Konut Temel Hak Mı Sermayenin Kâr Alanı Mı?

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (Madde 25), barınmayı temel bir insan hakkı olarak tanımlar; güvenli, sağlıklı ve uygun bir yaşam alanı olmadan bireylerin fiziksel ve zihinsel refahı sağlanamaz.

Kurtuluş Aladağ / Konutun temel bir hak olarak görülmesi, sosyal eşitlik ve kapsayıcılık açısından önemlidir. Herkesin uygun fiyatlı ve güvenli bir konuta erişimi, yoksullukla mücadele ve toplumsal istikrar için kritik bir unsur olarak öne çıkmaktadır.

Konut, ideal olarak temel bir insan hakkı olarak görülse de, kapitalist (Sermaye egemenliğine dayalı ekonomik sistem) sistemlerde sermayenin kâr alanı haline gelmektedir. Bu sistemlerde konut, bir mal veya yatırım aracı olarak kabul edilir ve ona göre değerlendirilir.

Kapitalist sistemlerde, gayrimenkul sektörü, ekonomik büyümeyi destekleyen önemli bir endüstridir ve inşaat, emlak geliştirme, finans gibi alanlarda büyük kârlar sağlar. Bu görüşe göre, konut piyasası arz-talep dinamiklerine göre işler ve devlet müdahalesi minimumda olmalıdır.

Sermayenin konutu bir kâr aracı olarak görmesi, gentrifikasyon, kira artışları ve uygun fiyatlı konut eksikliği gibi sorunlara yol açabilir. Bu durum, özellikle düşük gelirli grupların barınma hakkına erişimi zorlaştırır.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (Madde 25) gibi bir çok uluslararası sözleşmede belirtilen, konutun temel hak olması gerektiği fikri, toplumsal eşitsizlikleri azaltmayı hedefler. Ancak, sermaye egemenliğine dayalı sistemlerde bu hakkın genellikle kağıt üzerinde kaldığı sıkça vurgulanmaktadır.

Türkiye’de konut piyasası, son yıllarda yüksek enflasyon, artan inşaat maliyetleri ve spekülatif fiyat artışlarıyla şekillenirken, özellikle büyük şehirlerde, gayrimenkul yatırımı yüksek kâr getiren bir alan olarak öne çıkıyor.

Örneğin, yüksek kiralar, düşük gelirli grupların konuta erişimini zorlaştırmaktadır. Bu, devletin (Vergilerden oluşan ana sermaye) sosyal politikalarının yetersizliğini veya piyasa odaklı yaklaştığını gösterir.

Ayrıca, “kamu yararı” gerekçesiyle sunulan “kentsel dönüşüm” gibi projeler, genellikle sermaye gruplarının çıkarına hizmet ederler: Gecekondu alanlarının lüks sitelere dönüşmesi.

Çözüm önerileri

Kapitalist ekonomilerde sorunun çözümüne yönelik öneriler, konutun temel bir hak olarak erişilebilirliğini artırırken, piyasanın kâr odaklı yapısını tamamen dışlamaz ve dengeli bir yaklaşım sunmayı hedefler:

“Anayasal düzeyde veya yasal düzenlemelerle barınma hakkı açıkça tanımlanmalı ve bu hakkın korunması için bağlayıcı politikalar geliştirilmeli.

Devlet destekli kuruluşların, uygun fiyatlı konut üretimini artırması ve bu projelerin düşük gelirli gruplara öncelik tanıması.

Özel sektörün kâr motivasyonuyla uygun fiyatlı konut üretimi teşvik edilebilir. Devlet, arazi tahsisi veya vergi indirimleri gibi teşviklerle özel sektörü bu alana yönlendirilmesi.

Büyük şehirlerdeki boş veya atıl durumdaki konutlar tespit edilerek, kiralama veya satış yoluyla piyasaya kazandırılması.

Yüksek enflasyon ortamında kiracıları korumak için kira artışlarına üst sınır getirilmesi. Örneğin, kira artışlarının yıllık enflasyon oranını aşmaması gibi düzenlemeler.

Gayrimenkul spekülasyonunu caydırmak için, kısa vadeli alım-satımlara yüksek vergiler getirilmesi. Ayrıca, birden fazla konuta sahip olanlara artan oranlı emlak vergisi uygulanması.

Kiralık konutların kalite standartları ve fiyatlarının şeffaf bir şekilde denetlenmesi için bir düzenleyici kurum oluşturulması.

Şehirlerin plansız büyümesini önlemek için, yeni yerleşim alanlarında altyapı ve ulaşım imkanlarıyla desteklenen uygun fiyatlı konut bölgeleri planlanması.

Devlete ait araziler, lüks projeler yerine uygun fiyatlı konut üretimi için kullanılması.

Kentsel dönüşüm projelerinde, mevcut sakinlerin yerinden edilmesini önlemek için yerinde dönüşüm modelleri geliştirilmeli ve hak sahiplerine uygun fiyatlı alternatifler sunulmalı.

Düşük gelirli aileler için devlet destekli, düşük faizli veya uzun vadeli mortgage programları oluşturmalı. Konut kooperatifleri teşvik edilerek, bireylerin kolektif bir şekilde uygun fiyatlı konut üretmesi desteklenmeli

İnşaat malzemelerindeki fiyat artışlarını kontrol altına almak için ithalat kolaylıkları veya yerel üretim teşvikleri getirilebilir.”

Paylaşın

Milyonlarca Emekli İş Arıyor

Düşük emekli aylıkları sebebiyle milyonlarca emekli tekrar çalışıyor veya iş arıyor: 2002 yılında yüzde 36,6 olan çalışan veya iş arayan emeklilerin oranı Aralık 2024’te yüzde 65,7’ye yükseldi.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR), “Türkiye’de Emeklilerin Durumu: Emekli Aylıkları, Emekli Sayıları ve Ayrılan Kaynaklar” başlıklı raporunu yayımladı.

Rapordan öne çıkan bölümler şöyle: “Emeklilerin nüfus içindeki payı artarken pastadaki payı düşüyor. Türkiye’de emekli aylıkları dibe doğru eşitleniyor!

Türkiye’de ortalama emekli aylığı 2003’te asgari ücretin yüzde 36 üzerinde iken günümüzde asgari ücretin yüzde 22 altına geriledi!

2002’de ortalama emekli aylığının kişi başına GSYH’ye oranı yüzde 46,4 iken 2025’te bu oran yüzde 29’a geriledi.

Emekli aylığı ve hak sahiplerine yapılan ödemelerin GSYH’ye oranı AB-27 ülkelerinde ortalama yüzde 9,8 iken Türkiye’de yüzde 3,7’dir.

2009-2024 arasında Sosyal Güvenlik Kurumu’na yapılan bütçe transferlerinin Bütçe ve GSYH’ye oranı ciddi biçimde düştü.

2025 yılının ilk yarısında ortalama emekli aylığı 17.252 TL ortalama işçi emekli aylığı ise 17.089 TL’dir! Buna karşın en düşük emekli aylığı 14.469 TL’dir.

Emekliler ve onların hak sahipleri, işçilerden sonra Türkiye’nin en büyük toplumsal grubu durumundadır: 2024 itibarıyla emekli ve hak sahipleri Türkiye nüfusunun yüzde 18,5’ini oluşturuyor.

15,9 milyon emekli ve hak sahibi kişi sayısı ile Türkiye, Avrupa ülkeleri içinde emekli ve hak sahibi sayısının en fazla olduğu üçüncü ülkedir.

‘Türkiye’de emekli sayısı çok fazla, aktif/pasif oranı çok düşük’ iddiası doğru değildir.

Sosyal Güvenlik Destek Primi (SGDP) kapsamında çalışanlar aktif sigortalılara dahil edildiğinde aktif-pasif oranı 2024 yıl sonu itibarıyla 1,75’tir. Avrupa ülkelerinde ortalama aktif/pasif oranı ortalama 1,5’tir.

Düşük emekli aylıkları sebebiyle milyonlarca emekli tekrar çalışıyor veya iş arıyor: 2002 yılında yüzde 36,6 olan çalışan veya iş arayan emeklilerin oranı Aralık 2024’te yüzde 65,7’ye yükseldi.”

Paylaşın

Yaş Ayrımcılığı Nedir? Etkileri

Yaş ayrımcılığı, bireylerin yaşlarına dayanılarak önyargılara, stereotiplere veya ayrımcı davranışlara maruz kalmasıdır. Genellikle yaşlı bireylere yönelik olumsuz önyargılarla ilişkilendirilse de, genç bireyler de yaş ayrımcılığına uğrayabilir.

Haber Merkezi / Bu durum, iş hayatı, sosyal ilişkiler, sağlık hizmetleri veya toplumsal algılar gibi çeşitli alanlarda ortaya çıkabilir:

İş hayatında: Yaşlı çalışanların “teknolojiye uyum sağlayamaz” gibi stereotiplerle işten çıkarılması veya gençlerin “deneyimsiz” görülerek terfi edilmemesi.

Sosyal hayatta: Yaşlı bireylerin “yavaş” veya “yetkin değil” gibi yanlış algılarla dışlanması.

Sağlık hizmetlerinde: Yaşlı hastaların şikayetlerinin ciddiye alınmaması veya gençlerin sağlık sorunlarının küçümsenmesi.

Türleri:

Bireysel yaş ayrımcılığı: Kişisel önyargılar veya birebir davranışlar (ör. bir işverenin yaşlı bir adayı işe almaması).

Kurumsal yaş ayrımcılığı: Politikalar veya uygulamalar yoluyla ayrımcılık (ör. zorunlu emeklilik yaş sınırı).

Kültürel yaş ayrımcılığı: Medya veya toplumda yaşa dayalı stereotiplerin yaygınlaştırılması (ör. yaşlıları sadece “zayıf” veya “bilge” olarak tasvir eden klişeler).

Etkileri: Yaş ayrımcılığı bireyleri, toplumları ve kurumları çeşitli şekillerde olumsuz etkileyebilir:

Bireysel etkiler:

Psikolojik etkiler: Yaşlı bireyler, “yetersiz” veya “değersiz” gibi stereotiplere maruz kalarak özgüven kaybı yaşayabilir. Gençler, “deneyimsiz” görülerek ciddiye alınmama nedeniyle kendilerini dışlanmış hissedebilir. Anksiyete, depresyon ve stres gibi mental sağlık sorunları artabilir.

Sosyal izolasyon: Yaşlı bireyler, sosyal etkinliklerden dışlanabilir. Gençler, görüşlerinin önemsenmemesi nedeniyle topluluklardan uzaklaşabilir.

Ekonomik etkiler: İşe alınmama, terfi edememe veya erken emekliliğe zorlanma gibi durumlar maddi güvencesizliğe yol açabilir. Gençler, yaşa dayalı önyargılar nedeniyle kariyer fırsatlarını kaçırabilir.

Toplumsal etkiler

Nesiller arası kopukluk: Yaş ayrımcılığı, genç ve yaşlı nesiller arasında iletişimi ve iş birliğini azaltarak toplumsal uyumu zedeleyebilir.

Stereotiplerin yayılması: Medya ve kültürel anlatılar, yaşlıları “zayıf” veya gençleri “sorumsuz” gibi klişelerle tasvir ederek önyargıları pekiştirebilir.

Kaynak israfı: Yaşlıların deneyimlerinden veya gençlerin yenilikçi fikirlerinden yeterince faydalanamamak, toplumsal gelişimi yavaşlatabilir.

Kurumsal etkiler:

İş gücü verimsizliği: Yaşlı çalışanların erken emekliliğe zorlanması veya gençlerin potansiyelinin göz ardı edilmesi, yetkinlik kaybına neden olabilir. İş yerlerinde çeşitliliğin azalması, yaratıcılığı ve problem çözme kapasitesini de düşürebilir.

Hukuki ve itibar sorunları: Yaş ayrımcılığı davaları, işyerine maddi ve itibar kaybı yaşatabilir.

Sağlık hizmetlerinde yetersizlik: Yaşlı hastaların şikayetlerinin ciddiye alınmaması veya gençlerin sağlık sorunlarının küçümsenmesi, yanlış teşhis veya tedaviye yol açabilir.

Ekonomik ve politik etkiler

İşsizlik ve yoksulluk: Yaş ayrımcılığı, özellikle yaşlılar için işsizlik oranlarını artırabilir ve yoksulluğu tetikleyebilir.

Politik temsil eksikliği: Yaşlı veya genç bireylerin karar alma süreçlerinde dışlanması, politikaların kapsayıcılığını azaltabilir.

Paylaşın

Toplumsal Eleştiri Nedir? Türleri

Toplumsal eleştiri, toplumun yapısı, değerleri, normları, kurumları veya davranışları hakkında sorgulayıcı, analiz eden ve genellikle reform ya da değişim öneren bir yaklaşımdır.

Haber Merkezi / Bu eleştiri, toplumsal sorunları (eşitsizlik, adaletsizlik, ayrımcılık gibi) ortaya koymak, farkındalık yaratmak ve çözüm önerileri sunmak amacıyla yapılır. Edebiyat, sanat, medya, akademi veya günlük konuşmalar gibi çeşitli alanlarda ifade edilebilir.

Toplumsal eleştirinin özellikleri:

Sorgulayıcı yaklaşım: Toplumun yerleşik düzenini, alışkanlıklarını veya politikalarını eleştirel bir gözle inceler.

Farkındalık yaratma: Bireyleri toplumsal sorunlar (ör. yoksulluk, cinsiyet eşitsizliği, yaş ayrımcılığı) hakkında bilinçlendirmeyi amaçlar.

Değişime odaklanır: Eleştiriler genellikle mevcut durumu iyileştirmek veya daha adil bir toplum yaratmak için öneriler içerir.

Çeşitli yöntemler: Eleştiriler romanlar, filmler, makaleler, karikatürler, protestolar veya sosyal medya gibi farklı mecralarda sunulabilir.

George Orwell’ın 1984 adlı eseri, otoriter rejimlere ve bireysel özgürlüklerin kaybına yönelik bir toplumsal eleştiridir. Banksy’nin sokak sanatı, kapitalizm, savaş veya tüketim kültürü gibi konuları eleştirir.

Belgeseller veya haber analizleri, çevre sorunları veya sosyal adaletsizlik gibi konuları ele alarak toplumsal eleştiri sunar. Sosyal medyada yaş ayrımcılığına dikkat çeken bir paylaşım, toplumsal eleştirinin bir biçimidir.

Toplumsal eleştirinin türleri:

Yapısal eleştiri: Toplumun kurumlarına (eğitim, hukuk, ekonomi, sağlık sistemi, devlet yönetimi) yönelik eleştirilerdir. Bu tür, sistemlerin işleyişindeki adaletsizlikleri, eşitsizlikleri veya eksiklikleri hedef alır.

Kültürel eleştiri: Toplumun değerleri, normları, gelenekleri veya popüler kültürü üzerine odaklanır. Toplumsal alışkanlıklar, stereotipler veya tüketim kültürü gibi unsurları sorgular.

Bireysel / Davranışsal eleştiri: Toplumdaki bireylerin veya grupların davranışlarına, alışkanlıklarına veya tutumlarına yönelik eleştirilerdir. Bireylerin toplumsal sorunlara katkısını sorgular.

İdeolojik eleştiri: Toplumun siyasi, dini veya felsefi ideolojilerini sorgular. İdeolojilerin bireyler ve toplum üzerindeki etkilerini analiz eder.

Estetik / Sanatsal eleştiri: Sanat, edebiyat, sinema veya medya aracılığıyla toplumsal sorunların eleştirilmesidir. Toplumsal mesajlar estetik bir formda sunulur.

Ekonomik eleştiri: Toplumdaki ekonomik sistemlerin, gelir dağılımının veya iş gücü politikalarının eleştirisidir. Eşitsizlik, sömürü veya tüketim alışkanlıkları gibi konulara odaklanır.

Paylaşın

Tohum Yağları, Kalp Hastalığı Ve Diyabet Risklerini Azaltmaya Yardımcı Olabilir

Yeni yayınlanan bir araştırma, tohum yağlarında ve bitkisel gıdalarda bulunan bir omega-6 yağ asidi türü olan linoleik asitin yüksek seviyelerinin daha iyi kalp ve metabolik sağlıkla bağlantılı olduğunu ortaya koydu.

Haber Merkezi / Araştırma, soya fasulyesi ve mısır yağı gibi tohum yağlarının, bu yağların zararlı olduğu yönündeki son iddiaların aksine, kalp hastalığı ve tip 2 diyabet riskini azaltabileceğine dair kanıtlara katkıda bulundu.

Tohum yağlarının, iltihaplanmaya neden olduğu ve kronik hastalıklara katkıda bulunduğu iddialarının ardından inceleme altına alınmıştı. Ancak bu yeni araştırma, bu iddiaları çürütmektedir.

Araştırmanın başyazarı ve Indiana Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu-Bloomington’da yardımcı doçent olan Dr. Kevin C. Maki, “Araştırmamız, kanlarında yüksek linoleik asit seviyesine sahip kişilerin kalp hastalığı ve tip 2 diyabet risk belirteçlerinin daha düşük seviyelerde olduğunu buldu” dedi.

Araştırmada, bin 894 katılımcının verileri analiz edildi. Araştırmacılar, katılımcıların kan plazmasındaki linoleik asit miktarını inceledi ve bunu kalp ve metabolik rahatsızlıklarla bağlantılı çok çeşitli sağlık belirteçleriyle karşılaştırdı. Bunlar arasında kan şekeri seviyeleri, insülin, insülin direnci ve inflamasyonun birkaç temel göstergesi yer alıyordu.

Araştırmanın sonuçları her alanda tutarlıydı: “Kanlarında daha fazla linoleik asit bulunan kişilerin glikoz ve insülin seviyeleri daha düşüktü, bu da daha iyi kan şekeri kontrolü anlamına geliyordu.

İnsülin direncinin azaldığını gösteren bir belirteç olan HOMA-IR puanları daha düşüktü. Ayrıca, kalp hastalığı ve metabolik bozukluk riskinin artmasıyla bağlantılı olan C-reaktif protein (CRP), glikoprotein asetilleri ve serum amiloid A gibi inflamasyon belirteçlerinin seviyeleri de daha düşüktü.”

Dr. Maki, “Bu sonuçlar, linoleik asidin yalnızca güvenli olmadığını, aynı zamanda bazen suçlandığı hastalıklara karşı da koruma sağlayabileceğini gösteriyor” dedi.

Sonuç olarak, bu araştırma tohum yağlarının ve diğer linoleik asit kaynaklarının kalp ve metabolik sağlık için faydalı olabileceği fikrini destekliyor.

Paylaşın

Buldan’dan Erdoğan’ın “AKP-MHP-DEM” Sözlerine Yanıt : Bu İttifak Süreç İttifakıdır

Erdoğan’ın “Şimdi AK Parti, MHP, DEM en azından üçlü olarak bu yolu beraber yürüme kararı verdik” sözlerine ilişkin konuşan DEM Partili Pervin Buldan, “Yanlış bir yere çekilmesin. Bu ittifak süreç ittifakıdır” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyesi TBMM Başkanvekili Pervin Buldan, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Şimdi AK Parti, MHP, DEM en azından üçlü olarak bu yolu beraber yürüme kararı verdik” sözlerine ilişkin ANKA’ya konuştu:

“Yanlış bir yere çekilmesin. Bu ittifak süreç ittifakıdır. Başka bir ittifak olarak algılanmamalı kesinlikle. Herkesin çizgisi ve gittiği yol bellidir. Dolayısıyla Cumhur İttifakı’yla birlikte DEM Parti’nin süreç itibariyle ortak yol yürüyeceğinin bir mesajıydı bu. Elbette ki biz DEM Parti olarak bu sürecin tam merkezindeyiz ama çözmesi gereken de Cumhur İttifakı’dır. Dolayısıyla böyle bir birliktelik, ortaklaşma anlamlı olacaktır. Bence bunun adına süreç birlikteliği diyelim. Sayın Cumhurbaşkanı tarafından verilen mesaj, bu birlikteliğin süreç itibariyle olacağının da bir sinyaliydi.”

Erdoğan ne demişti?

Erdoğan, “Terörsüz Türkiye” projesine ilişkin, “Altını çizerek söylüyorum. Cumhur İttifakı olarak AK Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve DEM heyeti ile de birlikte bu süreci evelallah pişirerek geleceğe taşıyacağız” dedi. Bu hafta için DEM Parti’den Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile bir araya geldiklerini hatırlatan Erdoğan, “Oturduk, konuştuk. Beraber birlikte bu yürüyüş için neler yapabiliriz bunları konuştuk. Demek oluyormuş. Daha güzel şeyler olacak” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, “Şimdi AK Parti, Milliyetçi Hareket Partisi, DEM biz en azından üçlü olarak bu yolu beraber yürümeye kararı verdik… Şunu herkes bilsin ki artık yumrukları sıkmaya gerek yok. Musafaha edeceğiz. Kucaklaşacağız. Konuşacağız. Birbirimize karşı adım atarak yürüyeceğiz” diye konuştu. Erdoğan, “Irak ve Suriye’deki Kürt kardeşimin meselesi de unutmayın bizim meselemizdir” diyen Erdoğan, onlarla da süreci görüştüklerini, onların da “çok mutlu” olduğunu söyledi.

Paylaşın

Uranüs’ün Bir Dans Partneri Olduğu Keşfedildi

Bir grup bilim insanı, Uranüs ve Neptün arasındaki uçsuz bucaksız alanda, en az bir milyon yıldır Uranüs ile hassas çekim manevraları içinde olan küçük bir gezegen keşfetti.

Haber Merkezi / Keşif, Güneş Sistemi’nin dış kısımlarına ilişkin dinamiklere ışık tutuyor.

2015 OU₁₉₄ olarak adlandırılan küçük gezegeni özel kılan şey; Uranüs ile olan, 3:4 ortalama hareket rezonansı olarak bilinen bir ilişki içinde kilitlenmiş, dikkat çekici derecede istikrarlı ilişkisidir. Bu, 2015 OU₁₉₄’nin Güneş etrafında tamamladığı her üç yörüngeye karşılık Uranüs’ün tam olarak dört yörüngeyi tamamladığı anlamına geliyor.

Rezonans, fizikte bir sistemin (genellikle doğrusal bir sistemin) bazı frekanslarda diğerlerine nazaran daha büyük genliklerde salınması eğilimidir. Bunlar, o sistemin rezonans (tınlaşım) frekansları olarak adlandırılır. Bu frekanslarda küçük periyodik kuvvetler bile çok büyük genlikler üretebilir.

Bu hassas matematiksel ilişki, iki cismin istikrarlı bir dans içinde kalmasını sağlayan, çarpışmalarını veya birbirlerinden uzaklaşmalarını önleyen bir kütle çekim ortaklığı oluşturur.

Rezonansın, geçmişte en az bin yıl, hatta muhtemelen 1 milyon yıl boyunca istikrarlı kaldığı ve gelecekte de 500 bin yıl daha devam edeceği tahmin ediliyor. Bu, kütle çekim ortaklığının Güneş Sistemi’nin erken dönemlerinde oluştuğu ve sayısız değişime rağmen varlığını sürdürdüğü anlamına geliyor.

Keşfi önemli kılan şey, Uranüs ve Neptün’ün yörüngeleri arasında rezonans halinde bulunan hiçbir cismin daha önce  bulunmamış olmasıdır.

Araştırmacılar ayrıca, Uranüs ile aynı 3:4 rezonansını birkaç yüz bin yıldır sürdüren 2013 RG₉₈ de dahil olmak üzere başka adayları da ortaya çıkardı. Üçüncü aday olan 2014 NX₆₅, Neptün’den gelen güçlü kütle çekim etkisini gösteriyor ve bu bölgedeki kuvvetlerin karmaşık etkileşimini akla getiriyor.

Paylaşın

Zigguratlar: Mezopotamya Medeniyetinin Sembolleri

Zigguratlar, Antik Mezopotamya’da (Sümer, Akad, Babil ve Asur medeniyetlerinde) dini ve idari merkezler olarak inşa edilen, basamaklı piramit şeklindeki yapılardır.

Haber Merkezi / Genellikle tapınak kule olarak anılan Zigguratlar, şehirlerin en önemli yapılarındandı.

Çoğunlukla kerpiç (güneşte kurutulmuş tuğla) ve tuğladan yapılan Zigguratlar, genellikle kare veya dikdörtgen tabanlı, kat kat yükselen platformlardan oluşuyordu. Zigguratların en üst bölümünde, tanrıya adanmış bir tapınak bulunuyordu.

Dini ritüeller, tanrılara tapınma ve bazen astronomik gözlemler için kullanılan Zigguratlar, ayrıca idari ve sembolik bir merkezdi ve şehirlerin gücünü temsil ediyorlardı. Zigguratlar, insan ile tanrılar arasında bir köprü olarak görülüyordu; basamaklar, gökyüzüne (tanrıların mekânına) ulaşmayı simgeliyordu.

Ur Zigguratı (MÖ 21. yüzyıl, Irak): Sümer kenti Ur’da, ay tanrısı Nanna’ya adanmış, iyi korunmuş bir Zigguratır. Kral Ur-Nammu tarafından inşa edilmiştir.

Çoga Zenbil (İran, MÖ 13. yüzyıl): Elam medeniyetine ait, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan bir Zigguratır.

Zigguratların kalıntıları, özellikle Irak ve İran’daki arkeolojik sit alanlarında bulunuyor. Bunlar, Mezopotamya medeniyetlerinin mimari ve dini anlayışını anlamak için önemli kaynaklar arasındadır.

Ur Zigguratı

Ur Zigguratı, Irak’ın güneyindeki Dikar (Dhi Qar) vilayetinde yer alan Ur kentinde bulunan, Sümer medeniyetinin en önemli mimari yapılarından birisidir.

MÖ 21. yüzyılda inşa edilen bu Ziggurat, ay tanrısı Nanna’ya (Sin) adanmıştır ve Sümer kralı Ur-Nammu tarafından yaptırılmıştır.

Yapı, yaklaşık 64×46 metre tabanlı, üç ana kademeli platformdan oluşan basamaklı bir piramittir. Orijinal yüksekliğinin yaklaşık 30 metre olduğu tahmin ediliyor, ancak bugün sadece alt iki katman iyi durumdadır.

Yapının mekezi kerpiçten, dış cephesi ise dayanıklılığı artırmak için pişmiş tuğladan yapılmıştır. Üç ana merdiven (biri ön, ikisi yanlarda) Ziggurat’ın üst platformlarına ulaşıyor.

Ur Zigguratı, 2016’da, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne eklenmiştir

Çoga Zenbil

Çoga Zenbil (veya Tchogha Zanbil), İran’ın Huzistan eyaletinde, Susa’ya yaklaşık 30 km uzaklıkta bulunan, Elam medeniyetine ait bir Ziggurattır.

MÖ 13. yüzyılda, Elam kralı Untash-Napirisha tarafından inşa edilen yapı, tanrı Inshushinak’a adanmıştır. Antik Mezopotamya’nın en iyi durumda olan zigguratlarından Çoga Zenbil, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almaktadır.

Yapı, yaklaşık 105×105 metre kare tabanlı, beş katlıdır. Orijinal yüksekliğinin yaklaşık 53 metre olduğu tahmin ediliyor, ancak bugün sadece alt üç katman iyi durumdadır. Yapının en üst bölümünde, tanrıya adanmış bir tapınak bulunmaktadır.

Yapının merkezi kerpiçten , dış cephesi ise dayanıklılığı artırmak için pişmiş tuğladan yapılmıştır. Tuğlalar üzerinde çivi yazısıyla yazıtlar yer almaktadır, bu da Elam dilini ve kültürünü anlamada önemli bir kaynaktır.

Ziggurat, iç içe geçmiş kare platformlardan olmakta ve her kat, merdivenlerle üst kata bağlanmaktadır. Yapı, Dur-Untash (Untash Kenti) adı verilen bir şehirle çevriliydi.

Paylaşın

Kronik Böbrek Hastalığını Yavaşlatmak İçin Neler Yapılabilir?

Kronik böbrek hastalığı, böbreklerin kandaki atıkları ve fazla sıvıyı filtreleme özelliğini yavaş yavaş kaybetmesiyle ortaya çıkar. Doğru şekilde yönetilmez ise ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir.

Haber Merkezi / Hastalığın neden kötüleştiğini ve böbreklerin nasıl korunacağını anlamak, daha uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmenin anahtarıdır.

Kronik böbrek hastalığını yavaşlatmanın en önemli yollarından biri kan basıncını kontrol etmektir. Yüksek tansiyon böbreklere yük bindirir ve hasarı hızlandırır. Doktorlar genellikle böbrek hastalığı olan kişilerde kan basıncını 130/80 mmHg’nin altında tutmayı hedefler.

ACE inhibitörleri veya ARB’ler gibi ilaçlar, yalnızca kan basıncını düşürmekle kalmayıp aynı zamanda böbrek fonksiyonlarını da korudukları için sıklıkla reçete edilir. Tedavinin işe yaradığından emin olmak için düzenli kontroller ve takipler önemlidir.

Kan şekerini yönetmek, özellikle diyabet hastaları için aynı derecede önemlidir. Yüksek kan şekeri, böbreklerdeki küçük kan damarlarına zarar vererek düzgün çalışma yeteneklerini azaltır.

Araştırmalar, kan şekerinin sağlıklı bir aralıkta tutulmasının böbrek hasarını geciktirebileceğini, hatta önleyebileceğini göstermektedir. Kronik böbrek hastalığı ve diyabet hastaları, kan şekerini izlemek, ilaçlarını reçete edildiği gibi almak ve böbrek dostu bir diyet uygulamak için sağlık ekipleriyle yakın bir şekilde çalışmalıdır.

Beslenme, kronik böbrek hastalığının (KBH) yavaşlamasında büyük rol oynar. Sodyum (tuz) oranı düşük bir beslenme, kan basıncını ve şişkinliği azaltmaya yardımcı olur. Çok fazla tuz, vücudun sıvı tutmasına ve böbreklerin daha fazla çalışmasına neden olur. Sodyum alımının günlük 2.300 miligramın altında tutulması önerilmektedir.

Protein alımını sınırlamak da faydalı olabilir, çünkü böbrekler protein atıklarından kurtulmak için çalışmak zorundadır. Ancak, doğru miktarda protein almak önemlidir; çok az protein yetersiz beslenmeye yol açabilir. Bir diyetisyen en iyi beslenme düzeni planlamaya yardımcı olabilir.

Bir diğer ipucu da böbreklere zarar verebilecek ilaçlardan kaçınmaktır. İbuprofen ve naproksen gibi ağrı kesiciler (NSAID’ler) çok sık alınırsa daha fazla hasara neden olabilir. Yeni ilaçlar veya takviyeler almadan önce mutlaka bir doktora danışılmalı, çünkü bazıları böbrek fonksiyonlarını etkileyebilir.

Sıvı alımı önemlidir, ancak kronik böbrek hastalığı olan kişiler, özellikle ileri evrelerde çok fazla sıvı tüketmemeye dikkat etmelidir. İhtiyaç duyulan sıvı miktarı kişinin durumuna bağlıdır, bu nedenle tıbbi tavsiyelere uymak en iyisidir.

Sigara ve alkol böbrek hastalığını kötüleştirebilir. Sigara içmek kan damarlarına zarar verir ve böbreklere giden kan akışını azaltır. Alkol kan basıncını yükseltebilir ve ilaçlarla etkileşime girebilir. Sigarayı bırakmak ve alkolü sınırlamak sağlık sonuçlarını önemli ölçüde iyileştirebilir.

Düzenli egzersiz aynı zamanda kan basıncını düşürerek, kan şekeri kontrolünü iyileştirerek ve sağlıklı bir kiloyu destekleyerek de faydalıdır. Günde 30 dakika yürümek veya esnemek gibi basit aktiviteler bile fark yaratabilir.

Özetle, kronik böbrek hastalığının ilerlemesini yavaşlatmak, tıbbi tedavi ve yaşam tarzı değişikliklerinin birleşimiyle mümkündür.

Paylaşın

Bahçeli’den Demirtaş’a Teşekkür Telefonu

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, PKK’nın silah bırakma töreni sonrası, Selahattin Demirtaş’ın avukatını arayarak sürece katkılarından dolayı teşekkürlerini ve selamlarını ilettiği öğrenildi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin PKK’nın Süleymaniye’de düzenlediği silah bırakma töreninin ardından, Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a teşekkür mesajı gönderdiği öğrenildi.

Serbestiyet’in edindiği bilgilere göre Bahçeli, Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan Demirtaş’ın avukatını telefonla arayarak sürece verdiği katkılardan ötürü memnuniyetini dile getirdi.

Bahçeli, telefonda avukata şu ifadeleri kullandı: “Bu sonucun ortaya çıkmasında katkıları çok değerli ve etkili oldu. Bu vesileyle teşekkürlerimi, selam ve saygılarımı kendisine iletirseniz sevinirim.”

Mesajın iletilmesinin ardından Selahattin Demirtaş da el yazısıyla bir not yazarak Bahçeli’ye teşekkürlerini ve saygılarını sundu.

Bu karşılıklı mesajlaşma, Türkiye’de uzun süredir devam eden çatışmalı dönemin ardından atılan silah bırakma adımının, siyasi zemindeki yankılarının yeni bir boyut kazandığını ortaya koydu.

PKK kurucusu Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine PKK’lı ilk grup bugün Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bağlı Süleymaniye’de “silah bırakma” töreni düzenledi.

DEM Parti’nin verdiği bilgilere göre, aralarında KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Besê Hozat’ın bulunduğu 15 kadın 15 erkek toplam 30 PKK’lı silahlarını yakarak imha etti. 26 Kalaşnikof, 1 Kanas, 1 M4, 1 RPG ve 1 Bixi olduğu bildirilen silahlar bir kazana konularak yakıldı. Silah bırakma töreni, Casana Mağarası’nda yapıldı.

Heyet silah bırakma töreninin yapılacağı alana götürülürken, 200 kadar gazeteci töreni Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Süleymaniye kentine bağlı Dukan ilçesinde kurulan ekranda izledi.

Paylaşın