Süper Lig’de ‘Takım Harcama Limitleri’ Belli Oldu

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), 30 Haziran 2025 tarihli toplantısında 2025 – 2026 Sezonu Süper Lig Takım Harcama Limitlerini belirledi. Buna göre harcama limiti en yüksek kulüp Galatasaray oldu.

Haber Merkezi / Galatasaray’ı Fenerbahçe takip etti. Beşiktaş 3., Trabzonspor ise 4. sırada yer aldı.

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Kulüp Lisans Kurulu, 2025-2026 sezonu harcama limitlerini belirledi.
TFF’den yapılan açıklamaya göre son 3 sezonun şampiyonu Galatasaray en fazla harcama limitine sahip takım oldu. Fenerbahçe ikinci, Beşiktaş ise üçüncü sırada yer aldı.

Süper Lig ekiplerinin yeni sezon harcama limitleri (Türk lirası) şöyle:

1.Galatasaray: 6.137.773.446
2.Fenerbahçe: 4.816.196.233
3.Samsunspor: 1.039.453.100
4.Beşiktaş: 3.397.251.589
5.Başakşehir: 987.881.703
6.Eyüpspor: 546.553.433

7.Trabzonspor: 2.341.275.298
8.Göztepe: 552.038.071
9.Çaykur Rizespor: 1.345.252.036
10.Kasımpaşa: 481.052.381
11.Konyaspor: 1.415.698.662
12.Alanyaspor: 669.229.611

13.Kayserispor: 940.370.334
14.Gaziantep FK: 570.028.038
15.Antalyaspor: 468.999.111
16.Kocaelispor: 853.381.305
17.Gençlerbirliği: 853.381.305
18.Fatih Karagümrük: 853.381.305

Kulüp Lisans ve Finansal Sürdürülebilirlik Talimatı’na göre kulüplerin harcama limitleri belirtilen gerekçeler ve usullerle, 15 Aralık’a kadar gerçekleştirilecek başvurular ile her iki transfer ve tescil döneminin son günü en geç saat 18.00’a kadar yapılacak müracaat üzerine Kulüp Lisans Kurulu tarafından artırılabilecek.

Paylaşın

500 Kuş Türü Yok Olma Tehlikesiyle Karşı Karşıya

Yeni bir araştırma, farklı nedenlerden kaynaklı önümüzdeki yüzyılda benzersiz türler de dahil olmak üzere 500 kuş türünün neslinin tükenebileceğini ortaya koydu.

Haber Merkezi / Bu, kuş türlerinin son 500 yılda yaşadığı soy tükenmelerinin 3 katı kadar bir soy tükenmesi anlamına geliyor.

Nature Ecology & Evolution dergisinde yayımlanan araştırma, eşsiz kuş türlerinin soy tükenmesinin ekosistemlere zarar verebileceği uyarısında bulunuyor.

Araştırma, büyük gövdeli türlerin avlanma ve iklim değişikliğinden daha fazla risk altında olduğunu ortaya koyuyor. Tehlike altındaki kuşlar arasında Kosta Rika ve Panama ormanlarında bulunan çıplak boyunlu şemsiye kuşu, Güneydoğu Asya’dan miğferli boynuzgaga ve Madagaskar’a özgü sarı karınlı güneş kuşu da yer alıyor.

Reading Üniversitesi’nden Kerry Stewart, “Modern zamanlarda benzeri görülmemiş bir kuş nesli tükenme kriziyle karşı karşıyayız. Tehditleri azaltmak ve nesli tükenmekte olan türler için hedefli kurtarma programları için acil eyleme ihtiyacımız var” diyor.

Stewart, “Birçok kuş türü o kadar tehdit altında ki, yalnızca insan etkilerini azaltmak onları kurtarmayacak, bu türlerin hayatta kalabilmeleri için üreme projeleri ve habitat restorasyonu gibi özel kurtarma programlarına ihtiyaçları var” diye ekliyor.

Reading Üniversitesi’nden Dr. Manuela Gonzalez – Suarez, “Tehditleri durdurmak yeterli değil, 250 – 350 kadar türün, gelecek yüzyılda hayatta kalabilmeleri için üreme programları ve habitat restorasyonu gibi tamamlayıcı koruma önlemlerine ihtiyacı olacak” diyor ve ekliyor:

“Tehdit altındaki kuşlardan sadece 100’ü için koruma programlarına öncelik vermek, kuş şekil ve boyutlarındaki çeşitliliğin yüzde 68’ini kurtarabilir. Bu yaklaşım ekosistemlerin sağlıklı kalmasına yardımcı olabilir.”

Araştırmada, Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) Kırmızı Listesi’ndeki veriler kullanılarak, bilinen kuş türlerinin neredeyse tamamını temsil eden yaklaşık 10 bin kuş türünün davranışsal ve morfolojik özellikleri incelendi.

Paylaşın

Düşük Kan Şekerinin Beş Gizli Belirtisi

Tıbbi olarak, düşük kan şekeri veya hipoglisemi, kan şekeri 70 mg/dL’nin altına düştüğünde ortaya çıkar. Bu durum, tip 1 diyabetli kişilerde en yaygın olanıdır, ancak ailesinde diyabet veya obezite öyküsü olan kişiler de bu duruma duyarlı olabilir.

Haber Merkezi / Bazı ilaçlar, yeme bozuklukları, bazı tümörler veya kilo verme ameliyatı gibi faktörler de düşük kan şekerine neden olabilir.

İşte düşük kan şekerinin 5 gizli belirtisi:

Baş dönmesi, sersemlik hissi veya konsantre olamama: Vücut yeterli glikoz almadığında, beyin ihtiyaç duyduğu enerjiyi ememez. Sonuç olarak, baş dönmesi, sersemleme hissi veya konsantre olmakta zorluk çekilir. Bu, kan şekerinin düştüğünün ve vücudun enerjisinin tükendiğinin en yaygın işaretlerinden biridir.

El titremeleri, kaygı veya ani sinirlilik: Beyin çalışmak için glikoza bağımlıdır. Beyin yeterli glikoz almazsa, vücudunu uyarmak için adrenalin hormonu salgılanır. Bu, titreme, kaygı veya hatta ani ruh hali değişimlerine neden olabilir ve sebepsiz yere öfkeli veya kaygılı hissetmeye yol açabilir.

Hızlı kalp atışı: Vücudu uyarmanın yanı sıra adrenalin aynı zamanda kalp atış hızının hızlanmasına ve kan basıncının yükselmesine neden olan “kaç ya da savaş” tepkisini de harekete geçirir. Yüksek kan basıncına sahip olan kişiler bu belirtiye karşı daha hassas olmalıdır.

Belirgin bir nedeni olmayan mide bulantısı: Garip gelebilir ama mide bulantısı, özellikle diyabet ilacı kullanan veya gecikmiş mide boşalması sorunları yaşayan kişilerde aniden ortaya çıkabilen düşük kan şekerinin bir yan etkisidir.

Yoğun ve ani açlık hissi: Vücut yeterli yakıta sahip olmadığında, aşırı aç hisseder. Bunun nedeni, beyne “Hızlı ye!” mesajını gönderen ghrelin hormonunun salınmasıdır. Bu koşullarda, kan şekerini tekrar dengeye getirmek için tatlı yiyeceklere duyulan istek de artar.

Paylaşın

Açlık Sınırı 26 Bin Yoksulluk Sınırı 85 Bin Lirayı Aştı

Haziran ayında dört kişilik bir ailenin açlık sınırı bir önceki aya göre bin 23 lira artarak 26 bin 115 liraya, yoksulluk sınırı ise 3 bin 292 lira artarak 85 bin 66 liraya yükseldi.

Haber Merkezi / Veriler, Türkiye’de çalışanların yaşam maliyetleri ile mevcut gelir düzeyleri arasındaki makasın açılmaya devam ettiğine işaret ediyor.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ), “Haziran 2025 Açlık ve Yoksulluk Sınırı” raporunu yayınladı.

Buna göre; Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 26.115,18 TL’ye, gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 85.065,75 TL’ye bekar bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ de aylık 33.586,82 TL ’ye yükseldi.

Verilere göre “mutfak enflasyonu” verilerindeki değişim Haziran 2025 itibariyle şu şekilde gerçekleşmiştir: Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin “gıda için” yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış bir önceki aya göre yüzde 4,08 oranında gerçekleşti. On iki aylık değişim oranı yüzde 37,60 oldu. Yıllık ortalama artış ise yüzde 44,58 olarak gerçekleşti. Yılın ilk altı ayındaki değişim oranı yüzde 23,87 olarak gerçekleşti.

Gıda ürünleri fiyatlardaki değişim, harcama gruplarına göre şu şekilde oldu: “Süt, yoğurt ve peynir ürünlerinin bulunduğu grupta; takip edilen markalar arasında rekabet nedeniyle fiyat değişikliği gözlemleniyor olmasına rağmen süt, yoğurt ve peynir ürünlerinin ortalama fiyatlarında önemli bir değişiklik görülmedi.

Et, tavuk, balık, yumurta, kuru baklagiller ürünlerinin bulunduğu grupta; dana kıyma ve kuşbaşı etin kilogram fiyatında bir miktar artış tespit edildi. Balık sezonunun sona ermesiyle birçok balıkçı satış yapmazken, satışı yapılan tezgâhlarda ise az miktarda kültür balığı bulunmaktadır. Kuzu eti fiyatlarında da önemli bir değişiklik görülmedi. Tavuk etinin kilogram fiyatı markaların fiyat ayarlamalarına rağmen ortalama da değişmedi. Yumurtanın fiyatı yumurta ihracatında yapılan muafiyet düzenlemesinin etkisiyle bu ay bir miktar daha geriledi.

Kuru baklagiller (kuru fasulye, nohut, yeşil ve kırmızı mercimek) grubunda nohut ve yeşil mercimeğin fiyatı arttı. Diğer ürünlerin fiyatı sabit kaldı.

Meyve-sebze fiyatlarında mevsim koşullarına bağlı olarak beklenen gerileme geçen ay da belirtildiği üzere gerçekleşmedi. Semt pazarlarında yeşil soğan, maydanoz gibi salata yeşilliklerinin fiyatı değişmezken, mutfakların olmazsa olmazı patates ve kuru soğan da bu ay bir miktar gerileme görüldü. Meyvenin ortalama kilogram fiyatı bu ay da yükseldi. Patlıcan, kabak, fasulye, biber, salatalık ve domates fiyatı düşen sebzeler olarak gözlemlendi.

Sebze ortalama (ana yemekleri tamamlayan maydanoz, kıvırcık vb. salata yeşillikleri dâhil değil) kg fiyatı 54,46 TL, ortalama meyve kg fiyatı 138,65 TL oldu. Hesaplamada -bu ay- 19’u sebze ve 14’ü meyve olmak üzere toplam 33 üründeki fiyat değişimi dikkate alındı. Meyve-sebze ortalama kg fiyatı ise 83,33 TL (ana yemekleri tamamlayan maydanoz, kıvırcık gibi salata yeşillikleri bu hesaplamada ‘Ortalama Meyve-Sebze Fiyatı’ kapsamında değerlendirilmektedir) olarak tespit edilmiştir.

Ekmek, pirinç, un, makarna, bulgur, irmik gibi ürünlerin bulunduğu grupta; ekmeğin fiyatı değişmedi. Bu harcama grubundaki diğer ürünlerden pirinç ve makarnanın fiyatında bir miktar artış olduğu gözlemlendi. Bulgur ve un fiyatında önemli bir değişiklik tespit edilmedi. İrmiğin fiyatı aynı kaldı.

Temel yağ ürünlerinin bulunduğu grupta; margarin fiyatında artış olduğu tespit edildi. Tereyağı fiyatında belirli markalarda artış olduğu gözlemlendi fakat ortalamada fiyat değişmedi. Ayçiçek yağı ve zeytinyağının fiyatı aynı kaldı. Siyah zeytin aynı kaldı fakat yeşil zeytinin fiyatı bir miktar artış gösterdi. Yağlı tohum ürünlerinin fiyatı da aynı kaldı.

Son grupta yer alan gıda maddelerinden baharat ürünleri (kimyon, nane, karabiber vb.), çay ve ıhlamur fiyatı bu ay da değişmedi. Diğer ürünlerden pekmez de marka bazlı fiyat artışı olduğu gözlemlendi. Bal ve salçanın fiyatı arttı. Şeker ve reçelin fiyatın aynı kaldı.”

Paylaşın

Beyin Şekeri Metabolizması Alzheimer’ın Anahtarı Olabilir Mi?

Alzheimer, ilerleyici bir nörodejeneratif bozukluk olup, genellikle yaşlılarda görülen en yaygın demans türüdür. Alzheimer, beyinde beta – amiloid plakları ve tau protein yumaklarının birikmesiyle karakterizedir. Bu, nöron kaybına ve sinaptik bağlantıların bozulmasına yol açar.

Haber Merkezi / Alzheimer’ın başlıca belirtileri hafıza kaybı, bilişsel gerileme, dil ve problem çözme becerilerinde zorluk, davranış değişiklikleridir. Hastalık ilerledikçe günlük yaşam aktivitelerini bağımsız sürdürme yeteneği kaybolur. Alzheimer’ın kesin tedavisi yoktur, ancak bazı ilaçlar ve yaşam tarzı değişiklikleri semptomları hafifletebilir veya ilerlemeyi yavaşlatabilir.

Beyin şekeri metabolizmasının Alzheimer hastalığında önemli bir rol oynayabileceği hipotezi, son yıllarda bilimsel araştırmalarda dikkat çeken bir konudur. Alzheimer, beyinde beta – amiloid plakları ve tau protein yumakları birikimiyle karakterize edilirken, enerji metabolizmasındaki bozuklukların da hastalığın gelişiminde kritik olabileceği düşünülüyor. Özellikle glikoz metabolizması, beynin enerji ihtiyacını karşılamada temel bir rol oynar ve bu süreçteki aksaklıklar, nöronal işlev kaybına katkıda bulunabilir.

Beyin, enerji ihtiyacının büyük kısmını glikozdan sağlar. Alzheimer hastalarında, beyin bölgelerinde (özellikle hipokampus ve kortekste) glikoz kullanımında azalma gözlemlenmektedir. Bu durum, “beyin hipometabolizması” olarak adlandırılıyor ve hastalığın erken evrelerinde bile tespit edilebiliyor (örneğin, PET taramalarıyla). Bu metabolik bozukluk, beta – amiloid birikiminden önce ortaya çıkabiliyor, bu da glikoz metabolizmasının hastalığın bir sonucu değil, potansiyel bir nedeni olabileceğini düşündürüyor.

Alzheimer bazen “Tip 3 diyabet” olarak adlandırılıyor çünkü beyindeki insülin direnci, glikoz kullanımını bozarak nörodejenerasyona katkıda bulunabilir. İnsülin sinyal yolaklarındaki bozukluklar, beta – amiloid ve tau patolojilerini artırabilir. Diyabet hastalarında Alzheimer riskinin daha yüksek olması, bu bağlantıyı destekliyor.

Glikoz metabolizması, mitokondrilerde enerji üretimine (ATP) bağlıdır. Alzheimer hastalarında mitokondriyel disfonksiyon, oksidatif stres ve enerji eksikliği, nöronal hasarı hızlandırabilir. Bu durum, beyin hücrelerinin enerji açlığına yol açarak sinaptik işlev kaybına ve bilişsel gerilemeye katkıda bulunabilir.

Paylaşın

“Şam, Golan Tepeleri’ni İsrail’e Verecek” İddiası

Şam yönetiminin, İsrail’in kendilerini tanıması karşılığında Golan Tepeleri’nin işgal edilen kısımlarını resmen vermeye razı geldiği öne sürüldü. ABD dışında bu bölgeleri İsrail toprağı olarak tanıyan yok.

Lübnan’daki özel bir TV kanalı, pazar günkü haberinde Suriye-İsrail müzakerelerine dair önemli bir iddiaya yer verdi.

LBCI’daki Toni Mrad imzalı haberde, “Bir zamanlar hayal bile edilemeyecek bir manşet gerçek olabilir: İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’yla Şam’da görüşüyor” ifadesi kullanıldı.

Yeni Şam yönetiminin, İsrail’in kendilerini tanıması karşılığında Golan Tepeleri’nin 1967’de işgal edilen kısımlarını resmen vermeye razı geldiği öne sürüldü. Suriye’nin, Beşar Esad’ın düşüşü sırasında ve sonrasında kaybettiği topraklarıysa Tel Aviv’den geri istediği iddia edildi.

Önceden Suriye, İsrail’in Golan Tepeleri’nden tamamen çekilmesini isterken Tel Aviv bu talebi barış anlaşmasının önünde bir engel olarak görülüyordu. İki ülke, 1948’den beri teknik olarak savaş halinde.

Ahmed Şara önderliğindeki rejimin diğer talepleri şöyle sıralandı: Ülkenin güneyindeki güvenlik düzenlemelerinin açıkça tanımlanması, Ürdün, Suriye ve İsrail’in sınırlarının netleştirilmesi, ABD’nin Suriye’ye destek vermesi.

İsrail Ulusal Güvenlik Danışmanı Tzachi Hanegbi, Şam’la doğrudan temasta olduklarını geçen hafta açıklamıştı: “İsrail’le Suriye rejimi her gün her düzeyde doğrudan diyalog yürütüyor. Ben oradaki siyasi yetkililerle bu süreci yürütüyorum.”

İsrail, Suriye’ye ait Golan Tepeleri’ni 1967’den beri işgal altında tutuyor. ABD dışında bu bölgeleri İsrail toprağı olarak tanıyan yok.

İsrail’le Suriye arasında 1974’te imzalanan Kuvvetlerin Çekilmesi Anlaşması, tampon bölge ve silahtan arındırılmış bölgenin sınırlarını belirliyor. Ancak 8 Aralık 2024’te 61 yıllık Baas rejiminin çökmesiyle eş zamanlı olarak İsrail ordusunun Suriye’ye saldırıları arttı.

Ülkedeki askeri altyapıyı imha etmeye başlayan İsrail ordusu, Golan Tepeleri’ndeki işgalini genişleterek başkent Şam’ın 25 kilometre yakınlarına kadar sokuldu.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

İşsiz Sayısı 12,6 Milyon!

Geniş tanımlı işsiz sayısı mayıs ayında 12 milyon 606 bin olarak kayıtlara geçti. Geniş tanımlı işsiz sayısı bir önceki yılın mayıs ayında 10 milyon 134 bin olarak kayıtlara geçmişti.

Haber Merkezi / Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR), İşsizliğin Görünümü Raporu (Mayıs 2025) yayımlandı.

Rapordan öne çıkan bölümler şöyle: DİSK-AR tarafından TÜİK verilerinden yararlanarak yapılan hesaplamaya göre mevsim etkisinden arındırılmış geniş tanımlı işsiz sayısı ise Mayıs 2025’te 12 milyon 606 bin kişi olarak gerçekleşti.

Pandemi döneminde geniş tanımlı işsiz sayısının en yüksek olduğu ay Ocak 2021’di. Ocak 2021’de dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 12,3 ve işsiz sayısı 3,9 milyondu. Bu dönemde geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 29 ve geniş tanımlı işsiz sayısı ise 10,5 milyondu. Mayıs 2025’te geniş tanımlı işsiz sayısı pandeminin en yüksek olduğu dönemden 2 milyon 137 bin kişi yüksek hesaplandı.

Mayıs 2024 ve Mayıs 2025 arası bir yıllık dönemde dar tanımlı işsizlik azalmış olarak açıklansa da geniş tanımlı işsizlikte ciddi artış yaşandı. Mayıs 2024’te yüzde 25,4 olan geniş tanımlı işsizlik oranı son bir yılda 5,6 puan arttı. Mayıs 2024’te 10,1 milyon olan geniş tanımlı işsiz sayısı Mayıs 2025’te 12,6 milyon oldu. Böylece geniş tanımlı işsiz sayısında bir yıllık artış 2 milyon 472 bin oldu.

Geniş tanımlı işsiz sayısı Mayıs 2024’te 10 milyon 134 bin ve Mayıs 2025’te ise 12 milyon 606 bin olarak gerçekleşti. Geniş tanımlı işsiz sayısındaki artışın sebebi zamana bağlı eksik istihdam ve ümitsiz işsizler ile iş aramayıp çalışmaya hazır olanları, iş arayan ancak hemen çalışmaya başlayamayacak olanları kapsayan potansiyel işgücü sayısındaki artıştır.

Potansiyel işgücü sayısı son bir yılda 1 milyon 391 bin kişi artarak 3 milyon 869 binden 5 milyon 260 bine yükseldi. Başka bir ifadeyle Mayıs 2025 itibarıyla Türkiye’de 5,3 milyona yakın kişi, çalışmak istemesine rağmen iş bulamıyor.

İşsizlerin ezici çoğunluğu işsizlik ödeneği alamıyor

TÜİK’in resmi dar tanımlı işsizlerin ezici çoğunluğu işsizlik ödeneğinden yararlanamıyor. İşsizlik ödeneğinden yararlanma koşullarının ağır olması ve işsizlik sigortası kaynaklarının amacı dışında kullanılması sebebiyle işsizlerin büyük çoğunluğu işsizlik ödeneğinden yararlanamıyor.

Mayıs 2025’te TÜİK toplam dar tanımlı işsiz sayısını 2 milyon 972 bin kişi olarak açıkladı. İŞKUR’un Mayıs 2025 İşsizlik Sigortası Bültenleri verilerine göre ise bu ayda işsizlik ödeneği alabilenlerin sayısı 457 bin 244’tür. Böylece Mayıs 2025’te resmi işsizlerin sadece yüzde 15,4’ü işsizlik ödeneği alabildi.

Yaklaşık 2,6 milyon işsiz işsizlik ödeneğinden yoksun kaldı. Bu da işsizlerin yüzde 84,6’sının işsizlik ödeneği alamadığı anlamına geliyor.

Paylaşın

Bu Besinleri Tüketerek Diyabetin Önüne Geçebilirsiniz

Diyabet söz konusu olduğunda, çoğu kişinin aklına insülin, periyodik testler ve ilaçlar gelir. Ancak diyabetin önlenmesinde sağlıklı beslenmenin rolü de göz ardı edilemez.

Haber Merkezi / Sağlıklı besinler, özellikle düşük glisemik indekse sahip olanlar, kan şekeri seviyelerini optimum aralıkta tutabilir. Ayrıca, bu besinlerde bulunan bazı doğal bileşikler insülin fonksiyonunu artırmaya ve iltihabı azaltmaya yardımcı olabilir.

İşte diyabet yönetiminde etkili olabilecek bazı besinler:

Tam tahıllar: Yulaf, kinoa, esmer pirinç gibi kompleks karbonhidratlar, düşük glisemik indeksleriyle kan şekerini yavaş yükseltir.

Yeşil yapraklı sebzeler: Ispanak, pazı, kale gibi sebzeler düşük kalorili, yüksek lifli ve antioksidan açısından zengindir.

Meyveler (Düşük Glisemik İndeksli): Elma, armut, çilek, yaban mersini gibi meyveler lif ve antioksidan içerir, ancak porsiyon kontrolü önemlidir.

Kurubaklagiller: Mercimek, nohut, fasulye gibi besinler yüksek lif ve protein içeriğiyle kan şekerini dengelemeye yardımcı olur.

Yağlı balıklar: Somon, sardalya, uskumru gibi omega-3 açısından zengin balıklar, insülin direncini azaltabilir.

Kuruyemişler ve tohumlar: Badem, ceviz, chia tohumu, keten tohumu gibi besinler sağlıklı yağlar ve lif sağlar.

Baharatlar: Tarçın, Zencefil ve Zerdaçal’in iltihap giderici ve kan şekerini düzenleyici özellikleri vardır.

Az yağlı ve fermente süt ürünleri: Yoğurt, kefir ve az yağlı ayran, protein ve kalsiyumun yanı sıra probiyotik de içeren süt ürünleri arasındadır. Bu yararlı bakteriler bağırsak sağlığını iyileştirmeye ve kan şekerini daha iyi kontrol etmeye yardımcı olur.

Yeşil çay: Şekerli içeceklere sağlıklı bir alternatif arıyorsanız, yeşil çay harika bir seçenektir. Yeşil çaydaki antioksidanlar, özellikle EGCG, hücrelerin insüline duyarlılığını artırabilir ve kan şekerinin yükselmesini önleyebilir.

Su: Basit görünebilir, ancak susuzluk yüksek kan şekerine yol açabilir. Gün boyunca yeterli su içmek vücudun insülinle daha iyi çalışmasına ve atık ürünleri ortadan kaldırmasına yardımcı olur.

Diyabet önleyici beslenme için bazı ipuçları:

İşlenmiş gıdalardan ve ilave şekerlerden uzak durun.
Öğünlerinizi daha az ve düzenli hale getirin.
Zeytinyağı ve susam gibi sağlıklı yağlar kullanın.
Egzersizi ve fiziksel aktiviteyi sağlıklı bir beslenmeyle birleştirin.

Paylaşın

Türkiye’de İkinci El Araçlar Avrupa’dan 2,5 Kat Daha Pahalı

Türkiye’de sıfır kilometre araç fiyatları, Avrupa’ya kıyasla ortalama yüzde 70 daha yüksek. Bu fark, 0 – 5 yaş arası ikinci el otomobillerde 2,5 kata, 20 yaş ve üzerindeki araçlarda ise 5 kata kadar çıkıyor.

Almanya’da 2 bin Euro’ya satılan 20 yaşındaki bir Opel Astra, Türkiye’de 10 bin Euro’ya alıcı buluyor. Bu farkın temel nedeni, vergi yükünün her satışta araca yeniden eklenmesi.

Yüksek vergi yükü, Türkiye’de otomotiv pazarının büyüme hızını yavaşlatırken, ÖTV (Özel Tüketim Vergisi) ile ilgili olası düzenlemeler tekrar gündeme geldi. Neredeyse her ay ‘sıfır araç satışları rekor kırdı’ haberleri görülse de LenaCars’ın yaptığı kapsamlı araştırma, Türkiye’nin nüfusa kıyasla araç sahipliğinde OECD ülkeleri arasında geride kaldığını ortaya koyuyor.

2024 yılı itibarıyla Türkiye’de her bin kişiye 354 motorlu araç düşerken, Avrupa Birliği ülkelerinde bu oran ortalama 570’e ulaşıyor. Araştırmaya göre, Türkiye’de sıfır kilometre araç fiyatları, Avrupa’ya kıyasla ortalama yüzde 70 daha yüksek. Bu fark, 0-5 yaş arası ikinci el otomobillerde 2,5 kata, 20 yaş ve üzerindeki araçlarda ise 5 kata kadar çıkıyor.

Karar’dan Cihat Ceylan’ın aktardığına göre; Aradaki farkın vergilendirme sistemi nedeniyle ortaya çıktığına dikkat çeken LenaCars Genel Müdürü Selçuk Nazik, mevcut vergilendirme sisteminin hem güncelliğini yitirdiğini hem de sürdürülebilir olmadığını savunuyor.

Nazik, “Vergi politikamız gerçek piyasa koşullarına ve çevresel standartlara göre yeniden yapılandırılmalı. Bu, yalnızca tüketici için değil, yerli üretici ve yatırımcılar için de olumlu bir sinyal olur. Aynı zamanda Türkiye’nin araç sahipliği oranını OECD ortalamasına yaklaştırır. Sıfır kilometre araç fiyatlarının Avrupa’ya kıyasla bu denli yüksek olması; vergi politikalarının gözden geçirilmesi, dengeli, sürdürülebilir bir vergi politikasının ortaya konması ve tüketicinin vergi yükü altında ezilmemesi gerektiğini ortaya koyuyor” dedi.

Nazik, Türkiye’deki yüksek vergi yükünün sadece sıfır araçları değil, ikinci el piyasasını da etkilediğini vurguladı. Her 4 araçtan birinin 21 yaş ve üzeri olduğunu aktaran Nazik “Almanya’da 2 bin Euro’ya satılan 20 yaşındaki bir Opel Astra, Türkiye’de 10 bin Euro’ya alıcı buluyor. Bu farkın temel nedeni, vergi yükünün her satışta araca yeniden eklenmesi” ifadelerini kullandı.

Avrupa ülkelerinde Türkiye’deki gibi ÖTV benzeri bir ek vergi bulunmazken, vergilendirme genellikle aracın çevreye yaydığı emisyona göre yapılıyor. Türkiye’de ise sistem, alım gücüne ve vergi matrahına dayalı olarak işliyor. Bu durum, özellikle eski araçlara olan talebi artırıyor.

Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan geçen yeni ekonomi paketiyle otomobillerde uygulanan Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) oranlarında değişikliğe gidildi. Yeni düzenlemeye göre, 1600 cc motor hacmine sahip ve vergisiz fiyatı 280 bin TL’nin altında olan araçlar için geçerli olan yüzde 45, yüzde 50 ve yüzde 70’lik ÖTV oranları kaldırıldı. Artık bu araçlarda en düşük ÖTV oranı yüzden 80’den başlayacak.

“Piyasada vergi bazlı sürekli dalgalanmalar görmeye devam edeceğiz”

Yeni kanun teklifinde bazı üst segment hibritlerde ÖTV oranlarının yeniden artabileceği gündemdeyken, teşvik dengesine dikkat çeken Nazik, şu ifadeleri kullandı:

“Yüzde 10’luk dilim, orta segmente alım teşviki sunarken, üst dilimler hâlâ yüksek vergi altında. Matrah ve dilim aralıklarının güncellenmesi, gerçek piyasa koşullarına ve çevre düzenlemelerine uyarlanması otomotiv sektörünün ve tüketici güveninin önünü açacaktır. Enflasyonist ortamda matrah bazlı vergi sisteminin terk edilmesi, daha stabil, dengeli bir vergi reformu yapılması ihtiyaç. Aksi durumda piyasada vergi bazlı sürekli dalgalanmalar görmeye devam edeceğiz.”

Paylaşın

Çocuklarda Korkuya Neden Olan Ebeveyn Hataları

Ebeveynler çocukları için en iyisini ister. Birçok ebeveyn, çocuklarının korkularıyla karşı karşıya kaldıklarında, içgüdüsel olarak onları kaygı uyandıran durumlardan uzak tutmaya çalışır.

Haber Merkezi / Ancak uzmanlar, bu “ebeveyn korumasının” çocuğu yalnızca geçici olarak sakinleştirdiği ve aslında çocuğun korkuyu yenmesine yardımcı olmaktan çok korkuyu pekiştirdiği konusunda uyarıyor.

Aşırı koruyuculuk: Ebeveynlerin çocuğu her türlü riskten koruma çabası, çocuğun kendi başına problem çözme yeteneğini kısıtlayabilir. Bu, bilinmezlikten korku geliştirmesine neden olabilir.

Tehdit ve korkutma: Disiplin sağlamak için “Öcü gelir” veya “Seni bırakırım” gibi ifadeler kullanmak, çocukta güvensizlik ve korku yaratabilir.

Duyguları hafife alma: Çocuğun korkularını ciddiye almamak veya alay etmek (“Bunda korkacak ne var?”) çocuğun duygularını bastırmasına ve korkularının büyümesine yol açabilir.

Olumsuz model olma: Ebeveynlerin kendi korkularını çocuk önünde abartılı şekilde göstermesi (örneğin, böcekten aşırı korkmak), çocuğun benzer korkular geliştirmesine neden olabilir.

Sert disiplin yöntemleri: Bağırarak, cezalandırarak veya fiziksel disiplin uygulayarak çocuğu kontrol etmeye çalışmak, çocukta güven kaybına ve korkuya sebep olabilir.

Belirsiz sınırlar: Tutarsız kurallar veya beklentiler, çocuğun ne yapacağını bilememesine ve kaygı geliştirmesine yol açabilir.

Aşırı eleştirel yaklaşım: Çocuğun hatalarını sürekli eleştirmek veya mükemmeliyetçilik beklemek, başarısızlık korkusunu tetikleyebilir.

Paylaşın