı’ dedi. Bir milletvekilinin elinde uzun namlulu silahlarla fotoğraf çektirmesi doğru değil. Ben de yapsam suçtur.

Siz de yapsanız suçtur. Dolayısıyla böyle bir tablo hukukun üstünlüğünün tartışıldığı bir yerde kabul edilemez. Suriye ile ilişkilerimizi kesinlikle düzelteceğiz. Türkiye’de yaklaşık 6 milyon 300 bin civarında Suriyeli kardeşimiz var. Kendi özgür iradeleriyle ülkelerine göndereceğiz. Ülkelerine gidecekler. Bunun alt yapısını oluşturduk. En son Gara operasyonuna karşı çıktık. Ama ülkemize karşı da bir tehdit varsa buna da karşı çıkacağız. Benim de, partimizin de düşüncesi bu” diye konuştu.

“Diyarbakır’a gelmedik ve gelmemenin de bedelini ödedik”

12 yıldır Diyarbakır’a gelmediniz sorusunu cevaplayan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Aslında birkaç sefer Diyarbakır’a gelmiştim. Ama demek ki o zaman ortam çok müsait değildi. Benim açımdan müsait değildi. Belki Diyarbakırlılar açısından müsait değildi. Bir dönem biz göğsümüze CHP rozetini takıp değil Diyarbakır’a, Sivas’ın bu tarafına bile geçemiyorduk. Son 10 yılda değişimi yaşayan parti Cumhuriyet Halk Partisidir. Diyarbakır’a gelmedik ve gelmemenin de bedelini ödedik. Bir milletvekilimiz bile yok. Kabahat bizim. Nur arkadaşımız, ‘6 parti var.

HDP’yi neden çağırmadınız?’ dedi. Güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışması içinde HDP yoktu. Güçlendirilmiş parlamenter sistemin çalışması yaklaşık 3-4 aydır devam ediyor. 6 partinin genel başkan yardımcıları vardı, HDP yoktu. HDP’nin katkı vermediği, çalışmasında bulunmadığı bir masaya HDP’yi nasıl çağıralım. HDP diyecek ki, ben hiç bakmadım, görmedim. HDP şimdi üçüncü ittifakı kuruyor. Üçüncü ittifakı kurmasını isteriz. İki ayrı toplantı yaptılar. Biz HDP ile bütün siyasi partilerle görüşen tek partiyiz. HDP ile de görüşürüz. HDP’nin kapatılmasına, kayyum atanmasına karşıyız. Seçimle gelen seçimle gider dedik.”

Paylaşın

Akşener: Millet İttifakı’nın Adayı 13. Cumhurbaşkanı Olacak

İYİ Parti Lideri Akşener, katıldığı bir televizyon programında yaptığı açıklamada, “İster 2023’te ister daha önce yapılacak seçimde Cumhurbaşkanlığı makamı değişecek. Millet İttifakı’nın adayı 13. Cumhurbaşkanı olacak” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İstanbul’da etkili olan kar yağışıyla ilgili uyarıda bulundu. Fox TV’de İsmail Küçükkaya’ya konuk olan Akşener, FOX binasına gelmeden önce İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu aradığını belirterek, “Kendisinin AKOM’da çalışmalara devam ettiğini, vatandaşlardan çok zorunlu olmadıkça bugün yarın trafiğe çıkmamasını rica etti” dedi.

Ocak ayının sonunda İstanbul’da yaşanan yoğun kar yağışındaki mağduriyetleri hatırlatan Akşener, “Karayollarında iktidar-muhalefet diye bakılmaz. Muhalefet iktidardan, iktidar muhalefetin sisteminden güç insanların zararından artı değer devşirmesi doğru değildir. Bu defaki karda umarım koordinasyon oluşur. Sahadaki insanlardan Allah razı olsun. Felaketlerde zorluklarda afetlerde bu tür kolektif çalışmayı gerektiren zamanlarda biz geçtiğimiz karda yanlışlıklar zinciri gördük. Bu sefer öncesinden de bilgilendirildiği için vatandaş inşallah böyle bir şey olmaz. Yüksek katlarda da bu işin koordinasyonlu yürümesini eski bir bakan olarak söylüyorum” diye konuştu.

Akşener Rusya-Ukrayna kriziyle ilgili Türkiye için, “Buradaki yapılan iş yanlış. Türkiye bu yapılan işin yanlışlığı konusunda bir tutum almalı. Biz eğer buraya göz yumarsak yarın Çin’de benzer bir yönetim anlayışı var onun neticesinde Asya Pasifik’te neler olacağını anlayamayız” ifadelerini kullandı.

Akşener’in açıklamasından öne çıkanlar şöyle:

Türkiye Putin’in karşısında, yaptırımların yanında yer almalıydı ama Türkiye’nin dış politikası kişisel bir dış politika olduğu için ve dış politika iç politikanın da bir malzemesi olduğu için asimetrik bir ilişki var. Enerjini önemli bir noktasını bağlamışsınız bütün yumurtaları aynı sepete koymuşsunuz. Bu bir yanlışsınız. Putin’in karşısında ağzınızı açamıyorsunuz. Bu dış politika çok problemli dış politika. Ukrayna olan ilişkinizin silah ve savunma sanayinizin önemli bir partneri.

Şimdi dengede götürebilirsiniz ona itirazım yok Ama bir yandan SİHA, İHA’yı satacaksınız, onun yanındayız biz destekliyoruz, ama diğer taraftan birilerini göndereceksiniz Rusya’ya, Putin’den özür dilemek midir artık ne olduğunu anlamadım televizyonlara çıkacaklar İHA’ları SİHA’ları tarıma su atmak için gönderdiğinizi söyleyeceksiniz. Buna dünya güler. Bu asimetrik ilişki nedeniyle bir şey yapamazsınız. Dengeli politikasını götürmekle alakalı bir sıkıntı yok. Bizim belli tavırları koyabilmemiz lazım.

Ukrayna Rusya savaşında Rusya’ya ne kadar bağımlı olduğumuz ortaya çıktı. Ayçiçek yetiştirebilirsiniz. Ama çiftçi ‘bunu pahalıya satıyor’ diyerek dışardan almaya başladınız. Gelecek nokta bu. Covidle ders alırlar sandık. Önerilerde bulunduk. Yapmadılar. Eylem planları hazırladık. Bunun üzerine siz 300-500 yıllık araçları sökeceksiniz maden için sonra da yerine dikeceksiniz. Birisinin böyle bir şey olabileceğini söylemesi insanlara hakarettir. Erdoğan her şeyi biliyorum dediği için tarım bakanı gitti. Yeni bakan umarım gözlerin kapatıldığı her şeyi yeniden düzeltir ve çiftçiye destek olur.

Erdoğan çıkıp ‘milletim özür dilerim elimi soktum bu işe olmadı’ demeli. MB ve ekonominin başına hesap verebilir insanlar getirmeli ve hiçbir şeye karışmıyorum demeli. Göreceksiniz her şey düzelir. Arkadaşımız ‘bay uzman.’

En son doktorlar işte. Erdoğan düzenli olarak düşman ilan eder. 2002’de doktorların hiçbir işe yaramadığını iğnelerini hemşerilere yaptırdığını söylemişti. Daha düşük alan doktorlarla diğerlerini karşı karşıya getiriyor. ‘Giderlerse gitsinler’ diyen bir Cumhurbaşkanı var. İnanamadım. Bu bilinçli yapılan bir iş.

Akaryakıt zamları

Rusya’nın yayılmacı politikası var. Bunu yapabilmek için 650 milyar dolara yakın bir parayı kenara koydu diye okuyoruz. Bizim böyle zor bir durumda kaldığımızda ihtiyat akçemiz gitti. Merkez Bankası’nın rezervleri gitti ama daha ilginç bir şey var. Böyle durumlarda vatandaşı koruyabilmek amaçlı dereye sokabileceğimiz bir fon vardı, o da gitti. Gelinen noktada dolar x lira artıyor aynı anda zam geliyor. Çünkü bu aradaki mekanizmalar olmadığı için. Bütün bunların özü iş bilmezlik, savurganlık, israf ve yolsuzluklardır.

Türkiye her türlü üretimden çıktı. Elektriğe, mazota gelen bu zamlarla sanayici neyi üretebilir? Ucuz üretim yapsın ki satsın denilen bir mantık var. Halbuki ucuz üretim yerine tam tersi marka ürettiği, katma değerli ürün ürettiği bir sisteme geçmemiz lazım. Peki bütün bunlara baktığınızda o paranın bol olduğu zamanlarda Türkiye betona yatırım yaptı. Betonla beraber 5 tane şirket ortaya çıktı. Bunun neticesinde de her şeyin üstünde korunan bir insan grubu ortaya çıktı.

Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır ziyareti

Türkiye’nin her bir şehri kıymetli. Bu şehirlerde yaşayanlar birinci sınıf vatandaş. Türkiye’nin her bir vatandaşının cebinden çıkardığı nüfus kağıdı bu ülkenin tapu senedi. O nüfus kağıdında ağa da paşa da sensin. Dolayısıyla biz böyle bakıyoruz ve bu ziyaret güzel bir şey. Burada vatandaşın ayağına gidilmesi önemli.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem

İster 2023’te ister daha önce yapılacak seçimde Cumhurbaşkanlığı makamı değişecek. Millet İttifakı’nın adayı 13. Cumhurbaşkanı olacak. İkinci adım ise bu seçimde biz aynı zamanda Millet İttifakı’nın bileşenleri olarak -ki şu anda iki parti bu sistemin içinde henüz değil, çünkü Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem konusunda anlaştık. Ama diyelim ki bu noktada beraber olundu, parlamentoda da 300 civarında bu senaryoları çalışmamız lazım.

Çoğunluğu alacağız. 300-360 ya da 400 milletvekili alındığında hem parlamenter sisteme geçiş, hem de Cumhurbaşkanlığı alındıktan sonra ki yapılacak işleri planlayacak, bunların ayrı ayrı senaryolarının üstünde çalışılacak durumdayız. Yeni hem Meclisi alacağız hem de Cumhurbaşkanlığını alacağız.

Ancak bir hata yapılmasın, hatalı bir düşünceye girilmesin Cumhurbaşkanlığına yeni bir Erdoğan seçmeyeceğiz. Benim kişisel önerim bu, tek adayla gidilmesi lazım geldiğini söylüyorum. Her şeyi Cumhurbaşkanı olacak kişi üzerinden tanımlarsak bu ucube sistemin değişmesi gerektiğini atlarız. Önemli olan bu ucube sistemin değişmesi. Biz bunları başaracağız.

Kılıçdaroğlu’nun başbakan adayı Akşener sözleri

Kendisine teşekkür ediyorum ama şöyle biri durum var. Ben ‘Başbakan olacağım’ iddiasını ortaya koyduğumda ‘Cumhurbaşkanı adayı değilim’ dedim. Başbakan adaylığını da seçim sonrasında İYİ Parti’nin alacağı oylara bağladım. Yani milletimizin kararına göre başbakan adayı olabileceğim. Dolayısıyla burada bir pazarlık söz konusu değil ama Sayın Kılıçdaroğlu’na gerçekten çok teşekkür ediyorum.

Paylaşın